İçeriğe geç

yin&yang|yoonmin

Bölüm 4 · 18 dk okuma

yin&yang|yoonmin

Bölüm 4

0.3

Yemekhanenin uğultusu, kapıyı açtığı anda suratına çarpmıştı Jimin'nin sıcak hava ile beraber. Yıkanırken fazla zaman harcadığından biraz gecikmişti yemeğe ama Kim Reun ona her zaman en güzel tatlılardan biraz ayırırdı. Kokusu üzerine sindiğinden yemekhanede çalışmaktan hiç hoşlanmazdı Jimin ama sırf bu yüzden şenlik yapacakları zamanlarda falan yardım ederdi ona, en azından bunun bir karşılığını vermesi gerekir gibi düşünürdü. Çift taraflı kapının arkasından kapanmasına izin verdikten sonra gözlerini kalabalığın arasında gezdirip Namjoon'ların nerede oturduğunu bulmaya çalıştı. Genelde işinin arasında yemeğini yemeye gelir, geldiğinde hangi masa müsaitse oraya otururdu baş alfa. Jimin'in aksine onun oturmak için tuttuğu bir masa olmazdı ve sinir olurdu Jimin de buna. Omega Namjoon'un aksine bir şeylerin ona ait olduğunu bilmeyi severdi, bunun yemekhanede her zaman oturacağı bir yer, üzerine giydiği bir kürk ya da ayağına geçirdiği bir terlik olması fark etmezdi. Bir şey Jimin'in olarak adlandırılsın ona yeterdi. Ağabeyi ise bundan daha farklıydı, kendisine ait olarak nitelendirdiği tek şey omegası Reun'du. Jimin'e göre bu biraz tuhaftı ama düşününce ağabeyi sahiden de tuhaftı.

Örneğin Namjoon içeriye Reun'dan ve eğer engel olabilmeyi başarabilseydi Jimin'den -ki eğer istemiyorsa ilk doğan çocuk olarak annesinden ikinci çocuk Jimin'in doğmasına engel olacaktı, o ilk doğduğuna göre ikinci çocuk olarak da Jimin'in canı isterse onun yaptığı her şeyi yapabileceğini kabul etmiş olmalıydı- başkasını sokmadığı bir kulübesi vardı. Zaten alfaların davet edilmeden bir omeganın yaşadığı yere giremedikleri düşünülürse bu Namjoon'la bile alakalı değildi. Orayı sahiplenişinin tek sebebi Kim Reun'du. Jimin dönüp baktığında Namjoon'un her şeyini Reun'a adadığını görebiliyordu ki bu da ağabeyinin tuhaflıklarından biriydi ama yine de tam da onun gibi bir alfa istediği de gerçekti. Belki de bu büyürken çevresinde en çok gördüğü alfanın Namjoon olmasından sebepti. Jimin ise alfalardan sıklıkla hediye olarak aldığı kürkleri bile kendisine ait olsun, bir başka alfanın olmasın diye bir güzel temizleyip giyerdi. Tamam, bir omega olarak alfa kokusuna sarınmak elbetteki hoşuna gidiyordu ama eh, Jimin de Jimin'di yani, Kulan mıntıkasının beyaz omegasıydı. Koskoca Yeonhap'ta kaç tane beyaz omega kalmıştı ki, iki elin parmaklarını zar zor geçerdi sayıları, bir zahmet istediği zaman istediği alfanın kokusuna sarınabilsindi o da.

Çam ağacından yapılma yemekhane binasının içi sıcacıktı. Dışarıdaki o dondurucu soğuktan sonra hali hazırda üşümekten nefret eden Jimin için bir alfanın kucağı kadar sıcak gelmişti içerisi. Alfanın kucağı gibi, geçen sefer saatlerce koynunda mırıldayıp durduğu alfanın kucağı gibi. Aklına geldiğinde bile sanki burnunu alfanın boynuna yaslamış, kolları da etrafına sıkı sıkı sarılmış gibi hissettiriyordu bir anlığına dahi olsa. Kurdu da zaten alfanın pek Jimin'in aklından çıkmasına izin vermiyordu, yeniden onun kucağına dönmesi için bahaneler üretmeye çalışıyordu.

Omeganın tertemiz bahar kokusu, o daha içeriye adımını attığı anda içeriye yayılmıştı. Geldiğini gerçekten görmeseler ya da duymasalar da herkese göre biraz daha güçlü olan kokusu dalga dalga içeriye dağılmıştı. Eh, Jimin de sevilen bir omegaydı nihayetinde, en yakın olanlardan başlayarak birkaç alfanın dikkatini çekmesi de pek sürpriz olmamıştı ona. Bir de eski alışkanlıklar kolay bırakılmıyordu tabi, Jimin dikkat çekmeyi sever, bu yüzden kokusunu baskılamakla pek uğraşmazdı.

Genç omega, gözlerini ona bakan alfaların üzerinde gezdirdiğinden ilk başta ona yönelen bakışlardan aradığı kişiye ait olanını fark edememişti ama burnuna son zamanlarda hem kurdunun hem de kendisinin meftunu olduğu o koku çalındığında aradığı oyuncağı bulan bir çocuk gibi sevinmişti de. Ama bu sevinci, alfanın yanı başında oturan başka bir omegayı görünce yerini hızlıca hiddete bırakacaktı.

Jimin, kendisine bunu itiraf etmekten hoşlanmasa da -ki istediği bir şey söz konusu olduğunda hep yaptığı bir şey olmasına rağmen ilk kez bunu yapıyor olması onun için büyük bir gelişmeydi- alfayı biraz kafasına takmıştı. O amber kokusuna sarınmış sedir ağacının kokusunu ilk Namjoon'un üzerinden aldığında dikkatini çekmişti. Bir anda artık ağabeyinin kokusunu almaya başladığını sanıp şaşırmıştı ama onun nane koktuğunu biliyordu. Zaten onun kokusunun üzerinde hiçbir etkisi olmazdı tıpkı Jimin'in gardenya kokusunun Namjoon'un üzerinde bir etkisinin olmadığı gibi. Onlar için birbirlerinin isimlerinden farksızdı kokuları.

Gidip alfanın üzerinden kokusunu solumak ise içindeki bir şeyleri serbest bırakmış da yerine kendisini geçirmişti. Sürekli aklına girip girip durmuştu, başka bir şey düşünemez olmuştu. O yaşlı bunaklar hala onun uykusunu dinliyorlarsa bazen ismini sayıkladığını bile duymuş olabilirlerdi. Alfanın kokusunu aldığında davranışlarını itiraf edemese de kontrol edemiyordu Jimin. İçindeki kurdun ilkel yönlerini kaşıyıp gün yüzüne çıkarıyor, en temel iç güdüleriyle hareket etmesine sebep oluyordu. Yine de bu gerçek genel olarak kurdunun ona yaptırdıklarıyla kendi hür iradesinin yaptıkları arasında pek de değişik olmadığından da fark edilmiyor olabilirdi tabi.

Alfanın onu gördüğünü fark etmemişti omega ama bir anda burnuna onun kokusu çalınınca kurdu onu Jimin'den önce bulup ne tarafa dönmesi gerektiğini ona haber vermişti. Omeganın gözleri birkaç masa ilerisinde oturan alfayı bulduğunda ayakları ona yönelmek için hiç de vakit kaybetmemişti ilkin. Fakat Yoongi, yanında başka bir omegayla beraber bir kolunu Reun'un omzuna sarmış Namjoon'un karşısında oturuyordu. Jimin'in ismini hatırlamadığı iki alfa daha aynı masadaydılar ama Jimin ilgisini onların üzerinde bir an için bile tutmamıştı, zira alfasının yanına oturan omega fazlasıyla dikkatini çekmişti. Nasıl olurdu da o omega Jimin'in oturacağı yere otururdu? Nasıl olurdu da alfa yanına başka bir omeganın oturmasına, başka bir omeganın onun kokusuna sarınmasına izin verebilirdi? Bundan hiç hoşlanmamıştı Jimin. Hoşlanmamayı bırakın nefret bile etmişti.

Jimin, alfanın gözlerinin üzerinde olduğunu biliyor, bilmenin ötesinde hissedebiliyordu, buna rağmen çatılan kaşlarına engel olmayı bir an için bile düşünmemiş, dudaklarını büzerek kendisine oturmak için başka bir yer bakınmaya başlamıştı. Madem alfa başka bir omegayla oturabiliyordu, o neden başka alfaların masasında oturmayacaktı ki? Kurdu aklına düşen hıncını alma fikrine itiraz etse de bu kez onu dinlemedi Jimin. Dinlemeyecekti de, önce o Yoongi denen alfayı pişman edecek, sonra da o omegayı hayatından bezdirecekti. Jimin'in onun kucağında daha önceki gün saatler geçirdiğini bilmiyor muydu? Jimin'e göre herkes biliyordu bunu. Daha önceki gün Jimin ile beraber yemekhaneye gelene kadar saatlerce koyun koyuna oturmuşlar, sonra da birbirlerinin kokusuna bulanmış halde gelip bu masalardan birinde yemek yemişlerdi. Alfa Jimin'i kapısına kadar götürmüştü bile, tüm mıntıka da görmüştü bunu, kör müydü gözü de görmemişti hiçbirini? Herkes Jimin'le bu kara alfayı konuşurken sağır mıydı o kulakları da gidip Jimin'in yerine oturabilecek cesareti kendinde bulmuştu?

Hem Kim Reun'la Namjoon'a da aşk olsun, nasıl buna müsaade etmişlerdi? Tabi, birbirlerini görünce dünyayla ilgilenmemeyi tercih edebiliyor olabilirlerdi ama sonuç olarak biri Namjoon'a yanaşmaya kalksa Reun'dan önce Jimin ortalığı ayağa kaldırabilirdi. Reun'un onu anlıyor olması gerekiyordu, onun için yapıyordu bunu, birkaç kaliteli tatlı değildi yani bunun karşılığı, alfasının yanına gelen omegaları püskürtmesini iyi tatlılara tercih ederdi Jimin. Bununla da sonra ilgilenecekti. O anda acilen kıskandırması, alfalığını, Jimin'e ait olan alfalığını -evet Jimin çoktan alfayı sahiplenmeye karar vermişti- ona hatırlatması gerekiyordu. Jimin, tepesinin tası attırılmaması gereken bir omegaydı, biraz gözü dönmüş olabilirdi.

Kendisine geldiğinde, boğazından fırlamaya hazırlanan tıslamasını zorlukla bastırdığında, ona bakan alfalardan birinin masasını seçip kendi alfasının gözünün önünde tam tersi yönde ilerlemeye başladı. Yemeğini almak için sıra bekleyen birkaç kişinin olduğu tarafa göz atmak aklına bile gelmemişti, zaten çok da aç olduğu söylenemezdi. Üstelik sinirle çalkalanıp duran midesine bir şeyler göndermek pek de iyi bir fikir değildi.

Jimin, bir şey söylemeye gerek görmeden alfalardan birinin masasına yaklaşmış, ardından banktaki boşluğa ince bedenini bırakıp kürkünü çözmeye başlamıştı. Alfanın bakışları elbette Jimin'in üzerindeydi ve Jimin de elbette bunun farkındaydı. Burnuna hala yanındaki alfalardan daha çok Yoongi'nin kokusu geliyordu ve feromonlarının fısıldadıklarına göre, bunu yapan Jimin'in kurdu da olabilirdi, alfan bu durumdan hiç de hoşnut değildi. Kokusunun Jimin üzerindeki etkisini fark etmiş olacak ki onu kendisine davet etmek için kullanmaktan hiç de çekinmiyordu. İşin aslı bunu içten içe başarıyordu ama Jimin'in ne kadar inatçı olduğundan da habersizdi. Bu yüzden kurduyla büyük savaşlar vererek bu davete karşı koymaya çalışıyordu.

Aptal omega, alfanın yanına gitsene. diye buyurdu kurdu ama ona omuz silkerek karşılık verdi Jimin. Önce kendi sinirlerinin bozulduğu gibi o Min Yoongi denen herifin de sinirlerinin bozulduğundan emin olacaktı. Alfası da elbette omeganın ne yapacağını fark etmişti, kokusunu kullanarak Jimin'i yanına çağırmayı asla bırakmıyordu. Omega kokusu ile onu kışkırtmaya çalışıyor, kokusunun değişiminden etkili olduğunu da anlayabiliyordu. Üstelik gittikçe onu sinirlendirme hedefine yaklaştığının da bilincindeydi omega, Oh oluyor sana, diyip duruyordu kendi kendine.

Omeganın kurdu, omeganın ne yaptığını elbette çok iyi biliyordu, buna rağmen böyle oyunlardan normal koşullarda hoşlanıyor olsa da o anda bir an önce alfanın yanına gidip onun kokusuna bulanma isteği daha ağır basıyordu. Bu yüzden ona vazgeçmesini, acısını sonra çıkarmasını söyleyip duruyordu, Jimin'in bir an önce o ambere sarılmış sedir kokusuyla aklını başından alan alfaya sarınmasını, kurdunun da yine onun kurduna dolanmasını istiyordu.

Jimin, masasındaki alfalarla konuşmaya başlayınca Yoongi kendi masasına olan ilgisini büsbütün kaybetmişti. Elbette omeganın ne yapmaya çalıştığını kurdu gibi kendisi de çok iyi biliyordu. O masaya gitmesinin tek sebebi yine alfanın kendisiydi fakat Yoongi, onun başka alfaların yanını her ne olursa olsun tercih etmesine biraz içerlemişti. Omegaya yaklaş. diye emretti kurdu zihninin içinde alfaya, Jimin'in bu küçük oyunundan biraz keyif aldığını gizleyemezdi kurdu. Fakat nihayetinde bir alfaydı ve omegasını paylaşmaktan hoşlanmıyordu Yoongi, kokusuna çalınan öfkede bundan sebepti. Ona göre beyaz omeganın yeri hemen kendi kucağıydı.

Yoongi, kurdunun emrini yerine getirirken üzerine pek düşünmeye gerek görmemişti. Bu yüzden bankın üzerinde kayarak yanında oturan omega ile aralarındaki mesafeyi azaltırken çattığı kaşlarını omegasının üzerinden ayırmamıştı.Onun gözlerini nasılda irileştiğini, dudaklarının da nasıl sözlerini yarıda keserek aralık kaldığını gözünden kaçırmamıştı böylece. Fakat onu kendisine davet etmek için bıraktığı kokunun yanındaki omegayı da etkilediğini onun böğürtlen kokusu burnuna dolana kadar fark edememiş olması da yine tüm dikkatini Jimin'in üzerine harcamasından kaynaklanmıştı. Kimseye yanlış bir işaret vermek istemezdi Yoongi, onun yolu şimdiden belliydi.

Bunu fark eden yalnızca Yoongi olmamıştı, alfanın kokusundan dikkatini çekmeyen Jimin de elbette aynı kokuyu almış, alfanın ısrarlı bakışlarına burnuna dolan böğürtlen kokusuyla beraber karşılık vermişti. Alfa onu yanına çağırıp duruyordu ve anlaşılan Jimin'in oyunlarına karşılık vermekten de hiç çekinmeyecekti. Jimin küçük bir savaştan kaçacak değildi ama hiç yoktan omegalar arasında Yoongi'nin popüler olmasını da istemezdi yani. Onun olması, ona has olması Jimin için yeterliydi.

Jimin, bir kez daha kaşlarını çatıp dudaklarını büzdüğünde alfa da tek kaşını havaya kaldırmıştı ona hamlelerine karşılık vermekten hiç de çekinmediğini göstermek için. Etraftaki birkaç omeganın daha başını çevirip alfasına döndüğünü fark eden kurdunun da etkisiyle oyununa son vermesi gerektiğini anlamıştı. Bu yüzden masadakilere hiçbir şey söylemeden ayaklandığında -ki mıntıkadakiler Jimin'nin tuhaflıklarına alışalı çok oluyordu- Yoongi zaferin damarlarında çağladığını hissedebiliyordu. Alfa, Jimin'in kendisine attığı her adımda zaferinin keyfini sürmekle kaynağı yaklaşan bahar kokusunun tadını çıkarmak arasında gidip geliyordu. Kurdu, ufacık bir hareketle omegayı dize getirmeyi başardığı için kendisiyle gurur duyuyordu.

Jimin, omega ve alfanın arasındaki bir kişinin zar zor sığacağı boşluğa bedenini bırakana kadar sürmüştü kara alfanın kararsızlığı, ardından neredeyse kucağına oturan Jimin küçük zaferini unutturmuştu bile ona, tercihini onun yakınlığının verdiği hazzın keyfini çıkarmaktan yana kullanmakta karar kılmıştı böylece.

"Hoş geldin Jimin-ah." diye mırıldandı usulca. Bacaklarının sertliğini kendi kucağında hissedebiliyor, onu tamamen kucağına çekmek istiyordu yeniden. Kokusu, her soluğuna karışıyordu alfanın, kendisi bahardı ve alfanın içine de çiçek bahçeleri kuruyordu. O bahçenin merkezinde ise büyüleyici kokusu ile güzelim bir gardenya duruyordu. Rüzgar onun yapraklarını okşamak için esiyor, güneş onu parlatmak için doğuyor, ay onun güzelliğine meftun olduğundan gökte yükseliyordu.

Omega, en güzel çiçeklerden çaldığı kokusuyla baharı getiriyordu sanki o kara kış gününde Yoongi'nin yüreğine. İçini sıcacık kılıyor, gelip bir de koynuna girerse eğer onu mest ediyordu.

Artık omzu iyileştiğinden kolunu onun etrafına sarmaktan çekinmemişti. Üstelik omeganın da bu yakınlığından keyif aldığını bildiğinden tereddüt de etmemişti teklifsizce ona sarılırken. Sıcaklığıyla ona biraz daha yaklaşmıştı omega ve işte bu, alfanın hiçbir zaman sıkılmayacağı bir şeydi ona böyle sokulduğu sürece. Alfanın gözleri Jimin'in bembeyaz saçlarında, hafifçe renklenmiş yanaklarında ve süt beyaz boynunda gezindi, ama omeganın dikkati kendisinde değil, hemen yanında kalan omeganın üzerindeydi.

Yoongi'nin ismini o anda hatırlayamadığı omega Hye-jin, sert bakışlarla Jimin'e bakıyordu ve Jimin de ona yüzündeki aşağılayıcı ifadeyi göstermekten hiç mi hiç çekinmemişti. Gözlerini kısmış, büzdüğü dudaklarını ona bir şey söylemek için aralamak üzereyken alfa onu zapt edebilmek için önünde açığa çıkan ensesine doğru bırakmıştı soluğunu. Omeganın dikkatini üzerinde istiyordu.

Dudaklarından dökülmek üzere olan kelimeler Jimin'in dilinde patlamıştı bu kez. Sırf alfanın nefesi tenine çarptı diye tüm bedeninin uyarılması normal miydi? Beyaz kurt da onun gibi afallamış, kuyruğunu kara kurdunun kuyruğuna dolamıştı. İri iri açtığı gözleriyle hızlıca başını alfaya çevirmişti, dudakları bu kez konuşmak için değil şaşkınlıkla aralanmıştı ve Yoongi, onları izlerken yüzüne çarpık bir gülüşün yayılmasına engel olamamıştı. Kalın ve soğuk havadan yeni geldiğinden kıpkırmızılardı, güzel yüzünde başka bir yere bakmasını, her santimine ayrı ilgi göstermesine engel oluyorlardı alfanın. Gözlerini nereye çevirirse çevirsin bu dudaklardan başka bir şey göremeyecekmiş gibi geliyordu ona o anda, ne o ipek gibi beyaz saçlarına, ne teninde gezinirken aklını kaybedeceğini sandığı ufak burnuna, ne de buz mavisi gözlerine çıkartabiliyordu bakışlarlarını. Bunun ne kadarını onun kurduna dolanan kurdu yaptırıyordu bilmiyordu Yoongi ama onun her şeyini kendisine istiyordu. Alfanın kurdu, omeganın kurdunu kendine istiyordu.

"Bana geldin sanıyordum?" diye sordu alfa, Jimin'in diğer omegayla ilgilenmesini, her ne kadar eğlenecek olsa da çıkaracağı küçük tartışmayı izlemek istemiyordu. Bakışlarından, çıkardığı kamburundan belliydi omeganın ne yapacağı ve alfa, bu küçücük tanışıklıkları süresince omegayı tahmininden de iyi tanımıştı. Daha önce hiç bu kadar doğası gereği davranan birini görmemiş, tanımamış olmasına rağmen hem de. Jimin, güzel bir bedene saklanmış olabilirdi ama her şeyiyle tam bir kurdu bünyesinde barındırıyordu. Ve şanslıydı ki alfa, bu omega için seçilmişti.

"Beni istedin sanıyordum?"

Alfa, yalnızca gülmekle yetinmişti omeganın sorusuna. Omegayı kucağına çekebilirdi tekrar, omeganın da bunu bir itirazı olmazdı, kurdu da kendisi de farkındaydı bunun. Fakat alfa, kendisini çoktan sahiplenen Jimin'le biraz oynamak istiyordu. Tanışıklıkları süresince her seferinde yaptığı gibi kendisine gelmesini istiyordu. Ve anlaşılan alfa tabağındaki patateslerden alıp omeganın dudaklarına götürdüğünde parmak uçlarına dudaklarını sürterek kızartmaları alışından omeganın bunu her seferinde yapabileceğine emin olmuştu. Omega sahiden de çoktan alfayı sahiplenmişti ve Yoongi, bunu bilmenin ona verdiği hazzı omeganın da yaşamasını istemişti.

"İstiyorum tabi." diye fısıldamıştı yaklaşıp omeganın kulağına, dudaklarının kulağına çarptığından emin olmayı da ihmal etmemişti tabi.

Jimin, ağzındakileri çiğnerken alfanın tabağına çevirdiği mavi gözlerini hemen burnunun ucundaki alfaya kaldırdı yeniden. Tam kokusunun varlığına alıştığını sandığında yeni bir dalga bedenine çarptığından biraz zihni dağılmış, aklı karışmıştı. Halihazırda da biraz dengesiz olan yapısı yaşadığı duygu geçişleri sonrasında iyice allak bullak olmuştu. Yine de söylediklerini anladığında kaşları kendisinden habersizce havalanırken alfanın süt beyaz tenini tatmak için yoğun bir istek duymuştu içinde. Yaklaşmakta olan kızgınlığına verdi bu dikkat dağınıklığını. İhtiyacı olmasa da ıslattığı dudaklarını alfanın teninde gezdirmeyi istemesi şaşılacak şey değildi neyseki. Zira teni, kokusu gibi davetkardı alfanın.

"Şimdi bir şeyler ye," diye devam etti alfa, önce hızlıca bir nefes alarak omeganın gardenya kokusunu ciğerlerine hapsetmiş, ardından bakışlarını dudaklarından ayırmak için aniden içinde bulduğu güçle gözlerini önündeki yarısı yenmiş yemeğine çevirmişti. "aç kalmanı istemem."

Jimin kendisini alfa kadar hızlı toparlayamamıştı. Birkaç saniye başını öne eğen alfayı izlemiş, ardından da gözlerini etraflarındaki diğer herkese çevirmişti. Namjoon, onun geldiğini bile fark etmişe benzemiyordu, tüm dikkati dudaklarını saçlarına yasladığı omegasındaydı. İsmini hatırlamaya çalışmadığı iki alfa çoktan kalkıp gitmişti ve diğer omega ise, Jimin'in varlığından rahatsız olduğunu saklamaya gerek görmeden kalkmak üzereydi. Ona ikinci kez bakmadı bile Jimin.

Yemeklerinin geri kalanı boyunca alfa dirseğini masaya yaslayıp Jimin'in neler yaptığını sormuş, kendi yemeğini onunla paylaşırken ve zaman zaman da bizzat o güzel parmakları ile Jimin'e kendisi yedirirken kendi gününden bahsetmişti. Jimin de alfa gibi dirseğini masaya yaslayarak tamamen alfaya dönük oturmuş, yemekhanenin ve dünyanın geri kalanını ikisi de umursamamıştı. Ve bu, Namjoon nihayet onların varlığını hatırlamaya karar verene kadar böylece devam etmişti.

***

Park Jimin, öyle yaptığı şeyleri neden yaptığını, sevmediği birini neden sevmediğini ya da hareketlerinin sonuçlarını düşünmeyi kendine huy edinenlerden değildi. Neyse oydu, birini sevmemesi için önemli bir sebebi olmasına gerek olmazdı, bir şeyi yapmadan önce tartıp biçmez, hareketlerine bir neden bulmaya çalışmazdı. Herkes de onu böyle bilmiş, böyle kabul etmişti zaten. Ama o akşam alfa ile yan yana başlayan yürüyüşleri birbirine çarpıp duran kollarının birbirlerine dolanmasıyla devam ederken ve yerleşim alanlarının merkezinde kalan yaşlı kurtların konutlarına doğru giderken o bunaklardan neden nefret ettiğini düşünmüştü.

Her şeye karışıyor olmaları büyük bir etken gibi görünüyordu, Jimin'i yaz kış demeden o mağaraya sürüklüyor olmaları ve sürekli çökmüş gözlerini onun üzerine dikmeleri de kesinlikle büyük bir etkendi. Fakat o akşam Jimin onlardan daha önce hiç bu kadar nefret etmemişti. Bunun sebebi ise şüphesiz biraz sonra alfanın kollarından ve kokusundan onlar yüzünden kopacak olmasıydı. Kurdu da bu durumdan memnun olmasa da söz konusu yaşlılar ve onların Jimin'e yaptırdıkları olduğunda hep yaptığı gibi sessizliğe bürünmüş, Yoongi'nin kurduyla ayrılmadan önce koklaşmaya devam etmişti.

Jimin, gerçekten alfanın koynundan ayrılmak istemiyordu. Öncelikle hava çok soğuktu ve alfa sıcacıktı, Jimin'in etrafına sardığı kollarının arasında hiç üşümemişti. Ayrıca çok güzel kokuyordu, omega onun ilkin amber kokusunu alıyor, ardından içine sindirmeye çalışırken sedir kokusunu fark ediyordu ve sanki her soluğunda kokusu daha bir güzelleşiyordu. Alfanın yutkunup durdukça aşağı yukarı hareket eden bir aldem elması vardı -ki Jimin gözlerinin sıklıkla oraya takıldığının farkındaydı, Jimin onu izlerken sanki hipnotize olmuş gibi kilitlenip kalıyordu. Ve ses tonu... Jimin, alfa konuştukça sesinin onu bedeninin sardığı gibi sardığını hissediyor, onu dinlemeyi bırakmak hiç istemiyordu. Normal koşullar altında kendisi fazlaca konuşkan bir yapıya sahipti fakat alfa söze başladığında Jimin hiç susmasın istiyordu.

"Park Jimin." dedi bir anda alfa, Jimin önüne bakmak yerine alfanın yüzünü izliyor, alfa da ikisinin yerine adımlarını attıkları yeri kontrol ediyordu. Sung-eun'un kulübesine pek de uzakta değillerdi, gecenin karanlığında penceresinden dışarıya taşan sarı ışık hüzmelerini görebiliyorlardı ve Jimin o bunağın pencerenin kenarına sandalyesini çekip kendisini gözlediğini adı gibi iyi biliyordu. Onu duyduğuna dair bir mırıltı çıkarıp devam etmesini bekledi omega. "Başkalarının kürkünü giymeni istemiyorum." Yürümeyi bırakmışlardı.

Jimin ise buna hazırlıksız yakalanmıştı. Ona kürk hediye eden birçok alfa olmuştu o güne kadar, Jimin de canı hangisini isterse onu giymişti hep. Eskiden olduğu kadar önemli değildi artık bir omeganın kimin kürkünü giydiği, bu gelenek tarihin sayfaları arasına karışmaya başlamıştı artık. Jimin ve akranı omegalar için en azından öyleydi, arada hala daha bu geleneği devam ettirenler de yok değildi. Üstelik alfa Jimin'e bir kürk vermiş olsaydı Jimin de başkalarının kürkünü giymezdi. "Ne?"

"Benimkini giy." dedi Yoongi onun sorusunu duymazdan gelerek. Elbette Jimin'in farklı farklı kürkler giydiği gözünden kaçmamıştı, Jimin'in ilgi gören bir omega olması onun beklediği bir şeydi zaten. "Sana benim kürkümü vereceğim."

Jimin, gözlerini kırpıştırmıştı birkaç kez şaşkınlıkla, dudaklarının aralık kaldığını bile alfa uzun parmaklarıyla uzanıp okşayana kadar fark etmemişti, tıpkı alfanın kürkünü giymeyi istediğini fark etmediği gibi. Beyaz kurdu, onun kokusunun sürekli üzerlerinde olacağı fikriyle mest olmuştu bile. Heyecanla kasılmıştı midesi."Giyerim." diye zorlukla mırıldandı Jimin, bir yandan da başını sallayıp duruyordu, alfanın göz alıcı gülümsemesi ile ödüllendirildi omega.

Yoongi, parmaklarını Jimin'in suratından çekme konusunda aceleci davranmamıştı. Soğuk havada kurumuş dolgun dudaklarını başparmağı ile nazikçe okşamış, Jimin diliyle dudaklarını ıslatmadan önce çenesine geçmişti ama omeganın yaptığını gördükten sonra derin bir nefesi ciğerlerine hapsederek geri dudaklarına dönmüştü.

Alfanın aldığı her soluğa omeganın kokusu karışıyordu, kurdu ona daha fazla dokunması için neredeyse yalvarıp duruyordu zihninin içinde. Gözleri tembelce yukarılara, omeganın gözlerine tırmandığında yarıya düşmüş göz kapaklarıyla karşılaşmak onu kışkırtıyordu. Birbirleriyle harman olan kokularının ne denli ağırlaştığını fark edemeyecek kadar etkilenmişti Yoongi ve Jimin de ondan aşağıda kalır gibi değildi. Beyaz dişleri kırmızı dudaklarını yakaladığında içinde tuttuğu hava dudakları arasından kaçıp gitmişti.

"Alfa," diye sızlandı Jimin, midesi dönüp duruyor, dizleri titriyordu neredeyse. Alfanın kokusu onu uyuşturmuş, alfanın dokunuşlarını isteyen yanının dizginlerini elden kaçırmıştı. Aralarında yok denecek kadar az bir mesafe olması omegayı çığrından çıkarıyordu o anda. Onu bekleyen bunaklar ve geciktiği için ona edecekleri onca eziyet umrunda bile değildi. Alfadan parmağını alt dudağına daha çok bastırması dışında bir hareket gelmeyince sesi cümlesinin devamında daha çok ağlar gibi çıkmıştı. "beni öpmeyecek misin?"

"Öpmemi mi istiyorsun?" diye sordu alfa ona acı çektirmekten zevk alırmış gibi. Omeganın ellerinin yükselip omuzlarına konduğunu hissetti ilk, ardından parmak uçlarında kalkıp ona yaklaşmaya çalıştı ama alfa, yüzlerini birbirinden hafifçe uzaklaştırmıştı. Jimin'in bu kez sızlanması daha çok anlaşılmaz kelimelerden ibaretti. Ama alfa ısrarcıydı, derinleşen, omeganın aklında ne varsa silip dünyayı kendinden ibaret bırakan sesiyle eklemişti. "Söyle."

"Öp," diye soludu omega, sesi incelmiş, elleri de alfanın ensesine dolanmıştı. Beyaz saçları arada bir rüzgarla dalgalanıyor, şampuanının kokusunu da kendi kokusuna harman ediyordu. Göz kapakları kapanmak üzereydi ve bu, alfayı öyle derinden etkiliyordu ki omega bunu tahmin bile edemezdi. "öp beni."

Alfa güldü. Usulca, yumuşacık bir sesle güldü. Omega, ona sokulmaya, alfayı kendine çekmeye çalışıyordu, fark edemedi bile güldüğünü. Dudaklarının nasıl iki yana doğru genişlediğini, elmacık kemiklerinin nasıl belirginleştiğini ve gözlerinde kısa bir an için çakan şimşeği göremedi. Yalnızca alfanın dudakları onunkileri yakalamadan önce sıcak nefesini dudakları üzerinde hissetmiş, hemen ardından da onunkilerle kavuşmuştu. Bedeninin alfa tarafından sarılıp kendisininkine bastırılması da Jimin'in onun kuzgun karası saçlarını kavramasının peşi sıra gelmişti.

Omega, zihninin içinde çığlık çığlığa bağıran kurdunu bile duymuyordu damarlarına hızla pompalanan kanın sesinden. Dudakları, kendisinkiler kadar kalın olmasa da alfanın dudakları arasında eziliyor, uzun parmakları teninde geziniyor, solukları tükeniyor ve dili Jimin'in soğuk dudaklarını okşuyordu. Alfanın dişlerini dudaklarında hissedene kadar zorlukla bastırdığı inlemesi aldığı küçük ısırıkla beraber boğazından ondan izinsizce yükselmiş, alfayı bir kez daha keyifle gülümsetmişti. Bir elini omegayı ensesinden kendisine bastırmak için kullanırken diğerini omeganın belinden kalçasına kadar indirmiş, avucunu dolduran sıkı etini biraz sertçe sıkıp omegadan yeni bir inleme daha kazanmıştı.

Alfa bir kez daha omeganın dudağına dişlerini geçirerek hafifçe geriye çekilmeden önce kendisini ona itmiş, nefesinin kesilmesine gülümseyerek dudaklarından kendininkileri çekmişti. Zira yolun ortasındalardı ve Yoongi'nin kırık kaburga kemiklerinin tam olarak iyileştiği söylenemezdi, şaş kaza daha kıyıda bir yerde, yemekhanenin az evvel kullandıkları tenha çıkışında veyahutta omeganın sırtını yaslayabileceği herhangi bir ağacın dalları altında olsalardı bir an bile düşünmezdi pantolonlarını sıyırmadan önce. Şimdiyse yalnızca içinde büyük bir arzuyla, ikisinin de nefesleri yarım yamalak ve hızlıyken alnını alnına yaslayarak durmak zorunda kalmıştı. Omeganın kurdu gibi alfanın kurdu da öfkeyle köpürmüş, sivri dişlerini göstererek hırlıyordu.

Beyaz omega bu öpücüğü yeterli bulmamıştı, karnında ağrılarla ve bacaklarının arasında zonklayan organıyla yarıda kesilmişti. Kızgınlığına daha vakit vardı, nasıl bekleyecekti? Alfa neyseki hemen geri çekilmedi, soluklarını onunkilerle beraber dinlendiriyor, omeganın kokusunu ciğerlerine istifliyor, kızaran yüzünü ve öpüşünün ardından kabaran dudaklarını izliyordu.

"Park Jimin," diye soludu alfa omeganın adını o akşam ikinci kez. Omega ona karşılık vermek yerine mavi gözlerini kapattı, parmak uçlarında yükselip alfanın dudaklarına küçücük ve az önceki öpüşmelerinden daha yakıcı bir etkisi olan öpücük kondurup güç bela kendini alfadan koparıp konutlara doğru ilerledi. Eğer o anda gitmezse, kurdunun kurdundan, ellerinin alfanın üzerinden bir daha hiç ayrılamayacağının farkındaydı.

____

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.