İçeriğe geç

yin&yang|yoonmin

Bölüm 3 · 22 dk okuma

yin&yang|yoonmin

Bölüm 3

0.2

Mıntıkadaki herkes, başta ağabeyi ve liderleri Namjoon, topluluğun önde gelen isimleri, artık bu taraklarda bezi olmayan yaşlılar ve bir kez kızgınlığını beraber geçirdiği avcı kurtlardan biri olmak üzere o küçük toplantıdaki herkes Jimin'in yaralı alfanın yanına gitmesine karşı çıkmıştı. Sanki onu tanımıyormuş, bu kendilerince koydukları yasak onu daha da kamçılamayacakmış gibi onun ne yapacağı pek de belli olmayan adamın yanına girmesini yasaklamışlar, Jimin'de bu yasağı pek güzel delmişti. Şimdiki mevzuları ise hala iyileşmemiş, anca gözünü açabilmiş alfanın olan derdi yetmezmiş gibi bir de kızgınlık döneminin gelip çatması olarak belirlenmiş, daha o günden kokusunun zaman zaman kulübenin dışına kadar taştığından bahsetmişlerdi.

Aynı zamanda kendisi de bir şifacı olan Namjoon, kızgınlığını baskılayacak bir şeyler verirlerse iyileşmesinin de gecikebileceğini, hatta bunun onun kurduna zarar verebileceğini düşünüyordu ki bu da birkaç kırık kaburga, incinmiş eklemler ve maviden mora türlü berelerle kaplanmış tenden daha kötü bir şeyin gelmesi demekti. Zavallıcık zaten yeterince acı çekmişti, bir de bununla uğraşmamalıydı. Hiç kimse, aklı başında hiç kimse, kurdunun şahsına küsmesini bir başkası için dilemezdi. Bu yüzden henüz kendisi hakkında pek bir şey bilmiyor olmalarına rağmen alfaya yardımcı olmayı herkes boyunlarının borcu biliyordu.

Mıntıkanın tam da ortasında kalan, yaşlıların oturduğu konutlardan birinin geniş salonundaydılar. Sanki oturmaları için salonun dört bir yanında sedirler yokmuş gibi kürklerini çıkarıp ateşin etrafına sermişler, onların üzerine yayılarak oturmuşlardı. Şöminede çıtırtılar eşliğinde yanan çam odunlarından içeriye dinlendirici bir koku yayılmış olsa da ateş ne kadar harlanırsa harlansın geniş salonu yeterince ısıtamıştı. Hala üzerindeki kahverengi kürkle sıkı sıkıya oturan Jimin, belki de yaşlıların konutlarını sevmediği için böyle hissediyordu. Zaten yaşlıları da pek sevdiği söylenemezdi, burunlarını her şeye sokmaktan başka bir katkıları olduğu söylenemezdi zira. Ha, birde Jimin'i her hafta dağdaki mağaraya sürükler, meditasyon yapmaya zorlarlardı ki bu yaşlılara olan nefretindeki en büyük etkenlerden biriydi. Dizlerinin üzerinde saatlerce oturup sihirli birkaç sesin onunla konuşmasını bekliyordu ki bu yaptığı en saçma işti. Daha önce bir kez o sihirli sesi duymamış olsaydı bunun koca bir palavradan başka bir şey olmadığını düşünürdü ama şimdi o uyku ile uyanıklık arasındaki kıymetli anı yakalaması gerekiyordu. Eh, o an için de yaşlılara öfke dolu olmamak gerekiyordu ve bu, o soğuk ve nemli mağarada boş boş otururken olabilecek bir şey değildi.

Yaşlı kurtlardan biri sanki yeterince gergin değillermiş gibi herkesin aklında olan ama bir türlü söyleyen kişi olmaya cesaret edemediği bir omeganın kızgınlığında onun yanında olmasına izin verilmesi önerisini ortaya atmış fakat Namjoon buna da şiddetle karşı çıkmak zorunda kalmıştı. Yaşayacağı münasebetler esnasında kırık kaburgaları ciğerlerine saplanabilir ve daha büyük sorunlara neden olabilirdi. Üstelik olabildiğince fiziksel aktivitelerden kaçınması gerekirdi bir süre, ki bu da kızgınlık dönemindeki hiçbir kurdun istemeyeceği, yapamayacağı bir şeydi.

Yaşlı kurt, Jimin onun koku bezleri hala işlevini yerine getirebiliyorken henüz dünyada olmadığından alfa mı yoksa omega mı olduğunu bilmiyordu, sanki ortadaki bariz gerçeği görmelerinin bu kadar zor olması normal değilmiş gibi gözlerini devirip boynunu iki yana çevirdikten sonra seks için değil kokusu için orada olması gerektiğini büyük bir bezginlikle söylemişti. Anlaşılan yaşı ilerledikçe hafızası da seyrelmeye başlamıştı ya da son kızgınlık döneminin üzerinden milyon kadar yıl geçtiği için nasıl bir şey olduğunu hatırlayamıyordu. Yine herkesin aklında canlanan bir düşünceye bu kez tercüman olan kişi Jimin olmak istemişti ama sonra vazgeçip pencerelere çarpıp duran iri taneli yağmuru izlemeye geri dönmüştü.

Yaşlı kurdun ortaya attığı fikir kimsenin aklına gelmemiş değildi elbette. Hatta Namjoon'un ilk düşüncelerinden biri de bu olmuştu ama aklına geldiği gibi bu fikrin üzerini çizmesi de gayet hızlı olmuştu. Alfayı tanımıyorlardı, mizacına, gücüne aşina değillerdi. Kara kurtlardan biriydi, duyguları biraz daha uç safhalarda seyrederdi kara kurtların. Alfalar doğaları gereği omegaların üzerinde kolayca baskı kurabilirken bir de kızgınlığına giren tanımadığı bir kara kurtla halkından kimseyi yalnız bırakmak gibi bir planı yoktu. Kimseyi bu ateşe atmazdı.

Evet, omega kokusu onu gevşetebilir, kızgınlığını daha rahat geçirmesini sağlayabilirdi ama işlerin gerçekten kızışması da yine an meselesi olurdu. Ateşle barutu yan yana koyup da alev almalarını beklememek büyük bir saflık olurdu. Üstelik alfanın rut kokusunun omeganınkini tetiklemeyeceğinden de emin olamazlardı. Alfanın o omegayı işaretleyip işaretlemeyeceği de büyük bir muammaydı ve hiçbir omega bu riski almak istemezdi.

Namjoon, geri kalan tüm durumlarda haklı olsa da bu konuda büyük bir yanılgıdaydı. Bir an kendini sorumlulukları arasında kaybetmiş, kendisinin Namjoon, kardeşinin de Jimin olduğu gerçeğini unutuvermişti. Ne zaman laf dinlemiş, ne zaman yapması gerekenleri yapmıştı ki Jimin? Sürekli burnunun dikine gidiyor, hiçbir şeyle uğraşmak zorunda kalmıyordu. Her şeyin ötesinde bile onun yardım etmek istemesi kafalarda bir şüphe uyandırırırdı. "Ben giderim, zaten kokumu da beğenmişti."

Şöminede yanan ateş herkesin yüzüne dalga dalga sıcaklıkla beraber ışık da yayıyor, çıtırtıları dışarıdaki şiddetli yağmurun çatılarda bıraktığı tıkırtıların arasında eriyip gidiyordu. Namjoon, duyduklarının ardından bakışlarını hızlıca arkasında kalan pencerenin kenarında omuzlarındaki kürke sarınıp oturan kardeşine çevirmişti. Elbette yine ona yasakladığı bir şeyleri yapmıştı. Aksi mümkün olabilir miydi ki?

"Ne dedin sen?" diye sordu, güçlü sesi boğazına takılıp kalmış, buna rağmen bedeni kürkünün üzerinde oturduğu yerden hızlıca kalkmaya yeltenmişti de omegası Kim Reun onu kolundan yakalamıştı. "Ne demek kokumu sevdi?" Jimin'e şaşkın ve hatta biraz da korkmuş gözlerle bakmayan tek kişi olduğundan mı yoksa öfkeyle baskınlığı artan alfanın kokusunu daha iyi koklayabilmek için mi bilinmez burnunu Namjoon'un omzuna bastırıvermişti Reun. Onun tanıdık menekşe kokusu da biraz sonra odada rahatlıkla ayırt edilir hale geldiğinde Jimin sandalyesinde kımıldanıp bacağını diğerinin üzerine atmıştı.

Geçtikleri haftanın avcıları avdan erken döndüklerinde uzaktan onları gören herkes taşıdıkları o büyük bedenin iri bir geyiğe ait olduğunu, şanslarının yaver gittiğini düşünmüştü. Yavrular kendi oyunlarına bakarken büyükler biraz heyecanlanmışlardı bu duruma. Epeydir büyük bir avları olmamıştı ve bu şerefine şenlik ateşi yakıp boyanmak için güzel bir fırsattı. Eğer o zaman onlarla orada olsaydı Jimin, birilerinin koşup yüz boyalarını hazırlamaya gittiğini bile görebilirdi. Bir süredir her şey o kadar tekdüze ilerliyordu ki mıntıkadaki herkesin buna ihtiyacı vardı.

Birkaç farklı av takımı vardı ve o gün ava çıkan takımın içinde iri adamların olması şanslarına olmuştu. Adamlar yanlarına yaklaşmadan önce yaralı olanın kokusu burunlarına dolmuştu. Taşıdıkları avları değil yaralı bir kurdun biriydi, kan kokusunu alan alfalardan biri işini bırakıp Namjoon'u bulmaya koşmuş, diğerleri de avcılara yardım için gelmişlerdi.

Getirdikleri alfa hakkında hiçkimse hiçbir şey bilmiyordu, başka bir mıntıkadan olmalıydı. Kendi mıntıkasından neden bu kadar uzak bir yerde avlandığını ya da nasıl yaralandığını kimse bilmiyordu. Bildikleri tek şey tedavi için kıyafetlerini çıkardıklarında kara kurtlardan biri olduğunu görmeleri ve kayalığın dibinde yattığından başka bir şey değildi. Birkaç kaburgası kırılmış, omzu incinmiş ve bilinci kapalıydı onu bulduklarında, yaptığı tek şey acı dolu sızlanmalar sunuyor olduğuydu. Avcıların tahminine göre avlanırken kayalıklardan düşmüştü ve şanslıydı ki onu birilerinin bulabileceği bir yerdeydi. Ormanın derinliklerinde olsaydı eğer onu bulana kadar günler geçebilirdi.

Namjoon'un merkezde kalan kulübesine kurdu getirdiklerinde baş alfa çoktan oraya varmıştı bile. Hızlıca onu muayene etmiş, betalardan aldıkları ve gerçekten önemli bir şey olmadıkça kullanmadıkları son derece nadir morfinden bile vermiş, kolunu kendi yaptığı ilaçlarla bir güzel sarmıştı. İç kanaması olup olmadığını anlamak için saatlerce kurdu gözlemleyip tansiyonunu takip etmişti. Bütün mıntıka bunu konuşurken Jimin mağarada tütsü kokuları arasında kendinden geçmekteydi. Bu yüzden saatler sonra geri döndüğünde her şeyi öğrenmiş, pek de umursamamıştı.

Fakat bu alışılageldik umursamazlığı da pek uzun sürmemişti. Toplu yemekhanelerden birinde o akşam yemekhanede dönüşü uzun sürdüğü için Jimin ve hastasını hemen yalnız bırakmak istemediği için Namjoon neredeyse başbaşa yemişlerdi. Namjoon'un üzerine sinen o yabancı ve bir o kadar da çekici alfa kokusu Jimin'in dikkatini kolayca çekmiş, merakını celb edivermişti. Sedir ağacı ve amberi andıran derin bir kokuydu bu ve Jimin, kendisini gözlerini kapatıp derin derin solurken bulmuştu. Kokusunun ne olduğunu çözmek için bile kafa patlatmıştı ve Jimin normal koşullarda kimsenin ne koktuğunu çözmeye çalışmazdı. Odunsu bir kokusu olduğunu bilirdi ama bunun sedir mi, sandal mı yoksa çam mı olduğuna pek kafa patlatmazdı. Çoğu zaman, bu özelliğine rağmen mıntıkadakilerin yüzlerinden ziyada kokularına aşinalık duyardı. Bu yüzden kızgınlık zamanları yaklaştığında gözlerini kapatır ve kurdunun onu götürdüğü kokuya giderdi.

Bu kez kızgınlığına o kadar yakın bile değildi ama kurdu kıvrılıp uyukladığı köşede ayaklanmış, hoşuna giden bu alfa kokusunun peşine takılmak için Jimin'i yüreklendirmeye başlamıştı. Kokuyu solumak için nefeslerini sıklaştırmaya çalışıyor, kokunun kanını kaynatmasına yardımcı oluyordu. Git, diyordu içindeki tüyleri kar beyaz, gözleri buz gibi mavi olan kurt, git ve kaynağını bul bu kokunun.

Jimin, kurduna inatla karşı koyan, ona meydan okuyanlardan değildi. Aksine, kurdu ile aralarında çoğu zaman büyük bir uyum olur, hem kendini hem de kurdunu memnun ederdi. İkisi de yanlış seçimler yapmazlar, birbirlerini pişman etmezlerdi. Gereksiz atışmalara da girmezlerdi kendi aralarında, birbirleriyle iyi geçinmeye bakarlardı. Onunla zıtlaştığı zamanları olurdu ama o ikisinin ilişkisi daha çok uyum üzerine kurulmuştu, böyle daha çok eğleniyorlardı.

Bu sebeple kurdu gelip başını omzunun üzerinden uzattığında neredeyse hissedebilmişti ağırlığını. Böyle anlarda Jimin elinde olmadan ürperirdi bazen, bazen de onunla zihinin içinde değil sanki yanı başındaymış gibi konuşurdu. Bu yüzden "Merak etme, dediğini yapacağım." dediğinde asıl cevabını kurduna vermiş olsa da alfanın kokusuna odaklandığından dinlemediği abisi bu cevabın kendisine geldiği sanmıştı. Bunda da hatalı olduğu söylenemezdi.

Bu yüzden bir gece Namjoon, muayenehane olarak kullandığı kulübesindeki odasına çekildiğinde gizli gizli alfanın odasına kaçmak Jimin için çocuk oyuncağı olmuştu. O gün alfa henüz bilinçsizce sedyenin üzerinde yattığından Jimin için o kadar da heyecanlı olmamıştı. Yine de gizlice yaklaşıp alfanın üzerine eğilerek onu uzun uzun kokladığında hem kendisi hem de kurdu tatmin olmuştu.

Kaynağından da. demişti Jimin'in içindeki o beyaz kurt. Alfa rut dönemine yakın olduğundan kokusunda ağız sulandıran bir hal vardı ve bu Jimin'in mi yoksa kurdunun mu daha çok hoşuna gitmişti ikisi de bilmiyordu bunu. Bu yüzden kurduna itiraz etmek şöyle dursun söylediğini bir kere bile sorgulamamıştı Jimin. Yine de başını diğer tarafına doğru yuvarlamadan evvel duraksayıp biraz alfanın yüzüne bakmıştı. Öyle derin uyuyor olmalıydı ki rüya bile görüp göz kapakları titreşmiyordu. Dudakları düz bir çizgi halini almış olsa da daha dolgun olan alt dudağı kurumuş, dudaklarının yan tarafında da yüzünün bir kısmı gibi morluk taşıyordu. Çok solgundu, neredeyse Jimin kadar beyazdı. Ama garip olan onun beyazlığı Jimin'inki gibi kurdundan kaynaklanmıyor olmalıydı. Süt beyazı teninin aksine sargılarının çıplak bıraktığı göğsünde ve boynunda sarmaşıklar gibi birbirine dolanarak geçen kara kurt izlerini görebiliyordu. Ucu çenesinin altında biten ucun yapraklarından biri yüzünün üst kısmına doğru küçük, çok küçük bir parçası daha uzanmıştı ve eğer Jimin bunu o anda görmeseydi uzun zaman sonra fark edebilmesi pek de kolay olmazdı.

Jimin onu seyre daldığında kurdu huysuzca kıpırdanmaya başlamıştı bile.Haydi kokla. diyordu sabırsızca, kokusunu istiyorum kokla artık. Kurdu, Jimin'in dikkatini yeniden kendi üzerinde, kendi arzularında toplayana kadar onu ne kadar derinden seyre daldığını bilmiyordu. Bu yüzden köpürüp durmaya başlayan kurdunun istediğini verebilmek adına kısa parmaklarını uzatıp alfanın çenesine dikkatle dokunarak hafifçe yana doğru itmişti.

Parmaklarını alfanın çenesinden çekmemişti Jimin, dikkatle eğilip boynuna yaklaşmış, gittikçe yoğunlaşan kokusuyla kendini mest etmişti. Teni çıplaktı alfanın, bir kısmı sargılarla kapansa da sarmaşıklarının köprücük kemiklerinden ensesine doğru gittiğini görebiliyordu. Çok yakında çenesinin altında son bulan ucuna, onun peşine takılıp gitmek yalnızca Jimin'in değil beyaz kurdunun da yapmak istediği şeydi. Kurdu onu bir iki kez denemiş olsa da Jimin buna kalkışmak istememişti, henüz.

Sedir ağacının amberle harmanlanan kokusunu doyumsuzca nefeslerine hapsederken gözlerini kapatmıştı Jimin. Kurdu da onun gibi kokuya kendini bıraktığından olacak parmaklarını saran parmaklarla buluştuğunda şaşkınca donup kalmıştı. Gözlerini açarken kendinde geri çekilecek gücü bile bulamamıştı henüz, olduğu mesafeden bakışlarını çevirip alfaya baktığında da kendi kurdu ortadan kaybolmuştu sanki. Normalde utanma denen şeyleri pek olmazdı ama o anda Jimin çok mahrem bir şey yaparken yakalanmış gibi hissetmişti.

Alfa gözlerini açmamıştı, Jimin'in hayal dünyasını alt üst eden uzun ince parmakları avcunun içine aldığı parmaklarını sıkıca kavramış ve çenesinden çekip bileğini burnunun ucuna yaklaştırmıştı. Jimin, bileğini kokladığının farkında mıydı yoksa bilinci hala kapalı mıydı bilmiyordu, bildiği iki şey vardı ki bunlardan biri tıpkı kendisi gibi dokunmadan sadece kokladığı, ikincisi de Jimin'in o gözlerini alamadığı parmaklarla ilgili kurdunun kulağına fısıldadıklarını hayal etmekti.

"Omega," diye boğuk bir sesle mırıldanmıştı alfa, aradan çok zaman geçmiş gibi gelmişti Jimin'e ama alfa işin aslı daha tek bir soluk çekebilmişti kendine. Gözleriniyse açıp Jimin'e bakma ihtiyacı duymamıştı ve bu da Jimin'in sinirlerini bozmuştu. Ona baksın istemişti, onu görsün ve beğensin istiyordu. Çok güzeldi Jimin, alfa da bunu bilsin onu istesin istiyordu. Ama o gözlerini açıp Jimin'e bakmıyordu, ona çok yakın duran kalın dudaklarıyla karşılaşmamıştı, gözlerinin buğulu bakışlarını görmemiş, çenesinin düzgün hattını takip etmemişti. "seni avlayacağım."

Fakat alfanın sözleri bütün düşüncelerinin ortasına tiktakları sonuna yaklaşan bir bomba gibi düşmüştü. Başka bir şey dememişti alfa, Jimin'in çekilmemesini fırsat bilerek burnunu bileğinin içine bastırmış, göz kapakları titreşerek ama açılmayarak kokusunu solumaya devam etmişti. Jimin orada ne kadar vakit geçirdiğini, alfanın onu koklamasına ne kadar izin verdiğini bilmiyordu. Bir süre kalmıştı ve bu bir sürenin ne kadarlık kısmında alfanın bilinci açıktı bilmiyordu.

"Beni," dedi Jimin, rahatça omuz silkerek. "daha önce zaten kokladı. Kokumu da-" Ama Namjoon'un onun cümlesini bitirecek kadar tahammülü kalmamıştı. Ne boynuna sokulan Reun onun dikkatini dağıtabiliyor, ne de geniş salonu dolduran kokusu Namjoon'u sakinleştirmeye yetiyordu. Buna şaşırmamak gerekirdi zira Namjoon biraz... farklıydı.

"Bu nasıl bir tedbirsizlik Park Jimin!" diye gürlemişti Namjoon, otoritesi sarsılan bir yönetici değil her şeyden önce minik omega kardeşini korumaya çalışan güçlü bir alfaydı. Pek kardeşlerin alfa omega olduğu görülmezdi onlarda ama zaten o ikisini değişik kılan yalnızca bu da değildi. Bu yüzden kimse pek yadırgamıyordu onları ki kaldı ki babaları da aynı kurt değildi. Yine de daha yavru olduğu zamanlardan beridir hep daha büyük olmak, güçlü olmak zorunda kalan Namjoon için Jimin'i koruyup kollamak nefes almak kadar kolay, nefes almak kadar önemliydi. Onu çıldırtmaktan zaman bulabildiğinde de bu Jimin için de geçerli oluyordu. "Ya seni ısırsaydı ne olacaktı?"

"Isırmadı." demekle ve yeniden Namjoon'un aklını kaybetmesine sebep olmak ister gibi omuzlarını silmekle yetinmişti Jimin. Reun da kollarını alfasının beline sımsıkı dolamış ve onun Jimin'in üzerine atılmasını engellemeye çalışmıştı nafile yere. Jimin kılını kıpırdatmamıştı ama, Namjoon'un öfkesini çıkarmak için başka bir şeyler bulacağını biliyordu. Hep bulurdu çünkü. Kardeşlerdi sonuçta, huyları da elbet birbirine benzerdi.

O gece şömine başında sıcak şaraplarını yudumlayarak Namjoon ve mıntıkanın diğer önde gelenleri arasında bir tartışmadır yürüyüp gitmiş, sonunda Jimin'in alfa ile biraz ilgilenmesine izin vermeye karar vermişlerdi. Henüz yeni gözlerini açtığından herkes işlerin daha yavaş ilerleyeceğini düşünüyorlardı.

Jimin, o gece onların vereceği kararı bile beklememiş, tartışmalarının en hararetli dakikalarında son festivalde alfanın birinin ona hediye ettiği kürke sarınarak soğuk ve yağmurlu havaya adımını atmıştı. Onların ne karar verdiğini dinlemesine gerek yoktu, Jimin zaten alfanın yanına girecek, kokusu için hevesli olan kurdunu besleyecek, biraz da eğlenecekti.

***

"Burada olmaman gerek." diye mırıldanmıştı alfa, dönüp içeriye giren kişinin Jimin olduğunu görmek için bakmasına gerek bile yoktu. Daha o kapıyı aralar aralamaz hassaslaşan duyularına hücum etmişti bahar kokusu. Baş döndürücüydü, baskın gardenya kokusuna gizleyemediği heyecanı da yansıyor, yine de etrafa yayılmaya çalışan feromonlarına sahip çıkmaya çalışıyordu omega. Alfanın odayı köşe bucak kaplayan, daha kulübenin dışına kadar taşıp yarı yolda onu heyecanlandırmaya başlayan odunsu kokusu suratına tokat gibi çarpmıştı. Öyle yoğundu ki, kendisini sanki görünmeyen bir pençe etine takılmış da, onu alfaya doğru sürüklüyormuş gibi hissetmişti bir an. Alfanın kızgınlık kokusuna bir yeniyetmeymiş gibi böylesine kolayca kapılıp gitmesi de ayrı bir olaydı.

Bir elinde büyük bir bardak sahlep vardı Jimin'in. Alfaya baskılayıcı veremiyorlardı ama ona içecek sıcak ve rahatlatıcı bir şeyler getirmesinin bir zararı olmayacağına karar vermişti gelirken. Üstelik, gönüllü olurken her şey iyi hoştu ama alfanın yanına geldiğinde ne yapacağını pek bilememiş, bu yüzden gidip ona sahlep alıp gelmişti. Onun için de muhtemelen alfa için olduğu gibi değişik bir seferdi. Kızgınlık denilen şey Jimin'in doyasıya seks yaptığı bir dönemdi ve şimdi seks yapmadan bir alfayla ne yapabileceğini pek bildiği söylenemezdi. Üstelik bu kara alfa Jimin'e yabancıydı da.

"Sana içecek bir şeyler getirdim." Gözleri önünde durduğu pencerenin diğer tarafında, gündelik işlerinin peşinde koşuşturanların üzerindeydi. Kurdunun ona fısıldadıklarını kulağının arkasına atıyor, vücudunun ona yaptığı uyarıları görmezden gelmeye çalışıyordu. Bir yanı, oldukça kuvvetli bir yanı dışarıya çıkmak, kurtlarının anlaştığı bir omega bulmaktan başka bir şey istemiyordu. İşin aslı kurdu ona gelip de kendi kendini koklatan omegayı hatırlatıp duruyor, o da bütün bunları aklından silmek istiyordu.

Ama kaderinin yeni cilvesi de buymuş gibi kapısını aralayıp gelen de yine kurdunun yana yakıla aradığı omega olmuştu. Ve işin aslı kurdunun dişlerini geçirmek istediği omeganın odaya süzülüvermesi alfa için hiç de iyi olmamıştı. Hali hazırda zorlanırken bir de onun çıkagelmesi kurdunu sevindirirken bir an önce iyileşmek isteyen kendisi için hiç de mutluluk verici değildi. Üstelik geçirdiği kaza tüm planlarını alt üst etmişti. Her şey çok daha farklı olacaktı.

"Namjoon baskılayıcı içemeyeceğimi söyledi." Temkinle konuşmuştu alfa, omeganın kokusunu dikkatle soluyordu. Henüz dayanamayacağı, aklını yitireceği noktaya gelmemişti ama ne zaman ne olacağını da bilemezdi. Jimin'in olduğu yöne doğru dönerken serbest olan koluyla olur da canı yanar diye gayri ihtiyari kaburgalarını tutmuştu. Vücudunun yorgun olması berbat hissettiriyor olsa da buna biraz şükretmesi gerektiğinin de farkındaydı. O kışın ortasında baharı getiren gardenya kokusunu tüketene kadar solumak istiyordu ama ne kadar dikkatli olursa o kadar iyiydi. Üstelik, kum gibi eriyip gittiğinin de bilincindeydi.

"Ne bakıyorsun ona. Hep fazla konuşur o." diye mırıldandı Jimin, bir yandan elindeki bardağı çekmecelerin üzerine bırakmış, sırtını da yaslayarak pencerenin kenarında dikilen alfaya dönmüştü. Dalgınca kollarını göğsünde birleştirip boynunu yana eğdiği anda alfanın duruşu değişmişti. Gözlerinde bir anda şimşekler çakmış, bakışları süzülüp kokusunun kaynağına konuvermişti.

Kokusunu istiyorum. diye buyurdu kurdu zihninin içinde, kara kuyruğunu sallıyor, heyecanını bir de öyle dillendirmeye çalışıyordu. Alfa, usulca derin bir nefes çekti ciğerlerine, soluğuna karışan kokusu yol boyunca ne çıktıysa karşısına yakmış, ama bu çok da hoşuna gitmişti. "Burada olman için doğru zaman değil." Gözlerini koku bezinin üzerinden ayıramıyordu.

Jimin, umursamazca omuz silkti. Alfanın kokusunun durdukça üzerine sindiğini biliyordu. Derin nefesler alıp o ambere bulanmış sedir kokusunun tadını çıkaramıyor olsa da gizli gizli soluyordu. Kendi kokusunu yavaşça etrafına yayarken alfanın gözlerinin neredeyse zevkle kapandığını görmek bile onu gülümsetecekti neredeyse. "Sana yardıma geldim."

"Yapma." dedi alfa, gözlerini kapattığında neredeyse yok olmuştu. Jimin, onu dinlemedi, kokusunu ne kadar bırakırsa alfanın kokusundan da yansımalarını alabiliyordu. Kendini zapt etmeye çalışıyordu ve sanki beyaz teninin gittikçe artan ısısı ona kadar ulaşıyordu. Çekmecenin üzerine bıraktığı sahlep bardağına döndü Jimin, ona vermeden önce bir yudum almak istemişti.

Dirseğinin biraz yukarısında askıda olmayan elini hissetmesinden hemen sonraydı ensesinde burnunun ucunu hissetmesi. Kokusundan anlaşılıyordu kendisini kontrol etmekte ne kadar da zorlandığı, yapmak istediği, bizzat ona yapmak istediği her şeyi hissedebiliyordu Jimin, teninin üzerini ikinci bir ten gibi sarmıştı. O küçük ağzından hece hece dökülse, tek tek anlatsaydı bu kadar iyi anlayamazdı, o zaman düşü bile bu kadar etkili olmazdı. Ve her birini yapsın isterken bulmuştu kendini, her birini tek tek, tam da o anda yapsın istiyordu. Kırıklarının yanlış kaynamasını, çekeceği acıyı umursamasın ve kolundan söküp atsın istiyordu sargılarını, elleri, o güzelim elleri tüm vücudunda dolansın ve o ince uzun parmakları tam da onun en çok olmasını istediği noktaya temas etsin, acımasızca ona dokunsun istiyordu.

Alfanın neredeyse hırlayarak tek koluyla sırtını göğsüne çekip yaslaması Jimin'in aklını başına getiren şey olmuştu. Onun kızgınlıkla daha da karşı konulmaz hale gelen kokusu öyle bir hakimiyet kurmuştu ki üzerinde kendisini hemen arzularına itaat ederken bulmuştu. Fakat o anda yapması gereken şey bu değildi Jimin'in, ihtirasını harlamak değil aksine biraz olsun kokusuyla yatışmasını sağlamaya çalışmalıydı. Kaburgasındaki kırıklar ve henüz iyileşmemiş incinmiş omzunun yüzünden tek başına geçirmek zorunda kaldığı kızgınlığında katlanan acısını azaltmaya çalışmak Jimin'in göreviydi. Oysa o yalnızca kulübenin dışına kadar taşan feromonlarının daha da baskın hale gelmesine sebep olmuştu. Üstelik belli ki kara kurtlardandı, omurgası boyunca yükselip köprücük kemiklerini okşayıp gelen izine bakılırsa Kara Kurtlardandı. Onların kızgınlıkları daha... kızgın geçerdi, böyle duymuştu Jimin.

Alfa, burnunu onun teninde gezdirmekten hiç çekinmiyor ama nefesini de derin derin içine çekmiyordu henüz. Jimin'in aksine yükselen libidosunun kokusunu almak onu kötü yönde etkilememiş, aksine hoşuna gitmiş olacaktı ki onu koklamak yerine kışkırtıyordu. Belinden onu sıkı sıkı tutan parmakları ayrılıp koluna, oradan da küçük adımlarla omzuna ulaşmış, kıyafetinin yakasını çekiştirmeye başlamıştı. Yavaşça, sanki hiç bitmeyecek kadar uzun zamanda ona döndü Jimin, dönmesi sanki tam da alfanın istediği şeymiş gibi göğsünden kısa bir memnuniyet mırıltısı yükselip kaybolmuştu.

O uzun beyaz parmaklar usul usul göğsünden geçip geriye, bileğine uzandı omeganın, etrafını sardı ve boynundan ayrılan burnu onu teninden ilk kez kokladığı seferki gibi nazikçe bileğinin içinde dolaştı. Sanki yemeğinin tadına kaşığının ucuyla bakıyormuş gibi burnunun ucunu usulca sürttü ve nefesini o gardenya kokusuyla harmanlayarak içine çekti yalnızca. Jimin, alfanın neden böyle yaptığını anlamaya çalışıyor ama bir sonuca varamıyordu, onun yerinde olan kendisi olsaydı çoktan burnunu alfanın koku bezine yaslamış, kucağında kıvrılmış olurdu.

Soru işaretlerinin kaybolması ise hızlı olmuştu aslında. "Bana kokunu ver." diye boğuk bir mırıltıyla buyurduktan sonra bir nevi kokusuyla seviştiğini kavrayıvermişti. Alfa, o gün yalnızca o kokuyla yetinmesi, o kokuya tutunup sakinleşmesi gerektiğini biliyordu. Bu yüzden hazırlanmıştı usul usul, önce nefesine sinmesine izin vermiş, sanki çoktan kurdu bu kokuya karşı bir hassasiyet geliştirmemiş gibi hazırlanmıştı. Ardından ise hiç beklemediği bir anda ona sahip olmak için burnunu boynuna, koku bezinin hemen üzerine yaslayarak tüketmek ister gibi derin birkaç soluk çekmişti ciğerlerine. Eğer Jimin onun kurdunun o anda nasıl isyan ettiğini bilseydi de kendini tutmayı bırakıp kokusunu böyle salar mıydı bunu merak etmeden duramıyordu alfa. Yalnızca onu daha çok kışkırtmak için üzerinde baskı kurmak istiyor, bunun yerine içinde ağzından köpükler saçarak küfürler eden kurdunu baskılıyordu.

Jimin, alfanın dudaklarının da burnu gibi teniyle buluşmasına hazırlıksız yakalanmıştı. İlkin ürpermiş, teninde ne kadar tüyü varsa ayağa kalkmıştı. Ardından o ufak baskıları hoşuna gitmiş, biraz da kendisi sıcaklığını daha çok hissedebilmek için alfaya sokulacak gücü kendinde bulmuştu.

Omeganın teninin beyazlığı alfanın önünde resim çizilecek bembeyaz bir sayfa gibi uzanıyor, avaz avaz bağıran kurdu oraya izlerini bırakması konusunda kararlıydı, alfadan gelip mora bulamasını istiyordu. Üstelik bu, kendisinin de hoşuna giderdi ve biri onu durdurmazsa birazdan bunu yapacaktı da. Sahip olduğu tüm iradeyi sırf kendi iyiliği için -ki kırık kemiklerini ve yaralı organlarını göz ardı etmesi işten bile olmamasına rağmen çok da yakındı- onu çevirip hemen yanındaki çekmecelerin üzerine yaslamamak için harcarken boynundan başlayıp tüm vücuduna kendisine ait ve uzun süre geçmeyecek pek çok resim çizmek istiyordu.

Jimin, dudaklarının baskısına daha alışamadan dişlerinin de tenini okşamaya başladığını hissedince bir inilti bırakıvermişti, alfa ise çoktan halinden memnun olduğunu belli eden hırıltılar armağan etmişti ona. Serbest olan eli ensesine yerleşmiş, beyaz saçlarını kavrayıp iyiden iyiye boynunu açığa çıkarmıştı. Bir başkası olsa dişlerinin koku bezine bu kadar yakın olması onu korkuturdu ama canı hiç korkmak istemiyordu. Ateşle oynamayı severdi Jimin, oynadığı kumarın kendi hayatıyla olup olmaması onu pek düşündürmezdi ve kızgınlığındaki bir alfa kadar yakıcı olacak bir başka şey de bilmiyordu.

Jimin, kendi ellerini alfanın çıplak omuzlarında yakaladığında bedenleri birbirlerine biraz daha yaklaşmıştı sanki yeterince yakın değillermiş gibi. Alfanın dişleri teninde küçük ısırıklar bırakarak boynunda, çenesinin altında ve kulak memesinde geziniyordu. "Gelmemeliydin." diye fısıldadı kulağına, ardından da kulak memesini dudakları arasına alıp sertçe emdi. Öyleki Jimin dizlerinin titremesine engel olamamıştı. Başını geriye atıp boynunu açığa çıkararak inlemişti Jimin, alfanın üzerindeki bakışlarını görmese de sanki bir el tenine kazıyormuş gibi hissediyordu. Bu yüzden gözlerine bakmak yerine kendi gözlerini onun dudaklarına yönlendirmiş, dişlediği, onu kışkırtan dudaklarını dudakları arasına alıp ezmek istemişti. Bir ucu çenesinin altına doğru uzanan izinin üzerine avuç içlerini yaslarak onun başını da geriye itmişti Jimin yavaşça, kırıkları zedelenmiş kasları yüzünden ona karşı olan davranışlarına dikkat etmesi gerekiyordu. İzinin sarmaşıkları andıran yapısına bir göz atmış, boynundan ensesine doğru gidişini izlemişti yutkunana kadar. Eğer alfanın infilak etmek üzere olan bir bombadan daha az zamanı kaldığını bilseydi Jimin bu kadar oyalanır mıydı acaba?

Alfa yutkunduğunda boynunda aşağı yukarı hareket eden yumru, göz kapaklarına zorla mukayyet olan omeganın dikkatini büsbütün celp etmişti. Gerisi de çorap söküğü gelişmişti zaten. Uzanıp dolgun dudaklarını boynundaki yumru hemen altındaki çukura, biri büyük biri küçük olan iki parçanın hemen arasına sıkışmıştı. Bunun küçük bir temas olmasını planlamamış, alfayı kıvrandırabileceğini ya da halihazırda kendini zor tutarken daha da kışkırtabileceğini düşünmemişti, aksine ona ıslak bir öpüş bahşetmek o anda en büyük dileğiydi.

Alfa, teması ile göğsünden engelleyemediği bir hırıltı yükselerek tepki vermeden önce donup kalmıştı. Beline götürdüğü kolunu kendisine doğru çekerek kasıklarının birbirine yaslanmasını sağlaması da hırlamasına eşlik etmişti elbette. Jimin, boynundaki yumruyu dudaklarının arasına alırken kalçalarını kıvırıp kasıklarını ona sürtmeyi ihmal etmemişti, vücudunda o tanıdık ürperme geziniyor, kasıklarına dolan kan tenini yakmaya başlıyordu. Hırsınıysa yine alfadan çıkarıyordu, dudakları yumruyu bırakmadan önce ondan sahici bir inleme koparmadan durmamıştı Jimin. Daha öteye gidemeyeceklerinin bilincinde olması gerekirken bir an önce onun kucağına tırmanmak istiyordu.

Teni nasıl bu kadar beyaz olabilirdi? Jimin beyaz bir omegaydı ama alfa ondan daha beyazdı. Teni Jimin'in iştahını açıyor, uçları çenesinin altına ve çıplak köprücük kemiklerine uzanan kara kurt izleri siyah siyah parlayarak Jimin'in kalbini sıkıştırıyordu. Ellerini alfanın boynuna sararak bir yandan kasıklarını ona sürtmeye devam ederek, ki alfada sağlam kalan tek eliyle kendisine bunu yaparken destek oluyor, arada kalçasını sıkarak Jimin'i iyice yoldan çıkarıyordu, dudaklarını, ufak ısırıklarını ve dil darbelerini ucu çenesinin altında biten izlere yönlendirmişti. Dudakları hedefine dokunduğu anda dişlerini geçirip emmeye başladığı için mi yoksa alfa daha fazla kendini tutamayacağı için mi bilinmez bir anda bedenini döndürmüş, kalçasını kasıklarına, sırtını da göğsüne yaslamıştı.

"Sana neler yapacağım, biliyor musun?" diye sordu alfa kısık bir sesle, Jimin'in kulağına yaslamıştı dudaklarını, dilini tenine sürtüp Jimin'i ürpertmiş ama kalçalarını kıvırarak kasıklarına yaptığı o baskıyı durduramamıştı. İnce beline sarılı kolu Jimin'i sıkı sıkıya kendine bastırıyor, sertleşen penisi onun kalçalarına sürtündükçe kendinden geçmenin eşiğine geliyordu.

Aldığı yarım yamalak zevk bile Jimin'i heyecanlandırıyor, ne zaman sağlığına kavuşabileceğini bilemiyordu. Tamamen dikkatini dağıtmak için başını öne eğdiğinde Jimin kendi kazdığı kuyuya kendi düşerek alfanın dişlerinin yumuşak baskısını ensesinde hissetmiş, ardından neredeyse bir çığlık koy vererek vücudunu daha fazlası için alfaya yaslamıştı. Kalçalarını kıvırmayı, alfayı bir an boş bırakmayı göze alamıyordu. "Yap, izin veriyorum." Arkasında hissettiği sertlik için sabırsızlanıyor, bir an önce onu kendine istiyordu.

Jimin'in alfanınkilere karışan feromonları doruk noktaya çıktığında alfa hızlıca itip uzaklaştırmıştı onu. "Git omega," dedi bitkince, Jimin'in şaşkın ve arzu dolu bakışlarına zorlukla bakıyordu. Ondan buram buram yayılıp Jimin'i çıldırtan koku olmasa da Jimin'le oynamadığını, onu kovmanın isteklerinin yakınından dahi geçmediğimi anlayabilirdi. "şimdi gitmezsen bir daha hiç gidemeyeceksin."

Küçük birer kor parçasından başka bir şey değildi alfanın elmacık kemiklerinin üzerinde gözleri o anda, tıpkı Jimin gibi nefes nefese hızla inip kalkıyordu göğsü. Dudakları aralanmış, küçücük bir an dili onları ıslatmak için görünmüştü. Jimin'i baştan aşağı süzüyor, kokusu bütün vücudunu alev alev yakıyordu. Aklından geçenlere ket vurmaya, bir an önce sağlığına kavuşmaya mecburdu. Beklemek zorundaydı ve ikisi de bunun farkındaydılar. Jimin de alfadan farklı halde değildi.

"Jimin," diye itiraz etti Jimin, "Benim adım Jimin." Kapıya doğru yöneldiğinden alfanın yüzündeki gülüşü görmemişti, eğer görseydi içinde olduğu halde gülebildiği için değil gülümsemesinin güzelliği için gidip onu öpmek zorunda kalırdı. Titreyen parmaklarını gizlemek için yumruklarını sıkmış, ayaklarını yere vurmamak için kendini zor tutuyordu. Reddedilmediği halde reddedilmiş gibi hissediyordu kendini.

Kapıyı açtığında içeriye dolan soğuk ile aslında ne kadar sıcakladığının farkına varabildi Jimin, bütün beynini pelteye çeviren alfanın kokusunun yerine temiz hava yüzünü yalayıp geçmişti. Bilmeden oyalanıyordu biraz, alfanın kendisini onun üzerine atmamak için az önce Jimin'le yaslandıkları çekmeceye tutunduğundan habersizdi tabi.

"Park Jimin," diye seslendi alfa, devam edebilmek için yutkunması gerekmişti zira içeriye dolan temiz hava omeganın içeriyi dolduran gardenya kokusunu seyreltmeye başlamıştı bile. Oysa bunu hiç istemiyordu, onun kokusuna içinde bulunduğu süreçte ihtiyacı vardı. "bana kokunu ver."

☯️

twitter: yoonierkives

cc: yoonierkive

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.