İçeriğe geç

yin&yang|yoonmin

Bölüm 6 · 16 dk okuma

yin&yang|yoonmin

Bölüm 6

0.5

Alfa, ne yapacağını bilmiyordu. Nasıl duruluyordu? Durabilecek miydi? Nasıl kaldıracaktı omegayı kucağından? Kaldırmasına gerçekten gerek var mıydı? Hemen oracıkta, mağaranın açık ağzından soğuk hava içeriye süzülüp alev alev yanan ateşin etrafına yaydığı sıcaklığı keserken Park Jimin'i üzerindeki her şeyden kurtarıp orada saatlerce alamaz mıydı? Dokunduğunda ona bir çiçeğin en güzel taç yaprağını okşuyormuş hissi veren yanağını hemen üzerindeki tahtalara bastırıp iki yanından elleriyle uzansa sarabileceği kadar ince olan belini sıkı sıkıya tutarak kalçalarını kendine çekebilir, ellerinin teninde bırakacağı izleri umursamadan kendini ona çarparak omegayı doldurabilirdi.

Kendinde omegayı kucağından kaldıracak, elinden tutup biraz içeriye, soğuğun ve mağaraya gelenlerin bakışlarından korunacak bir noktaya götürecek enerjiyi bulamıyordu. Omeganın kokusu alfanın katlanabileceği, karşı koyabileceğinin çok daha ötesindeydi. Sanki onu tenine mühürlemiş, en güçlü tılsımlarla kendisine bağlamıştı. Nasıl bir efsunu vardı kokusunun ve omega ne yapmıştı da alfayı daha kilometrelerce uzaktan kendine getirmeyi başarıp kilitlemişti? Bilemiyordu, dudaklarını boynundan, omeganın koku bezinden ayıramıyordu. Sanki dudakları o bezinin üzerindeyken alfa dilinde damağında omeganın tadını alabiliyordu.

Daha fazlasını tatmak istiyordu alfa o anda, omeganın kurduyla çok iyi anlaşan kurdu omeganın kanının tadına varmak istiyordu, dudaklarında onun dudaklarının, dilinde onun sıvısının tadını almak istiyordu. Alfa bedenini kontrol etmek için çabalıyor, omegayı kaldırmaya yeltendiğinde hemen çevirip altına almamak için iradesinden geriye ne kaldıysa ortaya seriyordu.

"Kalk." diyebildi ancak alfa, omega ona inini göstermeyi teklif ettikten sonra. Kendisi onu kucaklayıp bir çırpıda götürmeyi tercih ederdi ama omegayla temas bölgelerini değiştirmezlerse eğer geri dönerlerken giyecek bir şey bulamayacaklar, omega da yürüyebilecek gücü kendinde bulamayacaktı. Omegaya daha fazla dayanacak takati kalmamıştı. Ve eğer omega onun söylediği gibi kucağından kalkmazsa üzerinde ne varsa orada parçalayacaktı alfa, sonra o süt beyazı tenine kendinden irili ufaklı izler bırakacaktı. Gören herkes omeganın Yoongi'ye ait olduğunu anlayacaktı, omeganın kokusu da, o beyaz başı da, teni de alfanın olacaktı yalnızca. Omega yalnız onun kollarına böyle kıvrılacak ve ensesi yalnız alfaya açılacaktı böyle.

Yalnız geçirdiği kızgınlık döneminin acısını çıkarmak istercesine şaha kalkmıştı kurdu Yoongi'nin, ağzından köpükler saçarak hırlıyordu neredeyse ve alfanın canı yanıyordu artık. En ilkel arzuları meydana çıkmıştı, oysa Jimin'in henüz kurduyla ortak paydada buluştukları yanını göstermek istemiyordu. Kızgınlık vakti geldiğinde omega belki kaldırabilirdi ama şimdi, normal bir zamandayken alfanın onu böyle hırpalaması narin bedenine zor gelebilirdi. Yine de kurdunu zapt etmek her zamankinden daha zordu Yoongi için, tırnakları, ayaklarının altındaki toprağı eşeliyor, sıkılı dişlerinin arasından hırlıyor, genişleyen burun deliklerinden hızlı hızlı soluk alıyordu kurdu. O omegayı istiyorum, diyordu, hemen şimdi istiyorum. Tek bir an bile bekleme. Ve sanki Yoongi ona kabullendiğini gösteren ufacık bir harekette bulunsa kara kurdu omeganın beyaz kurdunun üzerine atlayacaktı.

Omega, neyseki onu ikiletmeden ayaklanmış, küçük ellerini alfanın büyük ellerine sarıp peşi sıra onu inene doğru çekiştirmeye başlamıştı. Beyaz yün çoraplarının içindeki ayakları alfanın ona bakabildiği tek yeriydi ine dönene kadar. Vücudunda nereye bakarsa baksın omeganın, ister o sıkı kalçalarına, ister o dolgun dudaklarına, o dar omuzlarına, pürüzsüz boynuna, incecik beline, ufacık ellerine veya kaslı bacaklarına, kurdu sanki bedenini yırtıp da dışarıya atlayacakmış, omegayı oracıkta altına alacakmış gibi hissettiğinden bir tek ayaklarına bakabilmişti. Bunun da sebebi ayaklarının avuç içlerine sığabilecek kadar küçük olmasından olsa gerekti, içindeki yangınlara bir çakmak ateş daha atmak yerine şefkat göstermek için hazır olan yanına soluk olup duruyordu.

Omeganın alfanın uzun parmaklarına dolanan kısa parmakları dışında hiçbir yerleri temas etmiyordu birbiriyle, ikisinin de dudaklarından tek bir kelime daha dökülmemişti. Eğer konuşsalardı Jimin alfaya kırıklarını sorabilirdi ve alfa ise Jimin daha o kızıl dudaklarını araladığı anda onları yakalayıp talan ederdi. Zaten omeganın gardenya kokusunu tüketemediği, hepsini içine çekip de göğsünde hapsedemediği için sinirlenesi geliyordu bazen, bir de dudaklarıyla bu baştan mağlup olduğu savaşa giremezdi.

Omega, kapıyı açıp içeriye girerken alfanın parmaklarını serbest bırakmış, önden girip alfa için de açık tutmuştu. Kurdu, her zamankinin aksine Jimin'i alfaya sokulması için değil ondan ayrı geçirmesi gereken birkaç dakika için ayakta tutmaya çalışıyordu. Alfa ine, Jimin'in kokusuyla bezenmiş odaya girerken kapıyı onun için tutmasını sağlayan kurdu olmuştu örneğin, ardından alfa odanın içine, merkezine doğru burnuna dolan kokuları dikkatle soluyarak ilerlerken kapıyı da yine kurdunun verdiği güçle arkalarından kapamıştı.

Alfa, başka alfaların kokusunu arayıp burnuna dolan kokular arasından çıkarmak istiyordu fakat alabildiği tek koku Jimin'in bahar bahçe gardenya kokusu ve yine yalnız onun üzerinden soluduğu çeşitli tütsü, yağ ve esans kokularıydı. Eğer alfa Jimin'in vücuduna sürdürmekten keyif aldığı, sıkça ev arkadaşı Taehyung ile birbirlerine masaj yapıp durdukları o yağları görseydi acaba ne yapardı?

Yoongi'nin kurnazca dikkat kesilen kurdu bir başka hem cinsine ait alfa kokusunu almadığından çıkarmaya hazırlandığı pençelerini gerisin geriye kazdığı toprağa geri sokmak zorunda kalmıştı. Kurdunun öfkesini yatıştırmaya, Jimin ile başbaşa kalabilmek için onu bir süreliğine uykuya göndermeye ihtiyacı vardı.

Gözlerini odanın içinde gezdirdi hızlıca alfa, genişçe, üzerinde yorgan ve kürk serili bir yatak, yatağın yanı başında bir komedin, komedinin üzerinde birkaç kalın ve yarısı yanmış mum vardı. İçerisi, düşünülenin aksine karanlık değil fakat gün gibi de aydın değildi. Loş ve o anda alfanın oldukça erotik bulduğu, omegayı bir an önce soyup yatağın üzerine yatırma isteğini kamçılayan kızılımsı sarımsı bir ışık vardı içeride, bunun sebebi koridorlarda yanan meşaleler de olabilirdi tabi. Temiz bir kokusu vardı yine de, penceresi olmadığı halde anlaşılan içerideki hava döngüsünün değişmesini sağlayan başka yöntemleri vardı ve üstüne üstlük yaptıkları hiçbir şey omeganın bahar kokusunu silmeye yaramıyordu. Bu da alfayı mest ediyordu elbette. Kendi kaldığı odadaki gibi -aynı marangozun elinden çıktığı belliydi- dört çekmeceli bir şifonyer ve bir de ağır bir ahşaptan yapılma sandalye vardı oda da.

"Gel buraya." diye çağırdı omegayı, hala kapının orada dikiliyor olduğunu fark ederek. Kendisini odanın içinde bir yere konumlandırmak istese de kararları büyük bir hızla değişiyor, bir yanı, oldukça büyük bir yanı, omegayı hemen oracıkta, onu hazırlamaya bile ihtiyaç duymadan almasını öğütlüyordu ona. Sabrı kalmamıştı artık. Diğer yanı ise yapmak istediği çoğu şeyi omeganın kızgınlık dönemine saklamasını, ama yine de onunla fırsatını bulmuşken biraz oynamayı tembihliyordu. Oysa yalnızca birkaç saniye olmuştu daha kendisi odaya gireli alfanın, omeganın ondan birkaç metre ötede olmasını kabul edemiyordu.

Omega, tam da alfanın ona gelmesini buyurmasını bekliyormuş gibi parmak uçlarında onun karşısına gitmiş, ve bu kez teklif beklemeksizin dudaklarına uzanmıştı. Bir an önce alfayı üzerine çıkarsa rahatlayacaktı Jimin de alfa gibi. Yoongi, Jimin'in dudaklarını içindeki keşmekeşin hıncıyla öperken omega ona yalnızca inleyerek ve boynuna dolamaya çalıştığı kollarıyla karşılık verebiliyordu. Alfanın öpüşü öyle yoğundu ki ne kadar denerse denesin omeganın ona ulaşması, onunla aynı anda dudaklarını hareket ettirememesi oldukça normaldi. Omega her ne kadar buna biraz sinirleniyor olsa da aldığı zevk çok daha büyüktü. Alfa onu tüketircesine, dudaklarını talan edercesine öperken yapabileceği pek de bir şey kalmamıştı zira.

"Ne yapayım sana?" diye solumuştu alfa, Park Jimin'i omuzlarından yatağa doğru ittikten sonra. Öncesinde üzerindeki kürkü hararetle çekip çıkarmıştı omeganın, mor tüylü kazağı yine boynunu olduğu gibi alfanın önüne serebileceği kadar açılmıştı. Bir dizini, kendini her şeyiyle alfanın insafına bırakan omeganın aralanan bacaklarının arasına koymuştu Yoongi, kendi üzerindeki montu da hızlıca çıkarıp bakmadığı bir köşeye göndermişti. Omeganın düşüşünün etkisiyle savrulan beyaz saçları yatakta başının etrafına yayılmış, kan dolan dudakları ihtiyaçla, alfaya duyduğu ihtiyaçla, aralanmıştı. Yanaklarına bir kızıllık vurmuş beyaz tenine öyle masum bir hava katmıştı ki alfa bir kez daha kendini ona ne yapacağını seçemezken bulmuştu.

Omeganın alfaya verdiği yalnızca birkaç istekli sızlanmadan başka bir şey değildi. Dirseklerini yatağa yaslayarak doğrulmaya, alfanın pantolonunun düğmeleriyle uğraşan parmaklarına bakmaya çalışmıştı. Kendini kaldırarak kasıklarını alfanın bacaklarına sürtmeye çalıştı ama o anda pantolonunu hafifçe sıyıran alfanın temasıyla tüm vücudunun kasılmasına engel olamamıştı. Jimin'in iç çamaşırına ve pantolonuna kanca gibi geçirdiği parmaklarının uçları halihazırda cayır cayır, alfanın dokunuşları için yanan tenine hiç iyi gelmemişti. Sahiden alfa onunla sevişecekti ve Jimin'in bir yanı buna inanamadığından uyanmaktan korkuyordu. Alfa gerçekten bacaklarının arasında, gerçekten o mağarada üzerinde miydi?

Alfa, uzun parmaklarını Jimin'in penisine sarana kadar Jimin ona sürtünmeye çalışmaya devam etmişti, fakat avcunun içinde ileri geri kaymaya başladığında kendisini yatağa bırakmak zorunda kalmıştı. "Ne istiyorsun?" diye sordu bir kez daha alfa, Jimin'e gerçekten hiç acıması yoktu. Acıması olsa eğer nefesinin üzerine böyle düşmesine müsaade eder miydi? Dudaklarının arasındaki boşluk ve o kara gözlerindeki bakış da neyin nesiydi peki? Oracıkta ölse omega yeriydi.

Jimin, dudaklarının arasından bir inleme bırakmıştı karşılık olarak. Alfa, eğilip karnının altından doğru baktı Jimin'e sorusunu tekrarlamadan önce. "Ne istiyorsun?" Dudaklarının kenarına düşen o çarpık gülüşüyse bir kere çektiği Jimin'e dudaklarını sürterek silmişti.

"Seni." diye haykırmıştı omega, daha alfa ona hiçbir şey yapmadan yalnız parmaklarını etrafına sarıp aşağı yukarı hareket ettirmesi bile onun aklını almıştı. Halbuki onu o kadar yüzeyde değil, daha derinlerinde, en başından beri olması gereken yerde istiyordu. Alfa, istediği cevabı aldığında onu serbest bırakmış, pantolonunu bu sefer tamamen sıyırıp omeganın üzerinden çıkarmıştı. Alt tarafı çıplak kalan omeganın önce kalçalarını nazikçe sıkmış, ardından tüy gibi hafif ama bir o kadar da etkileyici parmak uçlarıyla dizlerine doğru sürtmüştü parmaklarını. Omeganın kaslı baldırlarını da kalçalarını sıktığı gibi arzuyla sıkmış, yün çoraplarının lastiklerine kadar götürmüştü parmaklarını. Nefesini tutup dizlerini birbirine bastırarak kıvranan omegasına çevirdi gözlerini sonra alfa, onun mavi birer alevin esir aldığı bakışları o çorapları çıkardığında irileşmiş, bir kez daha teninde gezintiye çıktığından yeni bir inilti yumağını alfanın kucağına bırakıvermişti.

Alfa, omeganın bacaklarını ayırıp yeniden dizini onun kasıklarına yakın bir yere konumlandırmış ve omeganın kazağını kavramıştı. Yüzüne ansızın çarpan kokusu içinde bir türlü bastıramadığı yangına birer kürek kömür atarken iradesinin sınırlarını sonuna kadar zorluyordu. Biraz daha, diyordu kendi kendine, biraz daha dayan, ödülün çok güzel olacak. Alfasının sıcaklığını kasıklarında hisseden omega ise kendini ona yaslamayı ihmal etmemişti bile, sürtünmeye çalıştığından kalçalarının arasındaki parlak ıslaklığı pantolonunun üzerine bulaştırmıştı alfanın ama umursamamıştı Yoongi. Omeganın kokusuna bulanmak, elbette rahatsız etmezdi onu.

Mor kazak da üzerinden çıktığında ve beyaz omega bu kez çırılçıplak, kaldığında omega rahatlıkla alfanın altında bedenini kıvırıyor, onunla bir an önce kavuşmak istiyordu. Jimin de onu soymaya yeltendiğinde alfa omeganın ellerini itmiş, ensesinden tutarak önce kazağını üzerinden çıkarmış, ardından da mavi gözlerine ezici bir üstünlükle bakarak pantolonunun önünü açıp bırakmıştı. Ve bu halini, bu bakışlarını izlemek bile omeganın arzuyla sızlanmasını sağlayacak kadar güzeldi.

Alfa, omeganın göbek deliğinden başlayarak dudaklarını boynuna, koku bezine kadar götürmüş, omega tırnaklarını onun sırtına geçirmiş ve beline sardığı bacaklarıyla alfaya sürtünmek için kıvranmaya başlamıştı. İncecik belinin elleri altında her gerilişi, yükselip alçalışı ve kıvrılıp duruşu alfayı mahvediyordu, sahiden mahvediyordu.

Son bir kez daha omeganın dudaklarına götürdü alfa dudaklarını, neredeyse kanatana kadar öptü onu ve geriye çekildiğinde omegadan o ana kadarki en büyük sızlamasını aldı ödül olarak. Çenesini saran parmaklarını çözüp dudaklarına yaklaştırdı omeganın, gözleri onunkilerle kilitlenip göğüs uçlarını yakalamıştı. "Yoongi!" Bir çığlık olarak dökülmüştü dudaklarının arasından alfanın ismi, ardından da sızlanarak bir kez daha kasıklarını alfaya sürtmeye çalışmıştı.

"Şiiişt." diye uyardı onu alfa, alnında yükselen kaşları ile omeganın dudaklarına sürttüğü işaret parmağını ağzının içine gönderi vermişti. Bir kez daha inlediğinde Jimin, Yoongi orta parmağını da dahil etmişti. Omeganın dilinin ustaca parmaklarının etrafında kıvrılışına dayanabilecek gibi değildi alfa, kalın dudaklarının arasında parmaklarının çekilmesine, o ateş mağarasının içinde geçirdiği her anda onun içinde olmanın nasıl hissettireceğini düşünüyordu.

Jimin'in bir göğsünün ucundan diğerine geçtiğinde omeganın iniltisine ağzından gelen ıslak sesler de eşlik ediyordu. Alfa, dişlerini dudaklarının arasındaki hassas deriye geçirdiğinde bir çığlık koyverdi omega, alfa da durmamış, yüzük parmağını da isteyip istemediğini anlamak için dudağına dokundurmuştu. Elinde değildi, omegayı test ederken tek kaşı havaya kalkmıştı, alabilir miydi gerçekten üç parmağını birden? Jimin, bakışlarını alfanınkine odaklayabildiği vakit son konuğunu da ağzının içine davet etmişti.

Ter içinde kalmıştı omega, bütün bedeni çırılçıplak buz gibi havaya çıkmışcasına titriyor ama alfanın dudaklarının ve dilinin darbeleri altında alev alev yanıyordu. Bir eli ağzında olsa da diğeri her yerdeydi, bazen durup göğsünü kıvırıyor bazen belini kavrıyor ve bazen de kasıklarının biraz üzerinden geçip Jimin'i sızım sızım sızlatıyordu. Jimin'in elinden ise daha fazlası için yalvarmak ve kıvranmaktan fazlası gelmiyordu. Kısa parmaklarından bir taraftakileri alfanın bileğine sarmış, ağzındaki parmaklarına eşlik ederken ona tutunuyordu, diğeriyse üzerinde yattığı kürkleri çekiştirip duruyor, dayanabilecek güç almaya çalışıyordu.

Alfanın dudaklarından dökülen sözlerin de Jimin'in üzerindeki etkileri hiç de azımsanacak gibi değildi. Yoongi ona uslu olmasını söylüyorsa Jimin kalçalarını ona daha çok yaklaştırmaya çalışıyordu, alfa eliyle ya da kasıklarıyla onu yatağa geri bastırmak zorunda kalıyordu. Sessiz olmasını istediyse omega tam tersini yapıp daha yüksek sesle inliyordu ki bunların hepsinde alfanın o derinden gelen sesinden bile tam da istediği şeyleri yaptığını anlamak mümkündü.

Uzun parmaklar, dudaklarından çıkan bir flop sesi ile sıcak yuvadan ayrılıp bacak arasındaki yerini aldığında Jimin bir kez daha alfanın ismini haykırmıştı. Kalçalarını hızlıca havalandırıp kendini alfaya sunduğunda bu kez alfa onu geri yatağa bastırmamış, Jimin de iki eliyle birden kürklere tutunarak tüyleri yolmaya koyulmuştu. Birkaç kez alfanın saçlarına tutunmak için yükselen elleri yine alfa tarafından gerisin geriye itildiğinden hali pek iyi değildi, eğer bir yere tutunmasa akıp gidebilirdi yatağın üzerinden.

"Lütfen..." diye sızlandı, alfa parmaklarını içine itmek yerine öylece beklerken. Kalçalarını kımıldatması Yoongi'nin bir kez daha suratına çarpık ve kurnaz bir gülüşün yayılmasına sebep olmuştu. Omega, alfaya, yine alfa için yalvarıyordu ve onun şımarık yapısına şimdiden aşina olmuş olduğundan bu alfayı gerçekten sevindiriyordu. "lütfen alfa!" Kulanlı Park Jimin, sahiden de Tagonlu Min Yoongi'nin omegası olmak için yaratılmış olmalıydı.

Omeganın gözleri alfanın çıplak göğsünde geziniyor, köprücük kemiğindeki, boynundaki ve karnının altındaki izlerine hevesle ve hatta açlıkla bakıyordu. Eğer alfa ona dokunması için izin verirse, evet Jimin alfanın ona dokunması için izin vermesini bekliyordu, tüm gücüyle emecek, onun kara kurt sarmaşıklarına mor çiçekler ekleyecekti, dişlerini sürtecekti ve alfanın onu kıvrandırdığı gibi kıvrandıracaktı. Yalnızca alfasının ona izin vermesi gerekiyordu ve Min Yoongi'nin henüz ona izin vermek gibi bir planı olduğunu söylemek pek doğru durmuyordu.

Ve daha Jimin'in kendini hazırlamasına fırsat bırakmadan iki parmağını birden içine itmişti. Omeganın ufacık çığlığına gözleri parlayarak karşılık vermişti alfa, kalçalarını kasıp da parmaklarını kımıldatmasına izin verene kadar onun kalçalarının arasındaki varlığına alışmasını beklemiş, ardından da yavaş yavaş okşamıştı omegayı. O daha fazlası, daha hızlı olması için yalvarana kadar kendini o gün son kez zapt etmeye çalışmıştı. Omegasını kendisine hazırlıyordu alfa ve Park Jimin'in buna sahiden de ihtiyacı olacaktı.

Dizinden destek alarak bir kez daha omeganın üzerinde yükseldi ve parmaklarına bir yenisini daha ekledi Yoongi. Omega, nefesini güçlükle vererek dudaklarını aralarken alfa kendi dudaklarıyla mühürlemişti onu, çok güzeldi omega. Dudaklarından ayrıldıktan sonra geriye çekilip gözlerinin zihnine gördüğü manzarayı kazımasına izin verdi. Bembeyaz, ipeksi saçları kürklerin üzerine dağılmış, kızarmış yüzü, yarısı kapalı gözleri, talan olmuş aralık dudaklarıyla baş döndürücüydü. Boğazındaki yumru yutkundukça aşağı yukarı oynuyor, göğsü hızla yükselip alçalıyordu. Küçük yumrukları sımsıkı tutunmuştu kalın örtülere, beli havadaydı, bir dizini kırıp yukarıya çekmiş, diğerini uzatmıştı alfa ona daha rahat dokunabilsin diye. Pürüzsüz teninin örttüğü düz karnı terlediğinden ışıldıyordu ve alfa her parmaklarını kımıldattığında omega tüm bedeninde hissederek tepki veriyordu alfasına. Mızmızlanıyor, sızlanıyor ve alfasına kavuşmak için ona yalvarıyordu.

"Bana ne istediğini söyle Jimin-ah." diye buyurdu alfa, bir kez daha. Omeganın ondan ne istediğini söylemesini, o alev alev yanan zihninde neler canlandırdığını bilmek istiyordu. Ve cümlelerini toplamaya çalışırken bile omeganın nasıl da kıvranacağını düşünebiliyordu.

"Durma ne olur!" diye ciyakladı omega alfa parmaklarını daha hızlı hareket ettirmeye başladığında. Beli, aldığı her darbe ile beraber daha çok havalanıyor, kendisini alfaya itmeye çalışıyordu. Yoongi, boğazında yükselen hırıltısını zorlukla bastırıyordu. Kurdu ise onu daha fazlasını alması, omegayı tüketmesi için kışkırtmaya devam ediyordu.

Tam da olması gereken yerdeydi alfa, omegayı kolaylıkla bulduğu noktadan eziyor, Jimin de gittikçe kontrolden çıkıyordu. Hızla alıp verdiği nefesler yüzünden başı dönüyor, birbirine bastırmak istedikçe alfanın engel olduğu bacakları yüzünden bayılacağını sanıyordı. Kara Kış'ın ortasında kalmış gibi titremesi ise cabasıydı. Omeganın gittikçe kasılan bedeni ve sıkışan parmakları, omeganın yüzünün aldığı o hal alfaya doğru vaktin geldiğini hissettirdiğinden bir anda çekti ellerini Park Jimin'in üzerinden. Bu kez oldukça yüksek bir sesle, çaresizce sızlanmıştı omega, alfa umursamadı.

Önce dizini yatağın üzerinden çekip omeganın önünde doğan güneş gibi yükselmişti. Omega, hayal kırıklığıyla ve neredeyse dudaklarından kaçmasını zorlukla engellediği küfürlerle alfaya bakıyordu. Yine de tüm gücüyle üzerinde yükselen alfasını görmek kurdunu da memnun etmişti omeganın. Yine de Jimin'in orada istediği şey bambaşkaydı, bir anda her şeyini ondan uzaklaştıran alfa sinirlerini bozmuştu, ağlamaklı bir sesle alfayı kendisine dokunmaya, kendisine her istediğini yapmaya davet etmeye başlamıştı derhal.

Alfa, eğilip dizlerinin arkasından tuttu omegayı ve hızlıca kendisine çekti. Hassaslaşan teni, onun ufacık bir temasıyla bile nefes alamaz hale gelmesine sebep oluyordu Jimin'in. Kendisiyle beraber üzerinde yattığı bir kürk de alfaya doğru kaymış ama onu umursamamamıştı alfa. Tüm ilgisi Jimin'in üzerindeydi, daha bedenini onunkine kilitlemeden bile her yerinde gezdiriyordu bakışlarını.

Uzun parmaklı ellerini omeganın üzerinden çekmeden önce dizlerini kırarak bileklerinden yatağa sabitlemişti. Omegaya bir kez daha kendini hazırlama fırsatı vermeden, ve daha o her şeyi izlemek için dirseklerinin üzerinde üst bedenini kaldıramadan tek elini ondan çekmiş, kendi pantolonunun bacaklarından kaymasını sağlamıştı. Yeniden omeganın bileğini kavradıktan sonra geriye, omegaya doğru itmiş ve kendisine ona rahatlıkla ulaşabileceği kadar yer açmıştı. "Sakın ağlama." diye uyardı yalnızca omegayı, ardından artık fena halde canını yakan organını omegaya sertçe itmişti.

Jimin, ilk olarak hissettiği dolulukla bir anda çığlık atmış, alfanın bileklerini serbest bırakıp kalçalarına tutunan, sonra da beline tırmanan ellerini bile fark edememişti. Jimin'e onun bedeninin içindeki varlığına alışabilmesi, saç diplerinden parmak uçlarına kadar onu nasıl doldurduğunu hissedebilmesi için vakit tanımıştı. Ardından belini sarılı parmaklarını çok sıkmamaya çalışarak bir kez daha tekrar etmişti hareketini, birkaç saniye tanımıştı yalnızca omegaya bu kez. Ardından kendini usulca geriye çekip yeniden omegayı doldurmuş, o hızını artırması için ona yalvarana kadar da aynı işlemi birkaç kez daha tekrar etmişti.

Alfa, hissettiği sıcaklıkla her hareketlenişinde dudaklarının arasından gürültüyle boşanan nefesine engel olamıyordu. Omeganın soluğuna karışan kokusu içini yakıyordu, arzusuysa çöle dönen topraklardaki dinmeyen bir yangın gibiydi. Kavuruyordu alfayı, omegaya sahip olmak onu sakinleştirir, söndürür sanmıştı ama aksine ona kendini her itişinde yangının büyüyüp kendisini yuttuğunu hissediyordu. Durmak istemiyordu, omega durmamasını haykırıyordu. Her girişinin tadını çıkarmak istiyordu alfa ama omega ona daha hızlı olması için yalvardıkça omegaya karşı büyük bir açlık besleyen bedenini engelleyemiyordu. Durmak istemiyordu, durabilecek gibi de değildi zaten, omegayı tüketiyordu ve buna şikayet etmiyor, aksine onu teşvik ediyor oluşu kurdunu bile şaşkına çevirmişti.

Omega, alfanın her bir darbesinden sonra elinde olmadan çığlık atmış, beline sardığı bacaklarıyla alfayı biraz daha kendine çekmeye çalışmıştı. Yine de alfanın ismini haykırarak geldiğinde ve alfa ara vermeden onun içini doldurmaya devam ettiğinde Park Jimin'in sesi kısılmaya yüz tutmuştu. Yaşadıklarından yüzü kızarmış, sürtünmektense teni biraz tahriş olmuştu. Alfanın sonunu getirmeye ant içen gardenya kokusuysa odanın her yerine alfanın kokusuyla beraber dağılmıştı.

Alfanın bakışları omeganın yüzünde, aralık dudaklarında, koku bezinde, beyaz gerdanında geziniyor, içinde büyüyen açlığını şiddetlendiriyordu. Omeganın haykıran sesi gittikçe incelmiş, alfanın un ufak olmuş iradesine dair ne varsa hepsinin üstünde tepinmeye başlamıştı. Alfa ona Sus. demek istemişti, Sus yoksa mahvedeceğim seni. fakat ağzını araladığı anda kendisini onun kanını tatmak, dişlerini ensesine geçirmek isterken bulmuştu. Omega yalnız onun olsun, o andan itibaren başka hiç kimse bu kokuyu soluyamasın, onu böyle görmesin, ona alfa gibi dokunamasın istemişti.

Park Jimin, yatağın üzerine nihayet alfa ile beraber yığılırken, bir ara alfa dayanamamış ve Jimin'i daha rahat olabilmek için ters çevirmişti, orgazmının artçı sarsıntılarını hala bedeninde taşıyordu. Alfa ona rahatça sarılabilsin diye yatarken sırtını ona dönmüş, gerçekten hormonları bu kadar kontrolden çıkmışken yine ona ensesini sunmayı umursamamıştı. Üstelik omega, aldığı hazdan dolayı gözlerini bürüyen ve yanaklarından süzülen gözyaşlarını alfadan gizlemesi gerekiyordu. Alfaya yüzünü dönmese de onun ateş parçası gözlerinden ağladığını gizlemeyi başaramadığını alfası dudaklarını ensesine yaslayıp küçük bir ısırık bıraktıktan sonra anlamıştı Park Jimin.

"Bir dahaki sefere ağlarsan kendimi tutmam omega," diye Jimin'i, daha o anda omeganın bu uyarının üzerine gitmek istemesine sebep olacak bir ses tonuyla, sanki gözünü korkutmak yerine teşvik etmek istiyormuş gibi tehdit etmişti. "bunu sakın unutma."

-----

Bölüm sonu

1 yorum