Defne bütün gece uyuyamadı.
Yatağında dönüp dururken aklında tek bir soru vardı.
Gitmeli miydi?
Normal şartlarda cevabı belliydi.
Hayır.
Yıllardır görüşmediği bir adamla şehir dışına çıkmak mantıklı değildi.
Ama sorun da buydu zaten.
Aras hiçbir zaman mantıklı hissettirmiyordu.
Telefonunu eline aldı.
Saat 02.17.
Mesaj kutusunu açtı.
Aras'tan gelen son mesaj hâlâ ekranda duruyordu.
"Cumartesi sabahı 08.00'de hazır ol."
Defne istemsizce gülümsedi.
Adam davet etmiyor, emir veriyordu sanki.
Tam telefonu bırakacakken yeni bir mesaj geldi.
Aras.
Kalbi hızlandı.
"Hâlâ düşünüyorsun değil mi?"
Defne gözlerini kıstı.
"Sen uyumuyor musun?"
Mesaj anında görüldü.
"Uyuyamıyorum."
Defne cevap yazmadan ekrana baktı.
Bir süre sonra ikinci mesaj geldi.
"Gitmek istemiyorsan sorun değil."
Nedense bu mesaj canını sıktı.
Sanki gerçekten gitmesini istiyormuş gibi hissetti.
Parmakları ekranda dolaştı.
Ve düşünmeden yazdı.
"Saat 08.00 çok erken."
Mesaj gönderilir gönderilmez pişman oldu.
Çünkü bu bir evetti.
Aras'ın cevabı sadece birkaç saniye sürdü.
"Demek geliyorsun."
Defne başını yastığa gömüp inledi.
Artık geri dönüş yoktu.
Cumartesi sabahı.
Saat 07.58.
Defne apartmanın önünde valiziyle bekliyordu.
Kendine hâlâ kızgındı.
Neden kabul etmişti?
Tam bunu düşünürken siyah bir araç önünde durdu.
Sürücü camı açıldı.
Aras.
Yüzünde o tanıdık gülümseme vardı.
"İki dakika erken."
"Sen de bir dakika geç."
"Demek hâlâ tartışmayı seviyorsun."
Defne valizini bagaja yerleştirirken gülümsedi.
Belki de seviyordu.
Araca bindikten sonra kısa bir sessizlik oldu.
Sonra Aras radyoyu açtı.
Eski bir şarkı çalmaya başladı.
Defne'nin gözleri büyüdü.
"Bu şarkıyı hatırlıyor musun?"
Aras kahkaha attı.
"Lisede yüz kere dinletmiştin."
"Abartma."
"Bin kere olabilir."
Yol boyunca sohbet ettiler.
Konu konuyu açtı.
Geçmişten geleceğe, hayallerden korkulara...
Saatler nasıl geçti anlamadılar.
Defne en çok buna şaşırıyordu.
Aradan geçen onca yıla rağmen sohbet etmek hâlâ bu kadar kolaydı.
Öğleden sonra küçük bir sahil kasabasına ulaştılar.
Deniz sakin görünüyordu.
Hava ise beklenmedik şekilde güzeldi.
Otele yerleştikten sonra sahilde yürüyüşe çıktılar.
Dalgaların sesi konuşmalarına eşlik ediyordu.
Bir ara Aras durdu.
"Bir şey soracağım."
"Sor."
"Neden hiç evlenmedin?"
Defne hazırlıksız yakalandı.
"Bu nasıl soru?"
"Normal bir soru."
"Normal değil."
Aras güldü.
"Tamam. Neden?"
Defne birkaç saniye sustu.
Sonra omuz silkti.
"Doğru kişi çıkmadı."
Aras'ın yüzündeki ifade değişti.
"Belki de çıktı."
Defne ona baktı.
Aras ise denize bakıyordu.
Sanki cümleyi hiç kurmamış gibi.
Defne'nin kalbi anlamsız şekilde hızlandı.
Konuyu değiştirmeyi tercih etti.
Ama nedense o cümle aklından çıkmıyordu.
Akşam.
Otelin balkonunda oturuyorlardı.
Şehir ışıkları uzakta küçük yıldızlar gibi görünüyordu.
Konuşmalar yavaşlamıştı.
Yerini rahat bir sessizliğe bırakmıştı.
Defne elindeki kahve kupasına baktı.
Sonra Aras'a.
Aras da ona bakıyordu.
Bu kez gözlerini kaçıran taraf olmadı.
İkisi de bakmaya devam etti.
Sessizlik uzadı.
Ve ilk kez bu sessizlik arkadaşça hissettirmedi.
Sanki görünmeyen bir şey aralarına yerleşmişti.
Yıllardır fark edilmeyi bekleyen bir şey.
Defne nefesini tuttu.
Aras yavaşça ayağa kalktı.
Bir adım attı.
Sonra bir adım daha.
Artık aralarında sadece birkaç santim vardı.
Defne kalbinin sesini duyabiliyordu.
Aras gözlerini ondan ayırmadan fısıldadı.
"Galiba sana yıllar önce söylemem gereken bir şey var."
Defne'nin nefesi kesildi.
"Ne?"
Aras cevap vermek üzereydi.
Tam o sırada telefonu çaldı.
İkisi de irkildi.
Aras ekranına baktı.
Yüzündeki bütün ifade değişti.
Bir anda.
Sertleşti.
Gerildi.
Ve Defne ilk kez onun yüzünde korkuya benzeyen bir şey gördü.
Aras telefonu açtı.
Karşı taraftan gelen sesi dinledi.
Sonra yavaşça gözlerini kapattı.
"Nasıl yani?" dedi.
Defne'nin içini kötü bir his kapladı.
Çünkü o an her şeyin değişeceğini hissetmişti.