Yağmur yağıyordu doktordan çıkıp direkt avukatla konuşmuştum ve şimdi de Akın'ı okuldan almak için yoldaydım. Yağmur gerçekten şiddetliydi ve ben geç kalmak üzereydim. Işık yandığı gibi hızlandım ancak çıkış zili çalalı beş dakika olmuştu. Akın'ı aradım ve ileriye baktığımda yürüdüğünü gördüm. Dur ne?
"Akın!" seslenip hızla arkasından koştum beni duymamıştı ancak ona yetiştiğimde durdurabildim. Sırılsıklam olmuştu. Ceketimi çıkarıp balının üzerine yerleştirdim ve çantasını da elinden aldım. Kolundan tutup hızla arabaya doğru onu çektim. İçeriye o girdiğinde hemen yan tarafa çantasını bırakıp sürücü koltuğuna geçip ona döndüm.
"Oğlum neden çıktın? Okulda bekleseydin ya beni. Trafik vardı üstüne de biraz geç çıktığım için yetişemedim." tuhaf tuhaf yüzüne baktı.
"Oğlum? Neyin var senin?" tamamen ona döndüm.
"Ben... Ben hep yürüyerek eve geliyordum da senin gelmene şaşırdım sadece." işte kalbimi sıkıştıran ve her zaman beni nefessiz bırakacak sözü de buydu. Öyle mahzun öyle acılı öyle hasretle söyledi ki gözleri öyle haykırdı ki ben artık ne yaşarsam yaşayayım o bakışları o soğuktan titreyişini unutmam. Haykırışı bile boğuktu. Bu acıyı bedenimden ruhumdan aklımdan kalbimden asla çıkaramam. Öylece kalakaldım ona bakarak. Yerimden kalkıp arka koltuğa geçtim ve yanına gidip sıkıca sarıldım. Sevgisiz kalmıştı benim yavrum. Benim evladımı acı içinde bırakmışlardı... Kırmışlardı.
"Söz veriyorum bir daha asla seni bırakmayacağım oğlum. Asla ama asla. Ölürüm de seni bırakmam. Seni yapayalnız bıraktım bir daha yapmam. Affet beni çok geç kaldım."
"Sen ne yaptın ki? Sen gelemedin ama yanımda olmasına rağmen bana her şeyi yaşatan annemdi."
"Eve gidelim mi artık?" ondan ayrılıp dediğini onayladım ve öne geçtim. Özlem seni mahvedeceğim. Eve vardığımızda Akın hemen odasına gitti duş alacağını söyleyerek. Direkt odama çıktım ve üstümü değiştirip Akın'a çıkacağımı haber vermeye gittim.
"Oğlum ben dışarı çıkacağım bir iki saate gelirim olur mu?"
"Olur."
"Dışardan bir şey ister misin?"
"Yok teşekkür ederim."
"Akın son olarak kapıyı kim olursa olsun sakın açma olur mu? Çaldığında direkt beni ara."
"Bir sorun mu var?"
"Güvenliğin için. Albayım sonuçta eve birilerini alman sıkıntı olabilir. Geçen annen geldiğinde gördün zaten hep tetikte oluyoruz. Annen bile olsa açma. Kim olduğu önemli değil çünkü ciddi anlamda çok sıkıntı çıkar. Korkma ama sadece kapıyı açmaman gerektiğini bil."
"Yok korkmadım anlıyorum seni. Sonuçta sürekli çatışmalarda oluyor ya da görevin olan askerlerle ilgileniyorsun fazla düşmanının olması gayet normal. Merak etme kapıyı kimseye açmam."
"Harikasın. Teşekkür ederim. Dediğim gibi bir iki saate dönmüş olurum." başıyla beni onayladığında odasından çıkıp direkt Özlem'i aradım.
-Mahkeme Günü-
"Davacı Rüzgâr Efe Sanrı, Davalı Özlem Sanrı. Mahkeme salonunda bekleniyorsunuz." ismimizin duyurulmasıyla içeri girdik. Bu gün bu evlilik de velayet davası da bitecekti artık. Her şey bitecekti. Avukatımla birlikte karşıya geçtim Özlem de kendi avukatıyla tam karşımızdaydı.
"Sayın Hakim, müvekkilim Rüzgâr Efe Sanrı kendisine komada olduğu süre içerisinde ihanet eden eşi Özlem Sanrı'dan boşanmak istiyordur. Ayrı olarak da bu süre zarfında kendi çocuğu olmasına rağmen başka bir adamın -Ki kendisi Özlem Hanım'ın 15 yıldır birlikte kalıp müvekkilimi aldattığı kişidir- nüfusuna almıştır. Bunlar göz önüne alınarak müvekkilimin eşinden boşanmayı ve oğlunun hem kendi nüfusuna alınmasını hem de velayetini talep etmektedir." avukatım yerine geri oturduğunda hakim Özlem'e ve avukatına döndü.
"Söylemek istediğiniz bir şey var mıdır?"
"Evet, sayın hakim. Müvekkilim Özlem Sanrı kendisine yöneltilen bu suçlamaların hepsini reddetmektedir. Bu süre zarfında kaldığı kişi ile herhangi bir ilişkisi söz konusu olmamakla beraber yasal olarak oğlunun, eşinin eskiden asker olmasından dolayı zarar görmesi ihtimalimden korkmuş ve bu durumun sonucunda oğlunun Deniz Korkmaz'ın nüfusuna geçmesini onaylamıştır. Bu işlemler tamamen yasal olup baba karar yetkisine sahip olmadığından anne, çocuğunu başka birinin soyadını verme hakkına sahiptir ve bu hakkını kullanmıştır. Ayrıca boşanmayı da reddetmektedir."
Ne? Ne demek boşanmayı reddetmek? Bu evlilik bitmek zorunda. Hadi ama o adamdan bir kızı bile var.
"Sizlerin ekleyeceği bir şey var mı?"
"Benim konuşma şansım var mı?"
"Elbette." bana cevap verdikten sonra avukatım ayağa kalktı.
"Sayın hakim, müvekkilim söz hakkı talep ediyor."
"Kabul edilmiştir." ayağa kalktım ve hakime döndüm.
"Sayın hakim, komadan uyandığım gün eşimi aramıştım ben çatışma sırasındayken bana benek beklediğimiz haberi ondan gelmişti. Ne yazık ki gelişen sonuçlardan sonra 15 yıl komada kaldım ve uyandığımda kendisini bulduğum gün bana; mutlu olduğunu, evlendiğini ve çocukları olduğunu söylemiştir. Beni bekleme gibi bir zorunluluğu olmadığını da dile getirmiş benim bu süre içerisinde ölü olarak bilindiğimi söylemiş gerçekleri ise ailemden öğrenmiş bulunmaktayım. Oğlum ise beni tanımamakla beraber sözde ilişkisi olmadığını söylediği Deniz Korkmaz'ı babası olarak bilmiş ve kendisi bir haftadır yanımda olduğundan dolayı kendisinde fark ettiklerinde beraber oğlumun on beş yıldır o evde bu insanlar tarafından psikolojik şiddet gördüğünü anlamış bulunmaktayım. Dilerseniz oğlum gerçekleri anlatmak için buraya gelebilir."
"Bu konuda söylemek istediğiniz bir şeyler var mıdır Özlem Hanım?" hakimin ona yönelttiği soruyla yapa kalktı.
"Bunlar tamamen iftiradır. Ben oğluma her zaman destek oldum. Kendisi de bunu gelirse anlatacaktır. Ben eşimin bunu söylemesinin sebebinin ona ihanet ettiğimi düşünmesinden dolayı olduğunu düşünüyorum ve boşanmayı kesinlikle reddediyorum."
"O zaman Akın Korkmaz'ı söyleyeceklerini söylemesi için içeri alabiliriz." hakimin söyledikleriyle Akın'ı içeriye aldılar. Tanık kürsüsüne geçti.
"Baban Rüzgâr Efe Sanrı yanında değilken Deniz Korkmaz ve Özlem Sanrı'dan psikolojik şiddet gördüğün doğru mu?"
Bir bana bir de annesine baktıktan sonra hakime döndü.
"Annemin hiçbir suçu yok. Her zaman bana destek olup yanımda olurdu... Ama şu gerçek var ki: Deniz Korkmaz bana psikolojik olarak gerçekten aşırı derecede yüklendi yıllardır."
"Psikolojik şiddetin sadece Deniz Korkmaz için mi geçerli olduğunu söylüyorsun?"
"Evet efendim. Annem her zaman beni savunmuştur yıllarca ama ona hak verdiği zamanlar da oluyordu yine de bana zarar gelmesine izin vermezdi. Şu an öz babamla kalmamı da kendisi istemişti hatta."
"Karar: Davacı Rüzgâr Efe Sanrı'nın oğlunun velayeti almasına, anne Özlem Sanrı'nın haftada en az iki gün oğluyla vakit geçirmesine Deniz Korkmaz'ın gözaltına çocuğa psikolojik şiddet uygulama suçundan alınmasına, boşanma davasının ise davalı Özlem Sanrı'nın reddine karşın bir ay on iki gün sonrasına alınmasına karar verilmiştir."
"Hakim bey bu süre zarfında elim ve oğlumla kalma şansına sahip miyim?"
Ne saçmalıyor bu kadın? Ne demek benimle kalmak?
"Bunun olabilmesi için Eşinizin onay vermesi gerekir."
Akın'a döndüğümde buna gülümseyerek karşılık verdiğine ve annesine özlemle baktığını gördüm.
"Kararı oğluma bırakıyorum. O mutlu olduğu sürece her şey kabulüm."
"Sen ne diyorsun bu konuda Akın?" hakimin ona dönmesiyle mutlulukla gülümsedi.
"Bu çok güzel olur hakim hanım." ve buna onay verildi. Dışarı çıktım ve avukatımla konuşmaya başladık.
"Kesinlikle rütbeniz olmasaydı Deniz Korkmaz suçu reddetme hakkına sahip olurdu. Ayrıca velayet de bu kadar çabuk verilmez direkt DNA testi sonucundan bir ay sonra dava devam ederdi. Şu an sadece evliliğiniz kurtarılmaya çalışılıyor. Aksi durumda tek celsede hepsi biterdi."
"Peki reddi devam ederse ne olacak? Dava daha da uzar mı?"
"Kanıt bulunması yeterli olacaktır. On beş yıl içerisinde olan bir ilişki söz konusu buna bakarsak elbette kanıt bulunur. Bir sonraki celsede boşanmanız da gerçekleşecektir."
"Bir kızı vardı o adamdan. Bu kadar net konuşmasından dolayı bir şey demedim gerçekte kızı bile olmayabilir. Zerre kadar bir fikrim yok. Kız dört beş yaşlarındaydı."
"Eğer kız eşinizin ise boşanma direkt gerçekleşir. Bunun için DNA testi yapılmasını sağlayacağım."
"Tamamdır. Çok teşekkür ederim."
"Rica ederim. Bu benim görevim. İyi günler Efe Bey."
"İyi günler." avukatın yanından ayrılıp Özlem ve Akın'ın yanına gittim. Elimi saçlarına atıp karıştırdım.
"Oğlum. Nereye gitmek istersin?"
"Bilmem ki. Anne sence nereye gidelim?"
"Ben güzel yemekler hazırlayabilirim. Dışarıdan yemek güzel olmuyor."
"Senin yemeklerin mükemmel oluyor."
"Sen öyle diyorsan öyledir bebeğim. Hadi eve gidelim artık. Değil mi Rüzgâr?"
"Oğlum ne istiyorsa o olur." Akın arka koltuğa geçti hemen. Çok mutlu görünüyordu.
"Senin hazırladığın yemeği ağzıma almam. Sakın Akın'ın yanında ısrar etme."
"Çok seviyordun?"
"Son yediğimde dersimi aldım. Hiç gerek yok. Geç Akın'ın yanına."
"Ben öne binmeyi severim." Ve öne geçti. Sakin olacağım. Sakin olacağım. Kim bilir ne yapmayı planlıyorsundur Özlem. Bu kadını asla zapt edemiyorum. Arabayı çalıştırıp eve doğru yola çıktık.
"Anne şimdi siz hâlâ evlisiniz ya."
"Evet oğlum. Babanla hâlâ evliyiz."
"Sen neden Deniz'in yanında kaldın bunca yıl?" o noktaya değinmeseydin iyiydi evlat.
"Bu konuyu açmasak olur mu oğlum?" diye sordum yoksa işler ciddi anlamda karışacaktı.
"Öyle diyorsan. Peki artık hep üçümüz mü olacağız?"
""NE?""
"Tamam anladım üçümüz kalmıyoruz." tek kelime etmedik ikimizde. Bir süre sonra da eve varıp içeri girdik. Özlem direkt mutfağa gitti. Ölürüm de o yemekten yemem. Ben neden yemek yapmayı öğrenmedim ki? Babam mis gibi yapıyordu deseydim ya bana da öğret diye. Adam yemekte nirvana yaptı ben daha bir yumurta kıramıyorum. Bi ara annemlere gitsem iyi olacak. Gitmişken yemek yapmayı da öğretir bana hiç değilse. Odama doğru sıvışmak üzereydim ki bana seslendi.
"Rüzgâr! Gel buraya hemen!" iç çekip mutfağa gittim.
"Efendim?"
"Sen oğluma bunca zaman hazır yemek mi verdin? Hani evde doğru dürüst bakliyat ya da yap falan yok. Al şu listeyi git yazdıklarımın hepsini al. Çabuk." elime listeyi tutuşturup karşımda bana baktı.
"Ne bekliyorsun?"
"Özlem burada temelli kalmıyorsun. Bu kadar şeyi ne yapayım ben sonra?"
"Mutfakla ilgili bildiğin tek şey adının mutfak olması. Defol git getir bana."
"İyi be getiririm." lan şimdi yanlış olanı alsam beni geri gönderir markete. Geri mutfağa döndüm.
"Sende gel. Tekrar gitmem sonra."
"Birkaç bakliyat alacaktın. Sadece birkaç bakliyat."
"Beni tekrar gönderme ihtimalini göze alamam."
"Tamam ben Akın'a haber vereyim geliyorum."
"Arabada bekliyorum seni." evden çıkıp arabada onu beklemeye başladım. Bir süre sonra geldi ve artık markete gidebildik.
"Rüzgâr o olmaz. O iyi değil hem baksana nem tutmuş. Bırak onu yerine." ağzımı açmadan yerine bıraktım. En son bu olduğunda ufak çaplı büyük bir kavga olmuştu. Gerçi kavga diyorum da Özlem bana kızmış ve söylenmiş ben ise sessizce azarının bitmesini beklemiştim. Tersi pek iyi değildi. Manyak kadın. Bütün istediklerini alıp marketten çıktık. Market arabasını içeri götürüp geri geldiğimde birden koluma girdiğinde şaşkınlıkla ona bakıp kolumu çekiyordum ki daha da sıkı bastırdı.
"Özlem ne yapıyorsun? Bıraksana kolumu."
"Gene o kız. Ben neden her seferinde bu kızla denk geliyorum?" beni duymamıştı bile. Kolumu daha da sıktı tırnakları resmen ceketimi geçip kolumu delecekti.
"Özlem koluma tırnağını batırma."
"İlla karşıma çıkacak. Mutlaka bir yerlerden çıkacak. On beş yıl geçti bu hâlâ burada." baktığı yere döndüğümde direkt girdiği kolumun üzerinde olan elini tuttum. Yine mi? Hay ben şansıma!
"Yürü arabaya Özlem. Hadi."
"Efe? Uyandın mı? Nasılsın peki? Umarım iyisindir."
"İ-"
"Gayet iyi merak etme. Bakıyorum ben Rüzgâr'a."
"Aa sende mi buradaydın? Hiç farketmemişim."
"Başka nerede olacaktım? Malum bi yirmi iki yıl bir ay on dört gün önce evlendik." gözlerim sonuna kadar açık şekilde ona baktım. Oha! Saniyesini de saysaydın?
"Uzun yıllar Efe hastanedeydi ya hani. Onları da mı hesap ediyorsun? Çok saçma."
"Neden hesaplamasın? O zamanlarda da benimle evliydi."
"Yoksa senin haberin yok mu Efe? Özlem sen hastanede kalmaya başladığın zamanlar başka b-"
"Kes sesini ve benim hayatımda olanlara bir daha burnunu sokma."
"Ben sadec-"
"Umrumda değil. Sesini kes ve bir daha benimle ilgili konulara burnunu sokma. Yürü Özlem Akın daha fazla evde yalnız kalmasın."
"Tamam. Hadi gidelim." kolundan tutunarak arabaya doğru gittim. İkimizde arabaya bindikten sonra derin bir nefes aldım öfkeyle.
"Rüzgâr sakin ol."
"Sana yirmi iki yıl önce, evlenmeden önce ne demiştim Özlem?" birkaç saniye bekledi sonra da cevap verdi.
"Ben öfkeliyken benden uzaklaş ve asla konuşma seni kırmak istemiyorum. Benim için değerlisin ve sana karşı öfkeyle konuşmak istemiyorum. Elbette sana asla el kaldırmam ama sözlerim seni çok kırar."
"Şimdi o zamandayız. Lütfen dediğimi yap sadece."
"Tamam." başımı direksiyona koyup biraz nefes alıp verdikten sonra arabayı çalıştırdım. Neyseki Özlem de dediğimi yapıp benimle konuşmadı. Şu öfkemi bastırabilmek için psikoloğa bile gittim ama boş. Bi işe yaradığı yok. Neyseki sürekli öfkelenmiyorum sadece ağır bir şekilde damarıma basıldığında ki bunu da yapan olmaz pek. Kırk yılda bir olur.
Eve gelene kadar konuşmadım ve geldiğim gibi de eşyaları mutfağa bıraktım. Çıkıyordum ki Özlem kolumdan tuttu.
"Sözümü dinleyeceğini sanmıştım."
"Öfkeyle nereye gidiyorsun?"
Ona döndüm. "Bu seni neden ilgilendiriyor?"
"Öfkenin sebebi benim çünkü. Daha yeni komadan uyandın hastanede bile kalmadın."
"Bu seni neden ilgilendiriyor peki Özlem? Bak ne olacaksa olacak ama bu evlilik bitecek. Ne olursa olsun bu evlilik bitecek. Bana karışma tıpkı benim sana karışmadığım gibi."
"Evliliği hiç mi ciddiye almazsın sen be adam?"
"Bunu bana sen mi söylüyorsun?"
"Evet."
"Bunu söyleyecek son kişi bile değilsin. Sen asla evli bir kadın olmadın ne anlarsın evlilikten?"
"Sen mi çok iyi anlıyorsun? Sanki bütün suçlu benmişim gibi konuşuyorsun ama sende suçlusun."
"Ben seninle evlenmemek için her şeyi yaptım Özlem. Peki sonuç ne? Beni ikna ettin bir sürü bahaneyle peki sonuç ne oldu Özlem? Mahvolan bir hayat. Seninki umrumda değil. Kendimki de umrumda değil ama içerideki o küçük çocuk umrumda. Hayatını mahvettik çocuğun. Farkında mısın bilmiyorum ama kendi yaşıtlarına göre Akın fazlasıyla sessiz. Bir derdi olduğunda söylemez. Susar. Neden? Neden bunu küçül bir çocuğa yaşatıyoruz biz Özlem? Yazık değil mi? Hiç mi için acımıyor? Bizden ne evli insan olur ne de anne baba."
"Biliyorum. Hepsini biliyorum ama sorumluluklarımızı da atamayız Rüzgâr."
"Atan sensin. Beni reddetmesine rağmen Akın'ı direkt benimle göndermeye hazırdın. İyi oldu oğlumun yanıma gelmesi ama seni düşünüyorum da Özlem. Sen bunca yıl ne yaptın sorusundan başka bir şey aklıma gelmiyor."
"Anne?"
Döndük ve bakakaldık.
"Siz neden kavga ediyorsunuz?" sesimizi duymamış bu iyi.
"Yok yani sorumsuz olduğunuzu düşünüyorsanız bana sorabilirdiniz. Kavga etmekten iyidir." her şeyi duymuş bu iyi değil.
"Sen yanlış anladın oğlum. Babanla kavga etmiyorduk." bir yandan doğruydu aslında. Konu ciddi olunca hep bu hâldeydik.
"Belli oluyor. Sorumsuz değilsiniz. Birbirinize karşı nasılsınız bilmem ama benlik bir şey yok. Tabi doğmamamı tercih etmeniz başka bir mevzu orası ayrı mesele ama bu kadar sizin için sorun olduğumu bilmiyordum.
Yani ne bileyim. O kadar sorun çıkarmamak için her denileni yapmaya çalışıyordum ama anlaşılan becerememiştim."
"Sorun sen değilsin ki sorun bizim aptallığımız. Ben senin doğacağını öğrendiğimde içim dışıma çıkana kadar mutluluktan ağlamıştık oğlum. Elimde testle dolanıp duruyordum evde. Doktora gittim belgelere görüntülere bakıp durdum sürekli. Babanın dönmesini ve ona haberi vermek için can atıyordum. Ne kadar oturup konuşamasak ve her şeyimiz kavga olsa da birbirimizden nefret de etmiyorduk. Çok sevineceğinden emindim hatta dayanamayıp mektup yazıp gönderdim babana. Çatışma sırasında ona ulaşmış sonra da... Sonra da ondan haber alamadım. Hastaneye kaldırılmıştı ben sadece onun komaya girdiğini öğrendim. Sen bizim için sorun değilsin. Senin doğman hatta bizim her şeyimizi güzelleştirecekti ama babanı kaybettim. Seni korumaya çalıştım ama beceremedim. Özür dilerim."
"Elime mektup ulaştığında. O gün bilmiyorum normalde sonraya bırakırdım ama açtım mektubu çatışma sırasında. Donakaldım. Orada annenin doğacağın haberini verdiği mektubu okudum ve sonrasında düşünme yetimi kaybettim. Nefes bile alamadık. Canımdan bir parça. Hayatımın aldığım nefesin her düşüncemin en önemli en değerli parçası sen olmuştun. O sırada emirelim beni çekmeseydi ben o mutluluğun şokuyla çatışmada kurşunu kafama yiyecektim. Mektubu kalbimin üzerindeki cebime koydum iç tarafa. Tek istediğim hemen eve dönmekti ama dönemedim. Gözlerimi on beş yıl sonra açtım. O mektup... Annenin bana yazdığı mektup hemen yastığımın altındaymış. Zafer koymuş oraya. Gözlerimi açar açmaz aklıma sen geldin. Annen geldi. Yerinden kalkarken doktorlar durdu beni. Onların elinden kurtulmaya çalışırken mektup yere düştü. Tanıdım mektubu hemen aldım elime olduğu gibi duruyordu. Evet üzerinde kan da vardı yıpranmıştı ama yazıları hiç bozulmamıştı. Hâlâ ceketimin cebinde duruyor. Kalbimin üzerinde. Sanki başka bir yere koysam kaybolacak yok olacak gibi. Sen sorun değilsin ki. Sorun bizde, sende değil."
"Sen önemseme bizim böyle laf dalaşlarımızı. Huyumuz oldu artık."
"Doğruyu mu söylüyorsun anne?" çaresizce baktı ikimize de. Bu kadar kısa sürede benim ona bağlandığım gibi mi bağlanmıştı bana? Özlem gitti ve sarıldı Akın'a. Sadece izledim. Sanki bir yabancıymışım gibi izledim.
"Doğruyu söylüyoruz annem. Benim küçük bebeğim."
"Annem..." sıkıca sarıldı annesine. Çok mutlu öpmüştüm içim huzurla dolmuştu onu huzur içinde görünce ama kalbime de bir ok saplanmıştı. Bana asla baba demeyecekti belki de. Sorduğu soruları bile annesine soruyordu. Evet annesiyle kalmştı onu biliyordu ama... Ama kırılıyordum. Çok canım acıyordu. Anne oğul rahat etsinler diye sessizce mutfaktan çıkıp odama gittim. Cebimden mektubu çıkarıp tekrar okudum. Bu günlerde hep okuyordum mektubu.
"Rüzgâr sana söylemek için çok sabırsızlandım ve dayanamayıp bu mektubu yazdım. Hayatımız hep ters gidiyordu her şeyimiz kötüydü ve huzurumuz yoktu ama... Ama artık huzurumuz olacak. Artık birlikte mutlu olmak için bir sebebimiz olacak Rüzgâr. Ben... Ben hamileyim, yakında baba olacaksın. Bir bebeğimiz olacak. Kendine dikkat et ve yanımıza gel. Seni bekliyoruz evde."
~Özlem
Odamın kapısı açıldığında mektubu hemen katlayıp gözlerimi de sildim. Ben ne zaman ağlamıştım ki? Başımı kaldırdığımda zaten az çok geldiğini tahmin ettiğim kişi gelmişti. Ayağa kalkıp ona döndüm.
"Bir şey mi oldu Özlem?"
"İlla olması mı gerekiyor Efe?"
"Efe?"
"Senin adın Efe ya hani?"
"Senden hep Rüzgâr'ı duymaya alışmışım. Bir şey mi söyleyeceksin?"
"Boşanma konusunda ciddi misin?"
"Evet."
"Sana ihanet etmedim."
"Bunları konuşmayacağım Özlem."
"Bana neden inanmıyorsun? Sana her şeyi anlatmıştım. Hâlâ mı güvenmiyorsun?"
"Olmaması gereken bir evlilikti zaten. Neyine takıldın ki?"
"Öyle olsun. Sana zorluk çıkarmayacağım ve kabul edeceğim. Bir erkeğin peşinden takıntılı gibi koşacak değilim."
"Keşke bu gün mahkeme salonunda da bunu düşünseydin."
"Sabrımı sınama. Sakın Efe. Sakın sabrımı sınama."
"Sen ciddi olamazsın. Sabrı sınan ve haksızlığa uğrayan benim. Tamam bir amacın vardı ama bu benim haklı olduğumu değiştirmez."
"Oğlumdan asla ayrılmam. Boşansan da boşanmasan da umrumda değil. Çok istiyorsan oğlumla ve benimle yaşayabilirsin ama oğlumdan ayrılmam."
"Oğlumdan tek saniye bile vazgeçmem. Kabul ama bir şartım var."
"Söyle."
"Bir kadınla aynı evde kalamam. Ne kadar daha önce evli olmuş olsak da boşandığımız an seninle aynı evde kalmam."
"Arada oğlunu gelmeye gelebilirsin."
"Tuğba da bizimle kalacak."
"Kim? Saçmalıyorsun asla olmaz!"
"Akın'ın velayeti bende. Kabul etmekten başka şansın yok."
"Velayeti senden alırım."
"Gerçekten alabileceğine bu kadar emin misin?" duraksadı. Elbette alamazdı.
"Annenle kalmam. Orada anlaşalım."
"Annemin katil olmasını istemem zaten. Şimdi gidip Tuğba'yı alacağım. Siz yemeği yiyin ve evden çıkmayın."
"Bana emir verme albay."
"Deniz denen herifin pek temiz bir geçmişi yok. Başını belaya sokman bir yana oğluma zarar gelecek."
"İyi tamam." asla memnun değildi. Eskiden olsa ağzını açmazdı ama şimdi kimse onun neden bu kadar şeyi yaptığını bilmediğinden Tuğba'nın ona yapacaklarından korkuyor. Kardeşim pek sakin biri değildir.
"Efendim abim?"
"Güzelim hazırlan seni almaya geliyorum abinle kalacaksın artık."
"Ne? Gerçekten mi? Bu harika hemen hazırlanıyorum ben!" ve telefonu yüzüme kapattı. Fazla heyecanlı ve hevesli. Özlem'i kesinlikle mahvedecek. Ona her şeyi anlatmam gerekiyor.
-Ek parça-
Ah doğru size neden Özlem'den nefret etmediğimi anlatmamıştım değil mi? O zaman bir sonraki bölümde Özlem ile bölümün başında gittiğim vakit neler olduğunu anlatayım? Ruffini pek acıyan biri değil anlaşılan. Anlattırmayacak bana ne kadar bölümü yazmış olsa da. Değil mi Ruffini?
Öyle Albay! Dördüncü bölümde anlatırsın. Bu bölüm yeterince uzun oldu zaten.
Öyle diyorsan öyle olsun. Diğer bölümde geçmişe gideceğiz ve ben anlatacağım.
İşte benim Rüzgâr Efe Sanrı'm.
İşte beni tasarlayan Ruffini'm.
Söylemek istediğin bir şey var mıdır Efe?
Buradan Ay ışığına bana olan sevgisi için bol bol sevgilerimi gönderiyorum. Ruffini'yi sıkıştırmaya devam et yoksa ikimizin de içinden geçe-
Bu kadarı yeterli albay.
