~Mahkemeden Önceki Buluşma Günü~
Salona geldiğimde açmıştı telefonumu Özlem.
"Ne var Rüzgâr?"
"Hemen attığım konuma geliyorsun."
"Neden?" telefonu yüzüne kapatıp onu çağırdığım kafenin konumunu attım ve direkt yola çıktım. Yol boyunca beni aramamış olması kabul ettiğini gösteriyordu. Kafeye girip hem beni görebileceği hem de kimsenin pek olmadığı bir köşeye geçtim. Bir süre sonra karşıma geçti.
"Seni dinliyorum."
"Ne oldu? Sen iyi misin?" gözleri kızarmış ve çökmüştü. Tamamen çökmüştü onu gördüğüm gibi yerimde doğruldum. Hiç iyi görünmüyordu, burada ne oyunlar dönüyor?
"Bir şeyim yok Rüzgâr. Ne söyleyeceksen söyle de gideyim artık."
"Düzgünce anlat. Neden bu hâldesin?"
"Buraya beni merak ettiğin için çağırdığını sanmıyorum."
"Seni görene kadar öyleydi."
"Oğlumu sana vermeyeceğim. Boşuna bunun için nefesini tüketme. Başka bir şey için beni çağırdığını sanmıyorum."
"Boşanma davası ve velayet davası için çağırmıştım. Ha bir de oğlumun neden bu güne kadar sıcak soğuk kar yağmur demeden o okuldan nefret etmesine sebep olan okuldan yürüyerek gidip geldiğinin hesabını soracaktım." telefonuna baktı. Büyük oyunlar dönüyor. Çok büyük oyunlar dönüyor ve bunun üstüne her şey oluyor. Telefonunu aldığımda sesini çıkarmadı. Kendiminkiyle beraber direkt arabaya atıp geldim.
"Şimdi konuş."
"Sana ihanet etmedim. Boşanma da her şey kabulüm, bütün şartların. Özellikle de Akın'ın seninle kalması konusunu çok istiyorum. Bunca yıldır kimsesizdi ben gerçekten bir şey yapmadım. Sadece sana karşı olacağım. Zaten albaysın rütben tek başına yeterli olur oğlunu alman için. Ben sadece senden almaya çalışacağım ama boşa kürek çekmek olacak yaptığım. Ona iyi bakacağını biliyorum. Arada yanıma getir olur mu? Ondan tamamen ayrılmak istemiyorum... Üzgünüm daha fazla bir şey anlatamam. Gitmem gerekiyor."
"Hiçbir yere gitmiyorsun. Düzgünce anlat. Ne oyunlar dönüyor? Neler olduğunu tek tek anlatmak zorundasın. Geldiğimde oğlum başkasına baba diyordu, sen başkasıyla evli olduğunu söylemiştin. Hadi ama şehit gösterildiğimi bile söyledin ve bu yalandı. Özlem... Düzgünce anlat. Yalan ve gizleme olmadan."
"Benden bu kadar albay. Şimdi telefonumu alabilir miyim?"
"Benden hiçbir şey alamazsın."
"Telefonumu ver."
"Vermiyorum. Bence yenisini alabilirsin."
"Rüzgâr saçmalamayı bırak. Ver telefonumu."
"Git yenisini al. Benim çaldığımı söylersin."
"Rüzgâr saçmalamayı bırak."
"Benimle geleceksin."
"Anlamadım?!"
"Benimle geliyorsun. Şimdi."
"Asla olmaz. Seninle hiçbir yere gelmiyorum."
"Bak Özlem rütbeli bir asker olduğumu biliyorsun. Seni şu an kaçırsam dahi zerre kadar sorun olmaz. Ben kolundan tutup ikimiz rezil olmadan yürü."
"Sen delirmişsin! Al telefon senin olsun ben gidiyorum."
"Bunu yapmak zorunda bırakma beni. Ciddiyim zerre çekinmem seni zorla kolundan tutup götürürüm. Yapacağımı söylersem yaparım."
"Yapabiliyorsan yap!" ve ayağa kalkı. Ve geri geldi.
"Arabam nerede? Rüzgâr!"
"Bilmem. Neredeki araban?" sinirden delirmek üzereydi.
"Rüzgâr... Neyse ne! Taksiyle giderim."
"Bir kuruş paran bile yok ayrıca o herif evde değil yani taksiyle eve gidip ödeyeyim desen bile ödeyemezsin. Bana kaldın. Yine."
"Yürüyerek giderim."
"İyi git. Yolda seni çekip arabaya almam hiç de zor olmaz."
"Göreceğiz." ve sinirle kalkıp gitti. Beni bi tık fazla hafife alıyor. Peşinden kalktım ve daha o çıkmadan kolundan tuttum.
"İyi gel telefonunu ve anahtarını vereceğim."
"İstemez. Al senin olsun!"
"İnsanları başımıza toplama yine Özlem. Yürü de vereyim eşyalarını sonra nereye gidiyorsan git. Oğlumu alacağım sonuçta gerisi umrumda değil. Ne hâlin varsa görebilirsin." kesinlikle doğruyu söylüyordu. Bu Deniz denen adi herif bir haltlar karıştırıyor ama çok yanlış adama bulaştığını bilmeyecek kadar salak. Özlem ihanet etmedim diyorsa etmemiştir. Bu kadını yedi yıl biraz bile tanıdıysam o da yalandan nefret ettiğidir. Kararsızca bana baktı ve anlamaya çalıştı. Anlamayacağını bile bile anlamaya çalıştı ve yürüdü.
"İyi ver eşyalarımı sonra da gideceğim."
"Önden hanımlar." göz devirip arabaya doğru yürüdü. Bütün her şeyimi ezbere bilmesi de ayrı bir ürkütücü. Manyak.
"Ön koltuktaki çekmecede al eşyalarını."
"Tam bir baş belasısın albay!"
"Onur duydum. Öyleyimdir." sinirle kilidini açtığım arabanın kapısını açtı. Telefonu aldığı gibi elinden alıp yere hızla fırlatıp kırmam bir oldu.
"SE-"
"İçeri geç Özlem. Seni oğlunun yanına götüreceğim."
"Sen delisin."
"Bilmediğim bir şey söyle." yine sinirle içeri girdi ve kapıyı kapatıp yan tarafa geçtim. Kendi arabasının anahtarlarını uzattı. Ne oldu dercesine baktığımda pencereyi gösterdi. Resmen bir psikopatla kalmış onca yıl benim yavrum. Güzel evladım sen nasıl bir manyağın eline düştün? Anahtarı alıp pencereden attım.
"Ciddi olamazsın. Gerçekten o kadar mı psikopat? Neden söylemedin en başından beri?"
"Her yerde beni takip ettiriyor ve her şekilde dinliyor beni. Nasıl söyleyeyim? Ayrıca Akın'ın telefonunda da aynı sistem var."
"Eve gidince onu da hallederim. Şimdi en başından anlat her şeyi. Ayrıca Akın'ın yanında askeriyeyle ilgili bir şey konuşsaydım ne olacağını biliyor musun sen? Nasıl buna izin verirsin?"
"Elimde değildi hem senin o kadar da dikkatsiz olduğunu sanmıyorum." bir bakıma doğruydu. Telefonlara asla güvenmediğinden konuşurken yanımda asla bulundurmam. Kendiminki hariç.
"Değilim ama her ihtimale karşı bilmem gerekirdi. Neyse şimdi eve gidiyoruz."
"Kapına dayanırsa ne yapacaksın? Yok yani Akın'ı da kendi nüfusuna almıştı nasıl yaptıysa artık bende çözemedim."
"Bak soracaklarımdan biri de buydu. Ben sormadan cevaplaman çok hoş."
"Sen böyle konuşuyorsan bu adam senin elinde kalır."
"Bak beni böyle tanıman daha da hoş."
"Yedi yıl az bir süre değildi sonuçta."
"Asla az demedim. Bir gün az dersem kafama sık çünkü o ben değilimdir."
"Senin kılığında biri karşıma çıkarsa sence tanımaz mıyım?"
"Tanırsın elbet. Başıma açtıklarını başkasının başıma açarsan zaten adam delirir."
"Nereye götürüyorsun beni?"
"Oğlunun yanına. Başka nereye olacak?"
"O da doğru. Annen beni gördüğünde boğmazsa iyi. Tuğba'ya değinmiyorum bile."
"Seni zor ellerinden alırım. Oraya gitmiyoruz merak etme benimle kalmıyorlar da zaten."
"Oha! Bak bu yeni bir şey. Seher annem sen hastayken başından ayrılmıyordu komadan kalktın ve yanında değil mi?"
"Gelecekti de Akın'la vakit geçirmek istediğimi söylediğimde tamam dedi. Zor ikna ettim."
"Sen her şeyi planladın değil mi?"
"Bir şeyler döndüğü kesindi. Onları uzak tutmaya çalıştım sadece. Seni kaçırmak gibi bir planım yoktu. Hesap sormaya gelmiştim."
"Bu sormadığın hâlin mi?"
"Kesinlikle. Ayrıca anlatmadın. En başından al her şeyi."
"Anne ve babamla beni tehdit ediyor. Ha bir de oğlumla. Onunla kalmaktan başka şans bırakmadı."
"Adi herif. Neden polise gitmedin?"
"Gitmeye yeltendim ama bir işe yaramadı. Biraz fazla nüfuslu biri."
"Bir albayın karısısın Özlem. Buna inanmamı bekleme."
"Hadi ama ölüm döşeğindeydin. Komadaydın ben polise gittiğimde söyledim zaten. Senden bahsettim ama bir işe yaramadı. Adam karşıma kendi akrabasını çıkarmış. Anlattığım memur kuzeniymiş."
"O kuzene de yapacağımı bilirim ben."
"Fazla sakinsin. Bu iyi değil sen cidden bu adamı öldüreceksin."
"Sen ne yapmamı tavsiye edersin Özlem? Ölmek kurtuluş olur onun için."
"Hayır! Asla izin vermem elini kana bulayamazsın." göz ucuyla ona baktım.
"Aman be! Öldürdüklerin düşmanlardı, çatışmalardaydı, ülke içinde değil. Saçmalama lütfen." haklı ama bende haklıyım.
"Peki neden sen? Yeryüzünde başka kadın mı bulamadı da sana bulaştı? Canına mı susamış?"
"Ben nerden bileyim? Ruh hastası işte! Normali de bulmaz ki beni."
"Normali seni bulsa benimle mi evli olurdun Özlem?"
"Bak bu çok doğru bir nokta. Aa geldik. Rüzgâr oğlum nasıl? Onu göreceğim ama bana çok kızgındır."
"Anlatırız olan biteni bir şey olmaz."
"O daha çocuk Rüzgâr."
"Evet, o daha çocuk ve yaşadıklarının sebebini bilmeyen bir çocuk."
"Korkarsa?"
"Yeterince korku gördü bence. Merak etme onu korkutmayacak şekilde anlatırız. Sana kızgın olmasın." tam bir şey söyleyeceği sırada telefonum çaldı.
"Deniz Korkmaz."
"Açma Rüzgâr."
"Neden?"
"Senin telefonuna da virüs bulaştırır bu."
"Ciddi misin sen?"
"Evet ciddiyim mimar olduğuna bakma bu hasta baya anlıyor bu- Sen benimle dalga geçiyorsun. Hadi ama ciddiyim!"
"Bende numarası olmayanların bile isimleri pat diye görünüyor Özlem. Telefonuma değil virüs bulaştırmak araması bile onu yeterince bitirir. Şimdi izninle telefonu açacağım." başka bir şey söylemediği için telefonu açtım.
"Sen ne cüretle Özlem'i kaçırırsın? Kim olduğunu sanıyorsun sen! Seni mahvederim."
"Ooo çok korktum şu an! Bak sen şu işe. Nasıl bitireceksin beni?"
"Sen benim kim olduğumu bile bilmiyorsun! Birazdan gelip oğlumu da k-"
"Orada dur bakalım. Akın benim oğlum Özlem de benim karım. Ağzından çıkanlara dikkat et Deniz Korkmaz. Yakarım seni."
"Sana mı anlattı? Ailesinin elimde olduğunu bilmesine rağmen mi?"
"Neyi bana anlattı? Ne saçmalıyorsun sen?" bilmezden gelmek. Hadi bakalım şimdi kayınvalidemi ve kayınpederimi kurtarayım. Diğer telefonumu elime alıp ufak bir şeyler yaptıktan sonra onlar da güvende oldular.
"İkisini de senden alacağım!" ve telefonu kapattı.
"Annemler... Annem ve babam. Rüzgâr onlara bir şey olursa dayanamam."
"Ne çabuk ağlıyorsun sen öyle? Al bak." eline diğer telefonumu verdim ve kameradan ailesine baktı.
"Sen... Sen onları kurtardın."
"Başka ne yapacaktım? Tehlikeye atacağım biri varsa o da kendim. Merak etme güvende olacaklar."
"Sen yaptıysan öyle olacaklar. Onları o kadar zamandır görmüyorum ki... O kadar özledim ki annemi ve babamı."
"Tamam ağlama bak iyiler şu an. Şimdilik biraz daha ayrı kalacaksınız ama sonrasında bir araya tekrar geleceksiniz. Söz veriyorum."
"Söz vermene gerek yok ki. Ben sana inanıyorum zaten." gözyaşlarını silip telefonu bana verdi. Alıp onu da cebime koydum." arabadan indik ve eve yöneldik. Kapıyı açacağım sırada elimi tutup beni durdurdu Özlem.
"Bence hata yapıyoruz. Beni dinle lütfen ve bana güven."
"Bu sefer de sen bana güvensen? Lütfen Rüzgâr."
"Neden hata yapıyoruz peki?"
"Bir kere de beni dinle! Hadi yürü Akın gelirse iyi olmaz. Arabada konuşalım." ve elimden tutup arabaya sürükledi beni.
"Seni dinliyorum."
"Şimdi biz eğer aynı evde kalmaya başlarsak Deniz zaten kurtulacaktır. Bir şekilde kaçar ya da suçlarını örtmeye çalışır. Kanıtları bulamayız o yüzden ben geri gideceğim ve senin boşanmayı kabul etmem için uğraştığını falan bir şeyler uyduracağım işte. Konuşmalara göre uydururum. Mahkeme günü de zaten ben bir şekilde hallederim seninle kalmayı."
"Tek celsede velayet de boşanma da bitecek Özlem. Farkındasın değil mi?"
"Sen boşanma konusunda ciddi misin?"
"Fazlasıyla. Buna neden şaşırıyorsun? Zaten boşanmamız gerekiyordu davayı geri çekmem artık."
"Bunu sonra konuşacağız. Şimdi ben geri gidiyorum mahkeme de görüşürüz zaten." arabadan çıkıp gidecekken durdurdum.
"Özlem bekle."
"Ne oldu?" kendi telefonumu ona verdim.
"Al sende kalsın bir şey yapmaya kalkarsa bana haber verirsin. Sana dur demem bile boşa beni dinlemeyeceksin çünkü."
"Gerek yok bunca yıl uğraştım ve başımın çaresine baktım. Sen oğluma iyi bak gerisi boş."
"Saçmalamayı bırak. Al şunu ve söz dinle. Dikkat et telefonu da görmesin."
"Diğerini ver bu sende kalsın."
"Annenler için lazım olacak o bana."
"Tamam. Teşekkür ederim."
"Teşekküre gerek yok. Kendine dikkat et yeterli."
"Sende dikkat et kendine. Her yerde seni öldürmek için can atanlar var. Bir kişi daha da eklendi zaten."
"Benim için endişelenme. En çok da Akın için endişelenme."
"Ölümüne onu koruyacağını biliyorum o yüzden endişem senin için."
"Bomba patlamasına rağmen ölmedim. Endişelenmene gerek yok. Dikkatli ol Özlem."
"Olacağım. Senden bir şeyler öğrendim sonuçta albay." ve güldü. O güldüğünde ben de güldüm.
"Hadi görüşürüz albay. Artık gerçekten gitmem gerekiyor."
"Nasıl gitmeyi planlıyorsun? Yağmur yağıyor. Seni bırakacağım."
"Gerek yok. Kendim gidebilirim."
"Yanında asla beni aramak dışında kullanmaman gereken bir telefonla mı? Ve yanında para falan da getirmedin. Nasıl bu kadar zeki olduğunu anlamıyorum."
"Kendi kartlarımın hepsini evde bıraktım. Burada geri dönünce alacağım o ruh hastası kartlarımı bloke ederdi. Yılların emeği var orada hamile hamile bir de katil olmamalıydım. Hem bak geldi bile." ileriyi gösterdiğinde tam arabamın önünde bir araba durdu. Direkt aşağıya indik.
"Ne işin var burada senin?"
"K-" silahı alnına dayadım. Elbette bana dönen ondan fazla silah vardı ama pek umrumda olduğu söylenemez.
"Desene hadi. Cümleni tamamla ve ne olacağını gör."
"Görevinden atılırsın albay. Buna cesaret edemezsin."
"Hadi bahsine girelim. En fazla canından olursun. Bana yöneltilmiş olan bu silahlar yeterli olacaktır seni bitirmeme. Rütbeli bir askere bunu yapma gibi bir cesarette bulunacağını sanmıyorum özellikle de işlediğin suçların hepsinin tam listesi bendeyken."
"Ne? Ne suçundan bahsediyorsun? Suç falan işlemedim ben!"
"Şimdi seni bırakıyorum ama gözüme gözükme. Oğlum içeride ve bu görüntüyü görüp korkmasını istemiyorum. Şimdi defol git." silahımı çektiğimde diğerleri de indirdiler. Özlem de peşinden giderek arabaya binip gittiler. Eğer planların senin istediğin gibi gitmezse ve sana zarar gelirse bu benim suçum olacak Özlem. Ve ben yaptığım hatanın bedelini öderim. Kimsenin ödetmesine gerek olmaz kendi cezamı kendim veririm.
Ve mahkemeden önce son buluşmamızda olanlar da bunlardı. Sonuç olarak artık Özlem yanımdaydı. Diğer suçların kanıtını da savcılığına verdiğimden bir daha da dışarı çıkamaz.
Sultan çıkıp üstümü değiştirdikten sonra aşağıya indim. Kahvaltı hazırlamaya başlamıştı bile Özlem.
"Günaydın Efe."
"G-günaydın." cidden başkasına sesleniyor gibi hissediyorum. Hadi ama neden birden Efe demeye başladı ki şimdi. Rüzgâr de işte her zamanki gibi.
"Yine aynı saatte neden kalktın? Uykuyu seviyorsun."
"Bir askerle yedi yıl yaşayınca uyku düzeni böyle oluyor insanın. Değişmiyor da."
"Sen de haklısın. Akın uyuyor hâlâ değil mi?"
"Elbette uyuyor. İlk gün onu sabahın beşinde kaldırmışsın." ve güldü.
"Askeriyeye fazla alışkınım. O yüzden öyle oldu bir daha da yapmadım zaten."
"Söyledi onu da bana. Baya sevmiş seni. Sensiz artık yaşayabileceğini sanmıyorum. Eh dedim ben kendini babana kaptırır beni unutursun diye. Bir defa bile aramadı beni yavrum. Sen de güya arayacaktın."
"Aradım seni."
"Hepsinde de senden fırça yedim evladımla konuşmadım ki."
"Hak ediyordun."
"İç yüzünü öğrendin ama değil mi?"
"Evet öğrendim. Bu o kadar da değişiklik oluşturmadı ama. Sadece senden nefret etmiyorum."
"Ne hoş ama(!)"
"Cidden seni anlayamıyorum Özlem. Çok tuhafsın."
"Sen mi söylüyorsun bunu?"
"Düşün artık ne kadar tuhaf olduğunu."
"Hey hey! Benim laflarımı kullanma."
"Öyle diyorsan. Bu arada annenleri bu gün evlerine bırakacağız. Artık tamamen özgür olacaklar." elindekileri bırakıp direkt bana döndü.
"Gerçekten mi? Bitti mi artık çektikleri?" yine gözleri dolmuştu. Ailesi söz konusu olunca tamamen duygusal biri oluyordu.
"Tamam ağlama öyle. İyice duygusallaşıyorsun söz konusu Seher annemler olunca." yüzünü kapattığı ellerini çektim zorda olsa.
"Onca yıl hep onlara bir şey olacak korkusuyla yaşadım ve şimdi eskisi gibi olacaklar. Kendi evlerinde de kalıyorlardı ama sen uyandığın an onları artık neresi olduğunu bilmediğim bir yere kapattı."
"Ama geçti. Sakin ol ve ağlama artık. Annenler dışarıdalar ve bu gün yanında olacaklar."
"Teşekkür ederim."
"Teşekküre gerek yok. Onlar benim için de çok kıymetliler biliyorsun."
"Biliyorum."
"Abi? Ne yapıyorsunuz siz burada?" elimi hemen Özlem'den çektim.
"Şey güzelim. Banu annemlerle ilgili konuşuyorduk da Özlem de hassas ailesi konusunda biliyorsun. Onu sakinleştirmeye çalışıyordum."
"Anladım da sen neden hâlâ 'Banu annem' diyorsun?"
"Hep öyle derdim ya ondan öyle. Alışkanlık olmuş."
"Bıraksan iyi olur sonuçta Özlem artık senin karın değil. Annemler kahvaltı için gelecekler haberin olsun."
"Tamam güzelim. Bu çok güzel olur o kadar zaman sonra herkes bir arada olacak. İki aile bir arada."
"Kesinlikle. İki aile. Tek değil, ayrı."
"Benden neden bu kadar nefret ediyorsun ki Tuğba? Annem ve babam için yaptım ne yaptıysam. Kendi evladım için yaptım."
"Abime yeterince çektirdin zaten. Evli kalmayacağınızı bilmek iyi oluyor. Yeğenimi de sakladın zaten bizden. Hiç değilse bilmemize izin verebilirdin. Ah ama sen en doğrusunu biliyorsun değil mi? Her neyse. Zaten boşanacağınız için o kadar da önemli değil." ve arkasını dönüp gitti.
"Annen bizimle kalsa bu kadar laf söylemezdi yemin ediyorum." ve o da mutfaktan çıkıp gitti. Berbat bir fikirdi Tuğba'nın bizimle kalması. İkisi birbirini yiyecekler. Ne çekilmez çilem varmış benim de...
~Kahvaltı~
"Özlem nasılsın kızım?"
"İyiyim efendim. Siz nasılsınız?" annemin de babamın da yüzü düştü. İkisi de bunu beklemiyordu gerçi Özlem'in ailesi de aynı hâldeydi. Boşanacak olmamız onlar için iyi değildi. Aileye çok değer veriyorlardı özellikle de Akın olduğundan daha da çok barışmamızı istiyorlardı. Haklılardı eğer yapamayacaksak hiç bu işe bulaşmamalıydık. İkizim de evet diyip vazgeçtik sonucu da ortada zaten.
"Bende iyiyim kızım." annem babama baktı kendi aralarında bakılarak anlaşıyorlardı resmen. Cidden aşıklardı. Çok fazla aşıklarda. Keşke ben de babam kadar şanslı olsaydım. Öyle olsaydı Özlem de annemin babama sonradan aşık olduğu gibi bana aşık oldurdu ama nerde...
Biz sadece kavga etmeyi biliriz sadece. Bu gerçekten düşündükçe canımı en çok acıtan şey. Kendimi o kadar çok duygulardan uzak tutup ciddiyete alıştırdım ki ben bile kendimi anlayamıyorlar ve bir şey yapmıyorken Özlem'in beni sevmesini beklemiştim yıllarca. Elbette sevmemişti yirmi iki yıl boyunca bir gün bile beni sevmemişti. Bunun için onu suçlayamam elbette. Benimle aynı duyguları yaşamak zorunda değil ya sonuçta.
Herkes kahvaltısını yaptıktan sonra salona geçtik. Boş kalan tek yerin Özlem'in yanı olması elbette bizimkilerin işi. Annem ve babam yan yanaydı zar zor Tuğba'yı tutuyorlardı aramıza geçmesin diye. Seher annemlerde aynı şekilde yan yanaydılar Akın'ı da aralarına almışlardı.
"Efe oğlum sana ne kadar teşekkür etsek az kalır. İkimizin de hayatını kurtarmak bir yana kızımı da kurtardın. Sana ne kadar teşekkür etsek de az kalır."
"Olur mu öyle şey Bora amca? Ne teşekkürü lütfen. Siz iyi olun yeterli."
"İyiyiz oğlum gayet iyiyiz hem de."
Ve etrafa yine boğucu bir sessizlik çöktü. Boşanmaktan vaz mı geçsem acaba? Yok yani bu gerginlikle uğraşmaktansa evli kalmak daha iyi.
"Mahkemede ne kararlar verildi?" ve Banu teyze herkesin aklından geçen soruyu sordu.
"Akın, Efe'nin nüfusuna geçecek anne. Velayeti Efe aldı. Boşanma gerçekleşirse elbette oğlumdan ayrılmayacağım ama velayet Efe'de."
"Boşanmanız kesin mi? Ciddi ciddi oturup konuştunuz mu?" Annem bu defa sordu.
"Evet anne. Boşanmamız kesin. Bir ay kadar bir vakit var sonrasında tekrar mahkemeye gideceğiz be tek celsede bitecek."
"Evliliğin ciddiyetinin farkındasınız değil mi?" bu sefer babam konuştu. Gittikçe daha da geriliyorum.
"Elbette baba farkındayız."
"O zaman kızım neden burada kalıyor? Boşanacaksanız kızım da bizimle kalır burada olmaz." Bora amcam gerçekten çok haklı bir noktaya parmak bastı da biz bunu nasıl açıklayacağız bilemiyorum.
"Şey baba Akın'dan ayrı kalamam ben. O yüzden buradayım."
"Peki boşanmadan sonra?"
"Bora amca abim zaten bunun için beni buraya çağırdı. Boşanmadan sonra da birlikte yaşamayı planlıyorlar." Tuğba öldürseydin abim. Ona uyaran bakışlar artım ama bana ne dercesine omuz silkti.
"Olmaz öyle şey. Birlikte kalacaksanız evli de kalırsınız boşanırsanız ayrı evlerde kalırsınız." babam kesin ve net konuştu.
"Ya evli ve birlikte kalırsınız ya da boşanıp ayrı kalırsınız. Baban haklı." annem de hep olduğu gibi desteğini babamdan yana kullandı. Gözüm Akın'a kaydı. Çaresizce bana bakıyordu.
"O zaman boşanmayız. Oğlum annesinden ayrı kalmasın." gözlerine bakarak söylemiştim. Derin bir nefes alıp gülümsedi.
"Bir öyle bir böyle karar verilmez. İkinizde yeter artık. Son kararınız olacak bu. Bir dahaki fikir değişikliğinde hiç iyi şeyler olmaz haberiniz olsun." ve babam son sözlerini de söyledi.
"Hay sen çok yaşa dünürüm. Ya da eski dünürüm. Şimdi karar verin ve ikinizde söyleyin. Boşanıyor musunuz yoksa evli kalmaya devam mı?"
Özlem'e döndüm Bora amcamın dediğiyle. Bilmiyorum dercesine baktı. Ya zaten geldik kırklı yaşlara neyin boşanması lan bu?
"Ben boşanmayalım diyorum."
"Özlem, sen ne diyorsun? Son söz sana kaldı."
"Şey... Bende aynısını diyorum. Boşanmayalım." annem ona verilen bu cevapla gülümsedi.
"Hele bir sen tersini söyle kulaklarından tavana asarım seni."
"Yok baba. Sözüm söz fikrimi değiştirmem."
"Aferin. O zaman biz artık gidelim mi?" soran anneme babam gülümseyerek döndü. Hep anneme gülümseyerek ve aşkla bakıyordu. Bunlar nasıl bu kadar aşık oldular ki?
"Gidelim hanım gidelim. Siz ikinizde torunuma dikkat edin. Hadi güzel kızım eve gidelim bu hergeleyle uğraşma daha fazla."
"Ama baba Özlem daha önce de onu sevmiyordu şimdi de. Abim oğlu mutlu olsun diye bunu söylüyor bunlar evli falan kalamazlar sürekli kavga ediyorlar zaten."
"Karı koca arasındaki mesele onları ilgilendirir seni değil küçük hanım. Fazlasıyla yaptın görümceliğini. Şimdi eve." annem Tuğba'nın koluna girip önden gitti. Peşinden de babam sonrasında da kimse kalmadı evde.
"Ben avukatımla konuşayım."
"Aynen bende öyle yapayım." aptal gibi yönümüzü bulamayıp sonra odaya doğru gittik. Lan ciddi ciddi evli kalcağım ben yine? Aferin sana Rüzgâr! Hah işte bu bu eksikti! Özlem Rüzgâr demiyor diye kendime Rüzgâr demeye başladım. Telefonumu alıp avukatımı aradım.
"Merhabalar Efe bey. Bir gelişme mi var?"
"Evet var. Dava iptal oldu boşanmayacağız."
"Size ihanet etmişti eşiniz."
"O iş öyle değil tehdit edildiğinden o adamla kalmak zorunda kalmıştı. Zaten bundan dolayı velayet için başımızı ağrıtmadı. Neyse dediğim gibi boşanmayacağız o dava olmayacak."
"Tamamdır efendim. Son olarak oğlunuzun kimlik kartını annesiyle birlikte nüfus müdürlüğüne gidio imza verdikten sonra yeni kimlik kartını alabilirsiniz. Zaten yenisi hazır eskisini sizden alıp yenisini verecekler."
"Bu kadar çabuk mu? Bu çok güzel bir haber."
"Sizin isteğiniz üzerine halledildi efendim. Bu gün kimlik kartını alabilirsiniz zaten DNA sonuçları da tam tuttu oğlunuz olduğu da resmi kayıtlara geçti tekrardan. Artık Akın Sanrı olarak nüfusunuzda."
"Tamam. Çok teşekkür ederim bu çok güzel bir haber."
"Rica ederim edendim. Görevim bu sonuçta. İyi günler o zaman dize eğer başka sorunuz yoksa dava iptal işlemlerini gerçekleştireceğim."
"Yok teşekkür ederim. Kolay geldim iyi günler."
Akın Sanrı. Resmî kayıtlara da artık oğlum olarak geçti. Benim güzel evladım. Şimdi baba adı yerine artık Rüzgâr Efe Sanrı yazılı.
Omzuma dokunulmasıyla yerimden sıçardım.
"Özlem?"
"Kapıyı tıklatıp durdum. Sen iyi misin? Sırıtarak yere bakıp duruyordun."
"Oğlumun kimliğinde artık baba adı Rüzgâr Efe Sanrı yazılı. Bu gün yeni kimliğini gidip alacağız. Senin de gelip imza vermen lazım.
"Bu çok güzel bir haber. Oğlum sonunda gerçeklerle ve mutlulukla yaşayacak." Birden bire hızla sarıldı. Biraz afalladım.
"Affedersin çok mutlu olunca yerimde duramıyorum biliyorsun."
"Biliyorum. Hadi gidip Akın'a da haber verelim."
"Tamam gidelim."
~Ek~
Şimdi Akın Efe'nin nüfusunda! Ruffini sonunda huzura kavuştuk sayende.
Ah tatlı Özlem sence kavuştunuz mu? O zavallı çocuk be travmalar geçirdi onları nasıl iyileştireceğiz be güzelim?
Yaa! Oğlum çok üzülecek mi?
Anası babası yanında yapın analık babalık. Ben üçünüzü de seviyorum ve ona göre yazıyorum yani.
Yapmazsan Ay Işığı ile birlikte içinden geçeriz. Hayatında görmediğin duymadığın sözler işitirsin.
Sonra birbiriniz gibi olduğunuzu söyleyince de bana kızıyor. Al duydun mu? Seninle birlikte bana sövecekmiş.
Duydu tabii ki! Şimdiden güzel sözler bulmuştur.
İşte gerçek asil Ay Işığı. Sonraki bölümde görüşürüz bu sefer minik bebeğim anlatacak.
Tamam hadi bu kadarı yeterli Özlem.
Tamam. Hadi görüşürüz herkese!