-Akın'dan-
Kütüphanede kitaplarla uğraşmaya başladım aşağıda sesler duyduğumda Albay'ın geldiğini anladım ama çıkmadım. Neden çıkayım ki? Azarlanmak için mi? Bazı sesler duymaya devam ettim sonra da adım sesleri ve kütüphanenin kapısı açıldı.
"Akın burada mısın?" rafların arkasında olduğumdan beni görmüyordu.
"Buradayım." diyip yanına gittim. Ciddi anlamda boyu çok uzundu bu adamın. Ben ise kısa kalacağım sanırım onun yanında. Daha bir yetmiştim o ise ikiye yakındı. Harika kendimi onunla da kıyaslamaya başladım.
"İyi misin? Kahvaltını iyice yaptın mı?" bu adam ciddi mi? Annem beni bu kadar takmıyordu. Gerçi o da babammış ya.
"Evet iyiyim kahvaltımı da yaptım."
"Buna sevindim. Arkadaşlarım gelmiş Zafer ile birlikte. Gel istersen seninle tanışmayı istiyorlardı ama onlara olmaz da dedim. Yani sen istemezsin diye. İstiyorsan gel tanış onlarla." babam beni odamdan çıkmamam konusunda her misafir geldiğinde tembihlerdi. Bu adam neden beni onlarla tanıştırmak istiyor anlamadım hâlâ.
"Öyle diyorsan gelirim."
"Mecbur değilsin Akın. Bu günde okula gitmek istemiyordun, zaten annene okulunu değiştireceğimi söyledim. Arkadaşlarımı gönderirim birazdan sonra senin için okul seçeriz olur mu?"
"Arkadaşlarını göndermene gerek yok. Onların yanında olman daha iyi olmaz mı?"
"Yok onlar o kadar da gıcık değiller. Onları kovsam alınmazlar bana. Aramız böyle tuhaf bir şekilde."
dediğine güldüm istemsizce. Birbirlerini kovsalar bile araları asla bozulmayan arkadaşlar mı? Gerçekten olağanüstü. Birdenbire zilin üst üste çalmasıyla ve kapının hızla vurulmasıyla irkildim.
"Sakın çıkma dışarıya Akın. Hemen rafların arkasına geç." sesi öyle gür çıkmıştı ki hemen dediğini yaptım ve geçtim. O çıktığında da peşinden gittim ve merdivenlerin kenarında olanlara baktım.
Elinde silah vardı ve diğer üç adamında. Hepsi tetikteydi ve kapıya yöneltmişlerdi silahlarını. Albay kapıyı açtığında direkt gelen kişiye doğrulttu silahını ve doğrulttuğu gibi de geri çekti. Sinirle silahı beline yerleştirdi aynı şeyi sinirlenmeden arkadaşları da yaptı.
"SEN DELİRDİN Mİ? KAPIYI NASIL BÖYLE ÇALARSIN BİLMİYOR MUSUN AÇILDIĞI GİBİ SİLAHIMIN SANA DOĞRULMUŞ OLACAĞINI!"
Ruhum çekildi resmen bağırmasıyla. Karşısındaki her kimse şu an belki de tir tir titriyordu çünkü ben bile uzakta olmama rağmen o bağırışla yerimde kilitlendim.
"Bilmez miyim? Bana bak Rüzgâr oğlum kendi okulunda olacak."
Anne? Anneme mi silahı doğrultmuştu? Öfkeyle bağırdığı kişi annem miydi yani? Hani seviyordu annemi? Daha dikkatli dinledim onları. Anneme bir şey yaparsa ne yaparım ben? Aşağıya mı insem?
"Özlem sen gerçekten kafayı iyice yedin. İçeride dört asker kapı hiddetle çalınınca sence ne yapabilirdik? Sanki bilmiyormuş gibi konuşma. Okul konusuna gelince bu gün değiştireceğim Akın'a da söyledim tamam dedi."
"Umrumda değil! Sende düşüncelerin de umrumda değilsiniz tamam mı! Oğlum kendi okulunda olacak."
Bunun için mi evi basmış yani? Orada daha fazla işkence görmem için mi?
"Olmayacak."
"Komutanım oğlunuz yukarıda sesinizi duyup korkmasın?"
"Haklısın Zafer. Şimdi sakin sakin konuşalım olur mu?"
"Bir günde baba olmayı mı öğrendin?"
"Damarıma basmaya çalışma Özlem. Çok ciddiyim."
"Basarsam ne yaparsın? Yine silahını alnıma mı dayarsın?"
"Bana bak! Asla ama asla beni bu şekilde itham etme Özlem. Asla. Benim bir kadına bakarak dahi rahatsız etmeyeceğimi biliyorsun. Değil el kaldırmak bakmam bile." sesi cidden korkunçtu. Cidden ne kadar korkunç olduğunun farkında mıdır acaba? Ama dedikleri de cidden çok iyi. Haklı da şimdi bir şey de diyemem. Annem çok ileri gidiyordu bence.
"Oğlumun hayatını değiştiremezsin. Buna izin vermem."
"Ben oğluma istediği gibi bir hayat vereceğim Özlem. Senin robotun değil o."
"Ben onun için planlıyorum her şeyi."
"Bu planların içinde onu sevdiği şeylerden uzak tutmak da mı var?"
"Evet var. Özellikle de o var çünkü bir şeyi severse onun peşinden gider. O aptal kitaplardan bana bahsetme. Asla izin vermem okumasına."
"Benim gibi olduğu için değil mi bu yaptıkların? Sırf bana benziyor diye."
Ne? Anne yalvarırım öyle bir şey yapmamış ol.
"Aynen öyle! Zorla evlendirildiğim bir adamdan olan çocuğumun ona benzemesini istemiyorum. Tek bir yönü dahi sana benzemesin." ortalıkta ölüm sessizliği vardı. Çenesinin kasıldığını gördüm öfkelenmemek için kendini tutmaya çalışıyordu anlaşılan ama ne kadar daha dayanır bilmiyorum.
"Çık dışarı."
"Anlamadım?"
"Çık dışarı Özlem. Evimden derhal çık."
"Çıkmıyorum. Aslında gideceğim ama oğlumu da alıp gideceğim. Dün sırf senin bu korkunçluğunu görsün diye seninle gönderdim ki senden uzak durmak istesin. Şimdi oğlumu da alıyorum ve gidiyorum."
"Özlem!"
"Ne? Ne var yine? Yine ne istiyorsun? Seni görmeye bile tahammülüm olmadığını söyledim. Şimdi oğlumu da alıp gidiyorum."
"Seninle evlenmeyi kesin dille reddeden kimdi Özlem?" annem sorusuyla yerinde kalakaldı.
"Konuşsana. Milyonlarca defa seni reddeden kimdi Özlem? Sana seninle asla evlenmem demedim mi? Nişan olmasın diye her haltı yemedim mi? Seni kesin bir dille bütün ailenin önünde reddetmedim mi? Sana benimle istemeden evlenmeni asla kabul etmeyeceğimi milyon defa söylemedim mi? Seni nişan günü bırakmadım mı? Peşimden gelip beni nişana gelmeye mecbur etmedin mi? Rezil olmak istemediğini herkesin geldiğini ve küçük düşeceğini bana sen söylemedin mi? Seni nikah masasında bırakmamam için günlerce bana dil dökmedin mi? Şimdi gelip bana beni görmeye tahammülün olmadığını mı söylüyorsun? Seninle yedi yıl mı evliydik biz? Defalarca boşanma kağıtlarını önüne koyup imzala dedim. Reddettin. Seninle aynı odada bile kalmadım. Karşıma geçip böyle bağırarak ne elde etmeye çalışıyorsun?"
Ne? Tamamen anneme büyük bir öfkeyle bakmış ve bağırmıştı ama bunlar çok fazlaydı. Annem için değil. Annem zaten kendi yaptıklarını görmezden gelmişti ama Albay için çok ağır olduğu söyleyişinden bile belliydi. Çok öfkelenmişti ve bunun sebebi annemin nankörlüğüydü. Derin nefesler almaya çalıştım. Bunlar bana bile çoktu. Albay aniden annemden bakışlarını çekip benim olduğum tarafa dönünce göz göze geldik. Bakışlarında saf pişmanlık vardı. Hızla yanıma gelip kolumdan yavaşça tutarak odama götürdü. Bir şey demedim. Diyemedim de zaten, çok kötüydüm. Ne tepki vereceğimi bile bilmiyorum. Bunlara rağmen bana annemi savundu bunlara rağmen annemi sevdiğini söyledi. Belki de anlamıştı benim berbat bir hayat yaşadığımı.
"Akın." yatağa beni oturtmuş önümde ellerimi tutarak diz çökmüştü.
"Çok özür dilerim..." çok mahcup çıkıyordu sesi ama suçlu değildi ki.
"Ne için özür diliyorsun? Senin bir suçun yok."
"Var. Öfkeye kapılmamalıydım. Duyma ihtimaline karşı susmalıydım. Kendimi kontrol edemedim çok özür dilerim."
"Çok tuhaf bir adamsın." anlamazca baktı yüzüme.
"Kimse beni önemsemez. Neden bu kadar çok bana takılıyorsun? Ben normal bir şekilde devam ederim hayatıma."
"Ben seni önemsiyorum. Evladımsın nasıl önemsemem seni?"
"Annem hiç önemsemiyor. Babam da önemsemiyor. Yani Deniz. Ona hiç baba dememiştim biliyor musun? Sadece çocukken demiştim sonra da baba olamayacağını görüp dememeye başladım. Bir şekilde devam ediyordum hayatıma ama sen dün pat diye geliverdin ve her şeyi değiştirmeye çalışıyorsun."
"Senin mutlu olmanı istiyorum çünkü. Sana kimsenin zarar vermesine ya da seni üzmesine izin vermem ben. Evet dün geldim ama... Ben... Ben yine de senin babanım. Beceriksizim, nasıl baba olurum bilmiyorum ya da ne yapmam gerektiğini bilmiyorum ama... Ama sen varsın Akın."
"Annemi sevdiğini söyledin. Yalandı değil mi?" başını ağır ağrı salladı.
"Neden yalan söyledin?"
"Benim hayatım asla normal olmadı seni bunlardan uzak tutmak istedim özellikle de annenle evlenmem konusundan. Bilmemen daha iyi olurdu bak öğredin şimdi ne hâldesin? Senin üzülmene dayanamam ben. İkinci günümdeyim babalığımın ama yine de ödüm kopuyor sana ufak bir zarar geleceğinden. Üzüleceksin diye ölüyorum. Ne yapacağımı şaşırıyorum elim ayağıma dolanıyor sürekli."
"Başka söylediğin yalanlar var mı? Ya da sakladıkların?"
"Bu kadardı. Duymaman gereken her şeyi duydun."
"Gerçekten mi?" hafifçe gülümsedi.
"Gerçekten. Eğer unuttuğum bir şey varsa da hatırladığımda sana anlatırım. Sen iyi ol yeter bana."
"Teşekkür ederim." gerçekten önemsendiğimi iki günde bana gösterdiğin için. Birkaç saat içinde hayatımı değiştirip düzeltmeye çalıştığın için en çok da varlığın için teşekkür ederim Albay.
"Teşekkür edeceğin bir şey yok. Benim yapmam gerekenler bunlar."
"Annem gitti sanırım?"
"Gitmeseydi çoktan burada olurdu. Biraz uyu dinlen hadi."
"Pek uyuyasım yok aslında. Eğer sorun olmazsa aşağıya inebilirim."
"Asla sorun olmaz. Gel hadi sonra da bizimkileri kovarım ve sana yeni bir okul seçeriz birlikte."
-Efe'den-
Çocuk gerçekten korkmuştu. Hayatını gerçekten altüst ediyordum ama Özlem de bilerek damarıma basıp duruyordu. Aşağıya indiğimiz gibi gözler ona döndü.
"Oha lan."
"Karan bu cidden babasının oğlu."
"Öyle Doğukan. Duruşları bile aynı."
"Gel bakalım amcalarına ufaklık!" hızla gelip Akın'ı kolunun altına alıp yanına götürdü. Karşılarına geçtim Akın neye uğradığını şaşırmıştı.
"Adın ne senin?" başladı Karan ve sorgusu.
"Akın."
"Kaç yaşındasın?"
"14."
"Aaa küçükmüşsün sen! Ufacıksın. Albayım çok küçük bu çocuk."
"Bilmiyordum iyiki söyledin Karan(!)"
Bana göz devirdi Akın ise hafifçe gülüp soruları cevaplamaya devam etti. Vah zavallı yavrum sen bu manyakların eline mi düştün şimdi? Öylece izledim sohbetlerini baya da ilerlettiler. Birkaç saat sonra artık onları kovmaya karar verdim.
"Hadi gidin artık yeterince başını yediniz çocuğumun."
"Alınıyorum komutanım. Sohbet ediyorduk ne güzel."
"Gidip okul seçeceğiz oğluma. Siz gidin."
"Öyle olsun bakalım komutanım. Hadi görüşürüz." sözü de Doğukan bitirince gittiler.
"Gel bakalım sana okul seçelim. Dün gece araştırdım biraz." gülümsedi hafifçe ama burukça.
"Neden kendini yordun ki? Daha iyileşmedin bile."
"Beni merak etme sen Akın. Bana bir şey olmaz."
"Oldu ama."
"Az bir şey."
"Az bir şey? Komaya girmek mi az?"
"Yani sen öyle söyleyince biraz fazla geliyor ama olsun." masaya geçtik okullarla ilgili hazırladığım kağıtları ona verdim şaşkınlıkla onlara baktı.
"Normal değilsin. Okul için bu kadar analiz mi yapılır? Hiç yorulmaz mısın sen?"
"Yorulmak ne?" güldü dediğime.
Birlikte bütün okulları inceledik aralarından birkaç tane seçip hazırlandıktan sonra ilk seçeneğimiz olana gitmek için arabaya bindik.
"Kemerini bağla."
"Tamam bağlıyorum." bende kendi kemerimi bağladıktan sonra yola çıkıp ilk tercihimize doğru gittik.
"Kusura bakmayın yabancıları içeri almıyoruz."
"Oğlumu kaydetmek için geldim randevum var."
"İsminizi alabilir miyim?"
"Rüzgâr Efe Sanrı."
"Yanınızdaki kim?"
"Oğlum."
"İsmi neydi?"
"Akın Korkmaz." dedi Akın sessizce. Ben cevap bile veremedim.
"Oğlunuz demiştiniz?"
"Evet."
"Soyadınızı taşımayan oğlunuz mu? Sizi içeri alamam. İyi günler." haklıydı maalesef. Soyadımı taşımayan oğlum mu? Gerçekten saçmalık gibi.
"Karşındaki kişi rütbeli bir asker. Albay Rüzgâr Efe Sanrı o. Savaş sırasında sorumlu olduğu birliği korumak için gittiği yerde bomba patlamasında kalan ve 15 yıl komada kalmış bir Albay.
O zaman ben daha doğmamıştım annem başka biriyle evlendiğinden kendi soyadımı taşımıyorum. Gerçekten karşındaki adam benim öz babam."
"Bağışlayın komutanım buyurun geçin." Akın bana bakıp gülümsediğinde onu dinleyip içeri girdim. Ağzımdan tek söz çıkmıyordu. Bana baba demişti. Oğlum bana ilk kez baba dedi. Baba olarak hitap etti. Öz babam dedi benim için. Şu an hem ağlayasın hem de Akın'a sıkıca sarılıp oğlum diye bağrıma basarak kahkaha atmak istiyorum. Oğlum bana baba dedi. Ben baba mı oldum şimdi?
"Bizi çağırıyorlar." ona döndüm. Biz ne zaman içeri girmiştik?
"Dalmışım affedersin."
"Sorun değil." kalkıp içeri girdik ve bize geçmemiz söylendiğinde karşılarına geçip oturduk.
"Merhabalar Efe bey."
"Merhabalar."
"Bir şey ister misiniz? Çay, kahve, tatlı? Ya da oğlunuz ister mi?"
"Hayır teşekkür ederim." ona bakan müdüre cevabını verdi bende aynı şekilde reddettim.
"Görevlimiz biraz sorun çıkarmış umarım yanlış anlamamışsınızdır."
"Bir dahakine rütbesini öğrendiği kişiden kanıtını da istesin. Yaptığı şey en doğru olandı. Öğrencileri korumak sonuçta en önemli şey değil mi?"
"Kesinlikle öyle. Kendisine tavsiyenizi de iletirim muhakkak."
"O zaman okulunuzu görme gibi bir şansımız olur mu? Ve derslerle ilgili nasıl bir planlamaya bağlı olduğunuzu öğrenmek isteriz." bize bütün detayları anlattı. Ders konusunda fazla ödev vermemeleri gayet iyi eğer ciddi anlamda anlattığı gibiyse ve Akın'ın da şu an okulu sevdiğini göz önüne alırsak kaydını bu gün yapacağım.
"Ne diyorsun oğlum? Beğendin mi okulu?"
"Evet gayet güzel."
"Dersler konusundaki planlama peki? Sana nasıl geliyor?"
"Ağır ama olması gerektiği kadar ağırlıkta. Ondan yana bir şikayetim asla yok. Bence güzel olacak burası. Sende kabul edersen eğer olur."
"Sen tamam dediysen benim içinde tamamdır. Hadi kaydını tamamlayalım."
Gülümseyerek onayladı beni. Tekrar müdürün odasına gittik elbette resmî olarak oğlum olmadığından şimdilik velisi olarak görünen kişi Deniz olduğundan kendisine haber verilmiş lakin Akın veli formuna benim adımı ve numaramı yazmıştı verildiğinde.
Baba adı: Rüzgâr Efe SANRI
Aklımdan asla çıkmayacak bir görüntü.
Birlikte okuldan ayrılıp arabaya bindik. Acaba nereye götürsem? Annemler...
"Akın senden bir şey isteyebilir miyim?"
"Elbette."
"Sana söyleyeceğim numarayı arayabilir misin?" tuhaf tuhaf bana baktı sonra da reformunu çıkardı. Direkt annemin telefonunu verdim.
"Hoparlöre al benim konuşamama ihtimalimde yanlış aradım de olur mu?"
"Ne?"
"Alo?"
Ah! Nefes aldım.
"Anne!"
"O... Oğlum! Efe'm? Oğlum sen misin bu?" Akın şaşkınca bana baktıktan sonra telefonu bana verdi.
"Benim anne. O kadar korktum ki aramaktan."
"Sonunda uyandın yavrum. Kaç defa geldim seni görmeye. Dün gelecektim gelemedim sen uyandın mı şimdi?" ağlıyordu sesi titriyordu. Annem biliyordu yaşadığımı. Yani aileye açık bir bildiydi. Özlem ayrı olarak bunun hesabını soracağım sana.
"Dün uyandım annem. Hâlâ eski evimizde misiniz? Babam nasıl? Oraya geleceğim şimdi."
"Baban da çok iyi yavrum seni çok özledik. Sen nasıl geleceksin hastaneden? Sakın bana kimseyi umursamayıp çıktım deme Rüzgâr Efe Sanrı." dudaklarımı dişledim Akın bana gülmemek için zor duruyordu.
"Peki söylemem anne." sesim içime kaçmıştı. On beş dakika kadar bir güzel fırça yedim. Fırçasını bile özledim yemin ediyorum.
"Annemdi."
"Fark ettim."
"Biraz azarladı."
"Biraz? Belli oluyor."
"Hadi ama bakma bana öyle. Annemin tersi çok pistir. O güzel terlik atışını ölürüm de unutmam." sonunda dayanamayıp kahkaha atmaya başladığımda bende ona katıldım.
"Babaannem cidden çok mu sinirlidir?"
Anneme babaanne bana ise hiçbir şey. Sanırım sorun bende.
"Yok şeker gibi kadındır da ben pek uslu bir çocuk değildim. Hâlâ da öyleyim. Kafamın dikine giderim genelde. Zor yolumdan döndürürler."
"Askerken komutanlarını nasıl dinliyordun o zaman?"
"Sıkıyorsa dinleme. Çok pis yakarlar adamı kolay mı asker olmak? O yüzden komutanımdan yemediğim ceza kalmadı şimdi de ben komutan oldum o general."
"Cidden zor görünüyor."
"Öyle zaten. Şey bu arada senin için de sorun olmazsa annemlerin yanına giderken benimle gelir misin?" gözlerime birkaç saniye baktıktan sonra içtenlikle gülümsedi.
"Elbette gelirim. Çok güzel olur bence."
"O zaman gidelim. Eminim seninle tanıştıklarına çok sevinileceklerdir."
"Umarım." kendi kendine fısıldamıştı. Duymadığımı sansın. Şimdilik öyle olsun daha yeni tanıştık sonuçta zamanla bana kendi açılsın kendi anlatsın bu daha iyi olur onun için. Babama danışmam gerekiyor bu konuda. Baba olmayı öğrenmem gerekiyor silah tutmak gibi değil ki bu iş. Zaten elim de tutmuyor. Beni eksik görüyor mudur acaba?
—
"Seni eşek herif!"
"Ulan hayta! Ulan hayta! Çocukkende böyleydin sen! Söz dinlemek nedir bilmezdin!"
"Annem, babam bi dövmeseniz de sizi biriyle tanıştırsam?"
"Kiminle tanıştıracaksın eşek herif? En son tanıştırdığın komada olduğunu bilmesine rağmen başka adama gitti. Sevdiğim dediğin karın başka adama gitti."
"Ne? Baba sen ne diyorsun? Ben öldü olarak bilinmiyor muydun bunca yıl?"
"Ne saçmalıyorsun sen? Ne ölmesi? Hepimiz biliyorduk yaşadığını."
"Baba... Baba lütfen yapma bunu bana. Özlem yaşadığımı biliyor muydu?"
Annem de babam da küçük kardeşim Tuğba da bana acıyla baktılar. Hayır ben bu kadar büyük bir ihanete uğramış olamam. Bu kadarı olmuş olamaz. Hayır. Olmaz... Olmamalı.
"Abi."
"Bu kadarını yapmış olamaz."
"Yaptı abi. Hatta onu durdurmaya da çalıştık ama dinlemedi. Senin haberin geldiği zaman gitti. Seni acil ameliyata almışlardı başında bir gün bile olsun durmadı hemen gitti. O adamla gitti sonra da iki çocuğu oldu. Hâlâ seninle evli olmasına rağmen nasıl bunu yaptı anlamıyorum. Biraz bile utanması yok mu bu kadının? Sana nasıl yaptı bunu hiç anlamıyorum." her sözü daha da içime acı bıraktı. Sanki... Sanki göğsüme tonlarca ağırlık konulmuştu da nefes alamıyordum. Akın daha arabadaydı bahçede beklemişlerdi beni. Bunu bana nasıl yaparsın? Her şeyi beklerdim ama hâlâ benimle evli olmasına rağmen bu yaptıkları... Bu yaptıkları affedilemez. Oğlum bunca yıl böyle bir kadının yanında mı kaldı?
"İyi misin?" koluma dokunan kişiyle kendime geldim.
"İ...İyiyim Akın. Gel seni annemlerle tanıştırayım."
Gülümsedi hafifçe. Kalbime saplandı mahçup ve çekingen acı dolu bakışları.
"Anne, baba ve güzel kardeşim. Bu Akın. Benim...Benim oğlum." sadece bakakaldılar.
"Ne? Oğlun mu? Abi sen ne diyorsun?"
"Hala oldun diyorum Tuğba." bakışlarımdan ve hâlimden şimdilik bir şey olmamış gibi davranmaları gerektiğini anlamışlardı ki annem ve babam kendilerini hemen toparlayıp gülümsediler Tuğba ise hemen Akın'ın koluna girmiş onu annemlerin yanıma götürmüştü. Onlara baktım. Ne olursa olsun yanımda duran aileme ve daha dün tanıştığım oğluma. Her şey neden bu kadar yalandı? Zafer ölü göründüğümü söylemişti. Karan ve Doğukan da onu onaylayan hareketlerde bulunmuşlardı hepsi mi yalan söylediler bana? Nasıl bir oyun dönüyor böyle? Onlardan gizli ve sadece ailem biliyordu.
"Ölüm haberin sadece dedikoduydu abim. Herkes seni öldü sandı ama bu sadece dedikoduydu seni korumak için."
"İçimi mi okudun sen?"
"Abimi tanıyorum. Kafanda hesaplamalar yapıp şimdiye kadar duyup gördüklerini sorguluyorsundur şimdi."
"Aynen öyle yapıyordum."
"Gerçekten senin oğlun mu abi?"
"Öyle. Savaş sırasında Özlem'den hamile olduğu haberini almıştım. Sadece eve varmak istiyordum ama gelemedim."
"Her şeyi anlattılar bize. Ama Özlem'den bahseden olmamıştı."
"Belki de bilinmiyordu. Sadece arkadaşlarım duymuştu. Onlar da askeriyeden dışarı çıkmadıklarından size söyleyememişlerdir."
"Anlaşılan öyle olmuş. Emin misin peki oğlun olduğundan?"
"Aynı benim kopyam olmasa şüphelenirdim. Ve hissediyorum az çok bir parçam olduğunu. Her şeyimle ona bağlı gibi hissediyorum."
"Ooo! Benim yakışıklı abim baba mı olmuş?" güldüm dediğine.
"Geç kaldım ama öyle olmuş. Dünden beri benimle kalıyor. Kalktığım gibi Özlem'i bulup oğlumun karşısına geçtim. Başkasına baba diyor en çok bu canımı yakıyor." koluma daha da sıkı sarılıp tatlı tatlı gülümsedi.
"Senin babası olduğunu öğrendi ya abim o yetmez mi? Yakında alışır sana. Senin oğlun sonuçta."
"Haklısın ufaklık. Hadi gel bizde içeri girelim üşütme."
"Abim sen hep mi böyle düşünürsün küçük kardeşini?"
"Baş belası seni! Tatlı belam. Yürü hadi üşüyeceksin."
Annemlerin peşinden içeri girdik yüzüme sahte gülümsememi koydum. Akın bilmesin. Gerçi onun da duymuş olma ihtimali yok değil. Annem ve babam onu aralarına almışlardı.
"Abi sana çok benziyor ya."
"Biliyorum."
Yan yana geçtik tatlı belamla.
"Efe! Torunum senin soyadını taşımıyor mu?" hadi buyur.
"Bunu sonra konuşalım mı baba?"
"Hayır. Torunum da buradayken konuşacağız. Söyle bana torunumu ne zaman nüfusuna alacaksın?" baba bu soru mu şimdi? Çocukla daha dün tanıştım ben.
"Onun için dava açılması lazım. Adli tıp işleri var daha ama Akın da istediği zaman bunlara başlayacağım."
"İstiyordur herhalde." babam dediğiyle Akın'a döndü.
"İstiyor musun evladım? Bak seni kırmıyorum ya da zorlamıyorum istemiyorsan öyle kalsın istiyorsan da çok seviniriz."
"Şey ben... Ben bilmiyorum her şey çok karışık daha dün tanıştık bildiğim bir şey yok."
"Anladım. Neyse öyle olsun. Haklısın sende Akın oğlum." derin bir nefes aldım.
Bir süre daha kaldıktan sonra artık eve gitme vaktimiz gelmişti evet annem canıma okumuştu ve bunu oğlumun yanında yapmıştı.
"Seni kulaklarından tavana asarım Efe efendi! Doktora düzgünce gideceksin. Bitti."
"Yarın gideceğim anne söz."
"Hele bi gitme! Bilirim sana yapacağımı!"
Biraz fırçadan sonra artık arabaya binmiştik.
"Savaştım, vuruldum, çatıştım, bomba bile patladı ben merkezindeyken ama anneme karşı her zaman yenik oluyorum. Anneye aşık olmak da bu olsa gerek. Fırçasını bile seviyorum."
"Yalnız cidden çok iyi tehditleri vardı."
"Bu sen olduğun için daha sakin olmaya çalıştığı hâli."
"E ben olmasam cidden seni kulaklarından tavana asacakmış."
"Yapar mı, yapar. Annem sonuçta ne yapsa tamam derim ben. Yarın da seni okula bırakır doktora giderim artık."
"Sen zahmet etme ben kendim giderim."
"Saçmalama seni okula ben bırakacağım."
"Öyle diyorsan."
~Sabah~
"Kitapların hazır mı?"
"Evet hazır."
"Kalemler?"
"Hazır."
"Forma da tamam. Kahvaltı da yapıldığına göre sen okula ben de doktora."
"Tamam." ve sonunda arabaya binmiştik. Kemerleri de taktıktan sonra olula doğru yol akmaya başladık. Sanki bir şey unuttum ama... Hatırlarım herhalde.
Okula vardığımızda hemen kapıyı açıp mutlulukla içeri girdi.
Kapıdan girdiğini gördüğümde doktora doğru yol aldım yoksa annem cidden kulaklarımdan tavana asar. Çalan telefonumla arabaya bağlı olduğundan kim olduğuna bakmadan açtım.
"Evet?"
"Rüzgâr sen ne cüretle oğlumun okulunu değiştirirsin? Sana bunu yapmamanı söylemedin mi?"
"Sence benim umrumda mı? Hem aradığın iyi oldu zaten sana soracaklarım vardı."
"Ne soracakmışsın bana?"
"Hâlâ karım olmana rağmen başka biriyle olmanın hesabını mesela? Ya da dur daha iyisi var: Oğlumun bahsettiği cezaların ne olduğu mesela? Hangisinden başlamamı istersin?" bir sessizlik oluştu. Güzel oluşsun da zaten. Bunların hesabını cidden sormayacağımı mı sanıyordu?
"Rüzgâr bak bunları konuşuruz ama oğlumu benden uzaklaştırma."
"Sana zaten bir anneyi evladından, bir çocuğu da annesinden ayırmayacağımı söylemiştim Özlem. Saçmalamayı bırakmanı tavsiye ederim."
"Tamam tamam. Ne istiyorsan kabulüm sana karşı suçlu olan benim sonuçta."
"Dün bas bas bağırıyordun: Seninle zorla evlendirildim oğlumun sana benzemesini istemiyorum, diye."
"..."
"Boşanma davası açılacak ve en önemlisi de oğlumu nüfusuma alacağım. Nasıl yaptın bunu bilmiyorum ama benimle evli olmana rağmen oğlum benim soyadımı taşımıyor. Onun babası olarak görünmüyorum. Sormayacağım zaten. Ne yaptıysan mahkemede ortaya çıkacaktır."
"Bunun için bana dava mı açacaksın? DNA testi yapılıp sonucunda nüfusuna geçer zaten."
"Oğlumun velayetini de senden alacağım Özlem. Daha fazla onu mahvetmene izin vermem."
"O zaman ömrün boyunca benden kurtulamazsın Rüzgâr Efe Sanrı! Oğlumun velayeti bende olacak! Onu sana vermem."
"Güzel. Elinden geleni ardına koyma Özlem. Anladın mı beni? Elinden geleni ardına koyma. Belgeler bir iki gün içinde elinde olur." hırsla telefonu kapattım ve hastaneye girdim.