Yatakta yuvarlanıyor battaniyemi tekmeliyordum.Pazar. Hayatım boyunca en nefret ettiğim gün. Genelde bunu başka öğrencilere ya da iş insanlarına ya da yoldan geçen herhangi birine sorsanız Pazar günlerinin ne kadar mükemmel olduğuna övgüler yağdırır ve en sevdiği gün olduğunu falan söyler ama bende tıck. Sabah kalk kursa git. Oradan koş çizim ödevlerini yetiştirmek için kütüphaneye. Kütüphaneden çık.emen sonra fakültede verilen boş boş konuşan iki hocayı dinlemek için bir saat konferansta beynini erit. Hoop saat sekiz olmuş aksam pastanede saat on bir’e kadar dur. Gelen herkese ağzın ağrıyana kadar sırıt pastaneyi kapat. Zaten eve çıktığım anda yorgunluktan bayılmamak imkansız. İmkansız. Allah’tan pazartesi dersim öğleden sonra olduğu için rahat edebiliyordum. Yoğunluğumu azaltmak için hiç de uğraşmıyordum. Onun yerine acaba uyuyo taklidi yapsam beni komada sanarlar mı diye aklımda senaryolar kuruyordum. Hem de her Pazar. Her Pazar ya. Her Pazar kendi kendime komalı taklidi yapıyordum. Gören beni şizofren sanacaktı. Doğruldum ve nefesimi tuttum. Annem birazdan Helin’e seslenirdi. -asılnda bu Helin’e yönelik bir seslenme değildi. Genel olarak bana yönelik olurdu bu seslenmeler-Annemin sesini duydyuğumda tuttuğum nefesimi verdim Helin git kaldır şunu yatağı tekmelerse maazallah bazayı kırar sonra diye bağırdı. Bu öyle bir bağırmaydı ki hani alt kat komşularımızın bile uyandığından şüphe ediyordum. Bunun sonrasını iyi bildiğim için yataktan ayaklarımı uzattım ve ayağıma yerdeki terlikleri geçirerek odamın kapısından çıktım. Mutfağa doğru yavaş yavaş ilerlemeye başladım. Büyük ihtimalle ayak seslerimi duyan annem yine aynı yüksek tınıyla Helincim bir de hızlı gelmesini söyle hep böyle uyuşuk uyuşuk dolaşırsa kursa yetişemeyecekmiş. Tabii ki Helin bunları yapmaya tenezzül etmedi çünkü bunlar Helin’e değil bana itafen yapılmıştı.Bunu biliyorsunuz ama hatırlatmaktan zarar gelmez. Ayrıca buna alışmanız lazım çünkü annem hep böyledir. Adımlarımı hızlandırarak mutfağa girdim ve anneme YETER GELDİM bakışı atarak sana da günaydın Sezgi Öztürk dedim. Hemen buzdolabına eğilip süt şişesini çıkardım ve kahvemi yapmak için makineyi çalıştırdım. Makinenin kahve bölümüne öğütülmüş tozdan döküp kapağını kapattım. Annem hemen mırıldanmaya başladı yok her sabah her sabah kahve olur muymuş da damarlarımı yarsak kan yerine kafein çıkacağını söyleyerek mırıldanmasına devam ediyordu. Ben de bu konuşmaya alışık olduğum için hemen yanına çöktüm. Sezgi Hanım kusura bakmayın ben İngiliz kraliçeleri gibi her öğün çay içmiyorum çok pardon deyip gülmeye başlayınca eliyle beni başından savdı. Hemen günaydın demek için Helin’i aradı gözlerim. Anneme sordum hemen Helin’i. Ben nereden bileyim kızım demin buradaydı ortadan kaybolmuş bimiyorum. Üstünü falan değiştiriyordur odasında herhalde Yıldız. Ben de pek düşünmedim. Zaten dün sinirlerimi iyice bozmuştu. Kahve makinesi kahve’nin olduğuna dair ses çıkarınca kahveyi termosuma doldurup odama üstümü değiştirmeye gittim. Koridorda yavaş yavaş yürüyordum bilerek Sezgi Öztürk’e inat bir şekilde. Koridorda yürürken odamdan gelen tıkırtıları duyduğumda bir saniye durdum. Helin. Off bu kız hiç akıllanmayacaktı dimi. Kapıya iyice yaklaşınca tıkırtı sesleri bir hayli artmıştı. Ben de hızlanmıştım. Kapıya geldiğimde ne yaptığını anlamak için durdum ve kapıdan dinlemeye başladım. Masamdan ya da bir yerden bir şeyler alıyordu. Helin. Helin kızım yaktım seni şimdi. Düşüncem ile birlikte kapıyı baskın yaparcasına ittiğimde resmen sersemledim. Açtığım sırada Helin çığlık sesi kulaklarımı doldurdu önce, ardından cam kırılma sesi, hemen sonra yere dağılmış plastik sesleri. Yani Ben geldiğim an Helin’in çığırışı, elindeki cam makyaj kutumu yere düşürüşü, sonrasında yere dağılan makyaj malzemesi sesleri . Ben de yere düşürdüğü anda hayatım kaymışçasına çığlığımı koymuştum. Anlayamıyordum olayları. Ben. Ben kavrayamıyordum olayları. Artık beynime kan gitmiyordu. Hissetmiyordum ben. Çığlıklarımız birbirine karışmıştı. Benim koyduğum çığlık Helin’inkinde çok daha kuvvetliydi. Çünkü benim hayatım kaymıştı. Hatta o kadar kuvvetliydi ki bütün şehri sağır edebilecek kadar güçlüydü. Benim sesim Helin’in sesini öyle bir bastırıyordu. Bütün hayatım gözümün önünden kaymıştı resmen. Şoku atlatamıyordum. Tüm malzemelerim yerde paramparça şekildeydi. Çığlığım azalmıştı ki yere bakıp o eski dehşeti yaşadığımda tekrar eski kuvvetine kavuşmuştu. Helin ise yerdeki cam parçalarına bakarken bir çığlık koydu. Yerdeki boya ile karışmış cam parçaları beni resmen komalık edecekti. Hep hayal ettiğim Pazar koması sonunda gerçekleşecekti gerçekten. Ama benim hayal ettiğim Pazar koması böyle değildi. Helin. Elimde kaldın kızım alamaz kimse seni elimden daha da. Bu kız bugün ölecekti. Çığlıklarımızı duyan annem koşarak odama girdi. Kızım iyi misiniz ne çığlık atıyorsunuz? Ay Sezgi hanım sen bir olayları bilsen… Ama sen bir olayları bilsen kızının şimdiden helvasını kavururdun. İkimize de bir şey olmadığını görünce elini göğsüne rahatlamış bir şekilde koydu ve derin bir nefes aldı annem. Helin suçlu gözlerle anneme bakmaya çalıştığında sinirlerim iyice gerilmişti. Annem rahatladığı sırada bana döndü. Benim ise gözlerimde yaşlar birikmişti. Ağlayacaktım ya ağlayacaktım cidden. Onlar benim hayatımdı. Hayatsal çöküş yaşayan insanlar nasıldı bilmiyorum ama ben şuan haytsal çöküş içerisindeydim. Annem konuşmaya başladı.Yıldız kızım apartmanı inlettini- konuşması yarıda kalmıştı.Çünkü yerdeki boya, cam kırığı ve plastik yığını görmüştü. Bunun yüzünden elini göğsüne yerleştirdi hemen. Ardından ise kapıya tutundu. Acil durum. Bu acil durum işaretiydi. Sezgi Öztürk ve temizlik bağımlılığı. Kapının dibinde derin nefesler vererek yere bakıyordu. Annemin göz bebekleri yerinden çıkacaktı resmen. Bu mutluluk vericiydi. Çünkü Helin Öztürk’ü öldürmek için suç ortağı bulmuştu. Olayı sindirmeye çalışıyor gibi berdelere bakıyordum. Sonrasında ise gözlerim yerdeki karışıklığa döndüm. Helin bunu fark etmiş olacak ki paçasını kurtarmak için anneme döndü. Gözlerimden alevler fışkıracağı sırada Helin bizi kendimize getirecek şekilde sordu. Anne iyi misin? İyi misin mi? Ha bir de annem iyi mi olacaktı?Sezgi Öztürk. Yılların temizlik bağımlısı. Kadın en son eve gelen arkadaşım halıya çay döktü diye kızla konuşmamı yasaklamıştı. Şimdi yerdeki birbirinden bağımsız boya yığını ve zeminin her yerine dağılmış olan cam parçaları annemin bir aylık depresyonunu garantilemişti. Aslında benim için de durum pek farklı değildi. Helin. Ah Helin. Elime bir geçirsem boğacağım seni kızım. Annemin Helin diye bağırarak ettiği feryadını apartmanı bırakın tüm mahallenin bile duyduğuna yemin edebilirdim. Annem hızlıca Helin’e doğru yürüdü. Ben ise o şok hali ile resmen olduğum yerde öylece duruyordum. Nefes alış-veriş’imi bile kontrol edememiştim Helin de kendini korumak istercesine ellerini tam önünde kaldırıp anne ama odaya öyle girilir mi diye söylendi. Hala beynime kan gidip gitmediğinden ya da nefes alıp almadığımdan emin olmadığım için birden Helin’e afallamış şekilde baktım. Bu dediğini duyduğuna sinirlerim iyice tepeme attırmıştı. Hemen annemin önüne geçtim. İkisi de ne yapacaklarımı biliyordu. Ne yaptığımı da hatırlıyorlardı. Eğer annem Helin’e kızacağı zaman annemin önüne geçiyorsam bu Helin ortamdan zararlı çıkacak demekti. Annem beni engellemeye çalışmıştı ama bu sefer gerçekten çok ileriye gitmişti. Kızım sen öldün dedim ve onun anlam vermesini beklemeden üstüne atladım. O ise yataktan atlayarak kaçmaya çalıştı ama nafile. İşte benim hakkımda bilmeniz gereken önemli bir bilgi daha Ben Yıldız Öztürk ve bazı zamanlar gerçekten bir kardeş katiline dönüşebiliyorum.
--------------------------------------------------------------------------------------------------------- Soluğumu yine Merve’lerde aldım. Merve saçımı yapıyordu. Ben ise onun malzemelerini kullanarak yine olanları anlatıyordum. Merve bak yemin ederim bir gün bu kız elimde kalacak. Ya kaç milyon kere dedim benim eşyalarımı izinsiz alma diye ya kaç kere. Anlamıyo ama. Anlamıyo ya anlamıyo inatla.Derin bir nefes aldım ve göz kalemiyle işlemlere devam ettim. Merve de hemen Helin’i korurcasına Yıldız sen sanki kız istediğinde veriyorsun da konuşturma beni dedi. Gözlerim saate kaydı. Kursun başlamasına kırk dakika vardı. Biraz daha kalabilirdim çünkü metro ile on beş dakikada kursta olabiliyordum. Sonra ne oldu Yıldoş dedi anlatmamı isteyerek. Ben göğsümü kabarttı çünkü bu benim için gerçekten de gururla anlatabileceğim bir şeydi. Bak şimdi Helin’i yatağın başlığında düşün. Kafasını salladı. Bu sırada sarı saçlarımı örmesi bitmişti koşup masadan bir sprey aldı. Anlatmaya devam ettim. Saçını böyle koluma doladım. Evet yapmıştım. Ben Yıldız Öztürk’tüm.Yapardım. Merve ağzını şaşırmış şekilde açtı ve gözlerini korkmuşça kıstı. Ben ifadesini göreyim diye önünde oturduğumuz aynanın tam orta kısmından başını çıkardı. Ben ise gülmeye karışık bir sinir ile birlikte anlatmaya devam ettim. Bir yastığa bir yatak başlığına vura vura- Merve gözlerini yumdu. Ay tamam anlatma Yıldız yaa. Napmışsın sen benim kuzuma.Ne mi yapmışım kuzuna? Ne mi yapmışım kuzuna? Merve ve Helin birleşip beni delirtmek için iş birliği falan içerisinde miydi? Çünkü eğer amaçları buysa amaçlarına çok yakın zamanda ulaşacaklardı. Beni tımarhaneye şutladıklarında umarım bu iki yılan mutlu olurlardı(!)Hafifçe öne kaydığımda sıktığı sprey boşluğa döküldü. Yüzümü kaşlarımı belli bir şekilde çatarak ona döndüm. Ne mi yapmışım kuzuna? O benim dört yıllık birikimimi çöp etti dedim. Önüme döndüm. Sinirim bir türlü yatışacak gibi görünmüyordu. Kardeşim olacak Helin hanımefendiler hayatımı mahvettikten sonra-ciddi anlamda hayatımı- kimse onu savunamazdı. Artık zaten dayanamıyordum. Bir Helin aşkıdır gidiyor herkeste. Annem bir yandan canı küçük kızını koruyor, bir yandan dost bildiğim kızıl zebani kuzum da kuzum diye zıplıyordu. Ağlamaklı bir hal ile masadan aldığım malzemeleri yüzüme uygulamaya devam ettim. Merve kıyamazdı bana modumun düştüğünü fark ettiği an o da hafifçe doğruldu. Tamam aşkım ya takma bu kadar ben sana veririm benimkilerden istediklerini dedi tatlı tatlı. Modum birden yerine geldi. Ay cidden canım arkadaşımdı ya. Canım Mervemdi yaa. Konuşmaya başladım. Kuşum sen en mükemmel arkadaş falan mısın?diye sordum. İşte arkadaşlık böyle bir şeydi. Hem içten içe kızızyor ama bir yandan onu sarılmaktan boğasın geliyordu. Hınzırca Merveye döndüğümde ağzında yayık bir sırıtış vardı. Eee ne sandın dedi hemen kibirlice. Bunu fırsat bilerek yalakalığıma devam ettim. Mervem. Kuzum. Aşkopeletalı çikolatam. Gözlerinin kokusuna kuarban olduğum tarzı bir şeyler saçmalayınca Merve beni ittirmek zorunda kaldı fakat bunu yapsa bile ben ona kocaman bir sarılış verdim. Biliyor musunuz? Biz o kadar kavga etsek de herkesa bir Merve lazımdı gerçekten. Herkesin bir Mervesi olmalıydı. İstek değil ihtiyaçtı Merve.Bu sırada canım arkadaşım elimdeki allığı aldı ve son dokunuşlarını da yapıp aynanın önünden kalktı. Elime ben de bir rimel aldım ve hızlıca yüzüme uyguladım.Rimeli sürme işim bitince kalktım ve neyse Mervoş akşam pastaneye gitmeden size uğrarım dedim ve kalktım. O ise başını kaldırmadan ojesini sürmeye başladı ve görüşürüz kuşum diyerek ekledi ben de kapıya ilerlerken Azra teyzeye kafamla görüşürüz der gibi işaret yaptım. O ise konuşmamızı duymuş gibi kafasını hüzünle salladı.-ki muhtemelen bizi dinlemişti,çünmkü Merve’nin kapısının önünde resmen pusu kurmuştu.-Aslında o da haklıydı. Helin beni öyle bir delirtmişti ki bunları normal şeylermiş gibi anlatıyordum. Yerden proje dosyam ve sırt çantam ile kapıdan çıktım.