Gerçekten ama gerçekten kitaba sabah alarmın sesi ile uyandım diyerek başlamayı o kadar çok isterdim ki… Ama şu an insanı yağsız tuzsuz pişirebilecek haziran ayının öğlen saatlerinde acıklı acıklı mıy mıy eden otuz iki tane Japon turistin sırf sütlaç yeme bahanesi çerçevesi altında kafeyi istila etme suikasti içerisinde kalan masum bir kurbanım. İlk olarak şuna bir açıklık getirelim sütlaçtan başka Türk tatlıları da var. Kafayı yiyeceğim ya kafayı yiyeceğim bir insan Türkiye’ye gelince ilk yemek isteyeceği tatlı en zor yapılan tatlı olan ve kimse almıyor diye akşamdan fırına rastgele on tane attığım sütlaç mı olur? Allah aşkına yaa. Hem de minicik bir mahalle kafesinde… Bakın bizim harika mutfağımızda başka ve daha güzel tatlılar var mesela baklava hem her ülkede de biliniyor ve seviliyor.Sütlaca göre de bence iddialı bir tatlı. Hatta bizim kafenin yan komşusu baklavacı Raşim amca,gidin orada baklava yiyin. Ama yok sütlaç da sütlaç. Fark ettiyseniz bugün fazlasıyla agresifim. Tamam boyum 1. 60 olabilir ve biraz da minik olabilirim ama her an stresten o durmadan zırlayan Japonlardan birine kafa atabilecek bir kapasitem var. Bu arada tanışmayı unuttuk ben Yıldız ve bir sütlaç mahkumüyüm. Tabii ki benim hakkımda bir sürü şey öğreneceksiniz ama biraz beklemeniz gerek. Çünkü ben neredeyse on dakikadır o kısık gözlü tur rehberinin bakışları altında video izleyerek sersefil sütlaç yapmaya ve beyinsel özürlü kardeşim Helin’e emir vermekle uğraşıyorum.Helin tam bu sırada somurtarak yanıma geldi. Abla azcık daha ayakta durup Müslüm Gürses haykırışlarına maruz kalayım yemin ederim keserim kendimi dedi –Müslüm Gürses haykırışı Japon turistlerin konuşması oluyor- Ardından eline tezgahtan bir bıçak aldı ve yavaş yavaş boynuna götürdü ben ise dünyanın en anlayışlı ablası olarak cevap verdim. Bak geri zekalı zaten canım burnumda sana bir dalarım buradan kadıköye uçarsın git Merve’yi çağır dedim. Merve hanımlar da güya benim en yakın arkadaşım olurlar ama bir totolarını kaldırıp yardıma gelmezler. Üf abla ya aradım açmıyor az oturayım şuraya beş dakika nolur ölür müsün canın kardeşine izin versen dediğinde gözlerimi abartılıca devirdim. İlk olarak canım kardeşim(!) ben burada nefes alamazken sen orada üfleyemezsin çünkü ben o üff’ü evirir çevirir sana geçiririm. İkinci olarak ben bu sütlacı beceremedim. Zaten olacak gibi durmuyor. Git markete yirmi iki sütlaç kap gel tamam mı ablacığım. Hadi Helin hadi diye bağırdım. Hadi’yi biraz sert söylemiştim. Ki bu Helin’in tekrar üflenmesine neden oldu. Ben aniden bir kaş yapınca aniden yerinden zıpladı ve gidiyorum dercesine bana baktı ardından birden aklında şimşek çakti ve bana döndü abla alsak anlamazlar mı ya hazır hazır şimdi bu- sözünü kesip pis bakışlarımı attım ve elimdeki kaşığı bıraktım. Nereden anlayacaklar aman hayatlarında hiç sütlaç mı yemişler kap gel dedim ve elimdeki iki yüz lirayı uzattım. O da bana hemen bir ağız dolusu sırıttı. Üstü bende kalacak ama dedi. Ben tekrardan gözlerimi çevirdim ve iyi bari dedim. Kız uçtu yemin ederim uçtu ya on sekiz yaşındaki kız para üstü için delirdi. Ben de kendimi resmen dokuz yaşındaki çocuğunu bakkala ekmek almaya göndermiş de para üstü ile kendine çikolata al demiş anne gibi hissediyorum. O bana tekrar baktı ve sonra gidiyorum bak ben dedi. Ya bu kadar sevineceğini bilsem daha önceden verirdim. İyi git ama anlamasınlar arka kapıdan gel diye seslendim. O ise duymamıştı. Kapıyı çarptığında derin bir nefes verdim. Bu kız kesinlikle bana çekmemişti.
Ne yani sütlaç yerine güllaç mı almış diye kahkahalara boğulan Merve’ye bakıyordum sinirle. Evet ben hep diyorum beyin özürlüsü bir kardeşim var diye siz inanmıyorsunuz bu kızın kafasına röntgen falan çektirmeliyiz bir ara dedim ya bir de sütlaçları uzatırken bakın bunlar sizin memleketten Japon pirinçleri Japon pirinçleri demesi var yerin dibine girdim kızım ya! Merve ise bir yandan katıla katıla kahkaha atıyor bir yandan da elindeki çay bardağını sallıyordu. Evet baya baya benim salak kardeşim bunları yapmıştı. Normal de yaşadıklarımız utanılası şeylerdi fakat anlatılınca gerçekten insan gülme krizine giriyordu. Saat gecenin on biri idi ve biz Merve ile annemlerin evde olmamasını fırsat bilerek mutfağın led ışıklarında dedikodu yaparak milyonuncu bardak çayımızı içiyor bir yandan da gülme krizine giriyorduk. Bu arada bunu bir yere not alın bugün günlerden yirmi iki ocak iki bin yirmi iki yani benim Helin hanım yüzünden hayat boyunca en utanç duyduğum gün. Merve yarısını bitirdiği çay bardağından bir yudum aldı ve konuşmayı sürdürdü. Ama Yıldoş kıza da yazık nereden bilsin sütlaç reyonuna güllaç konulduğunu sorun market çalışanlarında dedi sahte bir korumacılıkla. Ben hemen merhametsizce ağız bükerek konuştum. He doğru bu kız ilkokul çocuğu okuma yazması yok paketin üstünde güllaç yazdığını okuyamıyor çok pardon dedim.Merve bu sefer gerçek bir korumacılıkla ama nereden bilsin Heloşum o panikle o heyecanla dediğinde elimi kafasına bir tane patlatlatacakmışım gibi kaldırdım ve cevap verdim. Bak Merve sen de iyice Helin Özktürk fan clup’cı oldun elimin tersindesin başlatma Heloşuna dedim sinirle. Selam tekrardan ben Yıldız ve dünyada kardeşini en çok seven ve bi o kadar da nefret eden tek ablayım. Merve gözlerini devirdi ve elindeki çay bardağından önce küçük bir yudum aldı ardından elindeki çay bardağının yarısını tek içimde hüpletti. Ben ise gözlerimi büyüttüm. Bir insan hiçbir varlığı o kadar hızlı içemezdi. Yarasın diye haykırdım ve sırtına sert darbeler ile vurmaya başladım. Bunun üstüne Merve öksürmeye başladı. Ardından konuştu Ya Yıldız sal beni dalarım şimdi dediğinde geri çekildim. Ben genelde Merveye sataşan taraf ben olurdum ama Merve hem benden daha uzundu hem de eli ağırdı biz genelde bir çok kez saç baş kavgasına giriştiğimiz için biliyordum ki asla kan akıtmadan savaştan çıkmazdık. Yine de gözlerimi devirdiğim sırada elindeki bitmiş çay bardağını uzattı ve masadan bir tane çikolata topunu ağzına atarken bir yandan da ağzı dolu bir şekilde hiç anlaşılmayan bir ses tonu ile konuştu. Yıldızım çay kaldıysa doldur bir de cips getir şu çekmeceden dediğinde elindeki bardağı yavaşça aldım. Yine de iğnemi batırmayı unutmadım. Oldu paşam başka bir arzunuz var mıydı dedim çaydanlığı alıp çayı doldururken. O ise hiç oralı olmayarak çay demli olsun dedi. Ah işte beni bu sinirlendiriyordu. Benim laflarımı umursamamaları. Yemin ederim ortada olay yokken daha çok dalasım geliyordu. Özellikle bunu Merve bunu çok yapıyordu. He bu arada Merve benim çocukluk arkadaşımdır. Aynı mahallede en yakın arkadaşlar olarak yaşıyorduk hep. Yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmezdi. Bu durumumuz ailemize de yansımıştı farklı kişilikleri olmasına rağmen ailelerimizde sıkı dostlardı. Benim ailem sıkı birer sanat tutkunuydu. Annem ilkokul müzik öğretmenliği yapıyordu. Babam ise sanat tarihi üzerine eğitimler veren bir akademisyendi. Babamla aynı kampüsteyiz. Bu arada ben de ikinci sınıfta güzel sanatlar bölümünde resim öğretmenliği öğrencisiyim. Merve’nin ailesi ise daha sert yapılı insanlar ama Merveye karşı gerçekten çok sıcak ve anlayışlı yaklaşıyorlar. Fakat Mervenin de tek çocuk olmasının buna büyük bir katkısı oluğunu göz önünde bulundurmalıyız. İkisi de mimar ve kızlarının da bu şekilde sayısal alanlarda eğitim görmesini istemekteler. Zaten Merve de bu konulara karşı epey ilgili olduğundan dolayı makine mühendisliği bölümünde okuyor. Yani sizin anlayacağınız biz zıt kutuplar her farklı özelliğimize karşın birbirimizi çekiyoruz. Tamamını doldurduğum bardağı Merve’ye uzattım ve cipsi çıkartmak için çekmeceye yöneldim. Tam o sırada Meve merakla sordu. Sonra ne oldu kız merak ettim? Çekmeceyi açıp cips paketini dikkatlice açtım. Merve’ye bir bakış atarak sinirle yanıtladım. Hiç sorma Mervoş ya.. Senin o heloşun var ya sütlaç kasesine konulmuş kare güllaçları dağıtmış hem de çaktırmıyor güllaç olduğunu sen git elini falan yıka ben dağıtırım dedi ben de mal gibi tamam dedim benim bu salak kardeşime bir kerecik güvendim meğerse olayı çaktırmamaya çalışıyormuş. Konuşurken bağırarak ve derin nefesler aldığım için dediklerim resmen sövmeye çalan bir hal alıyordu. Ben bu halde iken Merve ise kahkahalar eşliğinde beni dinliyordu. Tabağa doldurduğum cipsi masaya bıraktım hınçla. Bu ise Merve’nin daha fazla gülmesine neden oldu. Başka zaman olsa ona bunun için epeyce kızardım fakat şu an yaşadığım rezil bir durumdu ve e onun da gülmeye hakkı vardı. Sandalyeyi çektim ve cipten kocaman bir ısırık aldım. Merve de çayımdan yudumlarken aklıma Helin geldi. Gerçekten neredeydi bu kız? Saate baktım. Şu an’a kadar pastaneyi kapatıp gelmiş olması gerekirdi. Bu kız nerede kaldı şimdi hala bu saatte? Sorumla birlikte çayını masaya bıraktı ve bilmiyorum dercesine kaşlarını kaldırdı.Tam o sırada kapıdan gelen anahtar zorlama sesi ile irkildim. Helin gelmişti. Merve konuşmaya başladı. Heh bak Yılız iyi insan lafın üstüne gelir değil mi? Dedi ve sanki amacına ulaşmış gibi hızlıca telefonunu açtı ve ben açtığında ne amaçladığını anlamıştım. Galerisinen konuştuğu çocukların fotoğraflarını Helin’e puanlatma derdindeydi. Ona bir bakış atıp günümün ne kadar saçma geçtiğini düşüerek kendime güldüm. Evet olay tam olarak böyleydi. Helin’i gönderdiğim yerde sütlaç reyonuna koyulan güllaçları sütlaç sanıp milletin Japon’una yedirmişti. Allahtan kimse güllaç olduğunu fark etmemişti ama tur rehberi için aynı şeyi söyleyemezim. Adam öyle bir bakıyordu ki en son gözlerinden lazer çıkıp beni yere sereceğinden bile korkmuştum. Yüzümü avuçlarımın arasına alıp duyduğum ayak seslerinden o alakasız soruyu sordum. Helin! Geldin mi? Mutfağa giren Helin yüzüme anlam arıyormuş gibi boş boş baktıp gözlerini çevirdi ve ardından: Yok abla ben şuan merdivendeyim birazdan evde olurum dediğine göz devirme sırası bendeydi. Helin az dilin uzamasın geç otur zaten sinirlerim başımı aşmış zaten senin yüzünden vır vır konuşma ordan diye bağırdığımda bana çok kafa yormamış ve hemen Mervenin boynuna atlamıştı. Onlara bakmasam bile bunu anlayabiliyordum çünkü çocuk gibi ses çıkarıyorlardı. Merve ona sımsıkı sarılırken bir yandan da telefondan açtığı bir fotoyu açtı ve Helin’in yüzüne salladı. Helin yağcısı da hemen övgüler yağdırmaya başladığında ben de meraklanmaya başlamıştım. Yavaşça başımı telefonun olduğu tarafa doğru yönelttim. Sandalyemi ise yavaşça o tarafa yöneltip ucundan hafiften baktığımda tövbe ettim birden. Bu neydi? Nasıl bir varlıktı bu? Bismillahirrahmanirrahim. Gözlerimi sıkıca yumdum ve yüzümü ekşittim. Görüntüyü kafamdan silmeye çalışıyordum. Birden gülmeye başladım. Merve’nin zevkinin hiçbir zaman iyi olmadığını biliyordum. Ama bu kadar kötü olduğunu bilmiyordum. Çocuğu şuan keşke size gösterebilseydim. Gülerken Merve ve Helin bana döndü ve ne oldu dercesine bakmaya başladı. Öyle bir baktılar ki bu beni daha fazla güldürmüştü. Gülmem kuvvetlendiğinde başımı telefondan çektim ve sandalyemi yerine çektim. Merve çocuğu gördüğümü anlamıştı ki göz bebeklerini büyüttü. Benim beğenmediğimi anlamıştı. Bu onun o sorgular bakışlarla kaşlarını kaldırmasına neden oldu. Ne oldu yine Yıldız diye bir çemkiriş kulağıma geldiğinde hemen. Merve triplenmesin diye gülüşümü azaltmaya çalıştım. Ama nafile. Bu işe yaramayı bırakın gülüşümü arttırdı. Merve tekrar konuşmaya başladı. Kızım ne oldu cevap versene diye bağırdı tekrardan. Helin bana dönüp kaşlarını abartılı bir şekilde kaldırdı. Bu bir şey deme işaretiydi ama diyecektim. Merve bu ne? Allahım gözlerimden akan bu şey kan mı? Merveyi kırmak istemezdim ama bu neydi şimdi? Kıkırtılarım arttı. İnsanların dış görünüşleriyle bir problemim yoktu ama bazen canım arkadaşımın bu kadar salak olabilmesi beni üzüyordu(!)Merve yüzüme ‘ne var’der gibi bakmaya başlayınca gülüşümü durdurmaya çalıştım.Ya o değilde daha kötüsünü gerçekten daha önce hiç görmemiştim. Bana gösterdiği çocuk aklıma geldiğinde gülmemi durdurma işlemim maalesef başarısız sonuçlanmıştı. Merve ben kıkırtılarım çığlıklara dönüşene dek yüzüme sanki denklem problemiymiş gibi bakmayı sürdürdü. Ağzımdan güçlükte dökülen kelimeler sanki hıçkırıyormuş gibi çıkıyordu. Merve bu ne? dedim zorlukla. Merve kızdığı belli olan bir şekilde yüzünü gerdi. Ellerini kaldırıp masadaki telefondaki çocuğu işaret etti ve konuştu. Ney ne Yıldız? Eliyle işaret ettiği yere baktığında hıçkıra hıçkıra gülmeye başlamıştı. Gülerken resmen omuzlarım sallanıyordu. Yıldız cevap versene takıldın yine dedi Merve ellerini masadan çekerek. Merve gözlerini dehşetle açmıştı. Helin kaldırdığı kaşlarını indirmiş ve ecelini beklermiş gibi gözlerini kapatmış öylece bekliyordu. Normalde ben de aynısını yapmalıydım ama bugün zaten yeterince cehennemden çıkmışa döndüğümden bana daha kimsenin dokunamayacağını düşünüyordum. Masadaki ellerimi birbirine sürttüm. Bu sefer de Merve telefonu alıp tam gözümün dibine soktuğunda gülmemi durduramıyordum. Karnıma kramplar girmeye başlamıştı. Hissediyorum. Yemin ederim. Ellerimi önce karnıma yerleştirerek eğildim. Nefesimi tutmaya çalıştım hatta en sonunda. Ne olduğunu gerçekten bilmiyordum ama gülmemi cidden durmuyordu. Konuşmaya başlamam zor oluyordu. Cidden diyorum bak Mervem ,Maymunlar Cehennemindeki mızraklı şemphaze daha tipli ciddi dedim çocuğa bakarak. Kahkahamı tutmak daha zor oldu. Bu Merve’nin bize gösterdiklerinin en kötüsüydü. Zaten günde beş yüz tane çocuk gösterdiği için hepsini aklımızda tutamıyorduk. Merve gözüme soktuğu telefonunu masaya sertçe bıraktı. Hareketleri ile kısa süreliğine de olsa karnımdan kaldırdığım ellerimi tekrar karnıma kenetledi. Hayatımda daha önce hiç bu kadar güldüğümü hatırlamıyordum. Hıçkırıkla karışık çığlıklarım evde hayli bir ses yapıyordu. Bu gülme falan da değildi. Hatta tabiri caizse baya baya anırıyordum. Büyütüğü gözlerini bir evren kadar daha büyüterek ismimi sert bir sesle ağzına aldı bu gülüşümü ( anırışımı) arttırdı. Kaseden hemen bana bir top çikolata alıp tam ağzıma gelecek şekilde attı.-bunu yemem için değil saldırmak için yaptığına yemin edebilirim- ben ise havada kapıp ağzında çiğnerken bir yandan da anırışımı durdurmaya çalışıyordum. Helin omzuma sağlam şaplak attığında ona kızamadım.O da haklıydı Merve’yi sakinleştirmesi gereken oydu sonuç olarak. Merve ise yüzünü düşürüp ‘sen ne anlarsın be’diye bağırırken az kalsın yere düşüyordum ki masaya tutunup kurtulmuştum. Merve hanımlar bağıra çağıra masadan kalktı elinde telefonu ile birlikte. O lobiye doğru ilerlerken bağırışları sürüyordu. Ben ağzımdaki çikolatayı hızlıca ağzımda parçalarken çikolata neredeyse boğazımda kalacaktı. Gülüşümü frenlemeye çalışırken bir yandan da masayı düşmeyeyim diye sıkıca tututyordum. Helin onun peşinden giderken bana döndü. Gözlerini onun da beğenmediğini ama yapacak bir şey olmadığını anlatan bir bakış attığında gülmemi durduramıyordum.