Ezel Akal:
Okuldan eve gelince yapacak bir şey olmadığı için hiçbir şey yapmadan direkt odama kapandığım bilmem kaçıncı gündü bugün hatırlamıyordum. Aşağıdan gelen sesleri duymamak için telefonumdan kulaklığımdaki şarkının sesini arttırdım. Ne gariptir ki müziğin sesi arttıkça aşağıdaki ses de artıyordu...
Alıştım artık diyebilirdim. Annem ve babamın kavgasına. Onların iletişimi kavgaydı yani... Bu ezelden beri böyleydi. Kendimi bildim bileli yani...
Çocukluğumdan beri annemler sabah işlerine gider akşam eve gelir bir müddet sonra kavga başlar ve onlardan biri evden dışarı çıkıncaya kadar devam ederdi.
Bir keresinde kavga ettiklerinden dolayı beni okuldan almayı unutmuşlardı. En sonunda okuldaki görevlilerin birinden anneme aramasını rica ettiğimde akıllarına gelmiştim.
İçimde onlar bana göstermeseler bile onlara dair küçük bir sevgi vardı. Ancak o gudnen sonra o da yok olup gitmişti.
Eğitimde ki ilk dersler ailede verilirdi değil mi?
Ben o derslerden kalmıştım.
Mahrum bırakılmıştım...
Şarkılar arasına gelip giderken odamın kapısı açıldı. Odanın karanlığından bir şey göremedim ama gelenin kim olduğundan adım gibi emindim.
Ecem. Küçük kız kardeşim.
"Abla!" dedi yanıma gelirken "Ne zaman geldin?"
Eve girdiğimde Ecem odasındaydı. Anahtarımla girdiğimden dolayı görmemiş ya da duymamıştı. Ben de direkt odama geçmiştim zaten.
"Yarım saat oldu." dedim "Seni okuldan kim aldı?"
"Ülgen ile geldim." dedi gülümseyerek.
Ülgen... Ülkü'nün kız kardeşiydi ve 11 yaşındaydı. Ecem'in okuluna yakındı okulu ve aralarında 4 yaş olmasına rağmen baya yakınlardı.
Aklıma bugün Ülkü'ye söylediklerim geldi. Tabii ki onun Çinli değil Kırgız Türk'ü olduğunu biliyordum ama niye böyle söylemiştim bilmiyordum. Ayrıca ailesinin böyle bir olay yaşadığını da bilmiyordum. Ülkü nahif bir kızdı ve galiba onun bugün biraz kalbini kırmıştım...
Lisenin başından beri zorbalandığını bilmeme rağmen...
Suçluluk duygusu her yanımı sararken Ecem'e döndüm tekrardan. "Tek başınıza mı geldiniz?"
Başını salladı "Beni kimse almayınca Ülgen'i gördüm. Yanıma geldi ve birlikte geldik."
Onlarla evimiz yakındı. Bir alt sokakta oturuyorlardı.
"Ülgen'lerin evinden sen buraya tek başına mı geldin peki?"
"Hayır. Ülgen beni evin önüne kadar getirdi. Sonra kendi evine gitti."
Gülümsedim. Ülgen aynı ablası gibiydi. Hemen yardım etmeye çalışıyordu.
Ecem annemlerin arasında ki kavgalardan en çok etkilenendi. Ben artık büyüdüğüm için onları çok umursamamaya başlamıştım ama ecem umursuyordu. Sabah okulda arkadaşlarının anne veya babaları ile geldiğini gördüğü zaman onlara nasıl baktığını görmüştüm. Onu her sabah okula ben bırakıp kendi okuluma gidiyordum.
Onun bu duygularının annem ve babam için hiçbir anlamı yoktu.
Doğduğu günü hatırlıyordum. Yine anne ve babamın kavga ettiği bir gündü. Daha sonra babam dışarı çıkmıştı. Annem evdeyken sancıları başlamıştı babamı aramak yerine ambulansı aramış, ekipler eve gelip annem alıp hastaneye götürmüşlerdi direkt. Doğum başlamıştı çünkü.
Beni götürmemişlerdi. Babam eve geldiğinde annemin nerede olduğunu sorduğunda ve ben de onu ambulansın gelip annemi götürdüğünü söylediğimde hemen arabaya atlayıp hastaneye gitmişti.
Peki, beni yanına almış mıydı?
Saçmalamayın... Tabii ki hayır!
İşte Ecem böyle doğmuştu. İki ay erken annemin stresi yüzünden.
Annemin o dönem hastanede kalması gerekiyordu babam da ona refakatçi olarak kalacağı için evde yalnız kalmamı istemeyen teyzem beni yanına almıştı.
Bir ay boyunca teyzemin yanında kaldım. Teyzemin çocuğu yoktu. Çok istemişti ama olmamıştı hiçbir zaman o yüzden bana kızı gibi davranıyordu.
Bir ay sonunda babam beni almaya geldiğinde onunla gitmek istememiştim. Babamın da beni almak istermiş gibi bir yüz ifadesi olmadığını da görüyordum. Teyzem evin durumunu biliyordu. O gün bana ' burası senin evin, istediğin zaman gelebilirsiz ' demişti.
O gün annemlerin eve 1 hafta önce geldiklerini öğrendim. Eve geldikten 1 hafta sonra ancak beni almışlardı yanlarına.
Ecem'e döndüm tekrardan "Sen gelince annem bir şey demedi mi?"
"Hayır konuşmadık bile."
Parlak sarı saçlarını okşadım "Teyzeme gidelim mi?"
"Olur!" Kucağından atlayıp odasına koşarken arkasından gülümsedim. Üstümü değiştirdim ve çantamı aldım. Sonra Ecem'in odasına girdim ve onun da çantasına boyama kitabını boyalarını yedek kıyafet ve birkaç oyuncağını koydum.
Ecem'in elinden tuttum ve merdivenleri inmeye başladık. Salonun önünden geçerken Ecem durdu içeriye baktı. Hâlâ tartışma içerisindeydiler.
"Ecem..." dedim elini çekiştirerek "Gitmiyor muyuz?"
"Hayır gidelim" konuşmalarımızı duymamışlardı bile.
Evden çıktık. Asansöre bindiğimizde etraf sessizleşti.
Binadan çıkıp yürümeye başladık. Hava kararmaya başlamıştı. Teyzemin evi yakındı. On dakikada ulaşılabildiği için yürümeye karar verdim.
Önümüzdeki binalardan birinden bir aile çıktı o sırada. Gülümsüyorlardı. Küçük kız bir eliyle annesinin, bir eliyle babasının elini tutmuştu. Arada ikisininde ellerinden destek alıp ayaklarını havaya kaldırıp 'baba bak uçuyorum!' diyor ve neşeli bir şekilde kahkahalar saçıyordu. Bizim asla olamadığımız bir aile tablosuydu yani...
On dakika sonra teyzemlerin evinin önündeyken Ecem'e baktım. Ayakta durduğu yerde hafif hafif zıplıyor, teyzemin kapıyı açmasını bekliyordu.
Evin zikine bastım. Artık o ezberlediğim zil çalarken bir şey farkettim. Kendi evinin zil sesini bilmiyordum. Hiç duymamıştım.
Teyzem kapıyı açıp bizi gördüğünde önce şaşırdı. Sonra öyle bir gülümsedi ki yemyeşil gözleri kısıldı. Karamel rengi kıvırcık saçlarıyla öne çıktı ve Ecem'i kucağına aldı.
"Yaa benim birtanelerim gelmiş! Gelin içeri!"
Teyzem hep olduğu gibi bizi neşeyle karşılayıp içeri soktuğunda gülümsedim. Teyzem Ecem'i bırakıp bana döndü.
"Ne istersiniz? Ne yapayim size? Aç mısınız?"
Art arda gelen soruların bitmesini bekleyip konuştum.
"Ben aslında Ecem'i bırakmaya gelmiştim. Benim bir işim varda."
Teyzem kaşlarını çattı "Nereye gideceksin? Enişten bıraksın mı seni?"
"Yok. Gerek yok tek giderim ben."
"Emin misin tek gitmek istediğine?"
"Evet! Merak etme 2 saate falan gelirim."
"İyi peki..." dedi gönülsüzce. Endişesini yüzünden okudum. "Dikkat et kendine. Bir şey olursa ara."
Başımı salladım. Ona sarıldıktan sonra ayrılıp merdivenleri tekrardan inmeye başladım.
Binadan çıktığımda hava neredeyse kararmıştı. Bu, beni tedirgin etse de gitmek zorundaydım. Korkarak nereye kadardı sonuçta.
Kulaklığımı takmak yerine boynuma koydum ve en yakın otobüs durağına ilerledim. Sokak boştu. Tek tük arabalar geçiyordu. Aydınlık, ışığın vurduğu yerlerden gitmeye başladım. Acaba metroya mı binseydim? Akşam kimse buradan otobüse binmezdi pek. Ya otobüs boş gelirse ve şoförle tek kalırsam?
O yüzden yönümü değiştirip metro durağına yürümeye başladım. Metronun doluluğunda başıma bir şey gelmez, sağ salim işimi hallederdim.
Etrafıma dikkat ederek metro durağına yürümeye başladım. Şuan sokak boştu ama ya ben yanılıyorsam? Arkama baktım. Benden çok uzakta biri vardı ancak pek seçemiyordum. Bana dönüktü ancak yürümüyordu. Buna içim rahatlamalı mıydı? Yoksa daha da korkmalı mıydım bilemedim.
Hızlıca çantamı önüme aldım ve en dibine baktım. En altta kamufle etmeye çalıştığım küçük bir biber gazı vardı.
Gerçekten.
Biber gazını elime alıp avucunda saklamaya çalıştım. Sıkı sıkı tutarken beni ne kadar koruyabileceğini bilmiyordum. Keşke yanıma çakı tarzında bir şey alsaydım ya! O daha göz korkuturdu.
Ben yanımda bu tarz şeyler bulundurmak istememiştim, ama işte... Ülkem öyle istiyordu.
Yaklaşık 15 dakika sonra metro durağına indiğimde etraf kalabalıklaşmış ve bu yüzden içim rahatlamıştı.
Metroya bindiğinde daha da rahatlamıştım. Tek parça olarak binebilmiştim sonunda.
Kulaklığımı sonunda taktım. Metro ilerlemeye başladı, ve ben düşüncelerimle tek başıma kaldım.
Etrafınızda fazla insanın olması, yalnız olmadığınız anlamına gelmiyordu...
Evde kaçıncı kavganın başladığını bilmiyordum ve merak da etmiyordum açıkçası. Her kavgalarından sonra beni arayıp geri gelmemizi söylüyorlardı. Bunun sebebi de her kavga ettiklerinde Ecem'i dışarı çıkarmamdı. Tek olsaydım umrumda olmaz evden çıkmadan yaşamaya devam ederdim ama Ecem evde durmayı da pek sevmediği için onu evden götürüyordum.
Komşularımız da alışmıştı artık. Beni evden çıkarken gördükleri zaman dedikleri tek bir şey vardı.
"Annen ve baban yine mi kavga etti?"
Ben bunları duymaktan, cevaplamaktan o kadar sıkılmıştım ki artık onlarla muhatap olmamak icin türlü türlü yollar arıyordum.
Bu düşünceyle dalmışken çalan şarkı durup telefonumun zil sesi doldurdu kulaklarımı.
Arayan kişiye baktım. Annemdi.
Telefonu açıp birşey demeden dinlemeye başladım. Ağlama sesleri geliyordu. Rol yapıyor olabilir miydi?
"Ezel?" dedi ve hıçkırdı.
"Efendim?"
"Neredesiniz kızım siz?"
"Yokluğumuzu yeni mi farkettin? Bu kadar ilgili olman ağlatıcak beni."
"Ben... Ben..." diye bocalamaya başladı.
"Biraz işim var dışarıdayız."
"Ezel bak biliyorsun bunu biz-"
"Görüşürüz anne. Dikkat et." dedim ve telefonu kapattım.
Kulaklığımdan şarkıyı tekrar başlattım. İneceğim durağa kadar annem bir daha aramadı...
Metro yavaşladığında ayağa kalkıp indim. Etraf çok kalabalıktı.
Telefonumu sıkıca tuttum ve metronun çıkışına ilerledim.
Birkaç dakika sonra kendimi klasik alışveriş merkezi atmosferinde bulduğumda hızlandım. Birkaç saate kapanacaktı. Hızlı olmalıydım.
Yürüyen merdivenlerde ilerlerken telefonumu açtım. Kilit ekranında ki bildirimle kaslarimi çattım.
babam (ararsa açma) kişisinden bir yeni mesaj
Ezel evde değil mişsiniz. Nerdesin yine?
"Sanki nerede olduğumuzu bilmiyorsun" diye mırıldandım sinirle. Kilidi açtım ve yazmaya başladım. 'evde değilmişsiniz' yazmıştı. Evde olmadığımı annemden öğrenmişti sanırım. Yani o da evde değildi.
Biraz işim var. Sende evde değilsin galiba. Sen neredesin peki?
Gülümseyerek mesaj gönderdikten sonra interneti kapattım ve uçak moduna aldım.
Yürüyen merdivenler bitince yürüyerek kitapçıyı aramaya başladım. Bu bir ilkti. İlk defa kitapçıya kitap almaya gidiyordum. Ama kendim için değildi.
Hilal'in kitabını almaya gidiyordum.
Evet gerçekten. O kızdan nefret ediyordum ama ona kitap alıyordum işte. Ancak bunun bir sebebi vardı. Ondan nefret etmeme rağmen onunla uğraşmayı seviyordum. Mesela herkes ona Umay ismini kullanırken ben inadına Hilal ismini kullanıyordum. Bunu garipsiyordu ancak ikinci ismi olduğu için bir şey demiyordu.
Bugün bir tık daha ileri giderek kitabını alıp parçalamıştım. Ona sinirli olduğum için değil de onun sinirlenişini görmekti amacım. Ama doğruyu söylemem gerekiyor. O parkta o sinirini gördüğümde çok eğlenceli olmuştu. Hilal benim eğlence kaynağımdı.
Kitapçıya girip raflar arasında kitabı aramaya başladım. Kalın siyah bir kitaptı.
Etrafta , rafların arasında mekik dokuyan kitap kurtlarına çarpmadan ilerlemeye çalıştım. Birde Türkiye'nin okuma oranı az diyorlar. Bizim Hilal bile tek başına o oranın %98 ' ini falan karşılıyordur yani.
Sonunda ' çok satanlar' bölümünde buldum kitabı. Kaptığım gibi gidip kasada sıra beklemeye başladım.
Sıra bana geldiğinde kartımı çıkardım ve ödemeyi yaptım. Artı para harcamak için poşet bile aldım. Babamın parçasıydı sonuçta. Bana sadece maddi olarak desteği vardı.
Ödemeyi onaylayıp dışarı çıktım. Aşağı kattaki bir kafeden bir soğuk kahve aldım. Yine babamın parasıyla...
Telefonumu açtım ve bir anda telefona bildirim yağmaya başladı.
Bildirimlerde bildirim olsaydı keşke...
Bildirimlerin arasında Emre'den 3 cevapsız arama ve 8 mesaj, 1 tane 'sepetinde ki ürün indirimde!' mesajı, 1 tane '2 yıl öncesine dair anıların var!' mesajı ( bunu gördükçe moralim bozuluyordu) Dil öğrenme uygulamasından 1 tehdit mesajı 800 tane dolandırıcı mesajı ve bu dolandırıcılara karşı beni uyaran 1 mesaj daha...
Ne bekliyordum ki. Benim telefonumdu bu...
Alışveriş merkezinde dolaşıp babamın parasını daha çok harcamak isterdim ama ben o tarz, alışverişi seven kızlardan değildim... Şaka! Normalde olsa cidden babamın ocağına incir ormanı dikerdim ama teyzemi ve Ecem'i bekletmemem ve endişelendirmemem gerekiyordu.
Kahvemden bir yudum aldım ve alışveriş merkezinden çıkıp tekrar metroya ilerlerken telefonum çaldı. Yine Emre arıyordu.
"Efendiiiiiimm!" diye açtım telefonu
"Ezel! Sonunda! Senin telefonun niye kapalı aklım çıktı aklım! Neredesin sen?"
Ağzımdaki kahve yudumunu yuttum ve cevap verdim. "Özür dilerim. Alışveriş merkezine gelmiştim ve babam aramasın tekrar diye kapattım telefeonu."
"Sana ulaşamayınca beni aradılar."
"Ne!" dedim şaşkınlıkla "Babam seni mi aradı." Evet. Annem ve babamda Emre'nin numarası vardı. Bunu ben planlamamıştım. Sevgilim olduğunu öğrendikten sonra pekte umursamamışlardı yine her zaman olduğu gibi. Sorumsuz oldukları görünmesin diye çocuğun numarasını kaydetmişlerdi ama ilk defa aramışlardı.
Olduğum yerde durdum. Bana ulaşamadığı için Emre'yi mi aramıştı? Endişelenmiş miydi?
Bir umutla babamla olan mesajlarıma girdim. Attığım mesajı görmüş ama cevap vermemiş.
Aramayı kapatmadan son aramalara girdim. Hayır, aramamıştı da.
Olayı anladım. Babam benimle muhatap olmamak için Emre'yi aramıştı.
Telefonu tekrar kulağıma dayadım. "Ne dedi yine?"
"Evde olmadığınızı benim yanımda olup olmadığını sordu."
"Ecem'i teyzeme bıraktım kendim alışveriş merkezine gittim..."
"Keşke çağırsaydın güzelim ya niye tek gittin."
"Yok ya. Kısa sürdü zaten işim."
"Yine de haber verseydin."
"Kızdın mı?"
"He kızdım. Trip atıcam şimdi sana. Ben bir yere gidip haber vermediğimde çıldırıyorsun. Ben şimdi neden çıldırmayayım?"
Güldüm. O da benim güldüğümü duyunca güldü.
"Hâlâ alışveriş merkezinde misin?"
"Hayır teyzeme gidiyorum şimdi."
"Geleyim mi?"
"Hayır. Teşekkür ederim."
"Aşk olsun ama ben seni görmek için ne yapıyorum sen ne yapıyorsun!" dedi triplere girerek.
"Tamam! Teyzeme geldiğimde gelirim yanına." Emre'nin evi teyzemin evinin iki sokak ötesindeydi. "Birde bir şey daha isteyeceğim senden."
"Tabii ki. Söyle yeterki."
"Babam seni tekrar ararsa öne bana ulaşamadığını söyler misin? Yerimi bilmesin" dedim sanki teyzeme gittiğimi bilmiyormuş gibi.
"Tamam. Ama seni merak etmesinler?"
"Etsinler artık bi zahmet!"
"Tamam görüşürüz dikkat et he."
"Tamam! Bay bay."
Telefonu kapattığımda metro gelmiştu bile. Boş yer bulduğuna sevinerek oturdum. Kulaklıklarımı çıkarıp bu defa podcast dinlemeye başladım.
Gelen bildirimle telefonumu açtım.
Teyzeeemmmmm💚
Ezel'im. Ne yaptın birtanem?
Ekrana gülümsedim. Annemden alamadığım mesajı teyzemden alıyordum...
Metrodayım geliyorumm.
Cevap anında geldi.
Tamam canım. Hızlı gel.
Tamam Ankaray'a söylerim hızlı ilerlesin:)
Dalga geçme benle zilli
😝
Teyzemle mesajlaşmamızdan çıkıp. Hilal'e aldığım kitabı incelemeye başladım.
Benim okumaya ömrüm yetmezdi ama Hilal için birkaç günde bitecek bir kitaptı. Üşengeçlikte dünyada bir numara olan Hilal'in sözkonusu kitaplar olunca üşengeçliktem eser kalmıyordu.
Kitabın sayfalarını öylesine çevirirken olay örgüsünden pek birşey anlamamıştım (ki zaten 2. Kitapmış bide 1. Kitabı var oha) Aklımda kalan tek şey başrol kızı mbit avukat olduğuydu...
⭐⭐⭐
Yarım saat sonra teyzemlere gelmiştim. Dışarıda ki soğuk havadan evin sıcak havasına giriş yaptığımda Ecem koşarak bana sarıldı.
"Abla bak! Teyzem tırnaklarıma oje sürdü!"
Ona sarıldım ve teyzeme baktım. "Teşekkür ederim teyze. Ecem'e baktığın için"
"Kız bunun için teşekkür edilir mi! Bakacaktım tabii sokağa mi atacaktım?"
Beni peşinde mutfağa götürdü ve masaya oturttu.
"Acıkmışsındır şimdi. Bak sana ne yaptım!"
Gülümsedim "Ne yaptın yine Firdevs Sultan?"
Önüme koca bir tabak mantı koydu "Mantı! En sevdiğin yemek!"
"Teyze..." yutkunamadım "Niye zahmet ettin ki?"
"Kız ne zahmeti! Buzlukta duruyordu çıkardım pişirdim."
Hayır. Hayır Ezel ağlama. Daha annem bile bilmiyorken teyzemin en sevdiğim yemeği bilmesi...
"Teşekkür ederim..."
"Afiyet olsun bebeğim." dedi ve omzumu okşayarak mutfaktan çıkıp Ecem'in yanına gitti
Bir kaşık aldım mantıdan ve bir yaş düştü kaşığa. Gözyaşım durmadı. Gözyaşı aromalı mantıyı yerken içerden gelen Ecem'in kahkahalarını dinledim...
⭐⭐⭐
Teyzemin önüme koyduğu çaya ve çerezlere bakıp kaşlarını çatarak teyzeme döndüm. "Teyze valla yiyemem. Çatlayacağım!"
"Sadece bir tabak mantı yedin Ezel!"
O mutfağa girerken arkasından bağırdım. "Tüm tencereyi boşalttın tabağa!"
Teyzemin tarafında sessizlik ilan edilirken eniştem güldü. O da Ecem'in saçlarını örüyordu.
"Ezel öğrenmedin mi artık Firdevs'in evden aç insan göndermediğini?"
"Sen karışma!" Teyzem mutfaktan bağırırken eniştem gülerek ağzına fermuar çekti.
"Bugün iyice pekiştirdim enişte sağol."
Teyzem elinde bir tabakla daha geldiğini gördüğümde bayılacaktım.
"Sürpriz! Yine en sevdiğin" dedi ve bir tabak mavi makaronu artık boş yer kalmayan sehpaya koydu.
Teyzem bir tanesini aldı ve bana uzattı "Alsana"
Elinde ki makaronu aldım ve gülümsedim. Makaron en sevdiğim tatlıydı. Ve bunu da yine teyzem bilmişti.
Eniştem yine teyzeme laf atmaya başladı ve karşılıklı atışmaya başladılar.
Onları izlerken gülen Ecem'e baktım. Mutluluğunu izledim...
💫
Bu bölüm FAZLA uzun yazmisim 😐 ama hikaye Umay'ın anlatımında olduğu için Ezel'in neler hissedip neler yaşadığını da aktarmam lazımdı yani kusura bakmicaniz artik 🫠
Görüşürüzzzz 💫