Odam, evimizde en sevdiğim yerdir. Evimize girdiğinizde sağ tarafta bir merdiven vardı. O merdiveni çıkınca karşınıza çıkan ilk oda benimkiydi. Kapının etrafı renkli pirinç ışıklarla çevriliydi. Kapımım üstüne de maçı led ışıklarla kalp resmi çizilmişti. Odamı tamamen ben tasarlanmıştım.
Odamda sol tarafta kitaplığım, kitaplığın yanında çalışma masam vardı. Sağ tarafta dolabım ve pencerenin önünde de yatağın duruyordu.
Böyle anlatınca sade duruyordu ama tüm duvarlarım kitap posterleri ve fotoğraflarımla doluydu.
Yatağımın pencerenin önünde olması hoşuma gidiyordu. Çünkü odamın güzel bir manzarası vardı.
Bir bahçe ya da deniz kenarı olamayabilir belki ama - Ankara'da denizi nerde bulacaksınız zaten- şehre bakıyordu manzara. Gri şehrin binaların arasında manzaramı güzelleştiren tek bir yer vardı.
Anıtkabir...
Tüm çocukluğum orada geçmişti.
Küçükken babam beni oraya götürdüğünde orada ki askerlere özenip 'bende asker olacağım!' diye tuttururdum...
İç çekerek gözlerimi Anıtkabir'den ayırdım. Annemin eve misafir çağırdığını bildiğim, ama annem inatla gelenin kim olduğunu söylemediği ve gelen kişinin kim olduğunu bilmediğim için direkt odama kapanmıştım.
Misafir çoktan gelmişti. Aşağıdan sesleri geliyordu ama pek te duyulmuyordu. Anıtkabir'e dalıp gittiğim için çok dikkat etmemiştim.
Yalnızca babamın sanki askere giden oğlu dönmüş gibi coşkuyla karşıladığını duymuştum.
Bunları düşünürken kapım açıldı. Annem yine 'gel de misafirler yüzünü görsün!' demeye gelmişti galiba.
Ama daha konuşmadan ağzım kapandı. Çünkü karşımda hiç beklemediğim biri vardı.
Kapıda durmuş bana gülerek bakıyordu.
Abim...
"Ne?" dedim neredeyse çığlık atarak. Sesim titremiş ve gözlerim dolmuştu.
En son üç gün önce konuşmuştuk. O gün görüntülü konuştuğumuzda bana bir şey söylememişti.
Abim hâlâ orada duruyordu. Daha sonra bana kollarını açtı.
Küçük bir kız gibi koşturarak sarıldım.
Beni kucağına aldığında gelmesine hâlâ inanamıyordum.
"İnanmıyorum!" dedim ondan ayrılırken. "Neden geleceğini söylemedin!"
"Sürpriz!" dedi ellerini kaldırıp "Anneme bile bu sabah dedim geliyorum ben diye"
"Annem o yüzden sabahtan beri evin içinde dört dönüyor."
Gülerek odamdan çıktık.
Abimle aramızda 4 yaş vardı. İstanbul'da okuyordu.
Milli Savunma Üniversitesi'nde.
Hava Harp Okulu'nda hemde...
Bizde asker olma hayali genetik olarak yükleniyordu galiba.
"Ne kadar kalacaksın Ankara'da?"
"Aşağı yukarı 2 hafta."
Abim şehir dışında okuduğu için çok görüşemiyorduk. Bu yüzden birden gelmesini bir an garipsedim.
Kuşkuyla dönüp sorumu patlattım " Neden geldin peki? Okuldan mi atıldın?"
"Ne alaka?"
"Ne bileyim..."
"Ya ama yani sizde! Gelince suç gelmeyince suç!"
"Aman be! Sordum sadec-" derken merdivenin son üç basamağını görmedim ve yine düştüm!
Not alın. 8 Şubat. Umay Hilal Atlas'ın en çok düştüğü gün...
"Umay! İyi misin?" Ve bugün bana en çok sorulanlar listesinde bir numaralı soru...
Allah kahretsin! Kendimi şuan 2015 genç kurgu kitaplarının başrol ezik, güçsüz, salak ve sakar kızı gibi hissediyordum!
Annem ve babam yanıma geldiklerinde merdivenin ucunda oturan beni görünce bir an ne yapacağını şaşırdılar. Hiçbir şey yapamıyordum! Sarhoş gibi hissediyorum şuan. Yeter ya! Başıma darbe ala ala beyin hücrelerim öldü!
Benden ses çıkmayınca annem babama döndü. " Gözlerini açmıyor ya kafasını falan bir yere mi vurdu? Bayıldı mı?"
Hepsini duyuyordum ama bir tepki vermiyordum.
"Kolonya koklatalım." dedi abim
Önerisi beni guldurebilirdi ama şuan onu bile yapamıyordum
"Tamam! Getir kolonyayı!" annemin bunu kabul etmesi daha ironikti ama dediğim gibi sarhoş gibiydim şuan.
Yürüme sesleri duydum. Sonra da kolonya kapağının açılış sesini. Sonrada...
Yüzümü saçılan limon kolonyası damlalarını.
Abim cidden kolonyayı yüzüme dökmüş olamazdı herhalde?
Uraz Halil Atlas ise olabilirdi.
Bir anda öksürerek yerimden fırladım. O nasıl kolonya dökmekti ya? Ben bayram ziyaretlerinde o kadar kolonya almıyordum! Ağzıma gitmişti iğrenç! Ve yüzüm yanıyordu!
Acaba kolonya ağzıma girdiğinde içindeki alkolden dolayı günaha girmiş mıydım?
Cidden düşündüğün şey bu mu?
"Oğlum ne yapıyorsun? Eline döküp koklatacaktın!" Annem abimi azarlarken ben astım krizine girmişçesine öksürüyordum.
" Al uyandı işte! Ha koklatmışım ha yüzüne dökmüşüm. Sonuç aynı..."
"AĞZIMA GİRDİİİİİĞĞĞ" öksürerek konuşmaya çalıştım ama olmadı. Boğuluyordum! Kolonya ile boğulan ilk Türk olacaktım! Birazdan beyaz ışığa doğru ilerleyecektim... Allah'ım hayır! Beni bu kadar çabuk yanına alma nolur! Benim daha okuyacağım kitaplar var ve-
"Kızım iyimisin?" Babamın uzattığı su bardağına bakarken gerçek dünyaya döndüm.
Son bir kez öksürüp babama gülümsedim "İyiyim baba."
Babamın bana uzattığı bardağı aldım ve suyu yavaşça içerken abime baktım. Birazdan onun canına okuyacaktım.
Bardağı bırakıp ayağa kalktım ve abime doğru koşmaya başladım.
Abim atağa geçtiğimi anlayıp anında kaçmaya başladı.
Annem arkadan bize sinirle bağırırken ve babam gülerken abim önde ben arkada koşmaya başladık evin içinde. Birazdan alt komşular şikayete gelecekti.
Üst kata koştuğunda gülümsedim. Üst katta daha az oda vardı ve onu yakalamam daha kolay olacaktı.
Benim odama girdiğinde hemen ardından odaya geçtim bende. Ona doğru döndüğümde bana gülerek bakıyordu. Benim nefesim kesilmişti ama onun nefesi bozulmamıştı bile.
Kollarımı birbirine bağladım "Geldiğin gibi kaos eve yuva yaptı farkettiysen."
"Doğru. Geldiğim ilk dakika merdivenlerden düşüp bayıldın. Bu hafta içinde ölmezsen ödül vereceğim sana."
Sinirle derin bir nefes aldım ve üzerine yürümeye başladım. O ise yatağımın üzerine çıktığında bağırdım.
"Örtüyü bozarsan annem ikimizide kapıya atar!"
Ama bozulmuştu bile...
Bende yatağa çıktığımda yastığımı aldım ve ona savurmaya başladım. Dengesini kaybederek düştüğünde yastığı bu defa yüzüne bastırıp boğmaya çalıştım.
O yastığın altında yine gülmeye devam ediyordu ve beni daha çok sinirlendiriyordu.
O hiçbir şey görmüyorken bir anda saçımı yakaladı ve çekti.
Ben o sırada saçımdan elini kurtarmaya çalışırken elimden yastığı aldı ve savunmasız kaldım.
"SAÇIMI BIRAAAAKKKK!!" Ve o an hayatımın hatasını yaptım.
Ona bir tokat attım.
Cidden yaptım.
Suratına sert tokadımı ÇAT diye indirdiğimde parmakları saçıma bıraktı ve birkaç tel parmakların arasından kayıp yere düştü. Saçımı yolmuştu...
Yaptığıma bende şaşırarak ellerimi ağzıma götürdüm. 17 yıllık hayatım boyunca ilk defa birine şaka harici bir şekilde vurmuştum.
Abim şok içinde bana bakarken yavaşça yataktan kalktım. Ona gülümseyerek bir şey yapmaması için içimden Allah'a dua etmeye başladım.
Abim yastığı alıp üzerims gelirken bağırdım. "Abi! Yapma tamam teslim oluyorum! Nolur!" Abim beni dinlemeyerek yastığı kafama bastırdı.
"Abicim özür dilerim lan! Yemin ediyorum! Ateşkes ilan ediyorum! Beyaz bayrak falan artık her neyse!"
Abim durdu. Gülerek yatağa geri oturdu. Allah'tan o benim gibi acımasız değildi.
"Tamam. Bağışlandın özgürsün hadi..."
"Ya sen varya! En sevdiğim abim, en sevdiğim abim!"
Sanki başka abim varmış gibi...
Aklıma gelen şeyle durdum "Sana Ankara'yı gezdireyim mi?"
"Seni affettiğim için yalakalık mı yapıyorsun yoksa gerçekten gezdirmek için mi?"
"İkisi de."
Ofladı "Ankara'da gezilecek neresi var Umay..."
"Sen gör bakalım!" dedim yerden kalkarak. Paşama bak! Kimse Ankara'ma laf edemezdi
💫