İçeriğe geç

Yıldızların Ardı

Bölüm 3 · 8 dk okuma

Yıldızların Ardı

Bölüm 3

3. Bölüm

Eve gelip, annem işte olduğu için kendi yemeğimi yapıp yemem tam 35 dakika sürdü. Ve bu 35 dakika boyunca aklım zavallı kitabımdaydı. Ah benim güzeller güzeli masum (şüpheli) kitabım... Nerelerdesin! Öğleden sonra beden dersimiz vardı. Bu yüzden gri peluş botlarımı çıkarıp spor ayakkabılarımı giydim. Evden çıkıp ana cadde de okula doğru yürümeye başladım. Yollarda eriyen karların üzerine basıp tekrardan düşmemeye çalışarak ilerledim. Karlar soğuktan o kadar sertleşmişti ki birbirine kenetlenmiş, buza dönmüştü. Ciddiyim. Birinin kafasına atsaydınız, attığınız kişi yaralanırdı. Ben, Umut, Deniz ve Ezel küçükken eskiden yaşadığımız mahallede bizden büyük olan kişilerle kartopu oynardık. Ama onlar cani ruhlu oldukları için yaptıkları birkaç kartopunun içine taş koymuşlardı. Biz bunları fark edip kaçmaya çalışırdık ama Ezel her zaman vurulur, eve sırılsıklam dönerdi. Hatta bir keresinde taşlı kartopu tam kafasına isabet etmiş. Olayın sonu hastanede bitmişti tabii... Okula girdiğimde öğrenci zilinin çalmasına birkaç dakika kalmıştı. Hemen sınıfıma çıkıp çantamı alıp spor salonunda ki giyinme odalarına geçip üzerimi değiştirmem gerekiyordu ama... Üşeniyordum... Ben Umay Hilal Atlas. Üşengeçlikte bir dünya markası... Merdivenleri sıkıntıyla çıkıp sınıfa vardım. Sınıfta kimse yoktu. Direkt sırama gittim ve çantamı kaptım. O kadar katı geri inecektim şimdi. Lanet gelsin! Katları hızlıca indim ve spor salonuna girip giyinme odalarına ilerledim. Şansıma hoca daha derse girmemişti. Okulun en tuhaf mekanları diye liste hazırlasak giyinme odaları her yeri sollayarak bir numaraya yerleştirdi eminim. Aman Allah'ım! Evlerden ırak! İçeri girer girmez parfüm duvara suratınıza çarpar ilk dakikada boğulurdunuz. Hayır yani burası okulun en çok temizlenen yerlerinden biri nasıl gitmiyor bu parfüm kokusu? Astıma kalp krizi geçirten bu koku ile sınırlı değildi mistik giyinme odaları. Duvarlarda ruj, dudak veya göz kalemleriyle yazılan yazılar vardı. Uzaktan bakılsa sanki büyü yapılmış gibiydi. Saçma sapan yazılardı işte ne bileyim... Daha da tuhafı bir duvarda öpücük izi vardı! Duvarı öpmüşlerdi!? O duvara iğrenerek bakarak doğruldum. Hocanın bağırışlarını duymaya başlamıştım. Derse yeni girmiş olmalıydı. Çantamı kapattım ve orada duran sıranın üzerine koydum. Salona doğru koşarken günün ikinci rezilliği ve düşüşünü yaşadım. Bağcıklarımı bağlamayı unutmuştum! Dizlerimin üzerine kapaklanırken ağzından bir küfür fırlamamış olması için dua ettim. Umursamayıp yerden kalktım. Vücudum artık bağışıklık kazanmış gibiydi. Hoca derse yeni girmiş sınıfı hizaya sokmaya çalışıyordu. Hemen yerime geçtim. Sıranın en arkasına. Aslında tam en arka değildi. Sınıfta benden kısa Ülkü dahil 3 kız daha vardı ve onlar yanımdaydı. Hoca her ders öncesi söylenmelerine başlayacağını anladığımda sabır diledim. Boş boş konuşuyordu. Hoca dersin yarısına kadar bize nasihat verip durmuş sonrada yeni aklına gelmiş gibi ' sizinle mi uğraşacağım 'diye en sonunda salmıştı bizi. Ama tüm o söylediklerini bizim sınıf dinlememiş olacak ki gürültülü bir şekilde bahçeye çıktılar... ⭐⭐⭐ "Ya hayır ya... Ahahahahaa!" Umut'un kahkahasına aldırmayıp dizlerimin üzerine çökerek derin nefesler almaya başladım. Umut ve Deniz'in ilk defa futbol oynadıkları tutmuştu. Peki benim buradaki rolüm neydi? Kalede durmak. 1.61 boyumla! Nefesim düzene girdiğinde doğruldum. Yüzümün kıpkırmızı olduğunu adımın Umay olduğu kadar emindim... Önüme gelen saçlarımı düzeltirken Deniz yanıma doğru yürüdü. Umut hala bana bakıp bakıp gülüyordu. "Umay kıpkırmızı olmuşsun lan!" Deniz'e boş boş baktım. Arkadan Umut'un sesi yükseldi. "Domatese dönmüş! Hiçbir topu da tutamadın ya!" "Topu boyuma kadar atarsan nasıl tutabilirim acaba?" Deniz'de gülmeye başladığında ellerimi kaldırdım "Oynamayacağım ben ya!" Onları umursamayıp banklara doğru ilerledim ve oturdum. Umut ve Deniz bana doğru gelirken beni niye inatla kaleye koyduklarını sorguluyordum.Umut yanıma oturdu. "Ya bir insan küçüklüğünden beri en fazla bu kadar değişemezdi lanet olsun ya! Küçükken nasılsan hala aynısın be." Deniz kafasını salladı "küçükken oyun oynarken de böyle mızmızlanırdın." "Siz benim boyumda olsanız ve ben sizi yine inatla kaleye koysam siz de mızmızlanırdınız!" "Ya ben nasıl sinir oluyordum küçükken bir de Ezel'le bir araya gelip dışlıyordunuz bizi." Umut gözlerini kıstı. "Saçını çekesim geliyordu" "Tabii canım hiç çekmedin ya zaten!" Ona gözlerimiz devirken gözlerim voleybol oynayanlara takıldı. Ayağa kalkıp oraya doğru ilerledim. "Gelin voleybol oynayalım bıktım futboldan!" ⭐⭐⭐ "Umay! Dikkat et!" Deniz'in sesi ile ne olduğunu kavramadan başımı kaldırdığımda yüzüme inen darbe beni arkaya doğru itti. Düşerken azrail bana selam verdi gitti sanki... Öldüm sandım! Yüzüme çarpan top yüzümden geri yere çarparken her yer birkaç saniyeliğine durdu sanki. Hiçbir şey göremiyordum ya da duyamıyordum hissettiğim tek şey yüzümün acısıydı. Kadar sert çarpmıştı ki top yamulup yüzümün şeklini almıştı sanki. "Umay iyi misin?" Nihayet gözlerimi açtığımda Deniz'in bana doğru koştuğunu gördüm. Acıdan gözlerim dolmuştu. "Ya Umay cevap versene?" Deniz yanıma eğilirken burnumu çekip kafamı kaldırdım. "İyiyim!" Deniz yüzüme bakıp kaşlarını çattı. "Umay... Umay burnun kanıyor!" "Ne?" Başımı eğdiğimde elime bir damla kan düştü. Daha algılarım açılmadan Deniz beni ayağa kaldırıp okula doğru yürütmeye başladı. Ülkü yanıma geldi. Kız hem hızlı hızlı yürüyor bir yandan da konuşuyordu. "Dik tut. Kaldır kafana haydi! Bak Umay eğme şu başını!" O an yemin ederim ki beynim durmuştu ve ne ara okula girip o üç katı nasıl çıkıp sınıfa vardığımızı hatırlamıyordum. Ülkü beni sırama oturttu kendi çantasından bir şeyler çıkarırken Deniz yanıma geldi. "Kim attı o topu?" Kafamı salladım. Görmemiştim. Ülkü çantasından peçete çıkarıp bana uzattı "Al sil burnunu" Peçete ile burnumdan akan kanı temizledim. Ülkü yine kolumdan tuttu "kalk lavaboya gidelim de iyice temizle." Başımı salladım ve onun peşinden gittim. Peçeteyi çöpe attım kanama durmuş gibiydi ama yine de temizlesem daha iyi olacaktı. Dikkatle bana bakan Ülkü'ye döndüm. " Kan kaybından ölmüyorum merak etmeyin" Arkamdan lavaboya girip kapıyı kapatırken yine bana döndü "Çok kötü çarptı ama top" Musluğu açıp burnumu temizlemeye çalıştım. Ülkü arkama gelip saçlarımı tuttu. "Ezel fırlattı o topu." Duraksadım kafamı kaldırıp Ülkü'ye döndüm. "Gördün mü?" Kafasını salladı "Düşmanına atar gibi atıyordu valla" Omuzunu silktim. Musluğu kapatıp kapıya ilerledim. "Gidelim hadi." Ülkü başını salladı ve birlikte tuvaletten çıktık. Sınıfa girdiğimde Umut'un da geldiğini farkettim. Direkt yanıma gelip gülerek saçlarımı karıştırdı. "Ya bir insan bende hiçbir spor mu yakışmaz ya. Voleybol yok, basketbol yok, futbol yok, buz pateni hiç yok..." Gözlerimi kocaman açarak ona baktım. Bunu yapmamalıydı. O olaydan sonra bir daha buz pistinin önünden geçememiştim bile... Birkaç yıl önce ortaokuldayken bir kere - sadece bir kere- heveslenip buz pistine gitmiştim. İşin içinde ben varsam zaten iş rezillikle biterdi de zaten. Umay Hilal Atlas rezalet demekti... Pistte dengemi sağlayamamış ve düşmüştüm. Düşmem normaldi, ona bir şey demiyorumdum zaten. Rezil tarafı pistte antrenman yapan sporcuların üzerine düşmemdi. Onlarla birlikte yere düşerken büyük bir darbe almamak için elimi yere buzun üzerine koymuştum ve hayatımın hatasını yapmıştım. Hain buz pateninin bıçağı - o şeye bıçak denip denmediğinden emin değilim cahillik işte - elimi kesmişti. Öyle derin kesmişti ki elimde hala kesiğin izi duruyordu. O günden sonra buz patenine tövbe etmiştim. Ben Umay Hilal Atlas. Rezillikte bir dünya markası... "Şu olayı keşke anlatmasaydım bunlara..." diye düşündüm elimin üzerinde ki ize bakarken. "O olayı anlatıp durmayın dedim size ya!" "Aman be Umay!" dedi Deniz "Şu olayı bilen beş - on kişi var zaten. Tüm Türkiye'ye duyurmadık ya!" "Ben vazgeçtim ya..." diyerek sınıfın çıkışına ilerledi Umut. "Nereye?" "Ankara Belediyesi'ne. Bu olayı anons vereceğim. Tüm Ankara halkı bu nadide olayı bilmeli bence." Omzumu silktim ve sırama oturdum. ⭐⭐⭐ Gözlerimi açtığımda sınıfta olduğumu ve sınıfımda boş olduğunu fark ettim. Yine uyumuş muydum? Başımı kaldırıp boş gözlerle boş sınıfa baktım. Kimse yoktu? O sırada aklıma gelen şey beyine bir şimşek edasıyla çarptı. Lan! Ya okul kapandıysa ve ben kaldıysam burada. Allah'ım hayır! En nefret ettiğim yerde kapalı kalmak istemiyorum! O anda tam yanındaki cama top çarpmasıyla bu salak düşüncelerim beynimi terk edip gitti. Hâlâ dersimiz bedendi. Ya salak ben! Sence okulda tek kalabilir miydim? Böyle bir şey mümkün mü! Ben Umay Hilal Atlas. Salaklıkta bir dünya markası... Çantamdan gelincik çiçeği desenli cam şişemi çıkardım. Su içmeyi pek sevmezdim. Gün içinde içtiğim su miktarı bir bardağı bile geçmezdi. Annem bir ara sinir olmuştu. Dakika başı bana su içmeyi hatırlatıyordu. Şu içmeye teşvik edebilmek için kırk takla atıyordu. Ders çalışırken odama girip bir bardak su bırakıp gidiyordu. Yani su içmek için sarfettiğim çabayı derslerime sarfetseydim Oxford'u kazanırdım... 'Başlarım Oxford'una!" dedi içinden Ankara atak geçiren Umay 'ODTÜ neyine yetmiyor lan!' Şişeyi kaldırıp yavaş yavaş su içmeye başladım. O sırada sınıfa biri geldi. Ezel. Kafamı kaldırdım "Ezel?" Ezel gözlerini devirdi ve 'herkesin canı cehenneme' yüz ifadesi ile bana bakmayı sürdürdü. "Ne var?" Şeytan diyor ki tut saçından kafasını kara tahtaya tebeşir niyetine sürt! İnsan gibi soruyorum ve cevap 'ne var' ?Derin bir nefesle sakince konuşmaya başladım. "Kitabımı Hakan hoca aldı demiştin ya." "He?" "Ama o almamış?" "Tüh ya..." Gelde sinirlenme! Derin bir nefes daha aldım "Kitabım nerede Ezel." "Nerden biliyim Hilal? Dersi dinlemeyip kitap okudum diye Hakan hoca aldı sandım." Niye hoca aldı dedin lan o zaman! "Kitabım nerede Ezel!" "Umay..." diye başladı sakince "BİLMİYORUM!" diye bağırdı sonra. Sakinliği buraya kadarmış. Ben ona başka bir şey söyleyemeden sınıfın kapısını çarparak sınıftan çıktı. Teneffüs zili çaldı ve bedenden gelen öğrenciler sınıfa dolmaya başladığında hâlâ içimdeki sinir geçmemişti. ⭐⭐⭐ "Bakın tekrar ediyorum!" dedi Esma hoca yüzüğünü tahtaya vurarak. "Bu sayfalar ödev unutmayın!" Yüzüğün çıkardığı ses sınıfta yankılanırken kimse umursamıyordu. Son ders edebiyattı telefonlar dağıtılmış ve herkes başka bir alemdeydi. Zil çaldığında herkes dışarı çıktı tabii ki. Ayağa kalkıp dolabıma gittim. Sınıf sadece 8 saniyede bomboş kalmıştı. Bir ben Deniz, Umut ve Ülkü kalmıştık. Dolabımı açmamla ve bir şok yaşadım. Sabahtan beri aradığın kitap buradaydı? Buraya mı koymuştum yani! Bu karışıklığı ve mutlulukla kitabı elimde aldığımda ikinci bir çok daha yaşadım. Almamla birlikte sayfaların uçuşması bir olmuştu. Tüm sayfaları yırtılmıştı... Birkaç dakika yere düşen sayfalara baktım. Eğilip onları toplarken bunun arkasında kimin olduğunu adım gibi biliyordum... 💫

Bölüm sonu

3 yorum