Kendime dair hatırladığım ilk an, oyun parkında oynadığım bir gündü. Üç ya da dört yaşlarındaydım. Deniz'le birlikte kum havuzunda oynuyorduk. Annelerimiz bize yakın bir yerde oturmuş bir yandan sohbet ediyor, bir yandan bizi kontrol ediyorlardı. Başımda turuncu hasır bir şapka vardı. O şapkayı çıkarıp kumların üzerine bırakmıştım. Bir süre sonra şapkamı almak için arkamı döndüm ama şapkam koyduğum yerde değildi. Ayağa kalkıp etrafıma bakınmıştım. Ama hayırm yoktu.
Annemin yanına koşup hiçbir şey söylemeden sadece ağlamaya başlamıştım. Annem şapkamın olmadığını fark etti ve tüm olayı anlayıp benimle birlikte şapkamı aramaya başlamıştı.
Daha sonra şapkamı bir kızın elinde gördüğümde çığlığı basarak kıza koşmuştum. Şapkayı elinden çekip aldığımda kız direkt benim saçımı çekmişti. Aynısını ben de ona yaptığında karşılıklı olarak saçımızı çekmeye ve ağlamaya başladık.
İşte. Ezel Akal'la tanışmam böyle gerçekleşmişti.
"Umay! Ne oldu?" Arkamdan koşturarak bağıran Ülkü'yü umursamadan merdivenleri adeta atlaya atlaya indim. Onu gözümden kaçırmamalıydım.
Ama tüm okul merdivenlerde olduğu için bahçeye çıkmam yarını bulacaktı sanırım.
Ülkü yanıma yaklaştığında konuştum. "Onu bulmam gerek!" dedim önüme Çin Seddi gibi dizilen öğrencilere takılıp düşmemeye calışarak.
"Kimi!" dedi. Koştuğundan dolayı çekik gözleri daha çok kısılmıştı ve yanakları tatlı bir şekilde kızarmıştı.
"Ezel'i!"
Sesim bir tık fazla çıkmış olacaktı ki önümde, arkamda, sağımda, solumda olan herkes bana dönmüştü. Ne var! Türkiye' de ki tek Ezel Ezel Akal mıydı?
"Niye ya noldu yine?" Ülkü'nün yeni sorusuna cevap veremeden dışarı çıktım. Oh be! Bir an o merdivenlerden çıkamayacağım sanmıştım!
Ülkü'yü yanıtlamak yerine bahçede hızlıca göz gezdirdim. Aha! İşte orada! Ama okul sınırlarından dışarı çıkmak üzereydi.
Ona yetmek için hızlıca okulun içinde kapısına koştum. Bu sefer yaktım seni Ezel. Bittin la sen!
Okuldan dışarı çıktığında biraz önümdeydi sadece. Derin bir nefesle nefesimi düzene sokmaya çalıştım. Kalabalık dağılmıştı ve Ezel yavaş yürüyordu. Koşmasam bile yetişebilirdim yani ona.
Biraz durup Ülkü, Deniz ve Umut'un yanıma gelmesini bekledim. Yanıma geldiklerinde onları çekiştirmeye başladım. "Hadi hızlı hızlı. Hızlı hızlı!"
Onlar bana gözlerini devirirken onlara elimle 'beni takip edin' işareti yaparak Ezel'in arkasından sesini de yaklaştım. Hiç beklemediği bir anda onun koluna girip hızlı yürümeye başladım.
Ezel - tam da ondan beklenecek şekilde - bana hışımla döndü. "Ne var?"
"Bir sır!" dedim etrafa dikkat çekmemeye çalışarak. Üzerine atlayıp saçını başını yolmak istiyordum ama bunu okul çevresinde, hocalar hâlâ bizi görüyorken yapamazdım. "Konuşmamız gerekiyor."
"Senle ne konuşacağım be!"
Lan bi sus be!
Ona cevap vermedim. Sadece onu peşinden sürüklüyordum. Hayır, gerçekten sürükleniyordu! O bana karşı koymaya çalışıyor ben sonra zapt etmeye çalışıyordum.
Yolda debelenerek yürüyen iki kızı görseniz şaşırırdınız değil mi?
Bence de...
E hak ediyordu ama! Beni bir kere sinirlendirmişti ve sağlam sinirlendirmişti! Ne denirdi ona... Damarına basmak? Öyle bir şey işte...
Çırpına çırpına en sonunda onu rahat rahat haşlayabileceğim yere geldik.
Oyun parkı.
Ezel'le tanıştığımız o park.
Ezel'i bıraktığımda etrafına baktı. "Bu ne? " dedi "Evcilik mi oynayacağız?"
Ezel'in saçından tutup kafasına kum havuzuna sokma fikri çık aklımdan...
Sinirle nefesimi verdim. "Aynen. Gel salıncakta saklayacağım seni."
"İlkokul bebesi misin Hilal? Yine neye kim tuttunda çıkışa çağırdın?" dedi banka oturarak.
Çantamı önüme aldım ve içini açtım. Sayfaları yırtık kitabı çıkarıp Ezel'in kucağına fırlattım "Bu ne?"
Kitaba bomboş baktı ve kafasını kaldırıp dünyanın en mantıklı cevabını verdi.
"Kitap?"
"Şaka!" dedim önüme alayına alayla karşılık vererek.
Gülümserken ben ciddileştim "Aç içini."
Kitabın kapağını kaldırıp içine açmasıyla yırtık sayfalarının uçması bir oldu.
"Eee?"
"Ne demek 'eee?'!"
"Ne yapabilirim?"
"Bunun senin eserin olduğunu biliyoruz Ezel." dedim ve arkamı döndüm. Ülkü uçan sayfaları yerden kaldırıp şaşkınca bana bakıyordu. Deniz'le Umut ise film izler gibi ikimizi izliyordu.
"Sen mi yırttın yani?" dedi Ülkü masumca.
"Sanane Çinli!" diye bağırdı Ezel ona. Ülkü'nün en nefret ettiği yerden vurmuştu onu.
Ülkü bakakaldı. Kimseye kızmaz, kin tutmazdı ama bu konu en nefret ettiği şeydi ve Ezel'in bunu bilmesine rağmen yapması kırıcıydı
"Anan Çinli! Kırgız'ım ben!" Şaşkınlıkla Ülkü'ye baktım. Onu ilk defa bu kadar sinirli görüyordum. 9. Sınıftan beri hep bundan dolayı zorbalanıyordu ve ilk defa bu tepkiyi vermişti.
Ülkü hiçbir şey demedi. Gözleri dolmuştu. Hızlıca parkın çıkışına doğru yürüdü.
"Ülkü!" diye bağırdım "Nereye!"
Ülkü bana cevap vermedi. Umut onun arkasından yürüdü ve ona yetişip kolumdan tuttu. Ülkü kolunu Umut'tan kurtardı ve ona sinirle konuşmaya başladı. Ne dediğini duyamamıştım.
Ülkü koşarak parktan çıktığında Ezel'e döndüm.
"Ne dediğini farkında mısın sen?" dedim hiddetle. Ezel Ülkü'nün arkasından bakakaldı.
"Bu kadar alıngan olması benim suçum değil. Tek çekik o sanki."
"Ona Çinli demen saçmalık. Çinlilerden nefret ettiğini biliyorsun!" dedim. Ülkü'yü gerçekten kırmıştı ve bu beni vicdan azabı çekmeme sebep olacaktı. Ülkü'yü buraya ben getirmiştim.
"Neden?" dedi. Gerçekten bilmiyordu!
Ben anlatmadan Umut devreye girdi. "Ülkü'nün çoğu akrabası Çinliler'in zulmüne uğradı. Hatta birkaçını öldürdüler." Umut bunları söylediğinde ortama bir sessizlik çöktü.
Ezel'e baktım. Bunu beklemiyordu belli ki.
"Ben..." dedi ama devamını getiremedi. Yutkundu ama kelimeleri bir araya getiremedi...
"Bunu burda konuşmayalım." dedim sakince. Bunun hesabını sonra soracaktım. "Gelelim benim konuma." dedim tekrar kitabı işaret ederek.
Az önce yaşananları anında unutarak salağa yattı hemen. "Ben yapmadım."
"Yalan söylüyorsun."
"Evet."
Yok ya. Ben çıldıracağım! Tutmayın beni ben bu özelliğin ağzını yüzünü dağıtacağım!
Gözlerime açık Ezel'e baktım. Sakin, sakin, sakin. Sabır, sabır, sabır...
"EZEL AKAL MAL MISIN?" diye patladim sonunda.
"Pardon?" Dedi bozularak "Ben niye mal oluyorum?"
Ezel'i Atakuleden atma fikri çık aklımdan...
"Kitabımı bu hale sen getirdin!"
"He."
"Neden?"
"Eğlencesine..."
"Lan eğlencesine kitap mı yırtılır!"
"Neden olmasın?"
"Neden olsun? Bir insanın okuduğu kitabı ne diye yırtarsın?"
" Belki canı sıkıldığı içindir?"
"Ya da psikopattır!"
Deniz beni dürttüğünde sakinleşmeye çalıştık gözlerimi kapattım.
Tekrar açtığımda Ezel bana değil önündeki kitaba bakıyor, onunla oyalanıyordu.
Şeytan diyordu ki şu kitabı al şuna kafasına geçir!
"Of Hilal... Çok abartmadın mı sence de?"
"Abartmadım!" Durarak Ezel'e döndüm. "Ben mi abartıyorum? Sen durduk yere benim kitabımı alıyorsun paramparça ediyorsun ve işin sonucunda Bu olaya abartan ben mi oluyorum? Sen asıl sen abartmadın mı kitabımı yırtmak ne?"
"Umay! Tamam sakin ol" dedi Deniz
Olamıyorum. Kıpkırmızı olmuştum. Ezel hala bana bomboş bakıyordu. Beni kaale olmadığına kitaplığımda ki tüm kitaplar üzerine yemin edebilirdim.
"Bu yüzden disipline gidebilirsin biliyorsun değil mi? "dedi Deniz.
Ezel'in yüzünde yine milim kıpırdama olmadı.
"Olsun. Alıştık artık Umay'l disiplinlik olmaya. Değil mi?"
"Ama sıradan bir disiplinlik değil. Umay'ın kitabını izinsiz almandan, hırsızlık yapmandan Umay seni şikayet edecek. Kınama veya uzaklaştırma cezası bile alabilirsin Umay şikayetini çekmediği sürece."
Ezel'in ben de ilk defa duygu değişimi oldu.
Deniz'e dönüp elime kaldırdım. Onur Ezel'in gözlerine baktım.
"Şikayet etmeyeceğim."
Deniz ve Ezel bana şaşkınlıkla baktılar.
"Ama tek bir şartla."
"Harika." Bacak bacak üstüne atarak. "Cezam nedir?"
Yaz kızım. Gereği düşünüldü, karar verildi. Ezel Akal'ın beraatine. Umay Hilal Atlas'ın kitabını yırtma suçundan 586 Türk Lirası cezai ödemeye çarptırılmasına karar verilmiştir...
Aklımdan geçen şeye gülümseyerek Ezel'e baktım. Mavi gözlerimin aksine kopkoyu kahverengi gözlerine...
"Bana kitabı alacaksın. Aynısını."
"İyi. Sadece bir kitap alacağım ne kadar olabilir ki?"
"586 TL"
"Oha! Şakamı?"
"Hayır"
"Arasına altın sokup mu satıyorlar bu fiyat ne?"
"Hatta zam gelmiş bile olabilir?"
"Darphane miyim Hilal ben? Para mı basıyorum lan!"
"Onu kitabımı yırtmadan önce düşünmeliydin!"
"Haksızlık bu!"
"Hakkımı arıyorum ben burada! İstesem sana daha fazla kitap da aldırtabilirdim Ezel!"
Kabul edecekti! Kabul ettirene kadar onu bu parkta rehin tutacaktım. O nasıl olacaksa artık...
Ezel ofladı. "Tamam lanet olsun ya! Almazsam tepeme çıkacaksın sen şimdi"
"Anlaştık." Dedim tatlı tatlı gülümseyerek. "Şimdi özgürsün."
"Sağol ya. Kabul etmezsem sonsuza kadar burda kalacağımı düşündüm!"
"Bir süre sonra senden bıkar aileni arardım fide parası için" dedim kıkırdayarak "seni merak etmesinler"
"Çok da umurlarındayım ya sanki" diye mırıldandı.
"Anlamadım?"
"Yok bir şey!"
Parktan çıkarken duraksadı ve bana döndü.
"Hilal biz bu parkta tanışmıştık hatırladın mı?"
" Biliyorum."
"Nasıl tanışmıştık hatırlıyor musun?"
"Evet..."
Kum havuzunun yanında durdu." Tam burada tanışmıştık..."
Başımızı salladık aynı anda. Sonra beklemediğim bir anda tutup saçımı çekti!
O saçımı çekerken refleks olarak ben de onun saçlarına tütünü aşağı doğru çektim.
Ancak o bir şekilde kurtulup kaçtı. Kahkaha atarak koşarken arkasından iki büklüm bir şekilde baktım.
"Gerizekalı!" Diye bağırdım arkasından. Hızlıca parktan çıkıp yürümeye başladım.
Zaten ne bekliyordum ki Ezel'in benimle barışıp arkadaşlığımıza devam mı edeceğini mi?
Yok! Ezel hala aynı Ezel'di aynı gerizekalılık, aynı gıcıklık. Hiç değişmemişti.
Ama ben de hiç değişmemiştim. Ben de hâlâ aynı Umay'dım. Aynı inat, aynı hırçınlık bunu ona bırakmayacaktım kısasa kısas artık...
💫