İçeriğe geç

Yıldızların Ardı

Bölüm 2 · 5 dk okuma

Yıldızların Ardı

Bölüm 2

2. Bölüm

Büyük bir kütüphanenin içinde, kitapların arasında geziniyordum. Kütüphanede sessizlik içinde dolaşmayı severdim. Kitapların arasında dolaşmayı... Her kitap farklı bir dünyaydı ya hani. Bu yüzden kütüphanede gezerken dünyalar arasında geziyormuş gibi hissederdim "Umay..." Arkamı döndüm. Etrafta pek kimse yoktu ama biri bana sesleniyordu? "Umay?" O anda kitaplar benden uzaklaşmaya ve kütüphane kararmaya başladı... "Umay! Kaldır kafanı!" Gözlerimi açtığımda gördüğüm sıramdı. Uyuyamıkalmıştım? Kafamı kaldırdığımda Hakan hocanın başımda dikildiğini gördüm. Sinirliydi. Gerçi... Kime sınırlı değildi ki... Tam bana bir şey söylemeden zil çaldı. Sonrada hiçbir şey söylemeden sınıftan çıkıp gitti. Gözlerimi tamamen açıp sınıfın içinde gezdirdim. Allah'ım ya! Sınıfta benden başka uyuyanlar da vardı ama Hakan hoca beni görüyordu sadece. Neden acaba? Gerçekten benim dışında bir kişi daha uyuyordu, üstelik o kişi tam çaprazımdaydı ama Hakan hoca ne hikmetse beni görmüştü! O bir kişi kim miydi?Kim olduğunu söylememe gerek var mı? Ezel tabii ki!Ona gözlerimi devirip önüme döndüm. Kitabımı okumaya devam edecekken bir şey fark ettim... Kitabım yoktu? Sıramın altına ve yere baktım ama yoktu. Korkuyla arkamı döndüm. Umut ve Deniz kendi aralarında konuşuyorlardı. "Nerede?" "Ne nerede?" "Kitabım nerede?" Ağlayacaktım. Elim ayağım birbirine dolaşmıştı. Karşımda şaşırmış gibi rollere girdiler "Hangi kitabın?" "Şu tuğla kadar olan mı?" "Sonunda en sevdiğin karakter öldüğünde ağlayıp sayfayı gözyaşlarına ıslattığın kitap mı?" "Yoksa çantanın dörtte beşini dolduran kitap mı?" diyen Umut'a şaşkınlıkla baktım. "Dörte beş ne lan!" dedi Deniz Umut'un kafasına vurarak "Sayısalcısın sözde. Bölümünden utan lan!" Gözlerimi devirdim "Gülmeyin ama ya..." Yok ya bulamıyordum... Gitti 700 sayfalık kitap..." Hakan hoca aldı kitabını. "Arkamı döndüm. Sesin sahibini biliyordum. Ezel'di kafasını yeni kaldırmıştı sıradan. "Ne alaka?" dedim ' hayırdır lan' der Gibi omzunu silkti. "Derste kitap okuyorsun diye aldı işte..." Sonrada sınıftan çıkıp gitti.Tekrardan arkamı döndüm. "Gördünüz mü Hakan hoca'nın kitabı mı aldığını?" Deniz başını salladı "Sen uyurken Umut'la beni Esma hoca çağırdı. Bilmiyorum." Ülkü'ye döndüm son bir umutla "Sen gördün mü?" Başını salladı üzgünce "Tüm ders tahtadan kitabı açıyordum. Hoca sayfaları kendi açmak yerine bana açtırdı görmedim..." "Allah'ım sana geliyorum yarabbim..." dedim ellerimi yüzümü koyarak. Cidden sınanıyordum. "Ee? Gitmeyecek misin yanına?" Umut'un sorusuyla ellerimi çektim yüzümden. "Ne ?" "Hakan hocanın yanına gitmeyecek misin? Kitabın ondaymış ya..." Şiddetle başımı salladım "Hayır!" "Neden?" "Off Hakan'la muhatap olmak istemiyorum." "Hep böyle mi yapacaksın Umay?" Dedi Deniz "Adamı ne zaman görsen yolunu mu değiştireceksin sırf karşılaşmamak için?" Haklıydı Allah kahretsin ki. Ezel'le kavgamızdan sonra disipline, Hakan hoca yanına gittiğimizden beri adamı görmemek için üstün bir çaba sarf ediyordum. Kİ sağolsun peşimi hiç bırakmamıştı. O kavgada bile her ne kadar ikimizi de suçlu gördüğünü söylese de beni Ezel'den daha çok azarlamıştı. Bunun sebebi ise fiziksel olarak kavgayı benim başlatmamdı. E ama ne yapayım ki! Ezel o kadar sabrımı zorlamıştı ki sonunda dayanamayıp ' Allah ne verdiyse ' diyerek saçına yapışmıştım. Okulun en işlek koridorunda. Ezel'in o zaman 12. sınıf olan kuzeni Ayaz bizi görmüş, ayırmak için devreye girmiş ama birimizden dayak yediği için- o an kim kime ne yapıyordu emin değilim- sonrasında geri çekilmişti. Nöbetçi öğrenci öğretmenler odasına gidip öğretmen çağırana kadar Ezel'i iyi hırpalamıştım. Gerçi o gün o da benim kolyemi koparmıştı. O yüzden bundan dolayı herhangi bir suçluluk hissetmemiştim. Öğretmenler tarafından ilk başta ben suçlu gibi olsam da beni dinledikten sonra ezel'in de suç olduğunu anlamışlar, iki tarafa da eşit cezayı vermişlerdi Gül gibi 1 haftalık uzaklaştırma cezası. Ne yalan söyleyeyim işime gelmişti valla. 1 hafta tatil yapmıştım. Herneyse işte o yüzden Hakan hocayla muhatap olmayacaktım. "E kitabın Hakan'da mı kalacak yani?" Umut'un yeni sorusuyla gözlerim açıldı. Kitabım Hakan'da mı kalacak yani? Ülkü sohbete dahil oldu "Hakan derken? Askerlik arkadaşın galiba?" Kendi aralarında gülüşürlerken birkaç saniye daha boş boş bakıp ayağa kalktım. Tam o sırada zil çaldı ve mecburen yerime oturdum. 💫💫💫 " Umay. Kitabını almaya gidecektin hani?" İki ders geçmişti ama ben daha gidememiştim... Deniz'in bana yönelttiği soruyla kafamı kaldırdım. Öğle arasında yemek için eve gitmeye hazırlanıyordum. Eşyalarımı çantama koyup çantamı sandalyemin üzerine koydum. "Dönünce gideriim" Sınıftan çıkarken Deniz peşimden geldi. "Hep erteliyorsun Umay. Çıkışta mı alacaksın kitabı?" "İyi fikir?" O kantine, Umut'un yanına inerken ben müdür yardımcısının odasına yöneldim. Kapıyı tıklatarak girdim. Müdür yardımcısı içeride yoktu. Hızlıca telefon dolaplarına gidip 11/B nin dolabını açıp telefonumu aldım. Okulda dersler başlamadan önce telefonları topluyorlardı. Öğle arasında dışarı çıkanlar alıyordu. Tabii geri bırakmak şartıyla... Dolabı geri kilitleyip odadan çıktım. Dışarıya, bahçeye çıktım. Dışarısı güneş tepede olmasına rağmen hâlâ çok soğuktu. Turnikelere ilerlerken gözüm bahçede birine takıldı. Öğretmenlerin otoparkına doğru giden Hakan hocaya... İşte! Hazır yakalamışken git hesap sor!Hayır bu arada şaka yapıyordum. Hoca 'sadece kitabımı aldı' diye hesap soramazdım. Zaten yapma hakkı bile yoktu da. Yapsam disiplin kurulu kurulup başıma toplanır ve beni okuldan atarlardı. Canım Esma hocam bile kurtaramazdı beni. Evet. Olacak senaryo buydu. Zaten hesap sorma isteğim de yoktu ama... Belki de vardı bilmiyorum... NEYSE! Otoparka girmeden önce onun yanına varmalıydım çünkü otoparka girebilmek için sanki devlet sırrı saklanıyormuşçasına sadece öğretmenlerin bildiği bir şifreli kapıdan geçilmesi gerekiyordu. Ve ben öğretmen değildim. Yani şifreyi bilmiyordum. Bu yüzden Hakan hocanın ordan geçmemesi gerekiyordu. Çünkü oradan geçerse ben geçemezdim ve kitabım onda kalırdı. Ve kitabım onda kalırsa da... Bazen çok uzun ve çok boş konuşuyorum değil mi? Evet mi! Öyle olsun... NEYSE! Hızlı adımlarla Hakan hocanın peşinden ilerleyip yetişmeye çalıştım. Ve yetiştim de. O tam kapının önündeyken hızlıca yanına gittim. "Hakan hocam?"Bana doğru döndü. Yüzümü görünce yüzü UFAKTAN değişti sanki! "Evet Umay?" dedi 'senden bıktım artık ' diyen bir ses tonuyla. Sorun değildi. Bende ondan bıkmıştım... "Şey....ııı..." Ne diyecektim?! ' kitabımı almışsın la hayırdır?' mı?? "Ne?" Derin bir nefes alıp sırtımı dikleştirdim "Hocam kitabımı almışsınız da... Geri alabilir miyim onu?" "Hangi kitabı?" NEE?! "Roman " dedim kendimden emin bir sesle ve kitabı kendimce anlatmaya başladım "Kalın bir kitap baya bir kalın..." Elimle yaklaşık olarak kitabın kalınlığını göstermeye çalıştım. "Siyah bir cildi var ve üzerinde b-" Elini kaldırdı 'dur' anlamında ve gözlerini kapatıp kaşlarını çattı. Bu onun dilinde 'seni daha fazla duymak ve dinlemek istemiyorum sus artık' demekti. Evet. Tam olarak buydu "Kitabın bende değil" PARDON?! "Ama hocam bana öyle dendi." dedim. Bu ne cesaret paşam? "Kim dedi onu?" AHA! sinirlendi. "Ezel Akal." Çat diye de söyledim ha! Aferin kız Umay . "O zaman Ezel'e sor. Bende kitap yok" dedi ve otoparka girdi. Arkasından gözlerimi devirdim. Allah'ım yarabbim! Eğer kitabım onda değilse bu Ezel gerizekalısı bildiğiniz dümdüz bir iftira atmıştı ve hâlâ kızmıyordu ona ya! Saçımı başımı yolacağım şimdi! Arkamı döndüm. Turnikeden geçip okul sınırları dışına çıktığımda aklımda hâlâ bu soru vardı Kitabım neredeydi ve kimdeydi? Şifreyi de öğrenmiştim bu arada 8408di. Hehe... Gidip Hakan hocanın arabasını çizme fikri çık aklımdan...

💫

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.