İçeriğe geç

Yıldızlar Arasındaki Mesafe

Bölüm 7 · 5 dk okuma

Yıldızlar Arasındaki Mesafe

Bölüm 7

Poyraz

(* Gözlerin o kadar güzel ki bakarken zamanın durmasını isterdim...*) ... Aşk... Bazen en beklemediğin anda gelir, tüm kurallarını yıkar ve hayatını altüst eder. Açelya'yla karşılaştığım gün, işte tam da böyle oldu. Hayatım boyunca kendime ait kurallar koydum. Aralarında aşk yasaklı ve benim için en tehlikeli olandı. Ama Açelya ile karşılaştıktan sonra bu kural hiç yokmuş gibi davrandım. Bu yüzden sonuçlarına katlanmak zorundayım. Şimdi düşünüyorum da beni tanımasına izin vermek onu ne kadar incitir? Onu bırakmak istemiyorum çünkü nefes almanın bile zor olduğu bu dünyam da şimdi yaşadığımı hissediyorum. Kapı hızla açılıyor, nefesimi tutmanın zamanı. Odaya yayılan soğuk hava, onun geldiğini haber veriyor. Daha göz göze gelmeden tokadın sertliği yanağımı yakıyor. "Sen hiçbir şeyden adam olmazsın, Poyraz!' diye bağırıyor babam. Sözlerinin ağırlığı, tokadından daha derin. Ellerim istemsizce yumruk olsa da karşılık veremem. Zaten hep böyle oluyor. Sessiz kalırsam geçip gideceğini düşünüyorum her zamanki gibi. Ama o an yine fark ediyorum ki; odadan çıkarken sadece duvarda değil, içimde de bir çatlak oluşmuştu. Tokadının yankısı ise hâlâ duvarlarda. Aşağıdan sesi geliyor. "Senden ne köy olur ne kasaba! Hayatımdaki en büyük hayal kırıklığısın, anlıyor musun?' diye söylenmeye devam ediyor. Her kelimesi bir bıçak gibi ruhuma saplanıyor resmen. Ne zaman odayı terk etse, ardında sönmeyen bir yangın bırakıyor. Nasıl oluyor anlamıyorum. Bu kişi Mehmet Karahan. Herkesin önünde eğildiği, saygıda kusur etmediği kişi. Ama bu toplum karşısındaki Mehmet Karahan. Gerçekte tıpkı bugün tanık olduğunuz gibi. Aslında öz babam değil. Asıl babam ben küçükken öldü annem de bana iyi bakabilmek için onu seçti. Ama gerçekte sadece kendini düşünüyordu. Zenginlik, para, lüks hayat... tüm bunlar onun için çok daha kıymetliydi. Bir de abim var. Kan bağımız bulunmasa da bana her zaman çok iyi bakıyor. O asla babası gibi değil. Gördüğüm bu zulme engel olmaya çalıştı bugüne kadar ama Mehmet Karahan'ın önünde kimse duramazdı maalesef. Sadece onun sözü geçerlidir bu evde. Şimdi düşünüyorum da Açelya’yı böyle bir hayata dahil etmek çok mu bencilce? Onu seviyorum ve bu sevgiye sahip çıkabilirim. Vücudum da oluşan bu çizikleri, kanayan bu yaraları görsün istemiyorum. Kullandığım ilaç sayısını bilmesi ona haksızlık olur. "Poyraz Bey. Yemek hazır tüm aile aşağıda sizi bekliyor." "Geliyorum. Sen gidebilirsin." Aslında yemek yiyemiyorum. Ne zaman yemek vakti gelse sanki yeni yemişim gibi hissediyorum. Abim bu konuda destek almam gerektiğini söylüyor. Benim için endişeleniyor biliyorum ama elimde olan bir şey değil. Aşağı indiğimde her zamanki gibi masanın baş kısmında bulunan sandalye de Mehmet Karahan oturuyor. Solunda annem ve sağında abim bulunuyor. Ben annemin yanında oturuyorum her zaman. Az da olsa güvende hissettiriyor. "Poyraz Bey hiç zahmet etmeseydiniz. Sizin için odanıza getirirlerdi." Babam her zamanki gibi yemekten önce bana söylemek istediklerini söylemeye başlıyor. "Biz zaten kimiz ki. Hep en son gelir beyefendi. Bize de beklemek düşer." Yumruğunu masaya her vurduğunda içimdeki küçük Poyraz bir kez daha yok oluyor. "Bir daha vaktinde gelinecek bu masaya! Ben gelir gelmez ayağa kalkıp ben otur diyene kadar da bekliyor olacaksın. Yoksa bu evde bir lokmayı bile zor bulursun. Anlaşıldı mı?" Nefesimi tutmuş bu anın bitmesini bekliyorum. Annem suskun, abim suskun... sanki masada sadece ben ve o varmış gibi hissediyorum. Suratıma çarpan su beni kendime getiriyor. "Şuna bak. Beni duymuyor musun? Hadsiz! Defol git karşımdan. Yüzünü bile görmek istemiyorum." Masadan yavaşça kalkıp odama gitmek için merdivenlere yöneliyorum. Ama o hâlâ söylenmeye devam ediyor. "Utanıyorum senden artık. Görüyorsun değil mi Sevil Hanım büyüt, besle sonunda nankör olsun çıksın. Bak şu oğluma hem çalışıyor hem de zamanında masada bulunuyor. Kime ne anlatıyorum ki ben. Öyle ya da böyle Karahan ailesine yakışır bir evlat olması için ne gerekiyorsa o yapılacak." Benden bu kadar utanıyor olmasının sebebini öğrenmek ister misiniz? Onun kanından olmadığım için değil, onun istediği gibi biri olamadığım için bu nefret. Abim bir doktor hem de çok ünlü bir doktor. Ama bu Karahan olduğu için değil abim gerçekten de işinde oldukça uzman. Bu yüzden de babamın ilk ve sanırım son gururu. Ben ise babamın gözünde bir hiçim, çünkü onun dünyasını inşa eden kurallara uymadım ama çizgilerde, renklerde, bir fırça darbesinde, benim gibiler için bir dünya vardı. Sessizdi, yargısızdı ve belki de ilk kez, bir şey sadece benim istediğim gibi olabilirdi. Sanat, bana babamın asla veremediği bir özgürlüğü sundu. Onun sert bakışlarından kaçıp kağıtların, tuvallerin arasında saklanırken, her çizgiyle kendimi yeniden inşa ettim. Onun istediği gibi biri olamadım, ama çizimlerle kendi dünyamı yarattım. Çünkü bir resim, bin kelimenin anlatamadığını haykırabilir ve sessizlikte bile benliğini duyurabilir. Belki de bu yüzden, babamın nefretine rağmen kalemden asla vazgeçmedim. O beni yok sayarken, ben her çizgide kendimi var ettim. Şimdi her zaman olduğu gibi kaleme bırakıyorum kendimi. Bir şey düşünmeden ya da hayal etmeden hislerimin beni yönlendirmesine izin vererek başlıyorum çizime. Sayfanın ortasına sert bir çizgi çekiyorum; düzensiz, kırılmış, yamuk bir çizgi... Babamın öfkesi gibi, düz bir yolu asla olmayan. Çizgiye bakarken içinde ne kadar karmaşa barındırdığını fark ediyorum. Sonra başka çizgiler ekliyorum; birbirine dolanan, bazen birbirinden uzaklaşan, bazen çatışan. Kalemin her hareketiyle içimdeki düğümler çözülür gibi oluyor. Şimdi sıra gölgelerde. Keskin, karanlık lekeler, babamın odadaki ağırlığını hissettiriyor. Ama bu karanlığı sadece seyretmek istemiyorum. Sayfanın bir köşesine hafif bir ışık düşürüyorum; küçük ama inatçı bir ışık. Tüm bu kaosun içinde bir umut belki de. Çizmeyi bırakıp, kağıttaki şekillere bakıyorum. Belki kimse anlayamaz ama ben biliyorum; karşımda duran bu kâğıt parçası içimdeki çığlığa ait. Babama asla söyleyemediklerim, kimseye göstermek istemediklerim... Hepsi bu sayfada. Yeniden başlamak istiyorum ama, elim titrer gibi oluyor. Kâğıda bakarken bir başka yüz beliriyor zihnimde; bu yüz Açelya’ya ait. Hayatımın kaosunda, karanlığında, sadece o var ve bana tüm bunları unutturan. Onunla yürüdüğüm o an geliyor aklıma. Gülüşüyle zaman duruyordu sanki, sesindeki yumuşaklıksa babamın bağırışlarını susturuyordu içimde. Ama onun için bir şey çizmeye cesaret edemiyorum. Ne zaman kalemi elime alsam çizgilerim hep karışık ve kırık dökük. Ona bakarken gördüğüm şeyse başka bir dünya; saf, temiz, ulaşılmaz. Onu resmetmeye kalksam bozar mıyım? diye düşünüyorum. Ya o güzelliği kâğıtta mahvedersem? Belki de bu yüzden, onun için hep boş bir köşe bırakıyorum. Çünkü o, benim dokunamadığım bir huzur. Ne kadar yakınımda olsa da sanki hep biraz uzak... Ama kalemim bir gün o yüzü çizmeyi başarırsa, belki işte o zaman dünyam değişir. Ve tüm bu karmaşa, öfke ve kırıklık arasında seninle olduğum her an, içimde bir huzur yaratıyor. Kendi karanlığımda kaybolurken, senin varlığın bana yol gösteriyor. Sanki sen, bu hayatta karşıma çıkmak için bekliyordun. “Hoş geldin, Peri kızı... Ve seninle her şey daha güzel, her şey daha değerli."

Bölüm sonu

1 yorum