İçeriğe geç

Yıldız Tozu

Bölüm 8 · 3 dk okuma

Yıldız Tozu

Bölüm 8

Yeni arkadaşlar

Sabah penceremden gelen sesle uyandım. “Ananı **** bu ses ne?” Evet, biraz korkmuştum. Saçım dağınık bir şekilde ayağa kalktım, pencereye doğru yürüdüm ve tabii ki de o isim… Harry Potter! Ve yanında birkaç kişi daha vardı, tanımıyordum. Ama biraz yeni uyanmanın da siniriyle: “Lan Harry, altıma sıçıyordum œ!” dedim. Evet, biraz sövmüştüm. Harry bir yandan bana gülüyordu. Neden olduğu da belliydi: yeni kalkmıştım, tam Samara’ya benziyordum. Hem uykusuzluktan göz altım morarmıştı, hem de saçım — dediğim gibi — bayağı bir dağınıktı. Tabii, uykulu halimle bunu çözememiştim. O sırada fark etmiştim, yanındaki iki tane çocuk da bana alttan alttan gülüyordu. “Neye gülüyorsunuz?” dedim, hâlâ bir şey anlamayarak. “Bi aynada kendine bak bence, ksjsjjs.” Bunu Harry demişti ve o der demez hemen kendimi aynaya atmıştım. Evet, o hâlimi görmüştüm. Tam olarak Samara’ydım. Geri pencereye gittim, Harry ile konuşmak için. “Bunu şu an mı söylüyorsun?” “Çok komikti, napıyım?” Göz devirip içeride saçımı taramaya başladım. Bir süre sonra dışarıdan ses geldi: “Eili, gelicek misin? Ağaç olduk!” Bu Harry idi. “Bu kadar erken gelmeseydiniz keşke, bu kadar beklemezdiniz!” dedim bağırarak. Çünkü hâlâ saçımı tarıyordum. Dışarı ses gitmesi için bağırmam gerekiyordu. “Saat 11:00 erken mi sence?” “Bana göre erken. Ben 14:00’te falan kalkıyorum.” “AYI!” dedi bu sefer Harry. Evet, bazılarına göre geçti ama bana göre normaldi. Zaten doğru düzgün okula bile gitmiyordum. Aslında dört işlem ve okuma yazmayı bilmeme şükretmeleri lazım. “Ayı, gelicek misin? Gidelim mi biz?” diye bir ses yükseldi aşağıdan. Zaten Harry olduğu anlaşılıyordu. “Bekleyin, geliyorum!” dedim ve 10 dk sonra hazırdım. Aslında makyaj yapmayı falan sevmem. Zaten yapmadım. Ama kulaklık takılı, şarkı açıktı ve şarkıyla bir yandan dans ederek oyalanmak hoşuma gidiyordu. Pencerenin önüne geldim, çantayı pencereden dışarı attım. “YAKALA!” Tabii ki Harry yakalayamamıştı ve çanta Harry’nin kafasına gelmişti. O an kendimi anlık bir gülme tuttu. Benimle birlikte Harry’nin yanındaki iki çocuk da gülüyordu. “Gülmeyin ya!” dedi Harry. “Çok komiksin, dksmsjsls,” dedim sadece. Sonra ben de atladım. Ama tabii ki yere atladım, Harry’nin kafasına falan değil. “Çok komik, ahaha!” dedi Harry sinirle. Ben onu takmadım ama gözüm Harry’nin yanındaki iki çocuğa gitti. Elimle onları gösterdim: “Bunlar…” “Ha evet, tanıştırmadım değil mi? Bunlar arkadaşlarım Ron ve Hermione,” dedi Harry, cümlemi bitirmeme fırsat vermeden. Kızıl saçlıya, yani Ron’a elimi uzattım. “Eili. Eili Carol.” Evet, aslında kan bağı olarak Lupin’dim. Eili… Eili Lupin. Aslında kötü olmazdı. Lan ne diyorum ben? Onlar seni bırakıp gitti Eili, kendine gel! “Eili, alo? Eili? EİLİ!” Son bağırmayla kendime geldim. Bağıran Harry idi. “He, evet?” “Gene daldın.” “Ha, fark etmemişim. Kusura bakma.” “Neyse.” Kızıl saçlıya baktım. “Ron. Ron Weasley.” “Tanıştığıma memnun oldum,” demekle yetindim. Kumralımsı saçlı kıza baktım. Yine elimi uzattım. “Hermione Granger,” dedi. Kafamı salladım ve Grimmauld Meydanı 12 Numara’ya doğru yürümeye başladık. … Bir süre sonra varmıştık. Yine her zamanki gibi bir anda kapı açıldı, biz de içeri girdik. Yine her zamanki 12 Numara’ydı. Tozlu, eski eşyalara sahipti. Hep aynıydı. “Aç mısın? Remusgil evde yok,” dedi Harry. “Oo, yok. Senin elinden bir şey yemem, yakarsın falan.” Harry güldü. “Çok küçümsüyorsun Eili Hanım.” Güldüm ve dördümüz yukarı çıktık. Herkes gülerken ben mutsuzdum. Çünkü Harry’e Remus ve Tonks’la ilgili bildiklerimi anlatmam gerekiyordu. İnanır mı, onu da bilmiyordum. Hermione bunu fark etmişti. “Eili, bir şey mi oldu? Mutsuzsun.” Zeki kız işte… Oldu. Hem de en kral şey oldu. En olmayacak şey oldu. Tabii ki de bunu diyemedim. “Yani… Bir şeyler var da, anlatabilir miyim bilmiyorum.” “Anlatabilirsin. Burada kimseden sır çıkmaz,” dedi Ron. İçten içe güvenmiştim. Derin bir nefes aldım ve anlatmaya başladım. … O gün nasıl öğrendiğimi, nasıl hissettiğimi falan… İçimdeki her şeyi döktüm. Onlar da dikkatlice dinliyordu. Arada bir soru soruyorlardı, ben de cevaplıyordum. En sonunda konuşmam bitti, Hermione de bunu anlamıştı ki lafa girdi: “Anladım Eili. Ama şunu kabul etmen lazım. Sen ne kadar kabul etmesen de, sana Cadılar Bayramı’nda yardım eden, sana doğum gününde hediye alan onlardı. Sence seni önemsemeseler bunları yaparlar mıydı?” Hermione’nin dedikleri biraz mantıklı gelmişti. Ama koskoca 10 yıl… 10 yıl boyunca hiç mi gelmemişlerdi? “Sadece son birkaç hafta içinde yaptıkları, benim 10 yılımla eş olamaz Hermione. Onlar benim hayatımı mahvetti. Ne kadar kan bağı olsa da, onlar benim asla kalbimde ailem olmayacak.” Bu sözü çok içten demiştim. Onlar da anlayışla karşılamıştı zaten.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.