O sırada kapı çaldı. Tonks hızla yerinden kalktı. “Ben bakarım.” dedi neşeli bir sesle. O gidince içimde garip bir merak oluştu. Kim gelmiş olabilirdi? Burada pek misafir ağırlanmadığını biliyordum. Birkaç saniye sonra Tonks, yanında üç kişiyle geri döndü. Kızıl saçlı, yeşil gözlü bir kadın, kahverengi saçlı bir adam ve neredeyse adamın aynısı olan, yeşil gözlü, kahverengi saçlı bir çocuk. Gözlerim hızla onların üzerinde gezindi. Harry Potter. O çocuk Harry Potter olmalıydı. O zaman yanında duranlar da büyük ihtimalle James ve Lily Potter’dı. Harry, Sirius’u görür görmez heyecanla ona koştu ve sıkıca sarıldı. “Sirius!” Sirius kıkırdayarak Harry’yi kollarına aldı ve onun sırtını sıvazladı. “Hey küçük adam! Seni görmek güzel.” Bu sahneye baktıkça içimde bir huzursuzluk hissettim. Onların birbirlerine ne kadar bağlı olduğu çok açıktı. O sırada James yanıma geldi ve elini uzattı. “Eili olmalısın.” Gözlerimi ona çevirdim, elini sıkarken başımı salladım. “Evet.” Sonra gözlerim istemsizce Harry’ye kaydı. O da bana bakıyordu. Birkaç saniye boyunca öylece durduk. Sonunda elini uzattı. “Harry. Harry Potter.” Elimi uzatıp sıktım. “Eili. Eili Carol.” Harry hafifçe başını salladı ve hiçbir şey söylemeden televizyona yöneldi. Hızlıca koltuğa oturdu ve ekranı izlemeye başladı. Bir süre sessizlik oldu. Sonra Harry aniden bana döndü. “Quidditch bilir misin?” Omuz silktim. “Eh, pek değil.” Harry, dünyanın en garip şeyini söylemişim gibi gözlerini iri iri açarak bana baktı. “Gerçekten mi?!” Sesi o kadar yüksek çıkmıştı ki, mutfaktakiler bile dönüp bize bakmıştı. Yüzüm kızardı. “Evet?” dedim, ne yapacağımı bilemeden. Harry hâlâ şok içindeydi. “Ama… bu imkânsız! Herkes Quidditch bilir!” Omuz silktim. “Mugglelardan gelmeyim. Pek sihri bilmem.” Bunu söyler söylemez odadaki kumandaya odaklandım. Birkaç saniye sonra kumanda havada süzülerek elime geldi. Harry’nin gözleri fal taşı gibi açıldı. “Ne?! Nasıl yaptın?!” Gülümsedim. “Doğuştan garip bir yetenek işte.” Harry kaşlarını çattı. “O zaman kesinlikle Mugglelardan geliyor olamazsın.” Kafamı iki yana salladım. “Belki ben bilmiyorumdur ama bildiğim kadarıyla annem de babam da Muggle’dı.” “Quidditch hakkında tek bildiğim şey kuralları.” Harry derin bir nefes aldı ve başını iki yana salladı. “Garipsin.” Gülümsedim. “Biliyorum.” Sonra koltuğa oturdum ve televizyona döndüm. Bir süre sessizlik oldu, sonra Harry hızla yanıma kaydı. “Ama nasıl yaptın?” Gözlerimi kırpıştırdım. “Bilmiyorum ki. Yetenek işte.” Harry gözlerini kıstı. “Bende de garip bir yetenek var. Yılanlarla konuşabiliyorum.” Bu sefer şok olan bendim. Gözlerimi Harry’ye diktim. “Bana diyene bak! Seninki daha garipmiş!” dedim, şaşkınlıkla. Harry alaycı bir ifadeyle kıkırdadı. “Hayır, kesinlikle seninki.” Bu konuşmadan sonra ikimiz de bir süre sustuk. Yorgunluk üzerimize çökmüştü ve kısa bir süre sonra koltukta uyuyakalmıştık. Bir süre sonra bazı seslerle uyandım. Ama gözlerimi açmadım. “İkisi de uyudu mu gerçekten?” Lily’nin sesi, hafif bir kahkahayla birlikte gelmişti. “Galiba.” Tonks’un sesi biraz daha kısıktı. Nefesimi düzenledim ve hâlâ uyuyormuş gibi davranmaya devam ettim. “Buranın pek rahat olduğunu söyleyemem.” Remus’un sesi yakındaydı. “Burada birkaç kez uyumuşluğum var.” “Hepimiz onları uyandırmak istemediğimizi biliyoruz.” James hafifçe gülümseyerek konuştu. “O zaman herkes kendi çocuğunu alsın ve yukarı odasına götürsün.” Lily’nin sesi yumuşaktı ama bu sözler beni adeta yerime mıhladı. Herkes kendi çocuğunu alsın mı?! Şüphelenmiştim ama bu kadar açık duyduğumda içimde bir şeyler kırıldı. Ama hareket etmedim. Tam olarak ne olduğunu hâlâ kavrayamıyordum. Hafif bir hareket hissettim ve birden kendimi birinin kollarında buldum. “Herkes kendi çocuğunu alsın derken, ya ikisinden biri uyansaydı ne halt yiyecektik?” Remus’un sesi tam yanımdaydı. Remus beni taşıyordu. “Pek uyanacak gibi durmuyorlar.” dedi Tonks. “Yine de tehlikeye atmaya değmez.” Remus’un sesi gergindi. Ama sonra gelen cümle, içimde büyük bir patlama etkisi yarattı. “Böyle düşünüyorsun da… Eili’ye ne zaman söyleyeceksiniz? Yani, annesi ve babası olduğunuzu?” Nefesim kesildi. Şaşkındım. Ama hareket etmiyordum. Tepki vermedim. Bunu duyduğuma inanamıyordum. Zaten “Herkes kendi çocuğunu alsın” dendiğinde içimde garip bir şüphe oluşmuştu ama şimdi her şey netleşmişti. Nasıl olabilir?! Benim annem ve babam yıllar önce ölmüştü. Öyle değil miydi? Ama… Remus’un bana ilk baktığındaki ifadesi… Sanki tanıyormuş gibiydi. Hayır. Hayır, bu doğru olamaz. O sırada Tonks’ın sesi duyuldu. “Daha çok erken. Büyük ihtimalle birkaç ay sonra söyleriz.” İçimden bağırmak istedim. “NE BİRKAÇ AYI?! SİZ SÖYLEYENE KADAR BEN ZATEN ÖĞRENDİM! ŞU ANDA HAYATIMI MAHVETTİĞİNİZİ BİLİYOR MUSUNUZ? BANA YILLARDIR ANNEM BABAM DİYE BİLDİĞİM KİŞİLERİN ASLINDA HİÇBİR ŞEY OLMADIĞINI SÖYLÜYORSUNUZ! NASIL BENİM GERÇEK AİLEM OLABİLİRSİNİZ? BENİM HAYATIMI MAHVETTİNİZ!” Ama hiçbirini söyleyemedim. Beni hâlâ uyuyor sanıyorlardı. O sırada Remus dikkatlice beni yatağa bıraktı. Kapı kapandı. Gözlerimi yavaşça araladım. Oda boştu. İçimde kaynayan öfke ve üzüntüyle yatağa yumruk attım. Ve sessizce ağlamaya başladım. Sessizce, kimse duymadan… O gece çok fazla ağladım çünkü tüm hayatımın bir yalandan ibaret olduğunu fark etmiştim. Bunu kabullenmek kolay değildi. Göğsümde ağır bir taş varmış gibi nefes almakta zorlanıyordum. Gözyaşlarım yanaklarımdan süzülürken, kalbimde keskin bir sızı hissettim. Sanki içimde bir şeyler paramparça oluyordu ve onları bir daha bir araya getiremeyecektim. Ama en sonunda, farkına bile varmadan, güneş doğmaya başlamıştı. Sabahın ilk ışıkları pencerenin aralığından içeri sızıyordu. Hava hâlâ serindi. Ellerimle gözyaşlarımı silerken, parmaklarımın titrediğini fark ettim. Derin bir nefes aldım. Artık uyumam lazımdı. En azından biraz uyumak iyi gelirdi. Yorganı üzerime çektim ama gözlerimi kapattığımda her şey tekrar tekrar zihnimde canlanıyordu. Boğazım düğüm düğüm olmuştu. Uyku, beni içine çekmeye çalışıyor gibiydi ama içimdeki huzursuzluk direniyordu. Sonunda yorgunluğa yenik düştüm ve göz kapaklarım ağırlaşarak kapandı. Ne kadar uyudum bilmiyorum ama toplasan iki ya da üç saat anca olmuştur. Koridordan gelen bir sesle gözlerimi açtım. “Çocuklar, kalkın artık! James, sen de!” Tonks’un sesi sabahın dinginliğini bozuyordu. İçimde garip bir his oluştu. Ne kadar onları sevmesem de, arada bir iyi olabiliyorlardı. Ama bu, onlara bağlanacağım anlamına gelmezdi. İçimden isteksizce yatağımdan kalktım. Vücudum ağır hissediliyordu. Aynadaki yansımama baktım; gözlerimin altı hafif morarmıştı, yüzüm solgundu. Elimi yüzüme sürdüm, saçlarımı düzelttim ve yavaşça aşağı indim. Mutfağa girdiğimde, Tonks bana baktı ve gülümsedi. Ona karşılık vermeye çalıştım ama dudaklarım zoraki bir kıvrım oluşturabildi. Masaya oturdum. Kahvaltı hazırlanmıştı, sıcak ekmek kokusu havayı dolduruyordu. Ama midemde koca bir düğüm vardı. İştahtan eser yoktu. Önümdeki yiyeceklerle oynamaya başladım, arada sırada küçük lokmalar alıyordum ama yemek yemek istemiyordum. O sırada Harry’nin sesi mutfakta yankılandı. “Anne, Ron ve Hermione yarın gelecek, değil mi?” Lily başını kaldırıp gülümseyerek cevap verdi. “Evet, Harry. Öğlen gibi gelirler.” Harry bir an bana baktı. Yüzünde tanıdık bir heyecan vardı. “Kesin çok seversin, ikisi de harika insanlar.” Başımı sallamakla yetindim. Pek konuşmak istemiyordum. Daha dün Remus bana yeni bir top ve krampon almıştı. Normalde hemen dışarı çıkıp oynardım ama bugün hiçbir şey yapmak istemiyordum. Sadece sessizce oturmak istiyordum. Tonks bunu fark etmiş olmalıydı çünkü bana endişeyle baktı. “Eili, iyi misin? Hiçbir şey yemedin.” Başımı kaldırıp gözlerine baktım. İçimde ona düzgün bir cevap vermemi söyleyen bir his vardı ama o gücü kendimde bulamadım. “Ha? Ah… Evet, iyiyim. Dün pek uyuyamadım da. Burada ilk kez kaldığım için sanırım.” Tonks’un bakışları yumuşadı. Gözlerinde şefkat dolu bir ifade vardı. Sanki bana yardım etmek istiyordu ama nasıl yapacağını bilmiyordu. Galiba bu, onun içindeki anne içgüdüsüydü. Ne kadar benim annem olmasını istemesem de, büyük ihtimalle iyi bir anneydi. Ama ben şu anki yalnız halimle mutluydum. Yeni bir aile istemiyordum. Ve bu ailenin aslında öz ailem olmasını hiç istemiyordum. “İstersen kahvaltıdan sonra biraz dinlen.” dedi Tonks içtenlikle. Başımı salladım. “İyi olur, evet.” Odama çıktım. Oturup düşünmeye başladım. Bu konu asla aklımdan çıkmıyordu. Ama bunu unutmalıydım. Unutmalıydım ama… Nasıl? Bunun imkânı yoktu. Öyle kolay kolay unutulacak bir şey değildi ki bu. Gözlerimi kapattım, derin bir nefes aldım ama içimdeki sıkıntı geçmedi. Bir süre sonra kapı çaldı. “Eili, girebilir miyim? Çok sıkıldım. Bir şeyler yapalım.” Bu, Harry’ydi. Zihin gücümü kullanarak kapıyı açtım. Harry, refleks olarak bir an duraksadı, sonra şaşkın bir ifadeyle içeri girdi. “Sana bir şey mi oldu? Çok soğuk davranıyorsun.” dedi, kaşlarını çatıp. “Sonra anlatırım. Ama şu arkadaşların, Ron ve Hermione, değil mi? Onlar sır tutabilir mi?” diye sordum. Harry başını salladı. “İkisi de çok iyi sır tutar. Hem Hermione çok zekidir.” “Peki o zaman. Yarın onlar gelince anlatırım. Şu an anlatmak istemiyorum.” dedim. O sırada gözüm dolabın üstündeki eski gitara takıldı. Zihin gücümle gitarı kendime çektim. Harry hâlâ buna alışamamıştı, çünkü gözleri bir an büyüdü. Hafifçe gülümsedim ve gitarın tellerine dokundum. Annem Türk’tü ve ben biraz Türkçe biliyordum. Türkçe şarkıların melodileri her zaman hoşuma giderdi. Onlardan birini çalmak iyi olurdu. Aklıma ilk Yaşlı Amca - Ve Ben geldi ve onu çalmaya başladım. Ve ben sana değil, ben sana değil, ben sana değil, evinin yollarına, postersiz duvarlarına, yağmurlu sokaklarına aşık oldum… Lüle lüle saçlarına, kızarmamış yanaklarına, ıslanmış kurallarına aşık oldum… En sevdiğim kısmı burasıydı. Tam anlamıyla mükemmeldi. Şarkı bitince Harry bana şaşkınlıkla baktı. “Bu… mükemmeldi!” dedi hayranlıkla. Gülümsedim. “Teşekkür ederim. Biraz biliyorum işte.” “Gerçekten harikaydı. Çok güzel çaldın!” diye ekledi Harry heyecanla. Başımı iki yana salladım. “Annem Türk’tü. Biraz Türkçe biliyorum. Güzel olmasını sağlayan benim çalmam değil, şarkının Türkçe olması.” Harry gülümseyerek başını salladı. “Bence var. Seni sevdim, telekinezi yapabilen yeni kız.” İlk defa o an, içimde bir şeylerin hafiflediğini hissettim.
Bölüm 7
Büyük sır
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.