Sabahın erken saatleriydi.
Ben ve Asya her zamanki gibi kampüsün girişinde buluşmuştuk.
Asya elindeki kahveden bir yudum aldı.
"Bir şey soracağım."
"Sor."
"Mert'le aranızda bir şey mi var?"
Neredeyse boğuluyordum.
"N-ne?"
"Ne bu tepki?"
"Çünkü saçmalıyorsun."
"Asıl sen fazla panikledin."
Gözlerimi devirdim.
"Arkadaşız."
"Daha arkadaş bile değilsiniz."
"İşte onu diyorum."
Asya sırıttı.
"Bazen birbirini tanımayan insanlar, birbirini en çok merak eden insanlar oluyor."
"Bunu nereden uydurdun?"
"İçimden geldi."
"İçini biraz sustur."
"Olmaz."
İlk iki ders beklediğimizden sıkıcı geçmişti.
Hoca sınıfı gruplara ayırıp küçük bir sunum hazırlamamızı istedi.
İsimleri okumaya başladı.
"Defne..."
Elimi kaldırdım.
"Asya..."
"Asya da burada."
"Kerem..."
Kerem arka sıralardan, "Buradayım hocam." dedi.
"...Mert."
Mert başını kaldırdı.
"Buradayım."
Hoca gözlüğünü düzeltti.
"Dört kişilik grup oldunuz."
Asya bana doğru eğildi.
"Evren bizi rahat bırakmıyor."
Ben de istemeden güldüm.
Ders bitince sınıfta kaldık.
Kerem sandalyeyi ters çevirip oturdu.
"Eee..."
"Konu ne?"
Asya hemen bilgisayarını açtı.
"Ben sunum tasarımı yaparım."
Kerem eliyle beni gösterdi.
"Defne araştırma yapar."
"Olur."
Sonra Mert'e baktı.
"Sen?"
"Konu anlatımını ben yaparım."
Kerem alkış yaptı.
"Harika."
"Ben hiçbir şey yapmadım."
"Sen moral verirsin."
"Bu daha zor."
Asya kahkaha attı.
"Buna katılıyorum."
İlk defa hepimiz aynı masada uzun süre oturuyorduk.
Garip ama rahattı.
Yaklaşık yarım saat sonra Kerem ayağa kalktı.
"Ben içecek almaya gidiyorum."
"Asya, geliyor musun?"
"Geliyorum."
Bir anda sınıfta sadece ben ve Mert kaldık.
Sessizlik çöktü.
Bilgisayarıma bakıyormuş gibi yaptım.
Aslında tek satır okumuyordum.
"Defne."
Başımı kaldırdım.
"Hı?"
"Bir şey soracağım."
"Sor."
"Sen..."
Durdu.
"...İnsanlara hep bu kadar kolay güveniyor musun?"
Kaşlarımı çattım.
"Neden sordun?"
"Merak ettim."
"Güvendiğimi kim söyledi?"
"Emir'le rahat konuşuyorsun."
Gülümsedim.
"Demek yine Emir."
Yüzü hafifçe değişti.
"Ne demek istiyorsun?"
"Son zamanlarda onu çok soruyorsun."
Sessiz kaldı.
Haklı olduğumu ikimiz de biliyorduk.
Kollarımı masaya koyup ona baktım.
"Kıskanıyor musun?"
Soruyu söyler söylemez keşke biraz daha bekleseydim diye düşündüm.
Mert birkaç saniye bana baktı.
Sonra hafifçe güldü.
"Hayır."
"Yalan."
"Kanıtın?"
"İçgüdülerim."
"Onlara çok güvenme."
"O zaman sen söyle."
Derin bir nefes verdi.
"Hoşlanmadım sadece."
"Neden?"
"Onu tanımıyorum."
"Ben de tanımıyorum."
"Sana fazla yakın davranıyor."
Bu cümleyi söyler söylemez sustu.
Ben ise birkaç saniye hiçbir şey diyemedim.
İşte...
Aradığım cevap buydu.
Tam o sırada kapı açıldı.
"Biz geldik!" diye bağırdı Kerem.
Asya da elindeki meyve sularını masaya bıraktı.
"Ne oldu?"
"Hiç." dedik aynı anda.
Kerem ikimize şüpheyle baktı.
"Kesin bir şey konuştunuz."
"Asla."
"İnanmadım."
Sunum hazırlığı bittikten sonra hep birlikte kampüsün bahçesine çıktık.
Kerem önden yürüyordu.
Asya da onun anlattığı komik bir olaya gülüyordu.
Ben biraz geride kaldım.
Mert yanıma yaklaştı.
"Az önce söylediklerimi..."
Durdu.
"...Yanlış anlama."
"O zaman doğru anlat."
İlk kez cevap vermekte zorlandı.
"Ben..."
Cümlesini tamamlayamadı.
Tam o sırada Emir uzaktan el salladı.
"Defne!"
Refleksle ben de el salladım.
Mert'in bakışları kısa bir an Emir'e kaydı.
Sonra tekrar bana döndü.
Yüzünde yine o sakin ifade vardı.
Ama gözleri...
Gözleri biraz önceki kadar sakindi diyemezdim.
İçimde hafif bir gülümseme oluştu.
Belki de Asya başından beri haklıydı.
Mert bunu kabul etmese de...
Kalbi çoktan benimle küçük bir denge oyunu oynamaya başlamıştı.