"Bana göre bu sunum gayet güzel oldu."
Asya bilgisayarını kapatırken memnun bir ifadeyle arkasına yaslandı.
Kerem esnedi.
"Benim emeğim olmasa bu kadar iyi olmazdı."
Mert kaşını kaldırdı.
"Sen ne yaptın?"
"Motivasyon verdim."
"On dakika boyunca telefonunla oynadın."
"Motivasyonumu telefondan aldım."
İstemeden güldüm.
"Bir insan bu kadar rahat nasıl olabiliyor?"
Kerem omuz silkti.
"Doğuştan yetenek."
Asya başını iki yana salladı.
"İmkânsız biri."
"Teşekkür ederim."
"İltifat değildi."
"Ben öyle kabul ettim."
Sunum günü beklediğimizden daha iyi geçmişti.
Hoca grubumuzu övmüş, hatta birkaç örneği diğer sınıflara da göstereceğini söylemişti.
Sınıftan çıkarken hepimiz rahatlamıştık.
"Kutlamamız lazım." dedi Kerem.
"Neyi?"
"Hayatta kalmayı."
"Sunum yaptık sadece."
"Benim için aynı şey."
Asya kahkaha attı.
"Hadi kantine."
Kimse itiraz etmedi.
Kantin her zamanki gibi kalabalıktı.
Boş bir masa bulup oturduk.
Kerem içecek almaya giderken telefonu çaldı.
"Eyvah..."
"N'oldu?" diye sordu Asya.
"Babam."
Telefonu açıp biraz uzaklaştı.
Asya bana döndü.
"Ben de bir şey alıp geleyim."
"Tamam."
Masada sadece ben ve Mert kalmıştık.
"Nihayet sessizlik." dedim.
Mert hafifçe güldü.
"Onlar olmadan garip oluyor."
"Evet."
Bardağımla oynarken aklıma bir soru geldi.
"Bir şey sorabilir miyim?"
"Sor."
"İlk gün bana çarptığında..."
Başını kaldırdı.
"...Gerçekten dalgın mıydın?"
Dudaklarının kenarı belli belirsiz kıvrıldı.
"Evet."
"Yalan."
"Neden?"
"Çünkü ben sana çarpmıştım."
Bu kez kahkaha attı.
Haklıydım.
"Tamam." dedi.
"İkimizin de suçu vardı."
"İşte bu daha adil."
Tam konuşmaya devam edecekken arkamdan tanıdık bir ses geldi.
"Defne."
Başımı çevirdim.
Emir.
"Rahatsız ediyor muyum?"
"Yok."
Elindeki dosyayı uzattı.
"Dünkü notları istemiştin."
"Doğru ya."
"Fotokopisini çektim."
"Teşekkür ederim."
"Bir kahve borçlusun."
Gülerek başımı salladım.
"Olur."
"Yarın içeriz o zaman."
"Tamam."
Emir gülümseyip uzaklaştı.
Tekrar Mert'e döndüğümde...
Yüzündeki ifade değişmişti.
"Güzel çocuk." dedi bir anda.
Şaşkınlıkla ona baktım.
"Kim?"
"Emir."
"Evet."
"Konuştuğunuz belli."
"Neden?"
"Rahat davranıyorsunuz."
Sesinde alay yoktu.
Ama hafif bir sertlik vardı.
"Arkadaşız."
"Ne kadar süredir?"
"İki hafta."
Başını salladı.
"Demek iki hafta yeterli."
Bu cümle hoşuma gitmedi.
"Mert."
"Hı?"
"Bir şey söylemek istiyorsan açık söyle."
Sessiz kaldı.
"Mert."
"Boş ver."
"Hayır."
Göz göze geldik.
"Emir'le arkadaş olmam seni neden bu kadar rahatsız ediyor?"
Derin bir nefes aldı.
"Rahatsız etmiyor."
"Yine yalan söylüyorsun."
Bu kez gözlerini kaçırdı.
"Belki..."
İlk kez duraksadı.
"...Sadece seni biriyle bu kadar rahat görünce garip hissediyorum."
Kalbim bir anlığına duracak gibi oldu.
"Garip?"
"Evet."
"Neden?"
Cevap vermedi.
Tam o sırada Kerem ve Asya elleri dolu şekilde geri döndü.
"Biz geldik!" dedi Kerem.
Masadaki hava bir anda değişti.
Asya bana baktı.
Sonra Mert'e.
Sonra tekrar bana.
Kaşını hafifçe kaldırdı.
"Kesin bir şey olmuş." der gibi bakıyordu.
Hiçbirimiz konuşmadık.
Akşam eve döndüğümde odama geçip kendimi yatağa bıraktım.
Telefonumu elime aldım.
Bildirim vardı.
Mert:Bugün söylediklerim için kusura bakma.
Mesaja uzun süre baktım.
Parmaklarım klavyenin üzerinde durdu.
Sonunda kısa bir cevap yazdım.
Ben:Sorun değil. Ama bir dahaki sefere içinde ne varsa söyle. Tahmin etmekten yoruluyorum.
Mesajı gönderdim.
Yaklaşık bir dakika sonra telefon yeniden titredi.
Mert:Deneyeceğim.
Ekrana bakarken istemsizce gülümsedim.
Belki de...
Birbirimizi anlamaya başladığımız nokta tam burasıydı.
Ya da...
Asıl karmaşa şimdi başlıyordu.