Üniversitedeki ikinci haftamız başlamıştı.
Artık sabahları kampüse yabancı gibi girmiyordum.
Hangi yoldan gidersem kantine daha hızlı ulaşacağımı...
Hangi hocanın ilk derste yoklama aldığını...
Asya'nın sabah sekizden önce konuşmaması gerektiğini...
Hepsini öğrenmiştim.
"Asla konuşmam demedim." dedi Asya, elindeki kahveyi karıştırırken.
"Konuşuyorsun ama söylediklerinin yarısı anlaşılmıyor."
"Sabahları beynim açılıyor."
"Senin beynin değil, kahven açılıyor."
Asya bana ters ters baktı.
"Kahveme laf etme."
"Görecek değilim."
"Gördün işte."
Gülerek kantine girdik.
Her zamanki gibi kalabalıktı.
Tam boş masa ararken bir erkek sesi duyuldu.
"Defne!"
Döndüm.
Sınıfımızdan Emir el sallıyordu.
"Gel, burada yer var."
Asya bana baktı.
"Gidelim mi?"
"Olur."
Masaya oturduğumuzda Emir konuşmaya başladı.
"İlk haftaya göre bayağı alışmışsın."
"Alışmaya çalışıyorum."
"Başarmış gibisin."
"Şimdilik."
Emir kolay konuşan biriydi.
İnsanları rahat hissettiren bir enerjisi vardı.
Asya da hemen muhabbete dahil olmuştu.
Ben de istemeden sohbete kapıldım.
Tam o sırada kantinin kapısı açıldı.
İçeri Mert girdi.
Yanında iki arkadaşı vardı.
Gözleri istemsizce salonu dolaştı.
Sonra...
Bir anlığına benim üzerimde durdu.
Elimi hafifçe kaldırıp selam verdim.
O da başını eğerek karşılık verdi.
Sonra arkadaşlarıyla birlikte kantinin diğer tarafına geçti.
"Neye bakıyorsun?" diye sordu Emir.
"Hiç."
"Aslında birine baktın."
"Fark ettin mi?"
"Fark edilmeyecek gibi değildi."
Omuz silktim.
"Tanıyorum."
"Yakın arkadaş mısınız?"
"Aslında..."
Cevabı ben veremeden Asya atladı.
"Henüz değiller."
"Henüz mü?" dedim gülerek.
"Olacaklar bence."
"Sen senaryo yazmayı bırak."
"Yazmıyorum."
Asya omuzlarını kaldırdı.
"Sadece gözlem yapıyorum."
Kantinden çıktıktan sonra Asya'nın bir işi vardı.
"Ben öğrenci işlerine uğrayacağım."
"Tamam."
"Sen?"
"Kütüphaneye gideceğim."
"Yarım saat sonra bahçede buluşalım."
"Olur."
Kütüphaneden ödünç almak istediğim kitabı bulup dışarı çıktım.
Merdivenlerden inerken tanıdık bir ses duydum.
"Defne."
Başımı çevirdim.
Mert.
"Eve mi gidiyorsun?" diye sordu.
"Yok. Asya'yı bekliyorum."
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra gözlerini elimdeki kitaba çevirdi.
"Roman mı?"
"Evet."
"Güzel mi?"
"Henüz başlamadım."
Başını salladı.
"O zaman fikir sormam anlamsız."
İkimiz de hafifçe güldük.
Tam o sırada arkamızdan bir ses geldi.
"Defne!"
Emir.
Koşarak yanımıza geldi.
"Defterini sınıfta unutmuşsun."
"Yine mi?"
"Bugün ikinci."
Utançla yüzümü buruşturdum.
"Galiba hafızam tatilde."
Emir gülerek defteri uzattı.
"Bir gün kafanı unutacaksın."
"Onu da biri getirir artık."
İkimiz de güldük.
Emir vedalaşıp uzaklaştı.
Ben tekrar Mert'e döndüm.
O ise az önceki gibi görünmüyordu.
Yüzündeki o sakin ifade yerini okunması zor bir sessizliğe bırakmıştı.
"Bir şey mi oldu?" diye sordum.
"Yok."
"Emin misin?"
"Evet."
Cevabı çok kısaydı.
Sanki konuşmayı uzatmak istemiyordu.
"Bana kırıldın mı?"
Kaşlarını hafifçe kaldırdı.
"Neden kırılayım?"
"Bilmiyorum."
"Ben de bilmiyorum."
İlk kez sesi biraz soğuktu.
Elini cebine koydu.
"Benim gitmem lazım."
"Tamam..."
Başını hafifçe salladı.
"Görüşürüz."
Arkasını dönüp yürümeye başladı.
Olduğum yerde kaldım.
"Az önce ne oldu?"
Gerçekten anlamamıştım.
Bir dakika önce normal konuşuyorduk.
Sonra Emir gelmişti.
Şimdi ise Mert tek kelimelik cevaplar verip gitmişti.
Asya uzaktan yanıma gelirken yüzüme baktı.
"Ne oldu sana?"
"Hiç."
"Bunu bana söyleme."
İç çektim.
"Mert garip davrandı."
Asya'nın dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.
"Garip davranmadı."
"Nasıl yani?"
"Biraz..."
Cümlesini bilerek yarıda bıraktı.
"Biraz ne?"
"Boş ver."
"Asya."
"Defne."
"Tamam söyle."
Kıkırdadı.
"Bence biri seni kıskanmaya başladı."
Bir an durdum.
Sonra istemsizce güldüm.
"Mert mi?"
"Evet."
"Saçmalama."
"Belki."
"Kesinlikle saçmalıyorsun."
Asya omzuma kolunu attı.
"Umarım öyledir."
"Neden?"
"Çünkü işler yeni yeni ilginçleşmeye başladı."
Ben hiçbir şey söylemedim.
Ama içimde, adını koyamadığım bir his yavaş yavaş büyüyordu.
Ve ilk kez...
O hissin sadece bana ait olmadığını düşündüm.