Ertesi gün...
Kendime tek bir söz vermiştim.
Mert'i gördüğüm anda Derya'yı soracaktım.
Kaçmayacaktım.
Yarım kalan konuşmaları da sevmiyordum.
Ama hayatın benimle farklı planları vardı.
"Defne!"
Asya koluma girdi.
"Bugün çok kararlısın."
"Nereden anladın?"
"Yüz ifaden değişmiş."
"Nasıl?"
"Sanki birini sorguya çekeceksin."
İstemsizce güldüm.
"O kadar belli mi?"
"Asya radarı hiçbir şeyi kaçırmaz."
"Keşke biraz bozulsan."
"Üzgünüm."
Kampüsün bahçesinden geçerken gözüm istemsizce Mert'i aradı.
Ve buldu.
Ama...
Yalnız değildi.
Kerem ve Derya'yla birlikte gülerek konuşuyorlardı.
İçimdeki o rahatsızlık yine kendini hissettirdi.
"Asya."
"Hı?"
"Ben kütüphaneye gidiyorum."
"Ders o tarafta değil."
"Biliyorum."
"Benden mi kaçıyorsun, onlardan mı?"
Omuz silktim.
"Hiçbirinden."
Yalan.
Aslında ikisinden de.
Öğle arasında kantine indiğimizde içerisi her zamanki gibi doluydu.
Ben tepsimi alıp boş masa ararken biri seslendi.
"Defne!"
Emir.
"Burada yer var."
Asya bana baktı.
"Gidelim mi?"
"Olur."
Masaya oturduk.
Emir yine her zamanki gibiydi.
Neşeli.
Rahat.
Konuşkan.
"Hafta sonu birkaç kişi sahile gideceğiz."
"Sahil mi?" dedim.
"Evet."
"Gelmek ister misiniz?"
Asya hemen atladı.
"Ben varım."
Sonra bana döndü.
"Sen?"
"Düşünürüm."
"O düşünürüm demek değil."
"Nereden biliyorsun?"
"Çünkü seni tanıyorum."
Gülüştük.
Tam o sırada kantinin kapısı açıldı.
Mert, Kerem ve Derya içeri girdi.
Mert'in bakışları salonu dolaşırken bizim masada durdu.
Özellikle...
Emir'in bana uzattığı meyve suyunu gördüğü anda.
Yüzündeki ifade değişmedi.
Ama gözleri değişti.
Bir anlığına sertleşti.
Kerem onun kulağına bir şey söyledi.
Mert cevap vermedi.
Sessizce başka bir masaya geçti.
"Defne."
Asya hafifçe eğildi.
"Hı?"
"Sence de biraz garip değil mi?"
"Ney?"
"Mert."
"Niye?"
"Bize gelip selam bile vermedi."
Emir de konuşmaya katıldı.
"Aslında biraz soğuk biri."
İçim istemsizce rahatsız oldu.
"Hayır."
İkisi bana döndü.
"Mert soğuk biri değil."
Cümleyi düşünmeden söylemiştim.
Asya'nın dudaklarında küçük bir gülümseme oluştu.
"Demek öyle."
"Ben..."
Sözümü toparlamaya çalıştım.
"...Sadece tanıyınca öyle olmadığını söylüyorum."
Emir başını salladı.
"Olabilir."
Yemekten sonra kantinden ilk çıkan ben oldum.
Biraz yalnız kalmak istiyordum.
Koridorun sonundaki açık balkona çıktım.
Rüzgâr saçlarımı savururken derin bir nefes aldım.
"Kaçıyorsun."
Arkamdan gelen sesi tanımam uzun sürmedi.
Mert.
"Ders başlamadı mı?"
"Daha var."
Yanıma geldi.
Aramızda sessiz bir metre vardı.
"Bugün neden kaçtın?"
"Kaçmadım."
"Kütüphaneye gittin."
"Kitap okumaya."
"Beni görünce."
Cevap vermedim.
Çünkü haklıydı.
Mert gözlerini benden ayırmadan konuştu.
"Derya yüzünden mi?"
İlk kez soruyu o sormuştu.
Başımı kaldırdım.
"Neden öyle düşündün?"
"Çünkü beni her gördüğünde normal davranıyordun."
Durdu.
"Derya'yı gördüğünden beri değilsin."
Kalbim sıkıştı.
Ben gerçekten bu kadar belli mi ediyordum?
"Nesiniz?" dedim yine.
Mert bu kez kaçmadı.
"Derya, kuzenim."
...
Bir saniye.
İki saniye.
Sonra istemsizce gözlerim büyüdü.
"Kuzenin mi?"
"Evet."
"Lisede aynı sınıftaydık."
"Babalarımız kardeş."
Yüzüm bir anda ısındı.
Ben...
Günlerdir kuzenini kıskanıyordum.
Mert bunu fark etmiş gibi hafifçe gülümsedi.
"Şimdi rahatladın mı?"
"Rahatlayacak ne var?"
"Defne."
"Hı?"
"Yalan söyleyince gözlerin yine başka tarafa bakıyor."
İstemsizce güldüm.
"Bu huyumdan nefret etmeye başladım."
"Bence güzel."
"Nesi güzel?"
"Dürüst olmanı kolaylaştırıyor."
İlk kez...
İkimiz de aynı anda gülümsedik.
Tam o sırada balkonun kapısı açıldı.
Kerem kafasını uzattı.
"Ooo..."
İkimize sırayla baktı.
"Ben yanlış zamanda mı geldim?"
Mert derin bir nefes verdi.
"Ne istiyorsun?"
"Hoca sizi arıyor."
Sonra sırıttı.
"Bu arada Defne."
"Hı?"
"Bizimki gülüyorsa moralini bozma."
"Neden?"
"Çünkü bu çocuk herkese gülmez."
Mert başını iki yana salladı.
"Bir gün gerçekten seni susturacağım."
Kerem kahkaha atarak uzaklaştı.
Ben de istemsizce güldüm.
Ama bu kez...
İçimdeki ağırlık gitmişti.
Yerini, adını koyamadığım tatlı bir huzur almıştı.