Hafta sonu.
Emir'in bahsettiği sahil planı sonunda gelmişti.
Aslında gitmeyi düşünmüyordum.
Kalabalık ortamları hiçbir zaman sevmezdim.
Ama Asya, yaklaşık yirmi dakika boyunca vazgeçmemem için konuşmuştu.
Sonunda...
"Tamam." demek zorunda kalmıştım.
"Biliyordum." dedi Asya zafer kazanmış gibi.
"Neyi?"
"İkna olacağını."
"Sana karşı savunmam çok zayıf."
"Bunu biliyorum."
Sahile vardığımızda beklediğimden daha fazla kişi vardı.
Emir el sallayarak yanımıza geldi.
"Hoş geldiniz!"
"Merhaba."
"Gelin, herkesle tanıştırayım."
Küçük bir grubun yanına gittik.
Muhabbet kısa sürede koyulaştı.
Bir ara gözüm istemsizce etrafı dolaştı.
Mert...
Yoktu.
"Gelmeyecek galiba."
Bunu neden düşündüğümü ben de bilmiyordum.
Tam o sırada arkamdan tanıdık bir ses geldi.
"Geç mi kaldım?"
Arkamı döndüm.
Mert.
Üzerinde siyah bir tişört, açık renk kot pantolon vardı.
Saçları rüzgârla dağılmıştı.
Kerem omzuna vurdu.
"Bir saat geç kaldın."
"Otobüsü kaçırdım."
"Bence uyanamadın."
Mert cevap vermedi.
Sadece hafifçe gülümsedi.
Öğleden sonra hep birlikte voleybol oynamaya karar verdik.
Ben kesinlikle oynamak istemiyordum.
"Asya."
"Hı?"
"Ben yapamam."
"Yaparsın."
"Hayır."
"Top seni yemeyecek."
"Orası belli olmaz."
Kerem uzaktan seslendi.
"Defne! Bir kişi eksiğiz!"
"Ben sayılmıyorum!"
"Sayılıyorsun!"
Kaçamadım.
İlk servis bana doğru geldi.
Topu karşılamak isterken tamamen kaçırdım.
Top arkamdaki kuma gitti.
Kerem kahkahaya boğuldu.
"Asya!"
"Hı?"
"Arkadaşın voleybola küsmüş."
"Aslında top bana küstü."
Herkes güldü.
Ben de...
Utansam da gülüyordum.
Oyun bittikten sonra biraz uzaklaşıp denizin kenarına yürüdüm.
Ayakkabılarımı çıkarıp suya yaklaştım.
Dalgalar ayaklarıma hafifçe çarpıyordu.
"Yalnız kalmayı seviyorsun."
Yanıma gelen kişinin kim olduğunu tahmin etmek zor değildi.
"Biraz."
Mert de yanıma geldi.
Bir süre sadece denizi izledik.
"Az önce neden kaçtın?"
"Top bana düşmandı."
İlk kez sesli güldü.
"Abartıyorsun."
"Hayır."
"Bence evet."
Omzumu hafifçe silktim.
"Belki."
Rüzgâr biraz daha sert esti.
Saçlarım tekrar yüzüme geldi.
Onları düzeltmeye çalışırken ayağım ıslak kuma kaydı.
"Dikkat!"
Dengemi kaybetmek üzereyken Mert bileğimden tuttu.
Bu kez ikimiz de düşmedik.
Ama...
Aramızdaki mesafe neredeyse tamamen kapanmıştı.
Kalbimin sesini kendim duyacak gibiydim.
"İyi misin?" diye sordu.
"Evet."
Sesim neredeyse fısıltı gibiydi.
Elimi bırakacağını düşündüm.
Bırakmadı.
Sadece birkaç saniye...
Sonra yavaşça geri çekildi.
"Bugün üçüncü."
Kaşlarımı kaldırdım.
"Neyin üçüncüsü?"
"Seni kurtarmam."
"Dördüncü."
"Merdiven olayı sayılıyor mu?"
"Sayılıyor."
İkimiz de güldük.
Tam o sırada uzaktan Derya'nın sesi duyuldu.
"Mert!"
Mert arkasına döndü.
"Bir dakika geliyorum."
Derya el sallıyordu.
Bir şey isteyecek gibi görünüyordu.
Mert bana baktı.
"Hemen gelirim."
"Tamam."
Arkasını dönüp uzaklaştı.
Ben de denize bakmaya devam ettim.
Aradan birkaç dakika geçmişti.
Yanıma Emir geldi.
"Rahatsız etmiyorumdur umarım."
"Yok."
Denize baktı.
"Güzel yer seçmişsin."
"Evet."
Bir süre sessiz kaldık.
Sonra gülümsedi.
"Bir şey söyleyeceğim."
"Söyle."
"İlk tanıştığımız günden beri seni çok samimi buluyorum."
"Teşekkür ederim."
"Yanlış anlama..."
Durdu.
"...Sadece seninle daha fazla vakit geçirmek istiyorum."
Ne diyeceğimi bilemedim.
Tam cevap verecekken...
Arkamdan gelen ayak sesleri duyuldu.
Mert.
Bize doğru yürüyordu.
Bakışları önce bana, sonra Emir'e kaydı.
Emir'in son cümlesini duyup duymadığını bilmiyordum.
Ama yüzündeki sakin ifade...
İlk kez bu kadar zorlama görünüyordu.
Ve ben...
İçimde yaklaşan fırtınayı hissetmeye başlamıştım.