17 yıl önce
"Baba, bak anneme çiçek aldım. "
Elindeki çiçekleri babasına gösterirken gözlerindeki heyecanı saklayamamıştı küçük kız. Babası büyük bir gülümsemeyle kızının elindeki çiçekleri aldı.
"Ne kadar güzel çiçeklermiş bunlar, aynı kızıma benziyolar. "
Utanarak ellerini yüzüne götürdü rüya. Babası ona ne zaman iltifat etse hep utanırdı.
"Peki, benim güzel kızım nerden aldı bunları. "
"Yaşlı amcanın bahçesinden kopardım. " diyerek gülmeye başladı. Yaşlı amca Rüya'yı çok severdi. Her gün ona çiçeklerinden bir tane verirdi, tabi rüyada ilk önce babasına götürür sonrada annesine hediye ederdi.
Ama bu çiçekler farklıydı. Bunlar mor renkti, daha önce yaşlı amca bunları vermemişti.
Büyük bir merakla babasına döndü.
"Bunların adı ne baba?. "
"Mor menekşe güzel kızım. "
"Çok güzeller. Benim olsunlar mı baba?. "
"Olsunlar bitanem. Hepsi senin olsun. "
Mor menekşe.
İlk defa duyuyordu bu çiçeğin adını, ama çok sevmişti. Artık her gün mor menekşelerini annesine hediye edicekti.
Günümüz
Salona vardığımda her yer kandı, bizimkilerin kanı olmadığına emindim. Onları adem eğitiyordu.
Etrafa göz gezdirirken Adem'i Sevgi'nin elini sararken gördüm. Beni görünce hızla yanıma geldi. Gözlerinde öfke vardı.
"Biraz daha geç kalsaydın, tek gidicektim. Hadi çıkalım. "
Gidicekken kolundan tutup durdurdum.
"Hiçbir yere gitmiyoruz. "
"Ne demek gitmiyoruz, şu hale bakar mısın. Yanlarına mı kalıcak. "
Onlara anlatmam gerekiyodu. Tek başıma karar vericeğim bi mesele değildi.
"Bizimkileri topla. Odada bekliyorum. "
Bir şey demesine fırsat vermeden. Zemin kata indim.Burası bana aitti kimse kolay kolay giremezdi.
Masanın yanındaki tekli koltuğa oturdum. Cebimden telefonu çıkarıp Başak'ı aradım.
1
2
"Alooooo"
Herzamanki gibi
"Nerdesiniz"
"Sana da merahaba balım. "
Sanki görüyomuş gibi gözlerimi devirdim.
"Merhaba Başak. Nerdesiniz?. "
"Çağan ile restorana geçiyoruz, bişey mi oldu?. "
"Salondayım.Anlatmam gereken şeyler var. "
"Tamamdır geliyoruz. "
Telefonu kapatıp koltuğa kafamı yasladım.
Yorulmuştum.
Tek isteğim annemi görmekti şuan , ama imkansızdı. Bu Alpay'ın ne yapıcağı belli olmazdı.Onu korumam lazımdı.Başka zaman olsa aynı şekilde karşılık verirdim, ama etrafım kalabalıktı kimse zarar görsün istemiyordum.
Alpay Önder'i araştırmamıştım, zaten tanıyordum.
Alpay Önder;Adnan Önder'in oğlu.
Adnan bey'i az da olsa hatırlıyordum, babamla çok samimilerdi, ama donra her ne olduysa düşman olmuşlardı birden Babam Öldükten 1 sene sonra tekerlekli sandalye'ye mahkum olmuştu.
Üzülmüştüm adama, bana hiçbir kötülüğü dokunmamıştı. Her zaman hediye getirirdi bana. Ondan sonrada oğlunu yurtdışına göndermişti.
Anılar aklıma geldikçe gülümsedim. Alpay ile güzel anılar biriktirmiştim çocukken, gittiğinde çok ağlamıştım. Onu gördüğümde nasıl tanımadım hala anlamıyorum, Resmen unutmuştum.
Şimdi geri dönmüştü, ama neden?.
Acaba o da unuttu mu?.
Kafamdaki sorular çoğalırken kapı çaldı.
"Gir!. "
İçeriye Yıldırım, Murat, Fırat ve Adem girdi.
Hepsi karşımdaki koltuğa dizilirken söze Yıldırım başladı.
"Anlat bakalım ne halt ettin de bizi topladın."
Ona gözlerimi devirirken diğerleei aralarında gülüşüyolardı.
"Bu sefer ben hiç bişey yapmadım. "
"Tabi canım, sen dünyanın en uslu kızısın. "
Omzuna vurduğumda çığlık attı.
"Canım acıdı. "
Bu imkansızdı, benim nerdeyse 5 katımdı.
"Bunlar nerde kaldı?."
Fırat'ın sorusuyla Yıldırım ona döndü.
"Kesin Çağan'ı öldürüp dere kenarına attı o salak. "
Biz konuşurken Çağan ve Başak kavga ederek içeriye girdi.
İyi insan dicem ama neyse.
"Ya sana sus diyorum bana Melis'in saçlarını anlatıyosun. Hey Allah'ım ya. "
"Napıyım oğlum kız çok güzel anlatmadan duramıyorum. "
"Sen bana oğlum mu dedin.? "
Çağan konuşucakken Başak onu susturdu.
"Benle muhattap olma, muşmula suratlı. "
Fırat'la Murat birbirlerine bakarak gülüşlerini saklıyolardı.
Başak yanıma geldi, koltuğun kenarına oturup ellerini omzuma koydu, yanağımı öptüğünde ona tiksinir gibi baktım o ise tekrar öpücük attı.
Bildiğimiz Başak.
"Şükür gelebildiniz yolda Çağan'nı öldürüp dereye attın diye korktuk. "
"Hayır Yıldırım, henüz değil ama bi daha Melis derse ellerimle boğucam. "
Çağan ağzını açıcakken bu sefer ben susturdum.
"Tamam yeter, kavganız bittiyse asıl konuya gelelim mi?."
"Anlat bitanem seni dinliyoruz, gene naptın. "
Fırat'la Murat birden kahkaha atmaya başlayınca koltuktaki yastığı kafalarına fırlattım.
"Susun artık. "
Susmalarını bekleyip, cebimdeki fotoğrafları ve zarfı çıkarıp önlerine koydum.
Hepsi fotoğraflara bakarken,Başak ve Yıldırım zarfı açtı. Kısaca özet geçtim bildiklerimi.
"Kızım sen ne dediğinin farkında mısın, ateşin filan yok dimi Rüya. Koskoca Adnan Önder'den bahsediyosun, sen bize niye hiç anlatmadın babanla arkadaş olduklarını?."
Murat Fırat'ın kafasına vurarak susturdu.
"Aptal konu o mu sence asıl olaya gelsene
Babasından bizene."
Bana dönüp merakla sordu.
"Sen bu oğlanla ne ara arkadaş oldun kızım. Bu adam psikopatın teki değil mi?. Yoksa hala görüşüyosunuz da bize mi söylemiyon Rüya?.
Yemin ederim küserim senle. "
Adem artık dayanamamış olucak ki ikisininde kafasına vurdu.
Ellerini açıp "Allahım ne günah işledim de başıma verdin bunları. " dedi.
Başak Ve Yıldırım bana donuk gözlerle bakıyordu. Diğerleride zarfta ki fotoğraflara bakınca derin bi sessizlik oluştu.
Sessizliği bozan Çağan'dı.
"Rüya...ama bu... Baban...? "
"Evet. Yaşıyor, 2 saat önce kanlı canlı karşımdaydı."
"Ama nasıl olur?. " diye sordu merakla Başak.
"Keşke sâdece yaşasa, bide karısıyla kızı var. "
Söylediğim Şeylle Yıldırım ayağa fırladı birden, gözlerini sinir kaplamıştı.
"Aklım almıyor kızım, bu adam ölmedi mi?. Yalan mı söyledi yani sana ne için?. Neden böyle bişey yapmış?. "
"Bilmiyorum Yıldırım. Sadece o da değil Alpay babamı istiyor, aylardır peşindeymiş. Babam izini kaybettirmeyi başarmış, e bulamayınca da bana sardı tabi. "
"Tamam söyle babanın yerini bitsin gitsin. "
Cevap vermedim.
Veremedim.
Murat bana dönerek.
"Rüya...söyliceksin dimi"
Yerimden kalkarak kapıya yöneldim. Yıldırım arkamdan "Bu sadece senin meselen değil. Seni yalnız bırakmıyacağımızı biliyorsun. Nolursa olsun yanındayız. " dedi.
Biliyordum.
Yanımdaydılar.
Cevap vermeden kapıdan çıktım.
Merdivene ilerlerken telefonum çaldı.
Hiç susmadı zaten bugün.
Bilinmeyen numaraydı.
Telefonu açıp kulağıma götürdüm.
Ses gelmesini bekledim ama karşıdan tık yoktu.
"Alo?. "
"Benden kaçabiliceğini düşünmedin umarım. "
Alpay.
"Ne istiyorsun?. "
"Ne istediğimi biliyorsun Rüya. "
"Hayır bilmiyorum. "
Derin bir nefes aldıktan sonra konuştu.
"Senin unuttuğun eski güzel günlerimizin hatrına sana 2 gün daha veriyorum. Sabrımı sınamaya kalkma sakın. Yoksa kendi yöntemlerimle bulucam babanı. "
"Sen... Hatırlıyor musun...?"
"Ben hiç unutmadım Rüya "
17 yıl önce
"Baba, bak anneme çiçek aldım. "
Elindeki çiçekleri babasına gösterirken gözlerindeki heyecanı saklayamamıştı küçük kız. Babası büyük bir gülümsemeyle kızının elindeki çiçekleri aldı.
"Ne kadar güzel çiçeklermiş bunlar, aynı kızıma benziyolar. "
Utanarak ellerini yüzüne götürdü rüya. Babası ona ne zaman iltifat etse hep utanırdı.
"Peki, benim güzel kızım nerden aldı bunları. "
"Yaşlı amcanın bahçesinden kopardım. " diyerek gülmeye başladı. Yaşlı amca Rüya'yı çok severdi. Her gün ona çiçeklerinden bir tane verirdi, tabi rüyada ilk önce babasına götürür sonrada annesine hediye ederdi.
Ama bu çiçekler farklıydı. Bunlar mor renkti, daha önce yaşlı amca bunları vermemişti.
Büyük bir merakla babasına döndü.
"Bunların adı ne baba?. "
"Mor menekşe güzel kızım. "
"Çok güzeller. Benim olsunlar mı baba?. "
"Olsunlar bitanem. Hepsi senin olsun. "
Mor menekşe.
İlk defa duyuyordu bu çiçeğin adını, ama çok sevmişti. Artık her gün mor menekşelerini annesine hediye edicekti.
Günümüz
Salona vardığımda her yer kandı, bizimkilerin kanı olmadığına emindim. Onları adem eğitiyordu.
Etrafa göz gezdirirken Adem'i Sevgi'nin elini sararken gördüm. Beni görünce hızla yanıma geldi. Gözlerinde öfke vardı.
"Biraz daha geç kalsaydın, tek gidicektim. Hadi çıkalım. "
Gidicekken kolundan tutup durdurdum.
"Hiçbir yere gitmiyoruz. "
"Ne demek gitmiyoruz, şu hale bakar mısın. Yanlarına mı kalıcak. "
Onlara anlatmam gerekiyodu. Tek başıma karar vericeğim bi mesele değildi.
"Bizimkileri topla. Odada bekliyorum. "
Bir şey demesine fırsat vermeden. Zemin kata indim.Burası bana aitti kimse kolay kolay giremezdi.
Masanın yanındaki tekli koltuğa oturdum. Cebimden telefonu çıkarıp Başak'ı aradım.
1
2
"Alooooo"
Herzamanki gibi
"Nerdesiniz"
"Sana da merahaba balım. "
Sanki görüyomuş gibi gözlerimi devirdim.
"Merhaba Başak. Nerdesiniz?. "
"Çağan ile restorana geçiyoruz, bişey mi oldu?. "
"Salondayım.Anlatmam gereken şeyler var. "
"Tamamdır geliyoruz. "
Telefonu kapatıp koltuğa kafamı yasladım.
Yorulmuştum.
Tek isteğim annemi görmekti şuan , ama imkansızdı. Bu Alpay'ın ne yapıcağı belli olmazdı.Onu korumam lazımdı.Başka zaman olsa aynı şekilde karşılık verirdim, ama etrafım kalabalıktı kimse zarar görsün istemiyordum.
Alpay Önder'i araştırmıştım, ve hiç hoş olmayacağım şeyler buldum.
Alpay Önder;Adnan Önder'in oğlu.
Adnan bey'i az da olsa hatırlıyordum, babamla çok samimilerdi, ama donra her ne olduysa düşman olmuşlardı birden Babam Öldükten 1 sene sonra tekerlekli sandalye'ye mahkum olmuştu.
Üzülmüştüm adama, bana hiçbir kötülüğü dokunmamıştı. Her zaman hediye getirirdi bana. Ondan sonrada oğlunu yurtdışına göndermişti.
Anılar aklıma geldikçe gülümsedim. Alpay ile güzel anılar biriktirmiştim çocukken, gittiğinde çok ağlamıştım. Onu gördüğümde nasıl tanımadım hala anlamıyorum, Resmen unutmuştum.
Şimdi geri dönmüştü, ama neden?.
Acaba o da unuttu mu?.
Kafamdaki sorular çoğalırken kapı çaldı.
"Gir!. "
İçeriye Yıldırım, Murat, Fırat ve Adem girdi.
Hepsi karşımdaki koltuğa dizilirken söze Yıldırım başladı.
"Anlat bakalım ne halt ettin de bizi topladın."
Ona gözlerimi devirirken diğerleri aralarında gülüşüyolardı.
"Bu sefer ben hiç bişey yapmadım. "
"Tabi canım, sen dünyanın en uslu kızısın. "
Omzuna vurduğumda çığlık attı.
"Canım acıdı. "
Bu imkansızdı, benim nerdeyse 5 katımdı.
"Bunlar nerde kaldı?."
Başak ile Çağan dan bahsediyordu. Onlar olmadan toplanmazdık.
Fırat'ın sorusuyla Yıldırım ona döndü.
"Kesin Çağan'ı öldürüp dere kenarına attı o salak. "
Biz konuşurken Çağan ve Başak kavga ederek içeriye girdi.
İyi insan dicem ama neyse.
"Ya sana sus diyorum bana Melis'in saçlarını anlatıyosun. Hey Allah'ım ya. "
"Napıyım oğlum kız çok güzel anlatmadan duramıyorum. "
"Sen bana oğlum mu dedin.? "
Çağan konuşucakken Başak onu susturdu.
"Benle muhattap olma, muşmula suratlı. "
Fırat'la Murat birbirlerine bakarak gülüşlerini saklıyolardı.
Başak yanıma geldi, koltuğun kenarına oturup ellerini omzuma koydu, yanağımı öptüğünde ona tiksinir gibi baktım o ise tekrar öpücük attı.
Bildiğimiz Başak.
"Şükür gelebildiniz yolda Çağan'nı öldürüp dereye attın diye korktuk. "
"Hayır Yıldırım, henüz değil ama bi daha Melis derse ellerimle boğucam. "
Çağan ağzını açıcakken bu sefer ben susturdum.
"Tamam yeter, kavganız bittiyse asıl konuya gelelim mi?."
"Anlat bitanem seni dinliyoruz, gene naptın. "
Fırat'la Murat birden kahkaha atmaya başlayınca koltuktaki yastığı kafalarına fırlattım.
"Susun artık. "
Susmalarını bekleyip, cebimdeki fotoğrafları ve zarfı çıkarıp önlerine koydum.
Hepsi fotoğraflara bakarken,Başak ve Yıldırım zarfı açtı. Kısaca özet geçtim bildiklerimi.
"Kızım sen ne dediğinin farkında mısın, ateşin filan yok dimi Rüya. Koskoca AdnanÖnder'den bahsediyosun, sen bize niye hiç anlatmadın babanla arkadaş olduklarını?."
Murat Fırat'ın kafasına vurarak susturdu.
"Aptal konu o mu sence asıl olaya gelsene
Babasından bizene."
Bana dönüp merakla sordu.
"Sen bu oğlanla ne ara arkadaş oldun kızım. Bu adam psikopatın teki değil mi?. Yoksa hala görüşüyosunuz da bize mi söylemiyon Rüya?.
Yemin ederim küserim senle. "
Adem artık dayanamamış olucak ki ikisininde kafasına vurdu.
Ellerini açıp "Allahım ne günah işledim de başıma verdin bunları. " dedi.
Başak Ve Yıldırım bana donuk gözlerle bakıyordu. Diğerleride zarfta ki fotoğraflara bakınca derin bi sessizlik oluştu.
Sessizliği bozan Çağan'dı.
"Rüya...ama bu... Baban...? "
"Evet. Yaşıyor, 2 saat önce kanlı canlı karşımdaydı."
"Ama nasıl olur?. " diye sordu merakla Başak.
"Keşke sâdece yaşasa, bide karısıyla kızı var. "
Söylediğim Şeylle Yıldırım ayağa fırladı birden, gözlerini sinir kaplamıştı.
"Aklım almıyor kızım, bu adam ölmedi mi?. Yalan mı söyledi yani sana ne için?. Neden böyle bişey yapmış?. "
"Bilmiyorum Yıldırım. Sadece o da değil Alpay babamı istiyor, aylardır peşindeymiş. Babam izini kaybettirmeyi başarmış, e bulamayınca da bana sardı tabi. "
"Tamam söyle babanın yerini bitsin gitsin. "
Cevap vermedim.
Veremedim.
Murat bana dönerek.
"Rüya...söyliceksin dimi"
Yerimden kalkarak kapıya yöneldim. Yıldırım arkamdan "Bu sadece senin meselen değil. Seni yalnız bırakmıyacağımızı biliyorsun. Nolursa olsun yanındayız. " dedi.
Biliyordum.
Yanımdaydılar.
Cevap vermeden kapıdan çıktım.
Merdivene ilerlerken telefonum çaldı.
Hiç susmadı zaten bugün.
Bilinmeyen numaraydı.
Telefonu açıp kulağıma götürdüm.
Ses gelmesini bekledim ama karşıdan tık yoktu.
"Alo?. "
"Benden kaçabiliceğini düşünmedin umarım. "
Alpay.
"Ne istiyorsun?. "
"Ne istediğimi biliyorsun Rüya. "
"Hayır bilmiyorum. "
Derin bir nefes aldıktan sonra konuştu.
"Senin unuttuğun eski güzel günlerimizin hatrına sana 2 gün daha veriyorum. Sabrımı sınamaya kalkma sakın. Yoksa kendi yöntemlerimle bulucam babanı. "
"Sen... Hatırlıyor musun...?"
"Ben hiç unutmadım Rüya "
17 yıl önce
"Baba, bak anneme çiçek aldım. "
Elindeki çiçekleri babasına gösterirken gözlerindeki heyecanı saklayamamıştı küçük kız. Babası büyük bir gülümsemeyle kızının elindeki çiçekleri aldı.
"Ne kadar güzel çiçeklermiş bunlar, aynı kızıma benziyolar. "
Utanarak ellerini yüzüne götürdü rüya. Babası ona ne zaman iltifat etse hep utanırdı.
"Peki, benim güzel kızım nerden aldı bunları. "
"Yaşlı amcanın bahçesinden kopardım. " diyerek gülmeye başladı. Yaşlı amca Rüya'yı çok severdi. Her gün ona çiçeklerinden bir tane verirdi, tabi rüyada ilk önce babasına götürür sonrada annesine hediye ederdi.
Ama bu çiçekler farklıydı. Bunlar mor renkti, daha önce yaşlı amca bunları vermemişti.
Büyük bir merakla babasına döndü.
"Bunların adı ne baba?. "
"Mor menekşe güzel kızım. "
"Çok güzeller. Benim olsunlar mı baba?. "
"Olsunlar bitanem. Hepsi senin olsun. "
Mor menekşe.
İlk defa duyuyordu bu çiçeğin adını, ama çok sevmişti. Artık her gün mor menekşelerini annesine hediye edicekti.
Günümüz
Salona vardığımda her yer kandı, bizimkilerin kanı olmadığına emindim. Onları adem eğitiyordu.
Etrafa göz gezdirirken Adem'i Sevgi'nin elini sararken gördüm. Beni görünce hızla yanıma geldi. Gözlerinde öfke vardı.
"Biraz daha geç kalsaydın, tek gidicektim. Hadi çıkalım. "
Gidicekken kolundan tutup durdurdum.
"Hiçbir yere gitmiyoruz. "
"Ne demek gitmiyoruz, şu hale bakar mısın. Yanlarına mı kalıcak. "
Onlara anlatmam gerekiyodu. Tek başıma karar vericeğim bi mesele değildi.
"Bizimkileri topla. Odada bekliyorum. "
Bir şey demesine fırsat vermeden. Zemin kata indim.Burası bana aitti kimse kolay kolay giremezdi.
Masanın yanındaki tekli koltuğa oturdum. Cebimden telefonu çıkarıp Başak'ı aradım.
1
2
"Alooooo"
Herzamanki gibi
"Nerdesiniz"
"Sana da merahaba balım. "
Sanki görüyomuş gibi gözlerimi devirdim.
"Merhaba Başak. Nerdesiniz?. "
"Çağan ile restorana geçiyoruz, bişey mi oldu?. "
"Salondayım.Anlatmam gereken şeyler var. "
"Tamamdır geliyoruz. "
Telefonu kapatıp koltuğa kafamı yasladım.
Yorulmuştum.
Tek isteğim annemi görmekti şuan , ama imkansızdı. Bu Alpay'ın ne yapıcağı belli olmazdı.Onu korumam lazımdı.Başka zaman olsa aynı şekilde karşılık verirdim, ama etrafım kalabalıktı kimse zarar görsün istemiyordum.
Alpay Önder'i araştırmıştım, ve hiç hoş olmayacağım şeyler buldum.
Alpay Önder;Adnan Önder'in oğlu.
Adnan bey'i az da olsa hatırlıyordum, babamla çok samimilerdi, ama donra her ne olduysa düşman olmuşlardı birden Babam Öldükten 1 sene sonra tekerlekli sandalye'ye mahkum olmuştu. Sonrada oğlunu yurtdışına göndermişti.
Üzülmüştüm adama, bana hiçbir kötülüğü dokunmamıştı. Her zaman hediye getirirdi bana.
Anılar aklıma geldikçe gülümsedim. Alpay ile güzel anılar biriktirmiştim çocukken, gittiğinde çok ağlamıştım. Onu gördüğümde nasıl tanımadım hala anlamıyorum, resmen unutmuştum.
Şimdi geri dönmüştü, ama neden?.
Acaba o da beni unuttu mu?.
Kafamdaki sorular çoğalırken kapı çaldı.
"Gir!. "
İçeriye Yıldırım, Murat, Fırat ve Adem girdi.
Hepsi karşımdaki koltuğa dizilirken söze Yıldırım başladı.
"Anlat bakalım ne halt ettin de bizi topladın."
Ona gözlerimi devirirken diğerleri aralarında gülüşüyolardı.
"Bu sefer ben hiç bişey yapmadım. "
"Tabi canım, sen dünyanın en uslu kızısın. "
Omzuna vurduğumda çığlık attı.
"Canım acıdı. "
Bu imkansızdı, benim nerdeyse 5 katımdı.
"Bunlar nerde kaldı?."
Başak ile Çağan dan bahsediyordu. Onlar olmadan toplanmazdık.
Fırat'ın sorusuyla Yıldırım ona döndü.
"Kesin Çağan'ı öldürüp dere kenarına attı o salak. "
Biz konuşurken Çağan ve Başak kavga ederek içeriye girdi.
İyi insan dicem ama neyse.
"Ya sana sus diyorum bana Melis'in saçlarını anlatıyosun. Hey Allah'ım ya. "
"Napıyım oğlum kız çok güzel anlatmadan duramıyorum. "
"Sen bana oğlum mu dedin.? "
Çağan konuşucakken Başak onu susturdu.
"Benle muhattap olma, muşmula suratlı. "
Fırat'la Murat birbirlerine bakarak gülüşlerini saklıyolardı.
Başak yanıma geldi, koltuğun kenarına oturup ellerini omzuma koydu, yanağımı öptüğünde ona tiksinir gibi baktım o ise tekrar öpücük attı.
Bildiğimiz Başak.
"Şükür gelebildiniz yolda Çağan'nı öldürüp dereye attın diye korktuk. "
"Hayır Yıldırım, henüz değil ama bi daha Melis derse ellerimle boğucam. "
Çağan ağzını açıcakken bu sefer ben susturdum.
"Tamam yeter, kavganız bittiyse asıl konuya gelelim mi?."
"Anlat bitanem seni dinliyoruz, gene naptın. "
Fırat'la Murat birden kahkaha atmaya başlayınca koltuktaki yastığı kafalarına fırlattım.
"Susun artık. "
Susmalarını bekleyip, cebimdeki fotoğrafları ve zarfı çıkarıp önlerine koydum.
Hepsi fotoğraflara bakarken,Başak ve Yıldırım zarfı açtı. Kısaca özet geçtim bildiklerimi.
"Kızım sen ne dediğinin farkında mısın, ateşin filan yok dimi Rüya. Koskoca Adnan Önder'den bahsediyosun, sen bize niye hiç anlatmadın babanla arkadaş olduklarını?."
Murat Fırat'ın kafasına vurarak susturdu.
"Aptal konu o mu sence asıl olaya gelsene
Babasından bizene."
Bana dönüp merakla sordu.
"Sen bu oğlanla ne ara arkadaş oldun kızım. Bu adam psikopatın teki değil mi?. Yoksa hala görüşüyosunuz da bize mi söylemiyon Rüya?.
Yemin ederim küserim senle. "
Adem artık dayanamamış olucak ki ikisininde kafasına vurdu.
Ellerini açıp "Allahım ne günah işledim de başıma verdin bunları. " dedi.
Başak Ve Yıldırım bana donuk gözlerle bakıyordu. Diğerleride zarfta ki fotoğraflara bakınca derin bi sessizlik oluştu.
Sessizliği bozan Çağan'dı.
"Rüya...ama bu... Baban...? "
"Evet. Yaşıyor, 2 saat önce kanlı canlı karşımdaydı."
"Ama nasıl olur?. " diye sordu merakla Başak.
"Keşke sâdece yaşasa, bide karısıyla kızı var. "
Söylediğim Şeylle Yıldırım ayağa fırladı birden, gözlerini sinir kaplamıştı.
"Aklım almıyor kızım, bu adam ölmedi mi?. Yalan mı söyledi yani sana ne için?. Neden böyle bişey yapmış?. "
"Bilmiyorum Yıldırım. Sadece o da değil Alpay babamı istiyor, aylardır peşindeymiş. Babam izini kaybettirmeyi başarmış, e bulamayınca da bana sardı tabi. "
"Tamam söyle babanın yerini bitsin gitsin. "
Cevap vermedim.
Veremedim.
Murat bana dönerek.
"Rüya...söyliceksin dimi"
Yerimden kalkarak kapıya yöneldim. Yıldırım arkamdan "Bu sadece senin meselen değil. Seni yalnız bırakmıyacağımızı biliyorsun. Nolursa olsun yanındayız. " dedi.
Biliyordum.
Yanımdaydılar.
Cevap vermeden kapıdan çıktım.
Merdivene ilerlerken telefonum çaldı.
Hiç susmadı zaten bugün.
Bilinmeyen numaraydı.
Telefonu açıp kulağıma götürdüm.
Ses gelmesini bekledim ama karşıdan tık yoktu.
"Alo?. "
"Benden kaçabiliceğini düşünmedin umarım. "
Alpay.
"Ne istiyorsun?. "
"Ne istediğimi biliyorsun Rüya. "
"Hayır bilmiyorum. "
Derin bir nefes aldıktan sonra konuştu.
"Senin unuttuğun eski güzel günlerimizin hatrına sana 2 gün daha veriyorum. Sabrımı sınamaya kalkma sakın. Yoksa kendi yöntemlerimle bulucam babanı. "
"Sen... Hatırlıyor musun...?"
"Ben hiç unutmadım Rüya "
17 yıl önce
"Baba, bak anneme çiçek aldım. "
Elindeki çiçekleri babasına gösterirken gözlerindeki heyecanı saklayamamıştı küçük kız. Babası büyük bir gülümsemeyle kızının elindeki çiçekleri aldı.
"Ne kadar güzel çiçeklermiş bunlar, aynı kızıma benziyolar. "
Utanarak ellerini yüzüne götürdü Rüya. Babası ona ne zaman iltifat etse hep utanırdı.
"Peki, benim güzel kızım nerden aldı bunları. "
"Yaşlı amcanın bahçesinden kopardım. " diyerek gülmeye başladı. Yaşlı amca Rüya'yı çok severdi. Her gün ona çiçeklerinden bir tane verirdi, tabi rüyada ilk önce babasına götürür sonrada annesine hediye ederdi.
Ama bu çiçekler farklıydı. Bunlar mor renkti, daha önce yaşlı amca bunları vermemişti.
Büyük bir merakla babasına döndü.
"Bunların adı ne baba?. "
"Mor menekşe güzel kızım. "
"Çok güzeller. Benim olsunlar mı baba?. "
"Olsunlar bitanem. Hepsi senin olsun. "
Mor menekşe.
İlk defa duyuyordu bu çiçeğin adını, ama çok sevmişti. Artık her gün mor menekşelerini annesine hediye edicekti.
Günümüz
Salona vardığımda her yer kandı, bizimkilerin kanı olmadığına emindim. Onları adem eğitiyordu.
Etrafa göz gezdirirken Adem'i Sevgi'nin elini sararken gördüm. Beni görünce hızla yanıma geldi. Gözlerinde öfke vardı.
"Biraz daha geç kalsaydın, tek gidicektim. Hadi çıkalım. "
Gidicekken kolundan tutup durdurdum.
"Hiçbir yere gitmiyoruz. "
"Ne demek gitmiyoruz, şu hale bakar mısın. Yanlarına mı kalıcak. "
Onlara anlatmam gerekiyodu. Tek başıma karar vericeğim bi mesele değildi.
"Bizimkileri topla. Odada bekliyorum. "
Bir şey demesine fırsat vermeden. Zemin kata indim.Burası bana aitti kimse kolay kolay giremezdi.
Masanın yanındaki tekli koltuğa oturdum. Cebimden telefonu çıkarıp Başak'ı aradım.
1
2
"Alooooo"
Herzamanki gibi
"Nerdesiniz"
"Sana da merahaba balım. "
Sanki görüyomuş gibi gözlerimi devirdim.
"Merhaba Başak. Nerdesiniz?. "
"Çağan ile restorana geçiyoruz, bişey mi oldu?. "
"Salondayım.Anlatmam gereken şeyler var. "
"Tamamdır geliyoruz. "
Telefonu kapatıp koltuğa kafamı yasladım.
Yorulmuştum.
Tek isteğim annemi görmekti şuan , ama imkansızdı. Bu Alpay'ın ne yapıcağı belli olmazdı.Onu korumam lazımdı.Başka zaman olsa aynı şekilde karşılık verirdim, ama etrafım kalabalıktı kimse zarar görsün istemiyordum.
Alpay Önder'i araştırmamıştım.
Zaten tanıyordum.
Alpay Önder;Adnan Önder'in oğlu.
Adnan bey'i az da olsa hatırlıyordum, babamla çok samimilerdi, ama donra her ne olduysa düşman olmuşlardı birden Babam Öldükten 1 sene sonra tekerlekli sandalye'ye mahkum olmuştu. Sonrada oğlunu yurtdışına göndermişti.
Üzülmüştüm adama, bana hiçbir kötülüğü dokunmamıştı. Her zaman hediye getirirdi bana.
Anılar aklıma geldikçe gülümsedim. Alpay ile güzel anılar biriktirmiştim çocukken, gittiğinde çok ağlamıştım. Onu gördüğümde nasıl tanımadım hala anlamıyorum, resmen unutmuştum.
Şimdi geri dönmüştü, ama neden?.
Acaba o da beni unuttu mu?.
Kafamdaki sorular çoğalırken kapı çaldı.
"Gir!. "
İçeriye Yıldırım, Murat, Fırat ve Adem girdi.
Hepsi karşımdaki koltuğa dizilirken söze Yıldırım başladı.
"Anlat bakalım ne halt ettin de bizi topladın."
Ona gözlerimi devirirken diğerleri aralarında gülüşüyolardı.
"Bu sefer ben hiç bişey yapmadım. "
"Tabi canım, sen dünyanın en uslu kızısın. "
Omzuna vurduğumda çığlık attı.
"Canım acıdı. "
Bu imkansızdı, benim nerdeyse 5 katımdı.
"Bunlar nerde kaldı?."
Başak ile Çağan dan bahsediyordu. Onlar olmadan toplanmazdık.
Fırat'ın sorusuyla Yıldırım ona döndü.
"Kesin Çağan'ı öldürüp dere kenarına attı o salak. "
Biz konuşurken Çağan ve Başak kavga ederek içeriye girdi.
İyi insan dicem ama neyse.
"Ya sana sus diyorum bana Melis'in saçlarını anlatıyosun. Hey Allah'ım ya. "
"Napıyım oğlum kız çok güzel anlatmadan duramıyorum. "
"Sen bana oğlum mu dedin.? "
Çağan konuşucakken Başak onu susturdu.
"Benle muhattap olma, muşmula suratlı. "
Fırat'la Murat birbirlerine bakarak gülüşlerini saklıyolardı.
Başak yanıma geldi, koltuğun kenarına oturup ellerini omzuma koydu, yanağımı öptüğünde ona tiksinir gibi baktım o ise tekrar öpücük attı.
Bildiğimiz Başak.
"Şükür gelebildiniz yolda Çağan'nı öldürüp dereye attın diye korktuk. "
"Hayır Yıldırım, henüz değil ama bi daha Melis derse ellerimle boğucam. "
Çağan ağzını açıcakken bu sefer ben susturdum.
"Tamam yeter, kavganız bittiyse asıl konuya gelelim mi?."
"Anlat bitanem seni dinliyoruz, gene naptın. "
Fırat'la Murat birden kahkaha atmaya başlayınca koltuktaki yastığı kafalarına fırlattım.
"Susun artık. "
Susmalarını bekleyip, cebimdeki fotoğrafları ve zarfı çıkarıp önlerine koydum.
Hepsi fotoğraflara bakarken,Başak ve Yıldırım zarfı açtı. Kısaca özet geçtim bildiklerimi.
"Kızım sen ne dediğinin farkında mısın, ateşin filan yok dimi Rüya. Koskoca Adnan Önder'den bahsediyosun, sen bize niye hiç anlatmadın babanla arkadaş olduklarını?."
Murat Fırat'ın kafasına vurarak susturdu.
"Aptal konu o mu sence asıl olaya gelsene
Babasından bizene."
Bana dönüp merakla sordu.
"Sen bu oğlanla ne ara arkadaş oldun kızım. Bu adam psikopatın teki değil mi?. Yoksa hala görüşüyosunuz da bize mi söylemiyon Rüya?.
Yemin ederim küserim senle. "
Adem artık dayanamamış olucak ki ikisininde kafasına vurdu.
Ellerini açıp "Allahım ne günah işledim de başıma verdin bunları. " dedi.
Başak Ve Yıldırım bana donuk gözlerle bakıyordu. Diğerleride zarfta ki fotoğraflara bakınca derin bi sessizlik oluştu.
Sessizliği bozan Çağan'dı.
"Rüya...ama bu... Baban...? "
"Evet. Yaşıyor, 2 saat önce kanlı canlı karşımdaydı."
"Ama nasıl olur?. " diye sordu merakla Başak.
"Keşke sâdece yaşasa, bide karısıyla kızı var. "
Söylediğim Şeylle Yıldırım ayağa fırladı birden, gözlerini sinir kaplamıştı.
"Aklım almıyor kızım, bu adam ölmedi mi?. Yalan mı söyledi yani sana ne için?. Neden böyle bişey yapmış?. "
"Bilmiyorum Yıldırım. Sadece o da değil Alpay babamı istiyor, aylardır peşindeymiş. Babam izini kaybettirmeyi başarmış, e bulamayınca da bana sardı tabi. "
"Tamam söyle babanın yerini bitsin gitsin. "
Cevap vermedim.
Veremedim.
Murat bana dönerek.
"Rüya...söyliceksin dimi"
Yerimden kalkarak kapıya yöneldim. Yıldırım arkamdan "Bu sadece senin meselen değil. Seni yalnız bırakmıyacağımızı biliyorsun. Nolursa olsun yanındayız. " dedi.
Biliyordum.
Yanımdaydılar.
Cevap vermeden kapıdan çıktım.
Merdivene ilerlerken telefonum çaldı.
Hiç susmadı zaten bugün.
Bilinmeyen numaraydı.
Telefonu açıp kulağıma götürdüm.
Ses gelmesini bekledim ama karşıdan tık yoktu.
"Alo?. "
"Benden kaçabiliceğini düşünmedin umarım. "
Alpay.
"Ne istiyorsun?. "
"Ne istediğimi biliyorsun Rüya. "
"Hayır bilmiyorum. "
Derin bir nefes aldıktan sonra konuştu.
"Senin unuttuğun eski güzel günlerimizin hatrına sana 2 gün daha veriyorum. Sabrımı sınamaya kalkma sakın. Yoksa kendi yöntemlerimle bulucam babanı. "
"Sen... Hatırlıyor musun...?"
"Ben hiç unutmadım Rüya "
17 yıl önce
"Baba, bak anneme çiçek aldım. "
Elindeki çiçekleri babasına gösterirken gözlerindeki heyecanı saklayamamıştı küçük kız. Babası büyük bir gülümsemeyle kızının elindeki çiçekleri aldı.
"Ne kadar güzel çiçeklermiş bunlar, aynı kızıma benziyolar. "
Utanarak ellerini yüzüne götürdü Rüya. Babası ona ne zaman iltifat etse hep utanırdı.
"Peki, benim güzel kızım nerden aldı bunları. "
"Yaşlı amcanın bahçesinden kopardım. " diyerek gülmeye başladı. Yaşlı amca Rüya'yı çok severdi. Her gün ona çiçeklerinden bir tane verirdi, tabi rüyada ilk önce babasına götürür sonrada annesine hediye ederdi.
Ama bu çiçekler farklıydı. Bunlar mor renkti, daha önce yaşlı amca bunları vermemişti.
Büyük bir merakla babasına döndü.
"Bunların adı ne baba?. "
"Mor menekşe güzel kızım. "
"Çok güzeller. Benim olsunlar mı baba?. "
"Olsunlar bitanem. Hepsi senin olsun. "
Mor menekşe.
İlk defa duyuyordu bu çiçeğin adını, ama çok sevmişti. Artık her gün mor menekşelerini annesine hediye edicekti.
Günümüz
Salona vardığımda her yer kandı, bizimkilerin kanı olmadığına emindim. Onları adem eğitiyordu.
Etrafa göz gezdirirken Adem'i Sevgi'nin elini sararken gördüm. Beni görünce hızla yanıma geldi. Gözlerinde öfke vardı.
"Biraz daha geç kalsaydın, tek gidicektim. Hadi çıkalım. "
Gidicekken kolundan tutup durdurdum.
"Hiçbir yere gitmiyoruz. "
"Ne demek gitmiyoruz, şu hale bakar mısın. Yanlarına mı kalıcak. "
Onlara anlatmam gerekiyodu. Tek başıma karar vericeğim bi mesele değildi.
"Bizimkileri topla. Odada bekliyorum. "
Bir şey demesine fırsat vermeden. Zemin kata indim.Burası bana aitti kimse kolay kolay giremezdi.
Masanın yanındaki tekli koltuğa oturdum. Cebimden telefonu çıkarıp Başak'ı aradım.
1
2
"Alooooo"
Herzamanki gibi
"Nerdesiniz"
"Sana da merahaba balım. "
Sanki görüyomuş gibi gözlerimi devirdim.
"Merhaba Başak. Nerdesiniz?. "
"Çağan ile restorana geçiyoruz, bişey mi oldu?. "
"Salondayım.Anlatmam gereken şeyler var. "
"Tamamdır geliyoruz. "
Telefonu kapatıp koltuğa kafamı yasladım.
Yorulmuştum.
Tek isteğim annemi görmekti şuan , ama imkansızdı. Bu Alpay'ın ne yapıcağı belli olmazdı.Onu korumam lazımdı.Başka zaman olsa aynı şekilde karşılık verirdim, ama etrafım kalabalıktı kimse zarar görsün istemiyordum.
Alpay Önder'i araştırmamıştım.
Zaten tanıyordum.
Alpay Önder;Adnan Önder'in oğlu.
Adnan bey'i az da olsa hatırlıyordum, babamla çok samimilerdi, ama donra her ne olduysa düşman olmuşlardı birden Babam Öldükten 1 sene sonra tekerlekli sandalye'ye mahkum olmuştu. Sonrada oğlunu yurtdışına göndermişti.
Üzülmüştüm adama, bana hiçbir kötülüğü dokunmamıştı. Her zaman hediye getirirdi bana.
Anılar aklıma geldikçe gülümsedim. Alpay ile güzel anılar biriktirmiştim çocukken, gittiğinde çok ağlamıştım. Onu gördüğümde nasıl tanımadım hala anlamıyorum, resmen unutmuştum.
Şimdi geri dönmüştü, ama neden?.
Acaba o da beni unuttu mu?.
Kafamdaki sorular çoğalırken kapı çaldı.
"Gir!. "
İçeriye Yıldırım, Murat, Fırat ve Adem girdi.
Hepsi karşımdaki koltuğa dizilirken söze Yıldırım başladı.
"Anlat bakalım ne halt ettin de bizi topladın."
Ona gözlerimi devirirken diğerleri aralarında gülüşüyolardı.
"Bu sefer ben hiç bişey yapmadım. "
"Tabi canım, sen dünyanın en uslu kızısın. "
Omzuna vurduğumda çığlık attı.
"Canım acıdı. "
Bu imkansızdı, benim nerdeyse 5 katımdı.
"Bunlar nerde kaldı?."
Başak ile Çağan dan bahsediyordu. Onlar olmadan toplanmazdık.
Fırat'ın sorusuyla Yıldırım ona döndü.
"Kesin Çağan'ı öldürüp dere kenarına attı o salak. "
Biz konuşurken Çağan ve Başak kavga ederek içeriye girdi.
İyi insan dicem ama neyse.
"Ya sana sus diyorum bana Melis'in saçlarını anlatıyosun. Hey Allah'ım ya. "
"Napıyım oğlum kız çok güzel anlatmadan duramıyorum. "
"Sen bana oğlum mu dedin.? "
Çağan konuşucakken Başak onu susturdu.
"Benle muhattap olma, muşmula suratlı. "
Fırat'la Murat birbirlerine bakarak gülüşlerini saklıyolardı.
Başak yanıma geldi, koltuğun kenarına oturup ellerini omzuma koydu, yanağımı öptüğünde ona tiksinir gibi baktım o ise tekrar öpücük attı.
Bildiğimiz Başak.
"Şükür gelebildiniz yolda Çağan'nı öldürüp dereye attın diye korktuk. "
"Hayır Yıldırım, henüz değil ama bi daha Melis derse ellerimle boğucam. "
Çağan ağzını açıcakken bu sefer ben susturdum.
"Tamam yeter, kavganız bittiyse asıl konuya gelelim mi?."
"Anlat bitanem seni dinliyoruz, gene naptın. "
Fırat'la Murat birden kahkaha atmaya başlayınca koltuktaki yastığı kafalarına fırlattım.
"Susun artık. "
Susmalarını bekleyip, cebimdeki fotoğrafları ve zarfı çıkarıp önlerine koydum.
Hepsi fotoğraflara bakarken,Başak ve Yıldırım zarfı açtı. Kısaca özet geçtim bildiklerimi.
"Kızım sen ne dediğinin farkında mısın, ateşin filan yok dimi Rüya. Koskoca Adnan Önder'den bahsediyosun, sen bize niye hiç anlatmadın babanla arkadaş olduklarını?."
Murat Fırat'ın kafasına vurarak susturdu.
"Aptal konu o mu sence asıl olaya gelsene
Babasından bizene."
Bana dönüp merakla sordu.
"Sen bu oğlanla ne ara arkadaş oldun kızım. Bu adam psikopatın teki değil mi?. Yoksa hala görüşüyosunuz da bize mi söylemiyon Rüya?.
Yemin ederim küserim senle. "
Adem artık dayanamamış olucak ki ikisininde kafasına vurdu.
Ellerini açıp "Allahım ne günah işledim de başıma verdin bunları. " dedi.
Başak Ve Yıldırım bana donuk gözlerle bakıyordu. Diğerleride zarfta ki fotoğraflara bakınca derin bi sessizlik oluştu.
Sessizliği bozan Çağan'dı.
"Rüya...ama bu... Baban...? "
"Evet. Yaşıyor, 2 saat önce kanlı canlı karşımdaydı."
"Ama nasıl olur?. " diye sordu merakla Başak.
"Keşke sâdece yaşasa, bide karısıyla kızı var. "
Söylediğim Şeylle Yıldırım ayağa fırladı birden, gözlerini sinir kaplamıştı.
"Aklım almıyor kızım, bu adam ölmedi mi?. Yalan mı söyledi yani sana ne için?. Neden böyle bişey yapmış?. "
"Bilmiyorum Yıldırım. Sadece o da değil Alpay babamı istiyor, aylardır peşindeymiş. Babam izini kaybettirmeyi başarmış, e bulamayınca da bana sardı tabi. "
"Tamam söyle babanın yerini bitsin gitsin. "
Cevap vermedim.
Veremedim.
Murat bana dönerek.
"Rüya...söyliceksin dimi"
Yerimden kalkarak kapıya yöneldim. Yıldırım arkamdan "Bu sadece senin meselen değil. Seni yalnız bırakmıyacağımızı biliyorsun. Nolursa olsun yanındayız. " dedi.
Biliyordum.
Yanımdaydılar.
Cevap vermeden kapıdan çıktım.
Merdivene ilerlerken telefonum çaldı.
Hiç susmadı zaten bugün.
Bilinmeyen numaraydı.
Telefonu açıp kulağıma götürdüm.
Ses gelmesini bekledim ama karşıdan tık yoktu.
"Alo?. "
"Benden kaçabiliceğini düşünmedin umarım. "
Alpay.
"Ne istiyorsun?. "
"Ne istediğimi biliyorsun Rüya. "
"Hayır bilmiyorum. "
Derin bir nefes aldıktan sonra konuştu.
"Senin unuttuğun eski güzel günlerimizin hatrına sana 2 gün daha veriyorum. Sabrımı sınamaya kalkma sakın. Yoksa kendi yöntemlerimle bulucam babanı. "
"Sen... Hatırlıyor musun...?"
"Ben hiç unutmadım Rüya "
