Yine bir teneffüs zili. Dün yaşadıklarımı hala unutamamıştım. Eceler bugün yoktu. Sadece Melda vardı. Ama sakin duruyordu. Galiba artık kurtulmuştum. Ben Melda'yı incelerken Demir seslendi:
"Elena, dışarı çıkalım mı? Belki konuşabiliriz. Dün olanlar hakkında mesela."
"Tamam. Ama sen de yüzündeki o yara izini anlatacaksın."
Başka yer bulamadığımız için yine bahçedeki o gizli yere geldik. Demir:
"Önce sana şunu sorayım. Neden o kızlar sana zorbalık yapıyorlardı?" diyerek konuşmayı başlattı. Ben de anlatmaya başladım:
"5. sınıfta o kızlardan biriyle arkadaş olmuştum. Aslında ben değil, o kız benimle arkadaş oldu. Sonra tartıştık ve aramız bozuldu. Ama o olaydan baya sonra tekrar o kızla arkadaş oldum ve beni diğer arkadaşlarıyla tanıştırdı. Uzun süre arkadaşlığımız devam etti. Bir gün o kızlardan birinin annesiyle konuşmasını duydum ve..."
"Eee?"
"Ve benimle numaradan arkada olduğunu, benimle işi olmadığını falan söyledi. Ben de onlarla arkadaşlığımı bitirmeye karar verdim. Bu olaydan sonra onları sigara içtikleri için öğretmene şikayet ettim ama çoktan kaçmışlardı. O günden beri zorbalık yaptılar."
"Peki niye kimseye söylemedin?"
Biraz duraksadım.
"Çünkü, korktum. Yani benden daha güçlüler ve bir şekilde olaydan çıkarlardı."
"Neyse, ben zaten müdüre söylemiştim."
Şaşkınlıkla baktım. Bunu ne ara yapmıştı ki?
"Sen ciddi misin?"
"Evet. İyi yapmışım işte. Onları öylece bırakamazdım."
"Peki, sıra sende. Sen de bana-"
"Anladım. Yüzümdeki yara izi."
Bekledi. Düşüncelere dalmış görünüyordu. Ama yüzü kötüydü. Yere sabit bir şekilde bakıyordu.
"Aslında, istersen anlatmayabilirsin. Yani senin için çok kötü bir anısı varsa."
"Yok, hayır. Sen anlattın. Zaten konuşmaya ihtiyacım vardı."
Yine bir bekleyiş.
"3-4 hafta önce, annemle babam kavga ediyordu. Aslında bu hep olur. Sadece 1 güne özel bir şey değil. Neyse, ben o sırada uyumaya çalışıyordum. Sonra yanlarına gittim. Babam anneme şiddetli bir şekilde bağırıyordu. Artık dayanamadım ve 'Yeter artık baba, anneme bağırmayı bırak!' diyerek babamı çıldırttım. İşte sonra, sonra babam o sinirle yumruk attı ve gözüme geldi."
İkimiz de donakalmıştık. Sorduğuma öyle pişman olmuştum ki, oradan yok olmak istedim.
"Şey, ben özür dilerim. Saçma merakım yüzünden üzülmene sebep oldum"
Demir, sanki heykelmiş gibi duruyordu ve gram hareket ettiğini görmüyordum.
"Sen gerçekten iyi misin?"
Sessizce ağlıyordu. Ama bunu öyle saklamıştı ki, ağladığını anlamam uzun süremi aldı. Sonra bana döndü.
"Elena, böyle bir aileye sahip olmadığın için çok şanslısın. Eminim ki ailen senin gibi iyi kişilerdir."
"Olsaydı belki."
"Ne, olsaydı derken?"
"Ailem olsaydı diyorum, yani bir aileye bile sahip değilim!"
Bunu dedikten sonra gülmeye başladım. Bu sinirlenme gülmesi miydi, üzülme gülmesi miydi bilmiyorum. Sadece gülüyordum. Demir benim gülmeme dayanamadı, o da gülmeye başladı. Kafayı yediğimiz belliydi!
"Bu arada dalga geçmiyorum, gülmene gülüyorum. "
"Biliyorum boş ver."
Zil çaldıktan sonra bile gülmeye devam ettim. Demir bana delirmişim gibi baksa da gülüyordu.