Ertesi sabah alarm çaldığında Alia'nın ilk yaptığı şey saate bakmak olmadı.
Doğruca aynanın karşısına geçti.
Odasındaki perde henüz tam açılmamıştı. Güneş ışığı odanın bir köşesine vuruyor, aynanın yarısını aydınlatıyordu. Alia uzun süre konuşmadan kendine baktı. Gözlerinin altındaki morluklar daha da belirginleşmiş gibiydi. Saçlarını düzeltti. Sonra gömleğini üzerine tuttu.
Aklına ilk gelen düşünce, "Bugün nasıl görünüyorum?" olmadı.
"Bugün insanlar bende neyi eleştirecek?"
Bu soru artık her sabah onunla birlikte uyanıyordu.
Dolabını açtı. Birkaç farklı kıyafeti çıkardı. Birini giydi, beğenmedi. Çıkardı. Diğerini denedi. Sonra onu da çıkardı. Aynanın karşısında defalarca dönüp durdu. Kıyafetler değişiyordu ama memnuniyetsizliği değişmiyordu.
En sonunda sinirlenip hepsini yatağın üzerine attı.
"Hiçbiri yakışmıyor."
Bunu o kadar sessiz söylemişti ki, odada kendisinden başka kimse olmasa bile utanmıştı.
Okula gitmek için hazırlandığında annesi kapıdan seslendi.
"Ne o? Defile mi var? Hâlâ çıkmadın."
Alia cevap vermedi.
Çantasını alıp mutfağa indi.
Masada kahvaltı hazırdı ama iştahı yoktu. Tabağına sadece küçük bir parça peynir aldı.
Annesi kaşlarını çattı.
"Bu kadar mı yiyeceksin?"
"Evet."
"Sonra iki derste acıkırsın."
"Acıkmam."
Babası gazeteden başını kaldırdı.
"Ne oldu? Dün diyet şakası yaptık diye gerçekten kafaya mı taktın?"
Alia'nın eli titredi.
"Hayır."
Babası omuz silkti.
"Sen bilirsin."
Kimse onun yüzüne uzun uzun bakmadı.
Kimse "İyi misin?" diye sormadı.
Masadan kalktığında karnı boştu ama zihni dopdoluydu.
---
Okulun ilk dersi boyunca tek kelime etmedi.
Öğretmen tahtada konu anlatırken Alia defterine not almak yerine sayfanın kenarına aynı cümleyi tekrar tekrar yazıyordu.
"Daha iyi ol."
Bir satır.
"Daha iyi ol."
Bir satır daha.
"Daha iyi ol."
Sayfanın yarısı aynı cümleyle dolmuştu.
Kalemi durdu.
Kendi yazısına baktı.
Birden sinirlendi.
"Bu da düzgün olmamış."
Defterden o sayfayı hızla kopardı. Küçük parçalara ayırdı. Çantasının cebine tıkıştırdı.
Yan sıradaki arkadaşı şaşkınlıkla baktı.
"Niye yırttın?"
"Çirkin yazmışım."
"Gayet normaldi."
Alia başını salladı.
"Hayır."
Onun için "normal" artık yeterli değildi.
Mükemmel olmayan her şey, başarısızlıktı.
---
O gün okul çıkışında eve yürürken bir pastanenin önünden geçti.
Camın arkasında yeni çıkmış poğaçalar, tatlılar ve kekler vardı. Midesi açlıktan kasıldı. Bir an durdu. İçeri girmeyi düşündü.
Sonra camdaki yansımasını gördü.
Bir adım geri çekildi.
"Buna ihtiyacın yok."
"Zaten yeterince iradeli değilsin."
"Bir tane yersen yarın iki tane yersin."
Başını eğip yürümeye devam etti.
Eve vardığında başı ağrıyordu.
Annesi mutfaktan seslendi.
"Çorba koydum, gel."
"İstemiyorum."
"Neden?"
"Aç değilim."
"Sabah da doğru düzgün yemedin."
"Canım istemiyor."
Annesi sinirle tencerenin kapağını kapattı.
"İnsan bir gün çok yer, bir gün az yer ama sen iyice tuhaflaştın."
Alia odasına çıktı.
Kapıyı kapattı.
Yatağına oturdu.
Karnı açlıktan gurulduyordu.
İçinden bir ses, mutfağa gidip bir şeyler yemesini söylüyordu.
Ama daha güçlü başka bir ses vardı.
"Biraz daha dayan."
"Biraz daha."
"Belki o zaman... yeterince iyi olursun."
Alia dizlerini karnına çekti.
İlk kez, kendi zihnindeki seslerden korktu.
Çünkü onların susmaya hiç niyeti yoktu.