Alia odasının kapısını kapattıktan sonra sırtını kapıya yasladı. Salondan hâlâ annesiyle babasının sesleri geliyordu. Kelimeleri seçemiyordu ama tonları yeterince açıktı. Bu evde kimse mutlu değildi. Fakat Alia, nedense bunun sebebinin kendisi olduğuna inanmaya başlamıştı.
Çantasını yatağın üzerine bıraktı ve ağır adımlarla aynanın karşısına geçti.
Eskiden aynaya hazırlanmak için bakardı.
Şimdi ise kusur bulmak için.
Uzun süre hiçbir şey yapmadan kendini izledi. Omuzlarını düzeltti, yan döndü, tekrar karşısına geçti. Saçını topladı. Sonra bıraktı. Gömleğinin üzerine ellerini koydu. Aynadaki görüntü değişmiyordu ama zihnindeki sesler giderek yükseliyordu.
"İnsanlar sana bakınca ilk ne görüyor?"
"Belki de haklılar."
"Belki gerçekten yeterince iyi görünmüyorsun."
"Belki sorun sadece derslerin değildir."
Bir süre sonra gözlerini kaçırdı.
Aynaya bakmak yorucu olmaya başlamıştı.
Masasına oturdu. Siyah defterini açtı. Bu defter, kimsenin bilmediği düşüncelerinin tek tanığıydı. Kalemi eline aldı ve sayfanın tam ortasına büyük harflerle tek bir cümle yazdı.
"NEDEN HİÇBİR ŞEY YETERLİ DEĞİL?"
Altına uzun süre hiçbir şey yazamadı.
Sonra, sanki biri onun elini yönetiyormuş gibi kelimeler peş peşe dökülmeye başladı.
"Daha başarılı olmalısın."
"Daha güzel görünmelisin."
"Daha sessiz olmalısın."
"Daha az hata yapmalısın."
"Daha güçlü olmalısın."
"Daha..."
Kalem durdu.
Sayfanın geri kalanı boştu.
Çünkü Alia ne kadar uğraşırsa uğraşsın, o cümleyi hiçbir zaman tamamlayamayacağını hissediyordu.
Defteri kapattı. Odanın içi kararmaya başlamıştı. Perdeyi açtığında camdaki yansımasıyla tekrar göz göze geldi. Bu kez aynaya yaklaşmadı.
İçinden sert bir ses yükseldi.
"Bugün de yeterince iyi değildin."
"Yarın daha iyi olmalısın."
"Daha çok çalış."
"Daha az hata yap."
"Kimseye yük olma."
O ses annesine ait değildi.
Babasına da.
Artık o ses, Alia'nın kendi sesi olmuştu.
Ve insanın kendine söylediği acımasız cümleler, başkalarının söylediklerinden çok daha uzun süre içinde kalıyordu.