İçeriğe geç

Yeterince İyi Değilsin

Bölüm 6 · 3 dk okuma

Yeterince İyi Değilsin

Bölüm 6

En sessiz savaş

Alia o sabah alarm çalmadan uyandı. Gözlerini tavana dikmiş halde uzun süre kıpırdamadan yattı. Perdenin arasından süzülen solgun gün ışığı odasının duvarlarını aydınlatıyordu ama odanın içi yine de kasvetli görünüyordu. Birkaç hafta önce masasına koyduğu küçük sukulent bile susuzluktan kurumaya başlamıştı. Ona su vermeyi unutmuştu. Aslında sadece çiçeği değil, kendisini de uzun zamandır ihmal ediyordu.

Yataktan kalkıp banyoya gitti. Soğuk suyla yüzünü yıkadıktan sonra aynaya baktı. Önce gözlerinin altındaki koyu halkaları fark etti. Sonra saçlarını. Ardından istemsizce bakışları yüzüne, boynuna, omuzlarına kaydı.

Dün akşam annesinin söylediği cümle zihninde tekrar yankılandı.

"Biraz hareket etsen yüzün de incelir."

O cümleyi ilk duyduğunda sadece canı acımıştı.

Şimdi ise ona inanıyordu.

Dolabını açıp okul formasını çıkardı. Gömleğini giyerken kumaşın üzerine nasıl oturduğunu dikkatle izledi. Eteğini iliklediğinde bir an duraksadı.

"Acaba eskisine göre daha mı dar?"

Aslında değildi.

Ama insan, kusur aramaya başladığında aynalar bile ona yalan söylemeye başlıyordu.

Mutfağa indiğinde annesi çay dolduruyordu. Masada kızarmış ekmek, peynir ve yumurta vardı. Alia sessizce sandalyeye oturdu.

"Yumurta al."

"İstemiyorum."

"Neden?"

"Aç değilim."

Annesi gözlerini devirdi.

"Gece de doğru düzgün yemedin."

Babası gazeteyi katlayıp Alia'ya baktı.

"Sonra okulda bayılırsan bizi suçlama."

Alia tabağına yalnızca küçük bir parça ekmek aldı.

Tam ağzına götürecekken annesi alaycı bir ifadeyle konuştu.

"Ne oldu? Diyete mi başladın?"

Babası hafifçe güldü.

"İki gün sürmez."

İkisi de bunu sıradan bir şakaymış gibi söylemişti.

Ama Alia'nın boğazındaki düğüm büyüdü.

Sessizce ekmeği yerine bıraktı.

"Canım istemedi."

Annesi omuz silkti.

"Sen bilirsin."

O an kimse fark etmedi.

Masadan neredeyse aç kalkmıştı.

---

Okulun üçüncü dersinde beden eğitimi vardı. Öğretmen bütün sınıfı bahçeye çıkardı ve ısınma hareketleri yaptırmaya başladı. Öğrenciler kendi aralarında şakalaşıyor, birbirlerini geçmeye çalışıyorlardı. Alia ise grubun en arkasında sessizce hareketleri tekrar ediyordu.

Koşu sırasında birkaç kişi onu geçti.

Arkasından gelen kahkahaları duydu.

İki kız birbirlerine çok da alçak olmayan bir sesle konuşuyordu.

"Koşarken çok komik görünüyor."

"Biraz kilo verirse rahatlar."

"Şşşt, duyacak."

"Duysun."

Bu son kelime Alia'nın kulağına beklediğinden daha sert çarptı.

Adımlarını yavaşlattı.

Nefesi kesildiği için değil.

Koşmaya devam edecek gücü kalmadığı için.

Ders bitince herkes soyunma odasına geçti. Gürültü, parfüm kokuları ve kahkahalar birbirine karışmıştı. Alia montunu giyerken dolabın metal kapağındaki silik yansımasına baktı.

İlk kez kendini başkalarının gözünden görmeye çalışıyordu.

Ve bu düşünce, gün boyu peşini bırakmadı.

---

Akşam eve döndüğünde salonun kapısı açıktı. İçeriden yine yükselen sesler geliyordu.

"Bu faturaları nasıl ödeyeceğiz?"

"Bana bağırıp durma!"

"Her şey üstüme kaldı!"

Annesi mutfaktan sinirle çıktı, elindeki bardağı sertçe masaya bıraktı. Bardak devrilmedi ama içindeki çay masaya taştı.

Tam o sırada Alia kapıda göründü.

Annesi bütün öfkesini ona çevirdi.

"Neden öyle dikiliyorsun? Eve girince bir 'yardım edeyim' demek bu kadar mı zor?"

"Yeni geldim..."

"Her zaman bir bahanen var!"

Babası da ayağa kalktı.

"Annen bütün gün uğraşıyor. Senin umurunda bile değil."

Alia çantasını yere bıraktı.

"Ne yapmamı istersiniz?"

Babası sinirle güldü.

"Bak, hâlâ soruyor."

"On sekiz yaşına gelmişsin, hâlâ ne yapacağını söylememizi bekliyorsun."

Annesi mutfaktaki tabakları gösterdi.

"Bulaşıkları yıka. Sonra odanı topla. Çamaşırları katla. Bir kere de biz söylemeden bir şey yap."

Alia tek kelime etmeden mutfağa geçti.

Musluğu açtı.

Sıcak su ellerini yakıyordu ama çekmedi.

Arkasından annesiyle babasının tartışması yeniden başladı.

Bu kez konu Alia değildi.

Para.

Borçlar.

Gelecek.

Ama kavga büyüdükçe Alia yine suçlu gibi hissediyordu.

Sanki evdeki bütün gerginliğin nedeni kendisiydi.

Bulaşıkları bitirdiğinde mutfakta tek başınaydı.

Tezgahta akşam yemeğinden kalan pilav duruyordu.

Karnı açlıktan gurulduyordu.

Kaşığı eline aldı.

Bir lokma aldı.

Sonra sabah duyduğu cümle aklına geldi.

"Biraz kilo verirse rahatlar."

Kaşığı tekrar tencereye bıraktı.

Kapağını kapattı.

Odasına çıktı.

Açtı.

Ama kendine, aç olmadığını söylemeye devam etti.

Ve o gece, farkında bile olmadan, Alia'nın kendisiyle verdiği en sessiz savaş başlamış oldu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.