Alia ertesi gün okula gittiğinde bir şey farklıydı.
Aslında hiçbir şey değişmemişti.
Ama o, değişmiş gibi hissediyordu. Sanki herkes onun hakkında bir şey biliyordu da o habersiz kalmıştı. Bu his, en kötü türdendi. Çünkü kanıtı yoktu ama etkisi gerçekti.
Koridorda yürürken iki kızın yanından geçti.
Seslerini duymaması imkânsızdı.
"Bak bak, o değil mi?"
"Kim?"
"Şey ya… geçen gün beden dersinde en sona kalan."
Gülüşme.
Alia yürümeye devam etti.
Adımlarını hızlandırmadı.
Yavaşlatmadı.
Sadece var olmaya devam etti.
Ama içi, aynı sakinlikte değildi.
Sınıfa girdiğinde en arka sıraya oturdu. Çantasını açtı, defterini çıkardı ama açmadı. Çünkü açarsa yazacaktı. Yazarsa düşünecekti. Düşünürse büyüyecekti.
Ve o gün büyümek istemiyordu.
İlk dersin ortasında kapı açıldı.
Geç kalan bir grup öğrenci içeri girdi. İçlerinden biri yüksek sesle konuşuyordu.
"Ya dün kantinde gördüm, bir kız vardı…"
Cümle yarım kaldı ama herkesin dikkati oraya kaydı.
Alia dahil.
"Kim?"
"Şu… biraz tombik olan."
Sınıfta birkaç kişi güldü.
Alia kalemini sıkı tuttu.
"Yürürken bile yoruluyor gibi."
Bir başka kahkaha.
Öğretmen fark etmedi.
Ya da etmek istemedi.
Alia o an defterine baktı.
Sayfa boştu.
Ama zihni doluydu.
"Tombik."
Kelime beynine takıldı.
Sanki yeni bir isimmiş gibi.
Sanki kimliğiymiş gibi.
Ders boyunca tek kelime yazmadı.
Öğle arasında kantine gitti.
Sırada bekledi.
Önündeki kız telefonuna bakıyordu.
"Ya ben kilo aldım ya."
Yanındaki arkadaş cevap verdi.
"Yok ya, normalsin."
Kız güldü.
"Normalsin ne ya, herkes normal diyor ama kimse kendini sevmiyor."
Gülüşme.
Alia su aldı.
Başka hiçbir şey almadı.
Kasaya gitti.
Ödedi.
Çıktı.
Basit.
Sessiz.
Ama içeride başka bir şey büyüyordu.
Okul çıkışı koridorda kalabalık vardı. Alia merdivenlerden inerken arkasından bir ses duydu.
"Şuna bak ya, merdiven çıkarken bile ağır ağır."
Bir başka ses.
"Spora yazılsa 2 günde bırakır."
Gülüşme.
Alia durmadı.
Ama nefesi değişti.
Sanki hava biraz daha daraldı.
Sanki koridor biraz daha sıkıştı.
Eve vardığında kapıyı açtı.
Annesi salondaydı.
"Geç kaldın."
"Servis bekledim."
"Bahane."
Babası televizyona bakmadan konuştu.
"Bugün okul nasıldı?"
Alia durdu.
Bir an anlatmak istedi.
Sonra vazgeçti.
"Normal."
Annesi kaşlarını kaldırdı.
"Normal mi? Yüzün normal değil."
Alia çantasını yere bıraktı.
"Yoruldum."
"Sen hep yoruluyorsun zaten."
Bu cümle bile artık yeni değildi.
Sıradanlaşmıştı.
Ama yine de can yakıyordu.
Odasına çıktı.
Kapıyı kapattı.
Ve bu kez kapıya yaslanmadı.
Direkt yere çöktü.
Çünkü tutunacak bir şey kalmamış gibiydi.
Ağlama önce gelmedi.
Önce boşluk geldi.
Sonra düşünceler.
Sonra sesler.
"Tombik."
"Yavaş."
"Ağır."
"Normal değil."
Alia ellerini yüzüne kapattı.
Ve bu kez ağladı.
Sessiz değil.
Kontrollü değil.
Saklanmış değil.
Gerçek bir çöküş gibi.
Omuzları titredi.
Nefesi kesildi.
Gözleri yanıyordu.
Ama en kötüsü gözyaşı değildi.
En kötüsü, o an kendi kendine şunu düşünmesiydi:
"Belki gerçekten böyleyim."
Ve bu düşünce, diğer bütün cümlelerden daha ağırdı.
Çünkü artık dışarıdan söylenmiyordu.
İçeride kabul edilmeye başlıyordu.