💔
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil,
bütün iş Tahirle Zühre olabilmekte
yani yürekte.
Meselâ bir barikatta dövüşerek
meselâ kuzey kutbunu keşfe giderken
meselâ denerken damarlarında bir serumu
ölmek ayıp olur mu?
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
Seversin dünyayı doludizgin
ama o bunun farkında değildir
ayrılmak istemezsin dünyadan
ama o senden ayrılacak
yani sen elmayı seviyorsun diye
elmanın da seni sevmesi şart mı?
Yani Tahir'i Zühre sevmeseydi artık
yahut hiç sevmeseydi
Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden?
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
~NAZIM HİKMET RAN~
Semih karanlık sorgu odasında kaç saattir oturduğunu bilmiyordu. Etrafında bakındı lakin etrafında önündeki demir masa ve tepesinden sarkan ve şu anda kapalı olan ışıktan başka hiç bir şey yoktu.Sıkkın bir nefes verdi.
"Ulan nerden geldin başıma bela oldun anlamadım ki" dedi ve başını yanına çevirdiğinde duvarda bir aynanın olduğunu gördü.Acaba bu aynanın arkasında gerçekten filmlerdeki gibi onu izleyenler varmıydı? O bunu düşünürken karşısında duran kapı açıldı.
Kapının açılmasıyla önce odaya ışık hüzmesi doldu. Saatlerdir karanlık odada tek başına oturduğu için bu ışık gözlerini hafifçe rahatsız etmişti. Aynı saniyelerde tepesinden sarkan ışıkta açılınca bu sefer gözlerini yummak zorunda kalmıştı.
Gözlerini hafifçe araladığında karşısında ayakta duran genç bir delikanlı olduğunu farketti.
Semih hiç sesini çıkarmadan düz bakışlarını karşısındaki kişinin üzerinde gezdirdi.
"Poyraz ben. Başkomiser Poyraz Yılmaz sorgunu beraber yürüteceğiz" derken Semih'in karşısında duran sandalyeyi usul usul çekti ancak bunu yapmasıyla iğrenç gıcırtılı bir ses odayı sararken arkadan bir kişi daha girdi odaya ve kapı kapandı.
Semihinse şuan tek odağı karşısında duran başkomserdeydi yani Poyrazda.
Poyraz'ın bakışları da Semihteydi.
"Susadın mı?"Diye sordu Poyraz sakin bir sesle
Semih Poyraz'ın yüzünden bakışlarını çekmeden başını olumsuz anlamda iki yana salladı.
"Keyfin bilir"Dedi Poyraz rahat bir tavırla ve cebinden bir sigare paketi çıkarttı.
Paketin iinden bir dal aldı ve dudaklarının arasına sıkıştırdı sigarayı.
Oldukça sakin hareketlerle elini cebine attı tekrar ve bir kibrit kutusu çıkardı.Kibrit kutusunu açtı içinden bir tane aldı ve kibriti kutunun kenarına sürtüp yaktıktan sonra dudaklarının arasında bulunan sigarayı yaktı.
Sigarayı dudaklarından indirmeden elindeki kibritin yanışını izledi sessizce.Kibrit yanıp eğilmeye başlarken yavaşça üfledi ve söndürdü kibriti.
Yanan kibriti masaya bırakırken Semih'e döndü.
"Sen yapmadın." Dedi kendinden emin bir şekilde.
Semih sessizliğini korurken Poyraz kendinden emin bir sesle devam etti.
"Sen yapmadın orası kesin de kim yaptı işte onu sen söyleyeceksin.Tabi ömrünün gerisini dört duvar içinde geçirmek istemiyorsan" Dedi sigaradan çektiği derin nefesi serbest bırakırken.
Aralarında sigaranın dumanı dolmuşken Semih ne diyeceğini kestiremedi.Ne yapmalıydı sessiz mi kalmalıydı?Hayır ben yaptım deyip Asya'nın suçunu üstlenmeli miydi yoksa kandini işin içinden sıyırmalı mıydı?
"Konuşmazsan bütün her şey üstüne kalacak.Konuş. Konuş ki asıl suçluyu bulayım"
O an içinde kalbinin en derinlerinde uzun süredir hissetmediği bir duygu belirdi Semih'in
"Gerçekleri gün yüzüne çıkarmak suç mu ki?"Deyiverdi birden masaya yaklaşırken
"Ülkenin polisi,hakimi,savcısı ne bileyim federasyonda adam mı kalmadı ki sen adalet dağıtıyorsun"Diye birden ciddileşti Poyraz ve elindeki sigarayı masanın demir yüzeyine basıp söndürdü.
"Videoda ligde dönen şikeler ayen beyan ortadaydı diye düşünüyorum. Belli ki bu işi sikine takan yokmuş memlekette ya da herkes işine geleni duyup işine gelini mi görüyor?"Dedi Semihte kendinden emin bir şekilde.
"Sen kendini kibrit sanıyorsun.Sigarayı yakmak için kül olan bir kibrit ama unutma Kılıçsoy o kibritin yanıp yanmayacağına bile ben karar veririm ben istersem yanar o kibrit ve eğer ben müsade edersem tüketir kendini yani kaderi benim iki dudağımın ve parmaklarımın ucundadır.Şimdi senin olduğu gibi"Dedi işaret pamağını Semih'e doğrulturak.
Semih sakin bir şekilde masada duran kibrit kutusuna uzandı,kutuyu yavaşça açtı ve içinden bir kibrit çıkardı.
"Ben"dedi ve delici bakışlarını Poyraz'a yöneltti "senin eline aldığın kibrite benzemem. Sobaya benzerim alev alev harlı harlı yanan bir sobaya. öyle esen ilk rüzgarla da sönmem."
Dedi ve elindeki kibriti yaktı.
"Hele ki benim değer verdiğime, uğrunda ter döktüğüme,benim kıymetlime dokunmaya çalışanı YAKARIM.Üstelik ateşim de bu kibrit gibi aciz değildir. Yani senin Anlayacağın senin nefesin yetmez benim ateşimi söndürmeye" Dedi oldukça kendinden emin bir şekilde ve parmaklarının arasında duran kibriti demir masanın üstüne bırakırken üstüne parmağını bastırıp söndürdü kibriti.
İşte o anda ilk kez Poyraz'ın gözleinde bir duygu seçti; öfkeyi seçti Semih. Bunu görmekse onu oldukça memnun etmişti zira Poyraz'ın ne hissettiğini aklından ne geçtiğini bilmemektense öfkeli olduğunu bilmeyi tercih ederdi.
Poyraz sinirle kalktı masadan "Bu işi yapan her kimse bulucam ister sen söylersin ister sen hapisteyken ben bulurum tercih senin"
Dedi ve sinirle çıkışa yöneldi.Az önce onunla birlikte içeri giren adam kapıyı açtı ve birlikte çıkıp gittiler.
Semih bir süre yalnız kaldı.
Ne yapmıştı az önce?Remen hapise girmek pahasına satmamıştı Asya'yı.
O kendi kendini sorgularken kapı tekrar açıldı ve içeriye Altın Mimir Hanım girdi -Beşiktaşın yönetim kurulu üyesi aynı zamanda hukuk işlerinden de sorumlu bir avukat- Mimir Hanım'ı görünce ayaklandı Semih.
Mimir Hanımsa oldukça telaşlıydı. "Semih sen aklını mı yitirdin?" Diye sorarken sesinden bile helli oluyordu telaşı.
Mimir Hanım hızlı adımlarla Semih'in yanına geldiğinde"Oğlum polise kafa tutmak ne demek.Üstelik işler bu kadar karışıkken"diye söylendi.
Semih duyduğu şeyi önemsemedi "laptop" dedi sadece "açabilirler mi?"
"Açarlar elbet ama sen otur bakayım şöyle bir sakince konuşalım"Dedi Mimir Hanım ve Semih tekrar yerine otururken o da Poyraz'ın az önce kalktığı yere oturdu.
"O laptop kimin Semih?Hadi söyle bana"
"Benim"dedi Semih hiç düşünmeden.
"Semih bak oğlum sen benden bir şeyler saklarsan ben sana yardımcı olamam şimdi sinirlendirme beni söyle hadi kimin o laptop?"
"Hocam..."Dedi sadece Semih ve sustu.
"Semih hadi oğlum söyle.Bak birazdan savcı bey yanına çağıracak sen her şeyi anlat ki ağzımız bir olsun"
"Benim" dedi bu kez kararlı bir ses tonuyla.
"Delirtme beni Semih!"Diye yükseldi Mimir hanım.
Derin bir nefes alıp sonra daha sakin bir sesle devam etti"Oğlum o laptop bir çok yazılım mühendisinin bile bırak kullanmayı varlığından bile haberdar olmadığı bir laptop. Son zamanlarda pek çok siber suçta hackerlerın kullandığı tespit edilen bir laptop sen ne anlarsın onu kullanmaktan.Sinir etme şimdi beni söyle kimin o laptop?"
"Hocam söyleyemem"Dedi Semih sıkıntılı bir nefes verip.
Tam bu sırada kapı açıldı ve içeriye bir kadın girdi. "Avukat Hanım sizi savcı Bey bekliyor buyrun"
"Tamam geliyorum"Dedi Mimir Hanım ve Semih'e döndü "aklını başına topla Semih bak kariyerinin en parlak dönemlerindesin sözleşmen de bitiyorken dünyaca ünlü kulüpler senin peşinde.Akıllı davran birazdan savcı beyin yanında kiminse şu laptop söyle yoksa kendini de kariyerini de yakacaksın"Dedi ve sandalyeden kalkıp çıkışa ilerledi tam kapıdan çıkacakken durdu ve geri döndü.
"Semih kendini yakma oğlum olur mu?"
Semih sessiz kaldı.Mimir Hanım ise bir şey demedi başka ve kapıyı kapatıp çıktı odadan.
Karakolun koridorlarında ilerlerken aklı Semihteydi.
Ne yapıyordu Semih? O laptopun onun olmadığından emindi ama o zaman kimindi o laptop daha da önemlisi Semih kimi koruyordu?
O kişi her kimdiyse Semih o kişiyi korumak için kendini yakmayı göze almıştı işte bu daha da garipti.
"Off Semih offf" dedi dertli dertli.
"Sırası mı be oğlum. Dünyaca ünlü kulüpler peşindeyken nerden çıktı şu laptop işi"Diye geçirdi içinden.
Ancak bir korkusu vardı o da Semih'in inadıydı zira Semih'i altyapıdan beri tanırdı ve onun kafasında bir şey varken onu vazgeçirmenin imkansız olduğunu da çok iyi bilirdi.
O laptopun sahibini satmayacaktı Semih gerekirse kendini yakacaktı ama savcının yanında hiç bir isim vermeyecekti adı gibi emindi bundan ve bu durum canını daha da sıkıyordu.
Semih resmen göz göre göre kendini yakarken onun elinden bir şey gelmiyordu.
Savcı Bey'in odasının önü gelmişlerdi. Kapının önüne geldiği de durdu ve derin bir nefes.
"Kafanı kırıcam Semih" dedi dertli dertli ve kapıyı tıklattı.
İçeriden tok bir "GİR" sesi geldiğinde kapıyı araladı ve yavaş adımlarla kapı eşiğinden geçip aynı yavaş adımlarla odanın ortasına kadar geldi.
Karşında büyük bir masa,masanın arkasında ise gösterişli makam sandalyesine kurulmuş Savcı Bey oturuyordu.
Savcı saçalrına yer yer aklar düşmüş, çatık kaşlı,koyu kahve gözleri olan oldukça sinirli görünen bir adamdı.
Mimir Hanım'a eliyle masasının önünde duran tekli deri koltuğu işaret etti "Buyrun Avukat Hanım" dedi soğuk bir sesle.
Mimir Hanım ufak bir baş selamıyla adamın kendisine işaret ettiği koltuğa doğru yürüdü ve oturdu.Bakışları savcıdayken "Semih"Dedi sadece lakin savcı sözünü kesti.
"Nomalde sorgu için yasal süreç doldu lakin Semih hiç bir şey söylemiyor bu durumda siber suçlara sevk etmemeiz gerekiyor. Ama Semih daha az evvel bir polis memuruna ukala ukala cevaplar verdi üstelik verdiği o cevaplar laptopun kendisine ait olduğunu kabul eden türden cevaplardı bu yüzden birazdan nöbetçi mahkemeye sevk edilecek"
"Aman Savcı Bey siz ne diyorsunuz?Bu çocuk kariyerinin zirvesinde üstelik daha 24 yaşında şimdi mahkemeye sevk etseniz bile sonuç çıkana kadar bir iki ay hapishaneye sevk edilir.Yakarsınız çocuğun kariyerini Allah aşkına yapmayın"
"Bu benim inisiyatifimde olan bir konu değil Mimir Hanım.Yönetmelik açık ayrıca bunu hackerlık yaparken düşünecekti"
"Biz kimleri hangi suçlara rağmen burdan davullarla zurnalarla koyverdiğinizi de biliyoruz yaa neyseee" diye sessizce söylendi Mimir Hanım.
"Anlamadım bir şey mi dediniz?"Diye ciddi bir ses tonuyla sordu savcı.
Mimir Hanım tam cevap verecek oldu lakin odanın kapısı birden hiddetle açılıp içeriye Asya dalınca bir şey diyemedi.
"Savcı Bey sizinle acil konuşmam gerek"dedi Asya daldığı odanın kapısı ardına kadar açıkken.
"N'oluyor burda sen kimsin?"Diye hiddetle sordu savcı hemen peşi sıra ise"Kerem çabuk gel buraya"Diye bağırdı.
"Bakın Savcı Bey sizinle çok önemli bir konu hakkında konuşacağım iki dakika dinleyin beni"Dedi Asya lakin koştuğu için nefes nefese kalmıştı.
O sözünü henüz tamamlamışken odaya bir adam daha girdi.Adam odaya girdiği gibi Asya'nın koluna yapıştı ve Asya'yı çekiştirmeye başladı.
"Söyleyeceğin neyse git derdini aşağıda polislere anlat burası Savcının odası dingonun ahırı değil"Diye öfkeyle kükremeye devam etti savcı. "Seninle de birazdan konuşacağız Kerem her aklına esen benim odama girebiliyor mu böyle?"
"Birden daldı odaya savcım me olduğunu anlayadık"Dedi adam mahcup bir sesle.
"İyi iyi çıkar şunu sonra konuşuruz"Dedi savcı ve makam koltuğuna kuruldu tekrar.
Polis Asya'yı kolundan çekiştire çekiştire tam kapıya kadar getirmişti ki Asya son bir gayretle kurtardı kolunu adamdan ve tekrar odanın ortasına koştu.
"Semih"Dedi sadece gerisini getiremedi.
Adam tekrar koluna yapışmıştı lakin savcı bir baş hareketiyle bırakmasını işaret edince adam yavaşça bıraktı Asya'nın kolunu ve savcını verdiği ikinci bir sessiz emirle çıktı odadan.
Mimir Hanım ve savcının bakışları Asyadayken "konuş"Dedi savcı sert bir sesle.
Savcının söylediği Asyanın yüzünde belli belirsiz bir gülümseme yayılmasına sebep oldu.İşte istediğini elde etmişti savcının niyetini ise ayan beyan görebiliyordu artık. Kararlı adımlarla Mimir Hanım'ın karşısında duran tekli koltuğa ilerledi ve oturdu.Bakışları savcıdayken "Semih" dedi yeniden "onun bir suçu yok"
"Buna ben karar veririm sen ne anlatacaksan onu anlat kafi"diye terslendi Savcı Bey.
Asya keyifli bir nefes verdi zira yanılmadığından artık emindi bu savcı kesinlikle bir işler çeviriyordu.
"Laptop onun değil"dedi koltukta arkasına yaslanarak.
"Kimin öyleyse?"
Asya'nın bakışları Mimir Hanım'a kaydı onun gözlerinde de merak vardı. Sonra tekrar savcıya döndü
"Benim" dedi kendinden emin bir sesle
"Senin?"Dedi savcı emin olmak ister gibi
Asya onaylar biçimde yavaşça başını salladı.
Savcının yüzünde aşağılayıcı bir gülüş belirdi "hadi kızım hadi vaktimi çalma benim. Sen nerden bileceksin öyle bir laptopu?Hadi bir şekilde biliyorsun diyelim Semih'in arabasında senin laptopunun ne işi var?"
"Bakın..."
Savcının gülen yüzü tekrar eski aksi halini aldı.
"Belli ki Semih'in hayranı falansın ama aklını başına topla devletin savcısını boşuna meşgul ediyorsun şuan.İstesem seni de Semihle birlikte içeri tıktırabilirim bir seferlik görmezden geleceğim ama sende benim sabrımı zorlama " dedi savcı eliyle kapıyı göstererek.
Asya yüzünde aşağılayıcı bir gülüşle elini cebine attı ve bir kartvizit çıkarıp savcının masasının üstüne bıraktı ve parmaklarının ucuyla tek hamlede kartviziti savcıya doğru ittirdi.Savcı önünde duran kartviti aldı ve incelemeye başladı.
"Asya Korkmaz ben Amerikanın en büyük bankalarından olan JPMorgan Chase bankasında siber güvenlik departman yöneticisi olarak çalışıyorum.Elinizdeki laptop da bana ait sayın savcım."
Savcı kartviti buluşturdu ve masanın yanında bulunan çöp kovasına attı.
"Umarım mevkine güvenmek gibi bir gaflete düşüp ayrıcalık istemek için gelmemişsindir"
Asya ciddileşti "Biz Beşiktaşlıyız başka kulüplerin taraftarına benzemeyiz ayrıcalık değil ancak ve ancak adalet isteriz başkada bir şey istemeyiz çok şükür"dedi
"İyi anlat öyleyse. Neden özellikle son yıllarda siber suçlarda hackerların kullandığı bir laptopun var ve madem o laptop senin Semih'in arabasında ne işi vardı?"
"Dediğim gibi ben bir siber güvenlik uzmanıyım,yazılım mühendisiyim haliyle pek çok program ve kod yazmam gerekiyor ancak şuan güncel piyasadaki bilgisiyarlar benim için yeterli değil.Hem programlarımı kaldıramıyorlar hem de çok yavaş kalıyorlar oysa o laptota bu sorunları yaşamıyorum. Hackerlara gelecek olursak o laptopu kim kullanıyor tek tek tespit edemem değil mi?"
"Laptopun içinde çok değerli şeyler olmalı siber suçlardaki arkadaşlar dün geceden beri açamadı nasıl bir şifreleme kurduysan bir türlü çözemediler"Dedi savcı kuşkuyla karışık iğneleyici bir sesle.
"Koskoca bankanın güvenliği o laptoptan sağlanıyor bırakında o kadar da olsun"
"Peki.Laptopun Semih'in arabasında ne işi vardı o zaman bir de onu anlat"
Asya bir an duraksar gibi oldu.Derince yutkundu işte bu kısmı düşünmeye vakti olmamıştı.
Ne yapacaktı şimdi?Ne demeliydi? Aklına bir fikir gelmişti ama ne kadar doğruydu?Bunu yapmalı mıydı ?
Sakın Asya o aklından geçen şeyi yaparsan biteriz sakın!
Duyduğu sese aldırmadı bir kez olsun kalbini dinlemek istedi.
Savcının bakışları yüzünde gezinirken "Sabah kahvaltıya gitmiştik.Kahvaltıdan sonra Semih beni evime bıraktı kendisi de tesislere geçti ama laptopu arabada unutmuşum.Akşama kadar fark etmedim.Akşam güvelikle ilgili bir sıkıntı var mı diye kontrol etmek istediğimde laptopun olmadığını farkettim sonrada Semih'in arabasında kalfığını hatırladım.Hemen Semih'i aradım ve acil getirmesini istedim o da zaten soyunma odasındaymış hemen getirebileceğini söyledi.Başka da bir şey konuşmadık.Zaten büyük ihtimalle benim eve gelirken çevirmede falan yakalandı"
"Semihle niye kahvaltıya çıkmıştınız?"
"Bir sebep mi olması gerekiyor?"
"Olay gününe dair en ince ayrıntıları bilmek istiyorum bir sakıncası mı var?"
Asya yüzünde iğneleyici bir gülüşle cavapladı bu soruyu
"Yok elbette"
"Öyleyse..."
Asya sabır diler gibi bir nefes verdi."İnsanın sevgilisiyle kahvaltıya gitmesi kadar doğal bir durum yoktur sanıyorum ki"dedi.
"Semihle sevgili misiniz ki?"
"Evet"
Savcının kuşku dolu soruları bitmedi
"Amerikada çalışıyorum dememiş miydin?"
"Evet ancak bir ay kadar önce bir süreliğine buraya geldim."
"Semihle ne zaman tanıştınız öyleyse"
Asya'nın dudaklarından ufak bir kıkırtı döküldü "inanır mısınız aynı klasik,ucuz aşk filmleri gibiydi.Hava alanında bavulumu taşımaya çalışırken çarpıştık gerisi zaten malum"
"Bir ay sevgili olmak için kısa değil mi?"
Savcının kuşku dolu soruları Asya'yı sıkmaya başlamıştı.
"Şairin de dediği gibi sayın savcım
İLK GÖRÜŞTE AŞKA İNANIR MISINIZ?
ONU GÖRMEDEN ÖNCE İNANMAZDIM BEN
ÖYLE ŞEY Mİ OLUR HİÇ DERDİM
ŞİMDİ ANLIYORUM YANILDIĞIMI
EVET YANILDIM O YANILTTI BENİ"
"Peki" dedi savcı sadece ve masanın üzerinde duran telefonu eline aldı.
"Alo Mahir müdürüm şu dün gece gelen laptop n'oldu arkadaşlar açabildi mi?"
Karşıdan gelen sesi dinledi savcı bir süre.
"Anlıyorum.Öyleyse arkadaşlar uğraşmasınlar daha fazla laptopu buraya getirsinler."
Yine kısa bir an karşıdaki sesi dinledi savcı.
"Tamamdır müdürüm bekliyorum" dedi ve telefonu kapatıp masaya bıraktı.
"Eee Semihi ne zaman serbest bırakırsınız malum dün geceden beri ortalık yalan haberlerle doldu taştı daha onları temizlemekle uğraşıcaz."
"Ben Semih'in suçsuz olduğuna daha kanaat getirmedim ki"
"Allah aşkına bir yazılım mühendisiyle sevgili olmak anayasa da suç mu teşkil ediyor?Olan biten her şeyi anlattım daha neyi üsteliyorsun gerçekten akıl alır değil"Diye söylendi Asya ve ayağa kalktı hiddetle.
"Sen anlattın sadece elinde delilin var mı?"
Asya sessiz kaldı bu soru karşısında ve ellerini açık bıraktığı saçlarının arasına daldırdı.
"Yok"diye savcı kendi sorusunu yanıtladı "laptopun sana ait olduğu kesin mi? Hayır çünkü senin sırf iş için kullanıyorum diye zırvaladığın o laptop bir yere kayıtlı değil,yeri tespit edilemiyor. Semihle sevgiliyiz diyorsun ne hikmetse hiç böyle bir şey duyulmadı ve bunu sadece siz biliyorsunuz anlaşılan." Diye yükseldi birden savcı da "Hatta belki de sadece sen biliyorsundur.Bir de Semih'e sormak lazım acaba sevgilisi var mı gerçekten?"
Asya oldukça soğukkanlı bir şekilde "sorun savcım.Hiç sorun değil" dedi
Savcıyla birbirlerinin gözlerine bakıyorlardı.Bu bir çeşit düello gibiydi gözlerini kaçıranın kaybedeceği bir yarış gibi...
Çalan kapıyla birlikte savcı bakışlarını kapıya doğru kaydırdı ve tok bir sesle "gir"dedi.
İçeriye üniformalı bir polis memuru girdi.Elinde ki laptopla savcının masasına ilerledi.ve laptopu masaya bıraktı. "Henüz açamadık maalesef savcım"Dedi polis memuru.
"Sorun değil."Dedi savcı zevkle zira o laptopun Asya'nın olmadığından adı kadar emindi. "Sahibi burda bizim için hiç zorlanmadan açacaktır"Dedi eliyle Asyayı işaret ederek "Öyle dimi Asya.Hadi gel aç laptopunu" ancak Asyanın laptopa ulaşabilmek için savcının masasına ilerlemeye başlamasıyla savcı kelimenin tam manasıyla bozguna uğramıştı.
Asya masanın kenarına geldiğinde laptopu kapağını kaldırdı ve şifreleme sistemini devre dışı bırakıp açtı laptopu.
Savcının öfke ve sinir dolu bakışları Asya'yı tararken Asya savcıya bakmadan ana sayfayı açtı ve yazılım yaparken kullandığı bir kaç uygulamayı gösterdi.
"Yazılım yazarken bunları kullanıyorum,buyrun bunla da bankanın güvenlik sistemini kontrol ediyorum.İsterseniz bankamızın genel müdürüyle de iletişime geçmenizi sağlayabilirim."
"Gerek yok"dedi savcı huysuz bir sesle
"Siz bilirsiniz"Dedi Asya omuz çekerek.
"Götürün inceleyin şunu"Dedi savcı laptopu kapatarak.
"Aman dikkat edin sayın savcım sizin de dediğiniz gibi ender bir laptop o beni yenisini bulmak için hackerlarla uğraştırmayın" dedi Asya iğneleyici bir sesle tebessüm ederek ve masadan uzaklaştı.
"Her şey açığa kavuşsuğuna göre Semih ne zaman çıkacak savcım"Diye sordu Mimir Hanım.
"Kerem!!"diye bağırdı savcı.
Kapı açıldı ve odaya Asya geldiğinde giren adam girdi tekrar.
"Buyrun savcım"
"Avukat hanım ve hanımefendiye Semih'in yanına inene kadar refakat et.Semihi de çıkarın nezaretten evrakları falan hallet işte"
"Emredersiniz savcım.Buyrun avukat hanım"
Polis memuru ve Mimir Hanım odadan çıkmıştı.Asya da tam kapıdan çıkacakken durdu ve tekrar savcıya döndü.
"Bu arada az önce laptopu açmak için yanınıza geldiğim de farkettim de künyenize bayıldım sayın savcım link falan bir şey varsa bana da atın"Dedi Asya göz kırparak ve odadan çıktı.
Kapı kapandıktan sonra savcı sinirle masaya üst üste yumruklar indirdi.
"Allah kahretsin!!!"
sinirle elini kravatına attı ve karavatını biraz gevşetti nefes alabilmek adına lakin.Boynuna taktığı ve görünmemesi için gömleğinin içinde bıraktığı o malum takımın künyesi başına bela olacak gibi duruyordu.
💚🖤
Mimir Hanım ve polisle uzunca bir koridorda yürüyorduk.Sonunda koridorun sonuna geldiğimizde karşımızda bir kapı kapının hemen yanında da metal bir tabela vardı.
Tabelanın üstünde ise nezarethane yazıyordu.
Gerçekten bu yaşananları bana yedi yıl önce anlatmış olsanız asla inanmazdım. Resmen ben hackerlık yapmıştım ve suç Semih'in üstüne kalmıştı. Gerçekten şu yaşadıklarımız bir film senaryosu olsa bence iyi satardı.
Polis kapıyı açarken Mimir Hanım'a döndüm."Hocam biz biraz başbaşa konuşsak iyi olacak.Yani bu ilişki durumlarını biz magazinden uzak yürütmek istemiştik ama maalesef olmadı. Şimdi çıkışta da bir sürü soru soracaklardır Semih ilişkimizin ortaya çıktığını benden öğrense daha iyi olur diye düşünüyorum."dedim tatlı bir tebessümle.
"Tabi kızım sen gir konuş ben de şu evrak işlerini falan halledeyim o sırada sonra birlikte çıkarız" dedi Mimir Hanım da gülümseyerek.
Oh iyi bari çok sorgulamamıştı yoksa onun yanında Semih'e böyle bir yalan uydurduğumu nasıl söyleyebilirdim ki.
Asıl benim şuan aklıma gelen şeyle kalbim bir fena oluyordu.
Ben Semih'i yedi yıldır görmüyordum.Ya sevgilisi varsa,ya sevgilisi olmasa da hoşlandığı biri varsa ya da en kötüsü ya ikisi de olmamasına rağmen senin başıma ördüğün çoraplar uğraşıyorum zaten dünden beri birde yalanda sevgili takliti mi yapıcaz? Derse.
Ama yani gerçekten böyle iş mi olurdu arkadaşlar yaa???
Çocuğu görmezken özlemden geberiyordum şimdi bir kapı kadar uzaktı ama benim komplocu güzel beynim iki saniye huzur vermiyordu.
Yeter be yeter valla yeter yaa bıktımmm.
Daha fazla düşünmeden polisin açtığı kapıdan içeri girdim.
"Semih evraklar hallolunca çıkacak nezaretten ama sen şimdilik konuşabilirsin."
"Teşekür ederim" dedim adama gülümseyerek ve yavaş adımlarla nezarete ilerlemeye başladım.
Burası demir parmaklıklar ikiye ayrılmıştı lakin şuan Semihten başka kimse yoktu.
Semih parmakların ardında,duvarın hemen önünde bulunan demir bir banka oturmuş.Başını da arkasındaki duvara yaslamıştı.Gözleri kapalı bir şekilde bir şeyler mırıldanıyordu. Yaklaştıkça sesi netleşti.
Beste söylüyordu.
Tam karşısında durdum ve sesimi çıkarmadan bir kaç saniye öylece onu izledim.
Siyahının arasında bir ışık olayım
Gülümse ya da gülümseme bana
Beyazında gökyüzünde bir bulut olayım
Gülümse ya da gülümseme bana
Karakolluk gecerlde
Sağa sola bulaşırken
Issız kuytu köşelerde
Köşelerde Beşiktaşa kavuşurken.
Semih'in sesininin güzellik şaka mıydığğğ?
Pislik lisedeyken bana bir kere bile şarkı sölememişti oysa.
Benim sesim güzel değil Asya,sen söyle Asya, gökten kargalar mı düşsün Asya?,yazık değil mi hayvanlara Asya?, çok istiyorsan sen söyle Asya,yani kısaca
riv riv riv edip dururdu.
Gerçi maçlarda boğazımız yırtılırdı bağırmaktan ama baş başa sadece onun sesini duyabilecekken söylese ölürdü sanki ağzını kırdığım.Ayrıca maçın heyecanıyla nasıl ona odaklanabilirdim ki.
Ama ahtım olsun ahanda buraya yazıyorum ben bunun hesabını sorarım.
O nefeslenmek için çok kısa bir an durmuşken ben devam ettirdim besteyi.
Sokaklarda meydanlarda
Onun için çatışırken
Ne de mutlu oluyoruz
Beşiktaş'a kavuşurken...
Sesimi duyunca başını duvardan ayırdı ve gözlerini açtı lakin belliki beni burda görmeyi beklemiyordu zira şuan baya mal mal bakıyordu suratıma.
"Sen... Ne işin var senin burda?"dediğinde sesinin bir kokusu buram buram merak kokardı.
"Ee bir eyvallah demeyede mi gelmeyelim?Satmamışsın beni?"dedim gülerek.
Benim bunu dememle ayaklandı.
"Bu mesele benim meselem değil bu mesele senin meselen değil bu mesele futbola gönül veren milyonların meselesi.Bu dava beş günün on günün davası değil bu dava onlarca yıllık bir dava"Dedi parmaklıklara yani bana doğru yürürken ve devam etti "böyle söylemiştin o gece öyle mi?"
"Öyle"
"Beşiktaş benim sadece futbolcusu olduğum ve para kazandığım bir kulüp değil.Beşiktaş benim evim,Beşiktaş benim yuvam,Beşiktaş benim en kıymetlim ve ben Beşiktaş'ı satmam Beşiktaş için elini taşın altına koyanı hiç satmam"
"Eyvallah"Dedim hafiften başımı sağa doğru eğerek
"Ama yine de ayıptır sorması ben dünden beri burda bir taraflarımı yırttım isim vermemek için sen tam olarak ne halt etmeye geldin buraya?"
"Ben Hammurabi kanunlarını çok severim. Kısa kısas meselesi tam benlik bir kanun yani beni yakanı kül ederim ama yanımda durana da asla sırtımı dönmem.Birazdan serbest kalacaksın."
"Nasıl?"
"Laptopun benim olduğunu söyledim"
Gözleri şaşkınlıkla büyürken "Ne yaptım dedin sen?"Dedi "Sen dalga mı geçiyorsun benimle?Ulan ben götümü yırttım dünden beri.Kariyerimi yaktım belki de be! Sen şimdi karşıma geçmiş geniş geniş her şeyi itiraf ettim mi diyorsun?"Diye yükseldi birden ve sinirle ellerini saçlarının arasına daldırdı.
"Sinir etme beni iki dakka insan gibi dinle"Diye ben de yükseldim.
"Gerizekalı ben gelip o uygulamaları silmesem sen o dört duvarın arasından kaç yılda çıkardın acaba.O laptopu açamazlar mıydı sanıyorsun?İllaki açarlardı ama bugün ama yarın sonra n'olurdu biliyor musun? Kendini anında mahkeme salonunda cezanın açıklanması için bekliyor olarak bulurdun."
"Neyi sildin nasıl sildin bir bok anlamıyorum şunu doğru düzgün anlat. Ayrıca madem silebiliyordun niye gelmeden silmedin işleri iyice karıştırdın"
"Hadi yaa tüh bee bu benim nasıl aklıma gelmedi.Bir akıllı sensin çünkü dimi"dedim em ihtişamlısından göz devirirken " Kusura bakmada öyle yapılabiliyor olsa öyle yapardım. Ben de çok meraklı değilim yani senin için kendimi tehlikeye atmaya"
Elleriyle yüzünü ovuşturdu.Ve sakinleşmek adına derin bir befes alırken elini yine saçlarına daldırdı.
Yapmasana oğlum şöyle sinirliyim ben sana böyle yaparsan sinirli kalmam zorlaşır.
"Niye olmuyormuş?"Diye sordu sakin tutmaya çalıştığı bir sesle
Düşündüm de yoo ben gayette hala çok sinirli kalabilirmişim.
Elimi sinirle cebime attım ve programları laptop kapalıyken silmemi sağlayan küçük böcek tarzı şeyi çıkardım.
"Çünkü şu siktiğimin aygtı olmadan yapılmıyor da ondan"
"O ne?"
La havle vela kuvvet...
Allah'ım sen bana bol bol sabır ihsan eyle yarabbim yoksa ben bu nezaretten deli çıkacağım.
"Böcek tarzı bir şey bildin mi?Ip nunarasını falanda vereyim mi?"dedim tip tip suratına bakarken.
"Allahım sen sabır ver yaa"derken kendisi de pek sevimli olmaya çalışmıyordu.
"Amiin ama bana"dedim aynı ters sesimle.
"Sana tüm samimiyetimle söylüyorum ki bin kere pişmanım o gece orda olduğumdan.Nerden geldin buldun be bela olsun başıma"
"Gerizekalı o gece sen orda olmasan bir bok olmayacaktı zaten ben paşalar gibi çıkıp gidecektim"diye bağırdım en sonunda dayanamayarak
Ama kapıdan bize doğru gelen polisi görünce ışık hızında konuyu değiştirdim.
"O kızın her hangi bir paylaşımını daha beğenirsen çok fena olay çıkarırım Semih!"
Evet Semih sonunda kafayı yemişti sanırım çünkü şuan tam olarak gözlerinde mavi ekran eroru veren bir ifade vardı.
"Ney?"dedi en boş bakışlarıyla bana bakarken.
"Kapa çeneni çaktırma anlatacağım" dedim sessizce "Tamam sevgilim de sadece"
"Ney diyeyim" derken bakışları az öncekinden bile boştu.
Yok ben çocuğu nezaretten kurtarayım diye gelmiştim ama bu gidişle galiba Manisa'ya yollayacaktık.
"Yav uzatma da deyiver işte adam geliyor ya!"diye yükseldik ufaktan.
"Allahım sen aklıma mukayyet ol yoksa ben bu gün kesin deliriceğim"diye söylenmeyi ihmal etmese de adamın duyabileceği şekilde "tamam... Sev..gilim" dedi yüzü gözü acayip bir şekil alırken.
Adam bizim yanımıza geldiğinde sorgulayan gözlerle baktı bize.
"Abi Allah aşkına sen söyle yaa haksız mıyım ben? Hayır öyleyse söyle yani.Söyle ki bileyim.Bileyim ki haksızsam özür dileyeyim ama değilim. Yani bence değilim.Gayette haklıyım. Yaa bakma sen bunun masum masum göründüğüne o varyaa oooo dışı seni yakar içi beni o biçim yanii ama sen yinede aldırma bunlara haksızsam..."
"Bacım..."diyen adamın sesiyle durdum.
"Haklısın vallahi de billahi de haklısın yeter ki sus"
"İyi tamam abi susarım ben zaten normalde de çok konuşmam ama sinirlenince böyle oluyor iste yoksa sor yani ben öyle çok ko..."
"Bacım..."
"Tamam abi ne abarttın sen de yaa al sustuk işte.al yani nedir?"Dedim elimle dudaklarımın üzerine hayali bir fermuar çekerek aradan geçen yaklaşık bir salisenin ardından ise"Ama yani sen de çok abartıyorsun haberin olsun"dedim.
Adam cebinden bir anahtar çıkarıp parmaklıklarda duran asma kilide taktı ve kilidi açtı.Lakin açarken Semih'e doğru eğilip bir şeyler söyledi.
Tam duyamadım ama "Allah kolaylık versin" mi demişti o?
Sonra sessiz olduğunu sandığı bir sesle devam etti. "Konuşayım mı Savcı Beyle seni göndersin mi mahkemeye? bak valla en azından kafan rahat eder be oğlum bu ne böyle dır dır dır adamın ömrünü yer bu"
Ben şaşkın ördek yavrusu gibi adama bakarken Semih gülmüştü. Vallahi resmen gülmüştü yaa. Hayır ortada komik olan bir şey varsa söylede biz de gülelim koç.
Sonunda görmezden gelinmeye dayanamayarak"Abii..."dedim adamın omzunu dürterek "ben burdayım yalnız duyuyorum seni haberin olsun"
"Duy bacım."dedi Adam geniş geniş sonra da tekrar Semih'e döndü"Birader sen ne dedin konuşayım mı Savcı Beyle?"
"Yok abi sağol."
"Emin misin?Bak iyi düşün son kararın mı?
Ne bu?
Ben kim milyoner olmak ister yarışmasında çıkan baraj sorusu muyum?
İnsanım ben bee saksı değilim. Ayrıca kusura bakma abi ama sen de Kenan İmirzalıoğlu değilsin. Boydan bir 30-50 santim eksik kalmışsın.
"Evet abi son kararım"dedi Semih geniş geniş.
"Eee sen bilirsin madem.O zaman Allah sana bol bol sabır versin kardeşim belli ki baya lazım olacak"Dedi adam elini Semih'e uzatarak.
Semihte adamın elini sıktı sonrada başlarını iki yandan tokuşturdular.
Arkadaş ben görünmez falan mı olmuştum?Resmen gözümün içine bakıla bakıla dedikodum yapılıyordu.
Ellerini bıraktıklarında adam tekrar bana baktı baktı baktı sonra Semih'e döndü ve Allah kolaylık versin baş işaretiyle nezarehaneden çıktı gitti.
Ben mi?Ben öylece arkasından bakakalmıştım.
"Bana bak kıvırcık sen ne işler karıştırıyorsun yine.Neden öyle konuştuk adamın yanında"
Semih'in sorduğu soruyla ona döndüm ve elimi gözünün önünde sallamaya başladım.
"Napıyorsun sen?"Diye sordu bir kaşı havalanırken.
"Beni görüyorsun sen dimi?Hayır yani ben sevimli bir kişiliğim ama sevimli hayalet Casper falan değilim bildiğim kadarıyla da yani beni görüyo olman lazım"
Semih suratıma boş boş bakamya devam etti.Ne dediğimi anlmamıştı galiba.
"Ulan az önce şurda ya şurda iki adım ötemde gözümün içine bakaa bakaaa dedidkodumu yaptınız ya o yüzden soruyorum"
Bunu söylememle hafifçe tebessüm etti.
"Haksız da sayılmazdı ama zira benim senin yanındayken bol bol sabra ihtiyacım oluyor."
"O ne demek be!"
"Seni gördüğümün üzerinden 3 saat geçmeden gözaltına alındım bunun ötesi var mı acaba?"
"Son kez söylüyorum benim yüzümden değildi.Önce senin inadın yüzünden çıkamadım staddan sonra yine senin anlat anlat anlat diye sıkıştırman yüzünden kafam karıştı ve laptopu unuttum yani sonuç olarak her şey senin suçundu.O yüzden beni suçlayıp durma artık.Ayrıca unutma ki seni burdan çıkaran da benim"
"İşte ben de asıl onu merak ediyorum nasıl yaptın?"
"Bir yalan uydurmak zorunda kaldım"
"Nasıl bir yalanmış o?"dedi tek kaşı havalanırken.
Hafif bir öksürükle boğazımı temizledim.
"Biz... Yani sen ve ben... İkimiz yani... Beraber yani ... Hani iki kişi olur yaa..."diye ben saçmalarken
Semih suratıma boş boş bakıyordu.
"Bir şey diyim mi?Bir sik anladıysam arap olayım"
Uzatmanın manası yoktu en iyisi dan diye söylemekti
"Biz Semihle sevgiliyiz.Laptop da o gün kahvaltıya gittiğimizde arabasında kalmış dedim"Dedim derin bir nefes vererek
"NEY DEDİN!!?"
💚🖤
Gidene mi zordu kalana mı?
Bence gideneydi çünkü giden yüreğinde ağır bir yükle;kaybettiğinin kabullenişiyle gidiyordu.Her şeyi geride bırakıp gidiyordu.Evini,barkını, arkadaşlarını,aşık olduğu şehri, yuvasını geride bırakıyordu.Sevdiğine elveda deme cesaretini bile toplayamıyordu çoğu zaman.
Öylece sessiz ve usulca çekip kapıyı çıkıyordu.Geçer sanıyordu zamanla diner acısı,unutur yüreğini yakan gerçekleri,sevdiği adamın ismi silinir zihninden...
Ama olmuyordu.şekil bir a da yani bende görüldüğü üzere unutulmuyordu. ne kadar silersen sil o ismi atamıyordun içinden.Adını silsen izi kalıyordu.
Sonra saymaya başlıyordun önce yılları yıllar geçtikçe hasretin daha da büyüyordu sıra ayları saymaya geliyordu hasretin büyüdükçe haftaları haftalardan sonra günleri en son saatleri hatta saniyeleri saymaya başlıyordun.
Ben onu unutamamıştım. Çok denemiştim ama olmamıştı hatta belki unuturum diye yeni bir sevgili bile yapmıştım ama olmamıştı zaten bir ay bile dolmadan ayrılmıştık.
Ve tam şuan itibariyle 2555 gün 12 saat 54 dakika 13 saniye sonra ben ilk kez ona bu kadar yakındım.
Yüzüme patlayan flaşla tüm düşüncelerimden sıyrıldım.Şu an nerde miydik? Karakolun önündeydik karşımızda ise kalabalık bir magazin topluluğu duruyordu.
"Söylediğim gibi ufak bir yanlış anlaşılma olmuş ama şimdi halloldu" Dedi Semih ve gözleri biran için bana kaydı. "Biz gidelim artık gerekli açıklamayı kulübümüz zaten yapacaktır iyi günler" Dedi ve magazincilerin arasına ilerlemeye başladı. Elimi tuttuğu için bende onla ilerliyordum.
"Ne zamandır sevgilisiniz?"Diye sordu bir adam.
"Nasıl tanıştınız?"diye başka bir soru yöneltti bir kadın.
"Yeni sayılır" diye kısa bir cevap vermekle yetindi Semih ikinci soruya ise bir cevap vermedi.
"İsminiz nedir acaba?"Diye sarı saçlı bir kadın mikrofunu ağzıma sokacak kadar yaklaştırdı.
"Asya"diye ben de kısa bir cevap verdim.
"Siz ne işle uğraşıyorsunuz acaba?"diye sordu bir adam.
Artık arabanın yanına gelmiştik Semih cebinden anahtarı çıkarıp kapıyı açtı ve arabaya bineceğimiz için ayrıldı ellerimiz.Arabaya binerken "Yazılım mühendisiyim"diye yine kısa bir cevap verdim ve kapıyı kapattım.
Semih arabayı çalıştırdı ve gitmeye başladık.
Araba ilerlerken Semih'e döndüm "Nereye gidiyoruz?"
"Bilmem.Sen onu da ayarlamışsındır heralde bana sorarak iş yaptığın mı var?"Dedi bakışlarını yoldan ayırmadan.
Ne bu şimdi trip mi atıyordu bana.Yok daha nelerdi hatta yok vardar nehrinin sarı balığıydı.
İçimden geçenler yüzüme de yansıyordu galiba çünkü Semih'in bakışları bir anlık bana kaydı "Ne var ne bakıyon öyle?"
"Bir şey olmadı da sen bana trip mi atıyorsun ben yanlış mı anlıyorum?" Diye bence çok makul bir soru sormuştum.
"Çocuk muyum ben neden trip atayım? Haa sorduğun şey kızgın olup olmadığım ise evet kızgınım"
"Niye seni kurtardığım için mi?"
Bunu dememle ani bir frenle durdurdu arabayı bunu yaptığı için emniyet kemerim takılı olmasına rağmen hafifçe sendelemiştim.Öfke dolu bakışlarla döndü bana "Hâlâ"dedi dişlerini sıka sıka "Aynı şeyi yapmaya devam ediyorsun"
O böyle konuşurdu da ben hiç altta kalır mıydım? Come on Ryne (Beren saat tonlaması) Tabiki kalmazdım.
"Napıyormuşum ben yaa hee söyle bi napıyormuşum ben?"
"Kafanda bir şeyleri kuruyorsun onaylıyorsun ve bana hiç bir şey söylemeden hareket ediyorsun ve ben buna deli oluyorum"
Ben niye çok farklı bir dalgaya geçmiştim hiç bir fikrim yoktu ama konudan bağımsız bir soru döküldü dudaklarımdan "Sevgilin mi var senin?"
Boş boş suratıma baktı kısa bir an sonra da çok haklı olarak şöyle bir soru yöneltti "Konumuz bu mu şuan?Ayrıca ne farkeder"
Ben hala çok farklı dalgalardaydım.
"Çok şey farkeder"
"Niye?"diye sordu
Ne niyeydi?
HASSİKTİR BİR DAKİKA BEN ONU DIŞIMDAN MI DEMİŞTİM?
Açın arabanın kapısını ben kendimi atıcam dışarı AÇINNN ÇABUUKK!!!
"Yani eğer varsa sevgilin falan..."
Eee Asya varsa sevgilisi nolucak haa hadi söyle biz de bilgilenelim nolucak?
Sana ne lan? diye iç sesime çıkıştım bu kez. Benim beynim olmuş zaten nanay bir de sen kafa karıştırma sus bi!!
Semihe döndüm boş boş bakıyordu suratıma ne diyebilirdim ki?
"Şey yani eğer varsa..."
"Yok sevgilim falan"
Diyemedim bir şey zaten ne diyebilirdim ki ama yüzümde oluşan tebessüme engel olmalıydım.
Ama çok geç kalmış olabilirdim. Son anda yanaklarımın içini ısırmak suretiyle bastırdım içindeki gülme isteğini.
"Sürekli kendi kafana göre iş yapmaya devam edeceksen biz zaten yakalanırız bari boşuna uğraşmayalım"Dedi ve tekrar önüne dönüp arabayı çalıştırdı.
"Her şeyi göze almış ve beni satmamış birine yardımcı olmak istedim sadece bu kadar abartmasan mı?"
"Ama yardımcı olmaktan çok işleri daha da karıştırdın."
"Bu sevgili oyunu seni neden bu kadar geriyor anlamadım."
"Gerildiğim falan yok sadece benim bu çocuk oyunlarına ayıracak vaktim yok ve sen beni sürekli yeni bir belanın içine çekiyorsun."
"Sadece yardımcı olmak istemiştim ama haklısındır belki de bu kadar büyük bir kararı kendi kendime almamalıydım kusura bakma"
Sıkıntılı bir nefes verdiğini duydum.
Sonra da arabayı durdurdu bu sefer yavaşça.
"Bak"Dedi sakin bir sesle "Ben de biraz fazla üstüne geldim" dedi uğruna ömrümü vereceğim o zümrütlerle bana dönerken.
"Biraz mı?"
"Her neyse ama sen de beni anla.Bak belli ki beni yakından tanıyorsun eğer öyleyse hayatımı buna adadığımı da bilirsin"
"Biliyorum"diyebildim sadece gerisi gelmedi boğazımda düğümlendi kaldı bense yuttum tüm cümlelerimi, duygularımı hepsini yuttum.
"O zaman lütfen işleri daha fazla karıştırma olur mu?"
"Eyvallah"diyebildim tekrar.
Yüzüne hafif bir gülümseme yayıldı "O zaman en baştan başlayalım mı....
ortak?"
İçim kanadı ama ses etmedim ben de gülümsedim hafifçe "başlayalım... Ortak" dedim ve uzattığı elini sıktım.
"O zaman artık ediyle büdü gibi kavga edip durmak yok yoruldum ben bana bu kadar kaos yetti" dedi gülerek
"Anlaştık" dedim sadece ve ellerimiz ayrıldı.
Arabayı tekrar çalıştırdı.Yolda giderken arabada derin bir sessizlik hakimdi. Canım sıkılmaya başladığı için telefonumu aldım elime instagrama girdim.
💚🖤
(Asya ve Semih temsili)
📸@magazinbizimişimiz:Karakol çıkışı el ele görüntülenen Semih Kılıçsoy ve sevgilisi olduğu iddia edilen A.K.
❤️90.000
💬50.000
🔁@Semihkunagüeroo: kendimi aldatılmış gibi hissetmem normal mi?😓
🔁@90_Semih:Evet sevgililermiş hatta kız yazılım mühendisiymiş
🔁@birSemihaşığı:Ben de sevgililer diye biliyorum ve kız aşırı tatlııı bayıldığm yani bu saatten sonra best shipim onlar
🔁@akajhshahags:Oğlum harbi çok yakışıyorlar yaa
🔁@kajsajajsh: kız aşırı masum duruyo.
🔁@Ozzy'ningamazesindeyim:Ayy dikkat edin ayrılmasınlar malum sonu pek iyi bitmiyor😓
🔁@futbolcandır: Semih abim idol ya durdu durdu turnayı gözünden vurdu.
🔁@Ardaamayakupolan:Allahım şöyle tatlı bir hatun bulmayı sen Ardama da nasip eyle.
🔁@Kılıcımm (Ardaamayakupolan'a cevap): Arda sap ölecek sanırım. Neyse belki Semih'in izinden gidip bekleyip bekleyip hedefi tam on ikiden vurur.
🔁@Birkerekapoherzamankapo: (Ardaamayakupolan'a cevap): Asıl benim kapom ne olacak?Atarlı çılgın fındık kurduma tatlış bir yenge bulamayacağız sanırım😭
🔁@Talhamdatalham: ayy sonunda İrem'e bir elti geldi. Çookkk mutluyum.@iremm eltinle en yakın zamanda futbolcu çekiştirme storysi bekliyoruz meleğim.Lütfen Talhayla Semih'i bol bol gömün aksjajajkssjd
🔁@onananıncelladı:Lütfen Onanayı kovun yerine yengemi alın. Hiç bir şey yapmasa Semih'e moral verir.
🔁@tepkikolik(Onananıncelladı'na cevap):Oha çok mantıklı aq. Einstein kalk oğlum büyüğün geldi.
🔁@futbolunyengeleri (Onananıncelladı'na cevap): sadece moral vermekle kalmaz çünkü yazılı olmayan bir kural vardır ve o kural der ki eğer bir erkek kendini seyreden bir kız varsa hele ki o kıza aşıksa Cristiano Ronaldo gibi oynar.
💚🖤
Biraz dolandıktan sonra çıktım uygulamadan Semih'in pek çok fan sayfası gönderi paylaşmıştı ve bu benim alışık olmadığım bir durumdu kendimi çok göz önünde hissediyordum.
Artık ne kadar gerildiysem Semih döndü "İyi misin sen bir sorun mu var?"diye sordu.
Düğmeye bastım ve kendi tarafımdaki camı indirdim biraz nefes almaya ihtiyacım vardı.
"İyiyim."Dedim kısaca "bizim karakol çıkışında çekilen fotoğraflar sosyal medyaya düşmüşte"
"Eee sorun ne biz de zaten bunun olmasını istemiyor muyduk?Yayılacak ki inandırıcı olsun"
"Öyle ama ne bileyim işte ben pek alışık değilim böyle göz önünde olmaya falan"
"Dedi dünyanın en büyük bankalarından birinin güvenliğinden sorumlu kadın"dedi yüzünde hafif bir tebessüm varken.
"İkisi aynı şey mi?"
"Doğru senin yaptığın üç beş fotoğraf çekilip oturduğu yerden herkesin dedikodusunu döndürenlerin yaptığından daha zor ve saygı duyulası
Semih'in bu sözüyle yüzümün alev aldığını hissettim.
Ama sen böyle yaparsan ben bozuk bakkal dolabında kalan meybuzlar gibi eririm sarışın yapma böyle.
Pes vallahi pes ben sana başka hiç bir şey demiyorum. Ben sana uzak duralım dedikçe sen adamın peşinden ayrılmıyorsun.Vallahi de billahi de Pes.
Bakışlarım dikiz aynasına kayınca arka koltukta oturmuş ve tip tip o ayndan bana bakan ufaklıkla göz göze gelince ister ostemez göz devirip önüme döndüm.
"Neyse kapatalım bu mevzuyu.Trip atamayacaksan tekrar soruyorum nereye gdiyoruz?"diye konuyu dağıttım.
Semih bunu duyunca güldü belli belirsiz."Başkan seninle tanışmak istiyorumuş eğer müsaitsen direkt tesislere sürücem işin varsa sonra da gidebiliriz"
"Yoo müsaitim gidebiliriz"
"Tamamdırr gidiyoruz o zaman"dedi ve gaza biraz daha yüklendi.
"Haaa bu arada telefonundan istek atsana bana inince geri takip edeyim yani sonuçta sevgililer takipleşmez mi?"
"Öyle de ben takip ediyorum zaten seni"
"Doğru sen köfte ekmeği bile nasıl sevdiğimi bilen insansın buna şaşırmam lazım"
"Yok yok sen biraz havalara girmişsin galiba"dedim gülerek
"Yok bee havadan değil ama ne bileyim seni seven ve sana destek olan birilerinin olması güzel bir şey.Ne bileyim Beşiktaş'ın çococuğu diye bağırıyolar mesela bunu duyduğumda mutlu oluyorum diyemem çünkü bu çok daha başka bir duygu mutlu olmaktan daha güzel daha büyük bir duygu"Bunu derken gözlerinin içi parlıyordu.
Seviyordu.Kulübü,armayı,taraftarı,çArşıyı,Beşiktaş ruhunu gerçekten seviyordu bunu söylemesine bole gerek yoktu çünkü Beşiktaş'ın adı geçtiği an zaten gözlerinde farklı bir ışık yanıyordu.
Fulya da yetişmişti o. Beşiktaşlı duruşu nedir daha onlu yaşlarında öğrenmişti. Beşiktaş onun için bir takımdan kesinlikle çok çok daha fazlasıydı.
"Belli ki sen de taraftarı çok seviyorsun"dedim muhabbet ilerlesin yüzündeki hafif tebessüm hiç silinmesin istiyordum.
"Öyle tabi.Zatem sevgi karşılıklı bir şey değil midir?"dedi.
Şenol Güneş sadece bir teknik direktör değildi. Adam tam bir felsefeciydi ve bu özelliğini belki topçularına da işliyordu.
Bazen birini uzaktan sevmek zorunda kalıyorsunuz uzaktan sevmek aşkların en güzeli gibi oluyor
Mesela bu sözünün altına imzamı çakarım.
"Bunu söylemek plotoniklere haksızlık olmaz mı?"
Güldü hafifçe "Sen de şair gibi düşünüyorsun yani 'Sen elmayı seviyorsun diye elmanında seni sevmesi şart mı?' hesabı"
"Bence öyle 'Tahiri Zühre sevmeseydi artık yahut hiç sevmeseydi Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden' "
"Bilmem haklısındır belki de ama yinede arkadaşça dahi olsa hiç bir sevginin olmadığı yerde yeşeremez aşk tohumları.Düşünsene hiç değer görmediğin birini sevebilir misin?"
"Aşk çok karışık bir duygu o yüzden benim düşünmeyi bırakalım baya oldu"Dedim bakışlarımın ona kayarken.
"Ama aşkla sevdayı karıştırmamak lazım çünkü aşk hedefine ulaşınca biter..."
"Sevda ise nefesin bitene kadar devam eder"diye ben tamamladım cümleyi.
Semihin bakışları bana kaymıştı.
"Sende felsefe seviyorsun anlaşılan"Dedi hafif bir tebessümle
"Fesefeden ziyade felsefecinin hastasıyım diyelim"Dedim bende gülerek
"Öyle ona hepimiz hastayız"Dediğinde Nevzat Demir tesislerine gelmiş bulunuyorduk.
"Tanışmış mıydınız daha önce?"Diye sordu demir kapı açılırken
"Yok nasip olmadı"
"Ayıp ettin ortak sana bir kıyak geçerim"
Demesene oğlum şöyle vurucam şimdi ağzının üstüne...
Selamın helllooooğğğ:)
Neyse efenim ben 8.Bölüme kaçarottiii ama siz lütfen vote atmadan ve yorum yapmadan kaçmayınnn💞💞💞💞💞💞💞💞💞
💚E🖤N🤘🏻D
