İçeriğe geç

YEŞİLİN AGÜERO TONU

Bölüm 6 · 22 dk okuma

YEŞİLİN AGÜERO TONU

Bölüm 6

💚6.Bölüm💚

🎞️🎞️🎞️🎞️🎞️🎞️🎞️🎞️🎞️🎞️🎞️🎞️🎞️🎞️🎞️

Tenefüs zilinin çalmasıyla başını masadan kaldırdı Asya.Bu günün onun için pekte iç açıcı geçtiği söylenemezdi zira dün gece oynanan galatasaray-Beşiktaş derbisini Beşiktaş galatasaraya son dakika verilen ve ona göre hiçte penaltıya benzemeyen bu pozisyonla kaybetmişti.Kafasını yan tarafında oturan Semih'e çevirdiğinde onun da kendisinden farksız olmadığını gördü.

Kantine inemeye karar verdi belki bu biraz kafasını dağıtırdı.

Semihin koluna dokundu yavaşça "kantine inicem gelmek isitiyor musun?"

Semih başını kaldırmadı sıradan "Bak sen keyfine benim gelesim yok"

"Ee sen bilirsin madem"Dedi Asya ve ayaklanıp sınıfın kapısına doğru ilerledi.

Ancak kapının önünde durmuş sohbet eden Koray ve Yavuzdan dolayı geçemeyeceği için çekilmelerini bekledi.

Ancak Koray ve Yavuz onu takmadan konuşmaya devam edince."Çekilinde geçeyim"dedi

Koray ve Yavuz ikisi birden ona döndü.

İkisini de pek sevmezdi Asya çünkü ikisi de Asyayla çok dalga geçiyorlardı ve Korayın yüzüne yayılan aşağılayıcı gülüş yine aynı şeyin geleceğinin habercisiydi.

"Tek sorun bizim burda durmamız mı sence?"Dedi Koray alay eden bir sesle

"Biz çekilsek geçebileceğinden emin misin?"

Asya biran için sessiz kaldı çünkü Koraya cevap vermek onun için yersizdi.Koray laftan anlayacak bir tip olmadığı için Asya bir şey demeden çıkmak için hareketlendiğinde Koray kolunu kapı pervazına koyunca olduğu yerde durdu Asya.Artık sinirlenmeye başlıyordu."Çek şu kolunu"Dedi sinirle

"Vaovvv bizim cips paketini çok sinirlendirdik galiba"Dedi Yavuz alay eden bir sesle

Asya tam bir şey söyleyecekken arka sıradan bir ses yükseldi.

"Çek o kolunu ordan yoksa ben gelirsem bir daha kalkamayacak o kol"

Herkes sesin geldiği tarafa baktı. Sesin sahibi ise o gerksizlerle göz teması gereksinimi bile duymadığı için başını sıradan kaldırmayan Semihten başkası değildi.

Korayın gözleride bir ateş parladı. Kolunu pervazdan çekip tam Semihe doğru hareketlenecekken kolunu Yavuz tuttu.

"Tamam abi bırak şunu.Daha yeni gittik müdürün yanına yeni bela bulmaya gerek yok her zamanki sarı kafa işte"

Asya'nın bakışları onlara kaymışken Korayın öfkeli bakışlarının hedefi bu kez kendisiydi.

"Ne bakıyorsun be sende git nereye gidiyorsan!!!"

"Le havlee"Diye sinirle söylene söylene çıktı sınıftan Asya.

"Yürü bizde çıkalım biraz hava alırız"Diye sinirli bir sesle konuşmaya devam etti Koray.

Yavuzla tam sınıftan çıkacakken arka sıradan yine bir ses yükseldi.

"O kıza bir daha sesini yükseltirsen seni pişman ederim çocuk"

"Naparsın lan?Söyle bakayım bir naparsın mesela"Diye sinirle Semihin oturduğu sandalyeye ilerledi Koray.

Semihse hala Koray'ı takmadığı için başını sırasından kaldırmamıştı ama uykusu kaçmıştı artık bu yüzden gözlerini yavaş yavaş araladı ve Koraya dün gece uyumadığı için kanlanan gözleriyle bakarken gözlerindeki öfkeyi görmemek imkansızdı.

Sesinde bakışlarındakinin aksine inanılmaz bir sakinlik hakimken kendinden oldukça emindi "Bir daha deneme cürretini gösterirsen işte o zaman görürsün ama bu sana son ikazım bunu sakın o kalın kafandan çıkarma"

Koray Semihe tekrar bir şey söyleyecek oldu ama araya Yavuz girdi

"Koray tamam abi bırak şunu yürü gidelim biz"Dedi Yavuz ve Koray'ı kolundan çekiştire çekiştire çıkışa ilerletti ve sınıftan çıktılar.

🎞️🎞️🎞️🎞️🎞️🎞️🎞️🎞️🎞️🎞️🎞️🎞️🎞️🎞️🎞️

Günümüz

Semih camdan Adem abiye döndü "Buyur abi" dedi sakin kalmaya çalışarak benimse kalbim durmak üzereydi. Sanmayın ki kendim için korkuyorum benim tek korkum kendi başıma kalkıştığım işlerin adalet sağlamak için bile olsa Beşiktaş'a zarar vermesi.

Adam cama biraz daha yaklaştı.

Kalbim daha ne kadar hızlanabilirdi bilmiyorum ama her geçen saniye biraz daha hızlanıyordu.

"Benim oğlan seni çok seviyor.Şuna bir imza atıversene"Dedi içten bir sesle camdan bir forma uzatırken.

Semih'in derin bir nefes verdiğini duydum.

Sen o rahatlama bana nasıl vurdu bir de onu sor sarışın.

"İmzalayayım abi ver"Dedi ve hızlıca formayı imzalayıp tekrar uzattı adama.

Adam stadda dönen olaylardan anında sıyrılırken yüzük bulmuş Gollum gibi ışıldayan gözlerle kendisine uzatılan formaya baktı.

KIYMETLİMİSSS.

Yüzünde minnet dolu bir tebessümle kendisine uzatılan formayı alırken"Sağol Semih.Benim oğlan çok sevinecek"dedi.

Semih ufak bir tebessümle"Önemli değil abi. Hatta biz şöyle yapalım sonraki iç saha maçına yavru kartalı mutlaka bekliyorum özel davetlim olarak tabiki. Maçtan sonra da Mustilerle tanıştırırım."

"Valla ne diyeyim bilemedim ki. Benim oğlan çok sevinir ama zahmet vermeyelim sana"

"Ne zahmeti abi olur mu öyle şey? Hem biliyorsun bizim çocukları zeka yaşları yavru kartalla aşağı yukarı aynı iyi anlaşırlar. Mutlaka bekliyorum bak."diye son kez tembihini yapıp elini camı kapatmak için düğmeye atmıştı.

"Sağol Semih. Benim oğlan gerçekten çok sevinecek"

"Önemli değil abi n'olucak hem yeni nesile de sağlam aşılamamız lazım Beşiktaş sevgisini. Neyse yarın detayları konuşuruz benim şimdi gitmem lazım. İyi akşamlar yengeyle yavru kartala bol bol selam söylemeyi unutma"

Adem abiyle ufak bir vedalaşmanın ardından araba tekrar çalıştığında.

Rahatlamış derin bir nefes verdim.

"Ömrümden ömür gitti"diye söylene söylene çıktım torpido gözünün olduğu yerden ve koltuğa yaslandım.

"Şu skor tabelası mevzusu ne?"Diyen Semih'in sesi kulaklarıma dolduğunda B12 eksikliğimin olup olmadığını ciddi manada sorgulamama neden oldu.

"Hassiktir unuttum ben onu!"dedim telaşla ve laptobu çantasından çıkardım alel acele.

"N'oluyor artık anlatacak mısın yoksa direkt karakolun önüne mi süreyim?"

"On dakika daha sabredersen her şeyi baştan anlatacağım zaten ama şimdi sus, bir telefon görüşmesi yapmam gerekiyor."dedim telofonda arama kayıtlarından aradığım numarayı bulunca ismin üzerine tıklayıp telefonu kulağıma götürdüm.

Semih'in elini saçlarının arasına daldırdığını gördüm ama onu önemsemezkem bir yandan laptopu da açmıştım.

(Konuşmları ingilizce hayal edin🙃🙃)

"Naber Flip"Dedim Laptopdan kontrollerimi yaparken

"Sen arayana kadar gergindim Asya neden geç kaldın?"

"Bir kaç ufak pürüz çıktı oysa bana daha çok güvenmeni isterdim"Dedim gülümseyerek

"Filip kim? n'oluyor?"diye sessizce söylenen Semih'i duydum.

Filip telefonda olduğundan Semih'e göz belerterek susmasını işaret ettim.

"Güveniyorum da zaten ancak umarım güvenimi boşa çıkarmazsın"

Önümdeki laptoptan statta daha önceden bizim ayarladığımız açıdan sahayı çeken bir kaç adamımızdan gelen videoları incelemeye koyuldum.

Videolar harikaydı her şeyi saniye saniye kayıt altına almışlardı.

"Her şey harika Flip merak etme"Dedim yüzüme bir gülümseme yayılırken.

"Hazırlıklarını hallet on dakika içinde vieolar eline ulaşmış olur hemen internete yüklemeni istiyorum"

"Sen gönder videoları gerisi bende"

"Tamamdır"Dedim ve telefonu kapatıp laptoptaki videoları Filip'e gönderdim.

"N'oluyor anlatıcak mısın artık?"

"Anlatacağım iki dakika daha sabredersen her şeyi öğreneceksin"

"Sabrede sabrede dervişe döndüm zaten"diye söylenirken cümlenin sonunda kısık sesle bir şeyler daha mırıldanmıştı ki bu sanırım küfürdü ama umursamadım.

Bu dediği şeyle güldüm."İlerden sağa sap iki yüz elli metre sonra sağda dur derviş efendi"Dedim gülerek

"Gül bakalım ama eğer açıklaman beni ikna etmezse anında polise gideceğimi de bil"dedi kararlı bir sesle.

"İlkinde bir şey demedim ama bu iki oldu.Bir daha sakın beni tehtid etme.Çünkü eğer ben suçluysam sen de benim kaçmama yardım ettiğin için sen de suçlusun yani bu saatten sonra sadece ben yanmam Kılıçsoy bence bunu bilerek hareket etmelisin"

"Sen beni tehdit mi ediyorsun?"

"Hayır sadece beni yakarsan ben oturup kül olmayı beklemem diyorum. Ben yanarsam etrafımdakileri de yakarım"Dedim ve tekrar önümdeki laptopa döndüm.

Derin derin alıp verdiği nefesler sabır çektiğine dair en belirgin işaretlerdi ama bunları da umursamadım.

Bir kaç dakika sonra dediğim yerde durmuştuk.

Laptop çantasını arka koltuğun olduğu tarafa bırakıp arabdan inmek için hareketlendim ama Semih bileğimi kavradıği için durdum.

"Nereye?"Dedi sorgular bir sesle eş zamanlı olarak tek kaşı da havalanmıştı.

"Kaçacak halim yok heralde."dedim göz devirerek.

Evet kaçmayacaktım daha doğrusu kaçamazdım çünkü stadda yaşananlar bir kaç dakika içinde gündeme bomba gibi düşecekti Semihse benim yaptığımı anlamayacak kadar salak değildi yani kaçarsam soluğu karakolda alırdı.

Bunun yaşanmasını ise asla istemezdim.

O yüzden tek yapabileceğim Semih'i bu işin içine çekmeden onu bu olaydan uzak tutmaya çalışmaktı. Ne kadar başarılı olabileceğim konusunda ise pek bir fikrim yoktu.

Malum kendisi çılgın hamsileriyle meşhur güzide bir ilimiz olan Trabzonda yetişmiş bir şahsiyetti.

Yani damarlarında kandan çok Karadeniz inadı dolaşıyordu.

Sahi Karadeniz ve onun kıyılarına paralel uzanan Kaçkar dağları bu insanların bu kadar inat olmasının nedeni nedir acaba sizlerin bir bilgisi var mı? Mesela Kaçkar dağları kıyıya dik uzansa biraz daha ılımlı olur muydu acaba bu insanlar?

Gerçi bizim memlekette inat olmayan bir il, bir topluluk var mı ki?

Semih'in eli hala bileğimin üzerinde dururken inat bir toplum olmamızın coğrafyayla bir ilgisi olup olmadığını Coğrafyanın kodları Yunus hocaya bir tez konusu olarak bırakmaya karar verip bakışlarımı Semih'in zümrütlerine sabitledim.

"Tapusunu da vereyim mi üstüne?"diye sorduğum da çokta buralı olmayıp sorusunda inat etmesine hiç şaşırmıyordum.

"Nereye?"

Hiç bir cevap vermeyip arabanın kapısını açtığımda sıkı olmayan tutuşundan bileğimi kurtarıp arabadan indim.

Kendisi yine bir şeylere söyleniyordu ama ben de pek oralı olmadım.

Derin bir nefes çektim içime hava serindi. Verdiğim nefes buhar olup gökyüzüne karışırken yabancısı olmadığım kaldırım taşlarında tembel adımlar ilerledim.

Semihte arabadan inip yanıma geldiğinde az ileride duran masalardan birine oturduk.

"Biz şuan burda tam olarak ne yapıyoruz?"

"Köfteci de olduğumuza göre... Bomba imha edeceğiz"dedim dalga geçtiğimi belli eden bir sesle.

"Ha ha ha"dedi tip bir bakışla yüzünde zerre mimik oynatmadan.

Ben tam yeni bir şey söylemek için ağzımı açacakken araya giren Bahtiyar Ustayla bakışlarım ona kaydı.

"Hoşgeldin Asya kızım?"dedi Bahtiyar usta yüzünde kocaman bir tebessümle.

"Hoş bulduk ustam"dedim aynı tebessümle karşılık verirken.

İstanbul'a gelelim iki ay olmuştu ve buraya geldiğimden beri yaptığım en iyi şey ise Bahtiyar Ustayı ve onun enfes köftelerini keşfetmek olmuştu. İki ay içinde yaklaşık 10. gelişimdi bu ve tahmin edersiniz ki Bahtiyar Usta gibi tontiş esnaflar ikinci seferden sizinle hemen tanış olurlar.

"Ustam sen bir şey diyeceksin belli ama ne diyeceksin bak onu çok merak ettim"dedim göz kırparak. Zira yüzünde tam bir şey söylemek isteyen ama nasıl diyeceğini kestiremeyen bir ifade vardı.

"Valla kızım doğru ben bir şey diyeceğim ama yanlış anlama." Dedi çekinerek.

"Niye yanlış anlayayım ustam söyle sen ne söyleyeceksen"

"Benim gözüm o geçenki zibidiyi hiç tutmamıştı onu postaladığın iyi olmuş"

Zibidi?

Zibidi kim Ustam?

Haa şeyy Barış salağı da ustam o hiç senin anladığın gibi değil yaa.

"Ustam o iş öyle değildi aslında ama neyse?"

Ustam şimdi sana Barış salağıyla sevgili falan olmadığımızı anlatırdım ama inan daha önemli işlerim var o yüzden salla gitsin.

"Bu delikanlıyı gözüm tuttu. Sahi ben seni birine benzeteceğim ama yaşlılık malum gözlerim tam seçemedi"dedi Semih'e dönerek.

"Aaa ustam ne demişler insanlar çift yaratılmıştır boş ver kime benzediğini de hadi şu meşhur köftelerinden getir bize valla kurt gibi açım"dedim konuyu dağıtmak adına zira şuan Semih'in şöhretiyle uğraşamayacaktım ki Allahtan usta tanımamıştı Semih'i.

Hipermetroplu bir insan gördüğüme bu kadar sevineceğim aklıma gelmezdi.

"İki yarım atıyorum o zaman."dedi usta yine kocaman bir gülümsemeyle.

"Yook biri çeyrek olsun"dedim anında.

"Kızım onla adam mı doyar yaa her seferinde şaşırıyorum şuna" dedi gülümseyerek

"Doyar doyar bir şey olmaz.Haa birde sana zahmet yarımın ekmek içini alıver kimyonu da bolsun"dedim zira sarışın çılgın hamsimiz öyle severdi.

Niye hala hatırladığımı sormadığınız için teşekkür ederim. Canımsınızzz.

"Ne zahmeti kızım aşk olsun.İçecek ne vereyim?"

"İki ayran alalım Mehtap yengenin açık ayranından"dedim gülümseyerek.

Mehtap yenge kendisinin karısı oluyordu o kadar tatlı bir çiftlerdi ki anlatamam.

"Mehtap bizim kız geldii illaki Mehtap ablamın ellerinden ayran içeceğim diyor"diye gür bir sesle dükkana ilerleyen ustanın arkasından gülerek bakıyordum.

Semih bir şey demeden bana bakarken.

Usta çoktan gözden kaybolmuştu.

Etrafta bizden başka kimse yoktu sadece biz vardık bir de üstümüzü örten yıldızlar.

"Haa... Hapşuuu" harika gerçekten harika bakalım daha ne kadar sürecek bu hapşuruk.

"Kusura bakma alerjim var lavantaya. Sanırım paspaslarda lavanta aromalı bir şeyle yıkanmış o yüzden alerjim tuttu"dedim yönümü ona dönerken.

"Keşke şuan tek sorunumuz bu olsaydı... Asya"Dedi elindeki telefonu masaya bırakırken.

Telefonda twitter açıktı ve bir video oynuyordu.Videoyu görünce gözlerim ışıldadı resmen çünkü videoda staddaki skor tabelasında bir video dönüyordu.

Neşeyle telefonu elime aldım.Twet yabancı bir futbol kanalından paylaşılmıştı ve dakikalar içinde on binlerce beğeni almış binlerce kez rtwet edilmişti.

Hemen yorumlara girdim.Bir çok hesap Tff yi ve Uefayı etiketlemişti.

Hemen kendi telefonumu aldım elime ve Flip'i aradım.

Telefon ilk çalışta hemen açıldı.

"Haber tamam"Dedi Flip ama sesinden bunu söylerken gülümsediğini anlayabiliyordum.

"Harikasın Flip"Dedim gülerek.

"Dur daha Asya asıl işimiz şimdi başlıyor bu haber gündemden düşmemeli"

"Sen merak etme gerisini burdaki bağlantılarımla halledeceğim."

"Gerisi sen de artık ama bir ihtiyacın olursa ara mutlaka"

"Hoşçakal Filip ama bu iyiliğini unutmayacağım. Dile benden ne dilersen"Dediğimde Filip sadece güldü ve kısa bir vedalaşmanın ardından telefonu kapattık.

"Adem abinin dediği video bu muydu?Bunun senle ilgisi ne?Filip kim?Burda ne dönüyor?Sen kimsin?Anlatacak mısın artık?"diye kabir sorusu gibi arka arkaya sıraldı Semih sorularını.

"Şşş sessiz olsana be!Mehtap yenge geliyor duyacak kadın!"diye yükseldim ufaktan.

Mehtap teyze elindeki köfteleri ve ayranları masaya bıraktığında yüzümde kocaman bir tebessümle önümdeki ekmekten bir ısırık aldım.

"Ohhh Mehtap teyze döktürmüşsünüz yine"dedim lokmamı yuttuktan sonra "Yalnız bunda bir şey eksik gibi"

"Soğan koydurmadım Bahtiyara"dediğinde boş boş baktım suratına "eee yengem köfte dediğin soğandan ayrı konulur mu hiç"

"Koyarsın kızım evlenince bol bol koyarsın. Şimdi gençliğinizin baharındayken ne yapacaksın soğanı. Valla maşallah bulmuşsun sarışın oğlanıda,pek yakışıyorsunuz Allah ayırmasın"

Amiiiinnn be yengem demek vardı ama bu göndermeye o kadar hazırlıksız yakalanmıştım ki içtiğim ayran boğazımda kalınca öksürük krizini girdim.

Mehtap yenge hafif hafif sırtıma vururken sonunda toparlanabilmiştim.

"Kızım helal.Tamam demedim bir şey. Aaa bu yeni nesil de bir garip canım yaa arsızlığın en koyusunu yaşıyorsunuz sokak ortasında kim kime dum duma ya da utançtan ölüyorsunuz. Bir ortanız olsun be çocuğum"

Cevap vermek istedim lakin kelimeler tükenip kalmıştı sanki ağzımı bile açamadım. Ayrıca bura niye bu kadar sıcak olmuştu yaa.

Haa şey mi dostum?Mehtap yenge sen beni yaktın yaktığınnnnn!

Bakışlarımı karşımdaki zümrütlere odaklayamıyorken Mehtap yenge çok şükür beni utanç komasına sokmadan gidebilmişti.

Ben hala ne diyeceğimi bilemez bir halde önümdeki bakır ayran bardağına bakarken sessizliği bölen Semih oldu.

"Köfte ekmekte ekmek içini sevmediğimi,bol kimyonlu sevdiğimi nerden bildi ?"Dedi şüpheli bir sesle

Bakışlarımı bardaktan koparıp önümdeki ekmekten bir ısırık alırken cevap verdim "internette görmüştüm"

Gayet makul bir cevaptı bence.

"Ve bunu aklında tuttun"Dedi sorgular bir sesle.

Olumlu anlamda başımı salladım sadece.

"Neyse ne anlatacak mısın artık?"

Derin bir nefes verdim zira sürekli darlanamaya gelemeyen bir insan evladıydım.Kendine gel Asya hadi kızım.

"Tabiki buyur sor bakalım ne öğrenmek istiyorsun?"

"Kimsin sen?"

"Asya ben Asya Korkmaz"Dedim ve ekmekten bir ısırık daha aldım.

"Şu videonun seninle ne alakası var?"

Sıkkın bir nefes verdim.

"Bak bunu bilmek seni de bu işin içine çekmekten başka bir işe yaramaz boş ver sen beni görmedin ben seni görmedim bitti gitti"

"Ama gördüm ya hani bu gerçeği değiştiremezsin. Ben seni içerden çıkarırken zaten çoktan girdim bu işin içine o yüzden bir an önce anlatsan iyi edersin çünkü biraz daha susarsan ben harbiden polise gideceğim"

Karadeniz inadı insan suretine bürünüp karşımda oturuyor olabilir miydi? Bence kesinlikle öyleydi.

Sıkıntılı bir nefes verdim. "Off yoruyorsun be Kılıçsoy."dediğimde tip tip baktı suratıma.

"Vaz geçmeyeceksin d'imi"dediğimde ise en kararlısından cıklamakla yetindi.

Allahım sen bana bol bol sabır ihsan eyle yarabbim. Çünkü benim şu satten sonra baya ihtiyacım olacak gibi duruyor.

"Şöyle bir alakası var.O videoyu skor tabelasına ben verdim."dedim gayet rahat bir tavırla.

"Nasıl yani?Mümkün mü böyle bir şey"diye sordu şaşkınlıkla.

"Yazılım mühendisi olunca pek çok şey mümkün oluyor"

"Filip kim peki?Ayrıca niye yaptın böyle bir şeyi en baştan anlat"

Elimdeki ekmeği masaya bırakırken. Öfkeme tutundum.

"Sence yaşanan şeyler normal mi?Maçlara atanan hakemler, verilen kartlar, verilen ya da verilmeyen penaltılar,iptal olan goller,maç fikstürleri normal mi sence?"diye sordum sitem dolu bir sesle.

Elime telefonu alıp internetten maç fikstürünü açtım. "Al bak mesela Beşiktaş'ın bir ay sonra şampiyonlar ligi maçı var hemde Münihle ama bakıyorum Münih maçına gitmeden trabzon deplasmanı geri dönünce de içerde fenerbahçe maçı var. Hem de hakemlere bak.Trabzon maçının hakemi *** bu adam son maçta Trabzon taraftarının elinden zor kurtulmamış mıydı bu adam tarafsız karar verir mi sence?Hele fener maçının hakemine bak *** bizim bu adamda son iki yılda bir galibiyetimiz var.Bu kadar şey tesadüf mü sence?"

"Bunların pekala ben de farkındayım ama futbolcular olarak bizim elimizden hakemlerle dahi mücadele etmek dışında bir şey gelmiyor.Zira bu ilk değil Beşiktaş senelerdir böyle doğranıyor zaten ama senin bu yaptığın işleri iyice rayından çıkarır"

"Bu trenin o raydan çıkalı çok oldu zaten ben o treni tekrar raya sokmaya çalışıyorum"

"Yapmaya çalıştığın şey ciddi manada cesaret işi ama şunu unutma eğer en ufak bir şeyi atladıysan ve yakalanırsan Beşiktaş'ı da yakacaksın umarım her şeyi hesap etmişsindir"

"Sana orda o yüzden dedim zaten bu benim meselem değil bu milyonlarca futbol tutkunun,bu işten para kazanan insanların,onların ailelerinin meselesi bu dava iki günün değil onlarca yılın davası"

Elimdeki ekmeği masaya bıraktım ve ayağa kalkıp şapkamı düzelttiğimde

"Nereye?"Diye sordu Semihte ayaklanırken.

"Hakkımda"Dedim ve ona döndüm "çok fazla şey biliyorsun"

"Yani"

"Arkamda her şeyi bilen birini bırakamam üzgünüm ama seni öldürmem gerek"bunu söylememle Semih'in gözleri şaşkınlıkla büyüdü.

"Ney!" Dedi efenim diyen Aslan kral tonlamasıyla.

Elimi cebime attığımda bakışları elime kaymıştı.

Bakışları o kadar komikti ki bu şakayı daha fazla uzatamadım.

Cebimin boş olduğunun göstermek için cebimin içini dışarı çıkardım.

Gözlerinde artık başka bir duygu vardı:Merak.

Belli ki ne yaptığımı anlamamıştı. Peki haksız mıydı? Hayır.

"Şaka yaptım yaa sakin ol."Dedim gülümseyerek.

"Sen deli misin?"derken hayatında daha ciddi olduğu bir an olmayabilirdi.

"Yani çokta normal olduğumu iddia edemem tabi ama neyse konumuz bu değil." Dedim gayet normal bir şeyi söyler gibi.

Yani ufak bir hayali ucubem var. Kafamda dönüp duran sesler falan var ama bence deli değilim.

Elimle hala dışarı sarkık duran cebimi gösterdim. "Sen planlarımızı bozduğun için ben de maalesef beş kuruş yok görüyorsun ki o yüzden hesabı sana kitlemiş gibi olacağım ama kusura bakma artık yavaştan kaçıyorum."

"Nereye?"

"Eve."Dedim gayet geniş bir tavırla ve yürümeye başladım.

Yürürken bir yandan ona dönmeden konuştum.

"Hesabı da merak etme ödeşiriz"

"Haa bir daha karşıma çıkacaksın yani"

"Şu gözünü sevdiğimin kaderi öyle cilveli ki Kılıçsoy önümüze neler çıkarır hiç birimiz bilmeyiz.Tekrar sağol yemek için" Diye bağırdım artık iyice uzaklaştığım için ve bir şey demeden yürümeye devam ettim.

Yemek yediğimiz yerden ana yola inen yokuşta yürürken ellerimi cebime attım.

Hava iyice serinlediği için verdiğim nefes buhar oluyordu.

Cebimdeki telefonu çıkarıp Barış salağını aradım.

Neyseki bekletmeden hemen açtı.

"Asya n'aptın?Nerdesin?"

"Şuan geçen geldiğin köftecinin yokuşundayım beni alsana burdan"dedim lafı uzatmadan.

Beni şu salakla muhattap ettiğin için sana da eyvallah Gafim.

"Tamam tamam merak etme yakınım zaten.Sen ana yola inene kadar gelirim"

başka bir şey demeden telefonu kapattım.

Bence fazla bile tahammül etmiştim.

Tekrar yürümeye devam ederken kablosuz kulaklıklarımı taktım kulağıma ve müzik açmak için uygulumaya giriş yaptım.

Niye yedin o köfteyi?

Duyduğum sese aldırmadan müziklerden birine tıkladım rastgele.

Komik olma istersen

Hala o sesi aldırmadan müziğin ritmine bırakmak istedim kendimi.

Beni görmezden gelmeye çalışman bir şeyi değiştirmez biliyorsun dimi.

Müziğe odaklanmak istedim ama sinir katsayım giderek artıyordu.

Beni duymazdan geleceğine biraz tut o çeneni.

Artık daha fazla tahamül edemedim "Kapa çeneni yeter"diye bağırdım yan tarafıma dönüp.

Benim ufaklık durur mu yapıstırır cevabı Aferin gerizekalı yakında deli gömleğini giyersin tam olur. Dedim sana dönmeyelim geri diye ama dinleyen kim?

Tam cevap vermek için ağzımı açacakken kulaklarıma dolan sesle olduğum yere çakılıp kaldım.

"Sen kiminle konuşuyorsun?" Duyduğum sesle arkamı dönüdüğümde Semih arabasının yanında duruyordu.

O ne ara gelmişti ve ben bunu nasıl farketmemiştim?

Gerçi kendi kendimle tartıştığım için olabilir.

Bir an ne diyeceğimi bilemedim.Yani çocuğa ben senin lise arkadaşın şişko Asyayım evrim geçirip bu hale geldim hatta sen bile beni tanıyamadın ama senin bildiğin o liseli halimle konuşuyorum diyemeyeceğim için kulağımdaki kablosuz kulaklığı çıkardım.

"Tamam kapat arayacağım ben seni" dedim ve Semih'e döndüm "Telefonla konuşuyordum.Ama bir sorun mu var?"diye sordum usta bir oyunculukla.

"Bir şey sandığımdan değil de ne bileyim karanlıkta boşluğa bakıp bağıra bağıra konuşunca insan ister istemez garip karşılıyor"

"Gördüğün gibi ortada garip bir şey yok"

"İyi tamam demedim bir şey"

"İyi gidiyorum ben o zaman iyi akşamlar sana"Dedim ve birkaç adım attım.

"Param yok demedin mi nasıl gideceksin gece gece"Diye seslendi arkamadan.

Dediği şeyle durdum ve arkamı döndüm tekrar yüzünü görebilmek için.

"Hallettim ama sağol yine de merak ettiğin için yani"Dedim istem dışı yüzüme bir gülmeseme yayılırken.

"Emin misin hava iyice soğudu?"

Semih sözünü tamalar tamamlamaz bir arba daha geldi.Sürücü koktuğununa baktığımda Barış oturuyordu.

Baş parmağımla hafif çaprazımda kalan arabayı isaret ettim "Geldi zaten sorun yok"

"Ee iyi madem gidiyorum o zaman ben."

Bir şey demeden onaylar biçimde gözlerimi kapatıp açtım.O arabasına ilerlerken ben de Barış:ın arabasına ilerledim ama binmeden Semih'in gitmesini bekledim.

Araba yavaş yavaş uzaklaşıp küçülürken bir nefes daha verdim.Serin havadan ötürü verdiğim nefes buhar olup gökyüzüne karışırken öylece onu izledim.

Barış'ın kornaya basmasıyla arabaya bindim.

"Aylin'in aklı çıktı Asya.Neden geç kaldın."diye sordu ben biner binmez.

"Biriyle karşılaştım."Dedim ama yüzüme yayılan gülümsemenin farkındaydım.

"O çocukla mı?"Diye sordu

Emniyet kemerimi takarken olumlu anlamda başımı salladım.

"Kimdi o?"

"Semih"Dedim sadece ama hala yüzümde bir tebessüm vardı.

"Semih kim?"

"Kılıçsoy"

"Kılıçsoy?"Dedi emin olmak ister gibi

"Semih Kılıçsoy, stadda karşılaştın, ve güvenliklere rağmen sataddan çıktın"Diye aklına gelenleri art arda sıraladı bir yapbozun parçalarını birleştirir gibi.

"Asya Beşiktaşın forveti Semih Kılıçsoydan bahsetmiyorsun dimi"

Başımı salladım yeterli bir cevaptı bence.

"Ne?nasıl?Çatlatma adamı da anlat Asya"

"Barış sus"Dedim ve başımı cama yasladım.Barış bir süre bir şeyler sôyledi ama dinlediğimi söyleyemeceğim neyse ki o da bir süre sonra cevap alamayınca sustu zaten.

Camdan dışarıyı izledim bir süre gece karanlığında yol akıp gitti,şeritler birbirine girdi, etraf dönmeye başladı, son iki gündür gram uyku uyumadığım için göz kapaklarım yavaş yavaş kapanırken zihnimin en derinlerinden müptelası olduğum bir sesi çıktı geldi düşüncelerimin tam ortasına kuruldu.

Şefkatle endişeyle dolu bir erkek sesi Semih'in sesi.Hatırladığım cümle ise öyle afilli bir cümle falan değildi adımı söyledi sadece ama bana dünyanın en güzel şarkısı gibi geliyordu adımı onun dudaklarından duymak hele sinirliyken öyle tatlı söylerdi ki adımı hep sinir etmek isterdim onu ama kabul etmek gerekirse sabır sınırlarını bir hayli zorlardım yapma dediği ne varsa inadına gibi yapardım.

Sabırlı bir insan evladıydı başını her türlü belayı açardım yine de hiç git demezdi hatta genellikle o biterdi dibimde.

Biz niye yarım kalmıştık?Biz niye bütünlenememiştik?

Gözlerimi açtığımda bizim evin önündeydik.Aa size Aylinle ev arkadaşı olduğumuzdan bahsetmedim değilmi neyse öğrenmiş oldunuz.

Arabadan inip eve doğru yürümeye başladık.Bizim dairenin kapısının önüne geldiğimizde Barış zile bastı. Birkaç saniye sonra kapıyı Aylin açtı ve anında sarıldı boynuma.

"Aklımı çıkardın deli" dedi sırtımı sıvazlarken.

Dediği şeyle gülümsedim.Birbirimizden ayrılırken endişesi yerini meraka bırakmıştı bile.

"Nasıl çıktın ordan?"

"Otoparktan."

"Nasıl? Neyse dur dur içeri geçelim hava çok soğuk içerde kutlama yaparken anlatırsın"

Birlikte kapıdan geçip holden geçtik ve mutfağa girdik.Mutfaktaki yemek masasının üzerinde servis tabakları ve yanında kadehler duruyordu ki burdan anlaşılan benden çok Barışa kıyak geçilmişti zira balık Barış'ın gece gündüz yiyebileceği bir besin kaynağıydı.

O kadar Omega-3,6 ne varsa yiyip bu kadar salak olmayı başarmakta bir marifet Barışçığım bravo sana.

O değilde şu çocuğa kinayeli yoldan bile olsa sevgi ibaresi içeren bir şeyler söylemek midemi bulandırıyor ya.

Millet eniştecilik yapıp arkadaşlarının manitasına yazarken benim Barış'a olan saf nefretim bence takdir edilmeli.

"Ooo ben kendimi riske atıyorum Barış beyin favori yemeği yapılmış Aylin aşk olsun yani kırıldım"Dedim sandalyelerden birine geçerken.

"Allah Allah sen stadda uğraştıysan biz de burda boş durmadık heralde.Yemeği yapacak vaktim mi vardı benim?Yemekleri Barış söyledi"diye hemen kendini savunamaya geçti Aylin.

"Yani kısaca kudurma diyor Asyacım" Dedi Barış karşımdaki sandalyeye kurulurken.

"Barış şansını zorlama senin o burnunu dümdüz ederim" dedim cuddiyeti asla bozmayacak tehditkar bir gülüşle.

Şu evin kapısına kocaman Barışlar ve küpekler giremez tabelası asacaktım. Benim için çok farkları yoktu gerçi ama köpeklerde bile zeka belirtileri vardı ama Barışta yoktu. Ayrıca köpekler çok sempatik,çok tatlı hayvanlardı bu salak ise hayatımda gördüğüm en antipatik insandı. Poyaraz bile daha sempatikti be en azından arada komik falan oluyordu o bu tek hücreli amipte o da yoktu.

Yaa Allah aşkına sen amipte ne buldun be Gafi?

Haa bu arada Poyraz başlı başına uzun bir hikaye onu da anlatırım bir ara.

"Eee anlatsana hadii"Dedi Aylin merakla

"Anlatacak bir şey yok ki" dedim omuz çekip.Bu sırada Aylin doldurduğu kadehi bıraktı önüme.

"Ne demek yok Asya!"Dedi Aylin yine aynı şaşkınlıkla "Polisler,güvenlikler derken o laptopla ordan çıkman imkansız"

"Aslına bakarsan gayet de çıkabilir hayatım yani eğer içerden birinin arabasındaysa tabi"Dedi Barış Aylin'in kendisine doldurduğu kadehi önüne çekerken.

"O ne demek ya?"

"Semihle çıkmış staddan.Almaya gittiğimde karanlıkta biriyle konuşuyordu yüzünü seçemedim ama Semihmiş meğer"

"Semih?Asya bu Semih o Semih mi?"dedi saşkınlığı giderek artarken bana dönüp.

Aylinciğim bir tabem inan sana uzun uzun açıklamak isterdim ama şuan hiç havamda değilim güzelim.

Önümde duran madehi tekleyip masaya bıraktım.

"Size afiyet olsun benim canım bir şey yemek istemiyor.Uyusam iyi olacak"

"Eee daha Semihle nasıl karşılaştığını anlatacaktın."Dedi Aylin

"Sabah anlatayım şimdi dinlesem daha iyi olacak"dedim ve Aylinin yanına yaklaşıp yanağına sulu bir öpücük bıraktım.

Uzatmadı sağolsun"İyi uykular" dedi gülümseyerek o da yanağıma bir öpücük bıraktı.

Masada kalktım ve odama ilerleyip içeri girdim ancak canım uyumak istemiyordu odamın balkonuna çıkıp kendimi sandalyeye bıraktım.

Neden tanımadı?

Duyduğum sese aldırmadan başımı gökyüzüne kaldırdım.Yıldızlar çok güzeldi.

Cevap versene.

Basımı yanımdaki sandalyeye çevirdiğimde benim ufaklık yanımdaki boş sandalyeye kurulmuştu.

"Bu gün canımı sen bile sıkamazsın şimdi kapa çeneni."

Aman ne mutlu sana. Görende Semih, Asya deyip boynuna atladı sanır.

"Sus demekten ne anlıyorsun sen?"dedim tip tip suratına bakıp.

Ne o hayal kurmaya çoktan başlamış mıydın yoksa?

"Kapa çeneni"Dedim daha sakin bir sesle.

Semih yok artık kendini buna alıştırsan iyi edersin.Saçma sapan hayallere de kapılma sakın. Bizi seven biri yok unutma bunu.

"Ehh çekmeyeceğim ben seni" dedim ve ayaklanıp odama girdim.Üstümdekileri değiştirip kendimi yatağa attım.

İstemeden telefona gitti elim parmağımın ucunda duran ambleme tıklayıp tıklamamak arasında gidip gelirken sonunda yavaşça sembole dokundum ve instagrama girdim.

Bununla da kalmayıp lanet olsun ki duramadım Semih'in hesabına girdim.Postlarına göz gezindim biraz.

En üstte duran son postu bir ay önce atmıştı.

Soğuk suyla dolu varilin içinde çekilmiş olduğu bir fotoğraftı bu.

Güneş tepeden tepeden sarı saçlarını parlatıyor zümrütleri serseri bir ışıltıyla kadraja bakıyordu.

Ama bu bakışlar benim kalbimi deler yapma be zalımın oğlu.

Mesela sadece zümrütler de değildi.

Yüzünde çarpık bir tebessüm asılıyken gamzeleri derin bir oyuk oluşturmuştu yanağında.

Yüzüne yüzüne zoomladığım fotoğraftan parmaklarımı çekmemle fotoğraf tekrar eski haline gelmişti.

WTF!

İŞTE BUNU YAPMAMALIYDIK.

Yaa ben giderken bu çocuk yakışıklıydı,tatlıydı,komikti falan ama şimdi hepsinden çok daha fenaydı artık sadece bunlar değildi. ARTIK YİRMİLERİN GETİRDİĞİ ACAYİP BİR SEKSİLİĞİ VARDI. O baklavalar kaç kiloydu mesela? Ya da Fıstıklı mıydı yoksa fındıklı mı? Hepsinden önemlisi bu fotoğrafı beğenen 5 milyon insandan kaçı hem cinsimdi.

Fotoğrafı ilk gördüğümde üstünde sadece siyah Beşiktaş amblemli sporcu şortu olduğu için kalbim teklemişti şimdi beğeni sayısını farkettiğimde ise gözüm seğeriyordu. Yorumlara yazılabilecek şeyler zihnimden geçerken sinirden beyin kanaması geçirebilirdim.

Bir şey yok, bir şey yok,bir şey yok, sakiiinn olll(Sid tonlaması)

Derin bir iç çekip telefonu kapattım sinirden dağılan uykum aradan geçen bir iki saatlik sinir harbinin sonucunda yeniden toparlandığında kendimi uykunun kollarına bıraktım.

Sabah kapı kırılacak gibi çaldığı için irkilerek uyandım.

"N'oluyo aq.Ben kimseyi öldürmedim memur bey" diye sabah mahmurluğuyla kendi kendime zırvalayıp dediğim şeyin saçmlalığını anlayınca ise "ne diyorum ben yaa" deyip yataktan kalktım ve salona geçtim. Salonda Barış duruyordu bir yandan da yavrusunu kaybetmiş kedi gibi birşeyler arıyordu.

"Noluyo Barış sabah sabah uykunda mı gördün bizi?" Bizi dedim gözlerimi ovuştururken.

"Asya laptopu naptın?"Dedi telaşla bana doğru gelirken.

"Laptop mu? Ne loptopu be?"

"Asya salak salak konuşma ne demek ne laptopu? Dün satada görürdüğün laptop tabiki.Nerde nereye bıraktın?"

"Laptop..." Dedim ve bir iki saniye düşündüm "Hassiktir ben onu Semih'in arabasında unuttum"

"İyi bok yedin Asya" dedi Aylin'in verdiği kumandayla televizyonu açtığında gözlerim fal taşı gibi açıldı.

Ne? Ne yazıyordu orda?Ne demek

Beşiktaş'ın genç yıldızı dün stadda yaşanan olaylardan dolayı dün akşam göz altına alındı.

Siktir gerçekten siktir ama yani...

Selamıj Helllooooğğğ:)

Ben 7.Bölüme kaçarotti ama siz vote ve yorum atmadan kaçmayınnnn 💞 💞 💞 💞 💞 💞 💞 💞 💞 💞 💞 💞 💞

💚E🖤N🤘🏻D

Bölüm sonu

3 yorum