İçeriğe geç

YEŞİLİN AGÜERO TONU

Bölüm 57 · 9 dk okuma

YEŞİLİN AGÜERO TONU

Bölüm 57

Part 2

Gözlerinden süzülen yaşlar hızlanırken yumrukları giderek güçsüzleşiyordu.Poyraz'ın omuzlarına her kelime öyle ağır bir yük oluyorduki omuzları giderek düşerken içinin nasıl ezildiğini o bile anlatamazdı."Abim değilsin sen olamazsın da çünkü benim abim ben ağlaya ağlaya onu beklediğim gecelerde gelmediği her gün öldü. Şu siktiğimin sahnesine çıktığım her saniye yeniden öldü. Şu masa varya şu masa şu masaya oturduğum her gün yeniden öldü benim abim. Şimdi defol git yoksa yemin ederim basarım çığlığı kafanı koparırlar." Derken tekrar öfkeyle gizlemeye çalıştığı bakışlarını Poyraz'ın siyahlarına değirmeden eliyle kapıyı gösterdi.Poyraz yerdeki bakışlarını kaldırmadan mırıldanır gibi konuştu. "Ne desen haklısın kardeşim. Ama şunu bil ben sana hiç bir zaman sırtımı dönmedim zamanı geldiğinde konuşuruz bunları o vakte kadar artık yalnız olmadığını sakın unutma çünkü ben varım ne zaman ihtiyacın olursa bir abi demen yeter iki elim kanda olsa çıkar gelirim"Ne Yıldız bir şey diyebildi o andan sonra ne de Poyraz. Aradan geçen bir kaç sessiz dakikanın ardından Poyraz yavaş adımlarla çıkıp gitti O günden sonra Poyraz Yıldız'ı sadece uzaktan izlemekle yetindi. Zira duydukları o kadar ağırdı ki ayaklarına pranga vurulmuştu adeta Yıldıza gitmeyi çok istese de ayaklarına vurulan pranga engelledi onu.Sabaha karşı yani gecenin en karanlık anlarıydı. Yıldız boş sokakta ağır adımlarla ilerlemeye devam etti.Poyraz'ı en son üç saat önce pavyonda görmüştü zaten en son konuştukları geceden sonra yani yaklaşık bir haftadır sürekli geliyordu Poyraz.Ancak Yıldız öyle kırgındı ki ona kovmak için bile olsa gidemiyordu yanına zira kendi gözlerindeki aynı karartı Poyrazda da vardı yani abisinde. O karartılara bir kez bakarsa bir daha çıkamamaktan korkuyordu alışmıştı kimsesizliğe iyi ya da kötü, doğru ya da yanlış bir hayat kurmuştu kendine.Üstelik assolistti artık yani Kenan hariç kimsenin masasına gitmiyordu. Hem albüm yapacaktı Kenan söz vermişti bir kaç yıl içinde hayatı dahada düzene girecek bu günleri hatırlamayacaktı.Şimdi korkuyordu.Poyraz'ın rüzgarına gemisini teslim edip yeniden denizin ortasında bir başına kalmaktan deli gibi korkuyordu.Kafası iyice dalgınlaşırken cebinden sigara paketini çıkarttı ve içinden bir dal alıp yaktı. Yanan sigaradan derin bir nefes alırken ciğerlerine hapsettiği dumanı kesik kesik geri verdi.Kırgınlığı öyle büyüktü ki değil bir dal bir koli de içse içini soğutmaya yetmeyeceğine karar verip yarısına geldiği sigarayı yanından geçtiği çöp konteynerına attı.Az ilerdeki köşeye yaklaşmaya devam etti. O köşeyi dönüp evine gidecekti.Tam köşeye geldiğinde ise o daha ne olduğunu anlayamadan sırtının soğuk duvarla buluştuğunu bileklerinin ise tek eliyle kavrayıp başının üzerinde sabitlendiğini hissetti. Ne olduğunu anlayamayan bakışları karşısındaki suretle donup kaldı.Birkandı...Birkan, boşta kalan elini ağzının üzerine bastırırken öfkeyle soludu."Kenan'ın itlerini peşime salıp böyle aheste aheste dolaşmak iyi cesaret valla"Elini Yıldız'ın dudaklarının üstünden yavaşça çekerken aynı elini bu sefer Yıldız'ın boğazına doladı."Ulan orospu herkese varda bize gelince mi Kenan'ın arkasına sığınıyorsun"Yıldız, boğazına sarılan elin şiddeti artarken konuşamıyordu."Kim alacak lan şimdi seni benim elimden heee"Yıldız'ın boğazındaki baskı her geçen saniye artarken nefes alması giderek güçleşiyordu.Gözleri kapanmak üzereyken Birkan'ın sesi doldurdu kulaklarını. "Geber lan or..."Gerisi çok ani gelişmişti önce Birkan'ın boğazındaki elleri geri çekilmiş Yıldız üzerindeki şaşkınlığı attığında ise yere yığılmış Birkan'ın üstüne çıkmış art arda yumruk indiren Poyraz'ı farketti."Sen..." Dedi Poyraz Birkan'ın yüzüne sağlam bir yumruk indirirken."Benim..."Yumruk "Kardeşime"Yumruk"Orospu diyecek..."Yumruk"Cesareti nerden..."Yumruk"Buluyorsun lan it"Yumruk"Kimsin lan sen"Yumruk.Yıldız Poyraz'ın kanlar içinde kalan ellerine bakarken telaşlanıp Poyraz'a koştu."Öldüreceksin bırak" dedi Poyraz'ın kollarına yapışıp geri çekmeye çalışarak."Gebersin amınakoyduğumun pezevengi"Dedi Poyraz üst üste iki sağlam yumruk daha indirirken."Yapma diyorum lütfen" Poyraz öyle öfkelenmişti ki dur durak bilmiyordu sağlam bir yumruk daha indirdi Birkan'ın burnunun üstüne.Yıldız Poyraz'ı durdurmanın tek yolunu bulduğunda "Abi..."dedi mırıldanır gibi "lütfen..."Poyraz kulaklarına duran üç harflik kelimeyle kaldırdığı yumruğunu indiremedi Birkan'ın suratın.Eli havada gözleri ise kolunu tutan kardeşinde takıldı kaldı.İlk kez duydu bu kelimeyi onun ağzından.Sayılı kalacak o anlardan biriydi bu.Elinde olsa sonsuza kadar bu anda kalmak isterdi.🎞️🎞️🎞️🎞️🎞️🎞️🎞️🎞️🎞️🎞️🎞️🎞️🎞️🎞️🎞️💚🖤Bakışlarım Poyraz'ı bulmasın diye sağa sola bakarken devam ettim konuşmaya "O gün kurtardın kardeşini. Kardeşine bir daha kimse dokunamasın diye onca yıllık gazinocular kralı Kenan'ı içeri tıkmayı başardın. Gazinolarını bir bir kapattırdın. Kardeşini de aldın yanına.Yavaş yavaş düzene sokmaya başladınız hayatınızı. Nöbetlerden gece yarısı döndüğünde masanın ortasında dumanı üstünde çorbalar buldun. Yıldız yoktu başında hala kızgındı hala kırgındı kendi içinde aşamamıştı bazı şeyleri ama sana karşı içinde ki saf bir sevgi vardı ve onu göstermekten kaçınmıyordu.Yıldızı açık liseye kaydettirdin,derslerine sen yardımcı oldun,aranızdaki güven sorunu yavaş yavaş adım adım aştınız. Ta ki o telefon çalana kadar. Acil operasyona çağırdılar seni. Sen de evden çıktın. Sen gittin Yıldız kaldı.Sen yine gittin Yıldız yine kimsesiz kaldı.Sen çıktıktan bir kaç saat sonra Kenan'ın adamları bastı evi. Hem kapının önünde nöbet tutan iki polisi hem de Yıldızı öldürdüler.Yıldız öldü Poyraz çünkü sen yine ona sırtını döndün, çünkü sen kardeşini tekrar yanlız bıraktın"Bakışlarım sonunda Poyraz'ı bulduğuna gözlerinde süzülen yaşlar içimi yaktı.Tek dizimin üstüne doğru çöktüm bankın önünde. Bakışlarının beni bulması için çenesi kavrayıp yavaşça yukarı ittim."Gerçekler böyle olmasa da sen kendini suçladın. Öyle büyüktü ki içindeki acı. Acını dindirmenin yolunu Yıldız gibi terk edilmiş,kimsesiz kalmış,gözlerinden kırgınlık akan kadınları mutlu etmekte buldun.Neslican gibi."Derken boğazıma dolandı kelimeler ama konuşmak zorundaydım ikimiz içinde."Neslican kanser hastasıydı, babası o küçükken ölmüş annesi ise yeni kocası yüzünden yıllardır Neslican'ın yüzüne bakmıyordu. O da kimsesizdi Yıldız gibi. Sen de onu kestirdin gözüne. Seviyorum dedin aşığım dedin kimse sevmesin ben severim dedin kimsesiz değilsin ben varım dedin. Gerçek değildi hislerin ama Neslican'ı son günlerinde mutlu ettin.Sonra ben. Beni gördün. Belki bakışlarımdaki onca insanın içinde nasıl kimsesiz olduğumu gördün, belki kırgınlıklarımı hissettin. Bana da seviyorum seni dedin çünkü ben de Yıldız gibiydim kimsesiz, acılarla geçmiş bir çocukluğum vardı Yıldız gibi"Gözümden bir damla yaş süzülürken bakışlarımı ilk kez bu kadar sabitledim simsiyah gözlerine. Karanlık yoktu orda ışık vardı. Tertemiz kalbinin yansıması ordaydı. Görmemiş değildim yıllardır ama bu gerçekle, herkesin içindeki kimsesizliğim gerçeğiyle yüzleşmek o kadar ağırdı ki benim için boylu boyunca salağa yatmak işime gelmişti açıkçası"Ben seni hiç sevmedim Poyraz ama kabul et sen de beni hiç sevmedin. Biz ikimiz diye bir şey hiç olmadı olamazdı da çünkü senin kalbinde kardeşinden başkasına benim kalbimde Semihten başkasına yer yoktu. Bir daha karşıma çıkma Poyraz, bir daha unutmak istediklerimi hatırlatma bana. Ama mutlu ol. Kendine yeniden bir hayat kur çünkü senin o kadar güzel bir kalbin var ki dibine kadar mutlu olmayı hak ediyorsun. Hoşça kal"Dedim omzuna dostça bir kaç kez vurup. Sonra da ağır adımlarla uzaklaştım yanından.💚🖤"Ay Asya içim sıktın yeminle" diye söylenen Aylinle dakikalardır izlediğim tavandan sıyırdım bakışlarımı ve Aylin'e baktım.Boş bakışlarım yüzünü taradı. Hafif çilli tenindeki tüm çil tanenelerini tek tek saymama engel olan neydi ki?Ayrıca benim dertlerim niye ıslak mendil gibiydi Allah aşkına? Bir tane çekiyordum beş tane birden geliyordu.Hava ile doldurduğum yanaklarımı sıkkın bir nefesle boşalttım.Semih nerdesin sen yaa?Sevgilin burlarda dertlerden dertlere yuvarlanıyor, sen top yuvarla anca.Bunun hesabı bu gece sorulacak Semih Bey."Asya bön bön suratıma bakmaya devam mı edeceksin hayatım?""Söyleyeceğim Aylin bir müsade edersen""Ee söyle hadi bekliyorum"Nasıl söyleyecektim ki Poyraz seni kandırdı diye."Aylin sen bu Poy.. aman Rüzgarı yani seviyor musun?"" O nerden çıktı?" Dedi kuşkuyla yüzümü incelerken."Hiiiç sadece yine yanlış birini seçmenden korkuyorum"Gözlerindeki kuşku anında eriyip giderken yerini kucak kucak sevgiye bırakmıştı.Bağdaş kurmuş oturduğum koltukta ellerimi de kucağıma almış sıkıntıyla onları oynuyordum.Elini ellerimde hissetiğimde bakışlarımı ona çevirmemle açık yeşil gözleriyle karşılaşmam bir oldu."Sen benim için mi endişeleniyorsun?" Dedi tatlı tatlı."Ya kimin için endişeleneceğim?"Dedim yanağına sulu kocaman bir öpücük bırakarak.Aynı saniyelerde telefonum çalmaya başlayınca yanımda duran telefonu açtım.Telefonun açılmasıyla ekranın yarısında Çağlanın yüzünü görmem bir oldu.Telefonu Aylininde kadraja alacak şekilde çevirdim."Girls n'apıyonuz yaa"diye neşe dolu sesi geldi kulaklarımıza.Aylinle ikimizde aynı saniyede kocaman gülümseyerek ekrana bakarken Çağla bir anlık ekranda kaybolmuştu."İyiyiz Çağlacım da sen nereye kayboldu ya"Bir kaç saniye içinde geri geldiğinde yüzünde bembeyaz bir maske vardı."Ay geldi geldim" dedi gülümseyerek ama içinde bir telaş olduğu kesindi."Kız sarıı, sen de bir haller var gönder gelsin" dedi Aylin öne doğru uzattığı ve birbirine yapıştırdığı işaret ve orta parmağını açıp kapatarak."Aşk bahçelerim size öyle bir haberim var ki olaayy"Düşünsenize sizi savunan avukatın mahkeme salonunda da böyle konuştuğunu" Hakim Bey karşı tarafın argümanları şaka mıı?" " Nafaka davasını kazanınca bizziko" falan.Neyseki Çağlacım resmi ortamlarda sizden benden iyi İstanbul Türkçesiyle ve gayet resmi konuşabiliyordu.İkimizde söylediği şeyle gülerken"Ee anlat hadi" dedim heyecanla."Sizin bu adaletin kraleçisi kankanız artık Makedonya sınırlarına sığamıyor. O yüzden yarın ilk uçakla Come to İstanbull""Ciddi misin sen?"dedim sevinçle."Tabi kii ama beni karşılamaya gelmezseniz olay çıkarırım. Haa bu arada şu manitalarınızı alıp gelin lütfen çünkü benim bavullar baya bir ağır üçümüz altından kalkamayabiliriz bir işe yarasınlar"Manitalarımız?Artık sadece birimizin manitası vardı ama neyse...Çağla ima dolu bakışlarla beni süzüyordu.Üzgünüm Çağlacığım ama yüzündeki o bembeyaz maskeyle UdiNeco abinin bir değişik versiyonu olmuştun. Hatta baya baya hayalet Casper olmuştun. Seni ve tüm imalarını bu tiple ciddiye alamayacaktım."Erkek arkadaşıma hamal muamelesi yapman gözlerimi yaşarttı Çağlacığım"dedim."Tabi gerçi siz bana söylemeden manita yapıyorsunuz ya bana söylemeden ayrılmışta olabilirsiniz ama neyse"Sesindeki imayı tabiki de sezmiştim ama boylu boyunca salağa yattım."Aylinciğim lafım meclisten dışarı canım sen alınma. Alınması gereken o kıvırcık kafa varya yanındaki hah işte o""Yüzündeki alçıyı silde öyle konuşalım cicim seni böyle pek kale alamıyorum"Dinozor yavrularını kendi yavurlarıymışçasına sahiplenen Sid'i aratmayan bir bakış attı. "Hanım hanım bunlar benim yavrularım" dememişti neyseki.Onun yerine aynı etkiyi yaratacak bir şey söyledi. "Senin o alçı dediğin şeye ben bir aylık maşımı döktüm yalnız. O benim bir numaralı askerim biraz saygılı olursan iyi olur""Çağla hayatım hepimiz bir şeylere bağlanıyoruz bu hayatta ama sen bu makyaj malzemeleriyle biraz fazla bağ kuruyorsun sanki"dedi Aylin."Ayrıca asker ne alaka?"diye ekledim."Birincisi bağ kurarım tabiki bu cildin ışıltısını ben onlara borçluyum. Bu varya bu benim cildimde ne kadar ufak tefek siyah nokta varsa hepsiyle savaşıp silip sülürüyor bu asker olmayacaktı ben mi olacağım"Hayret dolu bakışlarımız yerini ufak kıkırtılara bıraktığında "Allah akıl fikir versin Çağla" dedim.Aynı saniyelerde kapı çalmıştı.Allahım lütfen Semih bu kez kapıdan gelmiş olsun.Zira ben o Poyraz'ı bir kez daha görmeyi kaldıramayacaktım.Çocuğun bütün hayat tramvasını dan dun suratına vurmuştum. Şimdi suratına nasıl bakabilirdim ki.Kapıyı açmaya giden Aylinden "Hoşgeldin Rüzgar" şeklinde neşeli bir ses yükselince bakışlarım olabildiğince düştü."Bana bak sen ne haltlar karıştırıyorsun yine"Telefondan gelen sesle Çağlaya döndüm.Bu sefer valla benim bir suçum yoktu."Çağla benim sana bir şey söylemem lazım"Bakışları kuşkuyla kısılırken anlatmamı bekliyor gibiydi."Bahar teyze varya?""Mobese Baar tete mi?""Ta kendisi""Eee nolmuş ona?""Onun bir torunu vardı hani""Hee bir ara burda karakolda çalışan oğlan. Hani senin karakol basma vesilesiyle tanıştığın sonra sevgili olduğun çocuk. O mu?"Böyle arka arkaya duyunca kulağa bir garip geliyordu.Harbi bizim Poyrazla ne biçim bir ilişkimiz vardı ya."Evet o""Eee nolmuş ona""Biz onunla bir süredir görüşüyoruz.""Aşkım sen delirdin mi sen yıllardır Semih diye ağlamıyor muydun? Ee Semihle sevgilisiniz de nerden çıktı bu çocuk?"" Yaa öyle değil kızım. Biz ayrıldık ya bunla.""Evet""İşte biz ayrıldıktan iki yıl kadar sonra bu gene çıktı benim karşıma. Üç yıldır da ara ara karşıma çıkıp duruyordu."Gözleri hayretle büyürken imkan olsa yerlerinden fırlayacak gibilerdi."Koskoca üç yıldır sen bana bunu niye söylemedin peki aşkoların en akıllısı""Niye? Şöyle bir sesli düşüneyim.Acaba aynı haftalarda sen de organ mafyalarına kök söktürmekle maşgul olduğun için olabilir mi?"Zira kendisi görüp görebileceğiniz hem en Barbie hem de en harbi avukattı. Tırnakları için Makedonya'yı mesleği için ise dünyayı yakacak bir karaktere sahipti zira.O yüzden sokak çocuklarının organlarını satan mafya tipli heriflere bulaşmak için bir saniye bile düşünmemiş içine düştüğü bu cendereden kurtulmak için ise aylarca cebelleşmişti.Neyseki o hayatta ve hala oldukça bakımlı,mafyalar ise kendi elleriyle tıktığı kodesteydi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.