İçeriğe geç

YEŞİLİN AGÜERO TONU

Bölüm 55 · 58 dk okuma

YEŞİLİN AGÜERO TONU

Bölüm 55

🖤16.Bölüm🖤

❤️‍🩹

Gelecekse beklenen beklemek güzeldir

Özleyecekse özlenen özlemek güzeldir

Ve sevecekse sevilen;O hayat her seye bedeldir

~Özdemir Asaf~

Kafama kadar çektiğim yorganın içine biraz daha sindim. Bacaklarımı ise iyice kendime yani yorganın içine çektim malum yorganın dışında kalan bacaklarınıza gece karanlıkta canavarlar saldırabilir klişesi falan filan.

Korkuyordum. Şuan deli gibi korkuyordum zira kendi evimdeydim ve yanımda Semih yoktu. Yani korkmamak için bir sebep yoktu.

Aylin'in yanına gitmeyi düşünmüştüm bu belki biraz daha kendimi güvende hissetmemi sağlayabilir diye ama olmazrı zira gece birden ya filmdeki canavar gibi kıpkırmızı gözlerle kalkıp bana öyle korkutucu korkutucu bakarsa diye buna da cesaret edemiyordum. Uykusuzluktan iyice ağırlaşan göz kapaklarım acıyor ama asla kapanmıyordu da.

Bakışlarımı hafifçe araladığım yorganın boşluğundan sokak lambasının ışığıyla hafif loşlaşan oda da dolandırdım.

Sakinleşmek adına deri derin nefes alıp verirken balkon kapısından gelen tıkırtıyla korkuyla kafamı daha da soktum yorganın içine çektim.

Evet çünkü gelen şey bir canavar ya da hırsızsa beni yorganın içinde görürse bırakıp giderdi.

Biliyorum biliyorum çok zekiyim alkışa hiç gerek yok.

Korkudan kalbim deli gibi çarparken nefesim kesilmek üzereydi.

Yorgansa canavrlardan korunmak için yeterli bir kalkan değildi galiba zira omzuma doğru bir elin dokunduğunu hissetmemle can havliyle sağlam bir tekmeyi koluma dokunan kişiye savurmam bir oldu.

"LAN!"diye acılı bir ses iştittim. Ama gözüme perde inmiş gibiydi kendimi koruma iç güdüsüyle yataktan nasıl çıktığımı bile kavrayamadan komidinimin üzerinde bulunan boş sürahiyi elime almıştım.

Sürahiye sıkıca yapışmışken üzerinde siyah kapişonlu bir ceketle karnını tumuş iki büklüm kişinin üzerine yürüdüm.

Sırtı bana dönük olduğu için tam emin değildim lakin burdan seçebildiğim kadarıyla normal bir insan anotomisine sahip gibiydi. Yani şükür ki canavar falan değildi.

Hırsız olabilir mi hırsız?

Gaspçı.

Kundakçı.

Yok anasının nikahı!

Bilemiyorum.

Nedir?

Ellerimdeki sürahiyi iyice kavrayıp geri çektim tüm gücümle karşımdaki kişinin ense köküne vurmak gibi niyetlerim vardı.

Tam indirecekken bileklerimi tek eliyle kavrayan ve şok dolu bakışları bende olan zatı muhterem ile gözlerim fal taşı misali açıldı.

"Semih"dedim şaşkınlıkla.

"Çüş"dedi şok olmuş bir biçimde "Güzelim sen kafayı mı yedin? Bir insanın kafasına sürahiyle dalmak ne demek?" Dedi bir eli hala bileklerimi kavarken öteki eli hala karnını tutuyordu.

Şuan normalde dikkat etmemem gerek bir konuydu belki ama adamda öyle bir karizma vardı ki koşul zaman mekan gözetmeksizin aklımı başımdan alıyordu.

Şuan tam camın önünde durduğumuz için sokak lambasının sarı loş ışığı ful artı ful karizmasını nirvanaya çıkarıyordu. Üstündeki ceketin kapüşonu hala başına geçirilik olduğu için yüzünü biraz gölgeliyor lakin gözleri hala bir zümrüt misali parıl parıl parlıyor ve kalbime bir hayli zarar veriyordu.

Birbirimize attığımız şaşkın bakışlar sürüp giderken "Semih" diyebildim aynı şaşkınlık sesimin her zerresine işlemişken.

Kendisinin şaşkın bakışları hala sürerken sonunda bileklerimi bırakmıştı.

"Senin ne işin var burda?" Diyebildim daha normal bir sesle.

"Sevgilimin yiğitliği elden bırakmayan ama aynı zamanda korku filminin etkisini hala atlatamayıp deli gibi korkan bir karakteri olduğunu bildiğimden geldim"dedi.

Düşününce gayet makuldu ama makul olmayan bir nokta vardı ki o da balkindan girip neredeyse kalbime indirecek olmasıydı.

"Peki ayıptır sorması niye normal bir şekilde kapıdan gelmek varken böyle balkondan odama dalıp beni iyice korkutuyorsun"

"Gece yarısı kapıdan girip millete güzel bir dedikodu malzemesi artı Neriman Sultan'ın eline beni güzel bir sopalama fırsatı vermemek için."

Şimdi düşününce bu da gayet makuldu.

"Haa sonuç değişmedi tabi orası ayrı hatta baya baya kafaya sürahiyide yiyordum zor kurtuldum"dediğinde kınayıcı bir bakış attı.

"Çok acıdı mı?" Dedim karnına bakmaya çalışarak.

"Acıdı tabi. Sen de nasıl bir güç var ya?"

"Suç sende bir kere madem balkondan gelicen ki hala çok saçma ama buraya sonra takılacağım niye bana haber vermiyorsun be aklım çıktı burda"anında zeytin yağı gibi üste çıktım.

"O zıkkımı açıp bir bak bakalım kaç kere aramışım"dedi huysuzca.

Telefonumun sessizde olduğunu bildiğim için aradıysa bile duymamış olabilirdim o yüzden bir şey demedim.

Elimi tişörtüne doğru uzattım.

"Çek elini bir bakayım"dedim tişörtünü çekiştirirken zorlamadı sağ olsun çekti elini hemen. Tişörtü hafifçe yukarı sıyırdım neyseki çok bir şey yoktu ama hafif bir kızarıklık vardı.

Tişörtü bırakıp çalışma masamda duran krem kutusuna ilerledim.

"Nereye?"diye sordu arkamdan.

"Cehennemin dibine gelcen mi?"dedim huysuzca krem kutusunu elime alıp tekrar ona doğru yönelirken.

"İşe bak ya hem dayak yiyoruz hem azar.Bu nasıl iş böyle ya?"derken oldukça huysuzdu.

"Söylenme de sıyır şu tişörtünü"dedim ben de ters ters.

Gece karanlığında cidden kafasına sürahiyi indirsem ne olacaktı? Hiç makul davranmıyordu. Ona kendi ellerimle zarar verdiğimi düşünmek bile istemiyordum.

Üstelik üstünden yıllar geçmesine rağmen hâlâ Demet Özdemir'e her kandil itina ile beddua yağdıran çArşı bana neler yapmazdı. Allah korusundu valla.

"O ne" diyen saftirik manitimin sesi kulaklarıma dolduğunda elimdeki krem kutusuyla Semih'in suratı arasında gidip geldi bomboş bakışlarım sonunda ise şöyle çok makul bir cevap verdim. "Bok Semih bok"dedim gayet sakin bir sesle ve kendim tişörtüne uzandım. Lakin ben tişörte dokunamadan tişörtü komple çıkarmasını zerre beklemiyordum.

Gözlerim muazzam sporcu fiziğiyle bayram ederken çaktırmadan oldukça sakin bir şekilde krem kutusunu açtım ve karnındaki hafif kızarlığın üzerine sürdüm kremi.

Gözlerim gözlerim kendinize gelin manitimizin kaslarını keseceğiz derken şaşı olup kalacağız.

Annem yapma gözünü öyle şaşı kalır bak.

Oldukça uzun süren krem sürme işim tamamlandığında -ki bunun manitimin kaslarını uzun uzun kesmem ve kremi yavaş hareketlerle parmaklarımım baklavalardan mütevellit dalgalı karnının üzerinde oyalana oyalana yaymamla hiç bir alakası TABİKİ YOKTU-"Gece gece başımıza açtığın işlere bak ya" dedim bir yandan krem kapağını kapatırken.

Biliyorum tutarlı olmak kavramına muhalefet olmak için dünyaya gelmişim ben.

Lütfen lütfen alkışa gerek yok.

"Ula laflara bak be. Duyanda kötü bir şey yaptık sanacak haa"diye tuttu benimiinin Karadeniz damarı.

"Gece gece aklımı çıkarıyordun be daha ne yapacaksın?"

"Abartma da abartma. Ne yapabilirdim ki ayrıca girmişsin yorganın içine Asya desem daha çok korkacaksın bende sakince omzuna dokunayım dedim. Denez olaydım feleğim şaştı be"

Şaşrdı tabe. Sapık gibi gece gece dikilirsen tepeme.

Bak oğlum piskolojik sorunlarım var benim. Sinir hastasıyım diyorum sana. Üzerim seni.

Üzmezdim. Kıyamazdım ki. Baksanıza resmen ben korkuyorum Spiderman gibi ikinci kata tırmanmış. Ben bu adamı ancak yanaklarını mıncıra mıncıra sevebilirdim.

Ayrıca konudan tamamen bağımsız;

Derdine derman Spiderman da

Derdine derman spiderman.

TAMAMEN KONUYA BAĞIMLI;

Derdime derman Forvetim de

Derdime derman FORVETİMMM

"Sen şimdi cidden ben korkmuşumdur diye Spiderman gibi ikinci kata mı tırmandın?" diye sordum erimeye yakın bir sesle zira her ayın o malum dönemine üç saat kadar önce girmiş bulunuyordum.

Yani her zamankinden daha gitgelli, daha sinirli,daha aksi,daha uykulu, daha aç kısaca daha lanet bir insandım.

Sorumun karşılığını ise oldukça havalı bir bakışla aldım. Bu bakışlardaki cevabı ise anında kaptım.Asıl kapamamam şaşılası olurdu zira bakışları buram buram "Ee heralde" kokuyordu.

Daha önce söylemiş miydim?

Ben bu adamı YERDİİİİİMMMMM.

Bir bakışı lugatımda ne kadar kelime varsa hepsini yaladı yuttu bana sevdamı anlatacak en azından seni seviyorum diyecek kadar bile kelime bırakmadı. En azından bence öyle olmalıydı zira şuan dudaklarımdan bir kelime bile dökülemiyor oluşunun tek sebebi bence bu olmalıydı zira ben aşka bir izah bulamıyordum.

Hiç bir şey demedik bir süre öylece birbirimize baktık. Bakışlarımızda dahi kelime yoktu bu defa sadece sevgi vardı. Oluk oluk sevgi aktı aramızda. Birbirimize olan sevgimizle dolup taşan yüreklerimizi birbirine bağlayan o bağa sımsıkı bir düğüm daha atıldı hissettim. Zira artık umut vardı. Artık birbirimize gitmek için çabalıyor, yüreklerimizi bağlayan o bağı sımsıkı tutuyorduk. Ve benim bu bağı bırakmaya incelmesine müsade etmeye hiç niyetim yoktu.

Bu romantik bakışmalarımızı bölen ise dudaklarımın arasında kaçıp giden koca bir esneme sesi oldu. Esnemenin etkisiyle yaşaran ve kapanan gözlerimi açtığımda karşımda derin bir tebessüm ve nasıl denir? hayranalıkla bana bakan yeşilleri gördüm.

Ama şimdi sen öyle bakarsan ben şuraya Quaresma'nın topla bayılttığı Grimaldo gibi şuraya yığılsam ne olurdu ki?

Dudaklarındaki tebessümü silmeden elimi tutup kendisiyle birlikte beni de yatağa ilerletti. Yatağın dibine geldiğimizde yatağa doğru sırtımı dönük bir şekilde dudaklarımda derin bir tebessümle kendisini izlemekteydim.

Dudaklarındaki tebessüm büyüdü ve ellerini omuzlarıma atıp yatağa oturmam için omuzlarımdan vücudumu hafifçe bastırdı. Kendimi direkt olarak oturur bir pozisyonda yatağa bıraktım. Bu kez az önce boşta kalan elimdeki krem kutusuna uzandı ve onu elimin içinden aldı.

"Uyu artık korkma ben burdayım"dedi saçlarımı okşayıp anlıma derin bir öpücük bırakarak.

Elindeki krem kutusunu az ilerdeki ıvır zıvır koyduğum masanın önüne bırakıp ceketini ve tişörtünü de masanın kenarına dikkatle yerleştirdi.

Şimdi eğri oturup doğru konuşalım heykel dediğiniz sanat eserleri insan gözüne hitap ediyor yani insan istiyor ki sanat eserlerini incelerken içinde bir şeyler kaynasın, içi bir kıpır kıpır olsun ne bileyim kendinden geçsin, sıkılmadan saatlerce izleyebilsin, sarılabilsin, her seferinde ilk seferkindeki gibi bir açlıkla, heyecanla öpebilsin falan...

Ne diyordum ben... Semih şey yani heykel diyordum dimi? Heykel evet kesinlikle heykel. Sanat sepet bunlar önemli şeyler.

Ne saçmalıyordum ben ya.

Eee tabi insanın gözü heykel gibi karşısında dikilen manitinde olunca aklı da pek yerinde olmuyordu. Hele ki maniti Semih gibi tam karşısında yarı çıplak duran bir şovcu forvettken aklı kesinlikle başına pek uğramıyordu

Haksızlıktı. Şuan neden aklım üzerine büyük oyunlar oynanıyordu?

Dikattimi odamda toplamaya çalıştım zira şovcu manitim akli dengemi korumama pek yardımcı olacak gibi durmuyordu. Şükür ki odamın ne çok derli toplu ne de çok dağınık olduğunu söyleyemezdim. Gayet normal bir odaydı işte.

Masanın önündeki sandalyeye uzanıp tekrar bana dönene kadar ben bir hayli mutsuzdum zira yaklaşık olarak 1 dakika 23 saniyedir manzaramdan- ki bu kendilerinin muhteşem ötesi vücudu,zümrüt yeşili gözleri ve sarının her tonunu barındıran alnına dökülen saçları oluyordu- mahrumdum.Hocam şimdi benim anlamadığım bir nokta vardı SIRTTA DA KAS VAR MIYDI LAN!?

Sırttı bu ya dümdüz sırt işte sen prime Ronaldo musun be adam?

Şimdi kabul etmek gerek manitimin her zerresi benim için dünyanın en güzel manzarasıydı lakin ben o zümrütleri bir başka seviyordum. Ne yapayım herkesin bir bağımlılığı vardı şu hayatta benimkisi de manitimin zümrütleriydi.

Neyseki sonunda tekrar bana dönüp bir iki büyük adımda sandalyeyi yatağın kenarına getirmiştide tekrar zümrütlerine kavuşmuştum.

Baktım şöyle bir gözlerine. OHHHH GENÇLEŞTİM RESMEN BU KADAR MI FARK EDER?

"O sandalye ne için?"dedim tek kaşım sorgularcasına yükselirken.

"Valla on binlerce yıl önce oturmak için bulundu diye biliyorum ben. Ama bulan kişinin farklı fantezileri varsa orasını bilemem"dedi gülerek ve kendini sandalyeye bıraktı.

"Salak salak konuşma"dedim elime aldığım bir yastığı kafasına fırlatırken.

Aldığı darbe ise epey cılızdı zira uykusuzluktan kollarımda derman kalmamıştı.

Kafasına fırlattığım yastığı sırıta sırıta tekrar yerine fırlattı.

"Salak salak gülüp durma be!" Diye terslendim.

"Tamam güzelim gülmüyorum da al bak" dedi cidden ifadesini toplayarak "Yat uyu artık gözlerin kan çanağına dönmüş"

"İyi de ben uyurken sen ne yapacaksın oturup beni mi izleyeceksin?"

"Tamam bak yumdum ben gözlerimi sen de yum hadi güzelim" dedi kollarını göğsünde kenetleyip cidden gözlerini kapayarak.

"Oturarak uyunmaz ki öyle rahat edemezsin"

Gözlerini aralayıp zümrütlerle gözlerimi şenlendirdi.

"Ne yapalım o zaman var mı bir fikrin?"

💚🖤

"Semih"dedim esneyerek bir yandan da iyice dibine sokuldum.

Zira şuan aynı yatakta kardeş kardeş, dipdibe,koyunkoyuna,yanyana,cancana, oldukça masum bir şekilde uyuma arefesindeydik.

"Hımm" dedi duyduğunu belirten bir mırıltı olarak.

"Senden bir şey isteyeceğim ama gülme"

"Söz veremem"dediğinde yüzünü göremiyor ama sırıttığına kalıbımı basabiliyordum.

"Semih!"diye yükseldim.

"Tamam güzelim söz gülmeyeceğim

Söyle"

"Sonradan dalga da geçmeyeceksin ama ona da söz ver"

"Yavrum ben seninle ne zaman dalga geçtim"

"Dur bir hafızamı zorlayayım. Dedim lakinhah buldum bile daha bir kaç gün önce hemde katıla katıla kahlahalar atarak"

"Hatırlatma şunu gece gece kahkaha krizine girmek istemiyorum"

"Semih!"dedim dişlerimi sıka sıka

"Tamam yavrum dalga da geçmeyeceğim söz"dediğinde başımı geri çekip gözlerini görmeye çalıştım.

Sonunda başarılı olduğumda gözlerinde sahici bir merak vardı ve dalga geçecek gibi de değildi. Başımı tekrar göğsüne yasladım.

"Bana bir masal anlatır mısın?"

"Masal mı?" Diye sorarken bir hayli şaşkındı.

"Hıhımm"

Gece gece biri benden masal anlatmamı istese siktir git yat zıbar sabah işim gücüm var falan derdim muhtemelen. Bu kadar sert olmasada ondan da bir red cevabı gelir miydi emin değildim.

Zaten bir cevapta gelmedi bu soruma zira direkt olarak pata küte olaya giriş yaptı.

"Papatyayla kelebeğin hikayesini biliyor musun bakiyim sen?"diye sorarken elleri saçlarımın arasında dolaşmaya başladı.

"Cidden anlatacak mısın?"dedim en neşeli sesimle.

"Bilmiyorsan anlatacağım tabi"dedi ve iki ara bir derede yanağıma sulu kocaman bir öpücük bıraktı. Huylandım bu öpücük ile ve dudaklarım arasından ufak bir kıkırtı döküldü "Bir tanecik sevgilim bir masal istemiş onu mu esirgeyeceğim?" Gibi fevkalede bir cümle ile benim kalbimi tekletmeyi de ihmal etmeden hikayesini anlatmaya başladı.

"Uzuuun uzuun yıllar önceymiş... Çoook uzak diyarlarda bir kelebek kozasından çıkmış . Kelebek öyle güzel öyle güzelmiş ki daha kozasından çıktığı ilk an onu gören sarı bir papatya aşık oluvermiş bizim kelebeğe." Parmakları usul usul saçlarımda gezinirken, sesi öyle büyülü,öyle yumuşakken sıcak görmüş kedi gibi iyice dibine sinip mayışıp gitmemek imkansızdı.

"Papatya aşık olmuş olmasına lakin diyememiş bir türlü öyle elemli kederli bükmüş boynunu."

"Yazık papatyaya" diye mırıldandım.

"Bizim kelebek farketmiş ama papatyanın üzüntüsünü sonra gitmiş papatyanın yanına. Konuşmuşlar dertleşmişler arkadaş olmuşlar"

"Sonra sonra ne olmuş peki" dedim yine mırıldanır gibi.

"Papatyayla kelebek arkadaş olsalarda aslında bizim kelebeğin gönlü de ilk andan beri papatyaya yanıkmış."

"Söylesinler o zaman sonra boşuna uzuuun uzuuun yıllar acı çekiyorlar"diyen sesimi duydu mu bilemedim zira ben bile kendi sesimi zor duyuyordum.

"Onların öyle acı çekmek için bile yılları yokmuş maalesef çünkü kelebeğin ömrü yalnızca üç günmüş"

"Üç gün mü?" Diyen sesim oldukça hüzün doluydu.

"Üç gün" diye onayladı ve devam etti " Kelebek ölümüne sadece saatler kala, güneş gökyüzünde hafif hafif yükselirken çırpmış o eşsiz kahverengi kanatlarını ve konmuş papatyanın yanına ve tam ölmek üzereyken seni seviyorum demiş papatya ise sadece bende diyebilmiş ve kelebek ölmüş"

Genzimin yandığını hissettim ama sesimi çıkarmadan hikayenin sonunu bekledim.

"Kelebek öldükten sonra papatya üzüntüsünden hasta olmuş. Niye daha önce söyleyemedim diye kederlendikçe kederlenmiş ve sonunda bir bir bütün yapraklarını dökmüş. Döktüğü her yaprakta ise seni seviyorum demiş. O günden sonra seven herkes papatyaya sormuş seviyor mu sevmiyor mu diye. Her bir aşığın sorusunda bir papatya aşk uğruna solup gitmiş"

Gözlerim kapalıydı lakin şakaklarıma süzülen göz yaşını hissettim yazıktı papatyaya.

"Ağlama"dedi yumuşacık bir sesle "Ölüm birbirini gerçekten seven hiç bir canlı için ayrılık demek değildir. Ölüm bazen hasretin sona erdiği gündür. Papatya çok üzüldü hasta oldu ama öldüğünde aslında kelebeğe kavuştu. Hem ne diyor bestede HER YOLUN SONUNDA ÖLÜM OLSADA SEVENLERİ KİMSE AYIRAMAZ Kİ "

"Semih biz hiç ayrılmayalım tamam mı? Öyle kavuşmak için ölümü falan da beklemeyelim"dedim dahada dibine sokulup sıkı sıkı sarılarak.

"Ayrılmayalım güzelim biz ikimiz hiç ayrılmayalım"dediğini seçtim ama her şey giderek daha da kararıyor bilincimi kontrol etmem zorlaşıyordu. Lakin varlığı her zamanki gibi karanlığı bile huzurlu kıldı. Zihnimi kontrol edebilişimin son demlerinde "Cam" diyebildim "Camı kapatalım gece üstünü açınırsın sen hasta olma"

Seçebildiğim son cümleler ise şunlardı: "Sen varsan açınmam. Garip ama mesele sen olunca bilinç dışı bile olsam elim kolum sana zarar verecek en ufak bir eylemde bulunmaz mesele sensen ben asla yapmam dediğim ne varsa anında yaparım,mesele sensen gerisi sadece teferuat benim için"

Gerisi hayatımın en huzurlu uykularından biri oldu. Hiç üşümedim gece hatta ara ara sıcaklayıp açındığımı her seferinde ise üzerime tekrar pikenin çekildiğini ve sımsıcak kolların beni yuvama -sevdiğim adamın sinesine- çektiğini hissettim.

💚🖤

🎞️🎞️🎞️🎞️🎞️🎞️🎞️🎞️🎞️🎞️🎞️🎞️🎞️🎞️🎞️

6 yıl önce

Öfkeli adımlarını yere daha sert vurdu Asya.

Alev saçan bakışları ise karşısındaki karakol binasındaydı.

Karakolun girişinde iki tabureye oturmuş ve aralarına aldıkları küçük bir sehpada tavla oynayan polislerin bakışı karşıdan tepesinden dumanlar tüte tüte gelen Asya'ya takıldı.

"Baatiyar şu gelen Neriman tetenin turunu mu bana mı üle gelyi?"

"Neriman tete kim?"diye sordu Bahtiyar.

"Neriman tete işte be ani şu bürekçi ulan"

"Deli Neriman tete mi?"

"Evet acı evet"

"Angi gelen pekı?"

"Şu işte be ilerdeki"dedi Dumrul eliyle kalabalığın içinden öfkeyle saçlarını savura savura gelen Asya'yı göstererek.

"Asttir u Dumrul yeminle u!"

"Kaç kere dedim başkumserime ama dinlemeyi ki"diye söylendi Dumrul.

"Bu sefer kesin yikacak başimiza karakulu siçtık"dedi Bahtiyar tavlayı kapatıp.

"Valla ben Neriman teteden yildım zati acı birde bu deli turunuyla uğraşamaycim madem übür deli turununu başkunserim aldi nezarete gitsin derdini una anlatsin"

"Geç buyur Dumrulcum tutmiyim ben seni acı kiz geldi zaten"dedi Bahtiyar içeri sıvışırken.

Karakoldan içeri dalmaya meyleden Asya'nın önüne dikildi Dumrul.

"Komserim memlekette hak hukuk adalet kalmadı mı? Rahim abim yaa bu! Bu güne kadar kime bir kötülüğü dokunmuş kimin canını tehlikeye atmışta halkın sağlığıyla oynuyor diye göz altına alabilirsiniz"diye yükseldi Asya.

"Bacim biz de emir kuluyuz az freş ol derdini sakince başkumserime anlat geç buyur"

Asya Dumrul'un kapı eşiğinden çekilmesiyle bir hışımla içeri girdi. Pata küte ortama dalan Asya ile ortamdaki tüm bakışlar ona dönerken, bu bakışlar onun umrunda bile değildi zira şuan umrunda olan tek şey az ileride duran masaydı.

Sert ve öfke dolu adımlarla hızla masaya doğru yöneldi ve bir kaç saniye içinde masanın dibinde bitmişti.

"Sizin derdiniz ne?" Diye yükseldi Asya.

Poyraz bir şey demeden gözlerinden alevler saçan kadını izledi. Bu zamana kadar aksi kadın çok görmüştü ama böylesini ilk kez görüyordu.

"Cevap verme zahmetine bile girmeyeceksiniz yani öyle mi?" Diye yükselmeye devam etti Asya.

"Asayişi sağlamaktan başka bir derdimiz yok."

Asya'nın dudaklarında histerik bir gülüş belirdi lakin saniyelik bu olayı anında öfkesi yalayıp yuttu. Bu olayın dışa yansıması olarak ise ellerini oldukça sert bir şekilde önünde duran masaya vurdu.

"Sen benimle dalga mı geçiyorsun lan"

Poyraz şaşkınlıkla karşısındaki kadına bakmaya devam etti.

Zannediyordu ki bu kadın deli olabilirdi.

"Hanımefendi karakoldasınız kendinize gelin"dedi sakin bir sesle.

"Sakin olacak hal mi bıraktınız be!? O dükkana müşteri çekmek için kaç aydır didiniyoruz biliyor musun sen? Bu gün yaa bu gün o dükkana Makedonya'nın en ünlü gurmelerinden biri gelecekti bu gün belki bizim o dükkanı kurtarmamız için son şansımızdı. Sen ne hakla yaa ne hakla bizim dükkanımızı pis bir iftira uğruna mühürleyip üstüne birde kuzenimi göz altına alırsın"

"Hanımefendi bakı..."

"Asıl sen bana bak. O çarşıda kime sorarsan sor bizim dükkanımız Makedonya'nın en temiz dükkanıdır. Ama ben kime neyi anlatıyorum siz belli ki bizim kalemimizi çoktan kırmışsınız."dedi Asya ve arkasına dönüp seri adımlarla karakoldan çıktı.

Karakoldan çıkıp giden kadının arkasından bakakaldı Poyraz zira keskin kahve gözlerdeki yoğun öfkenin altında içini sızlatan bir kırgınlık vardı bunun dükkanla ilgisinin olmadığı ise çok açıktı.

Poyraz'ın dalgın bakışları hala kapıdayken duyduğu sesle zihni tüm geçmişindenn sıyrılıp tekrar ana döndü.

"Başkumserim" diyordu Bahtiyar.

"Bahtiyar o kadın kimdi?"

"Neriman tetenin turunu başkumserim"

"Neriman tete kim?"

"Dükkanını mühürlediğiniz kadin"

"Sen baya tanıyorsun o zaman bu aileyi"

"Çucuklutan beridir bilirim Neriman teteyi biraz deli bir kadindir ama çuk iyi niyetlidir. Eli de çuk lezzetlidir."

"Napalım oğlum biz el lezzetini temiz midir titiz midir biliyor musun sen?"

"Valla ben kuskuca Makedunyada unuki kadar temiz bir dükkan gürmedim başkumserim"

"Eee bugünkü hali neydi dükkanın o zaman?"

"Valla benden duymuş ulmayın ama u Rahimin ulduğu yerden kaza bela eksik ulmaz. Kesin u bir haltlar yemiştir."

"Getir şu Rahim'i işin aslı neymiş ne değilmiş bir öğrenelim"

💚🖤

2 Hafta Sonra

"Neriman Sultan masa 3'e iki porsiyon patatesli"diye bağırdı mutfağa doğru Asya ve hazır olan siparişlerden birini alıp sipariş veren masaya doğru ilerledi hızla.

Zira dükkanları tıklım tıklım doluydu.

Siparişi masaya teslim edip kapıdan eli kolu dolu dükkana giren Rahime yardım etmek için hemen o tarafa koştu.

Rahim'in elindeki bir poşeti alırken Rahim söyleniyordu.

"Biz bu gurmeyi çagirmakla iyi mi ettik yuksa kütü mü ettik ben bilmeyim. Kaç gündür iki dakika uturamadim be!"

"Sülenme Rahim sülenme unları mutfaga birak sunrada şu paketleri ver gel"dedi kasada hesaplarla uğraşan Süleyman.

"Yav baba birakta iki dakika suluklanam"

"Asya süle şuna halen affettemedim unu iş gürsün buş beleş gezip durmasin" dedi Süleyman öfkeyle başını hesap kitap defterinden kaldırmadan.

Asya tam Rahim'e dönmüşken içerden hesap isteyen bir müsterinin sesi gelince "Duydun zaten Rahim abi hadi gözünü seveyim tatsızlık çıkmadan ver gel şunları" dedi ve içeri döndü tekrar.

"Sizin iki kıymalı börek birde iki çay vardı dimi?"diye sordu eline aldığı sipariş defterinden kontrol ederek.

"Evet nedir borcumuz?"

"60 verseniz yeter"

Müsteriler ödemeyi yapıp dükkandan çıkarken Asya da masayı toparlamaya başlamıştı lakin duyduğu sesle arkasını döndü "Bakar mısnız?" Diyordu gülümseyerek ilerdeki masalardan birine oturan Poyraz.

Gördüğü suretle epey sinirlendi Asya ne işi vardı bu adamın burda?

Sinirle elindeki işi bırakıp Poyraz'ın yanına gitti.

"Ne o temizlik teftişine mi geldin yine? Allah aşkına sen polis misin zabıta mı önce ona bir karar ver bence" dedi huysuzca.

"Polisim."dedi Poyraz kısaca. Sonra devam etti "O gün karşıda kebapçıdaydık burdan çok ses gelince kontrol edelim diye girdik.Dükkanın halini mühür kalktıktan sonra görmüşsünüzdür zaten"

"Neyse ne?"dedi Asya huysuzca zira dükkandan mühür kalktıktan sonra dükkana girdiklerinde kendisi bile dükanın haline inanamamıştı.

Mutfak darma dağın bir haldeydi. Süleyman'ın oğlu Rahim'e bu kadar sinirli olmasının nedeni de buydu çünkü dükkanın o halde olmasının nedeni Rahimdi. Rahim ve Rahim'in duyarı.

O gün Rahim, sokakta bulduğu bir kediyi beslemek için dükkana getirmişti. Kucağındaki kediyi yavaşça yere bırakıp kediye süt verebileceği kullanılmayan bir kap ararken kedi, Rahim'in iki gün önce yaralı halde bulduğu serçeyi görünce avcı iç güdüsüyle minik kuşa doğru hızla koşmuştu.Neyseki kuş son anda kanatlarını çırparak kediden kurtulmuştu. Ancak bu kedinin vazgeçtiği anlamına gelmiyordu. Dükkanda feci bir kovalamaca başlarken ikili dükanın altını üstüne getirmişti. Ne kadar kap kaçak varsa yeri boylamış, undan tututunda baharatlara kadar ne varsa etrafa saçılmıştı. Dışardan bu arabedenin sesine gelen Poyraz, Dumrul ve Bahtiyar ise elinde yarısı yere dökülmüş süt şişesiyle az önce camdan dışarı çıkan ikilinin peşinden şaşkın şaşkın bakan Rahim'i görünce ortalık iyice karışmıştı.

Asya tüm bu durumları öğrendiği ve bir anlık öfke patlamasıyla karakol basmak gibi fevri hareketlerde bulunduğu için bir tık mahçup ve daha önce hiç tanımadığı bu yabancıya karşı mahcubiyet duyduğu içinde bir hayli öfkeliydi. Garip bir psikolojiydi ancak durum tam olarak buydu.

"Niye geldin?"diye devam etti huysuzca Asya.

"İadei ziyaret diyelim ama kabul benim girişim seninki kadar etkili olmadı. Bir dahakine artık"

"Ben karakol mühürlemedim işini baltalamadım ya ondandır"

"Doğru sen karakol mühürlemiyorsun karakol basıyorsun"dedi Poyraz gülerek.

"Ne bu? Laf sokmaya mı geldin?"diye terslendi Asya.

"Yoo börekçiye atom parçalamaya geldim"

"Bana baksana sen!"diye yükseldi Asya "Senin yüzünden batmanın eşiğinden döndük yaptıkların yetmezmiş gibi gelmişsin bir de dalga mı geçiyorsun benimle?"

"Bak sen beni çok yanlış..."Asya'nın lafını itina ile ağzına tıkmasıyla sözü yarıda kesildi.

"Anlamadım yanlış falan. Lütfen şu dükkandan defolup gider misin artık"dedi Asya öfkeyle ancak öfkeli cümleleri duyduğu sesle yarım kaldı.

"Asya" diyordu 2 hafta önce dükkan açıldıktan sonra gelen gurme.

Asya sesin sahibini tanıyınca telaşla arkasına döndü ve hızla adama ilerleyip büyük bir saygıyla "Hoş geldiniz"dedi.

"Sizin böreklerin tadı damağımda kaldı bir daha yemeye geldim" dedi adam kocaman bir gülümsemeyle. Orta yaşlarda hafif toparlak bir adamdı.

"Çok memnun olduk sizi tekrar dükkanımızda görmekten" dedi Asya da kocaman bir gülümsemeyle bir yandan da dükkanı hafifçe süzdü ancak boş masa yoktu. "Sizi biraz mutfakta ağırlasak çok mu kabalık etmiş olurum?"

"Hiç problem değil" dedi adam dostça.

Ancak aynı saniyelerde Asya'nın kulağını dolduran başka bir ses oldu.

"Benim masamı şereflendirmeye ne dersin Viktor amca"Dedi Poyraz'ın sesi.

Asya'nın şaşkın bakışları Poyraz'a döndü. Yanındaki adamdan gülme sesi gelince üstüne birde adam Poyraz'ın yanına gidip ikili sarılıştıklarında şaşkın bakışları daha da büyüdü.

Allah aşkına şuan burada tam olarak ne oluyordu?

"Poyraazz"dedi adam sevecen bir sesle "Seni tekrar görmek ne güzel? Dükkan açıldıktan sonra gideceğim demiştin" diyen sesi ise bu kez sorgular cinstendi.

"Görev süremin biraz daha uzamasını rica ettim sağolsun amirlerim kırmadılar"

"Bu ani kararını vermene ne neden oldu açıkçası çok merak ediyorum"

"Bunlar uzun meseleler be Viktor amca"dedi Poyraz elini dostça adamın omzuna atarak "Böreklerimizi yerken konuşuruz"

"İyi bakalım öyle olsun"dedi adam yine sevecen bir edayla.

"Hanımefendi hazır Viktor amcam da gelmiş buraya kadar bir tatsızlık çıkmadan bize iki patatesli börek getirirsiniz artık heralde dimi"dedi Poyraz hala şaşkınca kendilerini izleyen Asya'ya.

"Tabi hemen getiriyorum" dedi Asya seni öldüreceğim demekle aynı kapıya çıkacak bir sesle.

Kısa bir süre sonra elinde tuttuğu tepsideki börek tabaklarını ve çay bardaklarını nezaketle masaya bıraktı.

Bakışları ise Poyraz ve Viktor arasında gidip geldi kısa bir süre.

"Asya otursana sen de biraz"dedi Viktor.

"Nazik teklifinizi kırmak istemem ama..."

"Israr ediyorum ama hem sen de soluklan biraz epey yorgun görünüyorsun"

"Yani... Ne desem bilemiyorum"

Dedi Asya kararsızlıkla. Karşısında suratında sinir bozuncu bir sırıtışla kendisini izleyen ve manyak olduğuna kalıbını basacağı bir polisle aynı masaya oturmayı pek istemiyor ancak kısa zamanda dükkanın bu kadar kalabalıklaşmasına neden olan Viktor'u kırmayı ise hiç istemiyordu.

"Peki bir beş dakika oturayım madem" dedi zoraki bir gülümsemeyle boş olan sandalyeye otururken. Ki bu sandalye Poyraz ve Viktor'un arasındaki bir sandalye idi.

"Eee Poyraz geçen sefer konuşamadık seni hangi rüzgar attı Makedonya'ya"diye sahici bir merakla sordu Viktor.

Poyraz "Poyraz" diye Asya'nın içini soğutan bir espri yaptığında Asya göz devirme isteğine zor hakim olurken Viktor gayet içtenlikle gülmüştü.

"Bu kadar neşe dolu olmana inanamıyorum bazen"dedi Viktor içtenlikle gülümserken.

"Neşe mi gevşeklik demek daha doğru oysa" diye sessizce kendi kendine söylendi Asya.

Lakin bu ufak mırıltıyı kapmıştı Poyraz "Ne dedin duyamadık"dedi kibar bir ses tonuyla.

"Ben de dedim ben de inanamıyorum"

Dedi Asya zoraki bir gülümsemeyle

"Neşeme mi?"

"Yok genel olarak sana"dedi dışardan biri için dalga geçtiğini düşündürecek oysa Asya için öfke dolu bir gülümsemeyle.

Viktor dışardan bakan kişi konumunda olduğu için şaka olarak algıladığı bu cümleye de güldü.

Asya öfke dolu bakışlarını karşısında hala zerre öfke olmayan siyahlıklardan koparıp Viktor'a döndü.

"Poyraz sana çok büyük bir teşekkür borçlu olduğumu şimdi tekrar hatırladım" dedi Viktor önündeki börekten büyük bir dilimi ağzına atarken.

Asya'nın sorgulayan bakışları adamın üstündeydi. Ne teşekkürüydü bu şimdi asla anlam veremiyordu. Poyrazdan soru gelmeyince merakına yenik düserek kendisi sordu "Ne teşekkürü bu?"

Asya'nın kendi içindeki fikir münakaşası sürerken Viktor çoktan böreğin son dilimine gelmişti. Onu da tuttuktan sonra keyifle çayından bir yudum alıp kendisine yöneltilen soruyu yanıtladı.

"Ne teşekkürü olacak canım. Eğer Poyraz o gün beni arayıp bu dükkan için o kadar ısrarcı olmasa ve bende bu kadar hatırı olmasa ne yalan söyleyeyim daha mühürü yeni kalkmış bir dükkana gelmezdim."

Asya duyduğu cümlelerle kelimenin tam manasıyla bozguna uğramıştı.

"Nasıl yani" diyebildi sonunda şaşkınlıkla.

"Sen bilmiyor muydun?" Diye sordu Viktor da şaşkınlıkla.

"Hayır" dedi Asya kaşını çatarak.

Ortama derin bir sessizlik hakimken sessizliği bölen Poyraz'ın çalan telefonu oldu.

Poyraz telefonunu açıp usul usul kulağına götürdü. Bir süre karşıdaki sesi dinleyip "On dakikaya ordayım. Ben gelene kadar belgeleri masama bırakın" dedi ve telefonu kapatıp ayaklandı.

"Viktor amca benim kalkmam lazım biliyorsun bizim işleri"dedi.

"Sen işine bak Poyrazcığım nasılsa daha burdasın anlaşılan"derken imalı bakışları Poyaraz ve Asya arasında gidip gelmişti.

Poyraz gülümseyerek dükkandan çıkarken hemen peşi sıra Asya da dükkandan çıktı ve gayet lakayt bir şekilde ilerleyen Poyraz'a seslendi.

"Bana baksana sen"dedi oldukça ciddi bir sesle.

Poyraz sakin adımlarla arkasına dönüp bir kaç büyük adımla aralarındaki mesafeyi azalttı ve "Bakalım bakalım" dedi kısaca.

"Viktor Bey'i gerçekten sen mi ikna ettin?"

"Yok canım. Viktor amca yaşlandı baya ondan kafası biraz şey" dedi Poyraz işaret parmağını şakağının etrafında döndürerek.

Asya Poyraz'ın sesindeki dalga geçtiğine dair muzipliği anında yakalayıp öfkesini katmerlerken "İki saniye ciddi olamaz mısın sen?" Diye sordu.

Poyraz derin bir nefes verdi. Eğelenceli kişiliği pek çok kızı kendine hayran bırakırdı oysa bu kız harbiden bir değişikti. "Evet ben konuştum" dedi bu kez gayet ciddi bir şekilde.

"Niye?" Diye sordu Asya.

"Çünkü senin düşüncelerinin aksine insanların ekmek tekneleriyle oynamak gibi bir huyum yok.Haa o gün yaptığımdan pişman falan değilim yanlış anlaşılma olmasın. Ben görevimi yaptım. Ama yinede bir yanlış anlaşılmanın bedelinin bu kadar ağır olması iyi olmazdı"

"Bu gün niye geldin peki. Yaptığın şeyi anlatmaya mı?"

"Anlatacak olsam gelir gelmez anlatırdım ama anlatmadım çünkü benim böyle bir derdim yok"

"Niye geldin o zaman?"

"Senin hayatında çıkarsız iş yapan biri yok galiba"diye bir çıkarımda bulundu Poyraz.

"Sen ne biçim ko..."

"Viktor amca öyle kolay kolay bir yemeği öven bir adam değildir. Böreğinizle ilgili yazısını okudum ve öve öve bitiremediği bu böreği merak ettim. Hepsi bu kadar. Senin asabiyetini de anlayabiliyorum gerçi karakol bastıktan sonra böyle bir iyilik görmeyi sindirememiş olabilirsin normaldir" dedi cümlenin sonunda doğru gülerek ve yüzü hala Asya'ya dönükken geriye doğru yavaş yavaş adımlamaya başladı.

"Ne sindiremeyeceğim be!"diye yükseldi Asya "İyilik yaptın sanki sen olmasan adam zaten gelecekti dükkana seninle ne alakası var acaba!" Diye Asya öfkeden kızarırken Poyraz gayet geniş bir şekilde gülümseyerek tişörtünün yakasında duran geniş çerçeveli güneş gözlüğünü taktı ve "Teşekküre gerek yok Viktor amcayı dükkanda ilk gördüğümde gözünde parıldayan ışıltı yeter" dedi ve arkasına döndü.

Asya bir kaç saniye şaşkın şaşkın Poyraz'ın sırtıyla bakıştı ne diyeceğini bilemiyor ama içinde anlamsız bir öfke kabarıyordu. Poyraz öfkesini volkan misali patlatacak son hamleyi yaptığında ise sinirden bayılabilirdi. Zira Poyraz aniden yüzünü tekrar Asya'ya dönmüş ve elini telefon gibi kulağına götürerek "Ama karakolda nezarette attırmadığım için ufak bir teşşekür hediyesi olarak az önce yiyemediğim börekle ilgili beni ararsan gayet mutlu olurum"demişti.

Asya'nın öfkeli bakışları Poyraz'a saldıracak gibi bakarken "Ara hayatım ara numaramı cebine bıraktım zaten"dedi Poyraz gülerek ve tekrar önüne dönüp bir iki adım attıktan sonra ara sokaklardan birine saptı.

Asya'nın sinirden gözü seğirirken "Geri zekalı, kendini beğenmiş,ukala,mal oğlu mal, senin peşinden gelen aklımı sikeyim ben" diye söverken bir yandan da sinirle yumruğunu ısırıyordu.

Birden yanında biten Çağla'nın sorduğu soruyla siniri nirvanaya doğru 2 porsiyon baklavayı gömüp onları yakmak için 20 kilometre koşan kız gibi koşarak ve emin adımlarla tırmanıyordu.

"O giden Bahar teyze'nin yeğeni miydi?"

"Ben ne bileyim kimin yeğeni Çağla?" Dedi Asya sinirle "Salağın teki işte"

"Aşkım sen niye sinirlisin bu kadar" dedi Çağla dükkana giren Asya'nın peşinden girerken.

"Herifin yanında sinirlenmek için bir sebebe ihtiyaç yok ki genel olarak görünce kan beynime sıçrıyor"

"Yakışıklı çocuk ama..."diyecek olan Çağla'nın sözleri Asya'nın kafasına fırlattığı bel önlüğüyle bölündü.

"Sıçıcam şimdi yakışıklılığına" diye yükseldi Asya.

Çağla gülmemek için dudaklarını birbirine bastırırken az önce yüzünden çektiği önlüğü bir kenara bıraktı.

"Ne var acaba ne gülüyorsun şuan!"derken bir hayli sinirliydi Asya.

"Hiiiçç"dedi Çağla geniş geniş.

"Çağla kalbini kıracağım bak gülüp durma"

"Tamam gülmüyorum" dedi Çağla dudaklarının üzerine hayli bir fermuar çekerek. Hemen peşi sıra ise dayanamayarak bir şey sordu "Sen konuşmayacaksan adı neydi güzelim ben bir çıtırın instasını alayım"

"Zıkkım Çağla zıkkım"

💚🖤

1 Ay Sonra

Elime aldığım domatesi burnuma yaklaştırıp hafifçe kokladım. Burnuma çarpan nefis domates kokusu Münevver teyze'nin bu işin hakkını fazlasıyla verdiğinin bir kanıtıydı.

Münevver teyze bütün bu sebzeleri tek başına yetiştirmek için uğraşırken yeterince yorulmuyor gibi birde tertemiz tezgahına koyduğu için aldığım kokuya dayanamayarak domatesten kocaman bir ısırık aldım.

Ağzımın içi enfes bir lezzet bonbardımanına tutulurken gözlerim bile benden bağımsız kapanmıştı.

Esen hafif rüzgar tenimi sıyırıp geçerken süpürdüğü saçlarım tenimi huylandırmıştı.

An bu andı bu gün anlamsız bir sevgi patlaması vardı içimde.

İnanılır gibi değildi lakin Güllü halamın bütün söylenmelerini bile takmamıştım.

Gayet huzurlu bir şekilde yüzümü Münevver teyzeyi görebilmek adına doksan derece yan tarafıma çevirmemle burnumun dibine kadar giren suretle insanlığa olan tüm sevgim bir anda yerle yeksan oldu.

"Yine mi sen Allahın cezası?"dedim bıkkınlıkla zira Poyraz denen gereksiz arkadaş bir aydır peşimde dolaşıyor olup olmadık her yerde karşıma çıkıyordu. Rahatsız edici çok bir şey yaptığı yoktu aksine her kovuşumda sesini çıkarmadan gidiyor ama her seferinde geri dönüyordu.

Lanet bir durumdu kısaca.

"Alışveriş tek başına sıkıcı olur diye yardıma geldim kötü mü ettim yani?"dedi her zamanki geniş gülüşüyle. Birde bu vardı herif 7/24 gülüyordu.

"Evet" diye oldukça net bir cevap verdim.

Bu cevabıma ise aynı gülümsemeyle karşılık verirken eline aldığı bir poşete domateslerden doldurmaya başladı.

"Allahım ben biliyorum öyle dört dörtlük bir kulun değilim, eksiğim,yanlışım falan çoktur haşa isyan ettiğim de yok ama sence de bu gevşek biraz ağır bir ceza değil mi ha kurban olduğum?"dedim ellerimi semaya açarak.

" Niye ceza olayım ne güzel hayatını kolaylaştırıyorum işte bence şikayet edeceğine kıymetimi bilmelisin"

Rabbime derdimi bile rahat rahat açamıyordum işte görüyordunuz. Ben şimdi bunu pis kafir deyip başımdan kovsam haksız mıydım? Bence değildim.

"İstemiyorum yaa!"diye yükseldim "Poyrazcığım,güzel kardeşim anlatamıyor muyum yaa? İS-TE-Mİ-YO-RUM KENDİ İŞİMİ KENDİM GÖRÜRÜM BENİ BİR SAL YA!!!"

"Bilmiyorum farkettin mı ama az önce bana içinde sevgi ibaresi olan bir cümle kurdun. Benim açımdan harika bir gün oluyor" dedi elini makas almak için yanağıma yaklaştırırken elimi bana yaklaştırdığı parmaklarının önüne gerdim ve tek bir kelime döküldü dudaklarımdan "SAKIN"

Uzatmadan elini indirirken domates poşetini tutuşturdu elime "Al bakalım domateslerin hazır. Biliyorum çok üzüleceksin ama karakola dönmem gerek ama çok üzülme öğlen yine sizin dükkana gelirim zaten o zaman görüşürüz."

Ben ona diyorum siktir git o bana diyor nau nau.

ALLAHIM HELPPPP!!!!

"Geleme ya gelme!"

Bütün yükselişlerime gülerek karşılık vermesi artık bir tık korkutucu geliyordu.

"Bir şey rica etsem ayıp etmiş olmam herhalde kaç zamanlık mazimiz var sonuçta."

"Allah'ın cezası söyle ne söyleyeceksen de defol git artık"Dedim bıkkınlıkla.

"Biliyorsun ki polislik fiziki yeterlilik gerektiren bir meslek ve ben son bir aydır sürekli börek yediğim için formdan bir tık düştüm rica etsem böyle avakado salatası falan gibi daha diyete uygun bir şeyler ayarlayabilir misin öğlen yemeğinde benim için?"

Ayıp ediyorsun Poyrazcığım sormana bile gerek yok böyle şeyleri tabiki yapmam.

"Hayır tabiki!Şimdi cevabını aldığına göre defolur musun?"

"Olsun canın sağolsun neyse artık egzersizleri arttırıp bir şeyler ayarlarım ben"

"İlgilenmiyorum lan.Bana ne ilgilenmiyorumm!!!"

"Muhabbetin feci sarıyor ama artık gitmezsem geç kalacağım o yüzden görüşürüz öğlene kadar özle beni" dedi göz kırparak ve yanından geçip gitti.

Elimdeki domates poşetini kafasına fırlatmak vardı ama sakin olmalıydım.

Katil olmak için daha çok gençsin kızım sakin ol diye kendi kendimi telkin etmeye çalıştım. Lakin bir hayli zor bir eylemdi.

💚🖤

2 Gün Sonra

Müziğin ritmiyle olduğumuz yerde hoplayıp zıplayıp dans edip deli gibi eğleniyorduk.

Sahnedeki grup şarkının sonuna geldiğinde alkış sesleri kulaklarımı sağır edecek kadar güçlüydü.

Sahnede Makedonya'nın en ünlü gruplarından biri vardı. Grubun solisti az önce eline aldığı mikrofonu tekrar yerine takarken bakışlarım Çağla'ya kaydı.

Çağla adamı öyle bir hayranlıkla izliyordu ki şu saniye gözlerimin önünde eriyip gidebilirdi. Haksızda sayılmazdı hani elamanın gideri vardı.

Lakin benim tipim değildi.Zira benim tipim tek bir kişiydi o ise acıklı bir mazide kalmıştı.

Artık konserin sonuna gelindiği için hareketli şarkılar yerini daha duygusal parçalara bırakıyordu.

Üsküplü olmanın en iyi yanlarından biri farklı kürtüllerle yoğrulmuş rengarenk bir kentte büyümekti benim için. Oysa şuan Makedonca bilmeme küfürler yağdırıyordum.

Şarkı yavaş yavaş ilerlerken ister istemez yanağıma bir kaç damla yaz süzüldü ve tamamen bilinç dışı olarak şarkıya eşlik etmeye başladım.

...

Jovano Jovanke

Kraj vardaro sedis, mori

Belo platno belis

Belo platno belis duso

Srce moje Jovano

Jovano, Jovanke

Gözümün önünde sallanan beyaz bir mendille kendime geldim.

Mendili uzatanın kim olduğunu görmemle olduğum yerde çakılıp kaldım sanki.

Poyrazdı.

Yüzünde yarım bir tebessümle bana bakıyordu.

O gün atmamam gereken ilk adımı atıp bana uzattığı mendili aldım. Terslemedim hiç bir şey demeden yanımda kalmasına müsade ettim.

💚🖤

Balkonda içimde garip bir hisle kitabıma odaklanmaya çalıştım lakin zordu. Zira dün gece konserde olan şey normal şartlar altında benim asla sakin kalacağım bir şey değilken dün gece sesimi çıkarmamıştım.

Garipti ama azimli sıçan harbi duvarı deliyordu galiba. Atalar doğru söylemişti.

Bu arada ek bir bilgi o atasözünde geçen sıçan hayvan olan sıçan. Yine de ne fark eder bacım aşağı yukarı aynı anlam derseniz siz bilirsiniz ama doğrusu aklınızın bir köşesinde bulunsun mazallah kim milyoner olmak ister yarışmasına katılıp ilk soruda elenenlerden olmayın.

Bütün bu felsefik düşüncelerimi bölen şey bir ses oldu.

"Naber balkon güzeli"diyen Poyraz'ın sesi de demek doğru olur.

"Sen niye geldin yine?" Dedim sakin ama bıkkın bir sesle.

Ben çocuğu kovmaktan bıkmıştım lakin kendisi kovulmaktan bıkmamış gibiydi.

"Dün bir adım attın ya hani kovmadın beni. Belki bu gün bir adım daha atıp benimle çay bahçesine gelmek istersin diye düşündüm ne dersin?"

"Sürekli kovulmaktan sıkılmadın mı be Poyraz?"

"Herkes canım cicim anlaşacak diye bir kural mı var? Biz de böyle anlaşıyoruz işte"dedi her zamanki gülüşüyle.

"Olmaz Poyraz olmaz. Benden ümidi kes yoksa ikimizde üzüleceğiz yapma"

"Anlamıyorsun Asya. Senin bendeki yerin başka. Bakışlarının ardında bir şey var senin herkesten sakladığın bir kırgınlık var. O yüzden istemiyorsun belki beni ama bir izin versen bir anlatsam kendimi her şey değişecek. Bırak sevgimle sarayım yaralarını"

"İstemiyorum" dedim mırıldanır gibi zira benim yaralarım seneler kadar derindi.

Kapanmazdı.

"İlla kendi iletişim yöntemimize geçelim diyorsun yani peki"dedi sakin bir sesle.

"Dünkü konsere gittiğinden Neriman tete'nin haberi var mı?"

"Ne?" Dedim şaşkınlıkla.

"Ben de öyle düşünmüştüm"dedi kendinden emin bir sesle. Hemen peşi sıra ise "Neriman teteee!"diye bağırdı var gücüyle.

"Napıyorsun lan!? Delirdin mi!?"

"Delirdim sonunda delirttin beni aferin sana yıldızlı pek iyi." Dedi ve peşi sıra tekrar bağırdı"Neriman teteee!"

"LAN SUS GELECEK ŞİMDİ. SUSSANAAA!"

"Çay bahçesine gelecek misin?"

Ben tam siktiri çekecekken ortama giriş yapan Neriman Sultanla kelimeler münasip yerlerime kaçıp kaldı.

Zira ergin bir Neriman sultan pek çok şeye kızabilir ve ağzınıza terlikle vurabilirdi lakin katı bir kuralı vardı ki o da Vardar Nehrinin öte tarafına zinhar geçilemez geçilmesi teklif dahi edilemezdi.

Peki bu akıl küpü torunu dün gece ne yapmıştı ?Tam olarak o yasak bölgede konsere gitmişti.

Ya da ölüm fermanını imzalamıştı da diyebilirdik.

Bir dakika şu okunan benim sela sesim miydi?!!!

"Puyraz sipasini kaybetmiş eşşekler gibi ne bagiriysin çucugım. Te bu evin bir kapisi vardır urdan gelsene"

"Neriman tete..." Diyecek oldu Poyraz lakin sözünü kestim"Babaanne sen süt pişirecektin onu pişirdin mi?"

"Kısçem sen aklinin kalan kısmını da sabah kahvaltısında ekmekle mı siyırdın . Te sen bana demedin mi ben pişiririm sen utur diye. TE SEN YOKSAM UNU PİŞİRMEDİN Mİ ALÂ?"

"Babaanne şimdi şöyle ki..."

"ASYA GİT EMEN PİŞİR U SÜTÜ BENİ DELLENDİRME KISÇEM AYDİ"

"Babaanne ama..."

"Asya deym"

Bir şey diyemeden el mahkum içeri girdim lakin kapı ağzından da uzaklaşamadım.

"Nuldu Puyraz ne bağırıp durdun üle"

"Neriman tete nasılsın?"dedi Poyraz samimi bir gülümsemeyle.

"İyiyim çocugım da sen bunun için mi bagırdın?"

"Yok ben şeyi söylemek için" derken bakışları babaannemin sırtının arkasında kalan kapı pervazından çıkardığım kafama kaydı. Ölümcül bakışlarıma ufak bir baş hareketiyle günah benden gitti mesajını verip kendisine bakan babaanneme döndü. "Ben şey diyecektim Neriman tete dün gece ben birini gördüm şeyde"

"Nerde kimi gürdün çucuğim açik kunuşana işin gücüm var"

"Dün Makedon tarafında konser vardı ya orda şeyi gördüm"

"Sen Vardar'ın üte tarifina mı geçtin?"

"Ben şey için"

"Ne için?"diye soran babaannemin sesi oldukça sertti.

"İş için ama asıl mesele gördüğüm kişi..."

Alel acele "Babaanne!" Diye yükselip balkona çıktım.

"Yav benim kulaklar saglam bu gün niye epiniz bağırıp duruysinız yaa"

"Şey..." Dedim kısa bir sessizlikten sonra Neriman Sultan'ı içeri gönderecek bahaneyi buldum "Süt taşıyor"dedim telaşla "koş bak"

"Kısçem bana diyeceğine ucağın altını kapatsana!"diye çıkıştı.

"Korkuyorum ben sen bakıver"

"Ne korkmasi vre!?" Dedi sinirle ama sorgulayacak vakti de olmadığı için söylene söylene mutfağa koştu.

Bırakın taşmayı daha şişesinden çıkmayan sütü görünce beni dövebilirdi ama Vardar'ın Makedon tarafına geçtiğimi öğrenirse yiyeceğim dayaktan daha az olacağı kesindi.

Alınabilecek en mantıklı riskti bence.

"Delirdin mi sen!?" Diye çıkıştım Poyraz'a lakin o her zamanki geniş gülüşüyle "Ee geliyor musun?" Dediğinde gülmeden edemedim sinirlerim bozulmuştu artık. Sonunda dediğime bin pişman olacağım o söz döküldü dudaklarımdan "Geliyorum başımın belası geliyorum"

🎞️🎞️🎞️🎞️🎞️🎞️🎞️🎞️🎞️🎞️🎞️🎞️🎞️🎞️🎞️

💚🖤

Genel ruh hali sinirli bir insandım. Zaten bunu hiç bir zamanda inkar etmemiştim lakin öfkeden ciddi anlamda gözümün döndüğü pek olmazdı.

Ama şuan tam olarak öyle bir durumdaydım. Yani yanına ateşle yaklaşmamanız gerekenler listesinde tam şu saniyelerde birinci sıradaydım.

Zira öfkem öyle büyüktü ki yanıma yanaşan en ufak bir kıvılcımla Nevzat Demir tesisleri havaya uçabilirdi ve kulübü zarara uğratmak isteyeceğim son şey bile değildi.

Şuan forvetlerini boğmaya gidiyor olmam bu gerçeği değistirmezdi.

Öfkeden iyice kararan gözlerimi takımın idman dışındayken takıldığı geniş salonu taradı.

Lakin lanet olası sevgilim burada yoktu.

Öfkem her saniye katlanarak artarken "Yenge hayırdır?"diyen bir ses duydum bu ses Mustafa'ya aitti lakin iyice kararan gözlerim yüzünü çıkarmama engel oluyordu.

"Mustafa Semih nerde?" Dedim sinirden titreyen bir sesle.

"Şey de yenge de sen onu boş ver o biraz sinirli şimdi"

"MUSTAFA!"Diye yükselen sesimin bu kadar yüksek çıkması beni bile şaşırtmıştı.

Şaşıran sadece ben olmamıştım gerçi zira böyle bir yükselişi Mustafa da beklemiyor olacak ki hafifçe yutkunarak "Sa... Sahada yenge. Ama baya sinirliydi gitme istersen"dedi hafifçe kekeleyerek.

Hiç bir şey demeden hızlı adımlarla sahaya giderken kendi kendime söylenmeye de başlamıştım. "Sinirli haaa sinirli" dedim cam kapıyı iterken derin bir nefes verip.

Az ilerdeki sahaya ilerlemeye devam ettim.

Saha da kaleci olmamasına rağmen kaleci eldivenleriyle Semih'in çektiği sert şuarı kurtarmaya çalışan Talha'yı gördüm. Gerçi sudan çıkmış balık gibi bir sağa bir sola zıplayan demekte doğru olurdu.

Aslında Talha'nın pek suçu da yoktu zira Semih topa öyle bir yüklenerek vuruyordu ki Seyit onbaşı Çanakkale de o mermiyi kullanmasa da olurdu Semih şu şutlardan bir iki tane çekse yeterdi gemi batırmaya.

Hem fena mı olurdu en iyi bildiği şeyi yapardı işte sadece bir kişiyi değil on hinlerce kişiyi o kişilerin fikirlerini almadan kurtarmış olurdu.

Zira birinin hayatına yön vermek gibi hobileri vardı arkadaşın.

Dakikalardır ellerimi yumruk şeklinde sıktığım için artık tırnaklarım avuç içlerime batmaya başlamıştı ama şuan bu hiç umurumda değildi zira şuan sinirim Beşiktaş-Galatasaray derbisinde stadın koltuklarını söküp sahaya inen binlerce Beşiktaş taraftarıyla yarışırdı.

"Kim kimden sinirli görelim bakalım" diye sinirle soludum sahaya girmek için tel kapıyı iterken.

💚🖤

1 Gün önce

Sabah rüzgarının serinliği ile gözlerimi araladım.

Güneşin ilk ışıkları gözlerimi kamaştırdığı için istemsizce yüzümü buruştursam da içim kıpır kıpırdı.

Ayrıca güneş ne güzel bir yıldızdı ya. Sarıydı bir kere başka hiç bir şeye gerek yoktu. Koskoca galaksi etrafında dönmese de olurdu ben bir başıma dönerdim ki sadece benim dönmem aksi kabul edilemez bir tercihim olurdu.

Sabah sabah bu güneş aşkı nereden çıktı diyebilirsiniz lakin konun zaten güneşle bir alakası yoktu.

Konu tamamen sarı renginin fevkale güzel bir renk olmasıyla alakalıydı.

Mesela hemen yatağımın yanındaki komidimin üzerinde duran bir adet sarı papatyanın güzelliğine hayran olmamak elde değildi.

Heleki veren kişi sarının 250 tonuna aşık olmamı sağlayan zatı muhterem ise kesinlikle şuraya aşktan bayılmadığıma şükredilmeliydi.

Yataktan çıkacaktım lakin yan tarafıma dönüp şuanda boş olan lakin üç gecedir Semih'in yattığı tarafa saf saf gülümseyerek bakmak gibi son derece önemli işlerim vardı. Bence gayet makul bir hareketti.

Üç gündür her sabah hiç olmadığım kadar dinç ve enerjik kalkıyordum.

Benim ufaklık daha az uğrar olsada hala ara ara uğrayarak sinirlerimi zıplatmaya yetiyordu.

Sağolmasın.

Yine öyle bir andı zira yatağın boş olan kısmına uzanmasıyla insanlığa olan tüm sevgime kocaman bir bay bay yaptım.

Müthiş bir öfkeyle kendisine hiç aldırmadan yataktan çıktım.

Konuşup sinirlerimi zıplatır diye düşündüm lakin tam aksine hiç bir şey demeden sinir bozucu bakışlarını üzerime dikmişti.

Her koşulda sinirli bozmayı nasıl becerdiğine dair hiç bir fikrim yoktu lakin yapıyordu işte.

Zaten onun yüzünden Semih yanımdayken ne kadar mutlu ve huzurluysam gece olupta tekrar huzurlu nefesini saçlarımda hissedene kadar bütün gün başta kendim olmak üzere etrafımda kim varsa onlara da kan kusturuyordum.

Öfkem son zamanlarda iyice artmıştı bunun farkındaydım özellikle istemeden de olsa ara ara Ayline olan çıkışlarım en çok beni üzüyordu ama elimden gelen bir şey olmadığı için kendi kendime üzülmekten başka bir şey yapamıyordum.

Zira yıllardır içimde taşıdığın yük giderek artıyor ve her geçen gün taşımam zorlaşıyordu. Tabi bizim ufaklıkta sağolmasın üstüne tuz biber oluyor pisikolojimi iyice alt üst ediyordu.

Gerçi bende alt üst olacak bir psikoloji kalmışmıydı işte ondan emin değildim.

Benim mental sağlık baya bir nanay.

Sinirle elimi saçlarımın arasına daldırırken telefonumdan yükselen melodiyle derin bir nefes verdim.

Komidinin üzerinde duran telefona uzandığımda ekranda kayıtlı olmayan bir numarayı görünce kaşım istemsiz olarak çatıldı.

Telefonu açtığımda karşıdan gelen sesle ise içimde kabaran öfkeye hakim olamamıştı.

"Alo" diyordu Poyraz.

"Ne var lan niye arıyorsun beni?"

"Yardımına ihtiyacım var "dedi sıkkın çıkan bir sesle.

Poyraz gevşek gevşek gülmüyordu. Bu akıl alır bir olay değildi. Başımıza gökten taşlar yağabilir hatta şu saniyelerde kıyamet falan kopabilirdi.

💚🖤

Topuklu ayakkabılarımdan çıkan tok sesler karakolun koridorlarında yankılanırken hedefim tam karşımdaydı: nezarethane.

Son iki ayda ben bu karakollara çok girer çıkar olmuştum ya neyse...

Bu sefer ki geliş sebebimse Poyrazdı.

Yanımdaki polis memuru önümden ilerleyerek beni Poyraz'ın yanına getirdiğinde ilk başta ne tepki vereceğimi bilemedim.

Ben öylece beklerken adam gülerek Poyraz'a döndü "Ulan Poyraz ne adamsın haa"derken kocaman bir kahkaha attı "Hayattımda ilk kez nezarete düşen polis görüyorum" dedi bir kahkaha daha atarken.

"Pardon BAŞKOMİSER demeliydim kusura bakmayın BAŞKOMİSERİİİMMM"

derken kahkaha atmakta hiç bir sakınca görmüyordu.

Poyraz omzunu yaslandığı duvarı azat ederek yanımıza gelirken"Lan Ali canım burnumda zaten aç götüne gül"dedi Poyraz tane tane.

Hayatımda bu kadar uzun zaman zevzeklik yapmadan durduğunu ilk kez gördüğüm için şaşkınlığım giderek artıyordu.

İsrafil sura harbi bugün üfleyebilirdi.

Akşam namazına kadar hızlandırılmış kaza namazı kılmam lazımdı.

"Tabi kardeşim ben çıkayım da siz yengeyle rahat rahat takılın"dedi adam imalı imalı.

Pardon da ne yengesi be!?

Sensin Yengeee?

Ben birinin yengesi olacaksam bu ancak ninja turtles'in BJK şubesi olabilirdi;

LeonardoEmir

RaphaelArda

MichelangeloTalha

DonatelloMusti

Aksi asla,katâ,zinhar iddia dahi edilemezdi.

Ben tam konuşmak için ağzımı açacakken Poyraz lafa girince sustum.

"Aliişş! Senin şu geçenki pavyon kaçamağını yenge duysun istemiyorsan kapa çeneni ve defol"

"Aman be Poyrazz senlede iki şakalaşılmıyor haa sen iyice ketum bir şey oldun farkında mısın?"

"Ali siktir git birader!"

"Aman be ne halin varsa gör. Bir daha telefon istersen vermem ama" dedi koca adam ergenler gibi trip atarak ve çıktı gitti.

"Sayıyla veriyolar bana bunları. Yemin ederim sayıyla veriyorlar"diye sinirle soludu Poyraz.

"Sabaha kadar seninle nezarethane köşelerinde konuşmayı inan ki ben de çok isterdim ama tahmin edersinki devam ettirmem gereken bir hayatım var" dedim sakin kalmaya çalışarak.

"Şimdi beni buraya neden çağırdığını anlatacak mısın yoksa ben çıkıp yerime Ali komseri mi göndereyim?"

"Sakın"dedi aniden.

"Dökül o zaman çünkü cidden senin saçmalıklarınla uğraşacak halim kalmadı benim"dedim derin bir nefes verirken.

"Burdan çıkmamın tek yolu sensin"dedi parmaklıklara iyice yaklaşarak.

"Ne?"

"Ne ne? Sen bilmiyor musun?"

"Neyi?"

"Dalga mı geçiyorsun?"

"Poyraz sabaha kadar soru tahmin oynayacak halim yok ne söyleyeceksen söyle ben de gideyim"

"Ben uzaklaştırma kararına uymamaktan içeri girdim"

Bu muydu yani?

Bunca yolu bunun içinmi gelmiştim ben.

Kral bana ne yaklaşmasaydın kimden uzaklaştırma kararın varsa. Bana ne LAN?

Göğsümde bağladığım kollarım aklıma gelen şeyle gevşedi hafiften.

LAN!?

"Bu uzaklaştırma kararı kimin içindi tam olarak"

Tam olarak bomboş baktı suratıma.

Sonunda bakışlarına bir sence eklendi.

"Ben deli gibi sokakata gördüğüm herkesin peşinden koşuyorum ya zaten(!) o yüzden sorunu mazur görüyorum Asyacığım"

Bakışlarım donup kalmışken "Ben mi?" Dedim şaşkınlıkla.

"Heralde" derken yüzüne her zamanki kadar geniş olmasa da ufak bir tebessüm yayıldı.

"İyi de benim dilekçelerimi şimdiye kadar sikleyen olmadı ki. O yüzden benim dilekçe vermeyi bırakalım oldu baya"

Kiev karambolünde Beşiktaş'ın melekleriyle koruyan yüce Rabbim Asya kulunu da aynı meleklerle koruyordu zannımca. Zira ben harbi dilekçe falan vermemiştim.

"Dilekçe başvurusunda bulunan başka biriymiş zaten ama ben haberin vardır diye düşünmüştüm"

Devam etmesi için bekledim ama etmeyince aramıza çöken sessizliği ben böldüm.

"Kim? Söylesene!"

"Seninki"dedi huysuzca.

Benimki. Benimki bana söylemeden böyle önemli bir kararı vermezdi. Vermezdi dimi?

"Yalan söyleme lan şimdi de aramızı böyle açmaya mı çalışıyorsun?"

"Günahıma girme ben ne zaman yaptım böyle bir şey? Ayrıca niye yalan söyleyeyim?"

"Manyaksın çünkü psikopatın tekisin. Ayrıca sendeki günah gir gir bitmez zaten merak etme"dedim saçımı savururken.

Çocuğa bir iftira atmadığı kalmıştı sonunda onu da yapmıştı ya harbi büyük pes.

"Bak napalım biliyor musun? Sen git ifade ver benim bu olayla bir alakam yok şikayetçi değilim diye,ben burdan çıkınca da seninle gidip bir kahve içelim haa. Yepyeni bembeyaz bir sayfa açalım şu Semih oyunu fazla uzadı"

"Poyraz ne zaman anlayacaksın ben Semih'i seviyorum hep onu sevdim"

"HAYIR!"diye yükselmesini ve parmaklıklara yapışmasını ise asla beklemiyordum.

"Sen beni sevdin,sen bana bir şans verdin ama o her şeyi alt üst etti yok satadmış,yok adaletmiş,yok futbolmuş hepsi hikaye. Sen BENİMSİN" Parmaklıkları iyice sıktığı için elleri yer yer beyazlıyordu.

"Poyraz ben seni hiç sevmedim. Denedim Allah belamı versin ki denedim ama olmadı."dedim tane tane.

"Hayır yalan söyleme!"

"Şimdi ben gidip şikayetçi değilim desem yarın yine gelmeyecek misin kapıma? Ben yoruldum Poyraz ben olduk olmadık her yerde seni görmekten harbi çok yoruldum. Şikayeti geri çekerim ama tek bir şartla peşimi bırakacaksın."

💚🖤

Takım ağır bir idmanın sonuna gelirken hocanın bitiş düdüğünü çalmasıyla su içmeye bile mecalleri kalmayanlar kendini oldukları yere atmıştı.

Yemyeşil çimlere uzanmış yatarlarken ortama hakim olan tek ses derin nefes alışverişleriydi.

Kısa süren sessizliği bölen genelde olduğu gibi yine Talha olmuştu.

"Mert"diye bağırdığında su içmek için az önce yanlarından ayrılan Mert Günoktan ses gelmeyince yine bağırdı "LAN KAPOO!!!"

"Noldu Talha" diye soran Mert'in sesi ise oldukça sakindi ve aynı sakinlikle kendini oturur pozisyonda yere bırakmıştı.

Takımdaki herkes ne kadar deli doluysa Mert bir o kadar sakin ve ağırbaşlıydı.

"Gözünü seveyim git hocayla konuş be Kapom"Cümlelerini bölen antrenmanda şişen dalağının sızlaması olduğu için derin bir nefes aldı Talha ve peşi sıra devam etti "Bu antrenman programı böyle devam ederse ben milli arayı göremeyeceğim galiba"

"Oldu paşam hatta intihar mektubu da yazayım ne dersin?"

"Son cümlesi benden o zaman"dedi Mustafa ellerini gökyüzüne doğru kaldırıp işaret ve baş parmaklarıyla hayali bir diktörtgen yaparken "Beşiktaş'ı sırtlamaktan fıtık oldum daha yok mu dediler kalktım takım arkadaşlarım için canımdan geçtim. Eyvallah"

Ortama kahkaha sesleri karışırken Mert elindeki boş su şişesini yine sakin bir hareketle Mustafa'nın kafasına fırlatmıştı.

Mustafa kafasına gelen şişeyi son anda fark ederken biraz yana kayarak kurtulabilmişti.

Biraz olsun yorgunluklarını attıklarında yavaş yavaş doğrulurken Talha'nın bakışları Semih'i aradı lakin göremedi.

"Semih abiye bakıyorsan diğer sahada son vuruş çalışmaya gitti abi"dedi Mustafa.

Talha duyduğu şeyle şoka uğramıştı.

Semih'in ek çalışması hep olurdu lakin bu seferki idman gerçektende baya ağır geçmişti nasıl hala ayakta durabildiğine bile şaşırıyordu.

"Ciğersiz bu herif yaa valla bak harbi deli falanda olabilir..."

Talha'nın cümlelerini bölen başının hemen üstünden hızla geçen top olmuştu.

"O ney lan!"diyen yattığı yerden doğrulan Arda olmuştu.

"Eee uykunuzu aldıysanız kalkın artık" diyen ses Semihten başkasına ait değildi.

"Lan manyak! Hadi kendin oturmuyorsun bari bizi sal be"dedi Talha.

"İyi birader bu dediklerini aynen Başkana iletiyorum gerisini ona anlatırsın"

"Başkan ne alaka lan?"

"Ne bileyim ben millete haber et dinlenme salonunda toplanın dedi"

"Yapcak bir şey yok beyler emir büyük yerden"Diyen Mert yine oldukça sakin hareketlerle oturduğu yerden doğrulup usul adımlarla dinlenme tesislerine ilerlerken arkasındaki saşkın bakışları farketmemişti.

"Nasıl bu kadar sakin olabiliyor"diye soran bu kez Emir olmuştu.

"Heee bir sakin bir sakin sorma. Amına koyayım hepiniz adamdan yüz elli metre ilerde oynuyorsunuz tabi sakin dersiniz. Çıkardığı şutlardan sonra ne biçim kreatif küfürlere maruz kalıyorum haberiniz yok tabi"diye Talha isyan ederken takımdan koca bir kahkaha tufanı kopmuştu.

"Ay götüm görende kendisinin ağzından bir kelime küfür çıkmayan İngiltere düşesi sanır"dedi Semih gülerken.

"Neyim eksik be benim Elizabethten." diye yükselen Talha ne dediğini fark ettiğinde artık her şey için çok geçti.

Takımdan artık devasıyı da geçen hayvani kahkahalar yükselirken.

Semihte gülerek Talha'ya elini uzattı "Hadi prenses yeter bu kadar yattığın"

Talha en ihtişamlısından göz devirirken kensine uzatılan eli tuttu ve kalktı. En tripli haliyle dinleme salonlarına gitmek için ilerlerken Semih arkasından koşup yetişti ve kolunu boynuna doladı.

"Semih dalga geçeceksen siktir git birader."

"Yok lan ne dalga geçeceğim" dedi Semih ama gülmemek için dudaklarını bastırırken oldukça zorlu bir savaş veriyordu.

Talha en tip bakışlarla Semih'e dönerken Semih yüzünü ciddi tutmak adına oldukça fazla çaba sarf ediyordu.

"Harbi çok mu sövüyor lan?"diye sorarken dudaklarından kaçan bir kaç ufak gülme sesine engel olamamıştı.

"Daha geçen maç şey dedi" derken Semih'in kulağına eğilerek devam etti Talha.

Verdiği kısa arada Semih devam etmesi için "Eee?"dediğinde Talha tekrar kulağına eğilerek devam edip bitirdiğinde.

Semih'in şaşkın bakışları Talhadaydı "O öyle mi yapılıyormuş lan?"dediğinde ise

Talhayla bakışları kesişti.

Bakışları bir kaç saniye birbirleri üzerindeyken aynı anda ikisi de devasa kahkahalar attı.

İkisi gülerek ilerlerken arkalarından gelen Mustafa da sohbete dahil olmuştu.

"Abilerim neye gülüyorsunuz bu kadar" dedi Mustafa tatlı tatlı.

"İnce mevzular Musti boş ver" dedi Semih gülerek.

"Aşk olsun Semih abi çocuk muyum ben?"

"Aşk olsun tabi oğlum... Aşk olsun" dedi Semih dudaklarından içli bir nefes dökülürken.

Aşk kelimesi geçer geçmez gözünün önüne gelen kahveler kırk bin yıllık bir hatır bırakırken içi ısınmıştı.

Ama canı ciğeri averel arkadaşlarının yanına gelmek için sevdiği kadının sıcak kollarından,yumuşacık nefesinden kopmak zorunda kalmıştı. Reva mıydı bu Semih'e?

Ona göre değildi ama gelmek zorundaydı işte. Bahtsız kaderine boyun eğmek zordu lakin başa gelen çekilirdi.

Gece kavuşacağı kolların hayaliyle yetinmeli sevdiği kadının sevdasına sarılmalıydı şimdilik o da öyle yaptı.

Daldığı sevgi dolu düşüncelerden sıyrılmasını neden olan ses ise Talha'ya aitti.

"Ohooo bu şimdiden hanım köylü olup çıkmış Musti işimiz var bizim bunla"

"Abi sen İrem ablanın babasıyla tanışmaya gittiğinde evden ayrılırken yanlış ayakkabı teki giymemiş miydin?"

"Bir anlık dalgınlığıma geldi oğlum ne var?"

"Abi ama ayakkabı topuklu ayakabbıymış"derken gülmemek için bir hayli çaba sarf ediyordu.

Semih Mustafa'nın hatırlatmasıyla olayı hatırlayınca kocaman bir kahkaha daha atmıştı.

"Sizi de göreceğim ben." Dedi Talha sinirle ve yanlarından hızlı adımlarla ayrıldı.

Ne vardı yani ufak bir kafa karışıklığı yaşayıp yanlış ayakkabı giydiyse. Giydiği ayakkabı neon pembe topuklu bir ayakkabı olmuş olabilirdi ama hayır yani ne vardı bunda? Pembe topuklu ayakkabı karıştırılamaz mıydı? Böyle bir kural mı vardı? YOKTU. Öyleyse niye üstüne geliniyordu bu kadar?

Semih giden Talha'nın sırtına bakarken hala sessiz sessiz gülmeye devam ediyordu.Ömrü boyunca bunla dalga geçebilirdi. Çok hayırlı bir dosttu vesselam.

"Semih abi Talha abi ne dedi?" Mustafa'nın sorduğu soruyla bakışları ona döndü.

"Çok mu merak ediyorsun lan?"

Mustafa olumlu anlamda başını sallarken kulağına yaklaşıp sessizce mırıldanırken elini de ağzına siper etmişti.

Ara ara Mustafadan "Oooo, hiii!, he?," gibi nidalar yükselmiş en son ise en boş bakışlarla Semih'e dönmüştü "Abi o öyle mi oluyormuş ya?"

Mustafa'nın verdiği tepkiyle birlikte ikisi de gülmeye başlarken Semih koluyla Mustafa'nın başını kıstırıp saçlarını karıştırmıştı.

Kabul ediyordu arkadaşları biraz saf ve avel olabilirlerdi ama seviyordu onları inkar edecek değildi.

"Yürü hadi yürü yetişelim bizim tripli prensese" dedi Semih gülerek.

Mustafa da hafifçe gülerek başıyla onayladı bu teklifi ve adımlarını hızlandırıp dinlenme salonuna ilerlediler.

💚🖤

Takım dinlenme salonunda toplanmış yuvarlak biçimde yerleştirilen sandalyelere kurulmuş kendilerine yapılacak olan açıklamayı bekliyorlardı.

"Abi hocalar burda işte biz neyi bekliyoruz?" Diye sordu Mustafa Semih'e.

"Ne bileyim oğlum ben."

Ortamda anlayamadıkları bir hüzün çökmüşken bir devrin sonunun kapanacağı akıllarının ucundan geçmiyordu.

Sonunda kapıdan giren Necip ve Cenkle bakışları kapıya döndü.

Semih "Abi siz nerdesiniz iki gündür yaa. Valla biraz daha gelmeseniz Müge Anlı'ya çıkacaktık" dediğinde ortamda gülme sesleri yükseldi.

"Bir şeyi de abartmasanız şaşıracağım zaten" dedi Necip de gülerek.

Hani diyordu ya şiirde de ağlamak için gözden yaş mı akmalı dudaklar gülerken insan ağlayamaz mı diye buan tam olarak öyle bir andı işte.

Ağlayamıyordu Necip öyle utanıp sıkıldığından değil erkek dediğin ağlamaz diye de değil çünkü ağlardı. Erkekler de ağlardı. Ağlamak bir cinsiyet meselesi değildi. Zira onun da ağlamışlığı vardı elbet 2020-21 sezonunda Beşiktaş'ın bırakın şampiyon olmayı yarışta bile kalamayacağını düşünen on binlerce insan varken Beşiktaş başarmıştı...

Sergen Yalçın başarmıştı...

Necip Uysal'ından tutunda Tosun paşasın'a,ondan tutunda Atibasın'a,Larinin'e,Vidasın'a, Oğuzhan'ına kadar hepsi, hepsi başarmıştı...

Sezon bitiminde iki kupa birden alan Beşiktaş'ın kupası kaptanın ellerinde göğe kalkmıştı.

Kaptan kimdi söylememe gerek yoktur sanıyorum.

İşte o sezonun son maçında hani Göztepe maçında Rachid Ghezzal bir penaltı golüyle şampiyonluğu garantilediği maçta... işte o maçta...

Sipikerin "VE BEŞİKTAŞ ŞAMPİYON OLDU SEVGİLİ SEYİRCİLER. 2016-17 SEZONUNUN ARDIN BEŞİKTAŞ BİR KEZ DAHA ŞAMPİYON SÜPER LİGTE" anonsuyla akıllara kazınan o maçtan sonra ağlamıştı mesela ama bu sefer farklıydı boğazında öyle bir ukte vardı ki tarifi zordu.

Hani üniversiteye gitmek için ayrılırsınya aile evinden öyle hüngür hüngür ağlayamazsın sonuçta bu temellli bir ayrılık değildir ama içinde koca bir ukte olur ya işte öyle bir şeydi.

Nasıl üniversiteye gitmek için çocukluğunun,gençliğinin,en güzel yıllarının geçtiği aile evini terk eden bir gencin içi buruksa onunda öyleydi.

Çünkü onun yuvası burasıydı...

Sahi Necip ne zamandır Beşiktaştaydı?

Bu soruya cevap vermek zordu zira Necip çook çoook uzun zamandır buradaydı. Öyle uzun zamandır burdaydı ki Necip, onsuz zamanları hatırlamak bir hayli zor.

Hani insan bir an acaba Sergenli,Pascallı kadroda da hiç itiraz etmeden kenarda 60'lı dakikalırı mı bekliyordu diye emin olamıyor.

Çünkü Necip Uysal öyle bir adamdı. Beşiktaş'ın çoğu anında o vardı.

İnönü yıkılırken sahaya kaptan olarak çıkanda oydu,stadsız kaldıkları göçebe gibi il il dolaştıkları o zamanlarda da oydu,stadsız şampiyonlukta da oydu, seyircisiz şampiyonlukta da oydu, Besiktaş tarihin açık ara en kötü sezonu olan 23-24 sezonunda da oydu, efsane 16-17 sezonunda da...

Kimlere kimlere kaptanlık yapmamıştı ki Ricardo Quaresmasından,Mario Gomezine,Atibasına,Rafa Silvasına, Marcelosuna,Andear Bekine,Dusko Tosucine,Ciro İmmobilesine, Abubakarına,Weghortsuna, Oğuzhanına, Kagawasına ve daha nice dünya starına o kaptanlık yapmıştı...

Beşiktaş oydu Necipti...

Necipin duruşu Beşiktaş'ın duruşuydu...

Fener derbisinde maç önü seromonisi için çıkarken elini tutan fenerbahçeli bir çocuk "Ben fenerliyim senin elini tuttuğum için artık Beşiktaşlı mı oldum?"diye ağladığında işte o Besiktaşlı duruşuyla, iyi insan olmadan iyi Beşiktaşlı olunmaz diyen Süleyman Seba vizyonuyla elini tuttuğu çocuğa gülümseyerek "asıl sen benim elimi tuttun diye ben artık fenerliyim"diyerek o çocuğun gönlünü yapan da oydu. Beşiktaşlı Necip.

Öyle çoktu ki onlu anlar, öyle çoktu ki yaşadığı ve yaşattığı güzel duygular satırlarca daha anlatılabilirdi.

Beşiktaş'ın kaptanıydı, Beşiktaş'ın çocuğuydu, nerde ihtiyaç olursa oraya geçen isviçre çakısı gibi bir adamdı. Bir kale vardı geçmediği geçen sezon ona da geçmişti.

Efsane bir kariyer geçirmişti. Besiktaşta başladığı kariyerini Besiktaşta bitiriyordu karmakarışık duygular yaşıyor ne diyeceğini bilemiyordu.

Bakışları Cenke kaydığında onun da kendisinden pek farkı yoktu Aslında.

(Burda bir ufak araya gireceğim sorry🙏🏻Öncelikle ben Cenkli sahneleri yazmaya başladığım zaman Cenk henüz Fener'e gitmemişti ve bizim hikayemizde yaklaşık 2030lu yıllarda geçtiği için Cenk'in Fener'e gidişi hiç yaşanmamış gibi devam ettirdim olay akışını.

Cenk'e kızgınım çünkü çok kırgınım. O benim çocukluk kahramanımdı, Olcay,Ozzy,Necip üclüsünün dördüncüsüydü.

Hatırlıyorumda Cenk'i ne zaman maç dışında ekranlarda görsem ağzım kulaklarımda izlerdim.

Nasıl unutabilirim ki çevirdiği Benfica maçını?

Daha iki sezon önce konya maçında üstelik doğum gününde sakatlandığında o hüngür hüngür ağlatken içimin nasıl sızladığını nasıl unutabilirim ki?

Evet Cenk'e çok kızgınım ama en azından bu hayali evrende ona güzel veda etmek istiyorum. Sadece bunu da araya sıkıştırmak istedim okuduğunuz için teşekkür ederim 🥰🥲)

Cenk'in sesi soluğu çıkmazken üzüntülü bakışları başta Samet Aybaba ve Feyyaz Uçar olmak üzere tüm takımı süzdü. Kendi gençliği geldi aklına. Antep'ten ilk geldiği, formayı sırtına ilk geçirdiği an yaşadığı heyecanı hala ilk günkü gibi hatırlıyordu.

Çok uzun zaman olmuştu Beşiktaş'a geleli. O da çok şey yaşamış çok şey yaşatmıştı bu kulüpte.

İstemsizce gözleri birkaç saniyelik kapanırken aklına ilk gelen 3-0 geride oldukları Benfica maçında yan voleyle attığı golle skoru 3-1 getirip takımı kendine getirdiği andı.

Beşiktaş çok şey demekti onun için, yuva demekti, hayal demekti, umut demekti,tutku demekti, mutluluk,huzur, hırs,mücadele... Her şey demekti...

Hayallerini bu kulüpte gerçekleştirmiş Evertona giderken rekor kırmıştı...

Tosun Paşaydı o, taraftarın göz bebeğiydi, fener derbisini,Benfica maçını çeviren adamdı,hırsıyla azmiyle formayı terinin son damlasına kadar ıslatan adamdı, Semih rekorunu kırana kadar Beşiktaş'ın Avrupa maçlarında gol atan en genç futbolcusuydu, Beşiktaş'ın en golcü isimleri sıralamasında burun farkıyla Feyyaz Uçar'ın ardından ikinci sırada o geliyordu... Tosun Paşa...

Necip ve Cenkin duygu karmaşasını anlayabilen Feyyaz Uçar ikisine gülümseyerek bakarken hafifçe boğazını temizleyip "Çocuklar böyle gelin" dedi babacan bir tavırla.

Necip ve Cenk'in adımları Feyyaz Uçar ve Samet Aybabanın arasına girdiklerinde durdu ve gençlere döndü hepsi ne olduğunu anlamaya çalışan gözlerle kendilerine bakıyorlardı.

"Gençler burası Beşiktaş burda mücadele her şeyden önce gelir, zor zamanlar geçirebilirsiniz, kulüp zor zamanlar geçirebilir, rakip sizden güçlü olabilir, hakem rakipten yana olabilir, şartlar aleyhinize olabilir ama siz koşullar ne olursa olsun mücadele etmeyi bırakamazsınız öyle mi Necip?"Dedi Samet Aybaba Necip'e dönerek

"Öyle tabi hocam. Biz sizinle az menemen yiyip ertesi günü deplasmanlara gitmedik" dedi hafifçe tebessüm ederek.

Samet Aybaba da aynı tebessümü yolladığında devam etti "ama ne olursa olsun mücadeleyi hiç bırakmadık. Bazen yendik bazen yenildik ama hiç bir galibiyetimize,hiç bir kupamıza leke sürdürmedik. Ben bu kulüpte olmaktan hep şeref duydum.Hiç bir yerde üstün meziyetlerim olduğunu iddia etmedim ama terimin son damlasına kadar mücadele etmekten de asla vazgeçmedim. Kötü oynadığım,hata yaptığım maçlar olmuştur belki ama mücadelemi asla bırakmadım kaç dakika oynarsam oynayayım formamı hiç bir zaman kuru çıkartmadım size de naçizane tavsiyem budur gençler"

"Hocam bu nasihatlar genel olarak veriliyordur umarım. Bir durum yok dimi?" Diyen Semih'in sesi şüphe doluydu.

Samet Aybaba bir şey demeden Cenk'e döndü.

"Cenk sen de söyle bir şeyler"

"Ne söylenir ki hocam. Biz Necoyla çok ter döktük Beşiktaş için, çok güldük, çok eğlendik ama çok da fedakarlık yaptık Neco söylemez böyle şeyleri ama Corona zamanı maaşlarla ilgili sıkıntı çıktığında bir kaç ay gecikme olacak dediler Necip benimkini hiç vermeyin dedi hatta maaşında indirime gitti ben kendi şahsım adına çıkıp bir yerde bunu dillendirdiğini duymadım ama bu bilinsin çünkü Necip bu demek. Forma aidiyeti,Beşiktaşlı duruşu bu demek"

"Neyi kime anlatacaksın ki be Cengo?Ailede olan ailede kalır. Hem söyletme şimdi sende Evertondan gelirken az fedakarlık yapmadın, geldikten sonra Beşiktaştan fazla teklif vermerine rağmen kaç kulübü reddettin biz de bunları biliyoruz kardeşim" dedi Necip kolunu Cenk'in omzuna atarak

"Seninde dediğin gibi ailede olan ailede kalır"dedi Cenk gülümseyerek.

Kardeşti onlar. Çünkü kardeşlik kan bağı ile değil can bağı ile olurdu. Onlar birbirlerinin her anında yan yanaydılar evlendiklerinde,çocukları olduklarında, sakatlandıklarında her zaman yan yanaydılar.Onlar birlikte büyümüşlerdi. Birlikte şampiyon olmuş,birlikte gülmüş birlikte ağlamılardı.

"Güzel zamanlar geçirdik be Cengo"dedi Necip buğlanan gözleriyle geniş salonu tararken.

"Öyle, Ozzy'nin doğum günü kutlamasında beyaz çorap siyah terlik kombinosyonuyla sanadalyeye çıktığı an hala dün gibi"dediğinde gençler olacak olanın anlamının hüznüyle hafifçe tebessüm etmişlerdi.

Abileri,onlara akıl veren,yol gösteren, Beşiktaş aidiyetini anlatan, antrenmanlarda sonra istedikleri zaman ek çalışmalarında yardımcı olan, öz abileri gibi hissetikleri adamlar, Beşiktaş'ın iki efsanesi bu büyülü oyunu bırakacaklardı...

"Olcay'ın müthiş sol ayağını bin birinci kez anlatışı da öyle" diyen Necip'in sesiyle ortamda hafif bir gülme sesi yükselmişti.

"Asıl Quaresmanın parfümü..." Dedi Cenk yüzünü buruşturarak "Hala burnumda" dediğinde başta Samet Aybaba olmak üzere gülme sesleri yükselmişti.

"Biraz safsınız ama anlamışsınızdır heralde" dedi Necip yüzünde buruk bir tebessümle gençlere dönerek "Futbol büyülü bir oyun, Beşiktaş ise bu büyülü oyuna tutkuyla bizi bağlayan kulüp. Kabul etmek gerek tabi" derken derin bir nefes almıştı zira kelimeler boğazına dolanıp kalıyordu ama devam etti "Kaç yaşında olursan ol topu ne zaman ayağına alsan ufacık bir çocuktan farksız oluyorsun, ama biz artık bu büyülü oyun için epey yaşlandık. Ben kendime hiç bir zaman "şu yaşta bırakırım" demedim hep "Necip kulüpte bulunman ne zaman yarar sağlamayı bırakırsa o gün" dedim o gün akşam ezanı okunur ne kadar istemesende oyunu bitirmek zorunda kalırsın. Hiç istemedim bu günün gelmesini ama zaman su gibi akıp gidiyor ben artık antrenman temposuna, maç temposuna yetişmekte zorlanıyorum."

Gençlerin bakışındaki burukluk hatsafhadaydı.

Semih ise diyecek bir şey bulamıyordu. Ciddi olamazlardı heralde dimi, Beşiktaş duruşunu ondan öğrendiği adamdı Necip Uysal,kaptanıydı,abisiydi şimdi bırakıyor muydu yani. Bu cidden kötü bir şaka olmalıydı.

"Lafı fazla uzattım ben yaa. Cengo sen kısadan söyle"

Cenk derin bir nefes alırken istemsizce gerilmişti "Sana zorda bana kolay sannki kardeşim" diye terslense de daha yumuşak bir sesle devam etti "Yani şair demek istiyor ki devir bizden geçti gençler, zamanında abilerimizin gidişini biz izlemiştik şimdi gitme sırası bizde. Biz futbolculuk kariyerimize bir kaç gün sonra yapılacak resmi açıklamayla sonlandırıyoruz."

"Abi bu bir şakaysa hiç komik değil yanlız haberiniz olsun"diyen Talha'nın gözleri de hafif nemliydi.

Feyyaz uçar kolunu Cenk'in omzuna Samet Aybaba ise Necip'in omzuna atmıştı.

"Yuvadan ayrılmak zor olur ama unutmayın ki bu tam olarak bir ayrılık değil bu kulübün kapıları sizlere her zaman açık Beşiktaş evlatlarına hiç bir zaman sırtını dönmez unutmayın" dedi Feyyaz Uçar babacan bir tavırla.

" Biz yavaştan uzayalım gençler sizin konuşacaklarınız vardır"Dedi Samet Aybaba Necip'in omzunu sıvazlarken.

Feyyaz Uçar ve Samet Aybaba çıkışa doğru ilerlerken Samet Aybaba son anda geri döndü "Haa Necip emaneti unutma"dedi.

Necip gözlerinin yumup hafifçe başını sallayarak onayladı.

Onlar çıkıp gittiklerinde salonda başbaşa kalmışlardı.

Gençler oturduğu yerden ayaklanırken kimse ne diyeceğini kestiremiyor gibiydi.

"Ne bakıyorsunuz lan öyle elinde ekmek tutan köpek gibi görende temelli bir yere gidiyoruz sanır" diye yalandan terslendi Cenk.

"Böyle de bir garip oldu bee abi."dedi Arda.

"Fatih'in ordusundaki askerlerde böyle mi hissetmişti acaba?"Talha'nın sorduğu soruyla ortama derin bir sessizlik çökerken ekipteki herkes bakışlarıyla buram buram ne alaka AMK diyordu.

"Ne bakıyorsunuz resmen bir çağın sonuna gelmiş gibi hissediyorum kendimi"diye açıkladı kendi Talha.

"Talha tüm samimiyetimle soruyum bro sen biraz salak olabilir misin?" Diye soran Emire en tip bakışlarını yollarken araya Necip girdi.

"Al işte amına koyayım ne üzüleceğim gidiyorum diye.Ne güzel kurtuluyorum sizden. Antrenmana geç kalırsınız, fitness salonunda söylenir durursunuz, ısınmada kendinize dikkat etmezsiniz her şeyinizle ben uğraştım. Bu ne lan anasınıfı öğretmeni miyimdim takım kaptanı mı belli değildi.Ohh kafam rahat artık"derken sözlerinin aksine asla mutlu değildi.

"Abi biraz kırıcı oluyor ama sen bilirsin tabi"dedi Emir.

"Yalan mı lan? Ohh bu saatten sonra otururum salonumda uzatırım ayaklarımı izlerim maçları.Sizle mi uğraşıp duracağım.. Tabi siz beni orda da rahat bırakmazsınız. Bu Talha yine olur olmadık her şeye olay çıkarır, Arda son vuruşlarda topu kontrol edeceğim derken pozisyonu öldürür, Musti desen topu atacağı yere öyle bir kilitlenirki kafasını kaldırıp bir etrafındaki opsiyonlara son kez bakmaz yani sizin gibi Avareller varken ben huzur bulamam ya Neyse"

"Abi içinde tutmasaydın keşke bunca zaman. Sen baya bizden nefret ediyormuşsun ya. Ayrıca da bu Semihle Kapoya niye laf edilmiyor da sadece biz laf yiyoruz"

"Çok basit Talhacığım adamlar sorumluluk sahibi senin gibi mızırdanıp durmuyorlar. Biri panter gibi öteki sarı kartal ne diyeyim ben bu adamlara"

Talha kendisini üç çocuğuyla terk edip giden kocasını Müge Anlıda bulan ama yüzsüz kocası yanında başka bir kadınla geldiğinde şoke olmuş bir ifadeyle bakan hanım abla gibi bir bakış attı.

Bu bakışlara karşılık Necip kolunu Talah'nın omuzundan aşırıp başını kolunun arasına sıkıstırıp saçlarını karıştırdı.

"İşin goygoyu bir tarafa kendinize dikkat edin lan" diyen sesi ise bariz bir sevgi doluydu

Talha başını kaldırırken sıkıca sarılmıştı Necip'e, geri kalanlarda Neciple Cenki ortalarına alacak şekilde sıkı sıkıya sarıldılar.

***

"Abi şimdi takım geri kalanı bilmiyor mu sizin bıraktığınız?"diye sordu Semih

"Yok bir dün Rafayla konuştuk o kadar. Bugün hepimiz toplansak çevirmenler falan derken çok kalabalık olucaktık ondan önden bir sizle konuşalım dedik nasılsa iki gün sonra ufak bir veda yemeği düzenlenecek orda konuşuruz geri kalanlarla"Dedi Cenk.

Semih ufak bir baş hareketiyle anladığını belirtti.

"Neyse beyler son bir emanet kaldı ben de onu da teslim edeyim. Sonra çıkalım biz. Evde hanımlar bekler"dedi Necip Cenk'e dönerek.

"Hanımcılık nedir nasıl olur buyrunuz" dedi Arda gülerek eliyle Necip'i göstererek.

Necip"Hanımcılık iyidir kardeşim, ben hanımcı olup mutsuz olan bir erkek görmedim. Sana da dizi setlerinden çıkıp ciddi bir ilişkiye girmeni tavsiye ederim iyi gelir kodisyonuna malum koşu antrenmanlarında nal topluyorsun" dediğinde ortamdan 'oooo' sesleri yükselirken Arda'nın yüzü epey düşmüştü.

"Kaptan öyle ölmez ya füze atsaydın" diyen Emirle ortamdan yine hafif bir gülme sesi yükselmişti.

Necip tüm asaletiyle ayaklanırken onunla birlikte ekipte ayaklandı.

Herkes Necip'in ne yapacağını beklerken Necip elini cebine atıp cebinden kaptanlık pazubandını çıkarttı.

"Aha pazuband çıktıysa yeni kaptan aramızda demektir" diye bir çıkarımda bulundu Talha.

Zira Beşiktaşta adettendi eğer takım kaptanlarından birinin kaptanlığı yönetim ya da hoca tarafından alınmazsa yeni kaptanı eski kaptan belirlerdi.(Hocanında fikrini alarak elbette)

Herkesin bakışları birbiri üzerinde dolaşırken Semih'in bakışları son saniyelerde olduğu gibi yine boş boş etrafda dolanıyordu. Artık sevgilisinin yanına gitmek istiyordu. Sabah erken saatlerde yanından ayrıldığından beri konuşamamışlardı saatin 13.00'ı geçtiği düşünülürse kalktığına emindi en azından bir fırsat bulup sesini duymak için ortamı kolaçan ederken bakışları Neciple kesişti.

"Ee kaptan ver artık pazubandımı da güzel bir story atayım" dedi Talha ama can sıkan bir karşılık aldı "Güzel şaka" dedi Necip etkilenmiş bir şekilde.

"Niye öyle diyorsun abi benim neyim eksik kaptan olmak için"

"Ciddiyetsizsin, laubalisin, çabuk sinirleniyorsun, fevri hareket ediyorsun, baskı altında çok strese giriyorsun..."

"Abi sen bugün baya benim ağzıma şıçtın ama"

Talha'nın düşen yüzüne dayanamayan Necip babacan bir tavırla Talhaya ilerledi elini dostça omzuna vurdu bir kaç kez "Takılıyorum lan alınma."

Talha'nın yüzü biraz daha toparlanırken bakışları Necipe kaydı.

"Benim burdaki kimsenin kulübe olan bağlılığından şüphem yok. Biz birbirimizle atışırız, yeri gelir size söylenirim, kızarım ama hepinizi kardeşim gibi severim. Ne diyorsam ne yapıyorsam hepsi sizin iyiliğiniz için. Ben de isterim hepiniz takın bu pazubandı ama birinde durması lazım. Kime verileceği seçilirken sevgiye saygıya bakılmıyor zaten öyle olsa hanginize vereceğimizi bilemeyiz hepinizi cani gönülden seviyoruz. Gider ayak gönül koyup gücenmeyim" dedi dediğinde Talha'nın omzuna dostça birkaç yavaş vuruş daha indirdi.

"Bizde seni öz abimiz gibi seviyoruz abi zaten. Hem pazu bandı kim takarsa taksın benim gönlümün kaptanı sensin Kartal yürüyüşlu abim benim" diye coşan Talhayla Necip kocaman gülümsemişti.

Ama yinede uğrasmadan duramadı Talhayla "Heee iyi o zaman. Ben de pazu bandı verdikten sonra size bir kaç ufak hediye verecektim gönül koymayın diye ama gerek kalmadı heralde"

Necip Uysal'ın eli bol bir adam olduğunu bilen Talha hızla Necipe döndü "Canın sağolsun be kaptanım ama tabi sen o kadar zahmet edip almışsın şimdi geri çevirmek olmaz dimi beyler" dedi takıma dönerek.

"Tabi tabi"diye destek attı Emir.

"Aynen katılıyorum" dedi Mustafa.

"Bir tık şaşkınım ama Talha çok haklı abi"Dedi Arda.

Necip gülerek gençlere baktı kısa vir süre. "Yok ya ben geri iade ederim nolucak"

"Güzel abim benim kendini yorduğuna değmez bee"dedi Talha.

Necip sonunda dayanamayarak kocaman bir kahkaha atarken "Hadi lan ordan zevzek"demeyi de ihmal etmemişti.

Gülerek Met'e dönüp devam etti"Mert'im bu sekiz yaş altı arkadaşlara belli olmaz sen başlarında duruver kutularda isimleri yazıyor zaten" dedi gülümseyerek ve cebindeki araba anahtarını Mert'e fırlattı.

Örümcek misin Ahtapot musun Mert tabiki de anahtarı tekte kaparken gülerek "Ee hadi o zaman kızlar gelinde bayram hediyelerimiz vereyim" dedi ve ufak bir baş hareketiyle Neciple Cenk'e veda ederken çıkışa ilerledi.

Necip'in "Semih" demesiyle ise Semih'in kaçış planları bölünürken"Efendim abi" dedi.

"Sen kal kardeşim"dedi yine gülümseyerek.

"Abi hayırlı olsun"diyen ilk kişi Mustafa olurken herkes ayak üstü Semih'i tebrik edip kendi hediyelrini almak için odadan çıktıklarında Necip,Cenk ve Semih üçlüsü kalmıştı odada.

Necip elindeki pazubantla Semih'e ilerlerken Semih'in kalbinde öyle bir heyecan peyda olmuştu ki birden. Sanki Alen Markaryan üçlü çektiriyordu.

"Bu pazubandı takmak öyle kolay iş değildir. Sen camianın göz bebeğisin bu pazu bant en çok sana yakışır ama unutma güçe sahip olmak beraberinde sorumluluk getirir,mutlak güç mutlaka..."

Necip elindeki pazubantı Semih'in koluna geçirirken devam etti sözlerine "Omzuna yüklediğim yük ne kadar ağır iyi bilirim ama senin bu yükü kaldıracağından en ufak şüphem yok. Hayırlı olsun Beşiktaş'ın sarışın kaptanı" dedi muzipçe gülerek kalbine doğru hafif bir yumruk indirdi.

Semih içindeki coşkuyu belli etmek istemiyor olsada gözlerinin ışıltısı her şeyi anlatmaya yetiyordu.

"Madem sen bana layık gördün bu pazubandı. Bu saatten sonra daha sıkı çalışıcam. Senin yüzünü yere eğdirmem abi"Derken gür tutmaya çalışan sesi heyecandan uçacak gibi çıkıyordu.

"Biliyorum kardeşim hiç şüphem yok." Dedi Necip babacan bir sesle.

"Hayırlı olsun Semihim Allah utandırmasın" dedi Cenk de aynı babacan sesle.

"Sağolun abi"dedi Semih yüzünde kocaman bir tebessüm varken.

Cenk Necip'e ufaktan bir kaş göz yaptığında Necip hiç bir şey anlamayarak üstüne birde sessiz olma gereksinimi duymadan "Napıyon Cengo kaşın gözün ayrı oynuyo"dediğinde Cenk gözlerini sinirle yumdu.

Sakin tutmaya çalıştığı sesle "Neco biz çıksak mı kardeşim?"dedi.

"Noldu lan Eceden bu kadar mı izin kopartabildin"dedi Necip gülerek

"Necip salak salak konuşma da çıkalım çocuk yanlız kalsın."

"Niye lan? Hem ben daha ona kaptanlık tecrübelrimi aktarıcam"

"Sonra aktar Neco sonra."dediğinde hala duruma uyanmayan Necip'e mala anlatır gibi anlatmak zorunda kaldı "Oğlum anlasana. Çocuk hayatının en büyük heyecanını yaşıyor.Belki birilerine haber vermek istiyordur. Çıkalım da yanlız kalsın"dedi dişlerini sıka sıka.

"Doğru lan ben onu akıl edemedim. Tamam biz onu sonra şey ederiz. Yani sonra konuşuruz ikimiz."

Semih dudaklarını birbirine bastırarak hafifçe başını sallayarak onayladı bu teklifi.

"Neco yürüsen mi artık?"

Necip sesli bir nefes verirken"Tamam be Cengo patlama." Dedi ve Semihe dönüp gülümseyerek" Aysel teyzede bol bol selamlarımı ilet Semihim"dedi ve çıkışa yöneldi.

Neciple Cenk odadan çıkarken Semih'in kulağına son çarpan sesler "Nur sana nasıl katlanıyor hayret ediyorum"

"Ne alaka lan"

"Neco kusura bakam ama sen dümdüz bir adamsın abi. Senin aklına tüküreyim ben"

Olmuştu.

Başka zaman olsa seve seve onların bu atısmalarını çekirdek citleyerek falan dinleyebilirdi ama şuan tam bir kırmızı alarmlık durum vardı.

O da şuydu ki:O ARTIK SADECE BEŞİKTAŞ'IN ÇOCUĞU DEĞİL AYNI ZAMANDA BEŞİKTAŞ'IN KAPTANI OLMUŞTU HEMDE BİZZAT YÜRÜYEN BEŞİKTAŞ AMBLEMİ NECİP UYSAL TARAFINDAN SEÇİLMİŞ BİR KAPTAN. VE BU DURUMU PAYLAŞMASI GEREKEN GÜZELLER GÜZELİ BİR SEVGİLİSİ VARDI.

İçinde filler halay falan çekiyor olabilirdi. Bu halleri normal değildi zira.

Kulağındaki telefondan üçüncü dıııtt sesinden sonra telefon maşgule düştüğünde istemeden de olsa yüzü bir ufak düşmüştü.

Ama hemen moral bozmaya gerek yoktu o halde daha güzeldi akşam bizzat yüz yüze söyleyebilirdi.

Telefonu cebine atıp. Talhaların yanına gitmek için odadan çıkarken içinde horon tepen filler bir türlü durmuyordu.Ama asla şikayetçi değildi bu durumdan.

Selamın Hellooooooooğğğğğ.

Lütfen bol bol yorum yapmayı ve vote atmayı unutmayınnnn💞💞💞💞💞

Ben 17.Bölüme kaçarottiiiiii.

💚E🖤N🤘🏻D

🫠

Bölüm sonu

6 yorum