İçeriğe geç

YEŞİLİN AGÜERO TONU

Bölüm 54 · 59 dk okuma

YEŞİLİN AGÜERO TONU

Bölüm 54

💚15.Bölüm💚

❤️‍🩹

Bir seni olduğun gibi

Bir seni her şeye rağmen

Bir seni hâlâ...

~Ümit Yaşar Oğuzcan~

Önümdeki okey ıstakasına kaydı bakışlarım.

Canım sevgilim ve arkadaşlarıyla bu aktivitede karar kılmıştık. Okey oynamak.

"Yaa yenge 3. tur oldu ya kalkta ben devam edeyim" diye sızlandı Arda zira kendisi eşli okeyde boşta kalmış 3 turdur Emir'e yancılık yapıyordu.

"Bekle Arda az kaldı bu tur bitince yer değiştirelim"diye makul bir seçenek sundum ancak bu seçenek manitim için pekte makul değildi sanırım zira"Hoop" diye araya girdi "Ne demek yer değiştirelim Emir'in yancısı mı olacaksın?Bu tur bitince benim yancım ol"

Yüzüme yayılan gülümsemeyi gizlemeye çalışarak önüme döndüm.

Yakışıklı bu kadar insanın içinde eriyip gideyim mi? Amacın ne?

Neyseki topçular oyun ayırmeksizin(!) hırsı elden bırakmadıklarından pek bize takılmadan önlerindeki ıstakalara bakmaya devam ettiler.

"Arda caz yapma birader de şu çayları tazele be kuruduk"dedi Mustafa.

"Musti kalk kendin al abicim bizde burda el takip ediyoruz" dedi Arda Emir'in önünde duran ıstakayı dikkatle incelerken.

"Olum siz iki kişi bir tahtaya bakıyorsunuz biriniz gidin işte"diye bir seçenek daha sundu Musti.

"Musti ciddi bir iş üstündeyiz şuan" dedi Emir önündeki taşlara dikkatle bakarken.

"Yengee" dedi Musti bu sefer bana dönüp.

Kirpiklerinij altından attığı bakışlara karşı boydan boya salağa yattım.

"Ne var Musti?"

"Senin eli Arda devam ettirse olmaz mı?"dedi tatlı tatlı ama yemezler be Musti.

"Olmaz" şeklinde çok net bir cevap verdim.

Herkes kendi önündeki taşlarla ilgilenmeye devam ederken bakışlarım Semih'e kaydı. Benim bakışlarımın ona kaydığını hissetmiş olmalı ki çok geçmeden zümrütleriyle şereflendim.

Kimseye çaktırmadan göz kırpıp ne oldu dercesine bir bakış attı.

İşte o an vuruldum yine sol yanımdan.

Ama şuan acil bir yeşil 9'a ihtiyacım vardı. O yüzden manitime düşme işini biraz erteleyebilirdim.

İN-ŞAL-LAH

Yeşil 9'un var mı diye sordum bakışlarımla anlamış mıydı bilemedim ama hiç bir işaret vermeden önüne dönmesiyle anlamadığını anladım.

Ta ki masanın altından dizime değen bir şey hissedene kadar.

Bakışlarım anında dizime kaydığında avcuna kına yakılmasın diye elini sıkı sıkı kapatan yeni gelin misali kapanık bir el gördüm. Manitim'in elini.

Masanın ortasına doğru uzattığı elini açtığında avcunun içinde yeşil 9'u görünce anında ışıldadı gözlerim.

Dikkat çekmemek adına hızla aldım taşı ve tahtamdaki yerine yerleştirdim. Fazla taşlardan birini yere attığımda her şey tamamdı.

Sadece tek bir taş daha lazımdı. Sabırla sıranın tekrar bana dönmesini bekledim.

Sonunda Musti'nin attığı taşı aldığımda artık bitmem için fazlalık bir taşımda olmuştu. Yüzümde kocaman bir gülümsemeyle "ben bittim beyler" dedim ve tahtayı büyük bir zevkle devirdim.

Semih tatmin olmuş bir şekilde gülümseyerek masanın ortasına doğru elini uzattı çak bir beşlik manasında. Ben de oturduğum sandalyeden hafiçe kalkıp bana uzattığına eline kendi elimi götürdüm.

"Bir dahaki sefere erkek erkeğe oynayalım" dedi Emir yılmış bir şekilde önündeki ıstakayı devirirken.

"Allah Allah niyeymiş o?" Dedim tek kaşım havalanırken.

"Yenge kusura bakma ama sen baya ballıymışsın hee. Sen olmasan biz kazanacaktık."

"Yalnız Emirciğim biz ona bal değil bilek diyoruz bilek"dedim saçımı geriye doğru savururken.

Ayrıca da manitimle beni nasıl yeneceksiniz ki? Yenemezsiniz üzgünüm.

Dedi biraz önce taş çalan kız.

Sana ne! Diye yükselmek vardı ama neyyseee...

Düşüncelerimi bölen ortamda yükselen kartal çığlığı oldu. Yani sarışın ama kapkara kartal olan manitim'in çalan telefonu oldu.

"Semih gözünü seveyim gece idmanı deme" dedi Arda zira teknik direktörleri anlattıklarına göre ara ara sürpriz gece idmanı çıkarabiliyormuş.Kanada'nın bağrından kopup gelen ama aynı zamanda Türk olan hocalarıyla bir tanışsak iyi olacaktı.Zira o geldiğinden beri sonunda manitim'i kanatta değil forvette izler olmuştuk. Üff ama ne forvet yiğidim her maç ağları havalandırıyordu.

Ben şanssız bir bedevi olduğum için biz kavuştuğumuzdan sonra oynana bir lig ve bur avrupa maçlarının ikisi de deplasman olduğundan bir türlü gidememiştim ama ilk iç saha maçında tribünden onu gerçekten sevgilisi olarak izlemem farz olmuştu.

AYYYY BİR DAKİKA BENİM. SIRTINDA KILIÇSOY YAZAN FORMAM YOKTU Kİ!!!

Ben en kısa zamanda bu eksiğimi kapatmak için yeminler ederken -zira bilirsinizki bu bir hayat memat meselesidir- manitim'in müptelası olduğum sesiyle kendime geldim.

"Yok yok Dido..."dedi benimki ve çalan telefonuyla uzaklaştı ortamdan.

Mustafa bardağının dibinde kalan çayı içmek üzereyken birden öksürmeye başlayınca Emir bir iki sağlam sille indirdi sırtına.

"Noldu lan iyi misin?" Diye sordu Arda da bir yandan.

"İyiyim iyiyim boğazıma kaçtı"dedi Mustafa nefesini toparlamaya çalışırken.

Mustafa'nın bir şeyi olmadığına kanaat getirdiğimizde taşları yeniden dizmeye koyulduk.

"Siz Didemle tanısıyor muydunuz?"diye sordum taşları üst üste dizerken.

"İstanbul'a gelmişti bir kaç kez o ara karşılaşmıştık ama sen niye sordun yenge?"diye sordu Emir.

"Semih öyle direkt Didem arıyor deyip gitti ya ondan sordum."

Anladıklarını belli eden bir kaç baş hareketi yaptıktan sonra tekrar taş dizmeye koyulduk. Zaten kısa süre sonra Semih tekrar geri döndü.

"Tamam Didom bak sen derslerine sabah uzun uzun konuşuruz"dedikten sonra kısa bir veda konuşmasının ardından kapattı telefonu.

"Noldu ne diyor Didem" dedim yanına sokularak.

"Bir şey demiyor sesimi duymak istemiş desem de inanma kitap seti mi ne bir şey alacakmış abim bir şeyler ateşler demiş ondan aramış"

"Bu hayatta abinle şu kadar samimi olacaksın işte fazlasına lüzum yok" dedim gülerek.

"Merak etme yavrum Dido da zaten aynen dediğin kadar samimi oluyor.

Bazen bana bakınca yürüyen cüzdan gördüğünü düşünüyorum" dedi yılmış bir şekilde gülümseyerek.

"Abartma istersen"Dedim zira Didemle Semih'in oldukça iyi bir abi kardeş ilişkileri olduklarını da çok iyi biliyordum.

"Didem ne okuyordu"diye sordu Arda.

"Tıp" dedi semih gururlu bir sesle.

"Vaayy yakışır" dedi Emir.

"İnanmıyorum hala" dedim şaşkınca gülümseyerek. Zira Didem bırakın tıp kazanacak bir sıralama yapmayı oturup doğru düzgün ders çalışacak bir tip bile değildi.

"Biliyor musun bazen bende senin gibi oluyorum. Hani Dido yaa bizim Dido. Ya bu kız orta okulda ödevlerini saklayan bir insandı"dedi Semihte inanamaz bir sesle.

Kocaman bir kahkaha attım ve "Şu halı altı mevzusu mu?" Diye sordum.

"Bak kaç sene geçti sen bile unutmamışsın"dedi bana dönerek.

Nasıl unutabilirdim ki?

"O duyduğumdaki şaşkınlığı üstümden bir ömür atamam"dedim hafifçe gülmeye devam ederken.

"Halı altı mevzusu ne abi?"diye sordu sahici bir merakla Mustafa.

"Benim canım kardeşim orta okulda ödevlerini saklıyordu. Akıllı bıdık halıyı kaldırmış ama onunla da yetinmemiş annem temizlik yaparken halıyı kaldırıyor diye halının altında tahtalar vardı bizim evde böyle parke gibi değil eklemekiydi,birbirine geçenlerden onları çıkarmış betonla tahtanın arasında kalan boşluğa sıkıştırmış kağıtları"

Mustafalarda güldü hafiften.

"Bak o zeka pırıltılarını o zamandan göstermiş görüyor musun?"dedi Arda.

"Bu iyimiş ya ben bunla iyi dalga geçerim"dedi Musti.

Odada ki herkesin bakışı sorgular biçimde kendisine kayarken duygularımıza tercüman olan kişi Semih oldu.

"Derken?" Diye sordu Semih bir kaşı en tehditkarından havalanırken.

Mustafa çabuk bu konuya bir açıklık getir yoksa manitim'in seğeren gözü pek hayırlı şeyler olacağını söylemiyor.

"Geliyo ya abi arada. Karşılaşırsak falan yani"Mustafa'nın telaşla art arda sıraladığı cümlelerden sonra.

"Eyvallah" derken hiçte eyvallah demiyordu Semih.

Ortamı yumuşatmak adına Semih'e döndüm hemen.

"Ben yavaştan kaçayım Aylin sabahtan beri mesaj atıp duruyor biraz daha gitmezsem eve almayacak galiba"dedim gülerek.

"Ben bırakıyım yavrum uğraşma taksiyle"Semih'in bakışları Mustafadan bana kayarken yumusadı anında.

"Bizde kalkalım yavaştan"Dedi Emir.

Herkes ayaklanmışken beylere kapıya kadar eşlik ettik.

"Görüşürüz abi" dedi Mustafa kısadan.

"Görüşürüz birader, görüşürüz yenge yalnız şu işe bir çözüm bulalım ben bir daha yancı da kalmam" dedi Arda gülerek.

"Ee anlaştıkya bir dahaki sefere yengem Semih abi'ye yancı olacaktı."Dedi Mustafa.

"Onu bir turluk demiştim ama kaldı bir sonraki sefere onu karıştırma Musti"Dedim ben de anında.

"Eyvallah yenge yalnız içimden bir ses son turda bir işler çevirdin diyor ama neyse bir sonraki sefer gözüm üstünde"

"Allah Allah ne garip? Benim içimden bir seste Musti ilk turda bir şeyler çevirdi diyor"yalandan bir şaşkınlıkla zira ilk turda kendisinin taş çaldığına yemin edebilirdim ama kanıtlayamazdım.

"Ses işte yenge çok takmamak lazım"Dedi Mustafa gülümseyerek.

"Bencede" dedim hafiften gülerek. Malum ben de sütten çıkma ak kaşık değildim uzatmadım o yüzden.

"Neyse yenge,Semih iyi akşamlar size biz kaçalım artık"Dedi Emir ve hepsi ufak bir vedalaşmanın ardından gittiler.

Onlar çıktıktan kısa bir süre sonra bizde çıktık.

💚🖤

Bizim apartmanın önüne gelmiş bulunuyorduk lakin benim arabadan inesim hiç yoktu. Daha doğrusu Semihten ayrılmayı zerre istemiyordum o yüzden birazdan başımıza geleceklerden habersiz tatlı ve masum bir kahve teklifinde bulundum.

"Kahve içmeyi teklif etsem ne dersin?"

"Beni ikinci kere eve atmaya çalışıyorsun derim"dedi çapkın çapkın gülerek.

"Peki itiraz mı var desem?"diye sordum bende en cilvelisinden.

"Niye hala arabadasın derim" dedi yüzündeki gülümseme iyice yamulurken ve aynı saniyelerde indi arabadan.

Bu gülüşü atmayı kesmeliydi zira kalbime harbi büyük bir zarardı.

Ama canıma da büyük bir minnetti.

O yüzden gülerek arabadan inmek,hemen dibine sokulup tutmam için parmak aralarını açıp önüme uzattığı eline anında kendi elimi kenetlemekten başka bir şey yapmadım.

Birlikte bizim oturduğumuz kata çıktığımızda kapının ziline bastım ve Aylin'in kapıyı açmasını bekledik.

Kısa bir süre sonra Aylin kapıyı açtı.

"Asya nerde kaldın" dedi. Sesindeki heyecan ise farkedilmeyecek gibi değildi.

"Geldik işte Gafim ne bu heyecan"dedim şaşkınlıkla.

"Ee malum sana sırtımızı ne zaman dönsek başımıza türlü türlü belalar açıyorsun"dedi Gafim.

Benim ki durumu hemen destek attı "Haklı"

İkisine birden göz devirmek suretiyle önüma döndüm.

"Bana olan güveniniz ve sevginiz gözlerimi yaşartıyor arkadaşlar yapmayın böyle"dedim tip tip ayakkabılarımı çıkartırken.

"Tamam tamam demedik bir şey" dedi Aylin kocaman gülümseyerek.

"Aylinciğim yanlış anlama Allah ağlatmasın ama nerden geliyor bu sürekli gülme isteği hayır ağzın yırtılacak ondan diyorum"diye sordum.

"Seni biriyle tanıştıracağım"dedi heyecanla yerinde kıpırdanırken.

"Kiminle?"

"Asya ya sorguya mı çekiyorsun tanışacaksın işte yürü içeri"dedi birden koluma yapışıp kolumdan çekiştirirken.

"Allah akıl versin Aylin" dedim beni içeri süreklemisine izin verirken.

Kendisi ise artık her kiminle tanıştıracaksa beni hiç takmadan fıtı fıtı önden önden salona kadar girdi lakin salona girdiğimde karşılaştığım suretle donup kaldım.

LAN!!! Diye haykırmak vardı ama onun yerine şaşkın şaşkın bakabildim sadece.

Ne kadar şansız olduğunu size kaç kere söyledim inanın bilmiyorum ama tekrar söylüyorum ben bu şansa tükürsem geri yüzüme yapışırdı.Yağmur yağar diye ekin eksem kuraklık olur kurur, çöle kaktüs diksem o çölü sel basardı ôyle bir bahtsızlıktı benimki.

"Tanıştırayım Rüzgar, benim için önemli biri" dedi Aylin mutlu mesut eliyle Poyraz'ı göstererek.

RÜZGAR MI WHAT?

"Canım arkadaşım Asya ve sevgilisi Semih"derken eliyle bizi işaret ediyordu.

Evet,ben,en yakın arkadaşım, lisede plotonik olarak aşık olduğumu sandığım yıllar sonra karşılaştığımızda ise sevgili rolü yapmak durumunda kaldığımız ama sonradan onunda bana aşık olduğunu öğrendiğim lise arkadaşım şimdilerde sevgilim olan beyfendi ve en yakın arkadaşımı sevgili rolü yapıp kandıran takıntılı eski sevgilim BİZ KOCAMAN BİR AİLEYİZ...

Poyraz gevrek gevrek gülerek yanımıza gelirken Semih ondan önce dibimde bitti ve bir kolunu omzuma attı.

"Memnun oldum arkadaşlar" dedi Poyraz gülmeye devam ederken elini uzattı.

O eli alıp öteki eline iade etmek vardı ama hayır daha Barış tramvasını yeni atlatan arkadaşıma bunu yapamazdım. Daha medeni olmalı bu kez cidden Aylin'i kırmadan bu işin içinden Poyraz'ı sıyırmalıydım.

Lakin bana uzattığı elini Semih sıktı. Ama öyle bir sıkmıştı ki çocuğun beti benzi atmıştı. "Bizde" dedi Semih ölümcül bir sesle.

Bir sela sesi geliyordu sanki kulağıma. Poyraz'ın sela sesi olma ihtimali ise yüzde bin falandı.

Poyraz can havliyle elini geri çekerken Aylin gerilim hatlarını aratmayan gerginlikteki ortama bakakaldı.

"Noluyo burda?" Diye sordu en sonunda.

Hakiikaten ben de merak ediyorum Gafim.

Kahrolası Poyraz söyle bakalım neler oluyor bu aşağılık salonda.

"Bir şey yok Aylin sadece Semih pek sıcakkanlı değil galiba"dedi Poyraz ufak bir tebessümle.

Manitim'in çenesinden gelen ufak sesler -ki bence bunlar sıkmaktan kırılan dişlerinden geliyordu- pek hayra alamet değildi. Poyraz ACILARA YÜRÜYORDUN KORKMUYOR GİBİ DURUYORDUN AMA KORKMALIYDIN BE POYRAZ.

"Cık" diye oldukça net bir cevap verdi Semih.

"Cidden bir şey olmayan ortam bu mu?" Diye çok makul bir soru daha sordu Aylin.

"Boş ver be Aylin erkek milleti işte birazdan bir futbol muhabbeti açılır bizden samimi olurlar" dedim ortamı toparlamak adına "Çay" dedim Evreka diyen Arşimet amcayı aratmayacak bir ses tonuyla."Çay alır ortamın hararetini"

"İşte onu doğru dedin ben hemen koyayım" dedi Aylin mutlu mesut ve mutfağa ilerledi.

Aylin'in mutfağa girdiğinden emin olduktan sonra sinirle Poyraz'a döndüm.

"Lan senin ne işin var burda!" Diye çıkıştım.

"Sakin ol Asya.Aylin içerde" dedi ve oldukça geniş hareketlerle kendini kanepeye bıraktı Poyraz.

Sinirle derin bir nefes verirken bir yandan da Semih'in koluna yapıştım sıkıca zira heran Poyraz'ın bütün kaburga kemiklerini kırmak suretiyle burdan tepesine atlayacak gibi duruyordu.

Elimin altında sinirden kasılan kolunu hissettim.

"Bana bak lan it.En son almadın mı sen boyunun ölçüsünü hala ne sik yemeye geliyorsun buraya?"diyen manitimin böyle bir ses tonu olduğunu şuan öğrenmem hiç iyi olmamıştı zira ben ömrümde bu kadar sert ama beni kendine iyice bağlayan bir ses daha duymamıştım. Şu saniye eriyip gitsem kim ne yapabilirdi ki yani?

"Hah o geceyi hatırlattığın çok iyi oldu çakma maradona."dedi Poyraz oturduğu yerden ayaklanırken.

"Lan seni de Maradonanı da var ya"Diye Semih sinirle ileriye atılacak oldu lakin kolundaki tutuşumu sıklaştırınca durdu.

"O gece bir ses vermişler başkanın telefonundan hemde,hani şu stat olayıyla ilgili. Anlamadım ilk. Gerçi şüpheleniyordum ama emin değildim. Sonraa Neciplere geldin hani hatırlıyor musun?" Diye sordu bana dönerek "Satranç raconu kestiğin gün kız harıtırladın mı?"

Ben hiç bir şey demeden suratına bakarken o yine güldü.

"Hatırladın,hatırladın" dedi kendinden emin bir şekilde. "İşte o gün emin oldum. Sendin. Tabi ki sendin. Her şeyi yapan,planlayan,sonra hiç bir delil bırakmadan çıkıp giden, kimsenin varlığını bilmediği laptopu kullanabilecek, sonra savcının odasına kadar girip o programları kimseye çaktırmadan silebilecek tabi ki senden başkası değildi."derken kendinden bir hayli emin duruyordu.

"Ee ne bekliyorsun o zaman Polis değil misin sen tutuklasana neyi bekliyorsun? ya da şöyle sorayım ne istiyorsun?"doye sordum.

"Hala anlamadın mı benim senden başka istediğim bir şey yok"dediğinde

"Poyraaz!!!"diye yükseldim.

"Bir şans istiyorum sadece tek bir şans"dedi bana doğru büyük bir adım atarken lakin birden dağ gibi önüme dikilen manitim ve onun öfke kusan bakışları karşısında durdu.

"Yok sen belanın sikilmesini istiyorsun birader. Ne kadar şanslısın ama bak hizmet ayağına geldi"Dedi Semih lakin sesinin garip bir şekikde sürekli ölümü hatırlatması pek hoş değildi.

Bu cümlenin peşi sıra Poyraz'ın yakasına yapışması ise hiç etik değildi ancak şuan etik metik pekte sikinde gibi durmuyordu.

"Semih tamam bırak" dedim koluna yapışarak. Ama nafile bur çabaydı Semih yapıştığı yakayı iyice sıkarken bir yandan da iyice yükseldi.

"Ne bırak ya! Ne bırak! Herif gelmiş pişmiş kelle gibi sırıta sırıta sana,sevgilime yürüyor!NE BIRAK!!!"

"Tamam haklısın ama Allah aşkına bırak Aylin gelecek"dedim en tatlı olmasını umduğum sesimle.

Bakışları beni bulduğunda harbi sinirine zor hakim olabildiğini gördüm. Zümrütlerindeki yeşiller yine öfkenin karanlığına gömülmüştü.

Sinirli bir nefes verdi ve Poyraz'ın yakasını bırakıp ensesini tabiri caizse kedi eniğini tutar gibi kavradı.

"YÜRÜ LAN YÜRÜ!!!" Derken yürümesine asla müsade etmiyor aksine önünde sürüklüyordu.

Onların bu hengamesi devam ederken sonunda Semih Poyraz'ı çöp torbası fırlatır gibi kapı dışarı etti. Kapıyı da tam suratını çarpacakken durdu "Şimdi siktir git şurdan bir daha da sakın bu kapıya yanaşayım deme yoksa bu sefer Asya bile giremez araya belanı büyük sikerim" dedi öfkeyle ve çelik kapıyı çarptı suratına.

Kırılmadığınada şükürdü.

Kapıya sırtını dönerken bir yandan sinirle ayağını yere vururken boş koridoru onun çıkardığı ritmik sesler doldurdu.

Sonunda söze ben girdim ve"Tamam" dedim ılımlı olmaya çalışarak "sakin ol"

Sinirli bir nefes daha verdi. Sakinleşmeyecekti sanırım.

Salondan Aylin'in sesi yükseldi "Asya nerdesiniz?" Diyordu ki koridora çıkınca göz göze geldik. Önce bir ortamı süzdü sonra Poyraz itini göremeyince onu sordu. "Rüzgar nerde?"

Ben senin yaratıcılığını sikeyim gerizekalı Poyraz.

"Ananın..." Dedi Semih sinirle lakin ben şaşkınlıkla susması için gözlerimi belertince yuttu gerisini.

Aylinden ise "Ney?" Şeklinde oldukça makul bir karşılık geldi.

"Anası aradı ondan gitti benimde anam aradı ben de gidiyorum" dedi Semih öfkeyle ve elimi kavradığı gibi arkasında duran kapıyı açtı kapıdan birlikte çıktığımızda son kez dönüp bir Gafi'me baktım canım arkadaşım şaşkın şaşkın göz kırpıştırıyordu arkamızdan bakışmamızı bölense sinir küpü manitim'in çelik kapıyı sertçe çekmesi oldu.

Kapattığı kapının önünde öylece kalakalmıştık. Amaçsızca bakıştık bir süre. Zümrüt yeşili gözleri sağa sola sert firikikler atmayı bırakmayınca sağlam bir kozumu öne sürdüm ve yanağına derin bir öpücük bıraktım.

"Sakinleş biraz Aylin'in bir suçu yok"

Bu sefer sinirli değil içli bir nefes verdi.

"Farkındayım" diyen sesi yumuşamış gibiydi.

"O zaman anan manan yükselme bir daha arkadaşıma" dedim hafif bir terslikle. Sesimin aksine ise sıkıca sarıldım.Kollarını etrafıma doladığında ufacık kaldım sinesinde. Ne kadar öyle durduk bilmiyorum.

Sonunda onun sesi kulaklarıma dolduğunda çenemi göğsüne dayayıp başımı geri attım hafifçe ve yeniden yeşillenen zümrütleriyle karşılaştım.

"Aylinle konuş o zaman. O it bir daha sana yaklaşırsa bu defa öyle kolay bırakmam"derken oldukça ciddi duruyordu.

"Bırak" dedim gayet sakin bir sesle "Poyraz,Rüzgar,Meltem,Karayel ne varsa bırak bir beni bırakma"dedim ve başımı iyice gömdüm sinesine bırakmam demese de olurdu zira kalbi tam kulağıma seninim dercesine vuruyordu zaten...

Ama o seslide dile getirdi hemde beni şu saniye kalpten götürecek bir ses tonuyla

"O zaten mümkün değil" dedi.

Bu kadardı işte benim dünyam bir ses, bir bakış,bir koku,bir kalp,bir ten, tamamen tek bir adamdan ibaretti. Başka hiç bir şeye lüzum yoktu o olsun yeterdi...

Yetti de...

💚🖤

Kader insanın seçimlerinden ibarettir derler.

Bazen önüne bir yol ayrımı çıkar birini seçmek zorunda kalırsın.O an neyi seçeceğin belirler kaderini.

Peki hangisini seçeceksin? Hangisini seçmelisin?

Aydınlık yoldan mı gideceksin karanlık yoldan mı?

Gidecek misin yoksa kalacak mısın?

Varlığın onu mutlu mu eder yoksa lanetler mi?

Peki ya lanetlerse o zaman ne yapacaksın?

Kaldırabilir misin bir kaybı daha?

Sorular sorular sorular... Ama asla cevaplanamayan sorular...

Evet üç gündür kafamın içinde bunlar gibi zibilyon tane soru dönüyordu ama benim hiç birine bir cevabım yoktu...

Seviyordum işte bu gerçek yetmez miydi tüm bu sorulara cevap olarak? Ama yetmiyordu.

Seviyorum diyordu,öyle bakıyor,öyle konuşuyordu inanıyordum en ufak bir şüphe yoktu içimde o zaman niyeydi bu içimdeki lanet olası his?

"Offf" dedim tüm bu hislerime tercüme olarak ve önünde durduğum kapının tokmağına uzandı elim.

Nerde miydim? Aa doğruya size daha söylemedim. Semihteyim. Malum üç gün önceki romantik anlarımızı ben bölmüş gibi olmuştum o yüzden o günü telafi maksatlı Semihte yemek yiyecektik.

Ama onun antrenmanları benim iş görüşmelerim derken üç günün sonunda anca fırsat bulabilmiştik.

Bu arada kendisi yemek yapma konusunda oldukça iddialıydı ve beklentilerimi çok yükseltmişti. O yüzden hem çok heyecanlı hemde mutluydum.

Garipti ama şöyle bir gerçek vardı ki o yanımdayken her şey çok başka oluyordu. Zihnimde dönen tüm sesler susuyordu mesela ya da benim ufaklık gelmiyordu o varken. O yanımdayken zihnimde dönen o cümleler bile yok oluyordu sanki. Onun yanı güvenli bölgeydi,O varsa kötü hiç bir şeye yer yoktu.

Ama o yoksa... Gittiği an her şey daha da sarpa sarıyordu zira kaybetme korkusu hat sahfadaydı.

Elim kapı tokmağındayken duyduğum sesle durdum.

Yapma bak kendini çok kaptırdın daha fazla kapılma bu sele.Hep ne der Güllü...

"Yeter" Dedim sinirle derin bir nefes verip sakinledim biraz daha ve kapı tokmağıyla kapıyı çaldım birkaç kez.

"Bak Semih'in evindeyiz birazdan o gelecek yani sana yol göründü ufaklık. Görüşürüz" dedim en uyuzundan elimi hafif hafif sallayarak.

Bana bak sen iyice havalara girdin! Ben vardım senin yanında BEN! SEMİH GİTTİĞİNDE YİNE BEN OLACAĞIM YANINDA KENDİNE GEL!! BANA UFAKLIK MUFAKLIKTA DEYİP DURMA!!!

"Demek ki sen de sinirlenebiliyormuşsun haa? Hep sinir bozucu olan taraf sendin biraz yer degiştirelim ne dersin ufaklık"

Sinirli bir nefes verdiği sırada yine en uzuyuzndan güldüm.

"Tamam tamam kızma bir daha ufaklık demem. Ufaklık"

Bu sırada önünde durduğum kapı açıldı ve bende 'kaşına gözüne on tane adam ölür haa' diyen abi gibi yükselme isteği uyandıran bir karizmayla manitim belirdi kapıda.

Üstüne bir de kocaman güldü. Kalbim bir hoş içimse kıpır kıpır oldu.

"Ne konuşuyordun kendi kendine" dedi gülerek.

Duymuş muydu yani?

SHİT!!!

Çaktırmadım yine ve sakince sordum "Ne duydun zira yakalanmak istemem"dedim

"Bir şey duymadım sadece mırıltılar geliyordu ama yaklanmak derken? Sen yine benim arkamdan iş çevirmiyorsun dimi?"

Derin bir nefes vermek vardı lakin onun yerine derince tebessüm ettim.

"Cık. İş falan çevirmiyorum ama seni ne kadar çok özlediğimi düşünüp bunu sana nasıl söylesem diye prova yaparken yakalanmam hiç hoş olmazdı"

Kapı eşiğinden içeriye doğru iki adım atıp durdu ve kollarını kocaman açtı.

Dudaklarındaki derin tebessüm ve bakışları her şeyi anlatmaya yetti. 'Gel o zaman ne bekliyorsun' dedi dudaklarından tek kelime dökülmeden.

Bu çağrıya anında uydum ve aradaki mesafeyi ağır ve sağlam adımlarla, her zamanki Asya'nın haşin adımlarıyla değil tam aksine yeni yeni yürümeyi öğrenen ve babasına koşan küçük bir kız çocuğu gibi neşeyle,düşmekten korkmadan koştum.

O vardı çünkü o varken düşmezdim...

Başımı yine tam ait olduğu yere şu dünyadaki en değerli varlığımın-sevdiğim adamın kalbi- üzerine koydum. Kollarımı sırtına doladım. Sıcak nefesini saçlarımda hissettim. Kolları bedenimi sardı sarmaladı. İşte güven buydu,bu kokuydu,bu nefesti,bu sesti,güven bu adamdı,huzur bu adamdı...

"Ne kadar çok özlendik?" Diye sordu çenesi başımın üzerindeyken.

"Çok. Öyle çok ki anlatmak zor, öyle çok ki,öyle zor ki sensizlik tarifi yok" dedim genzim sızlaya sızlaya.

"Bir şey mi oldu?" Diye soran sesi telaşlıydı.

Sesime çöken hüznü dağıttım bu gece güzel bir gece olacaktı bu gecenin büyüsünü dağıtacak en ufak şeye tahammülüm yoktu.

"Valla benim için senden uzak kalmak yeterince bir şey zaten tabi senin için öyle değilse orasını bilemem"dedim yalandan bir triple.

Güldü. Cidden trip yemek gibi bir fantazisi olabilir miydi?

Kendimi birden omzundan sarkmış bir şekilde bulmayı ise asla beklemediğim için ufak bir çığlık döküldü dudaklarımdan ve panikle sıkıca yapıştım sırtına.

"Semih napıyorsun delirdin mi?"

"Ee trip yedik o kadar. Demek ki özlemimizi kelimelere dökememek suçmuş senin lugatta. Eyvallah. O zaman cezayı ben kesiyorum. Asya Korkmaz bu gece benim dibimden bir santim ayrılmıyorsun"dedi ciddi ciddi.

Güldüm ister istemez. Çocuk gibiydi yaa.

Dizginleri bırakmakta yoktu lakin benim lugatta. "Benim dibimde durmak ceza yani öyle mi?"dedim omzuna sağlam bir iki şamar indirirken.Ancak kendisine pek tesir etmedi bu vuruşlarım zira kendisinin kürekçi omuzu gibi omuzları vardı kendisinin.

"Ceza bahane yavrum çaktırma"

"Pis bir fırsatçı olduğunu söylemiş miydim daha önce?" Diye sorduğumda ise kocaman bir kahkahası döküldü aramıza biraz sonra da durdu. Şuan bulunduğum konumdan ortamı tam net seçemiyordum lakin geniş salonun kenarında kalan yemek masasının önüne gelmiştik sanırım.

Bir sandalye çekme sesi geldiğinde ise gayet doğru algıladığımı anladım. Önce beni omzundan aldı lakin indirmeden kucakladı. Ve bakışları önümüzde duran sandalyeye kaydı.

"O bir santime yan yana sandalyelerde oturup kolunu omzuma dolaman gibi bir seçenek dahil mi?" Dedim alnına dökülen bir iki saç tutamını geri iteleyerek.

"Benim başka seceneklerim vardı ama istediğin buysa ona da eyvallah"

Yüzüme derin ve manalı bir tebessüm yayıldı.

"Düşündüm de senin seçimler daha bi güzel oluyor sanki"dedim oldukça manalı bir gülüşle.

"Bence de kendinden pay biç mesela" dedi çapkın çapkın gülerek. Ama o konulara girersek benim seçimler daha bir güzel sanki ama sen bilirsin yakışıklı.

Masadan uzaklaştırdığı sandalyeye kendisi otururken kucağından olduğum için bende oturmuş bulunuyordum.

Bacaklarımın altındaki kolunu çekip bedenimi biraz daha geri kendisine doğru çektiğinde kelimenin tam manasıyla kucağında oturuyordum.

Elimi kolumu ne yapacağımı bilemez gibi donup kaldım.

BURA BİR SICAK MI OLMUŞTU NE!?

Semih önümüze aldığı bir tabağa yemeklerden koymaya başlayınca her şeyi bir kenara bırakıp onu izlemeye başladım.

Çok önemli bir iş yapar gibi dikkatle önce pilavı koydu sonrada kavurmadan koydu. Masanın dört bir yanını döşeyen mezeleri ise bize doğru yaklaştırdı.

WTF!!!

Bütün mezelerin hepsini kendi yapmış olamazdı heralde.

"Yuh!" Dedim iç sesimi dışa vurarak.

Manitim ise benim bu tepkime kocaman bir kahkaha ile karşılık verdi.

"Bunların hepsini sen mi yaptın?" Dedim büyük bir şaşkınlıkla.

"Yavrum senin yemekler efsane oluyor ama biz de kendi çapımızda yapıyoruz bir şeyler"

Bakarmısınız bir de mütevazı.Yerdim.

Sanki içli köfteden tutun kuru patlıcan dolmasına kadar yapan kendisi değilmiş gibi.

Hayır bunlar yeterince şaşkınlık vericiyken birde kenarda zeytinyağlı taze fasulye ve yaprak sarma vardı.

Yiğidim ben biliyorum senin ata erkil topluma karşı olan tavrını ama bu biraz abartı değil mi sencede?

"Kaç gün sürdü bu kadar şeyi yapman tam olarak"

"Önemli olan ne kaadr sürdüğü değil sevgilime marifetli görünmekti görünüşe göre başarı oldum" dedi dudağının tek kenarı oyuncu bir edayla en çapkınından kıvrılırken.

Bende uydum oyununa.

"Görüntü 10/10 yani en son Antep maçında 90 attığın gol gibi ama varda kontrol var bakalım lezzette ofsayta düştün mü?"

Dediğimle yine ufak hir kahlaha atarken başını hafifçe geri atmıştı.

Seviyordum. Onu , onu sevmeyi, onu gûldürmeyi, beni sevmesini, bana değer vermesini , gözlerini ,sesini her zerremle her zerresini öyle çok seviyordum ki içime sığmıyordu sanki.

Ben hayran bakışlarla yumurtaya can veren rabbimin özene bezene yarattığı forvet kulunu incelerken kulaklarıma dolan sesiyle kendime geldim.

"O zaman vara gidelim. Bakalım ofsayttan kurtulabilecek miyiz?" Derken önümüzde duran kaşığı aldı ve içine biraz pilavla etten koyduktan sonra dudaklarıma doğru getirdi.

"Çocuk gibi sen mi tutucaksın" dedim gülerek.

"Mecbur" derken kaşığı ağzıma iyice yaklaştırdığı için ağzımı açtım.

"Ne demek macbur?" Dedim lokmamı yuttuktan sonra.

"Duydum ki sen yemek yemeyi ihmal ediyormuşsun kendi haline bırakınca aç aç dolanıyormuşsun ortalıkta dedim buna bir el atmamız lazım." Derken kaşığı tekrar getiriyordu.

Yeni lokmamı yuttuktan sonra tekrar sordum "Aylin mi?"

Güldü hafiften. "Arkadaşlarının nasıl bir arkadaşlıkları var bilmem ama benim için güzel işbirlikçileri oldukları kesin" derken bu sefer salata aldı kaşığa ve onu da uzattı.

Salatayı ağzıma almadan cevap verdim.

"Şu Filip meselesini de hatırlatıp durma hıncımı alamadım zaten çok sinirliyim hâlâ"

Kaşığı tekrar uzatırken konuştu "Çok takma o meseleyi malum senin operasyon iyice tehlikeli bir hal aldığı için sana yardımcı olayım diye anlattı"

"Ne gibi bir tehlikeymiş bu?"

"Şu garson vardı ya başkanın telefonunu geri götürsün diye verdiğin. O çocuk yakalanıyormuş az kalsın Filip halletmiş. Ee baktı ki arada kendi de yanacak üstüne birde bilirsin ki ben ikna kabiliyeti yüksek bir insanımdır bütün o parçalar birleşince de kabul etti teklifimi"

"Ne teklif ettin ki?"diye sordum büyük bir merakla.

"Yakalanmayacağının garantisini verdim"dedi geniş geniş.

"Nasıl emin olabilirsin ki bundan?"

"Ee sen varsın işin başında"

"İyi de garson yakalanacakmış hani öyle diyordun az önce"

"Yapma" dedi gülerek yeme beni dercesine "Sen bulduysan o çocuk sağlamdır yakalansa bile hallederdi ama arkadaşının çok cılız bir iradesi var ayrıca da seni pek tanımıyor anlaşılan."

"Yine de kafasını kıracağım" dedim elinde duran kaşığı kapıp.

O ne yaptığımı anlayamaz gibi bakarken kaşığa yemeklerden aldım.

"Noldu benim tutuşumu beğenmedin mi?" Diye Semih sorarken ben kaşığı çoktan ona doğru götürmüştüm.

"Bana bakarken kendini ihmal ediyorsun. Aç bakim ağzını"dedim gülümseyerek.

Önce dudakları en ihtişamlısından iki yana kıvrılarak muhteşem bir gülüş sundu bana sonrada hafifçe araladı ağzını.

💚🖤

Ben kahkahalarla gülerken Semih bir kaşık yemek daha uzatmıştı.

"Ay yeter valla şiştim patlayacağım"

"Ne yedin sanki?"dedi kaşığı iyice ağzıma yaklaştırırken.

"Ne mi yedim!?" Dedim şaşkınlıkla "üç günlük yemeği tek günde yedim resmen" dedim gülerek.

Semih'in yüzü ise duyduğu cümleyle düşer gibi oldu.

Ama sen böyle yüzünü sarkıtırsan ben dayanamazdım ki.

"Abarttım tabiki"dedim ve yan bir şekilde kucağında oturduğum için tam karşıda olan bakışlarını bana çevirmesi için çenesinden tutup hafifçe kendime çevirdim. "Bakma sen Aylin'e o çok pimpiriklidir"dedim gülümseyerek. "Hatta al bak sırf senin hatırın için yiyeceğim" dedim lakin bakışları hala dalgın gibiydi. "Eee tutsana hadi" dedim nazlı nazlı.

Gülümsedi hafiften az önce tabağa bıraktığı kaşığa uzanıp tekrar uzattı bana bu sefer hiç bekletmeden aldım hemen.

Yüzünde hala buruk bir ifade olduğu için işaret parmaklarımla dudağını iki yana gerdirdim hafiften. "Gül bakim bi" dedim tatlı tatlı.

Gülümsedi hafiften "Ee yemekler nasıldı bari?"

İşaret ve baş parmağımı birleştirip öptüm "Enfes,leziz,harikulade" dedim tatlı tatlı.

"Beğenmene sevindim"dedi yüzündeki tebessüm iyice genişlerken.

"Ee yemek işleri sen de o zaman"dedim gülmemek için bir yandan yanaklarımın içini ısırırken bir yandan da yüzüme dökülen saçlarımı kulağımın arkasına kıstırırken. Lakin nafile bir çabaydı zira çok az bir zaman sonra tekrar firar ettiler.

Bakışlarımı itina ile gözlerinden kaçırırken çenemde hissettiğim hafif bir dokunuşla çenemi yukarı doğru dikerken bakışlarımızı buluşturdu. Zümrüt yeşili gözleri ilk kez böyle parlıyordu. Gözlerinin içi bile gülüyordu. YERDİİMMM.

"Evlenince" dedi yüzünde kocaman bir tebessümle.

Kaşındaki ince çiziğe uzandı parmaklarım hafif hafif okşadım "Hıhımm evlenince"diye onayladım.

Yüzündeki tebessüm yerli yerindeyken"Kabul ama bir şey hariç" dedi.

"Ne?" Diye soracak oldum lakin cevap belliydi "Börek" dedim kendimden emin bir şekilde

"Aynen öyle"dedi gülümseyerek.

"Kıymalı"dedim ben de gülümseyerek.

Zira manitimin kırmızı çizgileri listesine ilk beşin içine kesin girerdi. Geri kalanlar ise Beşiktaş, ben, ailesi.

Dişlerini alt dudağına geçirdi "ince ince soğanları da doğrarsın. Tuzu muzu tam kıvamında olur kesin"

"E heralde" dedim kendimden emin bir şekilde.

"Sosu senin özel sostan"

"Tabi ki"

"Harbi sen ne katıyordun o sosun içine."

"Söylemem özel tarif"

"Aşk olsun sevgilinden bir börek sosu tarifini mi kıskanıyorsun"

"Aaa öyle börek diyip geçiştirme hatırlatırım ki yıllar sonra bile o böreği yediğinde gözlerinde aynı ışıltı belirdi"

Burnunu yüzüme sürttü ağır ağır "Söyle o zaman"

Böyle yapmamalıydı zira böyle yaparsa ne derse kabul ederdim. Etik değildi.

Sıcak bulmuş kedi gibi mayışmış bir vaziyette konuştum.

"Tamam söylüyorum ama dikkatli dinle bir daha söylemem bak" dedim ve saymaya başladım. "İki yumurtayı bir kaba kıracaksın ama dikkat et yumurtalar soğuk olmasın"

"N'apayım hoh hoh mu yapıyım ısınsın diye?"dedi dalga geçer gibi.

"Hayır tabiki yapmaya başlamdan bir saat önce dolaptan çıkartman yeter. Neyse ikinci olarak süt"

"Nasıl?"

"Ney nasıl?" Diye sordum şaşkınlıkla.

"Süt yani nasıl olmalı,tam yağlı, yarım yağlı, yağsız, badem madem zibilyon tane süt var hangisi olmalı"

"Ne fark eder normal anam babam usulü bir süt işte"

"Ne demek ne farkeder? Eder tabiki"

"Sus chef benim şuan.Etmez diyorsam etmez"

"İyi iyi peki başka"

"Son kısma geliyoruz hazır mısın? Bak bu kısmı çok iyi dinle" dedim alnına dökülen bir tutam saçı geri iteleyerek.

"Yavrum bir elleşme dikkatimi dağıtıyorsun"dedi çocuk gibi.

"Aaaa duyanda bir şey yapıyoruz sanacak be tövbe tövbe altı üstü saçını iteledik. Aman ellemem bir daha. Hatta bırak ya kalkacağım ben yok sana tarif falan" dedim kucağından inmek için hareketlendiğim sırada kollarını bedenime doladığında kolları ve vücudu arasında kaldım kıpırdanamadım.

Ama ne yalan söyleyeyim inmeye de pek niyetim yoktu zaten. Rahattı bura verdiği her nefes bir meltem misali saçlarımı okşuyordu mesela ve bu hayatımda hissettiğim en güzel duygu olabilirdi. Sıcaktı sonra yuva gibi. En önemlisi ise kalp atışları kulağıma çok daha net geliyor yeşillerine alttan alttan, yakından yakından bakabiliyordum daha ne olsundu. Laf aramızda haa ona göre.

"Yavrum bekle iki dakka şu tarifi alayım ondan sonra n'aparsan yap." Dedi çenesini usul usul şakağıma sürterek.

- ben yan dönük olduğum içim benim sağ şakağımla kendisinin çenesi dipdibeydi.-

Kedisine şu sıralar yine sakal kesme perileri geldiği için şuan sakalları tahminen bir iki günlük falandı ama yinede alttan alttan çıkmaya başladığı için içim bir hoş oldu,huylandım.

"İyi iyi tamam söyleyeceğim.Ama bak bir daha söylemem dikatli dinle" dediğimde onaylayan bir mırıltı çıkardı ve bütün dikkatini bana verdi.

"İki buçuk çay kaşığı zehir"

"Tamam da çay kaşığı ölçüsü tam ne kadar ol... Bir dakika ney dedin sen!?"

Gözleri fal taşı misali kocaman açılan sevgilime bakarken kocaman bir kahkaha attım.

"Yavrum manyak mısın yaa? Aklım çıktı yeminle"dedi ya sabır der gibi.

"N'oldu özel tarifi öğrenmek istemiyor muydun?Al sana özel tarif ama şahsi spesyelim fare zehri ona göre" dedim kocaman bir kahkaha daha atarak.

"Komik mi kız?" Dedi hafiften kaşlarını çatarak.

"Suratını görebilseydin anlardın komik mi değil mi?" Dedim bir kahkaha daha atacakken kahkaham dudaklarımın arasında kalakaldı hatta ufak bir çığlık döküldü zira saniyeler içinde kendimi yeniden Semih'in omzundan tepetaklak sarkmış bir şekilde bulmayı asla beklemiyordum.

"Manyak mısın lan napıyorsun?" Diye çıkıştım.

Bizim max romantizim süresi bu kadar oluyordu işte sonu mutlaka çocukça bir şeye bağlanıyordu.

"Noldu gülüyordun az önce şimdi de gülsene"dedi eğlenen bir sesle.

Üstüne bir de koşmaya başlayınca "Ay!" Diye yükseldim refkles olarak.

Canım sevgilim sevgi dolu bir kahkaha attı.

"Semih!"diye yükseldim.

"Söyle yavrum" dedi geniş geniş.

"Başta senin sırtın olmak üzere koştuğun salonun ortasına da kusmamı istemiyorsan DUR!HEMEN!!!" Diye yükseldim.

"Aman be seninle de hiç şaka yapılmıyor ya hemen bir tehdit ayıp be" dedi yavaşlayıp dururken.

Sonra da önünde durduğu koltuğa yine biz kucak kucağa olacak şekilde oturduk.

"Salak mısın oğlum sen?Napıyorsun lan!?" Diye yükseldim.

"Bana oğlum moğlum deme güzelim zira biz sevgiliyiz.Haa sen illa oğlan anası olacam diyorsan tamam kız yaparız bir oğlan"dedi imalı imalı gülerek

"SEMİH!"diye yükseldim dişlerimi sıka sıka.

"Yav tamam kızma bir taneyle kalmayız sen öyle istiyorsan. Üç nasıl mesela haa bir erkek iki kız bence müthiş"dedi içimi eritecek bir gülümsemeyle.

Erimemek elde değildi. Sinirim Mimar Selim'in balyozla yıktığı duvar misali yerle yeksan olurken son öfke kırıntılarına sığınıp sağlam bir yumruk indirdim omzuna.

"Salaksın.Harbiden diyorum bak senin şu sarı kafan varya içi boş boş"

"N'apayım akıl mı bırakıyorsun insanda?"

"Cıvıma cıvıma"diyebildim ters olmaya çalışarak ama öyle bir baktı ki son öfke kırıntıları da yok oldu. Bakışları yaktı,kül etti. Kalbimi ise perişan etti zira göğüs kafesi kırılma nedeni aşırı kalp çarpması olan ilk insan olabilirdim.

Yetmedi kalbimi tamamen infilak ettirmek ister gibi yumuşacık bir öpücük bıraktı yanağıma. Sonra bir tane daha bir tane daha....

"Alıştın iyice beni omzuna atmaya haa ben senin omzuna taktığın spor çantası değilim yapıp durma şunu" dedim mırıldanır gibi gerçi dememişte olabilirdim zira şuan bir ufak aşk sarhoşu olmuş olabilirdim. Hatta kesinlikle öyleydim.

"Doğru sen" dedi dudağımın kenarına bir öpücük bırakarak "sen akılsız bıraktığın bu başın tacısın"dediğinde dudaklarımız yine haddinden fazla yakındı. Ama asla şikayetçi değildim.

Hatta ne yalan söyliyim aklım şuan biraz daha fazlasına kaymıyor değildi.

Tüm bu romantik düşüncelerim ise yerle yeksan olacak bir ses doldurdu kulaklarımı.

"Bir dahaki sefere başımın üstünde taşırım" diyen sevgili manitimin sesi.

Yüzümde salak bir tebessüm varken en tip bakışımı attım. "Sen adam olmazsın" dedim anlından iterek.

Umursamazca gülerken çok makul bir cevap verdi. Hatta şimdiye kadar kurduğu en mantıklı cümleyi kurdu "Senin kocan olmak gibi daha mühim hayallerim var zaten"

Düşerdim.

Erirdim.

Biterdim.

DÜŞTÜM.

ERİDİM.

BİTTİM.

Benim yüzüme salak bir tebessüm yayılırken kendisi gayet cool bir şekilde dibimizde duran kumandaya uzandı ve televizyonu açtı.

"Ne izleyelim yavrum?" Diye sordu.

"Hıı" şeklinde oldukça makul bir cevap verdim. Kusura bakılmasındı ama iki de bir evlilik hayallerine sürükletilmem sivri zekamı oldukça köreltiyordu.

Üstüme harbinden çok büyük oyunlar oynanıyordu.

Güldü kocaman sonrada yanağıma sulu kocaman bir öpücük bıraktı. Öleyim istiyordu. Kalbim sevgiden patlasın istiyordu emindim bundan.

"Ne izleyelim?" Diye yineledi sorusunu.

Beyin fonksiyonlarım sonunda geri geldiğinde çok mantıklı bir fikir attım ortaya: korku filmi izlemek gibi mantıklı fikirler.

"Asla" diye bir yanıt aldım.

"Yaa niyee? Korkuyor musun yoksa?" Dedim hafifçe gülerek.

"Saçmalama" şeklinde net bir cevap daha aldım. "Sen korkuyorsun. Şimdi ısrar edeceksin bir bakıcan bir laf edeceksin beni ikna edeceksin sonra da geceleri uyuyamayacaksın,tek başına günlerce tuvalete gitmeye çekineceksin, hele aynalara temelli düşman kesileceksin yani günlerce hayatı kendine zindan edeceksin. O yüzden bana öyle bakma,bana öyle güzel güzel şeyler söyleme, beni ikna etmeye kalkışma,beni ikna etme"dedi önüme dökülen bir tutam saçı kulağımın arkasına sıkıştırırken.

"Sen varken korkmam ki"dedim tatlı tatlı.

"Ben varken. Peki geceleri n'olucak" dedi çapkınca gülümseyerek.

Omuz çektim en cilvelisinden sonra konuştum "Bilmem bir şeyler buluruz"

"Korkularının geçtiğine beni ikna edene kadar her gece yanında uyumamı istemiyorsan hemen şimdi vaz geç çünkü ben ikna olmak üzereyim"dedi elleri usul usul saçlarımı okşarken.

"Peki ya ben hay hay hatta canıma minnet modundaysam" dedim parmağımı usul usul kaşındaki ince çizgide gezdirerek.

"Aç o zaman çabuk aç. Dabbe, Siccin miccin ne varsa aç. En korkuncunu aç. Böyle duyunca bile tüylerimizi diken diken eden bir şeyler aç"

Güldüm başka bir söze gerek yoktu bence.

💚🖤

"Bitti mi?"diye sordum başım Semih'in boynuna gömülü kollarım ise koala misali sırtına sarılıyken.

"Yavrum başlayalı iki dakika oldu" diye saçmaladı saçlarıma minik bir öpücük bırakarak.

"Ne var korktum!"diye yükseldim.

"İyi de neyden? Daha kızla annesi konuşuyor sadece olayı anlamadık bile"

"Bana ne bu korkmamama engel mi?" Diye çirkefliğe devam ettim.

"Fesupanalaah."dediğini duydum lakin başımı boyun girintisinden çıkartmadım zira filmin kapağı yeterince korkunçtu.

Semih başını biraz sağa eğip bana bakmaya çalışıyordu sanırım zira şuan onu da görmüyordum.

"Bak bakim bi bana" dedi yumuşacık bir sesle.

Bir şey diyemedim ama başımı da çıkaramadım olduğu yerden.

"Hani ben varken korkmazdın sen."

"Yaa öyle ama..." Aması falan yoktu bu başkaydı insanın içi bir ürperiyordu ne yapabilirdim?

"Aması falan yok. Korkma" dedi net bir şekilde " Ben varım yanında yalnız değilsin o yüzden korkma. Ben hiç bir canavarın sana yaklaşmasına izin vermem. Hiç kimsenin seni korkutmasına,üzmesine müsade etmem. Şöyle bir silkelen kendine gel Asyasın sen kıçı kırık bir canavar n'apabilir sana"Dedi şakağıma derin bir öpücük bırakarak.

Başımı yavaşça boyun girintisinden geri çektim öyle derin derin baktım yeşillerine. Söyleyecek çok şeyim vardı lakin kelimelere dökemedim. Yanağına minik bir öpücük bırakıp televizyonu görebilmek için tekrar yan bir şekilde kuruldum kucağına.

Film sürüp gitti bir süre. Normalde olsa deli gibi korkardım belki lakin burda korku yoktu burda kötü hislere yer yoktu.

"Eee sen hiç yemiyorsun ama olmaz ki böyle" dedi saçlarımı kulağımın arkasına kıstırırken.

"Yiyecek yer mi kaldı acaba?"dedim gülerek.

"Vardır vardır. Al hadi biraz."

"Ben paketlenmiş gıdalrı tüketmiyorum uzun zamandır. Hele cips ağzıma sürmüyorum." Dedim uzattığı kaseye bakarak.

"Niye yoksa yüz elli yaşına kadar yaşayıp beni gömdükten sonra şansını bir de esmerlerde mi deneyeceksin?"

"Hee aynen kesin yaşanır bu"dedim gülerek" Tüh yaa nerden anladın?"

"Cidden niye yemiyorsun? Senin en sevdiğin buydu sen seviyorsun diye aldım"

Yüzüme şaşkın bir ifade yayıldı. O cipslerin piyasadan kalkalı uzun zaman olmuştu ayrıca bunu hala hatırlıyor muydu yani?

"Sen benim sevdiğim cipsi hatırlıyor musun hala?" Diye sordum şaşkınlıkla ama bir yandan da gülümsüyordum.

"Evet ne var bunda" dedi oldukça geniş bir şekilde.

"Ne bileyim?" Dedim yine gülümseyerek ve cümleyi şöyle tamamladım "Hoşuma gitti"

Yarım bir gülüş gönderdi."Niye sen benimle ilgili şeyleri unuttun mu ki?"

"Unutmadım. Hem de hiç bir şeyi, çayı şekersiz,kahveyi şerbet gibi içtiğini,tavlada beni yenemediğini, resimciden nefret ettiğini,kitap okurken sürekli bir yerlere daldığını, benim aksime edebiyatı baya sevdiğini, Koray malını dövdüğün için uzaklaştırma aldığını, kimya defterini unuttuğun için sürekli hocadan azar yediğini hatta bu yüzden sandalye vidalarını gevşetip kadının sınıfın ortasın şap diye yere yapıştığını, ufak tefek ergen sivilcelerinin genellikle yanağında çıktığını,sürekli ergen ergen dinlediğin her şarkıyı hepsini. Hepsini hatırlıyorum."

"Resimci de nefret edilmeyecek gibi değildi ama gelmiş bana sürrealist portre çalışıyor diyor amınakoyduğumun oğlu 40 yıllık ressamız sanki. Ağzına sıçtığımın herifi yan sınıfta yeğeni vardı ya ona kendisi çizip vermiş. Kızdan onu alacağım diye kaç haftalık harçlığımı basmıştım. Sınavda da o resmi gösterdim ne yapacak diye orospunun evladı kendi yaptığı resme 20 vermişti. Bak hatırladıkça delirecek gibi oluyorum"dedi öfkeyle. Anlattığı olayı ve o günden sonraki her derste adama sinirden kıpkırmızı olmuş bir suratla öldürecek gibi baktığı aklıma geldiğinde ise sağlam bir kahkaha patlattım.

"Ayrıca o kimyacınında resimciden kalır yanı yoktu karı laboratuvarı patlatmıştı. Allah kahretsin o gün de bok var gibi beni çağırdı gel yardım et diye salak karı madem bilmiyorsun niye deney yapmaya kalkıyorsun sen. Yemin ederim gözüm karardı yaa kör oldum sandım"

"Saçların da çok kötü olmuştu yaa" dedim sağlam bir kahlaha daha atarak.

"Tramvalarım komik geldi galiba. Geberip gidiyorduk be sen daha hala gülüyorsun. Ayıp ya vallahi ayıp"

"Merak etme ben seni her halinle severim"dedim tatlı tatlı.

"O değilde şu ergen şarkılarını sivilcelerini falan unut ya onları hatırlamasan da olur valla bak hiç sorun değil "

Yüzüme acı bir tebessüm yayıldı. Salaklığımın acı tebessümü.

"Denedim olmadı" dedim mırıldanır gibi.

"Ne?"dedi boş bulunarak.

"Poyrazla unutmaya çalıştım. Ne biliyim yaa daha yeni yeni zayıfladığım dönemlerdi. Amerikdan tatil için memlekete döndüğümde tesadüfen tanıştık. Seviyormuş öyle dedi. İnanmadım ilk ama..."

"Ama?"dedi huysuzca.

"Çok koştu peşimden.Çok uğraştı. Ben ittikçe inatla geri geldi. Ben başına taşlar yağdırdım o toplayıp geri getirdi hepsini. Ben bir daha attım o bir daha getirdi. Ne yalan söyleyeyim hoşuma gitti. Birinin beni beğendiğini düşünmek ne biliyim gururmu okşadı heralde."

"Niye ayrıldınız o zaman? Seni üzecek bir şey mi yaptı yoksa?"

"Hayır ama olmadı işte."

"Ne olmadı?"derken daha da huysuzlaştı.

"Sevemedim. Denedim,uğraştım, anlamaya çalıştım, kalbimi defalarca yokladım. Gözümü kapattım elimi koydum kalbimin üstüne" Bu noktada elimi gerçekten kalbimin üzerine koydum ve bakışlarımı zümrüt yeşili gözlerinden ayırmadan devam ettim. " Adını söyledim,yüzünüvhayal ettim, beni götürdüğü çay bahçesine konuştuklarımızı geçirdim zihnimden"

Kaşları dahada çatılırken sordu "Sonuç?"

"Semih"dedim erimeye yakın bir sesle "Beşiktaş'ın çocuğu Semih. Gözleri zümrüt gibi yemyeşil,parıl parıl... Dünyanın bütün ormanları yansa ben o gözlerde nefes almaya devam ederim. Saçları altın sarısı. Bir koca küp altına değişmem. Ok gibi kirpikleri, bal çanağına benzer dudakları,yüzünün her bir zerresi ayrı bir şahaser. Beni mahvetmeye niyetli belli." Bu noktada kalbim patlatacak gibi çarparken gözlerimi kapattım ve hafifçe güldüm "Bak yine börek diye beynimin etini yiyip sonra iç harç kasesini almış salona koşuyor.Ben bağırıyorum arkasından yemesene şunu böreğe yetecek kadar yaptım diye. Yalan alacağını bildiğimden fazla yaptım. Sınav zamanı gelmiş edebiyat çalışıyoruz bu kez. Ben mala bağlamışım her şeye boka bakar gibi bakıyorum sabırla tekrar tekrar anlatıyor ezberlememe yardım ediyor arada şiir falan okuyor kendimden geçiyorum sanki. Maç izliyoruz,film izliyoruz, Ezel izliyoruz,Neriman sultanla çekirdek çitliyoruz..."

Yüzümde derin bir tebessümle gözlerimi araladığımda aynı tebessüm onun da yüzündeydi. Bakışları ise oldukça derin ve aşık gibiydi.

"Eeee" dedi kocaman bir tebessümle.

"Eee'si olmadı işte onun için bunu ne zaman yapsam şimdiki gibi çarpmadı"

"Şimdi nasıl çarpıyor ki?"dedi çapkın çapkın gülerek.

"İçinde senden başka hiç bir kula yer yok gibi. Bendeki kalp değil sanki bendeki içi,dışı, dağı,taşı senden ibaret sana sevdalı koca bir sen ülkesi. Ben deki kalp değil çoktan sana, senin sevdana diz çökmüş bir krallık. Öyle bir çarpıyor ki tek vazifesi seni sevmek gibi başka bir işe yaramıyor gibi"dedim derin derin.

Kalbimin üzerindeki elime derin bir öpücük bıraktı.

"O kalp benim feth ettiğim bir ülke değil. Aksine savaşmadan tüm benliğimle teslim olduğum şu hayattaki en değerli varlığım ve ben esiri olduğum bu kalbi ömrüm boyunca koruyacağıma yaralarını sevdamla sarıp sarmalayıp iyileştireceğime her şeyim üzerine yemin ederim"dedi alnıma da derin bir öpücük bırakarak.

Sözlerin tükenip kaldığı bir andaydık yine o yüzden derin derin yüzüne bakmaktan başka bir şey yapamadım.

"Eee hâlâ mı yemeyeceksin?" Diye sordu eline aldığı bir cipsi uzatırken.

"O elindeki kaç kalori haberin var mı senin?"

"Takmıyorum sen de takma. Biz dağın başında inzivaya çekilmiş derviş değiliz ee hayatta her şeyi kısıtlayarak yaşanacak kadar uzun değil. O yüzden biraz hayattan zevk almaya bak."

"Konuştu sokrates. Allah aşkına sen daha bir buçuk ay kadar önce tesislerde yatıp kalkan futboldan başka hiç bir şey düşünmeyen bir insan değil miydin?"

"Hayır. Benim her zaman futboldan önce aklımda biri vardı zaten. Şuan kucağımda olan biri" dedi çapkın çapkın gülerek ve boynuma derin bir öpücük bıraktı.

"Arsızsın" dedim omzuna bir yumruk indirerek lakin kendisinden kocaman bir kahkaha geldi karşılık olarak.

Öyle bir anda öyle bir şey diyordu ki karşı gelmek imkansız oluyordu. N'apalım el mecbur uzattığı cipse uzanıp aldım ve mideye gömdüm.

Filmi izlemeye devam ettik bir süre.

Bakışlarım ekranda bakarken buğlandı hafiften.

Karanlık,sisli bir ormanın içinde canavardan kaçmaya çalışan anne ve kız bir süre sonra durmak zorunda kalmıştı zira ormanın sonu sarp bir uçurumdu. Canavar ağır adımlarla kendilerine yaklaşırken içimde korkudan zerre eser yoktu artık ama anne sevgisinden mahrum kalma duygusunun yaşattığı hüzün fevkalade büyüktü.

Kadın kızının elini bırakıp kızı var gücüyle itti ve kendisinden uzaklaştırdı. Ben ne yapacağını izlerken kadının gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı.

"Sory Jane sory" dedi göz yaşları hızlanırken.

Elindeki silahı tam karşılarında duran canavara kaldırdı ve tek bir el ateş etti. Bu son mermileriydi ve canavarı karnından yaralamaktan başka bir işe yaramamıştı. Canavar yaralanmanın etkisiyle korkunç bir çığlık atıp kadının üstüne koşmaya başlarken kadının dudaklarından tek bir cümle döküldü. "I LOVE YOU JA..."Diye haykırdı var gücüyle lakin cümlesini tamamlayamadan üzerine atlayan canavarla kadrajdan çıktı.

"Az kaldı bitmesine korkuyorsan kapatalım artık yeter bu kadar" dedi Semih yumuşacık bir sesle kulağıma doğru.

Bense çok başka bir alemdeydim"Kendini feda etti" dedim mırıldanır gibi ve yanağıma bir damla yaş süzüldü usul usul.

"Ağlıyor musun sen?"dedi çenemi hafifçe kavrayıp kendine çevirirken.

Yanağıma bir iki damla yaş daha süzülürken parmaklarıyla sildi yavaşça ve "N'oldu?" Diye sordu.

Ne diyeceğimi bilemedim o an. Aynı saniyelerde mideme vuran şiddetli bir krampla zaten tüm zihnim donup kaldı.

Başıma geleceği anladığım an yüzümü ekşittim istemsizce."Lavabo" dedim telaşla "Lavaboya gitmem lazım"

"İyi misin?" Diye sordu bu kez telaşla.

"Midem" dedim lakin genzimde hissttiğim sıvının sızısıyla elimi ağzıma attım telaşla.

Semih durumu anlamış olcak ki hızla kucağında benimle ayaklandı ve seri adımlarla merdivenlere doğru ilerledik.Merdivenleri ardımızda bırakıp lavabonun ahşap kapısının önünde duraksadık Semih kapıyı da hızla açtı ve doğruca klozetin önüne ilerledik bu nokta da bedenimi yere bırakıp klozetin kapağını açmasıyla. Benim tüm gece yediğim ne varsa çıkarmaya başlamam bir oldu.

İnsan kusmaktan yorulur muydu? Ben yorulmuştum artık. Üç gram yiyip iki gramını kusmak iğrenç bir şeydi.

Ellerini saçalarımda hissettim. Saçlarım batmasın diye arkada topluyordu. O an ise acayip bir utanç çöktü üzerime.

"Çık sen" dedim telaşla "Hallederim ben"

"Seni hiç bir şey olmamış gibi burda bırakıp gitmemi beklemiyorsun heralde Yavrum?" diyen sesi geldi kulağıma.

"Bir şey yok oluyor öyle arada valla problem değil.Tiksinirsin sen kusan insandan. Lütfen çık beni böyle görmeni istemiyorum"dedim yüzümü ona dönmeden.

Cidden sevgilimle ilk romantik gecemde bu yaşanmak zorunda mıydı yani ha?

Hak mıydı bu? Adalet miydi? Reva mıydı bana yani bu hee?

WHERE İS THE ADALET!!!

Ben sonunda kendimi toparlayabildiğimde omuzlarımdan tutup vücudumu yavaşça kendisine döndürdü ve cebinden çıkardığı bir peçeteyle dudaklarımın kenarını silerken "Herhangi birinden tiksinirim ama sen herhangi biri değilsin senden asla tiksinmem."dedi.

Gözlerim kararmaya başlarken yine gelecek olanı biliyordum.

"Semih bana sabah hatırlat seninle soluksuz kalana kadar çok fena öpüşeceğiz"dedim gülmsemeye çalışarak ama gözlerimi açık tutmak giderek zorlaşıyor kollarının arasına biraz daha bırakıyordum bedenimi.

"Sabahı niye bekleyelim?"dedi benimki en çapkınından gülerek.

"Ağzına kusmak istemem" diyebildim son olarak gerisi sadece karanlıktı.

Bilinçle bilinçsizlik arasındaki o ince çizgide gezinirken hatırladığım son şey vücuduma değen su ve Semih'in sesiydi "N'aptın yavrum kendine böyle?" Diyordu yumuşacık hüzün dolu bir sesle.

💚🖤

Uykuyla uyanıklık arasında gidip gelirken saçlarımda naif dokunuşlar hissettim.

Burnuma vuran kokuyla saçlarıma dokunanın kim olduğunu çok net anlamıştım. Semihti. Yani MANİTİMMMMM.

Uyanmak istemedim. Ama zümrüt yeşili gözlerle güne başlamak ve tüm günümü güzelleştirmek gibi fevkaladenin fevkindeki fikirler oldukça baskındı.

Yavaş yavaş araladım gözlerimi. Tam karşımda beni izleyen zümrütleri görünce ister istemez yüzüme kocaman bir tebessüm yayıldı "Günaydın" dedim uyku mahmuru çatallaşmış bir sesle.

O da aynı gülümsemeyle karşılık verdi.

"Aydı. Sen gülümseyince aydı.Tık doğdu güneşim"

Yatakta doğrulurken bakışlarımı yüzünden ayırmadan gülümseyerek sordum. "Sabah sabah nerden geliyor bu romantizm enerjisi?"

Zira benim değil romantizme şu yataktan çıkmaya enerjim yoktu.

Bu yatak=SEMİH'İN YATAĞI.

Haliyle Semih'in yatak odasında olan ve aynı zamandaaa...

Evet doğru bildiniz Semih'in evinde olan odasındaki yatak.

Yani Semih şakayla karışık beni eve mi atacaksın diyordu ama resmen ben kendi kendimi onun evine atmıştım. Yormayan bir manittim.

Nerde benim alkışlarım?

Siz alkışladınız mı bilmem ama manitim kıymet biliyordu zira alkışlamasa da yanağıma derin bir öpücük bıraktı.

"Senin yanında otamatik yükleniyor" dedi göz kırparak ve yataktan kalkıp kıyafet dolabına ilerledi.

Yüzünde saf bir aşık gülümsemesi varken söylediği şeyle başımı dibimde duran komidine çevirdim.

"Yavrum benim antrenmana çıkmam lazım. Sen kahvaltını aksatma"

Komidinin üzerinde duran kahvaltı tepsisini ve kocaman bir tabakta duran devasa bir tostu farketmemem imkansızdı zaten.

"Bu devasa şeyi birlikte yiyeceğimize inanıyorum"derken

"Çok güzel uyuyordun kahvaltı yapmak yerine seni izlemeyi tercih ettim. Geç kalmadan acil çıkmam lazım tesiste atıştırırım artık" dedi ve eline aldığı iki tişörtle bana dönerken.

"Hangisi?"diye sordu.

Şimdi önceki cümlesine erim erim erimek vardı ama acelem var demişti buna sonra kendi kendime eriyecektim artık.

Bir elinde siyah bir tişört diğerinde gri bir tişört vardı.

"Siyah" dedim ilk ama vazgeçtim anında"Vazgeçtim gri" dedim memnuniyetsizce.

"Niye fikir değiştirdin?" Dedi niyetimi anlamış gibi gülerek.

Cidden zihnimi okuması hiç etik değildi.

Forvet Bey bu maharetinizi okeyde taş çalmak dışında kullanmayınız lütfen.Cidden etik değil.

"Siyah giyince daha bir karizmatik oluyorsun benim yanımda giy"dedim huysuzca. Gayet anlamıştı zaten niyetini neyi saklayacaktım ki.

"Gri yakışmıyor mu yani?" Dedi elindeki tişörtleri sandalyeye bırakıp komidinin üzerinde duran tepsiyi eline alırken.

"Lanet bir karizman olduğu için ne giysen yakışıyor maalesef" dedim daha da huysuzlanarak.

Manitim ise en göz kısılanından güldü yine.

Elindeki tepsiyi kucağıma bıraktı sonra da üzerinde duran tişörtü çıkarmasıyla müthiş bir sporcu fiziği ve kas abidesi bir vücutla gözlerimi şenlendirdi.

VUUUUUAAAAAĞĞĞ AYY SELİM BEEEYY diyen teyze gibi çığlığı basmak vardı ama onun yerine şaşkın şaşkın göz kırpıştırmakla yetindim.

"İstediğin oysa üstsüz de gidebilirim" dedi gülerek.

En tehtitkarından güldüm "Tabi eceline susadıysan neden olmasın?"

Güldü yine ve umursamazca tostu uzattı.

"Semih elindeki kaç kalori haberin var mı senin? Şuna bak içine ne varsa doldurmuşsun ekmek kapanmamış bile."

"Kaç kaloriyse kaç kalori sen karnını doyurduğuna bak"

"Bana bak senin asıl derdin ne söyle bakim bi" dedim kaşlarımı çatarak.

Boş boş göz kırpıştırdı"Ne?" Dedi anlamadığını belirterek.

"Dünden beri ne bulsan yediriyorsun. Sen beni şişmanlatmaya falan mı çalışıyorsun?" Diye sordum ciddiyetle işaret parmağımı suratına doğru kaldırarak.

"Saçmalama niye böyle bir şey yapayım? Ayrıca abarttığın kadar bir şey de yemiyorsun. Hem ne olur kilo alsan?"

"Senin için konuşmak kolay tabi. Ben bu hale gelene kadar kaç sene uğraştım biliyor musun sen?"

"Bu hal dediğin ne ki?"

"Gü..."

"Sakın. Sakın güzelleştim işte deme bana. Sen zaten hep güzeldin. Asıl bu hal dediğin ne onu ben söyleyeyim mi? Senin bu hal dediğin şey iki gram yemek bile yememen, yediklerini miden boşalana kadar kusman. Senin bu hal dediğin dün gece benim kollarıma yığılıp kalman"

"Semih..."

"Yavrum,güzelim benim yapma. Kurban olayım yapma şunu kendine.Benim hatırım için yemek yemeyi ihmal etme artık"

"Söz ver o zaman.Gitmeyeceksin her ne olursa olsun hiç bir zaman gitmeyeceksin yanımdan. Ben git desem bile gitmeyeceksin"

"Söz ne olursa olsun ben bu eli asla bırakmayacağım" dedi elimi tutarak.

"Hem benim o poğaça yanaklardan ısıra ısıra öpme hayallerim vardı."

"Saçmalama istersen"dedim elinden tostu alırken.

Yataktan tekrar kalkarken bana döndü.

"Merak etme sen yürüyemeyecek olursan ben kucağımda taşırım seni. Haa taşıyamayacak olursam da el arabası falan bir şeyler ayarlarız"

"Bana bak sen dalga mı geçiyorsun benimle" dedim tostu bırakıp yataktan kalkarken.

Aramızda yatak dururken hiç bir şey demeden uzaktan öpücük atınca ister istemez güldüm. "Sen varya"dedim yatağın tepesine çıkıp üstüne doğru gittim ve omzuna sağlam bir sille indirdim.

Semih'in gerilemesini bekleyen bana Semih'in beni birden kucaklaması ve kendi etrafında bir iki tur atması şoku.

"Evet,ben var ya ben. Ben sana çok pis aşığım doğrudur" dedi içli içli ve yanağıma sulu bir öpücük bıraktı.

Ne diyebilirdim ki? Hiç bir şey diyemeden öyle içli içli yüzüne baktım sadece.

Ama dikkatimi bir şey çekti o da şuydu ki benim üstümdeki tişört benim tişörtüm değildi hatta dün gece üstümde olan pantolonum da yoktu.

"Bu tişört benim tişörtüm değil?"dedim sorgular biçimde.

"Senin sayılır benim tişörtüm"

Benim mi sayılır?

DÜŞERDİM.

ERİRDİM.

BİTERDİM.

DÜŞTÜM.

ERİDİM.

BİTTİM.

Ama buraya da sonra düşmeliydim.

"Peki benim tişörtüm nerde?"

"Dün akşam kirlenmişti ben de makineye attım. Kurumuştur istersen getireyim giy ama bu da çok yakışmış bence dursun"dedi tatlı tatlı.

Bir anlık tişörtün yakasını öne doğru çekip içime baktım. Sorun yoktu sütyen yerli yerindeydi.

Kafamı geri çektiğimde Semih'in sorgulayan bakışları üzerimdeydi.

"Sen neye baktın az önce?"

"Hiiiiç"

Bedenimi yere indirip gözlerime odaklandı iyice. "Ben senin gözünde öyle bir adam mıyım? Sevdiğim kadının baygınlığından faydalanacak karakterde bir insan mıyım?" Derken neden bana onu üç coğuyula ortada giden karısına bakan adam bakışları atıyordu ki?

"Hayır tabiki ben ne bileyim yaa refleksen şey ettim. Valla ya bakma şöyle"dedim sıkıca sarılarak.

Sessizliğini ve tripli bakışlarını sürdürüyordu.

"Ya Semih trip mi atacaksın cidden"

"Tek bir şartım var"

"Ne dersen kabul"dedim anında.

"Emin misin? Malum sapık muamelesi görüyorum ya bir sorsaydın keşke ne istediğimi belli mi olur ne isteyeceğim?" Dedi tripli tripli.

"Cidden uzatıyorsun. Ayrıca da sapık mapık demedim abartma"dedim göz devirerek.

Erkoların trip atma özelliği acilen kapatılmalıydı.

"Olsun olsun ben baştan söyleyeyim de ben gelene kadar nereye götürecek acaba diye düşünme"

"Bir yere mi gideceğiz?"

"Hmm pavyona gidelim diyorum" dedi yine tripli tripli.

Yanaklarını elimin biriyle sıkıp çocuk sever gibi sağa sola salladım. "Çok mu alınganmış buu"dedim sevgi patlaması yaşar gibi "Tripte mi atarmış sevgilisinee"

"Ya bırak Asya ya çocuk çocuk hareketler" derken parmaklarımın arasında kaldığı için öne doğru büzülen dudağı hareket ettikçe daha da komik bir hale gelince dayanamadım ve parmak uçlarıma yükselip ufak bir buse kondurdum dudaklarına.

"Seninle istediğin her yere gelirim"dedim ve elimi gevşetip çektim yanaklarından.

"Güzel" dedi en tatmin olmuşundan "o zaman ben birazdan çıkacağım sen takıl burda saat iki gibi dönmüş olurum. Ben gelince birlikte çıkarız"

"Peki sırf meraktan zinhar başka bir nedeni yokken nereye diye sorsam yeni bir trip yer miyim?"

"Akif amcaya güzelim,Akif amcaya gideceğiz"

"Akif amca kim peki?"

"Bizim kulübün diyetisyeni. Kendi kliniği de var konuştuk üç gibi gelebilirsiniz dedi"

"Diyetisyen mi? N'apıcaz biz diyetisyen de? Tamam benim bir yirmi kusur gram fazlam var da diyetisyenlik bir şey değil bir iki gün yemesem..."

"Güzelim" dedi inanamaz gibi "Allah aşkına ne fazlalığı? vücudunda deri ve kemikten başka hiç bir şey yok zaten neyin fazlalığı? Ayrıca bir iki gün yemek yememek ne demek ya!? Diyetisyene sadece zayıflamak için gidilmez, sağlıklı bir beslenme alışkanlığı kazanmak için de gidilir. Bilmiyorum farkında mısın ama sen iki gram yiyorsun onu da kusuyorsun zaten. İtiraz mitiraz asla kabul etmiyorum o diyetisyene gi-di-le-cek nokta"

"Semih..."

"Yavrum,güzelimm benim yapma."

"İstemiyorum gerek yok."

"İnadın inat dimi"dedi bıkkınlıkla.

Başımı aşağı yukarı salladım.

"Geç kalıyorum o yüzden çıkmam lazım ama bu konu burda kapanmadı gelince konuşacağız"

"Seni çok seviyorum" dedim sıkıca sarılırken.

Çenesi başımın üzerindeyken derin bir nefes verdi "Ben daha çok seviyorum" aldığım cevapla ister istemez gülmeden edemedim."Bu arada geldiğim de o tost bitmemiş olursa bozuşuruz"

"A.."

"Aması maması yok"

"Peki sen nasıl diyorsan öyle olsun." Dedim çenemi çıplak göğsüne dayayıp yeşillerine bakarak.

"Bitireceksin yani inanayım mı?"

"Yes sir" dedim en tatlısından.

"Çocuk gibisin yemin ederim çocuk gibisin"dedi gülerek.

"Bu arada sen gece uyumadın mı bakatım gözlerin şişmiş yine"

"Uyku tutmadı. Boşver sen beni sen kendine dikkat et yeter"dedi ve anlıma bir öpücük bıraktı.

Semih Kılıçsoy ama sen bütün gece benim başımda beklemişsin. Sen böyle yaparsan ben paldır küldür sana düşmeyip ne yapabilirdim ki?

Evru Gündeş ablanın da dediği gibi

Söyle söyle a ciğerim neyleyim sevmeyelimde taşa mı dönelim?

💚🖤

Pek kıymetli sevgilim gittikten sonra tostumu bitirmiştim lakin sonuç değişmemişti. Yine yediklerimin çoğunu kusmuştum ama bu sefer vallahi kasıtlı değildi zaten son günlerde yemek yefikten hemen sonra kusar olmuştum.

Elimi yüzümü yıkayıp tekrar odaya döndükten sonra sıkıntıdan patlamamak adına kitap aramaya başlamıştım.

"Off be Semih bu kadar derli toplu adamsın şu kitapları nereye soktun yaa" diye söylendim zira kitaplarını hiç bir yerde bulamıyordum.

En son çektiğim çekmece de kitap değil ancak bir fotoğraf albümü vardı.

Elim gitmedi ilk almaya sonuçta özel eşyaya girerdi. Ama tam çekmeceyi kapataccakken minnak minnak Semihleri görme ihtimali o kadar ağır bastı ki albümü elime aldım ve sayfaları incelemeye başladım.

İlk sayfada küçüklük fotoğrafı vardı.

Üzerinde örgü sarı bir hırka vardı.

Etrafa attığı sert bakışların şimdikilerden hiç bir farkı yoktu. Ama o kadar tatlı, o kadar komikti ki gülmeden edemedim.

Yan sayfaya geçtim burda alt yapıdan bir fotoğrafı vardı. Büyüdükçe biraz daha sakinlemiş gibiydi artık kameraya bakarken gülümsüyordu. Bu fotoğrafta daha bir tatlı daha bir karizmatikti bee.

Sarı sarı saçlarını kirpi gibi dikmiş üzerindeki Beşiktaş formasına hayran hayran bakıyordu. Muhtemelen seçildiği ilk güne ait bir fotoğraftı.

Yüzümdeki tebessüm yerli yerindeyken sayfayı çevirdim. Yine altyapıdan bir takım fotoğrafı vardı burda. Kalabalık bir grupta benim gözler ilk onu seçmişti. Siz şaşırmışmıydınız bilmem ama ben zerre şaşırmamıştım zira bu hep böyleydi...

Milyon kişinin içinde benim gözlerim ilk onu bulurdu. Zümrütlerini...

Fotoğraftaki saçlarını işaret parmağımla usul usul okşayıp bir sonraki sayfaya geçtim.

Yine alt yapı zamanlarından yeni bir fotoğraftı bu. Burda kameraya bakmıyordu. Büyük ihtimalle maçta çekilmiş bir fotoğraftı zaten. Gözlerim kolundaki kaptanlık pazubandına takıldı. Kaptanlık bir insana ancak bu ladar yakışırdı heralde. Bir insanın her yaşta her halde kalbime bu kadar zarar olması hoş muydu? Bence değildi zira kalbim aşkından bir gün harbi patlayabilirdi.

Yan sayfaya geçtim burda alt alta duran iki fotoğraf vardı bunlar a takıma çıktıktan sonra çekilmiş fotoğraflardı birinde Talhayla bir masada oturuyorlardı muhtemelen bir takım yemeğiydi ikisinin kolları da birbirinin omzundan sarkarken kocaman gülümsüyorlardı kameraya.Öbüründe Mustiyle antremanda birbirleriyle boğuşuyorlardı.

En çok Talha ve Mustafayla didişip aslında en çokta ikisiyle anlaşması garipti ancak erkek milletini sorgulayacak durumda değildim zira bir sonraki sayfadaki resmi görünce şaşıp kalmıştım.

Bir kız vardı bu fotoğrafta bir de o kızı izleyen bir çocuk. Liseli iki genç. Birbirini seven iki kalp vardı. Bu fotoğrafta biz vardık. Semih ve ben. Biz. İkimiz...

Lanet bir edebiyat sınavına çalışırken ders kitabının üzerinde uyukaldığım bir fotoğraftı.

PEKİ BENİM NİYE BÖYLE BİR FOTOĞRAFTAN VE SEMİH'İN BANA BÖYLE İÇLİ BAKTIĞINDAN HABERİM YOKTU ACABAAA?

BEN KÖR OLABİLİR MİYDİM?

YOK YOK ASIL SALAK OLABİLİR MİYDİM ACABA?

ZİRA EZELİN KÖR ANASI MELİHA BİLE KENDİNE BÖYLE İÇLİ İÇLİ BAKAN ÇOCUĞU BİRİNDE DEĞİLSE BİLE DİĞERİNDE GÖRÜRDÜ HERALDE!!!

CİDDEN BOK YOLUNA BU KADAR SENE IZDIRAP GİBİ GEÇMİŞTİ RESMEN. AFERİN BİZEE🤬👏🏻👏🏻.

Yan sayfada ve albümün tüm geri kalanında ise sadece benim fotoğraflarım vardı. Bazılarında anlatılan bir şeye gülüyordum bazılarında kameradan habersiz sağa sola bakıyordum.

Ergenliği nirvana da yaşadığım için saçlarım kimisinde maviydi kimisinde mor kimisinde kırmızı.

ALLAH'IM CİDDEN HELP!

Bu rezil hallerimi neden sakladın be adam?

Fotoğraflardan birini albüm sayfasından çıkardım. Mavi kafalı bir adet ben ve Neriman sultan olarak ikimiz mutfakta börek açıyorduk. Yüzüm gözüm ise un içinde rezil kepaze bir haldeydim.

Kafamı deve kuşu gibi yere gömmek istedim o an. Birileri beni görsede olurdu asıl ben kimseyi görecek durumda değildim.

Tamam abarttım(kabullenmişlik).

Gerçekçi olalım bu saatten sonra Semih'in zümrütlerini görmeden bir gün bile dayanamazdım. Evet bu hayatımdaki en acı gerçekti zira evet artık Asya Korkmaz'ın yani ben denizin sadece ufak sırları değil aynı zamanda devasa bir zayıf karnı da vardı. Çünkü artık benim deli gibi sevdiğim bir zatı muhterem vardı.

Beni her halimle seven bir sevgilim vardı. Beni benden çok seven,beni benden koruyan bir sevgilim vardı.

Fotoğrafı tekrar albüme yerleştirecekken arkasına bir yazı yazıldığını fark ettim. Bir şiir. Semih'in el yazısıyla yazılmış bir şiir.

Şu an yanımda

olmanı çok isterdim

Ama değilsin

Sen ordasın,ve orası

Ne kadar şanslı

Olduğunu bilmiyor💔

Şiirin sonuna ise bir kalp eklenmişti. Kırık bir kalp.

Bir süre hiç bir şey yapamadan öylece şiire baktım. Sonra okudum,bir daha, bir daha,bir daha...

Sayısız defa aynı mısraları okudum.

Fotoğrafı yerine yerleştirip albümdeki diğer fotoğraflarımı çıkardım hepsi, hepsinin arkasında birer şiir yazmıştı.

Fotoğraflardan birini daha elime aldım ve onu arkasında yazan şiiri okudum.

Eylül'ün son mısralarındayız

Günlerden ne bilmiyorum

Ama ben,

Bu gün de seni seviyoum💔

Başka bir fotoğrafı aldım elime.

Bir kalbim var et,kan,sinir

İki gözüm var seni görür

Ayaklarım sana gelir

Ellerim seni arar

Bir dünyaki kocaman

Bir evrenki sonsuz

Sen olmasan neye yarar?💔

Başka bir fotoğrafa geçerken bakışlarım o kadar dalgalanmıştı ki okuyamadım yazıyı. Başımı geri atarak yaşlari geri yuvarlamayı başardığım tekrar elimdeki resme odaklandım.

Seni görmeyi o kadar çok

İstiyorum ki

Görsem

Kendimi kaybedeceğim

Sadece fotoğraflarına bakmaya

Devam edersem

Aklımı yitireceğim💔

Ben çok acı çekmiştim o gece...

Ama o, onu hiç düşünmemiştim.

Sevdiğini kaybeden, canı yanan,bir gecede dünyası başına yıkılan sadece ben değildim oysa... Şimdi anlıyordum.

Fotoğrafların hepsinin arkasında yazan şiirleri tek tek okuduktan sonra tekrar albüme yerleştirdim.

Çekmeceyi açıp albümü tekrar içine koyacakken çekmecenin dibinde duran zarflar dikkatimi çekti. Albümü kenara bırakıp zarflara uzandım.

Zarfların sağını solunu incelemeye başladım. Epey eski oldukları sararmaya başlamış zarflardan belliydi. Tekrar geri bırakacağım sırada zarfın üzerindeki Asya'ya yazısını görünce duraksadım.

Bu Asya büyük bir ihtimal ben oluyordum.

Semih bana mektup mu yazmıştı yani?

Oldukça şaşkındım lakin içimdeki merak öyle büyüktü ki duramadım ve zarfalardan tarihi en eski olanı açtım.

Ve okumaya başladım.

Asya nasıl söze girilir böyle konularda bilemiyorum.Allah aşkına çaresizliğim şu devirde mektup yazma klişesine düşmemden belli değil mi zaten?

Cidden ne desem bilemiyorum ama içimde öyle duygular kaynıyor ki biraz daha içimde tutarsam kül olacağım galiba. O yüzden Allah ne verdiyse yardırıyorum.

Asya benim sana olan hislerim arkadaşça değil yani nasıl desem? Olur ya filmlerde,kitaplarda falan midemde kelebekler uçuşuyor falan derler ya hah işte tam olarak öyle bir şey.

Saçma oldu galiba. Hale bak yazarken bile elime yüzüme bulaştırdım bir de karşına geçip konuşmaya kalksam kim bilir kaç çam deviririm?

Off sabahtan beri kaçıncı baştan yazışım bu bilmiyorum ama bu son.Söz bu mektupta kalem bitmeden anlatacağım sana hislerimi.

Asya bir şey var senle aramızda. Güçlü bir bağ öyle arkadaş gibi falan değil bu daha başka bir bağ aşk gibi sevda gibi bir şey.

Seninle tanışmamız kaderdi.Arkadaş olmamız seçim ama sana aşık olmak hiç bir zaman elimde değildi.

Bunu yüzüne karşı söyleyemem çünkü korkuyorum. İlk tepkinden, duyunca yüzüme okkalı bir tokat indirirsen diye, güvenin sarsılırsa diye, istemezesen diye deli gibi korkuyorum.

Böyle olursa canım daha az yanar gibi...

Ama sen aldırma bana öyle üzülürüm falan diye kendini baskı altında hissetme sakın. Çünkü üzülürüm reddersen çok üzülürüm ama istemediğin bir şeye kendini zorunlu tutarsan mutsuz olursan heleki benim yüzümden mutsuz olursan kendimi asla afettmem.

Asya Korkmaz, kıvrıcık,inatçı keçim kendi hür iradenle benimle çıkmayı kabul eder misin? Zira her salisesi seninle dolu feci güzel hayat planlarım var.

(Bu arada daha iki cümleyi bir araya getiremiyormuşum ben biz yine edebiyattan iyi geçmişiz)

Bu mektubu sana bu gün yemekten sonra vereceğim. Bu arada az önce görümce falan bir şeyler dedim telefonda sana ve bilmem farkettin mi ama sen de bir kızdın sanki işte tam o an gönlümde bir umut yeşerdi biliyor musun? :)

O gece bu mektubu verecekmiş yani öyle mi???

Cidden hayat benimle büyük taşşak geçiyor olabilir miydi? Zira olan bunca şeye ben başka bir açıklama bulamıyorum.

Gözlerimden bir iki damla yaşın aktığını hissettim. Ama aldırmadan bir sonraki mektuba geçtim.

Asya dün mektubu veremedim sana gece kayboldun birden ortalıktan anlam veremedim. Bu sabah sizin eve gittim yoktun. Taşınmışsınız öyle dedi komşunuz.

Yalan söylüyor dimi biliyorum ben sen bana haber vermeden,bana veda etmeden bir yere gitmezsin ki...

Mektubun tam bu kısmındaki mürekkep hafifçe dağılmıştı. Ağlamıştı. Ben gittim diye ağlamıştı.

Üsküp'e geleceğim. Bilet milet ne lazımsa ayarladım. Küçük bir şehirmiş zaten öyle diyorlar. Farketmez. İsterse dünyanın en büyük şehri olsun kapı kapı gezer yine de bulurum seni...

"Bulamazsın" diye mırıldandım sessizce. Evet bulamazdı zira biz o geceden sonra Üsküp'e değil Kıbrıs'a gitmiştik.

Bir sonraki mektubu elime alırken yanağıma bir iki damla yaş daha süzüldü.

"Gitmemiş ol Semih lütfen"diye sessizfe mırıldanarak zarfı açtım.

Bulamadım. İki ay. Tam iki ay boyunca çalınmadık kapı bırakmadım.Çaldığım her kapı suratıma kapandı.

Sakın sana kızgınım falan sanma sadece anlayamıyorum niye gittin be Asya?

Ama dönüceksin biliyorum. Telefonunu da değiştirdin heralde aradım defalarca açmadın.Binlerce mesaj attım hiç birine dönmedin.

Olsun ben sana arada önemli şeyleri yazarım böyle gelince hepsini toplu okursun. Geleceksin ne de olsa. Zaten tutunduğum tek bir ihtimal var o da bu.

Gelmedim!!!

O burda çaresizce beni beklerken ben geri gelmedim!!!

İçimde kendime karşı yoğun bir öfke birirkirken göz yaşlarım geride bıraktığım yıkımın farkında olmayışıma akıyordu.

Okumak, sevdiğim adamın canını yaktığımı bilmek canımı yakıyordu ama duramadım engel olamadım kendime sonraki mektuba geçtim.

Yazamadım uzun süredir. Seni ihmal ettim sanma sakın. İnan bir an bile aklımdan çıkmıyorsun bak gördün mü senin de gidecek başka yerin yok.

Kabul az önce yazdığım cümle daha doğrusu şiir benim değil sen edebiyattan pek haz etmezsin gerçi ama sağda solda görürsen falan yanlış anlama öyle başkasının şiirini benimmiş gibi pazarlamıyorum. Benim sana şiirlerim başka sen dönünce okurum. Bu arada tam 6 ay geçti gidişinin üstünden. Ne kadar garip oysa benim için onbinlerce ömür gibiydi. Sensiz zaman geçmiyor sanki oysa sen olsan zaman ne kadar da hızlı akıp giderdi.Einstein amcanın görelilik kuramı kesinlikle doğru.Altına imza, mühür ,kaşe ne lazımsa basarım ben kesinlikle kefilim adama.

Bu arada geri döndüğünde seni biriyle tanıştıracağım. Bu çocuk yani ben deniz artık A takımla idmanlara çıkıyorum da ayıptır söylemesi.

Seni birazcık tanıyorsam tam şuan yüzünü ekşitmişsindir.

Güldüm hafiften zira gerçekten bir ufak yüzümü ekşittiğim doğruydu. Çünkü böyle böbürlü cümleler pek onluk değildi.

Şimdi de gerçekten yüzünü ekşittiğini fark edip gülmüşsündür kesin.

Ben seni çok özledim be Asya.

Bu arada dün kitaplığımda bir kitap geçti elime. Lisede edebiyatçının proje ödevi olarak verdiği şiir kitabı hani.

Hayatın soğuk bir espri anlayışı olduğu konusunda artık kararlıyım Allah aşkına kaldığım şiire bak.

Seni beş dakika

Uzakatan olsada

Görebilmek için

Şu münasebetsiz ömrümün

Beş on senesini verirdim.

Güzel şiir hee?Neyse seni tanıştaracağım kişi Talha. Tayyip Talha Sanuç. İdmanlarda tanıştık o da yeni gelmiş Adana Demirspordan. Aramız iyi. Gerçi çatlak herifin teki yani tam senin kafada. Her şeye gülüp duruyor ya bazen delirtiyor beni bu özelliği ama iyi çocuk. Takımın enerjisini yükseltiyor sürekli. Ben daha a takım kadrosuna giremedim ama hoca yakında senin vaktin de gelecek hazır ol diyor. Umarım o güne kadar dönmüş olursun. Olamazsan üzülme attığım her gol sesli dile getiremesemde senin için.

Bu son söylediğimi unutma Beşiktaş ilerde sana çok şey borçlu olacak.

Bunu yüzüne söylesem kesin 'Saçmalama da siktir git golünu at' derdin.

Geri dönmen gereken konular :)

Gözlerimden yaşlar akmaya devam ediyordu. Elimde son bir mektup kalmıştı. Oysa zarfını açarken canımı en çok yakacak olan mektubun bu olduğunun farkında bile değildim.

Asya biliyor musun yarın A takımla ilk maçıma çıkıyorum. Bir hazırlık maçı gerçi ama yarın kendimi ispat edebilirsem bu sene daha çok forma şansı bulabilirim. Zaten bu sene işimiz zor. Yönetimde aksaklık var. Yeterince donanımlı ve kaliteli oyuncular transfer edemediler. Bu sene çok zor geçecek gibi duruyor ama merak etme ben çalışmayı hiç aksatmıyorum. Bu takım için koşullar ne olursa olsun sonuna kadar savaşacağım.

Bu mektup kısa oldu yarın maçtan sonra üstüne bir şeyler daha eklerim şimdilik dün gece bir duvarda gördüğüm bir şiiri yazayım.

Bir plak olsam

Zeki Müren çalsam

Bozulsam

Aynı yerde takılsam

Hep tekrarlasam

"Elbet bir gün buluşacağız"

Asya dün sana mektubu yazdıktan sonra idmana geç kaldım diye takıştık hocayla bu gün de beni dahil etmeyecekti kadroya o yüzden bir daha tartıştık sonra ben çıktım soyunma odasından. Stadın önüne geldiğimde belki inanmazsın ama seni gördüm biliyor musun?Koskoca bir yıl sonra seni yeniden karşımda gördüm.

Koşa koşa yanına gelmek istedim. Yazdığım bütün mektupları eline tutuşturmak istedim ama yapamadım...

Çünkü yanında bir adam vardı.Sen... sen o adamı öpüyordun...

Sana kin kusamam çünkü benim içimde sana karşı nefret tohumları yeşermez, benim sana olan sevdam tükenmez, geçmez,bitmez ama sen bugün benim ümidimi ezdin,hayallerimi yıktın,sevdaya dair tutunduğum son dalı kırdın...

Son olarak kastettiğim o beş dakika bu değildi be Asya:(

Artık göz yaşlarım iyice hızlanmıştı. Havalimanından beri eskiye dair pek konuşmamış ayrılık sonrasının lafını bile açmamıştık. Geçmişti işte geçmişte kalmıştı, maziydi artık, geleceğimize yük etmek istememiştim çünkü ben zannetmiştim ki en çok ben kırgınım en çok ben üzgünüm. Oysa ben gitmiştim. Zor olmuştu kalbim oluk oluk kanamıştı, Semih'in bir başkasını sevebilme ihtimali çok yaralamıştı beni ama tüm bunlara rağmen ben en azından kırıldığımın farkındaydım, hatta bu kırgınlığı öfkeyle bastırmaya çalışmıştım ne kadar kırgın ya da kızgın olsam da bir şekilde ondan haberdar olabiliyordum. Oysa onu koca bir bilinmezlikle başbaşa bırakmıştım ve bunun farkına varmamıştım bile.

Her şeye rağmen içinde zerre nefret biriktirmeden beni beklemiş tüm hayallerini benimle süslemişti ve ben farkında bile olmadan onun tüm hayallerini ezip geçmiştim.

Zihnimi çok zorlamaya gerek yoktu zira ben Beşiktaş'ın maçına en son yaşanan stad olayını saymazsak 6 yıl önce gitmiştim-Semih'in ilk kez a takıma çıktığı gün yani-. O gün yanımdaki kişi sevgilim falan değildi. Rahim abimdi. Zira kendisi de çok sağlam bir Beşiktaş taraftarıydı ve benim Amerika'daki üniversite sonuçlarımın açıklanacağı gün beni maça o götürmüştü. Sağlam bir totemdi bu onun için zira benim üniversiteyi kazanacağımdan emindi ve bu uğurla Beşiktaş'ın da sezona iyi bir başlangıç yapmasını istiyordu.

Traji komikti zira ben o gün maç başlamadan hemen önce başvurumun kabul edildiğini öğrenmiş ve anın heyecanıyla Rahim abime sıkı sıkı sarılıp yanağından hafifçe öpmüştüm. Semih o maç ilk resmi golünü atmıştı lakin aynı gün Beşiktaş için tarihinin en kötü sezonunun başlangıç günü Semihle benim için ise aramızdaki bağın en çok zayıfladığı gündü zira artık o bağın sağlam kalması için umutla sağlamlaştırmaya çalışan bir taraf kalmamıştı.

💚🖤

Kafam zibilyon tane düşünce ve sayısız duygudan mütevellit karmakarışık bir haldeyken. Son tabağı elime aldım.

Tabağı tam üst dolaba yerleştirecekken belime dolanan kollarla dudaklarımın arasından bir çığlığın dökülmesine engel olamamıştım.Elimdeki tabağı ise neyseki yere düşürmemiştim.

Üzerimdeki tişört Semih'e ait olduğu için yaka kısmı bana oldukça bol gelmiş ve öne doğru düştüğü için omuzlarımı tam olarak kapatmıyordu. Çıplak tenime değen dudaklar ve aynı saniyelerde ortama yayılan buram buram Semih kokusu gelenin kim olduğunu anlamam için yeterliydi.

"Benim. Güzelim sakin ol" diyen sesinin herzamnki gibi mayıştırıcı bir etkisi vardı. Ama bu kez içimde koca bir pişmanlık ve suçluluk duygusu hakim olduğu için gözlerine bakmak da sesiyle mayışmak da istemedim.

Derin bir nefes döküldü dudaklarımdan.

"Sen filmden mi etkiledin bu kadar sesin soluğun çıkmıyor"dedi çenesini omzuma dayayarak.

Korku yoktu hemde zerre yoktu. Burası onun eviydi, burda o vardı,o yoksa bile kokusu,huzuru,varlığına dair olan her şey burdaydı burda korkuya yer yoktu.

Ama diyemedim bunları tüm bunların yerine"Bir şey yok" dedim kısaca ama sesim öyle titrek öyle cılızdı ki anlamaması imkansızdı.

"Kesin bir şey olmuş"dedi çenesini omzumdan çekerek yüzüme bakmaya çalışınca nemli gözlerimi anında diğer tarafa çevirdim.

HAYIR ŞİMDİ AKAMAZSINIZ!!!

"Bakışlarını niye kaçırıyorsun sen?Bak bakim bir bana"dedi omuzlarımı naifçe kavrayıp kendine çevirdi bedenimi. "Senin gözlerin niye dolu dolu?"

Mektuplarını okudum seni ne kadar kırdığım salak olduğum için daha yeni yeni anlıyorum yani kendi mallığıma ağlıyorum demek vardı ama diyemedim.

"Ben diyetisyene gitmek istemiyorum"dedim akmaya hazırlanan burnumu çekerek.

"Güzelim senin iyiliğin için gideceğiz konuştuk ya bunu"

Hala senin için deyip duruyordu! Ağzını yüzünü ısırarak sevmeme engel hiç bir şey yoktu bence gerçi ufak bir şey vardı hüngür hüngür ağlamaya başlayan ben gibi bir engel.

Niye? Niye? NİYE?

NİYE HALA HER ŞEYE RAĞMEN BENİ BENDEN ÇOK DÜŞÜNÜYORDU?BENİ NİYE BU KADAR ÇOK SEVİYORDU?

Ben onun yerinde olsam kendimi affetmezdim oysa. Peki o neden hala benim için uğraşıp duruyor nasıl hiç bir şey olmamış gibi bana bu kadar büyük bir sevgiyle bakabiliyordu?

ALLAH AŞKINA BİRİ BANA ÇIKIP AÇIKLASIN.

WHY?

İçimdeki duygu karmaşasını herzamanki gibi öfke olarak kustum.

"Salaksın sen"dedim içli içli ağlarken öfkeyle.

Boş boş baktı suratıma böyle bir çıkışı zerre beklemediği aşikardı.

"Yalancısın sen! Gitmeyeceğiz dedin!YALAN SÖYLEDİN. SALAKSIN İŞTE SALAK!!!"Dedim aynı öfkeyi kusmaya devam ederken.

O ise benim aksime oldukça sakin bir şekilde yanaklarıma süzülen göz yaşlarını başparmağı ile usul usul sildi.

Aynı sakinle "Gitmeyeceğiz demedim sadece gelince konuşacağız dedim. Ayrıca verdiğin sözlerde durmamak yalan söylemekten daha ahlaksız bir eylemdir güzelim" dedi imalı imalı gülerek.

Anında kaptım ne demek istediğini. İçimdeki kendime olan hıncımı ve kinimi yine ancak onun dudakları dizginleyecek gibiydi.

Garipti ama bu his yıllardır içimde vardı sanki. Bütün yaralarımın ilacı, bütün zehirlerimin panzehri tam karşımda duran iki dudak arasındaydı. Biliyordum ama nasıl bildiğime dair en ufak bir fikrim bile yoktu.

KIZ EVİ NAZ EVİ DİYEN HALT ETMİŞTİ.(kesinlikle ben demedim)

Seviyordum işte. Körkütük aşıktım. KARA SEVDAYA DÜŞMÜŞTÜM BE!

HASRETİNDEN YANIP TUTUŞUYOR,KÜL OLUYORDUM.

ÖLÜYORDUM BE ÖLÜYORDUM NAZ FALAN YAPACAK DURUMDA DEĞİLDİM.

Ellerimi yanaklarına yerleştirdim göz kapaklarım usulca kapanırken patmak uçlarıma yükselmeye meylettim lakin aynı saniyelerde bütün yüküm hafifledi. Ayaklarım yerden kesildi.

Elleriyle belimden kavrayıp önünde durduğumuz mutfak tezgahının üzerine oturttu beni. Elleri hala belimdeyken kendi bedenini mutfak tezgahına yaslayıp aradaki mesafeyi sıfırladı.

Kalbim deli gibi çarpıyordu. Öyle bir vurdu ki göğüs kafesimden fırlayıp gidecekti nerdeyse. Ama bu kez kapamadım gözlerimi. Dudaklarımız birbilerine mühürlendi.

Öpüşlerimiz giderek haşinleşti.

Çölde günlerce sususuz kalmış ve sonunda Allah'ın bir mucizesi olarak susuzluktan ölmek üzereyken bir vaha bulup kana kana su içen bedevi misali kana kana içtim dudaklarını. Bu dudaklardan bal akıyor olabilirdi bunu sonra sorgulayacaktım. Zira ben suya kavuşan bir çöl bedevisi değil sevgiye kavuşan sevdalıydım. Benim kavuştuğum şey bir vaha değil dünyanın en güzel vahalarının yarışamayacağı güzellikteki yemyeşil gözlerdi. Öyle güzeldiki o gözler bir kere öpsem ömür boyu oksijen almaya ihtiyaç duymazdım.

Ne kadar olduğunu bilmediğim bir zaman sonra soluksuz kaldığımız için dudaklarımız aralarında milim mesafe kalacak şekilde ayrıldı. Kesik kesik soluk alıp verdik. Dudaklarımız tekrar tekrar kısa kısa birleşti, ruhlarımız, nefeslerimiz bir bütün oldu. Ellerim saçlarının arasında,onun elleri benim bacaklarımın altında usul usul gezindi. Gözlerinin her bir milimini ezber etmek ister gibi derin derin baktım lakin imkansızdı her seferinde kaybolup gittim o gözlerde.

Alnını alnıma dayadı, hala kesik kesik soluk alıp verirken dudaklarımda ufak bir tebessüm vardı "Ben sözümü tuttum sıra sende"

Yüzünde çarpık bir tebessüm belirdi "Aslına bakarsan senin daha şehvetli sözlerin vardı"dedi.

Bir şey demeden en cilvelisinden güldüm yeterli bir cevaptı bence.

Yineledim kendimi "sıra sende gitmiyoruz o diyetisyene dimi"dedim tatlı tatlı

Yüzündeki tebessüm yok oldu anında

"Güzelim senin iyiliğin için diyorum niye inat ediyorsun?"

"Al işte yalancısın oğlum sen!. PİS YALANCI."diye yükseldim ve omzuna bir iki yumruk salladım. "Sen varya bir daha bu öpücüğü rüyanda görürsün tamam mı? Öpmeyeceğim bir daha seni! Hatta rüyanda da görme lan! TERK EDİYORUM SENİ! AYRILIYORUM SENDEN! BİR DAHA ÖYLE PEŞİMDEN DE GELEYİM DEME SA..." Sözlerim dudaklarıma kapanan dudaklarla yarım kaldı.

Geri çekilmedim. Git demedim. İstemiyorum demedim. İstiyordum çünkü ben bu dudaklara susamıştım ve yangınım bitecek, geçecek, zamanla azalacak gibi değildi. Dudaklarımız birbirine değdikçe yangın arttı tüm bedenimi sardı.

Sonunda soluksuz kaldığımızda yine ayrıldı dudaklarımız.Bu kez dudağımın kenarından başlayıp yanağıma doğru öpücükleriyle kendine bir yol çizdi.

Gayri ihtiyari içli bir soluk döküldü dudaklarımdan aramıza.

Onun hafif öpücükleri yanağımdan boynuma süzülürken benim ellerim saçlarından ensesine indi. Ordaki kısa saçları parmaklarımla karıştırdım.

Hiç bir kelime dökülmedi aramıza dakikalarca ikimizde birbirimize tek kelime etmedik.Bir birimizin vücudunu tarumar ederken kimse kimseden sesli bir onay beklemedi zira birbirimize gerekli onayı konuşmadan veriyorduk zaten. Onun derince yutkunuşları, sertçe kavislenip inen adem elması yeterli bir onaydı bence gereksiz kelimelere gerek yoktu. Benim içli nefeslerim, tişörtünün altına sızan parmaklarım gibi...

Öpücükleri gerdanımda gezinirken, yanağımda başlayıp gerdanımdan biten kocaman bir S çizdi kendini oraya kazımak ister gibi oysa buna gerek yoktu zira her zerremde o vardı zaten.

Öpücükleri son bulurken zihnim uyuşmuştu sanki zira "Bazen çok konuşuyorsun güzelim" demesine herhangi bir tepki veremeyişimin başka bir açıklaması yoktu bence. Ya da hemen peşi sıra "Artık gidelim mi?" Sorusuna zihnim yerinde olsa asla kafa sallamazdım ama sallamıştım.

En başta demiştim onu sevmek garipti bir gülüşüyle yapmam dediğim her şeyi yapar bütün sınırları,bütün duvarları yıkar geçerdim. Bir öpücüğü ise tüm benliğimi tesiri altına almıştı sanki.

Bir daha bunu yapmamalıydı zira böyle yaparsa normal şartlar altında asla yapmayacağım her türlü eylemi bana hiç zorlanmadan kabul ettirebilirdi ve bu cidden hiç etik değildi.

Selamın Hellooooooooğğğğğ

Ben 16. Bölümeee kaçarottiii ama siz lütfen vote ve yorum atmadan kaçmayınnnn 💞💞💞💞💞💞💞💞💞

🤍

Bölüm sonu

5 yorum