İçeriğe geç

YEŞİLİN AGÜERO TONU

Bölüm 53 · 52 dk okuma

YEŞİLİN AGÜERO TONU

Bölüm 53

💚14.Bölüm💚

❤️‍🩹

Buraları sevmezdim hiç, eskiden...

Gürültüsü ürkütürdü tenimi.

Seni gördüm, aşık oldum aniden,

Aldı benim gençliğimi, günümü.

Savrulup gitmiştim aşkın yelinden,

Tutundum bir anda senin elinden, Kopamazdım artık ben bu şehirden,

Sana doğru çevirdi hep yönümü.

Ben bu şehri seviyorum delice,

İçinde sen varsın diye sadece..

Mehtap bile başka güzel her gece,

Aşkın unutturur bana ölümü

Ben kitap okumaktan pek haz etmeyen bir insan evladıyım. Bunu bir marifet olarak gördüğümden falan değil tabiki ama okul hayatım boyunca öyle tiksindirdiler ki beni kitaplardan kitap kapağı görmeye tahamülüm kalmamıştı.

Yalnız bir şeyi çok severdim lisedeyken o da Semih'in okuma kitaplarını karıştırmak. -ki bu kitaplar genelde tuğla gibi klasikler olurdu-

Garip bir şekilde yazarların sayfalarca anlattıklarını okumak zulüm gibi gelirken Semih'in altını çizdiği cümleleri okumak bana acayip bir zevk verirdi.

Kitapların bir sonraki sayfasını merakla çevirirdim acaba bu sayfada neresi onu etkiledi diye. Garipti biliyorum zaten inkarda etmiyorum ama onu sevmek zaten benim için hep öyleydi.

Ne kadar sınır varsa onun bir bakışıyla yıkardım, yapmam dediğim ne varsa onun bir gülüşüyle öyle de güzel yapardım ki... Garipti ve onu sevmek tam olarak böyle bir şeydi...

Okuduğum o mısralardan birinde ise şöyle yazıyordu;

Her gelen sevmez ve hiç bir seven gitmez.

Unutma ve Bilki giden dönüyorsa sevmiştir.

Düşüncelerimden sonunda sıyrıldığımda bakışlarım önümdeki kapı ve kapının üzerindeki ledlerle kocaman yazılmış yazıya kaydı.

"WELCOME TO AMERİKA"

Evet şuan Amerikadaydım.

Bavulum bantın üzerinde bana doğru gelirken öylece bekledim.

💚🖤

6 SAAT ÖNCE

"Asya gitme" diye Semihin sesiyle donup kaldım olduğum yerde. İdrak edemedim ilk başta.

"Asya" diyen sesin gerçekten Semih'e ait olduğunu idrak ettiğimde yavaşça geri döndüm.

Ben geri dönerken o çoktan aramızdaki mesafeyi kapatmıştı. Ben ne diyeceğimi bilemezken o her ne söyleyecekse kendinden emin duruyordu.

Elime bir bilet tutuşturdu.

Kaşlarım bilinmezlikle çatılırken benim merakıma son verdi.

"Bir saat sonraki Amerika uçağının bileti elindeki. Bir yere gidelim konuşmam gereken şeyler var. Dinle sonra yine gitmek istersen bileti eline verdim karar senin ama önce dinle"dedi yumuşacık bir sesle

Hayır gidelim hemen şimdi. Beklemek saçma çok saçma . Yürü Asya durma sakın durma. Dedi bavulu çekiştirmeye çalışan ufaklık.

Mantıklı olanda buydu.Belkide bir insanın normal şartlarda isteyebileceği her şeye sahiptim orda.

Evse evim vardı, arabaysa arabam vardı, makam mevkiyse Amiraka'nın en büyük bankasında siber güvenlik departman müdürüydüm.Tamamdı işte mutlu olmak için daha ne lazımdı?

Ben de bilmiyordum çünkü bütün bunlar vardı ama ben yıllardır mutsuzdum.

Belkide hep mantığımı dinlediğim içindi bunlar bilemedim. Zira o günde mantığım git demişti ben de gitmiştim peki ya kalbim ona sen ne istiyorsun diye sormamıştım bile belkide bu yüzden mutsuz olmuştum onu da bilemedim. Ama denemeye değerdi bir kez olsun kalbimi dinlemeye değerdi.

Bende öyle yaptım. Hayatımda ilk kez sonuçlarından korkmadan kalbim ne diyorsa onu yaptım zira şuan havalimanından çıkıp bir bankta oturmamızın başka bir izahı olamazdı.

Ortamı dolduran tek ses ritmik nefes alış verişlerimizdi. Ben onun ne diyeceğini beklerken o da kafasında söyleyeceklerini toparlamaya çalışıyor gibiydi.

Dakikalardır önümde olan bakışlarımı ona çevirdiğimde o da sonunda söze girebilmişti.

"Asya" dedi ama gerisi gelmedi. Yavaşça boğazını temizledi ve derin bir nefes alıp devam etti. "Biz seninle o geceden sonra konuşamadık hiç yani sen niye gittin ben bilmiyorum hâlâ."

"Nasıl bilmiyorsun ya?"dedim inanamaz bir sesle.

"Bilmiyorum ve hala da anlam veremiyorum. Niye gittin Asya?"diye sordu yönünü tamamen bana doğru dönerek.

Cevap veremedim ilk başta ama yanağıma bir damla yaşın süzüldüğünü hissettim.

Aynı saniyelerde ise yanağımın üzerinde hafif bir temas hissettim. Baş parmağı elmacık kemiğimin üzerinde gezindi yavaşça oraya doğru süzülen yaşı parmağıyla kurularken Fatih'in karadan gemi yürüten çerilerinin halatları çektiği gibi bir güçle beni de ona doğru çeken görünmez halatlar, kalın kalın zincirler vardı sanki. Yönüm tamamen ona dönmüşken dudaklarından dökülen her sözcük önce kahvelerime çarptı.

"Susma Asya konuş,konuşalım bu kez konuşmadan sessiz sedasız kopmayalım bir birimizden. Ben seni vedasız bir gece de kaybettim ama yeniden kaybetmek istemiyorum. Anlat ben bir şey yaptıysam özür dileyeyim gerekirse affettireyim kendimi ama bir kere daha gitme"sözcükler dudaklarından dökülürken çok aradım ama ufacık bir sitem bir kızgınlık bulamadım aksine tek isteği her şeye yeniden başlamak ister gibiydi.

Ben yapabilir miydim? Her şeyi geçmişte bırakabilir miydim? Bilmiyordum zaten yeşilleri aklımı başımda tutmam konusunda zerre yardımcı olmuyorken üstüne birde sertçe kavislenen adem elması işleri iyice rayından çıkarıyordu.Bende ki de akıl be adam uçup gidiyor.

Üzerime büyük oyunlar oynanıyordu.

Konuşmak ne kadar basit bir eylemdi dimi? Ses telleri titreşiyor, dudak hareket ediyor,dil dönüyor ve kelimeler dökülüveriyordu. Ama bu kadar basit değilmiş konuşmak zira bazen ses telleri düğümleniveriyormuş,koca bir yumru oluyormuş insanın boğazında, konuşmasını, gülmesini , derdini anlatmasını engelleyen koca bir yumru...

Ama konuşmalıydım ne kadar zor olursa olsun bu kez konuşmalıydım zira ben bu yükü daha fazla taşıyamayacaktım.

"Gördüm" diye mırıldandım varla yok arası bir sesle.

"Neyi?" Diye sordu şaşkınlıkla.

"Senle Aslıyı yani şey.. şey işte" diye geveledim.

Dilim varmadı demeye ama demek zorundaydım "öpüşürken" dedim yine mırıldanır gibi.

İçimdeki en büyük yüklerin birinden kurtulmuştum rahatlamam gerekmez miydi? Ama zerre rahatlamamıştım.

Göz yaşlarımı tutamadım daha fazla.Art arda dökülen yaşlara ve titreyen çeneme rağmen güçlükle içimdeki daha büyük bir yükten kurtuldum.

"Semih ben... Ben seni seviyordum"

"Ne" diyen sesi şaşkınlık doluydu. "N..

Naa... nasıl? Gerçekten mi?"

Semih neden bana İsviçre-Türkiye milli maçında İsviçreli stoper 'in yakasına yapışıp FUCK ME diye bağıran Abdülkerim Durmaz'a bakan stoper gibi bakıyorsun?

Yani ne var bunda bu kadar şaşılacak?

Anlıma ledli tabela asıp ben seni sevirüm ha yazsam daha az belli ederdim bence.

Semih hala boş boş göz kırpmaya devam ettiği için sessizce başımı sallayarak onayladım dediğimi.

Bu sırada hafifçe yağmur çiselemeye başladı. Yaz yağmuruydu hani ahmak ıslatan dedikleri.

"Bu yağmura niye ahmak ıslatan dedikleri belli adamlar acayip ileri görüşlü" diye bir yandan gülüp bir yandan söylendi Semih.

Kim kime ahmak diyordu acabası?

"Sensin ahmak!" Diye yükseldim. Ona seviyor olmama bu kadar şaşırıyorsa hakikaten ahmağın teki olmalıydı.

"Evet benim." İyi bari en azından farkındasın ama sen öyle yeşil yeşil bana bakmaya devam edersen beni de ahmak edeceksin yakışıklı biraz geri dur.

Hala elmacık kemiğimin üzerinde olan eli yüzüme doğru düşen bir tutama uzanırken konuşmaya devam etti.

"Ben aptal geri zekalının en önde gideniyim. Zaten mal olmasam onca vakit deli gibi sevdiğim kızın beni sevdiğini fark ederdim"

Etmedin ama!!!

Bir dakika kim kimi seviyormuş LAN!!!

WTF

OHHH SHİTT!!!

"Ne?" Dedim anlamadığımı belirterek.

"Asya" derken ilk kez böyle bakıyordu gözlerime nasıl desem ışıl ışıl sanki sevdalı gibi? "Ben Aslıyı öpmedim. Ben hiç kimseyle öpüşmedim."dedi tane tane.

"Aynen ben ayakta rüya gördüm o zaman ya da şey miydi gerçek hayatta da shop yapmaya başladılar heralde hıı öyle mi?!"dedim.

"Hayır yani gördüğün şey doğru ama gördüğün gibi değil."

"Ney" şeklinde oldukça makul bir soru sordum

"O gece Aslı çok içti sarhoştu midem bulanıyor 'Bana eşlik eder misin?' Dedi ben iyi dedim hani dışarı çıkar iki üç dakikaya geri döneriz diye düşündüm. Ama öyle olmadı. Dışarda bir banka gittik oraya oturduk . Bu ilk deniz kenarındaki uçurum gibi bir yer vardı ya oraya kadar gitti durdurmaya çalıştım bu sefer iyice zıvanadan çıktı bağırıp çağırmaya başladı 'yaşamak istemiyorum' falan diye neyse tuttum kolundan oturttum tekrar banka. Sonra su uzatmak için tam ona dönecektim hani bir kendine gelsin diye şap diye birden yapıştı dudağıma ben ne olduğunu bile anlayamadım sonra geri çekildim hemen 'N'apıyorsun sen kafayı mı yedin?'diye çıkıştım başka bir şey demeden içeri girdim ama sen yoktun. Bu kadar yemin ederim başka bir şey olmadı."

"Gerçekten mi?" DİYE Sordum büyük bir şaşkınlıkla hayatımı bok ettiğim gece sadece bir yanlış anlaşılma mıydı YANİ?

ŞAKA MI BU?

NE DEMEK BURSADAN GOL HABERİ GELDİ STADI BOŞALTIN?

HANİ NERDE KAMERA?

GÖSTERİN EL SALLAYAYIM BİTSİN BU ŞAKA.

TAM OLARAK SİKTİRLER OLSUN MODUNU AKTİF HALE GETİRMİŞ BULUNMAKTAYIM .

HATTA

WTF.

"Beşiktaş'ın şampiyonluğunu görmek nasip olmasın ki" şeklinde onu yakından tanıyan biri olarak baya büyük bir yemin ettiğini anlayabiliyordum.

Semih böyle büyük bir söz söylemeden bir kere daha mı düşünseydin acaba zira binlerce Beşiktaşlının kandiller de adına beddua zinciri oluşturmasını istemezdim.

Ben ne diyeceğimi bilemeden yüzüne bakarken gözlerinden öyle bir ışıltı geçti ki hiç bir söze gerek kalmadı.

GERÇEKTİ!

SİKTİRLER OLSUNDU!

WTF'TI!!!!!

Bana kal gelmişken o anlatmaya devam etti.

"Ertesi sabah sizin eve gittim kapıyı çaldım çaldım açan olmadı kapı komşunuz yaşlı bir teyze vardı ya o gittiler dedi o an zaten beynimden vurulmuşa döndüm zerre anlamdım niye gittiğini.Aklımın ucundan geçmedi o bir saniyelik anı görüp gidebileceğin."

Senin ne suçun var hayatım bunlar tamamen benim ve kör bahtımın eseri. Ama ben demiştim bendeki şanssızlık bedevilerle yarışırdı. Hani ben futbolcu olsam ya Ozan kabak gibi gittiğim kulüp küme düşerdi ya da Ramsey gibi ben gol attıkça ya birileri olürdü ya da bir olay çıkardı.

Semih'inse derdi kendinleydi.

"Ama eşeklik bende vaktinde deseydim sana ben sana aşığım diye böyle olmazdı. Hepsi benim eşekliğim" diye yükseldi kendi kendine.

"Sen beni seviyor muydun?" Diye sordum inanamayarak.

DAHA BÜYÜK SİKTİRLER OLSUNDU!!!!

DAHADA BÜYÜK WTF'TI!!!!

"Seviyordum değil Seviyorum hala ilk günkü kadar hemde"

Ben mavi ekran vermiş bir şekilde saf saf suratına bakmaya devam ettim.Ne garip bir histi insanın hayalinin gerçeğe dönüşmesi.

Hiç bir şey diyemedim ne diyebilirdim ki zaten. Ama sormam gereken bir şey vardı.

"Niye" dedim "Niye söylemedin?" Zira benim sebebim belliydi ben bile kendimi beğenmiyorken onun beni beğeneceğini hatta seveceğini asla zannetmezdim.

"Korktum" dedi lafı dolandırmadan "aşkını isterken dostluğunu da kaybetmekten korktum,güvenini kaybetmekten korktum, babaannen ikide bir sana emanet derken,evinizin kapısını bana sonuna kadar açarken, bana güvenirken ben senin torununu seviyorum demekten, güvenini boşa çıkarmaktan korktum ben sana evimin kapısını bunun için mi açtım derse cevap verememekten korktum."

Ne diyeceğimi bilemedim o an nutkum tutulmuş aklım başımdan gitmiş olabilirdi.

Yalan söylüyor! Sevmez, sevmemiştir, niye sevsin ki? Bak bana güzel miyim ben? Yakışır mıyım onun yanına? Gitme istiyor üzgün olduğunu bildiğinden vicdan yapıyor o kadar!!! Kanma bu sözlere kalk gidelim!!!

Kızmadım bu sefer,bağırmadım, susturmaya çalışmadım zira bu gün onun günüydü yıllar önce yıkılan hayallerine dair içinde ne varsa bugün söylemeliydi o yüzden onun dediklerini ben sordum Semih'e.

"Gitmeyeyimm diye yalan söyleme"

"Yalan değil yemin ederim yalan değil" dedi anında.

"Yapma Semih kendimi ben bile beğenmiyorum dum yani sen niye beğenesin birde seviyordum diyorsun" derken yüzümde acı ama alaysı bir gülümseme vardı.

"Birincisi seviyordum değil seviyorum o zaman nasılsa bu zamanda aynı gelecek zamanda da aynı olacak. İkincisi senin her zaman en büyük probleminde buydu işte"

"He" şeklinde anlamadığımı çok net belli ettim.

"Sen hep çok güzeldin Asya" derken gözleri ışıldadı sanki çok güzelmişim gibi. Hani kendimi bilmesem inanırdım öyle içli baktı. " Sen o salakların hepsinden daha güzeldin. Hani derler ya iç güzellik diye senin için öyle bir güzeldi ki dışına da taşmıştı sanki. Ben hayatımda böyle ışıl ışıl bakan bu kadar güzel gözler görmedim, ben hayatımda gamzenin bu kadar yakıştığı bir insan daha görmedim, ben hayatımda saçı bu kadar güzel birini daha görmedim.Hani sen derdin ya işte ben kiloluyum, saçlarım şöyle kötü,burnum şöyle çirkin falan diye kendince sana göre kusur olan şeyleri sayarken ben saydıklarının kusur değil senin mükemelliklerin olduğunu anla diye hayran hayran seni izlerdim." Saçlarımın arasında duran elini elini elimin üzerine attı.

Elleri öyle sıcaktı ki ellerim süblimleşebilirdi o an öyle bir sıcaklıktı. Ama o beni yakıp kül etmeye niyetli gibi durmadı ve konuşmaya devam etti. "Ben hazırdım Asya. Senin için bütün o gerizekalılarla uğraşmaya, laf atanların ağzının payını vermeye, ileri gidenlere kafa göz dalmaya ben hazırdım, savaşırdım yemin ederim gerekirse bütün dünyaya kafa tutardım bir kişi hariç" Derken yağmurun ıslattığı saçlarından bir damla yaş ellerimizin üzerine düşerken elini elimden çekti.

Çektiği elin işaret parmağını tam kalbimin üzerine basmakla niyeti bence aşkıyla dolup taşmaktan başka bir işlevi olmayan bu et parçasını tamamen durdurmaktı.

"Sen..." Diye devam etti "Ben senin için bir tek seninle savaşamazdım benim gücüm bir tek sana yetmezdi."

Sorgulayan bakışlarım sürdü gitti o ise konuşmaya devam etti " Sen, yağmur yağınca sokak kedileri üşür diye üzülen sen, ekmek kırıntısıyla karınca yuvalarını dolaşan sen, yazın sıcağında sokak sokak dolaşıp sokak hayvanları için su kabı dağıtan her gün onlara su koyan sen, şu kainattaki herkese içi sevgiyle dolu olan sen bir kendine karşı acımasızdın, herkese naif davranan sen bir kendine gaddar kesilirdin ama ben savaşamazdım seninle senin için bile olsa... Hala savaşamam ama senin için en ağır maddelerle donatılmış her türlü ateşkes antlaşmasını imzalarım. Kabulüm savaşmadığım savaşın mağlubiyeti de kabulüm yeter ki sen bitir bu savaşı kendine en azından benim için biraz daha merhametli davran"

Cengiz Aytmatov derki; insan her şeyi anlatamaz zaten kelimelerde her şeyi anlatmaya yetmez

Aynen ondandı zira şuan dudaklarımdan tek bir kelime dökülemiyor oluşu başka bir şeyle açıklanamazdı.

"Hayatımda ilk kez birisi bana

" kendine çok dikkat et " dedi.

Anlamış onun kalbini taşıdığımı herhalde...

Rastgele,

Yürürken aklına geleyim

Sızlasın için...

Zaman sen olmayınca geçmiyor,

Sen olunca da yetmiyor...

Üşüyorsan söyle,

Seni bir kat daha seveyim.

Bak!

Papatya mevsimi geldi.

Mevsimlerden papatyayı severim.

Sonra seni.

Sonra yine seni.

Ve hep seni...

Kim istemez mutlu olmayı

Ama mutsuzluğa da var mısın?

Çık gel bir kez daha

Çık gel bir kez daha

Beni bozguna uğrat

Ben güzel değil miyim?

Neden kuş koymuyorlar yoluma?

Ben sana kızsam,

Kendime küserim...

En çok sesini aradım.

Gözlerinse asılı bıraktığın yerdeydi...

gözlerini sildi zaman..

Dedim ya... Eylül'dü.

Savruluşu bundandı kimsesizliğimizin.

sonra dalgalar geldi dile

sonra bir mavilik aldı her yerimizi;

Nasıl hatırlıyorsan dünyayı

öyle.

Kötülüklerin büsbütün egemen olduğu

Namussuz bir çağ bu biliyorsun

Hasret kalmışız ,

Yüreği güzel insanlara.

Bazen sadece yorgun oluyor insan.

Ne küs, ne yalnız, ne de aşık...

Ama sen yine de gitme

Gidersen peşinden gelmem

Ama kalırsan

Bu masalın sonunu birlikte öğreniriz.

Meğer ne çok canı yanarmış insanın,

Baktığı yerde göremeyince görmek istediğini..."

Sesi öyle büyülüydü ki kendimden geçtim sanki. Dakikarldır ciğerime hapsettiğim son nefes kırıntılarını idareli harcıyordum sanki tekrar nefes alsam tüm büyü bozulacak gibiydi.

"Gitme Asya gidersen peşinden gelmem, gelemem ama kalırsan bu hikayeyi sonu gelmeyecek mutlu anlarla doldururum değer verdiğim her şey üzerine yemin ederim ki bu saniyeden sonra gözünden tek damla yaş akıtmam" dedi.

Yağmur iyice bastırmaya başlamıştı. Oturduğumuz banktan kalktım ve bankın yanına bıraktığım ufak el bavuluna uzandım.

Islak kulpu kavrayıp son kez baktım yüzüne. Islanan sarı tutamlar koyulaşmış alnına doğru dökülmüştü. Yanakları ve burnunun ucu kızarmış keskin çehresi dahada belirginleşmişti. Uzayan sakallarına kirpiklerinden damlayan bir damla usul usul süzülürken topuklarımın üzerinde arkama döndüm ve az önce geldiğimiz yolda ağır ve sarkak adımlarla ilerlemeye koyuldum.

💚🖤

ŞİMDİ

Bavul önüme geldiğinde almak için tam ileri atılacakken yanımda sarkık duran elimi bir el kavradı. Elin sahibi diğer eliyle bavulumu aldı ve birlikte havalimanının çıkışına ilerlemeye başladık.

"İnanamıyorum" dedim mutlu mesut. "Cimcikle bakayım gerçek mi değil mi emin olmam lazım"dediğim sıra elimi bırakıp kolunu omzuma attı.

Ben durur muyum fırsattan istifade iyice sokuldum dibine ve altan altan baktım yeşillerine. Görmek zordu lakin başardım zira gülmekten iyice kısılmıştı gözleri.

Benim saf aşık hallerimi fırsata çevirdi anında ve biraz öne eğilip ışık hızında yanağıma ufak bir öpücük bıraktı.

Gülerken dişlerimi geçirdim alt dudağıma zira tıklım tıklım bir hava limanından çıkıyorduk.

Yavaşça kolunun altındayken yandan bir omuz attım. "Ayy Semih sen de çok fenasın hee fırsat mı kolluyorsun be?"

"N'apiyim yavrum malum bizim sadece şu aşamaya gelebilmemiz 9 koca yıl sürdü biz bu hızla devam edersek 90 yaşına anca evleniriz"

Gözlerim büyüdü bu cevap karşısında alttan alttan baktım yüzüne "Hayırdır seni evleneceğimiz konusunda kendinden pek bir emin gördüm" dedim düz tutmaya çalıştığım bir sesle.

"Ne o sen ciddi düşünmüyor musun yoksa? Kız sen benle gönül mü eğlendiriyorsun?"

Söylediği şeyle kocaman bir kahkaha attım.

"Gülme kız komik mi?"derken otuz iki diş gülen kendisiydi.

Döner kapılardan birine girdiğimizde bakışlarımız kesişti yine.

"Yalnız baştan söylüyorum hava limanında yaptığın gibi nikah masasından da kalkıp gitme sakın yoksa bu sefer valla kalpten giderim"

Güldüm yine. Zaten ben son 5 saattir hep gülüyordum ve belli ki bir ömür daha gülecektim.

YAŞASIN KALBİNİN SESİNİ DİNLEYEN İNSANLAR.

"Nasıl korktun ama" dedim bir kahkaha daha atarken.

"Sus sus hatırlatma valla kan beynime sıçrıyor"

Kıyamazdım sarışınıma. Ama bu biraz daha darlamama engel miydi? Bence hayır değildi.

"Gözlerini görmen lazımdı böyle çizgi film kahramanlarının gözleri gibi kocaman olmuştu" dedim ve başımı geri çekip ellerimle gözlerimi büyüttüm.

O gülmek suretiyle göz devirirken ben yine kocaman bir kahkahayla iyice dibine sindim.

Yuva dediğin dört duvar arası değil ayrılmak istemediğin bir sineydi. Benim yuvamsa tam burasıydı onun sinesi. Kalp atım sesi kulağıma dolarken huzurlu bir tebessüm kapladı yüzümü.

💚🖤

5 SAAT ÖNCE

Yağmur dahada şiddetlenirken attığım adımlar yavaşladı ve en sonunda durup arkama döndüm.

Semih öylece bakıyordu arkamdan. Yağmurdan sırılsıklam olan saçlarımı geri iteledim.Gülmemek için epey sarf ederken yanaklarımın içini ısırarak kendimi zor engelledim.

"Pazartesi mesai saatinde orda olmazsam kovulacağımm"dedim bakışlarımı üzerinde gezdirerek.

"Yok mu burda iş? En kralını buluruz hem de yeterki sen kal"

Derken bir iki adım attı aradaki mesafeyi azaltmak adına.

Ama sen böyle yaparsan ben sana kıyamam ki be yakışıklı.

"Bulur muyuz sahi?" Dedim dudaklarımın iki yana kıvrılmasına engel olamazken.

"Buluruz"dedi beni ikna etmek isteyen bir sesle.

Birde ellerini yanaklarıma atıp gözlerime içli içli bakması yok mu? İşte orda sana bir kere daha vuruldum be Semih.

"Ama gitmek zorundayım"dedim çenemi dikleştirirken.

Başını onaylamazca iki yana sallarken sesi inanamaz gibi çıkıyordu.

"Sen hiç bir zaman hiç bir şeye zorunlu olmazsın eğer istiyorsan yaparsın. Sonuçları ne olursa olsun"

Beni böyle tanımak mı? Sen işini biliyorsun be forvet. Tık vuruldum sol yanımdan.

"Evet o yüzden gideceğimm"dediğimde ise yağan yağmurdan dolayı sırılsıklam olduğumuz için tam seçemedim ama galiba yanağına bir iki damla yaşda süzülmüştü.

Aa ağlamış mıydı o?

Kıyamadım daha fazla bu haline

"Çünkü hiç kimse Asya Korkmaz'ı hiç bir yerden kovamaz gitmek istiyorsam ben giderim." Derken çenimi iyice dikleştirirken devam ettim "Amerika'ya gideceğim çünkü istifamı vermem lazım evi,arabayı hepsini satmam lazım. Ama işim uzun sürmez yarın öğlen beni burda bekliyor olmazsan kafanı kırarım"

Güldü aldığı bu cevapla hemde öyle bir güldü ki gözleri kısıldı gülerken. Biraz geriye attığı başıyla birlikte sertçe kavislenen adem elmasını gözüme gözüme sokarak niyetin beni şurda bayıltmaksa doğru yoldasın yakışıklı yardır burdan.

Başını tekrar doğrulturken gülüşü yerini derin bir tebessüme bırakmış gözleri tekrar eski haline dönmüştü. Ben tekrar zümrütleriyle şereflenirken o söze girdi"Bir gün cidden senin yüzünden tımarhanelik olacağım biliyorsun dimi" dedi ve aradaki mesafeyi sıfırlayıp sımsıkı sarıldı.

Gömüldüğüm sinede ufacık kaldım sanki. Yıllar sonra ilk kez böyle sıkı sıkıya sarılmak ise kelimenin tam anlamı ile bozguna uğrattı beni.

Ellerimin arasındaki bavul anında ellerimin arasından kayıp yeri boyladı. Artı boş olan iki kolumu birden doladım sırtına ve dahası mümkünmüş gibi biraz daha çektim bedenimi ona doğru.

Ne kadar durduk öyle bilmem zira kendisinin kokusuyla sarhoş olmak gibi daha mühim işlerim vardı.

Sonunda Semih saçlarımın üzerine küçük bir öpücük bırakıp geri çekildi biraz. Alttan alttan yüzüne baktım ne diyeceğini beklerken.

"Ama yarın burda olamam" dediğinde kaşlarım çatıldı istemsizce "Niye?" Diye sordum bir yandan da.

"Önemli bir işim var"derken yanaklarının içini ısırıyordu.

"Sen anlamadın galiba. Ben geri döneceğim diyorum senin bundan önemli ne gibi bir işin var."diye sordum tek kaşım havalanırken.

"Antrenma..."

"Sıçarım antrenmanına" diye yükseldim.

"Ben de tam olarak böyle düşündüm o yüzden sevgilimle ufak bir seyahate çıkma kararı aldım"

An itibariyle öfkem tavaya yapışan krebi çıkartmaya çalışırken tavayı yamultup mutfağında içinden geçen Özgürcan Çevikle -ama Şevkat Yerimdar olan- yarışırdı.

"NE SEVGİLİSİ LAN! SEN DAHA İKİ DAKİKA ÖNCE BANA GİTME DEMİYOR MUYDUN SENİ SEVİYORUM DEMİYOR MUYDUN?"

Bu yükselişime kocaman bir kahkahayla karşılık verdi ve yere eğilip bavulumu aldı.

Ben mahalle yanıyor diyordum bu top sektiriyordu.HARBİDEN NE YAPIYORDU BU?

Ben en tip bakışlarımla bakarken o boşta kalan eliyle elimi kavradı ve kendisi ilerlerken beni de ilerletti kendisiyle.

"Cevap versene sen ne sevgilisiymiş bu!" Diye yükseldim seri adımlarına yetişmek için koşar adım ilerlerken.

"Saçmalama yavrum ayrıca hızlı ol yoksa uçağı kaçıracağız."

"Kaçıracağız derken? Sende mi geliyorsun?"Dedim ani bir yükselişle.

Seri adımları aniden dururduğu için bende onunla durdum. Aniden bana dönmesini ise beklemiyordum aramızdaki mesfayi ise bir hayli kısaltıp yüzüme yüzüme vuran nefesini ise zerre beklemiyordum.

Boşta kalan elinin ayasını yanağıma yaslarken sakince konuştu.

"Evet yavrum,evet güzelim ama sen biraz daha sallanırsan harbi geç kalacağız"

Şuan uçaktan daha önemli dertlerim vardı.

Sevgilimle ufak bir seyahate çıkacağım demişti dimi o?

Seyahat Amerika'yaydı belliki o halde seyahat edilecek sevgili de ben oluyordum yani dimi?

Bu düşünce ister istemez yüzünde kocaman bir tebessüm oluşmasına neden oldu.

"Şimdi bu cümledeki sevgili benim o zaman dimi?"dedim tatlı tatlı yüzümü avcunun içine sürterken.

"Tabi ki sensin güzelim başka kim olacak?"derken yüzündeki tebessüm büyüdü.

"Dimi bencede tabiki benim başka kim olacak?" Derken oldukça gururluydum.

"Aynen aynen az önce sevgilin kim diye bana öldürecek gibi bakan başka biriydi çünkü"derken modu tam olarak yav he he idi.

"Sus bakim karıştırma orayı"dedim huysuzca kaşlarımı çatarken.

Elini yanağımdan indirip başka bir şey demeden havalimanına giden yolu aynı sei adımlarla aşmaya devam ettik.

Sustu ciddi ciddi sustu hemde.YERDİM.

"Aferim hep böyle sözümü dinle" dedim omzuna bir iki küçük darbe indirirken.

"Ya sabır" dedi güler gibi.

💚🖤

UÇAĞA BİNDİKTEN 5 SAAT SONRA

Asya yine çok az uyduğu günlerin ardından uçakta iki saat kadar zor dayanmış ve sonunda uyuyakalmıştı.

Artık inme zamanı yaklaşıyordu lakin Semih uyandırmaya kıyamadı ve bir süre daha sessizce izledi onu.

Güneş yavaş yavaş ufuktan görünmeye başlamışken ufuk alev almış gibiydi. Işık yandan Asya'ya vurmaya başlamış güzelliğine güzellik katmıştı. Bu rönesans işine bak canım diyen bir tablo gibi görüntüyü ölümsüzleştirmekse farz olmuştu. O yüzden Semih cebinden telefonunu çıkarttı ve Asyayı fotoğraf çekti.

Fotoğrafa gururla baktı işte asıl güneş burdaydı tam yanı başında duruyor,göz kamaştıran bir ışık saçıyordu. O an bir şeyi daha çok net kavradı Semih yörüngesinde dönmesi gereken tek varlık yanı başında bir heykel gibi tüm ihtişamı ve asaletiyle uyumaktaydı artık bundan emindi.

İnstagrama girdi ve yeni bir hikaye ekleme kısmına tıkladı atılacak fotoğraf ise belliydi; tabiki şaheseri.

Zaten en üstte duran fotoğrafa tıkladı ve üstüne tek bir cümle ekledikten sonra paylaştı.

Tık diyorum doğdu güneşim🌞🖤

💚🖤

Havalimanından çıkmış taksi durağına doğru ilerliyorduk. Benim içim ise çocuksu bir neşe ile dolup taşıyordu.

"Eee n'apalım nereye gidelim?" Diye sordum hevesle.

"Valla ben daha önce Amerika'ya hiç gelmedim o yüzden kendimi tamamen senin ellerine teslim ediyorum. Bana şu şehrin tozunu attır mühendis hanım"dedi gülümseyerek.

Buram buram hay hay kokan bir bakış ve tebessüm attım.

"O zaman şey saat daha erken önce bana gidelim..."

"Beni eve mi atıcaksın yani" dedi bir elini inanamaz gibi ağzına kapatırken peşine ise en çapkınından güldü.

Aldığım bu tepkiyle kocaman bir kahkaha attım.

Sonra da elini bırakıp sıkıca sarıldım. Çenemi göğsüne dayayıp başımı gözlerini görebilmek adına biraz geri attığımda kocam bir gülümseme ve zümrüt yeşili gözlerle karşılaştım.

"İtiraz mı var?" Dedim en cilvelisinden.

"Biraz düşünmem lazım ben öyle senin bildiğin erkeklere benzemem"

"Allah Allah" dedim gülerek "nasıl erkeklere benzermişsin sen"

"Kimseciklere benzemem ben çok şahsına münhasır bir insan olduğun söylenir"dedi oldukça gururlu ve cool bir bakış eşliğinde.

"Allah Allah" derken sesimin bir kokusu olsa açık ve net bir şekilde trip artı şüphe kokardı." Kimmiş bunu diyenler bak acayip merakımı celp ettin şuanda ayrıca hala cevabımı alamadım itiraz mı var demiştim."derken meydan okurcasına havalandı tek kaşım.

"Asla" dedi bu kez asla beklemeden ve önüne geldiğimiz taksilerden birinin kapısını açtı binmem için.

Bir şey demeden taksiye bindim ve şoföre adresi verip yanıma yanıma sırnaşan Semih'e döndüm.

"Umarım ucuz bir kapı açma hareketiyle bu konunun üstünü kapattığını zannetmiyorsundur"

"Umarım asıl sen ilk tatilimizi kıskançlık krizine girerek zehretmeyi planlamıyorsundur"

Haksız olduğu noktalar çoktu lakin bir noktada oldukça haklıydı ki o da ;BU BİZİM İLK TATİLİMİZDİ

Ve evet benim kesinlikle bunu baltalamaya niyetim yoktu bu konu kesinlikle kapanmamıştı ve kapanması teklif dahi edilemezdi yinede bir takım triplerimizi şimdilik ertelemeliydik öyle de yaptım.

"Şimdilik ağzımı açmıyorum"derken sesimle şimdilik kelimesinin her yerini sarı Faber Castell fosforlu kalemlerle çizmiştim ama yine de sesli de dile getirdim bu durumu "şimdilik kelimesinin altını çizdiğimin altını çizerim"

"Yavrum inan bana ağzımızın tadını kaçırdığımıza değmeyecek bir mesele" derken kolu son saatlerde olduğu gibi boynumada ki yerini almıştı.

"İlk tatilimiz diye ben bu durum olmamış gibi davranmaya çalıyorum sen de hatırlatıp tepemin tasını atırtma bana ayrıca da merak etme bu konuyu geri dönünce uzun uzuuuun konuşacağız zaten"

"Yavr..."

"Şşş" dedim işaret parmağımı dudağına uzatarak hemşirelerin verdiği şşş pozunu aratmayacak şekilde "anın tadını bozmayalım olur mu?" Dedim tatlı tatlı.

"Sen nasıl istersen yavrum"dedi saçlarıma derin bir öpücük bırakarak. Dudakları saçlarımdayken yüzüme derin bir tebessüm yayıldı.

"Eve gidince hızlıca eşyalarımı toparlayayım ben sonra çıkarız dışarda bir şeyler atıştıralım. Seni çok seveceğin bir kafeye götüreceğim. Sonraa daa şeyy n'apsak"Derken yeni bir oyuncak alınmış küçük bir çocuktan hiç bir farkım yoktu. Öylesine neşeli ve şen şakraktım.

"Sen ne istersen onu"dedi yüzünde kocaman huzurlu bir tebessüm varken. Yanaklarındaki derin çukurlar dikkatimi dağıtmak için elinden geleni yapsada yinede aklıma mukayyet olmayı başardım.

"Yaa öyle olur mu hep benim istediğim şeyleri yapacaksak ne anlamı kalır birlikte gezmemizin?" O da eğlenmeliydi. Zaten sürekli çalışıyor nerdeyse hiç tatil yapmıyordu. Hatta nerdeyse değil kelimenin tam anlamıyla hiç tatil yapmıyordu. Şimdi kırk yılda bir tatile çıkmışken eğlenmeliydi ama o çocuk bakıcısı gibi benim gönlümü yapmaya çalışıyordu. YERDİM. AMA KIYAMAZDIMDA.

İçimden geçenleri okumuş gibi bakışları bana kayarken anında kesişti bakışlarımız.

Gözleri ışıl ışıldı tüm ormanları ateşe verseler bana bir onu verseler yine de nefes alabilirdim sanki öyle baktı.

"Dedim ya buralar senin mekan ben sana uyarım. Senin elini tutmak benim için yeterli bir mutluluk sebebi zaten"dedi gülümseyerek. Harbi ballı kaymaklı ekmek yer gibi yememem için bir sebep yoktu bence ama malum insan içindeydik bu yüzden kocaman bir tebessümle karşılık verebildim. "Haa ama illa benden sana rehberlik yapmamı istiyorsan artık onu Trabzon'da görürsün yavrum."

"Trabzonda derken Trabzon'a da mı gideceğiz?"dedim hevesle.

"Eee Aysel Hanımı birde memlekette çay bahçelerinde gör bakalım. Valla hepimize kök söktürüyor bir de sana geçirsin dişlerini de görelim bakalım öyle kolaymıymış beni anneme söylemekle tehdit etmek"derken meydan okurcasına bir bakış attı.

Bak ya. Kindar bir insan evladıydı vesselam.

"Avucunu yalarsın cicim" dedim kendimden emin bir şekilde.

"Allah Allah niyeymiş o?"

"Çünkü Aysel teyzeyi tanıyorum o öyle senin dediğin gibi davranmaz bana"

"Valla annemin içinden çaylıkta bambaşka bir kadın çıkıyor. Hatta ne kadını be bildiğin canavar çıkıyor:Çay canavarı" dedi gülerek"Kendin tecrübe edersin" derken oldukça eğleniyordu.

"Hay hay" dedim memnuniyetle "valla Aysel teyze tatlı kadın ben onu yumuşatmanın bir yolunu bulurum da asıl sen kendi haline yan" dedim en az onun kadar eğlenerek.

"Neyime yanayım bee takmışım koluma sevgilimi bu saatten sonra her şey bana vız gelir"dedi oldukça havalı bir şekilde.

Düşerdim.

Erirdim.

Biterdim.

Düştüm.

Eridim.

Bittim.

"Neriman Sultan'ın karşısında da bu kadar yürekli durabilecek misin?" Diye sordum yinede.

"Sen hep böyle benim yanımda dur ben değil Neriman Sultan Timur'un bile karşısında dururum"

"Timur'un" dedim inanamaz gibi.

"Hee Timur'un" şeklinde oldukça geniş bir cevap verdi.

"Koskoca Yıldırım Beyazıt'ın yenemediği, tarihin yenildiğini yazmadığı Timur'un karşısında"

Çapkın bir gülüş attı sonra da cool bir bakışla aynen şunu söyledi " ölüm ölüm dediğin nedirki gülüm ben senin için yaşamayı göze almışım" ve saçlarıma derin bir öpücük bıraktı.

Yer miydim ben bu numaraları bee?

Yerdim hemde yaprak sarma yer gibi teklerdim. Ama çaktıracakta değildim. Malum kız evi naz evi falan.

"Yaa git bırak bu kurtlar vadisi ayaklarını"

"Tüh bee" dedi gülümseyerek "yediremedim mi?"

"Hayırdır"dedim göz kırparak "Sen beni boş adam mı sandın koçum? Tabiki ilk 90 bölümü izledim ama hala Ezelciyim" dedim imalı bir gülüşle.

"Yürü be o zaman"

Burdan sonra gelecek repliği adım soyadım gibi bildiğim için aynı anda devam ettik.

"Benim adım Serdar Tezcan dolandırıcılar kıralıyım. İki kızım var Eyşanla Bahar. Tek maharetim var insanların zayıf noktalarını görmek"

İkimiz birden gülmeye başlarken boynumdaki kolu iyice dibine çekti bedenimi benim zaten canıma minnetti. Ben de kolumu göğsüne doladım ve başımı tam kalbinin üstüne yasladım.

Burdaydı işte dünyanın gelmiş geçmiş en muhteşem şeyi, sevdiğim adamın kalbi tam kulağımın altında atıyordu.Huzurun resmini falan çizemezdim,ama şu sesi dinletebilirdim.

Taksi evin önüne geldiğimiz için durduğunda ikimizin eli de kendi ceplerimize giderken tam aramıza uzatılan bir formayla elimiz ceplerde bakışlarımız ise adamda donup kaldı.

Biz sorgulayan bakışlarla adama bakmaya devam ederken adam ikimizide aydınlattı sağolsun.

"Bir imza alabilir miyim?" Diye sordu ingilizce olarak.

Semih adamın uzattığı kalemle formayı imzaladı.

Amerikayı futboldan soğutan takımın forvetinden imza istemesi biraz traji komikti.

Adam eline aldığı formaya ışıldayan gözlerle bakarken teşekkür edip tekrar önüne döndü.

Parayı vermek için ısrar ettik ama adam kabul etmeyince mecbur indik arabadan ve benim eve doğru ilerledik.

Eve yaklaştıkça içim bir hoş oldu sanki kalbim hızlandıkça hızlandı. Böyle bir şey miydi sevgilini evine davet etmek? Ben buna bile bu kadar heyecan yapıyorsam birde babamla tanışabilecek olsalar kesin kalpten giderdim.

Aklımdan geçenlerle içim burkuldukça burkuldu. Yüzüme acı bir tebessüm yayılırken saçlarıma vuran nefesle kendime geldim.

"Bir sorun mu var?" Diye soruyordu Semih.

"Yok aklıma bir şey geldi sadece ondan tuhaf oldum biraz." Aklımdaki düşünceleri dağıtıp kocaman gülümsedim "Amaaan bakma sen bana böyle bir duygusal,ponçik bir şey oldum ben yaa" dedim yüzümü ekşiterek "Birazdan Semohh aşkitoomm" dedim ağzını yaya yaya konuşanları taklit ederek "falan demeye başlarsam sakın bir saniye daha bekleme vur bir tane ağzıma düzelsin"

"Cık" dedi milli hayır cevabımız olarak "Bu el bir gün sana kalkarsa kökünden ben kırarım o yüzden" dedi çapkın çapkın gülerken devam ettim "bence ben o dudaklara ufak bir buse kondurayım belki o işe yarar"

Düşerdim.

Erirdim.

Biterdim

Mahvolurdum.

Düştüm.

Eridim.

Bittim.

Mahvoldum.

Tüm bunları dile getiremedim ama onun yerine boyunuma doladığı kolunun altından çıkıp elini tuttum ve geri geri eve doğru onu sürüklerken gülerek aşk dolu şu cümleyi kurdum. "Hadi oradan pis fırsatçı seni işin gücün şov"

Kocaman bir tebessüm eşliğinde tüh be bakışı attı "Bu da mı gol değil?"

"Cık" dedim kaşlarımı kaldırarak " Bu sefer de ofsayta düştün" dediğimde kocaman bir kahkaha attı. O gülerde ben durabilir miydim? Duramazdım tabiki. Duramadım da zaten ben de güldüm onunla birlikte.

Adımlarını hızlandırıp araya koyduğum bir kaç adımlık mesafeyi anında sıfırladı ve kolunu boynuma doladı tekrar.

Birlikte kapının önüne geldiğimizde kapının yanında duran saksılardan birini kaldırıp altından anahtarı çıkardım ve kapıyı açtım.

Elimle içeriyi işaret ettim geçmesi için lakin onun gözlerinde şaşkınlık vardı.

"Bir aydır olmadığın evinin anahtarını saksının altına mı bıraktın cidden?" dedi şok içinde.

"Gördüğün gibi hiç bir şey olmamış. Uzatma da geçelim hadi."

"Yemin ediyorum Allah'a emanet yaşıyorsun ya" diye söylene söylene girdi içeri.

Peşi sıra bende ona söylene söylene girdim içeri " yav iki dakika söylenme be adam. İki dakika yaa sadece iki dakika bir şeye de kusur bulmasan dünyanın sonu falan gelmiyor"

"Kusur bulunacak eylemlerde bulunma o zaman yavrum"

Müthiş bir şekilde göz devirirken çok makul bir cevap verdim " Fesupanallah"

Ellerimi sinirle saçıma daldırdım ve geri savurdum. Burnumdan sinirle solurken ateş saçan bakışlarımı Semih'e döndürdüğümde sırıtarak bana bakmasını ise asla beklemediğim için şok oldum hatta boş boş baktım suratına.

"Ne!" Dedim sinirle "Ne gülüyorsun acaba komik bir şey mi var ortada?"

"Kız sen böyle sinirliyken,asabiyken bir ayrı mı güzel oluyorsun bana mı öyle geliyor?" Dedi çapkın çapkın gülerken ve iki saniye falan sürmeden dibimde bitti ve sıkı sıkı sarıldı.

Eee ne yapalım? Sinir minir kalmadı tabi anında değnek değmiş gibi yok oldu.

Çenemi göğsüne dayayıp başımı hafifçe geri attım gözlerini görebilmek adına. Hala sırıtıyor oluşu ister istemez benimde sırıtmama neden olurken aşk dolu bir cümle daha kurdum "Harbiden fesupanallah"dedim gülerek.

Karşılık olarak ise en göz kısılanından kocaman bir tebessümle aldım.

"Hadi evini gezdir bana"diye çok makul bir öneri sundu.

Gözlerimden kalper fışkırıyor muydu bilmiyordum ama içim bir hoştu orası kesindi.Hevesle salladım başımı ve elinden tutup mutfağa doğru ilerlettim.

💚🖤

"Burası da yatak odaammm" dedim hevesle odamın kapısını açarken.

Birlikte odaya girdik. Yüzünde buruk bir tebessümle tüm odayı süzdü.

"Nasıl evimi beğendin mi?" Diye sordum aynı hevesle.

"Beğendim" dedi kocaman bir tebessümle aynı saniyelerde ise koluyla bedenimi iyice ona doğru çekip başımın üzerind derin bir öpücük kondurdu.

"Eee bu mu yani yorumun?"diye huysuzlandım bir tık.

Semih ise sırnaşmaya bahane arar gibi anında daha da sokuldu.

"Beğendin mi diye sordun ben de beğendim dedim işte nasıl mimari bir yorum bekliyordun ki" dedi ılımlı ılımlı.

"Yav tamam bende zaten evim şahaneye katılan Günay Hanım gibi ĞUUUAAAAAAAĞĞĞYYYY diye bağırmanı beklemiyorum ama iki kelam güzel laf etsen ağzın aşınmazdı yani" dedim tripli tripli.

Ufak bir kahkaha attıktan sonra saçlarıma derin bir öpücük daha bıraktı.

Çenesini başıma dayayıp "Güzel, çok güzel" dedi.

"Allah razı olsun yaa. Valla kusura bakma senide yordum kendini bu kadar zorlamasaydın keşke" diye tribe son sürat devam ettim.

Kulağıma yine gülme sesi geldi.

Trip yemek hoşuna gidiyordu sanırım. Garip.

"Evin güzel hemde çok güzel çünkü senin gibi"dedi.

"Nasıl yani?" Diye sordum.

"Başkasını getir şu odaya iyi der sade,zarif der geçer ama benim için öyle değil.O kadar az değil yani."

"Hala anlamadım desem saf olduğumu düşünür müsün?"

"Senin gibi işte. Yani nasıl desem? Bir şey var sende adını koyamadığım ne olduğunu bilmediğim ama kalbimi senin kalbine zincirlerle bağlayan bir şey.Ne olduğunu,ne gördüğümü ben de bilmiyorum ama başkası da aynı şeyi fark edecek diye aklım çıkıyor.Sorsan ne olduğunu söyleyemem ama bir şey var. Yoksa farketmezdim bu odadaki küçük dokunuşları; şu yatak örtüsü mesela yakından bakmadım ama kesin örtüyle yastık arasında iki parmak mesafe vardır biraz az ya da biraz çok değil çünkü sen hep öyle yaparsın.Oda da 3. Dünya Savaşı çıksada o örtü düzgün durur."dediğinde ikimizde güldük hafifçe zira inkar edemezdim öyleydi.

Bu noktada başımı gözlerini görebilmek adına biraz geri çektim. "Ya da odada hiç ayna yok mesela çünkü sen aynaya bakmayı pek sevmezsin şu dolap mesela bu modellerin kapağında ayna olur genellikle ama bunda yok kesin sen istemiyorum deyip iptal ettirmişsindir, sonraa çalışma masası var ama makyaj masası yok sen zaten makyaj yapmazsın belki bir kaç küçük dokunuş. İhtiyacın yok çünkü makyaj yapmaya, maskara sürmezsin pek kirpikler zaten ok gibi, deşiyor kalbimi, ruj da sürmezsin pek ona da ihtiyacın yok dudaklar" derken gözleri dudaklarıma kaymıştı bense aşık aşık kendisine bakmaktaydım. Benim kirpiklerim miydi ok gibi olan? Asıl onunkilerdi be ok gibi olanlar kalp malp bırakmamış delik deşik etmişlerdi. Fenaydım, aşıktım.

"Dudaklar desen haddinden fazla dolgun, haddinden fazla kırmızı. Kiraz gibi... Bir öpsem ömrüme ömür katar sanki"dediğinde benim bakışlarda onun dudaklarına kaydı.

Dilim kuru dudağımda gezindi hafiften. Asıl kiraz da onlardı bence. Bir erkek için harbi haddinden fazla kırmızıydı bu dudaklar ve asıl bu dudaklardan bir öpücük alsam benim ömrüm uzardı.

Diyemedim tüm bunları onun yerine derince yutkunmakla yetindim.

Kalbim hafiften tekliyordu sanki ama olmazdı. Şuan duramazdı. ŞİMDİ SIRASI DEĞİLDİ. DURAMAZSIN ÇALIŞŞ!!!

Ellerini yanaklarıma yerleştirdiğinde gözlerimi kapattım zira onun gözlerine bu kadar yakından bakmak zaten kalbime yeterince zarardı bir de bu anın heyecanı eklenirse üstüne harbi kalpten gidebilirdim ki şuan bu yaşansın asla istemezdim.

Dudakları yaklaştı dudaklarıma arada milim mesafe vardı. Verdiği nefes okşadı dudaklarımı. Nefesi nefesim oldu. Ben daha önce nefes almıyormuşun a dostlar!!!

Not: Ciğrelerimin resmi,gayriresmi,dini, milli her türlü bayarımı olarak ilan ettiğimiz gün bugün olarak güncellenmişetir. Bilgilendirme bu kadar.

Ben heyecandan ölmek üzereyken kulağıma bir ses geldi.

Yüksek bir kartal çığlığı.

NE OLUYORDU LAN!

Semih derin bir nefes verirken gözlerim aralandı şaşkınlıkla.

Kusura bakılmasındı ama sevgilime ilk kiss'imi verecekken yükselen kartal sesine karşı, atağa kalkmışken Tüpraş staddından yükselen kartal sesiyle afallayan Fenerbahçe futbolcuları gibiydim öyle hazırlıksız yakalanmıştım.

Ben boş boş göz kırpıştırırken onun parmağı elmacık kemiğimin üzerinde gezindi hafif hafif.

"Telefon" diyen sesi kulaklarıma dolarken oldukça boş bakmaya devam ettim.

Aşk harbi aptallaştırıyordu.

Yoksa ben zinhar böyle alık bir insan değildim.

Sonunda mevzuyu idrak edebildiğimde yeşillerine bu kadar yakın olmaya dayanamayarak tekrar yumdum gözlerimi.

Çalsın dursundu telefon umurumda değildi.

Aldırış etmemeye çalıştım bu sese ama arayan zamanlama harikası zaat kimse telefonu açmadan duracak gibi değildi. Çalan telefon ise Semih'e ait olduğu için. Söve söve kapattı telefonu. Öyle bir kapatmıştı ki kırmadığına da şükürdü.

Kalbim hala göğüs kafesimi parçalayacak gibi çarparken bu sefer bende ellerimi yanaklarına götürdüm.

"Semih" dedim ciddi anlamda erimeye yakın bir sesle.

"Dinliyorum yavrum" dedi şimdiye kadar hiç duymadığım bir yumuşaklıkta.

Ama şimdi sen öyle konuşursan ben gallahi şuraya erir giderdim ki be sarışın ama telefon zil sesini kartal sesi koyan kapkara Kartalımmmm.

Derince yutkunup derdimi açıkça belirttim.

"Ben seni çok seviyorum ama bu kalp yetmiyor taşımaya dolup taşıyor n'apacağız" derken ellerim hafif hafif okşadı yanaklarını. Uzayan sakalları avuç içlerime hafifçe batarken huylandım. Bununla eş zamanlı olarak da dudağımın bir kenarı usulca kıvrıldı.

"Asıl ben sana soruyorum hadi sen beni seviyorsun ya ben, ben n'apiyim ben seni seviyorum asıl sen söyle ben n'apiyim?"

Öyle bir kurmuştu ki bu cümleyi içimden sayısız kötü,kin,nefret dolu cümleyi silip bu cümleyi işledi zihnime. Zihnimin karanlık bir yerlini bir güneş misali aydınlattı, kalbimi ise yaz günü bozuk bakkal dolabında eriyip kendinden geçmiş algida keyif dondurmasına dönüştürdü.

Gözlerim aralandı bakışlarım ise anında karşımda duran pek kıymetli sevgilimin zümrüt yeşili gözlerini buldu. Öyle bir baktı ki değil kalbim bütün bedenim kollarının arasında eriyip gitti sanki. Böyle bir şey miydi sevilmek? Böyle büyük bir nimet miydi?

O halde nimete şükürsüzlük olmazdı.

Gözlerim yine kapanırken hafifçe parmak uçlarıma yükselmeye meylettim.

Ama bu sefer ikimizin telefonu birden çalmaya başlayınca gözlerim yine aralandı.

Kartal sesine Birolcan abinin sesi karıştı.

Hiç ayrılmadık ki seninle

Sevenler ayrılır mı söyle

Kalbimiz toprak olsa bile

Ömür biter bu sevda bitmez

KARDEŞİM BİRAZCIK,AZICIK,YEMİNLE MİNİMİNNACIK,UCUNDAN, ECUK HUZUR İSTİYORUZ YAA!!!

ALLAH AŞKINA BİRAZ RAHAT BIRAKIN BEEEE!!!!

DUYGULARIIĞĞMMM DARMAAAĞĞ DAĞĞĞIINNNN ANLAYAĞMAĞZSIIINNNN!!!

ASIL SEN BENİ ANLAYAMAZSIN AZER BABAAA.

Telefona baktım arayan bankanın genel müdürüydü.

"Açmam lazım" dedim bıkkınlıkla.

"Aç yavrum aç ben de şu Musti'ye bakayım bir yoksa huzur vermeyecek belli" dedi o da bıkkınlıkla lakin peşi sıra aklına ne geldiyse çapkınca gülmeyi ihmal etmedi.

"Noldu niye güldün?" Diye sordum ben de gülümseyerek.

"Hiç" dedi omuz çekerek " sadece daha vaktimizin çooooook uzun olduğu aklıma geldi" dediğinde ben de kocaman gülümsedim.

"Bu arada" derken ellerimin arasında titreyen telefona aldırmadan bakışlarımı tekrar ona çevirdim.

Yüzünü kocaman bir tebessüm aydınlatırken dudaklarının sıcaklığını alnımda hissettim.

Gayri ihtiyari gözlerim kapanırken onun geri çekilmesiyle buz kestim sanki.

Sahi beni sıcaklığına,öpücüklerinin sıcaklığına ne ara bu kadar alıştırmıştı zerre fikrim yoktu.

Ben bunun şaşkınlığını yaşarken kulaklarımı yine müptelası olduğum sesi doldurdu.

"Harika bir zil sesi tercihi Mühendis Hanım tebrik ederim"

Ukala bir tebessüm peyda oldu yüzümde. Omzuma dökülen saçlarımı geri savururken ukalalığı elden bırakmadım "Benim tercihlerim her zaman harika olur zaten"

"Hımm?"dedi başını yavaşça sağ omzuna doğru eğerken.

"Hıhımm"dedim ben de başımı yavaşça aşağı yukarı sallarken "Kendinden pay biç Gol Kralı aday adayı"dediğimde onunda dudağı ukalaca tek tarafa doğru kıvrıldı.

"Eyvallah Mühendis Hanım"

"Eyvallah bizden Forvet Bey" dediğimde aramıza gür kahkaha sesi döküldü.

Elimdeki telefondan yükselen ses giderek kısılırken gözleri iki çizgi haline gelmiş manitime döndüm.

"Telefonlar kapanacak şimdi"dediğimde ise gülen ifadesi bozulsada açmamız gerektiği için çok homurdanmadı.

Normal bir insana göre epey homurdanmış olabilirdi gerçi ama kendisi için normalin çok çok altındaydı.

Sonunda ikimizde kendi telefonlarımızı açtık.

"Ne var Musti!"diye yükseldi o.

Ben de ne var lan müdür demek isterdim lakin kafaya koymuştuk bir kere ben istifamı verecektim o yüzden daha uysaldım. "Efendim" dedim ingilizce olarak.

"Bu akşam döneceğim birader hocanın haberi var zaten."diye biraz daha sakin konuşmaya çalışıyordu Semih.

"Evet Amerikadayım şuanda iki saate kadar bankaya geçmiş olurum"dedim ben yine ılımlı ılımlı.

"Size ne lan?! Nerdeysem nerdeyim." Diye yükselmeye devam ediyordu benimki.

"Benim sizinle yüz yüze konuşmam gereken bir mesele var."dedim yine ingilizce olarak.

"Nedir o?"diye sordu karşıdan gelen ses.

"Yüz yüze konuşsak daha iyi olacak"

"Tamam o zaman mesai saatinde direkt odama bekliyorum"dedi ve telefonu kapattık.

"Lan kapat şunu"diye yükselip karşı tarafı beklemeden kendi kapattı telefonu Semih.

Telefonu bir hışımda cebine atıp bana döndüğünde ise zümrütlerinde öfkeden eser kalmadı. Yerine ise saf bir sevgi aktı gözlerinden.

"Bir tık , birazcık fazla mı yükseldin acaba?"dedim gülmemek için yanaklarımın içini ısırırken.

"Yav normal arasa bir şey demeyeceğim ama verici mi var ne var üstümüzde amınakoyim her seferinde tam zamanlamayı buluyor" diye o söylenmeye başlayınca ben içimde kaynayan kıkırtıları daha fazla dudaklarımda hapsedemeyip gülüğümde ise kendisi huysuz şirin olma konusunda kararlı gibiydi.

Harbi Mustafa her seferinde bu zamanlamayı nasıl tutturuyor asla anlamış değildim.

"Gülme yavrum bak Allah adı verdim gülme" diye huysuzlanmaya devam ederken yanağına ufak bir öpücük bıraktım.

"Şimdikik bunla idare et yakışıklı çünkü artık yavaştan evden çıkmamız lazım"

"Niye?"

"Çünkü bankamızın genel müdürü sabah altıda kalkıp güvenlik görevlisiyle birlikte banaka açılırken banakaya giren bir manyak o yüzden gidip kahvaltımızı yapalım sonra bakaya geçeceğiz.Malum istifamı verip İstanbula temelli geri dönüyorum"

"İstanbul'a mı döneceksin yani"derken yüzünde aniden bir tebessüm belirmiş işaret parmağıyla önüme düşen ufak bir perçemi oynamaya başlamıştı.

İstanbul'un taşı toprağı değil be yakışıklı forvetleri daha doğru tek bir forveti altındı ve benim dünya üzerinden ondan başka sahip olmak istediğim bir altın yoktu.

Yine de boylu boyunca salağa yattım zaten o böyle saçlarımda usul usul oynamaya devam ederse akıl makıl kalmıyordu ki bende.

"Ee İstanbul'a döneceğim tabi başka nereye döneyim?"dedim gülmemek için epey bir çaba sarf ederken.

"İstanbul'un taşı toprağı altın diyorlar ya"derken parmaklarının arasındaki saçımla gözlerim arasında gidip geldi bakışları.

"Eee?" Dedim yalandan bir merakla.

Ayrıca sen benim zihnimden geçenleri nerden biliyorsun bakim hee hesap ver sarışın!

"Yok öyle bir şey. Altını alan almış geriye sadece toz toprak kalmış ne yapacaksın İstanbul'a gelipte"

"Nasip kısmet be sevgilim. Belki benim de bahtıma bir maden düşmüştür belli mi olur? Gelip görmek lazım"derken ne usulca iki yana kıvrılan dudağıma ne de kaşındaki ince çizgiye uzanan işaret parmağıma engel olamadım.

"Valla altın madeni eder mi bilmem ama İstanbuldan senin bahtına,senin sevdanla dolup taşan bir yürek düştü" saçımı kulağımın arkasına sıkıştırırken avuç içini yanağıma yaslamıştı.

Ama sen bana öyle yeşil yeşil bakarsan ben ne dersen inanırdım ki.

💚🖤

"İşteee burasıda odam. Küçük biraz ama idare ediyorum gerçi büyük olsada fark etmez sen yokken hiç bir şeyin tadı yoktu" dedim yönümü ona dönerken.

Güldü. Hoşuna gitmişti besbelli.

"Ne güzel demiş şair;

Buraları sevmezdim hiç, eskiden...

Gürültüsü ürkütürdü tenimi.

Seni gördüm, aşık oldum aniden,

Aldı benim gençliğimi, günümü.

Savrulup gitmiştim aşkın yelinden,

Tutundum bir anda senin elinden, Kopamazdım artık ben bu şehirden,

Sana doğru çevirdi hep yönümü.

Ben bu şehri seviyorum delice,

İçinde sen varsın diye sadece..

Mehtap bile başka güzel her gece,

Aşkın unutturur bana ölümü."

Düşerdim.

Erirdim.

Biterdim.

Düştüm.

Eridim.

Bittim...

Ama kelimeler dökülmedi yine öylece yüzümde aşık bir tebessümle yüzüne baktım.

Kapının mekanik açılma sesi odayı doldurunca bakışlarım kapıya döndü.

Harika basılmadığımiz bir can dostum(!) Filip kalmıştı.

"Asya" dedi kocaman bir tebessümle birde utanmadan.

" Ben çıkıyorum yoksa boğacağım bunu" dedim sinirle ve masanın üzerinde duran istifa dilekçemi alıp önünde Filip'in durduğu kapıya doğru ilerledim.

Tam kapıdan çıkacakken canım arkadışıma(!) şefkatle sağlam bir omuz atıp "Seninle hesabım ayrı bittin sen!" Dedim sevgi dolu(!) bir ingilizceyle.

Odadan çıktıktan sonra tek tük insanın olduğu koridorda hızlı adımlarla ilerleyip koridorun sonundaki merdivene ulaştım. Bir kat yukarı çıkıp bomboş koridorda ilerlemeye koyuldum.

Sonunda Genel müdürün odasına ulaştığımda ahşap kapının önünde durmuştum.

Derin bir nefes aldım ve yüzüme dökülen bir iki tutam saçımı kulağımın arkasına kıstırıp kapıyı tıkladım.

İçerden gelen gel komutuyla kapıyı yavaşça araladım ve odaya girdim.

Geniş odanın en sonunda bulunan masaya doğru ilerlerken yüzümde sabit bir tebessüm vardı.

Sonunda tam masanın karşısında durduğumda pek kıymetli müdürüm kocaman bir tebessümle masanın önünde duran deri koltuğa geçmemi söyleyince ben de öyle yaptım.

(Konuşmaları ingilizce hayal edin 🙃)

"Tekrar hoşgeldin Asya"dedi kocaman bir tebessümle.

"Hoşbulduk"dedim ben de sabit bir tebessümle.

"Tekrar geri dönmene çok sevindim. Bu gün senden en son kurduğun güvenlik ağını güncellemeni istiyorum bir de yaşanan son siber suçlar ve bunları engellemek için ne yapabileceğimize dair bir eğitim programı oluşturup bununla ilgili siber güvenlik departmanına eğitim vermeni istiyorum"

"Ben de bununla ilgili konuşmak istiyordum" dedim rahatsızca yerimde kıpırdanırken.

"Nasıl yani?"

"Ben istifa etmek istiyorum"dedim elimdeki dilekçeyi masaya bırakırken.

Kaşları bilinmezlikle çatılırken bakışları masaya bıraktığım dilekçe ile benim aramda gitti geldi.

"Neden?"

"Ben burda yapamıyorum."dedim net bir şekilde.

"Niye?Paraysa hallederiz"

Elimi itiraz edercesine kendisine doğru kaldırdım"Yok para değil,parayla halledebileceğimiz bir şey de değil zaten"

"Ne o zaman?"

Yani simdi ben size nasıl anlatayım müdürüm.

Aramızdaki samimiyete güvenerek her şeyi olduğu gibi söyledim.

"Ben... Nasıl söylenir bilemiyorum ama ben birini seviyorum. Biz çok geç kavuştuk onunla şimdi aramıza değil kıtaların bir metrenin girmesine bile tahamülüm yok. Evet biliyorum belki delilik gibi geliyor size nasıl diyorsunuz? Bu kadar şey ,para, pul koskoca bankanın departman müdürlüğü nasıl bırakılır?diyorsunuz belki ama olmuyor ki onsuz bunca şey mutlu etmiyor beni." Oturduğum koltukta buraz daha önce çıktım "Uzun lafın kısası ben istifam konusunda kararlıyım uzatmanın anlamı yok"

Önce bir şey demedi gözlerimin içine içine baktı sadece sanki aklındaki soruların cevabını orda arıyor gibiydi.

Bakışları gözlerimden masanın üzerine kenetlediği ellerine kaydı bir an. En sonunda ise yüzünde hafif bir tebessümle tekrar yüzüme sabitledi bakışlarını.

"Ben senin gözünde nasıl bir mesai arkadaşıyım, nasıl bir yöneticiyim bilmiyorum? Ama ben biraz işkolik bir adamım ve bu özelliğim hayatım boyunca pek çok şeye geç kalmama neden oldu."

Bakışları benden koptu bir süre ben sessizce devam etmesini beklerken sonunda tekrar bana döndü ve konuşmaya devam etti.

"Mutlu bir evliliğim vardı. Karımla severek evlenmiştik aslında ama benim sürekli işler ilgilenmem zamanla aramızdaki bağı kopardı sanki yavaş yavaş uzaklaştık birbirimizden. Karım en sonunda boşandı benden."

"Ben çok üzüldüm" diyebildim başka ne denilirdi onu da bilemedim zaten.

"Üzülme emin ol ikimiz içinde en iyisi buydu.Neyse işte şimdi sana bütün hayat hikayemi anlatmayayım. Şimdi sen de diyorsundur kendi kendine niye anlatıyor bu adam bunu diye şu yüzden anlatıyorum yaptığın bana delilik gibi gelmiyor tam aksine hayatına dair verdiğin en doğru karar olduğundan şüphen olmasın."dediğinde içimin biraz daha rahatladığını hissettim

" Gireceğin yeni yerde beni referans göterebilirsin istersen bir referans mektubu da yazarım. Evi,arabayı, eşyalarını dert etme yakın bir arkadaşım emlakçı bütün satışı işlemleriyle o ilgilenir aklın burda kalmasın"dediğinde yüzündeki tebessüm biraz daha büyüdü.

Oturduğum yerde biraz daha dikleştirdim sırtımı ve büyük bir tebessümle kendisine döndüm."Ben çok teşekkür ederim size borcunu nasıl öderim bilmiyorum"dedim mahcubiyetle.

Onun yüzündeki tebessüm daha da büyürken oturduğu koltuktan ayaklandı."Seni bunca şeyden vaz geçiren o delikanlıyla tanıştırmaya ne dersin?"

"Onur duyarım" dedim ben de gülümseyerek ve oturduğum koltuktan ayaklandım.

Birlikte odadan çıkıp benim odama doğru ilerlemeye başladık.

Nihayet odamın önüne geldiğimizde kan beynime sıçramadı itfaye hortumuyla sıkıldı niye mi?

Pek kıymetli sevgilimin etrafını saran kadınlar yüzünden. Bakın kadın demiyorum. Bir kişiden bahsetmiyorum. Tamı tamına 5 kızdan bahsediyorum.

💚🖤

"Allah aşkına bir daha söyle yavrum." Dedi Semih kahkahalarının arasında.

Bunu söylerken eşarbını yan bağlama karbanın olim eşarbını yan bağlama diyen abladan farksızdı.

Ben mi? Sevgili sevgilimi ellerimi belime atmış tip bakışlar eşliğinde izlemekteydim.

Semih koca bir kahkaha daha atarken dayanamadım en sonunda "Semih!" Diye yükseldim.

"Söyle yavrum" derken hala gülüyor olması ise sinirlerimi zıplatıyordu.

"Semih koskoca bir hafta geçti şu olayı biraz daha sürtmeye devam edersen yeminle gırtlaklayıvericem ha!" Diye yükseldim.

"Yavrum ben bu olayın şokunu değil bir hafta bir ömür üstünden atamam" dedi devasa bir kahkaha eşliğinde.

"Allah'ım aklıma mukayyet yoksa ven harbi fıttırıcam. Allah aşkına ortada bu kadar komik olan ne var Semih"

"Yavrum komik olan zaten yaşanandan çok yaşanabilecek senaryolar" derken kocaman bir kahkaha daha attı.

"Fesupanallah!!!" Diye yükseldim.

"Tamam sinirlenme ya gülmicem" derken gülmekten yaşlar akan gözlerini sildi ve devam etti konuşmaya "Şimdi seen Amerikada Massachusetts Institute of Technology üniversitesinde okudun dimi"

"Evet Semih"dedim bıkkın bir sesle

"Okul bitince de bankada çalışmaya başladın ve yaklaşık koskoca iki üç yıldır orda yaşıyorsun"

"Yani Semih" dedim konunun sadede bağlanması için.

"Yani senin üstüüünn bir İngilizce temelin var doğru mu?"

"Sayılır yanii"

"Yanisi manisi şu ki acayip merak ettiğim bir şey var. Sen bu üstün ingilizce bilgisinden 'or What' diyen Selahattin Paşalı ingilizcesine nasıl düşüş yaşadın." Derken yine kocaman bir kahkaha atmıştı.

"Semih!" Diye yükseldim yine.

"Hayır yani seni yakından tanıyan bir insan olarak senin baya geniş ve yaratıcı bir hayal gücün var yani sencede 'Shut up and fuck you' senin için çok düşük bir seviye olmadı mı?"dedi ve kocam bir kahkaha daha attı. "Hayır aslına bakarsan bu ingilizcenin bir seviyesi değil çünkü böyle bir kalıp yok bu baya seviyesiz bir ingilizce" derken dahada büyük bir kahkaha attı.

"Semih yeter artık valla gidicem haa sen beni dalga geçmeye mi çağırdın buraya?" Diye yükseldim.

"Mesela şey... Ne diyordun sen? Hah buldum. Seni bir sikerim boş otobüste ayakta gidersin bak bunu ingilizceye çevirsen kızlar sadece benden uzaklaşmakla kalmaz şaşkınlıktan yüzlerindeki botokslar falan fışkırırdı" derken bir yandan ellerini yanaklarından fışkıran botokslar gibi garip garip bir şeyler yaparken bir yandan da atıp atabileceği en büyük kahkahayı attı.

Ben en tipinden göz devirirken.

"Dur dur kızma hemen. Ama bir düşün böyle bir şey yaşansa hem bankadaki herkesin gerçek yüzü ortaya çıkardı hem de kızlar benden uzaklaşmak için koşarak kaçardı bence" derken devasa bir kahkaha daha attı.

Tutamadım kendimi daha fazla yanımda duran tekli koltuktan elime geçen krlentlerden birini aldığım gibi şeytan taşlar misali savurdum kafasına.

"Semih gülüp durma artık!!!"

"Oyhh nenenun kemuğune" dedi kahkahalarının arasında şiveye de kaymıştı. "Tamam valla bana da yetti bu kadar. Karnım ağrıdı be gülmekten" dedi koltuktan doğrularken.

"Yok yok gidiyorum ben ya sen kendi kendine gülmeye devam et" dedim sinirle ve kapıya geçmek için tam Semih'in yanından geçip gidecekken kolumdan yakaladı.

"Hani bir metreye bile tahamülün yoktu noldu o sözlere mühendis hanım?" Dedi çapkınca gülerken.

"O beni sinir etmeden önceydi ayrıca sen nerden biliyorsun öyle dediğimi?"

"Ben senin kalbini biliyorum bu ne ki?" Dedi çapkınca gülerek.

Yaptı işte. Yine bir gülüşüyle, bir bakışıyla, söylediği bir iki kelimeyle her şeyi unutturdu. Hem sinirden saç baş yolduruyor hem her şeyi yine o siliyordu.Garipti ama asla şikayetçi de değildim.

"Ne varmış benim kalbimde söyle bakim?" Dedim en cilvelisinden gükerek.

"Yapma"

"Neyi?" dedim şaşkınca.

"Gülme" dedi yumuşacık bir sesle.

"Neden?"diye sordum aynı şaşkınlıkla.

"Çünkü

Böyle gülümsersen gönle sevda düşer

Gülümseyen çehrene diz çöker bu beşer" derken kollunun birini bacaklarımın altına diğerini sırtıma dolayıp kucaklarken ayaklarım yerden kesildi. Bu noktada hayatımın en şen kahkahaları döküldü dudaklarımın arasından.

"Sen beni böyle seviyorken gülmeden duramam ya sevmeyi bırak ki bu beni öldürmekle eş değer ya da diz çök sevgilim"

Sırtım koktukla buluşurken Semih'in üzerime eğilmesiyle dudaklarımız arasında milim mesafe varken derin bir tebessüm belirdi dudaklarında " Gün gelicek binlerce kişinin önünde senin önünde diz çökücem. Sevmeyi bırak diyorsun söyle nasıl bırakılır seni sevmek? Birbirine kazınmış iki ruh nasıl ayrılır birbirinden?Ben örgü örmeyi bilmem nakış işlemeyi hiç bilmem ama seni öyle bir işlemişim ki ruhumun her zerresine nasıl geri sökülür işte onu hiç bilmiyorum."

"Sökme o zaman hatta daha sıkı düğümle" dedim ellerim ensesinde hafif gezinirken.

"Sen atıyorsun zaten atacağîn düğümü. Hatta öyle bir düğüm atıyorsun ki nefesimi kesiyorsun sanki" derken bakışları tam olarak gözlerimdeydi. Öyle bir baktı ki. Nasıl anlatılır bilemiyorum. Sanki çok kıymetli bir hazineye bakar gibi. Öyle hayran hayran...

"Napıyormuşum ki ben?" Dedim gülünseyerek.

"Kıskanıyorsun ya beni. Hani bana bakan kızlara öldürücek gibi bakıyorsun ya,sanki tırnaklarınla gözlerini oyucak gibi"

Evet tüm bunlar hatta daha fazlası yaşanmıştı ilk tatilimizde.Zira şöyle yatsınamaz bir gerçek vardı ki o da benim sevgilim çok fena yakışıklıydı.

Amerikan kızları ise..

Neriman sultan tabiri ile baya bir gevşekti.

Bankada olay çıkarmadan kızları göndermiş ve gayet tatlı tatlı Genel müdürüle Semih'i tanıştırmıştım sonra mutlu mesut bankadan ayrılmış ve Semih'i çok sevdiğim bir mekanda dondurma yedirmeye götürmüştüm. Sonra iki dakika bakın sadece iki dakika siparişlerimizi vermek için masasan kalkmıştım ve geri döndüğümde bir de ne göreyim sevgilimin etrafı yine kadınlar tarafından sarılıydı.

Hayır benimkinin bir suçu yoktu zira Semih sevgilim var deyip kızları savuşturmaya çalışıyor kızlar ise bunu duymalarına rağmen numara vermeye çalışıyorlardı.

Tüm hunlar benim tüm yüz hatlarımın sinirden seğirmesine neden olurken neyseki ben kızlara dalmadan Semih hızla masadan kalkmış ve yanıma gelmişti. Birlikte elimizde dondurmalarla mekandan çıkmış onun yerine bir parka gitmiştik ama sevgilimin kahrolası karizması beni orda da cinnetin eşiğine kadar getirmişti zira ben Semih'in hemen dibinde hemen kolunun altında tripli tripli dondurmamı yerken başka bir kız gözümün içine baka baka Semih'e numarasını yazdığı bir peçete verip uzaklaşmıştı dibimizden. Artık ciddi manada sinirden gözüm kararırken benimki peçeteyi anında yere atıp sakin ol nefes al falan diye beni sakinleştirmeye çalışırken ben sinirle kalktım oturduğum banktan ve yürü eve gidelim yoksa ben bugün katil olucam dediğimde sağolsun ikiletmekiş ve benimle birlikte o da ayaklanmıştı.

Ancak çilem bitmiyordu. Eve giderken yolda gördüğümüz bir kız bize daha doğrusu Semih'e doğru kıvırta kıvırta gelince artık benim şartel martel ne varsa atmıştı. Kızın yüzüne yüzüne 'shut up and fuck you' diye böğürüp devasa kahkahalarla gülen Semih'i ise kolundan çekiştire çekiştire eve sürüklemiş ve hızla eşyalarımı hazırlayıp mümkün olan en kısa sürede bir daha Semihle dönmeye tövbeli olarak Amerikayı terk etmiştim.

Zira bu kızlar bu kadar rahat ve gevşekken bura kurtlar vadisindekinden daha büyük bir kurtlar sorfasıydı. Benim ise sevgilimi kurtlar sofrasına atmaya hiç niyetim yoktu

"Sonra elimin içindeki elini iyice kenetliyorsun ya elime işte diyorum kendi kendime sahiplenici kadın tutuşu bu. Semih diyorum o an kendi kendime yanmışsın oğlum sen abayı çok fena yakmışsın seviceksin çünkü başka çaren kalmamış... Bu eli bir daha bırakmasın diye gözünün içine içine bakacaksın başka çaren yok"

"Bırakmam!" Diye yükseldim anın heyecanıyla.

Semih'in yüzüne anında tatmin olmuş bir gülümse yayılırken devam etti konuşmaya "Bu kız varya diyorum kendi kendime bu kız senin her şeyin, alacağın nefeste o yiyeceğin ekmekte iceğin su da her şeyin bu kız. Gezegen olsan etrafında döneceğin tek güneş bu. Şaşırıyorum bazen, kendi kendime bir insan bir insanı böyle sever mi diyorum? Delilik gibi geliyor, ama oluyor bir insan bir insanı ne kadar çok sevebilirse o kadar çok seviyorum seni. Sonra TDK'ye yazı göndermem lazım diyorum bazen çünkü çok,çok az kalıyor benim sana olan sevgimi tarif etmemde acil yeni bir kelime bulmaları lazım."

Bu noktada ufak bir kıkırtı döküldü dudaklarımdan.

"Gülme yalvarırım gülme şöyle yoksa aşktan ölen ilk insan olucam" derken baş pamağı yanağımı okşadı usul usul.

Asıl böyle konuşmaya devam ederse ölecek olan bendim görmüyor muydu?

Söylediği her cümle ise bir antlaşma metninin maddeleri gibiydi.

1.Gönül Harbi Sonsuzluk Anltlaşması

İki taraf vardı bu savaşta çok şeyler kaybeden iki taraf.

Yıllarını, en deli dolu zamanlarını mutsuz geçiren, hayattan yzun süre zevk almayan, en mutlu olmaları gereken anlarda birbirinde ayrı kaldığı için tam anlamıyla mutlu olamayan iki taraf,sonunda birbirine kavuşan ve bunun sonsuza kadar sürmesi için antlaşma imzalamaya karar veren iki taraf.

Maddeler tamamdı,taraflar aynı masaya oturmuştu geriye sadece antlaşmayı mühürlemek kalmıştı bu antlaşma kalemle,damgayla değil burbirine kavuşmayı bekleyen dudaklarla mühürlenicekti.

O ZAMAN MÜHÜRLENSİNDİ.

Semih'in ensesinde gezinen ellerim aradaki o minicik mesafeyi sıfırlamak için kendime çekmeye meylederken bu büyülü anı baltalayan biri oldu yine:(

Kapı alacaklımız var gibi gümbür gümbür çalmaya başlayınca aklıma acı bir gerçek geldi.

Ben kendi bacağıma sıkmıştım.

"Kim bu münasabetsiz" diye söylenmeye başladı Semih cevap ise benden yükseldi.

"Arkadaşların"

"Ne arkadaşı yavrum kimseyi davet etmedim ki ben"

Yüzüme yayılan mahcubiyet tebessümünü anında kaptı. Ve kocamn bir nolur bunu bize yapmamış ol bakışı attı.

"Program yapmışsınız galiba ama siz Talhayla son anda ekince ortada kaldık dediler ben de gelin çay içeriz dedim"

"Yavrum" dedi yıkılmış bir şekilde ama gerisi gelmedi.

"Hadi kapıyı aç ben de çay koyayım" dedim ılımlı ılımlı.

"Yavrum ben 7/24 o dingilleri görüyorum zaten kaç gündür o deplasman bu deplasmana derken görüşemedik seninle şimdi niye başbaşa kalmak varkrn bunları eve alıyoruz ya"

"Haklısın ama söz sonra telafi edicez davet ettim artık çok ayıp olur kapıyı açmazsak"

"Olmaz bir şey olmaz takmaz onlar çalar çalar giderler"

Bu cümlesini ise yerle yeksan eden bir ses yükseldi kapının arkasından.

"Semih abi kök saldık burda nerde kaldın abi ya"

Diye bağıran bir adet Musti.

Semih söve söve olduğu yerden doğrulurken ben de kalktım koltuktan.

"Tutma bu sefer beni sakın tutma yavrum. Ben bu sefer bunun kafasını kırıcam. Herif romantik anlarımın bir numaralı düşmanı be!!!"

"Sakin ol ve kapıyı aç artık harbi ayıp oluyor çocuklara"

"Off off!Hayır ben anlamıyorum ki Talhada ekti bunları ama o şuan İremle sinemada fingirdeşiyor ben burda bu dingillerle uğraşıyorum reva mı buna ya!"diye söylene söylene kapıyı açmaya giderken ben de mutfağa çay koymaya gittim.

Çaydanlığı ocağın üzerine bırakırken içerden gelen Semih'in sesiyle ister istemez güldüm. "Niye geldiniz lan?" Diyordu.

Çocukları yaka paça dışarı atmasın diye hemen çayı koyup içeri geri döndüm.

💚🖤

İrem sıkkın bir nefes verdi elindeki mısır paketleriyle tripli tripli kendisine gelen sevgilisine bakarken.

"Aldım mısırları hadi gidelim."dedi Talha tripli tripli.

İrem bir şey demeden seri adımlarla salona ilerleyen Talha'nın peşine takıldı.

En sonunda ise dayanamayarak "Talha"dedi durması için.

Talha ismini duyunca olduğu yerde durdu ve omzunun üzerinde ters bir bakış attı İrem'e "Ne var?"

İrem göz devirirken aralarındaki mesafeyi kapatmaya koyuldu bir yandan da sinirle soludu"Daha ne kadar devam edecek bu şey?"

"Ne devam edecek?"

"Tribin"dedi İrem oldukça net bir şekilde.

"Trip atmıyorum"derken trip atmak diye bir kavram olmasa bile İrem Talha'nın bu hareketlerine kesinlikle trip atmak derdi.

"Talhacığım,sevgilim, birtanem, aşkım abartmıyor musun sence de?"diye sordu İrem tane tane.

"Bir şey yapmıyorum ki İrem yürü gidelim artık mazallah kaçırırsın falan Ekin Bey'in filmini n'aparız sonra?"

Deyip tekrar tripli hareketler eşliğinde salona ilerlemeye koyuldu Talha.

İrem de bayık bakışlar ve sinir yüklü adımlar eşliğinde Talha'nın peşinden gitti.

Sonunda salona girebildiklerinde kendi koltuklarına ilerlediler. En arkadan ikinci sıranın en sağına doğru geçmişlerdi. Zira İrem film seçerlerken Ekin Koç'un eski filmlerinden biri olan Senden Bana Kalan filmi tekrar vizyona girince ona gitmek istemiş laf arasında da 'Ben orta okuldayken gitmiştim bu filme Ekin'e hayrandım o zaman buna gidelim mi?' deyince. Tayyip Kıskanç Talha Sanuç, bu laf ağzından çıktığından beri trip attığı yetmezmiş gibi koltukları da ekrana en uzak köşeden seçmeye çalışmıştı.

Filimin başlamasını beklerlerken Talha somurtkan şirin modunda kucağında tuttuğu mısır paketine elini daldırıp aynı aksi hareketleriyle mısırını yemeye baslamıştı.

"Talha aşkım niye böyle yapıyorsun ya"diye İrem istemsizce yükselince etraftaki pek çok bakış onlara dönmüştü.

Tam önlerinde oturan yaşlı bir kadın ise en ters bakışlarını yollayınca "Afedersiniz" dedi İrem mahcubiyetle.

Daha sonra ise"Talha sinir ediyorsun beni ya"fısıldayarak söylenip önüne döndü.

Kısa süre sonra film başladığında İrem bir süre Talha'ya bakmadan filmi izlese de en sonunda dayanamayıp Talha'ya döndü. Talha ise Ekin Koç'a öldürücü bakışlar atmaktan vazgeçip telefonuyla ilgilenmeye başlamıştı.

"Ya sabır ya selamet" deyip tekrar önüne döndü İrem. Aynı saniyelerde ise önünde oturan teyzenin aynı ters bakışlarıyla karşılaşmayı beklemiyordu. Kadın ters bakışlarına ilaveten "şşş" deyip tekrar önüne döndüğünde İrem bu gün sabrının test edildiğini düşünmeye baslamıştı.

Gözlerini yumup sakinleşmeye ve filmine odaklanmaya çalıştı. Bir süre başarılı da oldu aslında taki bir ses yükselip Ekin'in sesine karışana kadar.

"Ispanaktan ver"diyen Ekin'in sesine karışan ses ise aynen şu idi"Rafa Silva bıraktı RASHİCA RAS-Hİ-CA GOOOLLLL. BEŞİKTAŞ ATLETİK BİLBAO KARŞISINDA BİR SIFIR ÖNE GEÇİYOR" 2025 Beşiktaş-Athletic Bilbao maç anonsu.

Beşiktaş için çok mistik bir camiadır derler. Bu genel anlamda da doğrudur aslında zira mistik kelime anlamı olarak doğa üstü ya da anlaşılması zor gibi anlamlara gelmektedir. Ve Beşiktaş kesinlikle anlaşılması zor bir camiadır zira bir bakarsınız lig sonuncusuna puan kaybetmiştir bir bakarsınız Real Madrid'in yenemediği Bilbao gibi 6 maçta iki gol yemiş avrupa devi bir takıma tek maçta dört gol atar.

Ancak İrem'in bunu düşüncek hali yoktu zira İrem başta olmak üzere etraftaki pek çok bakış tam olarak İrem'in yanına yani tam olarak Talha'nın üzerine kaymıştı.

Talha telaşla telefonun sesini kapatırken İrem elini yüzüne kapatmamak için zor durmuştu.

Etraftan kınayıcı cık cıklamalar yükselirken söylenenlerde olmuştu.

"Kardeşim sinemaya girerken sessize alsanıza şu telefonunuzu"

Talha kısaca "Kusura bakmayın lütfen" dedikten sonra bakışları n'apıyorsun sen diyen İrem'e döndü.

"İnanamıyorum sana"dedi İrem sessizce fısıldayarak.

"N'apiyim tutturdun Ekin Ekin diye. Filmi izlemek istemeyince bende eski maçlara göz atayım demiştim"

"Sevgilim adam 40 kusur yaşında ya neyini kıskanıyorsun"

"Kıskanırım 60 yaşında da olsa öyle Ekin mekin dersen kıskanırım" diye fısıldarken bir eli usulca İrem'in yüzüne uzandı. "Elimde değil."

İrem yönünü tamamen Talha'ya dönerken yüzüne yayılan tebessüme engel olamadı.

"Kuduruyorsun dimi kıskanç köpek" derken yüzleri arasındaki mesafeyi iyice kısaltı.

"Sorma çok fenayım. Nefesimi kesiyorsun be zalımın kızı" Derken yüzleri arasında azıcık kalan o mesafeyi de Talha kapattı. Uzun ve derin bir öpücük bıraktı İrem'in dudaklarının üzerine.

Dudakları birbirlerinden ayrıldığında ikisinin dudaklarıda usulca kıvrıldı iki yana.

"Eki mi Arpa mı ne zıkkımsa izlemeyecek misin şu dingili? Biter bak filmi üzülme sonra"diye fısıldadı Talha.

"Şuan sevgilimden başka kimseyle ilgilenmiyorum"

"Diyorsun?"

"Diyorum ve arttırıyorum senden başkası umurumda bile değil ama film güzel yiğidi öldür hakkını teslim et"

"İyiymiş"diye fısıldırken dudağının tek kenarı usulca kıvrıldı.

Ani bir hamleyle yüzleri arasındaki mesafeyi kolunu İrem'in boynuna dolayıp başını kendine doğru çekerken açtı.

İrem dudaklarının arasından firar etmek isteyen kıkırtılara güçlükle mani olurken başını Talha'nın omzuna yasladı.

Bir süre sessizce filmlerini izlediler. Bir zaman sonra İrem'in bakışları önüne uzatılan mısırla ekrandan ayrılıp Talha'nın yüzünü buldu. Talha yüzünde kocaman bir tebessümle kaşıyla mısırları işaret ettiğinde İrem beklemedi daha fazla.

Filmin geri kalanında ise pek konuşmadılar Talha ara ara İrem'e mısır uzattı İremde tüm o mısırları büyük bir memnuniyetle kabul etti.

Filmin sonlarına doğru İrem buğlanan gözleriyle ekrana bakmaya devam ederken bir anlık bakışlarını Talha'ya çevirdi.

Gözü nemli olduğundan hayal mi görüyordu yoksa Talha söve söve girdiği filmde ağlıyor muydu emin olamadı.

"Ağlıyor musun sen?" Diye sordu büyük bir şaşkınlıkla.

Talha bakışlarını kararan ekrandan ayırıp İreme çevirirken baya bir huysuzdu "Bu ne biçim son ya uzun bir süre kar görmek istemiyorum"Derken ısıklar da açılmış salonun içi aydınlanmıştı.

Salon yavaş yavaş boşalırken İrem gözlerini kurulayıp Talha'ya döndü yeniden.

"Tamam yaa ağlama. Duygusal duvarım benim. Gel ben sana bir tatlı ısmarlayayım enerjimiz yerine gelsin"

"Tatlı kesmez benim moral çöküşümü. Madem soktun beni bu filme birbirimizden asla ayrılmayacağımıza, kötü hiç bir şey olmayacağına beni ikna etmen lazım. Tabi evinize gelip Yağızın odasına çökmemi istemiyorsan"

"Talha"dedi İrem adının son hecesini uyarırcasına uzatırken.

"Nasıl ikna edeceğini tamamen senin inisiyatifini bıraktığımı belirtmek isterim. İstediğin metodu uygulayabilirsin Nefesimm" dedi Talha muzipçe gülerek oturduğu koltuktan ayaklanırken.

"Şansını fazla zorlamasan mı acaba sen hayır çünkü benim tepemin tasını bir attırırsan tatlı hakkını da kaybedeceksin ondan diyorum"dedi İrem meydan okurcasına oturduğu koltuktan ayaklanırken.

"Hay hay. Biliyorsun bizde sen ne diyorsa o"dedi Talha göz kırpıp İrem'in elini kendi eline kenetleyip birlikte çıkışa ilerlemeye başladılar.

"Sen varya seeen"dedi İrem boşta kalan iśaret parmağını Talha'ya doğru sallayarak "İşini çok iyi biliyorsun golcü stoper"

"Ben biliyorum da sen pek bilmiyorsun galiba."

"Allah Allah niyeymiş o?"diye sordu İrem yandan bir bakış atıp

"İstediğini yap diyorum al bütün benliğim senin olsun diyorum sen tatlı yiyelim diyorsun. Bu fırsat her zaman ele geçmez Bursalı"

"Geçer geçer biliyorsun bizde ben ne diyorsam o"

İrem'in kendinden emin sesi Talha'nın gür kahkahasının arasına karıştı "Asıl sen işini çok iyi biliyorsun be Bursalı. Yaktın anasını stayım beni yaktın" derken İrem'in saçlarına derin derin öpücükler bıraktı Talha.

"Eee ne tatlı ısmarlayayım sana duygusal duvarım"

"Keşkül nasıl olur? İki tane de paket yaptırırsın"

"Paket ne için?"

"Yaralı Timsah'a işte"

Talha'nın söylediği şeyle bu kez İrem'in kadınsı kahkahası döküldü aralarına.

"Sen o gerizekalıyı baya seviyorsun biliyorsun dimi?"derken yüzünde derin bir tebessüm vardı.

"Kim? Ben mi?"dedi Talha inanamaz gibi "Ne seveceğim be ben o Yağız'ı. Evladım olsa eldivenle bile sevmezdim ben onu da işte öyle kırık bacakla yatıyor gerizekalı sen üzülüyorsun ben ondan şey ediyorum. Yoksa iyi oldu aslında geçici de olsa bir abaza eksildi piyasadan diye lokma döktüresim var"

"Ay lokma deme gözünü seveyim ya"

"Noldu?"

"Spesifik olarak olan bir şey yok Yağız yine yapmış Yağızlığını. Annemin kaybolan bileziğini vardı ya onu bu salak çalmış sonra gitmiş bozdurmuş o parayla da Bursa şampiyon olsun da Süperlige yükselsin diye lokma hayrı yaptırmış"

"Yani ben o çocuğa diyecek bir şey bulamıyorum artık. Neyse yapcak bir şey yok artık yiyenlere afiyet olsun ne diyelim? Tatlısını yesin de şsker sağ kalan bir kaç beyin hücresine bari fayda eder belki"

"Seviyorsun seviyorsun valla bak sen benim salak kardeşimi seviyorsun"

"Sevmiyorum"

"Seviyorsuunn"

"Yav sevmiyorum"

"İyi tamam sevmiyorsun"

"Seviyorum dedim ya"

Bu kez ikisi aynı anda bastı kahkahayı.

"Valla kalbimi zaten yaktıydın en sonunda beynimide yaktın Bursalı alacağın olsun" dedi Talha gülerek.

Yine bir güne daha yüzlerce anı sığdırdılar. Bilikte güldüler, birlikte ağladılar, sarıldılar,öptüler, asla doymak bilmeksizin sevdiler birbirlerini,tatlı yediler, Yağızla Talha Pes oynarken İrem onları gülerek izledi sonra birlikte onların götürdüğü tatlıyı yediler ama Teksaslı İboyla Alen Markaryandan biraz daha uzun sürdü Talhayla Yağızın kavga etmemeleri ve geceyi her zamanki gibi ağız dalaşıyla kapattılar. İrem'in uyumadan hemen önce duyduğu ses ise her zamanki gibi telefonun öteki ucundan yükselen Talha'nın sesi oldu Talha'nın ki ise İremin uykuyla uyanıklık arasında gezinirken kurduğu uykulu bir seni seviyorum sesi oldu.

Her şey olduğu gibi doğal akışında ama onlar için huzur verici bir şekilde akıp gitti.

Selamın Helllooooğğğ artık resmi gayriresmi dini milli her şekilde kavuştuuuuukkkkk🥳🥳🥳🥳🥳

Neysee ben 15. Bölüme kaçarottiii ama siz lütfen Vote ve yorum atmafan kaçmayınnnn💕💞💞💞💞💞💞

15. Bölümde görüşünceye dek kendinize cici bakınnnn💞💞💞💋💋

💚E🖤N🤘🏻D

Bölüm sonu

5 yorum