İçeriğe geç

YEŞİLİN AGÜERO TONU

Bölüm 52 · 69 dk okuma

YEŞİLİN AGÜERO TONU

Bölüm 52

🖤13.Bölüm🖤

💔

İnsan bazen gider,

Sevse bile,

Severek giden insan,

Çok şey gizler kalbinde;

Ama susar ve gider gizledikleriyle...

~Miraç Çağrı Aktaş~

Selamın Helllooooğğğ😇😇💞💞💞💞

Bölüme geçmeden önce düzeltmenin bitmesine az kaldı sizce düzenlenmiş hali nasıl oldu bu konu hakkındaki fikirlerini ve görüşlerinizi benimle paylaşırsanız çok mutlu olurum😊😍

Birde bölüm gecikti biraz ama bunun nedeni kitabın şimdiye kadar yazılmış en uzun bölümü olmasından kaynaklanıyor yine de gecikme için ksura hakmayın lütfennn😇😊💕💕💕

Bol bol yorum yapıp Vote alanları bal yanaklardan öper uzunca bir bölüme yolcu ederim.

"Hayatım aradım çocukları yoldalarmış"dedi Necip abi mutfağa girerken.

"Tamam aşkım. Peki bahçedeki masaya sığabilecek miyiz?"

"Cengolar bir gelsin o zaman salondaki yemek masasını da alırız bahçeye"

"Tamamdır. Sen ateşi yaktın mı?"Diye sordu Nur.

"Hallediyorum şimdi" dedi Necip abi ve bahçeye çıktı.

O çıktıktan sonra Nur bana döndü "Gel biz de malzemeleri alıp dışarı çıkalım salatayı orda hallederiz. Şu iki saatte ömrümden ömür gitti zaten" dedi son kısımlarını kulağıma doğru olmak üzere.

Güldüm hafifçe zira sinirlerim harap, gözlerim uykulu, kafam ise arap aşı falan değildi artık zira aşureye dönmüştü.

HATTA BENİM BAŞIM KOMPLE KOPMUŞTU!!!

Salata malzemelerini alıp bizde bahçeye çıktık.

Haa bu arada ben iki gündür mesajlara bakmadığım için bilmiyordum ama mangal ayarlamışlar o yüzden Necip abilerde toplanıyorduk şuan.

Poyraz'ı ise Necip abi gelmeden on dakika önce zor göndermiştik evden.

Necip abiyle karşılaşsalar hele ki Duru'yu okul etkinliğinden ben babanın arkadaşıyım diyerek aldığını bilse neler olurdu düşünmeye gerek yok galiba.

Kan görüyordum. Vahşet görüyordum. Şakak kemiğinden levye giren salak bir Poyraz görüyordum.

Bahçeye çıkıp masaya oturduk ve biraz Nurla sohbet ettik.Zaten kısa bir zaman sonra kapı çaldı. Bu sırada Duru ,Arden nerde diye Nur'u delirtirken ben kapıya bakmak için kalktım sandalyeden.

"Ayy Duru bir dur kızım yaa."diye söylendi Nur "Bak sen mızırdanıp duruyorsun diye misafir kızı kapı açmaya gönderdik ayıp ya"

"Aşk olsun Nur ben misafir miyim?" Dedim tam mutfaktan bahçeye açılan sürgülü kapıdan geçerken geri yüzümü ona dönüp.

"Yok canım ben ondan değilde işte anladın sen beni kıvrandırma" dediğinde güldüm ve uzaktan öpücük atıp içeri girdim.

Kapının yanına yaklaştıkça kapı zili beynimi tırmalamaya başladı. Hayır yani kimdi bu dengesiz elini bir saniye zilden çekmiyordu.

"Geliyorum işte patlamayın!"diye bağırdım zaten kapıya gelmiştim hızla açtım kapıyı.

Karşımda full kadro alt yapının elmaslarını görünce ise sakince gülümsedim.Gözlerim ise o kadar kişinin içinde ilk zümrüt yeşili gözleri perdeleyen siyah camlara takıldı.

Camlar gözlerini perdelesede bakışlarının kahvelerimi hedef aldığının farkındaydım. Artık gözlerini kaçırmıyordu anlaşılan tam aksine gözlerimin içine içine bakıyordu. Buan sonsuza kadar sürsün isterdim lakin insanları daha fazla kapıda bekletmemek adına yavaşça yana kaydım.

"Hoş geldiniz beyler" dedim kibarca

"Hoşbulduk yenge" dedi Musti.

"Eyvallah yenge"dedi Arda.

"Merhaba yenge"dedi Emir.

"Yenge sen hayırdır. Göz altlarına asfalt bakım çalışması mı yaptırıyorsun?"diye sordu Talha.

"Niye n'olmuş gözümün altına?"dedim panikle ellerimi gözlerimin altına atarken.

"Yok yani biraz çökmüş de ondan dedim. Baya da yorgun duruyorsun"

Rahatlamış bir nefes verdim. "Talha aklımı çıkarıcaksın yaa. Ben de bir şey olmuş sanıyorum. Uykusuzum iki gündür ondan yorgunum biraz"

"Ee uyu o zamn yenge" dedi Talha gülerek ve kot ceketini vestiyere astı.

Güldüm ister istemez. "Sağol Talha sen olmasan ben bono nasol akol edocektom" dedim eseneye esneye.

Güldü hepsi bu halime oysa bence gülünecek bir durum yoktu burda ben uykusuzdum,bitiktim,son derece dengesizdim,acı çekiyordum be komik miydi yani bu? Bence değildi hemde hiç.

En uyuzundan göz devirdim. "Geçin hadi geçin bahçede Necip abiler"

Onlar bahçeye giderken Semihle baş başa kalmıştık. Üzerinde siyah bir kot pantolon, beyaz tişört ve siyah bir deri ceket vardı.Ceketi vestiyere astıktan sonra bana döndü.

"Hayırdır bir problem mi var?" Derken gözlüğü burnuna doğru indirip camların üstünden bir bakış atmıştı.

"Y... yoo... Yok. İşle ilgili ufak bir şey vardı hallettim"

"Başka bir şey yok yani öyle mi?"derken camın üzerinden attığı bakışlar kuşku doluydu.

"Hayır yok." Dedim omuzlarımı silkip duruşumu dikleştirerek.

"İyi bahçeye geçelim o zaman"derken kolunun birini hafifçe öne doğru uzattı.

"Olur geçelim"dedim ve topuklarımın üzerinde arkama dönüp geldiğim yolu gerisin geri adımlamaya koyuldum.

Birlikte bahçeye geçtiğimizde Talha hala salak salak göz altlarımın çökmesiyle ilgili espri yapıyordu ve baya kaşınıyordu. Neyseki şanslıydı zira ben kaşınanı kaşımayı çok seven bir insan evladıydım.

Overlokçu ayağına geldi Talhacığım mevzi al.

"Necip abi"dedim isminin son hecesini hafif bir imayla uzatarak.

İsmini duyan kaptan ateşi yelleme görevini verdiği Emir'e talimat vermeyi bırakıp bana döndü"Efendim abiciğim"

Senin abiciğim diyen dillerine kurban olsunlar be abim.

Dudağım önce Necip abinin sahiplik ekiyle kurduğu cümleden mütevellit iki yana kıvrılsada kısa zamanda tek tarafı daha çok kıvrılarak çarpık bir gülüşe dönüştü."Talha masayı ben taşırım kaptanımı yormam dedi şimdi utanır o söyleyemez haberin olsuun"dedim masaya otururken ve zevkle ağzıma tabakta duran çeri domateslerden birini attım.

Bu sırada Semihte yanımdaki boş sandalyeye oturdu.

"Yengee" dedi Talha son heceyi uyarırcasına uzatırken.

Zerre oralı olmadım. Hatta yüzümdeki gülüşün daha da çarpıklaşmasına müsade ettim.

Ee görelim bakalım Talha bey sen mi yamansın ben mi yamanım.

"Afferin lan Talha kedi olalı bir fare tuttun.Koş Mustiyle sırtla masayı da alıp gelin"

"Abi biz nasıl taşıyalım koca masayı ya?"diye itiraz etti Musti.

"Ulan boyundan posundan utan be!Püü"dedi Necip abi. Üstelik bunu sadece söylememiş ellerini 'püü senin kalıbına' manasında öne doğru savurmuştu.

"Abi o masa normal bir masa değil" dedi Talha tane tane "Devasa ve orjinal ceviz. Hadi bu boylu puslu kalıplı ben nasıl kaldırayım o mut gibi masayı yaa. Eşşek ölüsü gibi bir şey o"diye Talhada isyana kalkıştı.

"Ulan o boylu poslu da sanki sen yerden bitmesin."Derken Necip abi yine yeni yeniden haklıydı "Öyle instagrama kaslı fotoğraflar atmaya benzemiyormuş dimi gerçek hayat?"Hoop Kaptan ne yaptın ya kavgada söylenmez bu laf.

Ama bir şey diyeyim mi? Adam yine haklıydı be kardeşim.

Hepimiz Necip abinin dediklerine gülerken Talha tip tip baktı ortama.

"Abi ayıp oluyor ama"derken homurdanmak diye bir şey olmasa bile biz şu yaptığına yine homurdanmak derdik.

"Ne var lan? Yalan mı? Sen bu aralar baya düştün kondisyondan hee farketmiyorum sanma. Nerde o eski Talha. Şimdi o eski Talha olsa tek başına taşırdı o masayı hey yavrum hey"

Necip abiciğim işine karışmak gibi olmasın ama bu çocuk doğalgazla çalışan VW POLO TGl mı? Veriyon gazı veriyon gazı.

"İnata bindirmeyelim abi eşşek ölüsü değil ayı ölüsü olsa taşırım"

Sözümü aynen geri iade eden Talha'ya göz devirmeden edemedim.

"Var mısın lan iddiasına?"

Aa hala devam ediyorlar.

Bu işin sonu sakatlığa bağlanır hanımlar beyler ben diyeyim.

Talha biraz aklın varsa bu konuyu burda kapatırsın.

"Varım abi nesine?"

Ne diyeyim ki ben bu çocuğa?

Topçular hakikaten gazla çalışıyordu ve bu zaman tanımıyordu.

Mesela teeee 1944'te Beşiktaş, Harp Okuluyla maç yapmak için Ankara deplasmanına gitmiş. İlk yarı Beşiktaş kötü bir skorla 3-0 geride kapatmış devreyi. Devre arasına girildikten sonra soyunma odasında Beşiktaş'ın o zamanki kaptanı Baba Hakkı takıma dönüp "Arkadaşlar kendinize gelin, bu maçı kaybedersek, biletleri yırtarım ve İstanbul'a yürüyerek döneriz" deyince skor 3-0 dan 3-6 dönmüş. Beşiktaş sadece 45 dakikaya tam 6 gol sığdırmış. Üstelik bu gol perdesini açan da kapatan da yine Baba Hakkı'nın kendisiymiş.

Gerçi bu düşününce gazdan çok mabad korkusu gibi ama. Karşındaki adam Baba Hakkı olunca da insan ister istemez gerilir yani.

İki dakika içinde nasıl bu kadar çocuklaşabiliyorlardı gerçekten hayret ediyordum ama evet bu cidden bu spora kıyısından köşesinden gönül verenlerin ortak özelliği gibiydi.

"Geçen Semih'e gösterdiğin PlayStationına"

"Necip, Talha bir durun Allah aşkına çocuk gibi ne yapıyorsunuz?"diye iç sesimi dışa vurdu Nur.

"Nur yengeciğim kusura bakma ama bu iş kocana baya bir pahalıya patlayacak"

"Hahaha güleyim de boşa gitmesin." Dedi Necip abi zerre gülmeden sonra göz devirmek suretiyle devam etti konuşmaya "Sen tek başına üç nakileyicinin taşıdığı masayı yerden bile kaldıramazsın"

"Abiciğim bende Talha inadı diye bir şey var.Valla inada bindirirsem götüme roket takar marsa kadar bile giderim ben"

Talha'nın bu yükselişine başta Semih olmak üzere herkes baya bir koptu.

Hayır işin garibi öyle kendinden emindi ki bunu söylerken yapamazsın demeye dilim varmadı.

Burdan tüm Türk milletinden özür diliyorum bu arada zira Talha'ya yeterli gazı vermediğimiz için yerli bir astronottan:Talha Gezmeztoplayıcıdan mahrum kaldınız.

"Ya yürü git.Akşam akşam iş açma benim başıma. Derbi öncesi hocayla papaz etme beni"dedi Necip abi.

"Ne yani koskoca Necip Uysal altı üstü 25-30 bin liralık bir iddiaya girmekten mi korkuyor?"diye ortamdan yükselen ateşlere kova kova su değil benzin döktü Arda.

Eller yukarı Kılıç elindeki o körüğü ve benzini sakince kenarı bırak.

Yav adamlar diyorum gazla çalışıyorlar diyorum senin şu yaptığın iş mi şimdi?

"Tamam lan tamam." Diye yükseldi Arda'ya Necip abi ve Talha'ya döndü "Sen o masayı bırak getirmeyi yerinden kaldır PlayStation köpeğin olsun lan. Ama bir yerini sakatlarsan,tam derbi öncesi bana hocadan laf işittirirsen o zaman temiz bir sopada benden yersin kabul mü?"

"Kabul abiciğim o da kabul. Ama iyi düşün sonra yok efendim yanlış yere koydun yok şu oldu yok bu oldu anlamam PlayStationımı isterim"

"Lan ben ne zaman sözümden döndüm. Sen o masaya kaldır köpeğin olsun PlayStation"

"O zaman bahisleri açıyorum hanımlar beyler. Talha o masayı kaldırır diyenler"Diyerek bahisleri açtı Jr.Sergen Musti.

İlk başta kimse el kaldırmayınca Necip abi büyük bir kahkaha attı Talha ise etrafa yazıklar olsun diyen bakışlar.

Yanımda havalanan bir kol hissettim. Semih el kaldırıyordu. Talha'nın anında gözleri ışıldadı.işte cesaret işte fazilet işte feraset işte adam gibi adamlık diye bağırdı gözleriyle. Bende el kaldırdım usul usul zira Talha baya bir emin duruyordu kaldıracağından ayrıca madem bu işi ben açmıştım başına arkasında durmak boynumun borcuydu. Benim de el kaldırdığımı görünce bakışlarındakileri dile getirdi. "İŞTE CESARET İŞTE FAZİLET İŞTE FERASET İŞTE ADAM GİBİ ADAMLIK" Dedi elini bize doğru uzatarak.

Sonra beylere döndü "Size de yazıklar olsun lan!Hele sen Nur yenge şu minik kalbimi kırdın değdi mi be"

"Hadi hadi bırak drama queenlik yapmayı o kadar emindin kendinden kaldır masayı da görelim" diye bu sefer Arda'nın benzin döküp harladığı aleve körükle koştu Emir.

💚🖤

"Neci abi hadi olmadı mı daha köz abi ya"

Necip abi Mustafa öyle ters bir bakış atmıştı ki birazdan Musti'nin beybi face suratını közün içine basacak gibi duruyordu.

"Musti sus lan artık!" Diye yükseldi Necip abi en sonunda zira Mustafa dakikalardır ne zaman yemek yiyeceğiz diye diye Necip darlayıp duruyordu.

"Yaa abi acıktım ama ya ne yapayım?"dedi Mustafa.

Elindeki ekmeğin köşesini ısırarak.

Evet kendisi şuan daha közü olmamış ocağın başında ekmeğiyle bekliyordu. Birde öyle bir bakış atıyordu ki insan kızmaya da kıyamıyordu.

"Git al gel tavukları onları pişirmeye başlayalım"dedi Necip abi ocakla ilgilenmeye devam ederken.

Mustafa'nın yüzüne öyle bir ışıltı yayıldı ki görende derbi de hatrick yapı sanırdı.

Koşar adım mutfağa giden Mustafa'nın arkasından bakarken gülmeden edemedim.

"Talha abiii İrem abalam niye yoookk" diye içerden koşarak gelen Alin Talha'nın oturduğu sandalyenin arkasından omzuna doğru zıplayınca Talhadan acılı bir feryat yükseldi.

"Aliiinn! Yavaş be abicim belim kopuyor zaten"

"Ayy özür dilerim unuttum ben biran"dedi Alin geri çekilerek.

Evet Talha'nın beli, sırtı,omuzları, kolları, bacakları heryeri kopuyordu zira Talhada harbi harbi inat gücü diye bir şey vardı sanırım. Masayı tabiki buraya kadar taşıyamamıştı ama o koca masayı tek başına kaldırıp üstüne birde biraz da olsa yer değiştirtmesi bile takdire şayandı. Ama işte dün yediği hurmalar bugün tırmalıyordu. Masayı yere bıraktığından beri kıvranıp duruyordu.

"Yani Talha sen çocuk musun Allah aşkına bir iddia uğruna yapılacak hareket mi şu yaptığın?" Diye söylene söylene önünde duran marulları doğramaya devam etti Ece.

"Alin haklı hakikaten İrem nerde?"diye sordum.

"Kardeşi olacak denyoyla uğraşıyor. Salak bacağını kırmış onu hastaneye götürdü"

"İrem'in kardeşi mi var?"diye yeni bir soru yönelttim.

"İkizi daha doğrusu baş belası da diyebiliriz. Dün Semih'in evindeki çocuk yok mu o işte."

"Altı üstü bacağını kırmış çocuk Talha abartma" dedi Ece.

"Ya bırak Allah aşkına yenge kim bilir hangi kızın peşinde koşarken düştü kaldıda kırdı bacağını."

"Baya çapkın anlaşılan"Diye bir çıkarımda bulundum.

"Yok yenge bu çapkınlara pabucunu ters giydirir bu bildiğin pez..." Alin olduğu için derin bir nefesle böldü sözünü "Anladınız siz" dedi ve bu sefer sakin bir şekilde Aline döndü "Sen İrem'i niye sordun bakayım?"dedi Alin'i kucağına alarak.

"Ben gitar kursuna başladım ya. İşte öğretmenim dedi ki isrediğiniz bir şarkıya çalışın gelin onun için İrem abladan yardım isteyecektim"

"İrem ablan yok ama başka birini ayarlarız"

"Kimi ayarlacağız kii?"

"Koş git şu iki manyağa söyle iki dakika ayırsınlar o topu ayaklarından sana yardımcı olsunlar"Dedi ilerde birbirlerini çalımlamaya çalışan Semih ve Arda'yı işaret ederek.

"Aaaa doğru Semih abi de biliyor gitar çalmasınııı" dedi Alin sevinçle sonra tam Talha'nın kucağından atlayacakken Talha kollarını vücuduna dolayınca inemedi.

"O kadar sırtımı acıttın ayrıca da gitar işini hallettim şifa öpücüğümü almadan bir yere gidemezsin" dedi Talha gülerek ve işaret parmağıyla yanağını işaret etti. Alin gülerek minicik elleriyle Talha'nın yanağını avuçladı ve kocam sulu bir öpücük bıraktı yanağına sonra kucağından inip Semihlere doğru neşeyle koşmaya başladı.

"Yenge kusura bakmada senin bu sevgilin harbi ruh hastası ya daha sabah çift antrenmandan çıktık hala top oynuyor. Al almış yanına yandaşınıda. Harbi manyak bunlar ya" diye söylenmeye devam etti.

Bakışlarım Talhadan kopup Alin ve Semih'e döndü.

"Semih abiii" diye neşeyle bağırdı Alin Semih'e doğru koşarken.

Semih kendisine doğru koşan kıza kocaman gülümseyerek yere çöktü ve kollarını iki yanına açtı.Alin kendişine açılan kollara anında yapıştı ve kollarını Semih'in göğsüne doladı. Semih sinesinde küçücük kalan bedeni kollarıyla sarıp sarmaladı ve havaya kaldırıp kendi etrafında bir kaç tur atarken Alin neşeli kahkahaları tüm bahçeyi sardı.

Bir süre daha uzaktan onları izledim.

Onlar birbirlerinden ayrıldıklarında Ardayla Semih kenara geçip Alinle can oynamaya başladılar.

Arda'nın yerden yuvarladığı topun üzerinden atlayan Alin yüzünü Semih'e dönerken geri geri bir kaç adım atıp uzaklaştı ondan.

Semih yerden yuvarlanarak ayaklarının dibine kadar gelen topu yerden aldı ve topu Alin'in yakalayabileceği şekilde yavaşça fırlattı.

Alin kendisine atılan topu havada yakaladığında kocaman bir gülümsemeyle Cenk abiye döndü.

"Babaaa bak can kaptımm" diye neşeyle bağırdığında.

Yüzünde kocaman bir tebessümle zaten onları izlemekte olan Cenk abi'nin yüzündeki gülümseme kızının sesi kulaklarına dolunca iyice büyüdü ve oturduğu yerden ayaklanıp hızlı adımlarla kızının yanına gitti ve Alin'i kucaklarken artık tam olarak ağzı kulaklarına değiyordu.

"Afferin benim kızıma" dedi Cenk abi Alin'in yanağına kocaman bir öpücük bırakırken.

Alin'i kucağından indirdikten sonra o da oyuna dahil olmuştu.

Bir süre öylece oynadılar birlikte. Alin koşmaktan yorulmaya başladığında onlar kenara Semihler ortaya geçmişti.

Bir süre de öyle oynadılar.

Alin en sonunda yoruldum diye söylenmeye başlamıştı ki onun attığı ve Semih'i normal şartlar altında vurmayacak olan topun önüne Semih kelimenin tam anlamı ile kendini atmış ve vurulmuştu.

Birde sanki üstüne gelen Alin'in attığı top değilde İstanbul'un surlarını yıkan gülleymiş gibi kendini bir kenara atması yok mu?

Eriyordum hatta süblimleşmiştim falan yani.

Semih kendini attığı yerden doğrulup oturur bir pozisyona geldiğinde yanına Alin koştu.

"Çok acıdı mı?" Diye sordu masum masum.

Alinciğim ama sen böyle erkeklerin her numarasına kanarsan olmaz ki be güzelim.

Semih'in dudağının tek tarafı en çapkınından yamulurken "Cık azıcık acıdı ama öp bakim bi geçecek mi?"dediğinde Alin yanağına minicik bir öpücük bıraktı.

"Geçti mi?"

"Ooo hiç bir şeyim kalmadı. Yarın kesin iki golüm var"dedi gülerek.

O kadar güzellerdi ki.Onları izlerken ben de gülmeden edemiyordum.

Gülmekten ağrımaya yanaklarım ağrımaya başlamıştı ki her zamanki gibi uzun sürmedi mutluluğum.

Sizin Mutlu anlarınızın katili var mı bilmem ama benim var. Asla gülmeme müsade etmeyen sürekli ağzımın tadını kaçıran sanki bir ceza. Sanki hir suçun bir günahın cezası gibi...

Dalma sakın saçma sapan hayallere

Dedi tam karşımdaki boş sandalyede otururan ufaklık.

Derin bir nefes verdim sakin kalmak adına.

Anne olmak mı istiyorsun yoksa? Dedi alayla gülerek peşi sıra sert bir sesle devam etti. SENDEN ANNE OLMAZ!!! ANNESİNİN İSTEMEDİĞİ KEDİ ENİĞİ GİBİ KAPI ÖNÜNE BIRAKTIĞI BİR KIZDAN ANNE OLMAZ!!!

Bırakmıştı ama mecburdu bunu o zamanlar anlayamamıştım ama insan zaman geçtikte büyüyor olgunlaşıyordu.

Anne olmak ne demek bilmiyordum ve hiç bir zamanda öğrenmeye niyetli değildim 'Anne dediğin hiç çocuğunu bırakır mı'diye ahkam da kesmeyecektim zira ben de sırtımı dönüp gitmiştim.

Bu hayatta fazla büyük sözlere yer yoktu. Hiç bir şey için ben kesinlikle yapmam demeye gelmiyordu. Hayat öyle bir şeyin içine çekiyordu ki sizi yapmam dediğiniz ne varsa yapıyordunuz.

Ama yinede kulaklarıma dolan ses sinirlerimi bozuyordu.

"SUS" diye bağırdım daha fazlasını duymaya tahamülüm yoktu zira. Bahçedeki herkesin bakışları benim üzerime dönünce afalladım. "adım" diye devam ettim şıçmıştık üstüne birde sıvadık "Susadım ben... Gidip su içeceğim içerden gelecek bir şey var mı?" Dedim ayaklanırken.

"Yenge var burda su sakin ol" dedi Talha.

"Soğuk su içmek istiyorum Talha!"

"Ee bu da soğuk zaten"

"Canım içerden soğuk su içmek istiyor Talha!!" Diye yükseldim.

Harikaydı gerçekten bu yersiz yükselişlerle sıvamakla kalmamış Mona Lisa tablosu çalışmıştık anasını satayım.

Daha fazla kalıp işleri iyice karıştırmamak adına hızla mutfağa girdim. Tezgahın üzerinde duran sürahiden bardağa su katıp tekte bitirdim.

İçim yangını ise asla dinmiyordu. İçtiğim su değil bir bardak zehirdi sanki boğazımı yaka yaka akıp geçti.

Aferin! Bravo yani her şeyi bok ettin. Yakında deli gömleği de giyeriz tam olur! Dedi başımın belası tam dibimde mutfak tezgahına yaslanmıştı.

Ters bir bakış attım. "Ne oluyorsa senin yüzünden oluyor git artık rahat bırak beni"diye başımı tavana çevirip söylendiğim sırada bir ses duydum. Şu hayattaki tek bağımlı olduğum şeyi yani.

"Asya"dedi Semih"Ne oluyor sana garip garip hallerin var"

"Yorgunum sadece başka bir gariplik yok"

Şu yalan harbiden iyi ki parayla satılmıyordu.

"Öyle mi?"dedi şüphe dolu bir sesle "Bana pek öyle gelmiyor nedense?"

Derken bana iyice yaklaşmıştı hatta öyle yakındı ki bedenimi iyice geri çekip sırtımla tezgah arasındaki boşluğu sıfırladım araya mesafe koymak adına.Lakin o durmadı bir adım daha atıp kollarını da bedenim aralarında kalacak şekilde iki yanımdan tezgaha yasladı. Yüzlerimiz arasında milim mesafe kalmışken konuşmaya devam etti."İçimden bir ses benden bir şeyler sakladığını söylüyor."

Verdiği her nefes dudaklarıma vururken canıma kastı vardı sanırım zira benim kalpten gitmeme ramak vardı.

Zümrüt yeşili gözler üzerimdeyken bir şey diyemedim.Kelimeler boğazımda takıldı kaldı sanki bir türlü dökülmediler dudaklarımdan. Öylece baktım gözlerine.Kaybolup gittim.

"Doğru mu söylüyor o ses Asya? Benden bir şey gizliyor musun?"

"Ha... Hayır" diye bildim güçlükle sonra derince yutkundum.

"Emin misin?"diye sordu bu sefer.

"Ee.. evet" dedim yine güçlükle. Ne vardı bu gözlerde hiç bir fikrim yoktu lakin her seferinde nutkumun tutulması pek hoş değildi.

"Yenge Aylin geliyor mu? Sen haber verecekmişsin sanırı..."diye mutfağa dalan Mustafa sözlerini tamamlayamadan öylece kaldı kapıda.

İkimizinde bakışları kapıdayken far görmüş tavşan gibi kaldık.

"Pardon." Dedi aval aval bize bakarken. "Ben gideyim en iyisi.Siz şey yapmayın hiç bozmayın. Gerçi çok bozduğunuzda yokta neyse" dedi cümlenin sonuna doğru gülmemek için hayli zor durduğu belli oluyordu.

Utançtan yerin bir milyon kat dibine ışık hızında geçilebilmesi için en kısa zamanda bir kod mod ayarlamam farz olmuştu.

"Musti siktir git şurdan" şeklinde öfke dolu bir şekilde cevap verdi Semih.

Mustafa çıkarken tekrar özür dileyerek terk etti mutfağı.

Semih'in bakışları beni buldu yine. LAN BİZ NİYE HALA DİPDİBEYDİK.

"Asya ben sana bir şey sor..."

"Asya telefonun çalıy..." Diye bu sefer mutafağa Nur dalmışken o da kapıda donup kaldı.

Bakışları ikimizin arasında gidip geldi bir süre en sonunda ise"Semih sen tuvalete gitmeyecek miydin?"diye oldukça saçma bir soru sordu

"Fesupanallah" diye Semih homurdandı ve kollarını geri çekip mutfaktan çıkana kadar Nur'a tip tip bakmak suretiyle terk etti mutfağı.

Sinirlendiğinde öfkesini atabilmek adına 90 adım attığını ve şuanda da tam olarak bunu yapmaya gittiğini bilmem için kahin olmaya ihtiyacım yoktu sanırım.

"Ayyy kusura bakma bebişim ya ben ne bileyim burda böyle..."

"Nuur"dedim susması için "konuşuyorduk sadece saçma sapan şeyler kurma kafanda"

"Konuşuyordunuz?" Dedi yeme beni dercesine

"Gerçekten sadece konuşuyorduk"

"Tamam" dedi ima dolu bir sesle

"Nur cidden kafanda kuruyorsun ya valla konuşuyorduk sadece"

"Tamam Asya ben de aksini iddia etmedim. Neyse ben telefonunu vereyim Aylin arıyordu. Şurdan etleri de alayım yoksa Mustafa kocamı yemeye başlayacak. Kocam elden gitmeden yetişmem lazım. Hem Eceyle masaya yatırmamız gereken bir iki konu var anlarsın ya" dedi göz kırparak ve telefonu tezgaha bırakıp et tabağını eline alarak mutfak çıkışına yöneldi

"Nur sakın. KONUŞUYORDUK DEDİM İŞTE UZATMA"

"Tamam dedim ben de seninle ilgisi yok ki hayır ortada tuhaf bir durum mu var sanki? Misafirlikte heleki mutfak gibi herkesin girip çıktığı bir yerde sevgilimizle hangimiz bu kadar dipdibe sohbet etmiyoruz ki canım n'olacak" dedi gülerek ve çıktı mutfakatan.

"NUR SAKIN DEDİM BAK VALLA KONUŞMAM BİR DAHA"Diye bağırdım arkasından. Hay Allah seni bildiği gibi yapsın Semih beni düşürdüğün hallere bak!

Sinirle Nur'un peşinden bahçeye çıktığımda etleri pişirmeye başlayan Ardayla Emir'i başlarında elinde ekmeğiyle bekleyen Mustafa'yı,masada gülerek bir şeyler konuşan kızlarla Talha'yı ve Duru,Arden ve Alinle oyun oynayan Necip abiyle Cenk abi'yi gördüm Semih'in olmaması şaşırtıcı değildi.Tam da tahmin ettiğim gibi yürümeye gittiği açıktı.

Kızların yanına ilerledim ve masaya oturdum.Hepsinin bakışları bana döndü ve konuşmayı bıraktılar.

"Ne" dedim sinirle "Ne bakıyorsunuz öyle?"

"Bir şey yok yenge."dedi Talha sakin bir sesle.

"Ben gelince niye sustunuz o zaman?"

"Konuştuğumuz konu bitti çünkü" dedi Ece.

Kusura bakma Ece ama bok gibi bir yalandı.Ufak atda civcivlerde yesindi.

"Ya bırak Ece ne yalan söylüyorsunuz SANKİ BEN NUR'UN BİZİ SEMİHLE BASTIĞINI SİZE ANLATTIĞINI BİLMİYORUM"diye yükseldim

"NEY!!!"Dedi Ece gülerek Nura döndü "Doğru mu bu Nur? Niye söylemiyorsun kız?"diye de çıkıştı yalandan.

SİKTİR

Ben şuan kendi bacağıma sıkmıştım değil mi?

Talha hunharca gülmekle meşgulken tam ağzını açmaya meylettiğinde "AĞZINI AÇARSAN GEBERTİRİM TALHA SUSS!!!"dedim sinirle yüzümü avuçlayıp.

Bu gün ne siktir boktan bir gün oluyordu yaa.

"Harbi diyorum bak.UYKUSUZUM, AKSİYİM,AÇIM,LANET BİR İNSANIM AĞZINI AÇANIN KALBİNİ FENA KIRARIM"

Ortam da aç olan tek insan ben değildim lakin.

"Arda pişti onlar yeter artık yakamaya mı çalışıyorsun?"diye söylenen Mustafadan başkası değildi.

💚🖤

"Semih abii hadi çalsana"dedi Alin sabırsızlıkla

Şuan tüm ekip artı Aylin ve Salih abi olarak bahçede oturuyorduk. Nur onu da çağırmamı isteyince onu da çağırmıştım. Sevmişlerdi Aylin'i zaten sevmemeleri imkansızdı.

Bu gece son gecemiz olabilirdi zira Başkan bu gece istifa edecekti ve ben bu kadar yalandan sonra burda kalamazdım. Ama Aylin'e ben gittikten sonra sırt döneceklerini sanmıyordum Barıştan sonra yalnız kalmasını istemezdim ve onların Aylin'i yalnız bırakmayacaklarını biliyordum.

Alin ve Semih karşımdaki koltukta yan yana oturuyorlardı. Alin'in bu sabırsız hallerine güldü Semih ve"Eee ne çalacağız?" Diye sordu

Alin bilmem tarzında omuzlarını kaldırıp indirdi. "Daha yeni başladığımız için bu haftalık serbest bıraktı hoca herkes istediği şarkıyı çalacakmış"

"Eylem Aktaştan söyleyemedim çal abi" dedi Musti dertli dertli.

"Hayırdır Musti bir problem mi var?" Diye sordu Ece

"Sorma yenge?Bir arkadaşın kardeşiyle konuşuyordum bir iki gündür kız az önce görüşürüz abi dedi"Dedi oldukça efkarlı bir şekilde.

Şuan ne hissettiğini benden iyi anlayan olmazdı bence zira Semih senden iyi görümce olur dediği zamanlarda Musti'nin şuanki halinden çok daha beter oluyordum.Hem kendi içine düştüğüm hem de ortama çöken hüznü dağıtmak adına işi goygoya vurdum.

"Boş ve be Musti biz sana sarışın kız ayarlarız dimi Emir"dedim gülerek.Bunu dememle herkes gülmüştü.

"Ee o zaman sabah Caddebostana gidiyoruz" dedi Arda Musti'nin sırtına hafifçe vurarak.

"Arabada blotooh olmasın ama" dedi Emir de gülerek.

Hepimiz gülerken ortamı ciddiyete davet eden kişi Alin oldu.

"Yaa gülmeyi bir keser misiniz? Burda gitar çalmayı öğrenmeye çalışıyorum."

"Kızım tamam çalacağım dedi işte Semih abin biraz sakin mi olsan?"dedi Cenk abi

"Ama baba kaç saattir bekliyorum tam çalmaya başlayacağız gülüp duruyorsunuz" diye söylenmeye devam etti Alin.

Alin yüzünü asınca Cenk abide ciddileşti hemen "Evet,haklı lan kızım.Susun hepiniz sesinizi çıkarmayın."

"Hadi Semih çal sende artık şunu"dedi Nur.

"Semih çalarken birisi de söylesin bence" diye ortaya oldukça gereksiz bir fikir attı Gafim.

"Eee kim söyleyecek?" Diye sordu Arda.

"Emir söyler bence" dedim bence oldukça makul bir fikirdi ancak Emir için o kadar makul değildi galiba zira ben böyle bir yüz ekşitme görmemiştim.

"Ben almayayım yenge"

"Musti" dedi Ece "Sen söyle senin sesin güzel"

"Yook yenge ben de almayayım böyle bir aşk şarkısını Semih abinin gözüne baka baka okumak bana biraz ters. Haa varsa başka şarkı fikriniz şöyle günah benim suç benim falan okey ona uyarım hatta düet bile atarız ama bu şarkı olmaz."

Hepimiz Mustafa'ya gülerken canım arkadaşım Gafimden saçma bir fikir daha yükseldi. "Sen söyle Asya senin sesin güzel"

"Saçmalma Gafim" dedim ve bir yandan dirseğimle sağlam bir darbe indirdim koluna.

"Niye Asya söyle işte n'olacak?"dedi Nur.

"Güzel müzel değil benim sesim Aylin mübalağa sanatını çok sever ondan öyle diyor bakmayın siz ona"

"Ayy Asya amma naz yaptın hee. Söyle işte"dedi Ece.

"Asya abla lütfen söyle yoksa belliki biz başlayamayacağız"dedi Alin ama bunu söylerken öyle bir bakmıştı ki hayır demem imkansızdı. El mecbur hafifçe başımı aşağı yukarı salladım.

Aylin Hanım listeniz kabarıyor ama uyandırayım. Çok fena ödeşeceğiz.

"Akoru nasıl yaptığımı gördün dimi çitlembiğim?" Diye sordu Semih.

Alin başını aşağı yukarı salladı onaylar biçimde.

"O zaman gerisi daha kolay. Kendini hiç kasma parmakların yavaş yavaş tellerde gezinsin.Unutma müzik bir sanattır aceleye gelmez. Bol bol tekrar etmelisin zaten zamanla ellerin alışacak merak etme. Şimdi dikkatle parmaklarımı izle" dedi ve parmakları tellerde gezinmeye başladı.

"Asya girsene hadi" diyen Gafimle kendime geldiğimde kendisine ters bir bakış atıp girdim şarkıya.

Düşlerde sevdim seni, söyleyemedim

Düşlerde sevdim seni, söyleyemedim

Sessiz öptüm nefesini, söyleyemedim

Sessiz öptüm nefesini, söyleyemedim

Sana ben şiirler sözler büyüttüm

Sana ben baharlar yazlar büyüttüm

Sana ben hummalı gizler büyüttüm

Söyleyemedim.

Bakışlarımız kesişti. Zümrüt yeşili gözlerinde yeni yeni tonlar keşfettim. Hiç bir yerde görmediğim kadar güzel renklerdi bunlar.Ortamda bulunan herkes yok oldu,bütün gözler kayboldu, gece karanlığının içinde sadece bir çift göz kaldı onlarda değerli bir mücevher misali parıl parıl parladı.

Sana ben şiirler sözler büyüttüm

Sana ben baharlar yazlar büyüttüm

Sana ben hummalı gizler büyüttüm

Söyleyemedim

Söyleyememiştim. Ben ona seviyorum diyememiştim. Ben onu bir başkasını öperken görmüştüm.Bunları hatırlamak içimdeki acıyı büyüttü.Hayatımda ilk kez birini sevmeyi denemiştim ben ama olmamıştı. Sevgi her zaman iyilestirmiyordu bazen en büyük yarayı açıyordu.

Lanetlisin sen. Seni hiç kimse sevemez seni,sevmeye kalkan yok olur.Karanlığa gömülür.

Omuzlarımda hissettiğim elle öyle bir irkildim ki imkan olsa çığlık çığlığa ağlayabilirdim ama göz yaşlarım bile terk etmişti galiba beni zira bir damla bile akmadılar.

Sesi susturabilmek için sıkı sıkı yumdum gözlerimi.'Tamam Asya sakin ol bir şey yok,herzamanki hali işte takma sakin ol'dedim kendi kendime ama sakinleşmek imkansızdı hatta nefes bile alamıyordum. Ara ara gelen ataklardan birine bu kadar insanın içinde yakalanmayı zerre istemezdim ama olan olmuştu.

Nefes alabilmek adına ellerimi saçlarıma daldırdım ve hızla geri savurdum.Boğuluyordum sanki saçlarım bir idam urganı gibi boğazıma dolanıyordu sanki.Kesik kesik nefes almaya çalışırken sesler geldi kulağıma ama ne dediklerini çıkaramadım zira zihnimden yükselen sesler daha kuvvetliydi diğer sesleri bastırdı.

Sesler hala oldukça boğuktu lakin bir sesi zihnim çok net seçti.Kulağıma en yakın sesi Semih'in sesini.

"Sakin ol" dedi saçlarımı geri iteleyerek "Bir şey yok sakin ol." Dedi ardından da "Açılın başından nefes alsın kız"diye bağırdı.

Elini attı alnıma yavaş yavaş okşadı. Lakin büyülü olan sadece gözleri değildi anlaşılan zira elleri dokunduğu yere hayat verdi sanki.Boğazıma dolanan ipler çözülüverdi sanki tekrar nefes alabildim.

Sıkışan kalbin yavaşladı,nabzım normal seyrine geri döndü yavaş yavaş.

"Gitme"diye varla yok arası bir sesle mırıldandım.O giderse nefes alamayacak gibiydim sanki.

"Burdayım yanındayım sakin ol"dedi sesinin narkoz etkisi olabilirdi. "Abi siz içeri girin çocuklar korktu.Biraz daha sakinleşsin biz de gireriz zaten"

"Gitmem onu bu halde nasıl bırakayım?"diye yükselen ses oldukça boğuktu zor seçtim ama Aylindi bu.

Arada başka başka uğultular geçti hiç birini seçemedim.Sadece yanıma kurulan bir bedenin sıcaklığı içimi ısıttı.

Başımı kaldıracak kadar bile takatim yoktu.Başımı göğsüne yasladım. Yıllar sonra ilk kez bütün sesler sustu.

Zihnimdeki bütün bulanıklıklar duruldu,ilk kez bu kadar rahat doldu hava ciğerlerime,kalp atışları, sesi, hayatımda duyduğum en mayıştırıcı niniydi sanki uyku hasretiyle yanıp tutuşan gözlerim daha fazla dayanamadılar.

Gözlerim yavaş yavaş kapanırken zihnim ne kadar berrak olsada onun bile kontrolü sıvı sabun misali avuçlarımın arasından giderken yapabildiğim tek şey ufacık kaldığım sineye daha da sokulmak ve benim bile zor duyabildiğim bir sesle mırıldanmaktı "Gitme"

Bir şeyler mırıldandı ama seçebilecek durumda değildim zira her şey karanlıklara gömüldü,uykunun şefkatli kollarına bıraktım kendimi ve hayatımın en huzurlu uykusuna mehter marşlarıyla giriş yaptım.

İlk kez bu kadar huzurlu uyuyacaktım bence tellal ünnetsem haklıydım. Ama haklılıklarımı bile tartışabilecek durumda değildim.

💚🖤

Yüzüme vuran rüzgarla yüzüm gıdıklandı.Gözlerim yıllar sonra ilk kez bu kadar huzurlu bir uykudan uyandığım için biraz acıyordu.Ama yinede yavaş yavaş araladım gözlerimi ve beni karşılayan ilk şey mışıl mışıl uyuyan bir adet Semih oldu.

Henüz yeni doğmakta olan güneş saçlarına ve kirpiklerine vuruyor ve zaten sarı olan saçları altın misali parlıyordu.

Biz resmen ufacık bir bahçe mobilyasında birlikte mi uyumuştuk?

Rüya falan olmalıydı sanırım. Öyleyse bile öyle güzeldi ki bozmaya korktum.

Bir süre hiç bir şey yapmadan öylece izledim yüzünü. Parmaklarım yavaşça kaşındaki ince çizgide gezindi. Öyle narindi ki dokunuşlarım farketmedi bile.Bu sırada telefonuma düşen bildirimle bakışlarımı yanımızda duran masaya kaydı. Telefon yakın olduğu için ekrana düşen bildirimi görmem zor değildi. Yine bilinmeyen numaradan gelen sinir bozucu bir mesajdı.

Kapıya çık.Seni bir sürpriz bekliyor. Acele et ama yoksa küçük sırrın senden önce başkasının eline düşecek ;)

İmza:Clyde

"Sürprizinin de sırrının da amına koyayım" dedim sinirle

Ve yattığım yerden yavaşça doğruldum.Üzerime örtülü ince bir pike vardı.Doğrulduğum yerden kalkıp elimdeki pikeyi Semih'in üstüne örttüm.Akşam her zamanki gibi örtünmemişti belli ki ama hava serindi hasta olup kalacaktı.Olmasındı.

Hızlı adımlarla kapıya ilerledim şükür ki kalkan falan yoktu.

Hızla kapıyı açtım tam ne sikler döndüğünü anlayabilmek adına etrafa bakınacaktım ki kapıyı açar açmaz karşımda Talha'yı görmeyi beklemediğim için donup kaldım.

"Yenge" dedi o da şaşkınca.

"Talha"diye aynı şaşkınlıkla karşılık verdim.

"Yenge" dedi yine

"Talha" dedim yine

"Müsade edersen içeri gireceğim"

"Tabi geç kusura bakma böyle birden karşımda görünce şaşırdım"dedim kenara çekilirken.

Birlikte içeri girdik ve salona geçtik. Elinde tuttuğu kağıt bir zarfı masaya bıraktı.

Koltuğa otururken bana döndü.

"Sen nasıl oldun yenge?"

"Hee" şeklinde oldukça medeni bir şekikde belirttim anlamadığımı.

"Dün gece birden şey oldunya endişelendik hepimiz"

"Hee o. İyiyim iyiyim"

"Noldu öyle birden bire anlamadık hiç bir şey"

Tam ağzımı açacakken sehpanın üzerinde duran zarf çarptı gözüme.

Clyde'den Bonie'ye:

Geçmişin tozlu sayfalarının tozunu alma zamanı gelmedi mi Bonie?

"Sen bunu nerde buldun?"dedim telaşla

"Kapının önünde duruyordu ama yanlış bıraktılar heralde baksana Bonie Monie yazıyo"dedi zarfı eline alarak.

Anında zarfı ellerinin arasından çekip aldım.Bunu hiç beklemiyor olacak ki epey afalladı.

"Yenge n'oluyo?"

"Hiç şey bu benim o yüzden ben şey..." zihnimdeki sesler giderek yükselirken zihnimi iyice alt üst ediyor cümle kurmakta bile zorlanıyordum.

"Yenge sen iyi misin? Gözlerin...bir garip bakıyorsun"

"Benim çıkmam lazım Talha" dedim ve aniden ayaklanıp kalktım.

"Yenge" diye seslendi arkamdan.

Bekleyecek ya da konuşacak durumda değildim. Gelebilecek olan felaket oldukça büyüktü bu zarfın içinden her şey çıkabilirdi özelliklede benim ufaklığa dair bir şeyler çıkarsa ne yapardım bilemiyorum.

Vestiyerden ceketimi ve çantamı aldım. Tam ayakkabılarıma uzanırken Talha da geldi.

"Yenge cidden soruyorum n'oluyo? Elindekinin içinde ne var? Niye üzerinde Bonie falan yazıyor? Geçmişin tozlu sayfaları ne demek?Sana gelen bir zarfın burda ne işi var? Ve asıl sen nereye gidiyorsun şuanda? Gerçekten endişeleniyorum"

Ayakkabımın bağcıklarını bağlarken kısaca cevapladım.

"Önemli bir şey değil.Arkadaşım gönderdi onunla acil bir işim vardı o yüzden çıkmam lazım"dedim ve ayaklandım.

"Yenge..."

"Talha sonra sor ne soracaksan olur mu?"

"Semih uyansaydı bari"

"Vakit yok" dedim hızla evden çıkıp arabama bindim.

Arabayı çalıştırıp evden uzaklaştım ve bulduğum ilk uygun yerde arabayı sağa çekip. Yan koltuğumda duran zarfı aldım elime.

Yapma! Ya doğruysa ya Clyde denen her kimse o gerçekten biliyorsa operasyonu. İçinde çıkabilecek şeyin farkındasın dimi?

Bakışlarım dikiz aynasındayken bakışlarımız kesişti. İlk kez bakışlarında korku görüyordum. Gerçi ben de hayatımda ilk kez bu denli korkuyordum.

Her şeyi en ince ayrıntısına kadar hesap ettiğin operasyonu öğrenen ya küçük sırrımızı da öğrendiyse.Yapma Asya açma o zarfı.

"Açmak zorundayım zihnimde dönen sesleri sen bile bastıramıyorsun" dedim işaret parmağımı şakağıma vurarak "Burdaki sesler varya onlar senden beter.Susmaları lazım.Açmazsam susmazlar" dedim çaresizce.

Bakışlarımız kesişti yine aynada yanağına bir damla yaş süzüldüğünü gördüğümde aynı saniyelerde benimde yanağıma bir damla yaş süzülmüştü.

Yapma!

Diyen sesi yalvarırcasına çıkmıştı ancak yapmak zorundaydım.

Elimdeki zarfı yırttım.

Zarfın içinde bir kaç fotoğraf ve bir not vardı.

Geçmişini niye saklıyorsun Bonie?

Notu bir kenara bırakıp fotoğraflara baktım.Hepsi liseli hallerimdi. Kilolu ve çirkin olduğum zamanlardan yani.

Fotoğrafları da bir kenara bırakırken gözlerimden bir iki damla daha yaş süzüldü.Bunlar mutluluk göz yaşlarıydı. "Şükürler olsun" dedim ciddi manada gülerken ve ellerimi yüzüme kapattım.

En büyük korkum bu gün biraz daha ertelenmişti lakin bütün gerçeklerin bilhassa en acı olanlarının er ya da geç gün yüzüne çıkmak gibi şuan benim için iğrenç olan özellikleri vardı ve bu özellik bir gün benim başıma ciddi manada fevkalade büyük bir bela açacaktı

💚🖤

Debriyaja sonuna kadar yüklenip vitesi 4 taktım zira gidebileceğim kadar hızlı gitmeliydim.

Şehir içinde bu kadar hız yapılır mı tabakhaneye bok mu yetiştiriyorsun? Demeyin çünkü birincisi şehir içinde değilim.Teşbihte kusur olmasın Allah'ın unuttuğu bir dağ başındayım.Niye ordasın diyorsanız ikinci kısma geçiyoruz tabakhaneye bok değil ecelini bekleyen bir kula ecel yetiştirmeye çalışıyorumda ondan.

Kısaca Türkçe meal şu ki bu iflah olmaz gardaşınız bir kere daha sırtından hançerlendi.

Tebrik ve aşırı akıllı bir insan evladı olmamla ilgili tüm övgü dolu mesajlarınızı şöyle uygun bir yere

bırakırsanız sevinirim 👉🏻👉🏻👉🏻👉🏻👉🏻

Tüm övgü dolu mesajlar için şimdiden teşekkürler 🫡😘

Peki bacım seni yine kim hançerledi diyecek olursanız suç ortağım, canım arkadaşım Flip tarafından sırtımdan hançerlendim daha doğrusu hançerlenmişim.

VEFA ABİ BENİ KETENPEREYE GETİRDİN.

Şimdi şöyle ki ben Necip abilerin evinden çıkıp arabada zarfı açmıştım ya. Hah işte ondan sonra kendi evime geri döndüm,odama girip amaçsızca yatağıma uzandım ve odamın beyaz tavanıyla bakıştım bir kaç saat işte tam o an bir aydınlanma geldi bana.

Şu Clyde her kimse bana mesaj attığı özel numaraya dair bir şey bulamıyordum lakin elimde başka şeylerde vardı fotoğrafların geldiği zarf ve satranç takımı gibi şeyler.

Bunları kullanıp kendime sağlam bir ip ucu buldum. Öncelikle bunların her ikisi de aynı kargo şirketinden gönderilmişti o yüzden ilk iş olarak kargo şirketinin internet üzerindeki arşiv sistemine sızdım ve son iki haftanın tüm sistemini inceledim. İncelemelerim sonucunda ise yurt dışı üzerinden siparişlerin elime ulaştığı bilgisini aldım. İkinci olarak da zarfın içinde gelen fotoğrafların altında fotoğrafların bastırıldığı fotoğrafçının markası vardı önce markayı aratarak fotoğrafçının nerde olduğunu buldum. Ne tesadüf ki fotoğrafçı da Amerikadaydı hemde Filip'in evine çok yakındı.

Daha sonra kaderin bana güldüğü anlardan birini yaşadım zira fotoğrafçının banka hesabı bizim bankadaydı bu sayede hesap hareketlerinden fotoğrafçıya en son para aktaran banka hesaplarını ordan da bu hesap sahiplerini buldum. Sizce bunlardan biri kimdi?

Filip diyenleri 10 10 10 10 10 50 puanla şampiyon ilan ediyorum.

Lakin hala Flip'in böyle bir işe kalkışmak için geçerli bir sebebi olmadığı için maşa olduğu açıktı. Bu yüzden Flip'in arama geçmişine girdiğimde son günlerde sık sık benim bilmediğim onun telefonunda da kayıtlı olmayan bir numarayla konuştuğunu görünce bu durumdan şüphelendim ve numaradan faydalanarak numaranın anlık konumuna erişmeyi başardım.

Yine Tesadüfe bakın ki her ne hikmetse bu konum İstanbul'a uzak kalsa da üstelik bir dağ başında olsada sonuçta Türkiye sınırları içindeydi.

Yani baya iyi kurulmuş bir tezgaha düşmüştük bu kez lakin işin en zor kısmını halletmeme yani şu Clyde'nin kim olduğunu öğrenmeme az kalmıştı zira şuan konumun gösterdiği eski bir kulübenin tam karşısında duruyordum.

Arabadan indim ve yavaş adımlarla kulübeye ilerledim.

Eski ahşap kapıyı iteledim yavaşça lakin kapı gıcırtısını duymamla beynime zibilyonlarca iğne saplanırmışçasına bir acı doldurdu zihnimi zira kapı gıcırtısı zihnimi tetikleyen seslerden biriydi. Hızla elimin tabanını kulağıma atıp zihnimi kontrol altına almaya çalıştım. Zor oldu lakin başardım.

Kapıyı gıcırdatmamaya özen göstererek girdim içeri. Yavaş ve dikkatli bir iki adımda görüş alanıma giren tahta bir masa ve masanın kenarına oturmuş suretle donup kaldım.

"Semih senin ne işin var burda?"diye sordum büyük bir şaşkınlıkla.

"Bir arkadaşımın burası asıl senin ne işin var burda?" Diye sordu Semih masadan inip masanın diğer ucunda furan sürahiye ilerledi.

"Beni de bir arkadaşım davet etti" diye bir yalan salladım.

"Kimmiş bu arkadaş?" dedi bardağa su koyarken.

"Sana ne!Ben sana soruyor muyum?"diye yükseldim.

Bir şeyleri gizlemeye çalışırken siz venim gibi olmayın zira durup dururken yükselmek inanın daha çok dikkat çekiyor.

Elindeki sürahiyi sertçe masaya vuran Semihle hir an neye uğradığımı şaşırdım.

Ne yapıyordu bu be?

"CEVAP VER KİM BU ARKADAŞ!?" diye bağıran sesi ise yeri göğü yıkacak cinstendi.

"N'oluyo be ne bağırıyorsun!?"diye bende yükseldim şaşkınlıkla.

"Kim bu arkadaş" diye dişlerini sıka sıka konuşurken birkaç adımda dibimde bitmiş ve bileğimi kavramıştı.

"Semih delirdin mi n'apıyorsun? Bırak bileğimi"derken bir tık gergindim zira Semih cidden delirmiş gibiydi.

Gözlerinden alevler fışkırıyordu. Zümrütlerinde her zaman görmeye alışık olduğum yeşilin yüzlerce tonu yoktu sanki bir perde inmişti gözlerine.

Simsiyah bir perdiydi sanki ve bütün renkleri yutmuş geriye sadece öfkenin karanlığı kalmıştı.

"Asya sen buraya neden geldin?" Diye konuşmadı soludu sanki. Sesi kısık ama öfke yüklüydü.

"Semih bileğim acıyor bıraksana!" Dedim bileğimi geri çekmeye çalışarak ama bırakmadı aksi gibi daha da sıktı.

"Cevap ver!" Diye yükseldi yeniden.

"Dedim ya bir arkadaşım davet etti"

Diğer elinde duran bardağı yanımızda duran duvara fırlatmasını ise asla beklemediğim için dudaklarımın arasından ufak bir çığlık döküldü. Duvardan seken cam kırıkları odanın dört bir yanına dağılırken birinin yanağımı çizip geçtiğini hissettim.

Semih ise duracak gibi değildi. Cidden delirmiş olabilirdi.

Bileğimi bırakıp öfkeyle odanın içinde gidip gelmeye başlarken benim de cinler tepeme çıkmış bulunuyordu.

"N'APIYORSUN LAN SEN!!! KAFAYI MI YEDİN? DELİRDİN Mİ SEN N'APIYORSUN?'

"DELİRDİM. EVET DELİRDİM ÇÜNKÜ SEN BENİ DELİRTTİN!!!" Diye son gücüyle haykırırken işaret parmağını bana doğru savurdu daha sonrada yumruk yaptığı elini dişlerinin arasına alırken arkasına döndü.

"NE SAÇMALIYORSUN SEN YAA!"diye yükseldim anın gerilimiyle. Bir şey demedi ilk başta sonunda ise dişlerinin arasında duran yumruğunu azaat ettiğin kolu güçsüzce düştü yanına.

Aynı saniyelerde yüzünü bana döndüğünde yanında duran eski camdan içeri süzülen ışık hüzmesi yüzünü aydınlattı.

İçeri girdiğim ilk andan beri gerek sinirden gerekse şaşkınlıktan fark edememiştim ama Semih'i ilk kez böyle görüyordum ben. Sinirli değil yıkılmıştı sanki.

"ıııı" dedi ilk başta ne diyeceğini seçemez bir hali varken derince yutkundu önce biçimli adem elması sertçe kavislenip geri indi. Bir kaç dudakları bir şey söylemek ister gibi aralandı ama her defasında geri kapandı. En sonunda şöyle sordu "Çok merak ediyorum. Eğlendin mi bari?" diye sorarken gözlerinde öfkeyle gizlemeye çalıştığı bariz bir kırgınlık gördüm. İçim kanadı gözlerindeki bu duyguyu görünce.

"Ne?" Dedim anlamadığımı belirtmek adına.

"Gözümün içine baka baka yalan söylerken,sürekli bana Asyamı hatırlatıp sonrada bir yabancı gibi davranırken diyorum duygularımla çocuk oyuncağı gibi oynarken eğlendin mi?"derken sesi oldukça kırgın gözleri ise dolu doluydu.O karartı kalktı sanki gözlerinden ama onun yerine öyle bir kırgınlık kuruldu ki zümrütlerine kalbimin sızladığını hissettim. Camlardan biri kalbime batmış olabilir miydi? Çünkü bu acı biraz fazlaydı sanki.

Semih biliyor muydu yani?Bu nasıl olurdu?

"Sen..." Dedim ama gerisi gelmedi kekimeler boğazımda düğümlenip kaldı.

"Biliyorum tabi lan! Tabi ki biliyorum ilk günden beri hemde"

"Nasıl?" Diye sordum büyük bir merakla.

Sorduğum soru karşında yüzünde neşeden uzak acı bir tebessüm belirdi.

"Ben seni göreceğim,ben bu gözleri göreceğim ama seni tanımayacağım sen buna inandın mı gerçekten?"derken gözlerinden bir damla yaş süzüldü yanağına doğru. O damla yavaş yavaş süzülürken sonunda uzayan sakallarının arasında silinip gitti.

"Semih bir dinle..."dedim ona doğru bir adım atmaya meylederek.

Aramızda hiddetle kaldırdığı koluyla durdurdu beni.

"Dinlerdim ben seni yedi yıl önce ne desen dinlerdim ama sen sen beni dinlemedin,sen bir gece de her şeyi silip gittin ama ben yine de..." Bu noktada benim de gözümden bir damla yaş yuvarlandı o ise sözüne devam etti.

"Ama ben salak gibi her şeye rağmen konduramadım sana biliyor musun? Gittiğinde ne yaptım acaba diye düşündüm ben nasıl bir eşşeklik yaptım ki bu kız bana izini kaybettirmek için telefon numarasından ev adresine kadar her şeyi değiştirdi suçu kendim de aradım ama biliyor musun ben onca vaktime yazık etmişim çünkü suç ben de değilmiş sadece sen... Sen benin sana verdiğim değerin milyonda birini bana vermemişsin"

"Semih..."diye mırıldandım varla yok arası bir sesle

"Hayır dinlemek istemiyorum çünkü ben günlerdir gözümün içine baka baka söylediğin yalanları dinledim. her seferinde her şey ayan beyan ortadayken Asya bana söylemez dedim. Bekle Semih dedim söyler dedim daha vakti değildir sabret dedim. Ama sen bana daha ilk günden oyun oynamaya başlamıştın. Başkanın odasında onu tanımıyormuş gibi davranırken, O gün akşam temek davettinde ses kaydını verirken, sana gelen mesajlardan bana bahsetmezken her gün oyun oynadın sen bana. Her gün gözümün içine bakaa bakaa yalan söyledin"

"Semih..." Dedim yine ama devamı yoktu kelimeler dolanıp kaldı sanki boğazımda hiç bir şey diyemedim.

"Ama ne biliyor musun sen gerçekten benim Asyam değilsin çünkü o senin gibi yalan söyleyemezdi bana."derien elinin tersini gözlerine bastırıp akan yaşları sildi daha düz bakışları tekrar buldu yüzümü "TFF Başkanı olacak o şerefsiz istifasını vermiş dün gece gerçi bizim Başkan demiştir zaten sana. Neyse ne yalanlar bitti artık bundan sonra karşıma çıkma yeter"dedi sinirle başka da bir şey demeden yanımdan geçip gitti.

Tam kapıdan çıkacakken duraksadı bir an.Gözlerime dolan yaşlardan mütevellit bakışlarım dalganırken arkasından baktım öylece. Dursun istedim gitmesin. Anlasın beni. Mecburdum anlasın. Onu korumaya çalıştım anlasın.

Durmadı.

Dinlemedi.

Anlamadı.

Yedi sene önce benim yaptığım gibi hiç bir şey demeden çıkıp gitti.

Ne kadar olduğunu şuan kestirmemimin imkansız olduğu bir zaman sonra sonunda kendime gelebildim ve kulübeden çıkıp arabama bindim.

Vay anasını bee!

"Kapa çeneni" dedim donuk bir sesle zira şuan kendi kendinle bile kavga edecek durumda değildim.

Ağlamak istiyordum ama onu bile yapamdım boğazımda büyük kocaman bir yumru vardı sanki. Hatta yüreğime oturmuş koca bir sütaş ineği olabilirdi.

Araba yolda akıp gitti uçmuş ya da ışınlanmış hatta bir kaplumbağa kadar yavaş gelmişte olabilirdim. Hiç bir fikrim yoktu.

Apartmana ilerlerken kafamda yükselen seslerle karışık Tarkan çalıyordu.Bir evden de geliyor olabilirdi bundan da emin değildim. Ama Tarkan'ın sesi geliyordu orası kesindi.

...

Ah, saçımız darmaduman

Bu esen ayrılık rüzgârı mı?

Yaprak gibi savrulan bizim o güzel anılarımız mı?

Yoksa gözlerimizden damla damla bu akan

Elvedamız mı?

Asansör tuşuna basıp bindim asansöre sonunda bizim kata ulaştığımda odama bir an önce kendimi atmak istiyordum.

Bizim kapının önünde durduğumda elimi çantamın içine daldırdım parmaklarım sonunda metal yüzeye dokunduğunda anahtarı kaptığım gibi kapıya taktım ve kapıyı açıp içeri attım kendimi. Üstümdeki montu vestiye asıp tembel adımlarla odama ilerledim. Tüm hunları yaparken ise aklımda aynı mısralar dolaşıyordu.

...

Ah, saçımız darmaduman

Bu esen ayrılık rüzgârı mı?

Yaprak gibi savrulan bizim o güzel anılarımız mı?

Yoksa gözlerimizden damla damla bu akan

Elvedamız mı?

Gafimin şuan evde olmayışı büyük bir şanstı zira şuan kimseyle konuşacak durumda değildim.

Odamın kapısını kapattığım anda içimde bir şeyler koptu sanki. Ayakta durmaya mecalim yoktu sırtımı kapıya verip öylece olduğum yere çöktüm.

Sonunda gözümden bir iki damla yaş süzüldü.

Hataydı. En başından buraya gelmemiz bu güne kadar yaptığımız en büyük hataydı.

Yanıma çöken silüete baktım yaşlı gözlerimle.

"Nolur sus artık. Yalvarırım Sus" dedim çaresizce ellerimi başıma atıp başımı dizlerime yasladım ve sonunda barajların kapağı açıldığında hücum eden sular misali göz yaşlarımda göz pınarlarımdan hücum etti yanaklarıma.

💚🖤

Tüm vücuduma sarıp sarmaladığım depresyon pikesini biraz daha çekiştirip iyice sokuldum içine ve günlerdir yaptığımı yapıp sessiz sessiz ağladım.

Kaç gün olmuştu ben de bilmiyordum zira günlerdir odamdan çıkmıyor odamın perdesine dokunmuyordum bile yani artık zaman algımı iyice yitirmiştim. Ama bana soracak olursanız; bence on binlerce ömür geçirmiştim bu odada.Semihsiz on binlerce ömür başka bir deyişle ızdırap gibi geçen on binlerce ömür zira benim için ikisi de aynı manaya geliyordu.

Amaçsızca önümdeki laptop ekranına bakmaya devam ettim.

Benim gibi bir battaniyenin altına girmiş birbirlerine aşık aşık bakan Ömer ve Eyşanı izlerken bahtıma talihime sövmeden edemedim. Millet sevdiğiyle cilveleşiyordu bense salya sümük ağlıyordum. Reva mıydı bu bana? Hak mıydı? Hukuk muydu? Adalet miydi?

WHERE İS THE ADALET!!!

Evet odanın içinde ağlamaktan kafayı yememek ve biraz olsun zihnimi meşgul edip dinlendirebilmek için dizi izliyordum daha doğrusu Ezel.

İkisi aynı şey değil mi diyenlerle fena takışırdım. Çünkü o Ezeldi öyle dizi deyip geçebileceğiniz, sıradanlaştırabileceğiniz bir şey değildi.

Semihle çok izlerdik lisedeyken hatta replikleri bile ezbere bilirdim öyle bir şeydi.

Evet seçe seçe Semihle ortak favorimizi seçmiştim. Lütfen iltifatlarınızı kendinize saklayın zira birde sol kulak çınlaması ile uğraşamayacağım.

"Eyşan sen niye benlesin kız?" Diye sordu Ömer.

"O ne biçim laf öyle ya" diyecekti Eyşan dedi de.

"Kimle istesen olursun şu aşğıdakilere bak hepsinden daha güzelsin. Senin burda ne işin var ya" dedi Ömer.

"Neler söylüyorsun Ömer?" Diyecek ve battaniyeyi üstlerinden çekecekti Eyşan. Öyle de oldu.

İstanbul boğazının dibindeki lüks bir restorantın çatısında birbirini seven iki aşık üstlerini yıldızlar örterken yan yana oturdular.

"Eyşan doğruyu söyle sen beni gerçekten seviyor musun?"diye soracaktı Ömer sordu da.

"Boğk seviyo gerizekalı" dedim ağlarken bir yandanda elime aldığım peçeteye şideetli bir şekilde hınkırdım.

Eyşan cevap veremedi ilk başta gözlerini kaçırdı Ömerden. Sağa sola baktı amaçsızca.Sonunda bakışları tekrar Ömer'i bulduğunda "Hayır" diyecekti. Dedi de. Sonra devam edecekti "Sevmek ne ki? Herkes seviyor birşeyler ama ne hikmetse sokaktaki adama bir şey yapmıyoruz da hep o ölüp ölüp bayıldıklarımızı hırpalıyoruz. Ben seni hırpalamak istemiyorum." Diyecek Ömer onu aşık aşık, aptal aptal izeleyecekti. Öyle de oldu.Ömer bu laflara inanacaktı. İnandı da. Sonra Eyşan devam edecekti "Sen bilmiyorsun Ömer. Sen beni boğulmaktan kurtardın. Sen beni bu hayatta iyi yapan tek şeysin. Kalbimsin. Sen olmazsan Eyşanda ol..."

Devamı gelmedi şarjı biten laptopun ekranı kararırken Eyşan ve Ömer yok oldu.Cengizle Ali Casinoyu soymadı, Eyşan mahkemede Ömer'e iftira atmadı, Ömer bir hapisanede babasını,annesini kardeşini,arkadaşlarını,sevdiğini,kendi benliğini kaybetmedi mutlu bir aşık olarak kaldı...

Her ihanet sevgiyle başlar diyorsun he?

Diye sorarken yanıma oturan ufaklığa bakıp kanlı gözlerimle müthiş bir şekilde gözdevirdim.

O yüzden mi? Sen de ihanet ettin Semih'e

"Ben ona ihanet etmedim."

Yalan söyledin bu da ihanete girmez mi?

"Söylemedim. Ben ona hiç bir zaman senin tanıdığın Asya değilim demedim."

Ama bu gerçeği sakladın. Üstelik sadece bunu da değil. Başkan'ın odasında birbirinizi ilk kez görüyormuş gibi davranırken onu kandırdın. Kabul et ondan sakladığın her gerçekte sen onu aldattın.

Laf falan anlatamayacağım sana SUSS!!!

İşte bizim sorunumuz bu. Biz bir kaktüs gibiyiz,dikenli... Dokunmaya çalışanı dikenlerimizle kanatır, zehirsiz sanıp suyumuzu içemeye kalkanı zehirleriz, biz bize yakalaşana ölümüz. Etrafında kendisinden başka hiç bir canlı bulunmayan kaktüs gibi.

"Susss! Artık suss suss!!! SUUUUSSSSS!!!"dedim çareşizlik içinde üzerimdeki battaniyeyi atıp yataktan doğurulurken.

Bizde öyle olacağız...

"YETEEERRR!!! DİNLEMEK İSTEMİYORUM SENİ YAA!!! BİR SİKTİR GİT ARTIK!!! NOLURR YAA NOLURR BİR RAHAT VER BIRAKTA BİRAZ HUZUR BULAYIM!!!"

Diye bağırırken günlerdir tek lokma yemek yemediğim için zerre güç kalmayan bacaklarım bedenimi daha fazla taşımayınca yere yığıldım dizlerimin üzerine ve günlerdir kurumayan yanaklarıma göz yaşları Mohaç savaşını kazanan Osmanlı ordusu gibi çarçabuk hücum ettiler.

Bu sırada dışardan gelen sesler vardı galiba birlileri kapıyı da yumrukluyordu lakin içine girdiğim sinir harbi müsade etmedi hiç bir sesi seçmeme sadece tek bir ses vardı:karşımdan bana bakan liseli Asya'nın sesi.

Çölde bir başına kuruyup giden bir kaktüs gibi bir başımıza ölüp gideceğiz.

"SUUUUUUUSSSSS!!!!!!!" diye haykıran sesim bana bile yabancı gelecek kadar gür çıkmıştı.

Elime geçirdiğim gece lambasını karşımdaki silüete fırlatmamla duvara çarpan gece lambası param parça olup yere düşerken yanıma yaklaşan birini hissettim.

"Asya" diyen ses İrem'e aitti.

Yaşlı gözlerim anında yeşil gözlerini buldu "İrem gönder onu n'olur gönder. Sussun ben... Ben çok yoruldum İrem. N'olur bir şey yap" dedim çaresizlik içinde.

Kolları bedenimi sarıp sarmaladı. Elleri saçlarımda gezindi.

Ama olmadı işte onun elleri büyülü değildi içime huzur veremedi. Benim şuan ihtiyacım olan tek yeşiller Semihinkilerdi, ihtiyacım olan tek eller onunkilerdi ama hiçbiri yanımda değildi.

"Tamam şekerim geçti bak ben varım yanında bak bizden başka kimse yok burda tamam mı? Geçti sakin ol."

Olamadım.Olamazdımda.Lakin Gafi'min uzattığı su ve hapı eline alıp yavaşça yutmama yardımcı oldu İrem işte bu biraz fayda etmişti. Günlerdir bir damla uyku girmeyen gözlerim bir süre sonra yavaş yavaş kapanırken karşımda hala görmek istediğim yeşillikleri göremiyor olmam içimi kanattı.

💚🖤

Çalan telefonun sesine söve söve gözlerimi açtım ve arayana baktım.

Nurdu telefonu kapatıp tekrar yattım. Lakin daha on saniye olmadan telefon çalmaya devam edince açtım mecbur.

"Eğer bir telefon direkt meşgule düşüyorsa bu iki anlama gelir Nur. Bir" derken yarı doğrulmuş bir halde işaret parmağımla gerçekten bir yaptım "Aradığın insan masguldür.İki aradığın insan seninle konuşmak istemiyordur. Ben şuan kimseyle konuşmak istemiyorum Nur" dedim ve tam kapatmak için telefonu kulağımdan ayıracakken sesi doldu kulaklarıma.

"Dur dur on saniye dinle sonra kapat"

"Ne var!"

Depresyondayım ben ya depresyonda.

Ağzımın tadıyla ağlamak istiyordum depresyondayım unutuldum aldatıldım sevgilimden ayrıldım diye kendi kendime klip çeker gibi odamda deli deli hareketler yapmak istiyordum biraz saygı istiyordum. Çok muydu yani hee?

"Hazırlan yarım saate sana geliyoruz"dedi benim aksime gayet sevecen bir sesle.

"Birincisi arkadaşım depresyondayım ben depresyonda yalnız kalmak istiyorum ayrıca da -ruz ne yaa? O -ruz daki çoğul kişi kim?"

"Birincisi yok öyle depresyondayım ayağına kendini odaya kapatmak falan biraz temiz hava alıp kendine gelmen lazım senin. İkincisi yabancı biri değil biz işte bütün ekip"

"Bütün derken?" Diye sordum büyük bir kuşkuyla.

"Ay Asya biz tünele giriyoruz şimdi sen hazırlan biran önce Aylinden detayları öğrenebilirsin. Hee birde kesinlikle itiraz kabul etmiyoruz valla Necip bir daha tesislere stada hiç bir yere giremez dedi. Ona göre düşün. Öptümm"

Dıt.

Dıt.

Dıt.

Yüzüme kapanan telefona ters bir bakış attım.

Şuan tam olarak şey mi dostum yine uykunun haram olduğu sabahlar yine ben modunda oldukça mutsuz bir şekilde çıktım odamdan.

Mutfaktan gelen leziz kokuları Tom gibi uçarak takip ede ede mutfağa girdim.

Saklama kabına dereotlu poğaça katan Gafim mutfağa girmemle bana döndü.

"Asya" dedi kocaman bir gülümsemeyle.

"Gafim hayırdır ben uykudayken sen sitenin gün sırasına falan mı girdin ne bu hazırlık?" dedim yemek masasını donatan saklama kaplarına başımla işaret ederek.

"Hayır tabiki kampa hazırlık yaptım."

Gafim sen ne zamandan beri kamp yapıyordun güzelim.

"Ne kampı bu?" diye sordum yemek masasına ilerleyip sandalyelerden birine otururken.

"Hep birlikte gideceğimiz kamp tabiki" dedi mutlu mesut karşımdaki sandalyeye otururken.

"Bu hep birlikteye ben dahil değilim sanırım çünkü ben bir yere gelmiyorum"dedim kapağı açık olan kapların birinden bir dilim kek kaparken.

Aylin Aygün yapıyorsun bu sporu be kadın.

Ben ağzımda meydana gelen lezzet bonbardımanının büyüsünü aşmaya çalışırken gafimin sesi doldu kulağıma.

"Saçmalama Asya o kadar insan sen biraz daha kendini iyi hisset diye kaç gündür izin ayarlamakla uğraşıyor şimdi ekecek misin bizi?"

Kaç gün derken lan ben ne zamandır uyuyorum?

"Ne demek kaç gündür?" Diye aklımdaki soruları dışa vurdum.

İşaret ve orta parmağını kaldırıp iki yaptı.

"İki?" Dedim sorgular bir şekilde

"N'apayım? Uyandıkça ağladın bir kaç kere sinir krizi geçirince yapacak bir şey bulamadım sakinleştirici verdim"

Bu kadar mı aciz görünmüştüm yani uyanık kalamayacak kadar mı aciz görünmüştüm?

Bakışlarıma çöken hüznü gizleyemedim muhtemelen zira Aylin'in bir elini yanağıma diğer elini elimin üzerine koymasının başka bir izahı yoktu.

"Hatırım için gel bari"dedi yumuşacık bir sesle.

Birde alttan alttan tatlı tatlı suratıma bakması yok mu?

Gelde hayır de buyur kolaysa gelde hayır de?

Diyemedim tabi bende.

Aylin Aygün yumuşak karnımdan acımadan saldırman hiç etik değil be kadın.

Başımı yavaşça aşağı yukarı salladım.

"Gidip eşyalarımı hazırlayayım bari" dedim ufak bir tebessümle.

"Ben her şeyini hazırladım git kendin hazırlan yeter" dedi kocaman bir tebessümle.

Ama ben bu kadını içime soka soka severdim tutmayın beni.

Yanağına kocaman sulu bir öpücük bırakıp mutfaktan odama ordan da banyoya ilerledim ve güzel bir duş alıp tekrar odama döndüm.

Üzerimi de hızlıca giyinip makyaj masasına oturdum. Zira gözlerim hala çökük ve aşırı yorgun duruyordu.O yüzden hızlıca fondötenle kapattım göz altlarımı.

"Hiç mi sivilceniz çıkmıyor sizin alın bunlar sizde kalsın" deyip bebeklerinin bir kısmını bizde bırakan koca yürekli İremciğim bu gün kurtarıcım sensin.

Hayır birde hızlandırılmış make-up dersi de vermişti. Hemde felsefeli falan.

İremciğim bundan sonra bu odada kadehler senin şerefine kalkacak.

Fondötenin kapağını kapatıp yerine bıraktıktan sonra rujuma uzandım zira Coco ablamız ne demişti "üzgünseniz, ya da kalbiniz kırıksa, rujunuzu sürün ve atağa geçin" aynen ondandı.( Beni bir bu lafları iremden araklamamışım gibi çek)

Hazırlandığımda aynanın karşına geçip yavaştan süzdüm kendimi.

Biz hala napıyoruz burda ya. Semih açık açık bir daha karşıma çıkma dedi gurursuz gibi gidip birde kamp mı yapacağız onlarla?

Semih yoktur heralde. Dimi? O kadar da ayarsız değildir bizimkiler.

Değillerdir.

Umarım.

"Asya geldiler hadii" diye içerden bağıran Aylin'in sesiyle çıktım odamdan.

Salonda eşyaları taşıyan Musti ve Emir'i görünce hafifçe tebessüm ettim onlarda aynı şekilde karşılık verdiler ve eşyaları alıp evden çıktılar.

"Aylin kaldı mı başka bir şey?" Diye sordum mutfağa girerken.

"Son kalan yemekleri ben aldım yen.." diyen Talha son anda kesti kendini ve düzeltti "yani Asya"

"Aylin nerde?" Diye sordum düzeltmesine takılmadan.

"İndi o. Başka bir şey kalmadıysa biz de çıkalım yoksa Duru'nun Arden mızmızlanmaları gidene kadar Necip abiyi cidden kalpten götürecek gibi" dedi gülerek.

Gülerken gözümün içine bakıyordu sanki ben de güleyim diye. İçimden zerre gelmedi gülmek ama Talha böyle bakarken put gibi de duramadım.

Ben de hafifçe tebessüm ettim. Başka zaman olsa kahkaha atardım belki lakin şuan durum pek müsait değildi.

Talha'nın da gülüşü soldu benim bu hevessizliğim karşısında.Durumu toparlamak adına "Hadi çıkalım"dedim ve birlikte evden çıktık. Asansöre bindiğimizde aramızda derin bir sessizlik varken sessizliği bölen Talha oldu. "Yen.. hay dilimi... Yani Asya nasılsın?"diye sordu sahici bir merakla.

"İyiyim" dedim dümdüz bir sesle.

Dudaklarından ufak bir kahlaha döküldüğünde bakışlarım ona kaydı. Ufak kahkahasının sonuna geldiğinde ise söze girdi "Bir gün şu soruya iyiyim demekten çarpılacağız dimi"

Ona kadar benim çarpılacağım o kadar çok yalan vardı ki Talha ona sıra gelir miydi bilmem.

"Asya bak biz seni sevdik. Öyle yalandan falan değil Semih'in sevgilisisin diye de değil. Valla sevdik ya. Harbi kızsın sen. Semihle ne oldu bilmiyorum. Neden aranız bozuk anlatmıyor. Ama ben biliyorum mevzu neyse kesin bizimkinin halt yemesidir kendisi karşı cinsle iletişim kurmayı pek beceremiyor ama seni seviyor." Derken dudağının bir kenarı usulca kıvrıldı.

Dudakları bir şey demek ister gibi açılıp kapandı bir kaç kez.

"Neyse karın ağrın söyle. Çünkü ne dersen de bundan kötü olmam heralde."

"Yani Semih'in bozuk olduğu sevgilisine ona önceden ayarlamaya çalıştığım kızlar hakkında konuşmam bir garip olacak ama..."

"Yaaa?"dedim sorgular bir sesle tek kaşım havalanırken.

Hangi kızlarmış onlar Talhacığım anlatta bizde bilelim yengesinin gülü.

"Asya bakma öyle önce bir ne diyeceğimi dinle"

Anlat Talhacığım anlat bakma sana boğazını sıkıverecekmişim gibi baktığıma. Anlat sen hepsini anlat hepsini inciğini cıncığını.

Devam etmesini daha sakin bakışlarla bekledim.

"Semih'in ilk sevgilisi sensin."

"Gerçekten mi?"diye sordum büyük bir şaşkınlıkla.

Semih hobi olsun diye mi öpmüştü yani Aslıyı?

"Yani lisede olmuş bir iki kız ama adını unutmadığı tek bir kız vardı yıllardır. Ben yani daha doğrusu biz. İremle ben kısmet a.ş olarak çok uğraştık Semih'e birini ayarlamak için ama Semih hiç birinin yüzüne bile bakmadı hatta en son ayarlamaya çalıştığım kizin elini bile tutmamış inanabiliyor musun? Yav tamam sevgili olma muhabbet de etmem ama tanışalım diye el uzatan bir insanın parmak ucu da tutulmaz ki be kardeşim."

"Siz niye o kadar uğraştınız ki Semih'e sevgili ayarlamak için?"

Hobi olsun diye diyebilirdi zira şaşırmazdım.

"Şöyle ki"dediği sırada zemin kata geldiğimiz için duran asansörden inerken devam etti konuşmaya "Semih'in futbol dışında bir hayatı yoktu. Varsa yoksa top oynasın antrenman yapsın. O farkında değil belki ama Semih sana çok şey borçlu"

"Anlamadım ben n'aptım ki?"

"Sen futbol dışında da bir hayat olduğunu gösterdin ona. Dinlenmenin de en az çalışmak kadar elzem olduğunu gösterdin. Semih şu son üç dört haftalık süreçte bambaşka oynuyor çünkü bıkmak üzereydi"

"Neyden futboldan mı?"diye sordum büyük bir şaşkınlıkla "Talha bunu insan içinde söyleme gülerler sana. Semih futboldan bıkacak mümkün değil öyle bir şey"

"Aykut Kocaman'ın da dediği gibi zehirle ilacın arasındaki fark dozudur. Biz bu spora tutkuyla bağlıyız hele Beşiktaş çok başka bir mevzu bizim için ama hiç birimiz robot değiliz insan istiyorki trübünde bir izleyeni olsun, kaybedince omzunda dinlenebileceği, kazanınca sevincini paylaşabileceği yorulunca yanında dinlenebileceği biri olsun istiyor. Semih çıkar hat-trick yapar sahada sonra da akşam gider tesiste uyur. Kimseye belli etmiyordu ama içten içe kendini yiyordu hatta o bile farkında değildi ama sen hayatına girmesen Semih bir yerde kayışı koparacaktı sen hayatına girdikten sonra futboldan başka bir sevginin de var olabileceğini gördü. Tüm bunların nedeni de sana olan sevgisi yani kısaca ne halt yemiş olursa olsun o seni seviyor ve sana bir çok şey borçlu bunu unutma affet ya da etme ne olursa da olsun bundan sonra seni en az Semih kadar seven arkadaşların var"

Kulağıma önce alaycı alkış sesleri en sonunda ise duymaktan nefret ettiğim alaycı bir ses doldu.

Eee bu çok duygusal ama ağlarım.

Göz devirme isteğime zorlukla hakim olurken Talhaya döndüm.

"Sağol"dedim hafif bir tebessümle.

O da hafif bir tebessüm yollarken başını hafifçe eğdi.

Birlikte apartman çıkışına ilerlerken kulaklarıma tekrar o ses doldu.

Semih seviyormuş seni de falan filan inanma bu safsatalara Semih seni sevse git der miydi? Demezdi ama dedi hem her şeyi geçtim bu halini sevmeyen şu halini sevse ne olur bu gün sever yarın çeneni tutamayıp yemeye devam edersen yine gider. Boş versene Amerika'ya geri dönelim.

Allah'ım sen bana sabır ver ben yoksa kampa falan değil direkt Manisa'ya gideceğim bu gidişle. Ya da Bakır köy de olur ora da düzel diyorlar.

Bahçede ne bekliyordum bilmiyorum ama bir servis görmeyi beklemediğim kesindi

"Servisle mi gideceğiz?"diye sordum Talha'ya.

"Aynen Cenk abinin dahiyane fikri. Kemerini sıkı bağla üç tane minnak canavar ve upuzun bir yol bizi bekliyor ama şanslısın yedek kulak tıkacım var emrine amade" dediğinde çaresizce servisin önünde saç baş kavga eden Arden ve Alin'e baktım.

"Sıçtık" şeklinde durumu özetlediğimde güldü Talha hayır ortada komik olan ne vardı yani Talha ağlanacak halimize gülüyordu resmen.

"Alin Arden kavga etmeyin bir yaa!" Diye söylenen Ece bizi görünce gülümsedi hemen.

Aynı şekilde karşılık verdim ve yanına gittim. Anında sarıldı sıkıca ben de aynı şekikde karşılık verdim.

"Nasılsın kuzum?" Diye sordu ayrılırken.

"İdare eder" dedim gülümseyerek.

Düttt düüttt!!!

Çalan korna sesiyle şoför koltuğunda oturan Necip abiye döndü bakışlarımız.

"Ece, Asya hadii binince devam edersiniz muhabbetinize"

"Sabahtan beri acele ettirip duruyor bu gidişle ben bunun saçını başını yolacağım Nur durdurmaya kalkarsa sen onu tut tamam mı?" Diye sordu Ece büyük bir sinirle ve birlikte servise ilerlemeye başladık.

Ben tebessüm ettim hafiften zira gülmek hala içimden gelmiyordu.

Bindiğimiz de boş yer baktım ama her yer doluydu. En son arka beşli de bir yerin boş olduğunu görünce oraya doğru hareketlendim.

"Asya sen böyle gel ben arkayı daha çok seviyorum" dedi Arda oturduğu koltuktan kalkıp arkaya geçerken.

Benim için fark eden bir şey yoktu zaten o yüzden sıkıntı çıkarmadan Arda'nın kalktığı koltuğa gittim ama Semih'i yan koltukta uyurken bulmayı beklediğim söylenemezdi o yüzden şaşkınlıktan bir kal geldi.

O kidir di dingisiz diğildir bizimkilir riv riv riv.

Ciddi anlamda şimdi fıttıracaktım o olacaktı.

"Asya otur hadi gidiyoruz"dedi Necip abi.

Kaptanım senden beklemezdim be.

"Buraya mı?" Şeklinde çok makul bir soru sordum.

"Yer değişecek varsa çabuk olun"dedi Necip abim.

"Kusura bakma Asya biz burayı beşledik" dedi Talha.

Aşk olsun Talha az önce bi yakınlaşmıştım sana oldu mu bu yaptığın?

"Ben de kocamdan ayrılamayacağım kuzum kusura bakma" Dedi Ece.

Sen kocandan ayrılma diye beni harcıyorsunuz ama burda Ece Hanım.

"Ay ben ön koltuktan inemiyeceğim bebişim" dedi ön koltuktan geri bana doğru dönen Nur.

Vur vur sen de vur be Nur.

"Valla biz de Alinle iyi anlaştık Asyacığım kusura bakma" dedi Gafim.

Senin listen zaten epey kabardı be Gafim bu günleri unutma 8-0'ın rövanşı için bilenen Beşiktaş gibiyim sana karşı o Liverpool ya elenecek ya elenecek.

GOODBYE LİVERPOOL GOODBYE.

Çaresizce Duru ve Arden'e baktım. Arden bakışlarımdaki çaresizliği yakalamış olmalı ki kalkmaya meyletti ama koluna yapışan Duruyla durdu.Duru öyle bir bakış attı ki kalkarsan gözünü oyarım der gibi ağzını açmasada her şeyi anlatmaya yetti bu bakış.

Kaçıncı hançerdi bu ben sayamamıştım da.

"Bana ne lan!" Diye yükseldim en sonunda " kalkın çabuk biriniz yoksa inerim val.." daha cümlemi tamamlayamadan Necip abi arabayı birden çalıştırıp ani bir şekilde dönünce bana bırakılan boş koltuğa yapışıp kaldım.

"Asyacığım sen bir şey diyordun sanki" dedi Gafim üstüne birde kahkaha attı.Tüm ekipte ona eşlik etti. Çok vefalı dostlar edinmiştim vesselam. Hepsine müthiş bir şekilde göz devirdim.

"Ağzını açan olursa kendimi camdan aşağı atarım bak cidden yaparım bunu benim üstüme gelmeyin" derken oldukça ciddiydim lakin bu ekipte hiç bir şeyi ciddiye almamak tırnak içinde siklememek gibi bir huy vardı o yüzden bunu da pek siklediklerini söyleyemem zira hepsi gülmeye devam ederken gülmeyen sadece ben ve tüm bunlardan habersiz uyuyan Semihti.

Bakışlarım ister istemez Semih'e kaydı gözlerini sıkıca yummuş bir şekilde uyuyordu belliki güneş rahatsız etmişti. Elimi güneşi engelleyecek şekilde yavaşça yüzüne gerdim.

Güneş ayrı bir karizmatik mi yapmıştı günlerdir görmediğim için bana mı öyle geliyordu bilmiyordum ama daha bir karizmatik olduğu kesindi. Oysa şuan en çok görmem gereken şey gözleriydi.

Zümrüt yeşili o gözlerdi, benim şuan o gözlerde kaybolmam yeşilin yeni yeni tonlarını keşfetmem gerekiyordu ama düştüğümüz hale de bakındı resmen varlık içinde yokluk çekiyordum. Büyük bir bankanın bütün paralarını koyduğu kasanın anahtarını elinde bulunduran ama askeri ücretle geçinen güvenlik görevlisi gibiydim.

LANET GELEYDİ.

WHERE İS THE ADALET FALANDI.

Düşüncelerimi bölen radyodan yükselen ses oldu.

...

Aşığım senin şu gözlerine

Tavlıyosun beni sözlerinle

Ayrılırsak bana özledim de

Özledim de bana özledim de

Nerdesin şuan hiç bilmiyorum

Hep Sezen Aksuyu dinliyorum

Eski günleri özlüyorum

Seni çok özlüyorum

Bu şarkı hep bu kadar anlamlı mıydı bilmiyorum lakin şuan tam olarak beni anlattığı kesindi zira Semihle bu kadar yakın ama soğuk olmamız bana bir şeyi çok net hatırlatmıştı; Ben Semih'i çok özlemiştim.

Bu derin felsefik düşüncelerimi bölen Cenk abi oldu." Emir değiştir şunu yaa doğru düzgün bir şey aç."

"Niye abi ne güzel şarkı işte"dedi Emir.

Emir senin şu sarışın kız sevdanı ne yapacaktık ya? Rusların sıcak su sevdası senin şu sarışın kız takıntınla yarışıyordu yeminle.

"Lan yok mu hiç birinizin helal süt emmiş bir sarışın kız tanıdığı? Varsa ayarlayın şuna yeter be sabhatan akşama kadar yok sarışın kızlar gel yaparmışta yok arabasında bluetooth yokmuşta yeter be beynim sikildi!" Diye isyan etti Necip abi.

Kralın haksız olduğu tek bir konu yoktu be.

"Emir sen bağlantını kes kardeşim ben bağlanayım da biraz kulaklarınızın pası silinsin"dedi Talha.

Emir müzik zevkinin ortama uymayışı nedeniyle el mecbur telefonunun bluetooth bağlantısını kesti.

Biz şanslıydık zira bizim servisimizde bluetooth vardı.

Aynı saniyelerde bu kez radyodan Azer bülbülden aman güzel yavaş yürü remix çalınca Ece söylendi bu kez "Hay açacağınız şarkıyı bee"

"Kapat Talha kapat sessiz gideriz daha iyi sabah sabah içimiz kıyılacak"diye Nur önden destek attı Eceye. Ben sessiz kaldım zira şuan çalan şarkı pekte umurumda değildi.

Bir kaç saniyelik sessizliğin ardından radyodan yükselen Barış Manço'nun sesiyle bu kez itiraz eden yoktu.

...

Sanki biraz naz ediyorsun ama senin bana gönlün var

Gibi gibi

Yüzüme karşı git diyorsun ama sanki gözlerin kal der

Gibi gibi

"Kim açtı bu şarkıyı alnından öpeceğim de o yüzden soruyorum" dedi Cenk abi

"Ben Aylin ablanın telefonundan açtım baba" dedi Alin neşeyle.

"Afferin benim kızıma. İşte müzik kulağı olan insan kendini nasıl belli ediyor."diye kızıyla epey gururlandı Cenk abi.

Uzunca bir süre Alin'in oldukça yüksek müzik zevki eşliğinde yolculuk ettik lakin Semih hala uyuyordu. Yol bu kadar bozukken üstelik Duru iyice mızırdanmaya başlamışken ortam bir kaç saniyede kaosa bürünmüşken dahi hala uyuyor olması garipti. Üstelik uykusu normalde oldukça hafifti uykusu bu da neydi yani?

Telefonumdan Talhaya kısa hir msaj attım.

Nesi var?

Kimin?

Sence?!!!

Tamam yenge ya şaka yaptım

Sakin ol☺️🫡

Asya*

Cevap vermedin hala

Bir şeyi yok merak etme

Sadece yorgun biraz.

Son günlerde baya bir arttırdı

Antrenman temposunu ondan

Yorgundur.

Gerçi sensizlikte çarpmış olabilir😏

Talha bir kere cıvıma olur mu?

Söz veremem🙃

Fesupanallah

✓✓

Talhaya omzumun üstünden onlara dönecek şekilde ters bir bakış attım.

Yol bir süre daha böyle sürdü.

"Ayy yeter bu kadar sessiz sedasız oturmak. Aylinciğim aç şekerim ordan bir rakkas bir enerjimiz yerine gelsin"

Hah ben de diyordum nerde bizim kız sessiz sedasız oturuyor. Uykusu açıldı galiba.

Bir süre sonra servisi Sezen Aksu'nun sesi doldurdu.

...

Rakkas geldi meydane

Al bastı ak gerdane, ay canlar

Böyle dilber gördün mü?

Ey meclis-i şahane, ay canlar

Aşk ile Allah Allah

Vur tefe, vur zile yallah

Cihan da böyle yanıyor, yansın

Yosmam salla

İrem önce arka beşliden başlayarak bizi es geçip seevisteki herkesi ayaklandırmaya başladı. Eceyle Nur maşallah dünden razıymış gibi hemen ayaklandılar.

İrem sonunda Gafi'min başında durdu. "Hadi Aylinciğim kalk şekerim"

"Ay yok utanırım ben sen takıl ben alkış tutarım sana"

Aaa Gafimm en son hayatımda görmediğim kıvrak hareketleri senden görüyordum ama ben.

Aylin ilk başta baya hir çekinsede İrem o kadar ısrar etmişti ki sonunda dayanamayıp o da ayaklandı.

İrem'in Aylinden sonraki hedefi ise ben oldum hareket eden servisin içinde yalpalaya yaplaya yanıma kadar geldi.

"Hiç bana öyle alttan alttan bakmaya falan çalışma İrem. Balkan çocuğu yemiyor bu numaraları"

Aylin'in he he taam taam aynen bakışlarını görmezden gelmeye çalıştım.

"Çok ciddiyim gidin benden uzakta ne yapıyorsanız yapın. Zaten dalga geçer gibi hem Semih'i hem beni çağırmışsınız bir süre gözüme gözükmeyin özellikle de sen"dedim işaret parmağımı Aylin'in suratına savurarak.

Kendisi suçunu bildiğinden bu kez kirpiklerinin altından yavru kedi bakışlarını yollamaya koyuldu.

Yapma işte atma şu oku. Öyle bakınca kıyamıyorum ki.

Ben tam Aylin'e hala ters olmasını umduğum bakışlarımı atarken Necip abi'nin yaptığı ani bir frenle ayakta olanlar baya bir sendelemiş Gafim ise tam arkaya doğru devrilecekken son anda Arda kolundan yakalamayı başarmıştı.

Aylin neye uğradığını şaşırdı ilk başta bir kaç saniyenin sonunda kendine gelebildiğinde "teşekkür ederim"dedi varla yok arası bir sesle.

Arda dudaklarını birbirine bastırarak ufak bir tebessüm gönderdikten sonra "Önemli değil" dedi.

Onlar aval aval birbirlerine bakmaya devam ederken ortamdan yükselen ses Cenk abiye aitti "Neco ehliyeti kasaptan mı aldın kardeşim sen? Ne biçim basıyorsun lan frene"

"Yola kedi fırladı ne yapayım mecbur yüklendim frene"

"Ay kediye bir şey oldu mu?"

Gafim ve onun baklava yufkası yüreği siz bu dünyaya harbi fazlasınız ya. Az önce pekmezi akıtıyordu ama kendi derdini anında bir kenara bırakıp hemen kedi için endişeleniyor. Ben senin o pamuk şekeri kalbini yerim ama.

"Yok yok geçti gitti yoldan ama bu höyle olmayacak oturun yerinize bak az kalsın sakata geliyorduk."

"Yaa Necip abi yaa"

"İrem söylenme abiciğim otur yerine oraya gidince oynarsın bol bol"

"Off abi ya bazen seni orta okulda beden dersi dışında top oynamamıza izin vermeyen bir beden hocası vardı ona benzetiyorum yeminle" diye söylene söylene yerine geri döndü İrem.

Beni yine bir cendereden çıkarttın be sağol can Necip abimm.

Yolun geri kalanında çocukların daha doğrusu Duru'nun uyuya kalmasıyla nispeten daha sessiz geçen bir yolculuğun ardından sonunda gelebilmiştik. Herkes yavaş yavaş ayaklanırken ben de kalktım.

Talha'ya başımla hala uyumakta olan Semih'i işaret ettim uyandırmayı unutma der gibi sonrada servisten indim.

Ormanlık bir alana gelmiştik. Şuan olduğumuz yer etrafa göre daha düz duruyordu.

"Önce bir ateş yakalım ben çay sobası da getirmiştim onu da ayarlayalım çayımızı içelim çadırları falan sonra hallederiz saat erken nasıl olsa" dedi Necip abi.

"Çay çok doğru fikir abi tebrik ediyorum"dedi İrem.

Ortama bomba gibi düşen bir adet "TALHA BU SEFER DALAĞINI SİKECEM GEL BURAYA" diye bağıran ses Semih'e aitti.

Bu bağırtının peşi sıra ise paldır küldür servisten Talha önde Semih arkada olacak şekilde indiler ve deli dana gibi boş alanda koşmaya başladılar. Daha doğrusu Talha kaçıyor Semih ise kovalıyordu.

"Semih niye kovalıyor Talha'yı?"diye makul bir soru sordu Gafim.

"Semih kampa gelmek istemedi de biz de zor kullanmak durumunda kaldık"dedi İrem canını kurtarmak için tazı gibi koşan sevgilisine bakarken.

"Nasıl yani?" Diye mantıklı hir soru daha sordu Gafim.

"Semih abimin çayına uyku ilacı attı Talha abim. Bizde o mışıl mışıl uyurken servise taşıdık"diyen Musti'nin sesiyle tekrar tekrarladım.

O kidir di dingisiz diğildir bizimkilir.

Aynen dengesiz olmadıklarından çayına uyku ilacı atmışlar bir de dengeli olsalar neler yaparlarfı acaba düşünmek bile istemiyorum.

Ekipten vallahi korkulurdu. Neyseki ben paşa paşa kendim gelmiştim yoksa düşunsenize benide omuzlarına vurup geliyorlarmış.

Ayy birde Emir vursa omzuna vallahi bir tutamayıp düşürse sakatlanırdım. Maşallah çocuktaki boy fasulye sırığında yoktu ya. Onun yanında kendimi keliğlandaki devlerin yanında cücük gibi kalan balkız gibi falan hissediyordum.Sarışın kız arkadaşlara duyrulur. Ayrıca da kendisi çok tatlı sempatik bir arkadaşımız.

"Delice ama zekice de"dedi Gafim. Zekicesini bilmem de bu resmen suç lan. Sarışın kapkara kartalımı ben Arsenal yetkilileri kaçırır diye korkarken kendi arkadaşları kaçırmıştı. Dava açsa bu topçular sürüsünden iyi para kaldırırdı ama kendisi kovalamayı tercih etmişti. Saygı duyuyordum zira malum damarlarında rengi siyah beyaz olsada karadeniz kanı akıyordu çifteyi çekip vurmaya falan da kalkabilirdi buna da şükürdü.

"İltifatlar zeka keskinliği soy adından gelen Arda abime" dedi Musti büyük bir saygıyla Arda'yı işaret ederek.

Ama bu çok kötü bir espriydi be Musti.

Gafim de futbolla çokta bir alakası olmayan bir arkadaşımız olduğundan bu salak espri karşısında boş boş göz kırpıstırdı.

Duruma netlik kazandıransa esprinin çıkış noktası olan Ardaydı. "Soyadım Kılıç da onu diyor bu geri zekalı"

Bravo Arda.

Bir durum ancak bu kadar net açıklanabilirdi.

Gafim aldığı bu cevapla hafifçe gülerken anladığını belirten bir mırıltı çıkardı.

Aynı saniyelerde telefonum çalmaya başlayınca yanlarından uzaklaşıp telefonu açtım. Arayan bankanın genel müdürüydü.

(Konuşmaları ingilizce hayal edin🙃)

"Asya nasılsın?"dedi her zamanki samimi sesiyle.

Kendileri Amerika'nın en büyük bankalarından birinde gemel müdür olmasına karşın asla egolu olmayan bir adamdı.

Sempatik hatta sevimli bir adamdı ama yer yer otoritesini korumayı da bilirdi.

Benim bankada çalıştığım süre zarfında ise ikili ilişkilerimiz hep iyi olmuştu.

Hatta benim departman müdürlüğüne getirilirken de kendisinin bana karşı duyduğu güven epey yardımcı olmuştu. Ben de bana karşı duyduğu bu güveni hiç boşa çıkarmamıştım.

Mesela ilk iş olarak sistemdeki açıktan yararlanarak bankadan para çalan pek kıymetli genel sekreterimizin yaptığı yolsuzlukları ortaya çıkartıp kendisni bir güzel postalamıştım.

"Çokta iyi olduğumu söyleyemeceğim maalesef"dedim sıkkın bir nefes verirken.

"Hadi ya ben de izin süren doldu ne zaman dönüyorsun demek için aramıştım"

"Ben biraz daha izin istesem"dedim çekinerek zira izin süremin dolalığı bir ay oluyordu nerdeyse. Burdan işlerimi hiç aksatmıyordum ama malum siber suçlarda her şey bir kaç dakika içinde bitebiliyordu ve burda olmam oradaki işleri risk altına sokuyordu.

"Bak Asya seninle dürüst konuşacağım şuanda senin yerine işe girmek için bekleyen pek çok kişi var hepsini bekletiyorum çünkü sen... Sen başkasın Asya senin gözlerinde başka bir ışık var. Sen benim elimdeki en iyi elemanlardan birisin ama bu gün senin için kuralları gevşetirsem yarın burada disiplini sağlayamam. Pazartesi Asya iki gün sonra mesai saatinde burda ol aksi halde yerine başkasını bulmam gerekir ama emin ol bunu yapmayı hiç istemiyorum"

Bir an ne diyeceğimi bilemedim. Ne yapmalıydım? Gitmeli miydim? Yine Semih'e sırtımı dönmeli miydim? Gerçi bu sefer o dememiş miydi? Bir daha karşıma çıkma dememiş miydi?

"Sessizliğini dönüyorsun olarak kabul ediyorum"

"Tamam" diyebildim varla yok arası bir sesle "orda olacağım"

"Doğru kararı vereceğinden bir şüphem yoktu. Seni tekrar aramızda görmeyi heyecanla bekliyoruz"

Kısa bir vedaşlamanın ardından kapattık telefonu.Telefon kapattıktan sonra sıkkın bir nefes verdim. Bu kez böyle olmamalıydı oysa bu kez ayrılmamalıydık. Neden biz hep kavuştuk dediğimde ayrılıyorduk?

Yavaş adımlarla yaktıkları ateşin başına oturdum. Nurla Necip çay için malzemeleri indiriyor geri kalanlar ise bir yerele dağılmıştı.

Öylece uzaktan onları izlerken bir soğukluk hissettim bu tam olarak karşıma oturan Semihten başkası değildi. Öyle bir baktı ki ceketimin önündeki fermuarı çekmemek için zor durdum zira o kadar soğuk bakıyordu.

"Sen de mi burdaydın?" Derken sesi bakışkarından daha soğuktu.

"Gördüğüne göre hayır" şeklinde bir cevap verdim zira o ne kadar kırgınsa ben de o kadar kırgındım.

Ben onu kandırmıştım da o beni kandırmamış mıydı? Gittim diye kızıyordu belki ama gitmeyi ben de istememiştim ki beni o göndermişti.

Neden hep onu ben anlamaya çalışıyordum. Ben de kırgındım,ben de kızgındım,hayatımın en boktan döneminde yalnız kalmıştım ben. Bu kadar mı zordu niye gittiğimi anlamak, yahu bu kadar mı imkansızdı kırgınlığımı fark etmek?

Göz devirmekle yetinirken ortama elindeki çay sobasıyla Musti giriş yaptı.

"Asya Nur yenge çay sobasına mukkayyet olsunlar dedi"

"Millet nerde?" Diye sordum zira etrafta kimsecikler kalmamıştı.

"İremler ormana gitti mantar mı ne toplayacaklarmış, Necip abilerde çalı çırpı toplamaya gitti. Siz sakın kalkmayın burdan valla çay sobasının başına bir şey gelirse İrem'in elinden hiç birimiz alamayız sizi"dedi ve uzaklaşmaya başlarken bağırdım arkasından "LAN MUSTİ SEN NEREYE GELSENE ŞURAYA"

İyice uzaklaştığı için o da bağırarak karşılık verdi. "OCAKTA YEMEĞİM VAR SİZ TAKILIN" diye saçmaladı demekte mümkündü.

"MUSTİ SAÇMALAMA DA GEL ŞURAYA!" Diye bağırdım ama cevap vermezken gözden uzaklaşmıştı bile.

"Belliydi bunların bir iş çevirdiği" diye söylene söylene sobanın altına biraz çalı çırpı katıp tutuşturdum.

"Sevgiliydik ayrıldık sanıyorlar." Derken bakışlarını telefon ekranından ayırmadı Semih.

"Anlamdım bir şey mi ima ediyorsun?"dedim oldukça ters bir şekilde

"Yoo ima edecek bir şey mi var ortada?" Derken sesi oldukça ima doluydu.

"Semih benim damarıma basma!"diye yükseldim.

"Niye n'olurmuş damarına basarsam?"dedi meydan okurcasına.

"Semih!"

"Asya!"

Dediğinde ikimizde ayaklanmış ve tam olarak karşı karşıya gelmiş birbirimizin gözlerine öldürecek gibi bir öfkeyle bakıyorduk.

"Derdin ne senin!?"diye sordum en sonunda.

"Ne derdim olacak ya benim seninle?"

"Orasını sen söyle. Hala beni kandırdın triplerinde misin yoksa? Ha eğer öyleyse ben o konuda senin anca getir götürünü yaparım

Bu dediğimden sonra önce histerik bir gülüş döküldü dudaklarından sonrada sinirle konuştu"Hala üste çıkmaya mı çalışıyorsun?"

"Üste çıkmak mı? Kusura bakma da ben seni bir kandırdıysam sen beni on kandırdın be! Şimdi böyle karşıma geçip bana ahkam kesemezsin sen!"diye ben de yükseldim.

"Evet ya gerçekten özür dilerim çünkü ben gittim dimi seni arkamda bırakıp ben gittim,hiç bir şey demeden,veda etmeden,bir açıklama yapmadan ben gittim!!!!Sonra geri geldim hiç bir şey olmamış gibi,hatta yetmedi üstüne bir de sana oyun oynadım EVET HAKLISIN ÇOK ÖZÜR DİLERİM ÇÜNKÜ BUNLARIN HEPSİNİ BEN YAPTIM DİMİ?!!!"Diye yükseldi.

"KALACAK YER BIRAKMADIKTAN SONRA GİDENE KIZAMAZSIN" Diye bağıran sesim öfke değil kırgınlık,gözlerimse yaş doluydu.

"Yaa siz niye kavga ediyorsunuzzz?"diyen sesle bakışlarımız birbirimizden ayrılıp yanımıza geldiğini farketmediğimiz Duru ve arkasındaki ekipe kayınca birbirimizden uzaklaştık.

O arkasında duran ağaca sinirle bir yumruk indirdiğinde ben öfkeyle saçlarımı geri savurdum tüm acımı öfkeme gömdüm... Yine...

"Tamam gençler sakin olun yoksa ateş de yanıyorken ortam havaya uçacak gerginliğinizden" dedi Gafim ılımlı sakin bir ses tonuyla.

Kendisine en seveceninden öldüreceğim seni bakışı atıp az önceki yerime geri çöktüm.

"Bu arada aklıma bir şey takıldı. Gitmek kalmak mevzusu ne?"diye oldukça basmaması gereken bir yere parmak bastı Arda.

"Boş ver Arda orayı karıştırma şimdi"dedim sıkkın bir şekilde.

"Yok yok bence Arda çok doğru bir yere parmak bastı. Madem başladık gizli hiç bir şey kalmasın"dedi Semih sinirle tekrar bana doğru adımlarken.

"Oooo buralar karışacak gibi. Çocuklar hadi gelin biz sizinle salıncak kuralım. Burdan uzakta bir ağaca" dedi Aylin ve çocukları ortamdan uzaklaştırdı.

İyide yapmıştı zira biraz daha böyle diklenmeye devam ederse o çok sevdikleri Semih abilerini ellerimle boğuverecektim.

"Semih Asya n'oluyo size Allah aşkına" diye söylendi Nur.

"Biz size yalan söyledik" dedim lafı evirip çevirmenin bir anlamı yoktu bu oyunlar artık beni de sıkmıştı.

İnceldiği yerden koparıp attım.

💚🖤

"Oğlum siz taşak mı geçiyorsunuz bizimle!" Diye yükseldi Cenk abi "Bunca şey oldu, o kadar şey yaşandı ve siz bize hiç bir şey anlatmadınız mı?"

"Her şey iyi güzelde hani bizim aramızda gizli saklı olmayacaktı Semih" diyen Talha büyük bir hayal kırıklığı yaşıyor gibiydi.

"Öyle zaten." Dedi Semih

"Hee aynen yarram gel külahıma anlat sen onu" dedi Talha sitemle.

"Yav arkadaş anlatamıyor muyum ben kendimi? Bilseniz ne olacaktı abi? Ben söyleyeyim hiç bir şey olmayacaktı hatta üstüne bir de kendinizi boşuna tehlikeye atacaktınız"diye Semihte yükseldi ufaktan.

"Dimi hay ağzını öpeyim ne güzel dedin"diye yükseldim " Ben de aynı sebepten senden Bonie mevzusunu sakladım" diye fırsattan istifade kendimi savundum.

"Kaostan fırsat çıkarma kendine ikisi aynı değil" dedi ters ters

"Pardon nesi farklı tam olarak bir açıklar mısın?"diye sordum tek kaşımı meydan okurcasına kaldırırken.

"Ay yeter sizde bir tartışıp durmayın ya! Burda tripli olması gereken taraf biziz farkında mısınız?"diye yükseldi Ece

"Bizde de tripli olacak bir durum yok aslında. Çocuklar düzgünce anlattı işte ergen ergen trip atmayın."diye hayatımda duyduğum en mantıklı cümleleri sıraladı Necip abimmmmm.

"Ergenlikle ne alakası var Necip?"diye terslendi Cenk abi.

"Ee olgun davran biraz o zaman Cengo boyun kadar oğlun var nerdeyse hala trip atıyorsun çocuklara?"

"Necip ama yani..."dedi Nur. Asıl sana ama Nur ne var yani biraz kocan gibi destek çıksan hayretde bir şey.

"Aması maması yok hayatım bilsek ne olacaktı çocuklar haklı. Uzatmayalım" derken hayatında duyduğum en mantıklı cümleleri sıralamaya devam etti Necip abi.

Bütün bu düşüncelerimi dile getirdim. "Necip abi hayatımda duyduğum en mantıklı cümleleri kurdun yemin ederim bu saatten sonra parti kur bir oyun hazır"dedim.Zira şuan gözümde saygı duyulması gereken insanlar sıralamasında zirveyi zorluyordu.

"Necip abiye yaranma çaban bittiyse biz konumuza dönelim.Asya mı diyim yoksa sen mi kendi adını açıklamak istersin?"

"Talha salak salak konuşup durma! Ayrıca yaranma çabası ne lan! Sana burdan bir yaranırım görürsün!!!"diye yükseldim.

"Olan olmuş artık hadi bir çay içip kendimize gelelim" dedi elindeki bir çay tepsisiyle ortama giriş yapan İrem. Karedenizli bir insanın sevgilisi olmanın hakkını fazlasıyla veriyordu vesselam.

"Katılıyorum" dedi Ece tepsiden bir bardak çay alırken.

Bir süre ortama bir sessizlik çöktü. Herkes sessiz sessiz elindeki çayları içerken sessizliği ben böldüm. "Bu arada benim size bir şey daha söylemem lazım"

"Niye bunun altından da bir şey çıkacak gibi hissediyorum?"dedi Musta.

"Musti biz hiç bulaşmayalım birader ateş bize sıçramasın" dedi Emir

"Ben gidiyorum" dedim kestirmeden

"Yaa bakma sen bize ben taa en başta ne dedim sana? Biz sabahtan akşama kadar bir birimize laf sokar akşamda oturur birlikte akşam yemeği yeriz dedim mi demedim mi? Az önce size biraz çıkıştık ama o kadar yani ayrıca servisle geldik hayatım biz gitmeden bir yere gidemezsin uyandırıyım" dedi Nur tatlı tatlı gülerek

"Çok tatlısın Nur ama kamptan gitmekten bahsetmiyorum. Ben komple gidiyorum Amerikaya geri dönüyorum yani"

"Nee!" Dedi Ece

"Niye?" Diye sordu İrem

"Saçmalama" Dedi Nur

Hepsine gülümseyerek baktım."Zaten iki aylık izin alıp gelmiştim orda da yoğun işler ona rağmen bir ay daha uzattılar iznimi ama onlarda daha fazla bekleyemezler acil bir sorun olduğunda bana burdan ulaşmaları benim halletmem geri dönüş yapmam falan derken fazladan geçen o 5 10 dakikada banka büyük risk altına giriyor. Hem burdada yapacak bir işim kalmadı zaten başkan istifa etti yakında yeni başkanda seçilir yakında. Bu saatten sonra yolcu yoluna gerek"

" Ne zaman gidiyorsun?" Diye sordu İrem.

"Pazartesi iş başı yapmam lazım"dedim yanağıma doldurduğum havayı sıkıntılı bir şekilde geri üflerken.

"Bari bir hafta sonraki pazartesi de" dedi Nur tatlı tatlı gözleri de hafiften nemlenmişti.

"İki gün sonraki pazartesi"dedim sıkkın bir nefes daha vererek.

"Gitmesen olmuyor mu?" Diye sordu bir umut Ece.

"Maalesef yerime başvuru yapan çokmuş zaten ona rağmen bir aydır bekletiyorlar bütün teklifleri ama biraz daha gitmezsem yerime yeni birini alırlar"

"Ee temelli bırak o zaman n'apıcaksın Amerikada" dedi Necip abi.

"Olmuyor be abi" dedim sıkkın bir nefes vererek " İstanbul yaramıyor bana"

"Bu kadar insana yarayan koca şehir bir sana mı yaramıyor" diyerek ima dolu bir sesle ortama giriş yapan kişi Aylindi.

"Öyle oluyor demek ki" dedim sade bir tebessümle.

Ortamda hala herkes bir karış syratla oturuyordu "Ne be!? Hepiniz astınız yüzünüzü sanki çok uzak bir yere gidiyorum"

"Yani çokta yakın olduğu söylenemez. İstanbula yaklaşık olarak 1,5 Türkiye eni kadar bir uzaklıkta,uçakla bile yaklaşık 5 saat sürüyor"

"Sağol Arda napalım şimdi bu gereksiz bilgileri?" Dedim sevimsizce gülerek hatta peşi sıra bir de göz devirdim."Yaa siz bakmayın buna. Nedir 5 saat gelirsiniz. Hem sizi orda kendi evimde de ağırlamak isterim hem sizde tatil yapmış olursunuz üstelik çocuklar içinde iyi olur." Bu noktada bakışlarımı Ceno abiye çevirdim "Cenk abi sen Alin ingiliceyi bir türlü sevemedi öğretmeni şikayetçi demiyor muydun? Gelir yerinde öğrenir işte. Gidiyorum diye iletişimi tamamen kesmemiz gerekmiyor hem arada ben de gelirim. Gafi'mden öyle çok ayrı kalamam ben"dedim gözleri dolan Gafi'me uzaktan öpücük atarak. Bu hareketimle hafifçe tebessüm etti.

"Gidersiniz tabi adresini bulabilirseniz niye gitmeyesiniz?" Semih bir şeyler mırıldandı ama anlayamadım tam olarak.

"Noldu bir şey mi dedin?" Diye sordum ters ters.

"Yoo git dedim,serversin sen gitmeyi ama olmadı bu sefer sen normalde hiç bir şey olmadan giderdin"dedi sitem dolu bir sesle.

"Hiçbir şey"dedim inanamayarak "hiçbir şey öyle mi?"

"Öyle tabi!"

"Senin için hiç olabilir ama benim hiçte öyle değildi Semih!!!"diye yükseldim sonunda.

"DELİRECEĞİM YAA SONUNDA GERÇEKTEN KAFAYI SIYIRTACAKSIN BANA! DERDİN NE SENİN KIZIM HIMM SEN SÖYLE BİR BANA SENİN DERDİN NE ? ALTTAN ALTTAN LAF SOKUP DURUYORSUN YETER BE"

"NE DERDİM OLACAK BE BENİM SENİNLE ASIL BİRİNİN BİRİYLE DERDİ VARSA SENİN BENİMLE BİR DERDİN VAR GALİBA"

"ALLAH ALLAH NİYEYMİŞ?"

"DAHA İKİ DAKİKA ÖNCE KİM KİME GİT DEDİ"

"BEN DEDİM AMA SEN ZATEN GİTMEDİN Mİ? ŞİMDİ YİNE GİTMİYOR MUSUN? NE OLMUŞ YANİ GİT DEDİYSEM KAL DESEM KALACAKSIN SANKİ!!!"

"Bunu hiç bir zaman öğrenemeyeceksin çünkü bir kere olsun gitme demedin"

"LAN DELİRECEĞİM ŞİMDİ!!! DEME FIRSATI VERDİN Mİ Kİ ŞİMDİ CAZ YAPIYORSUN"

"BİR KERE OLSUN DOĞRUYU SÖYLE O GÜN BEN GİDİYORUM DESEM KAL DER MİYDİN?"

bu soruyu beklemiyor olmalı ki mal mal baktı suratıma. Aramıza çöken derin sessizlik canımı yaktı öyle bir sessizlikti ki bu zihnimdeki sesleri hatta benim ufaklığın sesini bile mumla aratacak bir sesizlikti ızdırap gibi ölüm gibi bir şeydi. "Ben de öyle tahmin etmiştim"

Dedim ve sırtımı dönüp ilerlerken bağırdı arkamdan.

"GİTMEYE O KADAR MERAKLIYMIŞSIN Kİ BEN NE DESEM DURMAZDIN " her zaman baktığım gözlerine bakmak istedim durup geri dönmek kollarına atlayıp gitmezdim tabi demek istedim ama durmadım her zamanki gibi sert değildi lakin adımlarım hatta ilk kez bu kadar yumuşak her an yere yığılacak gibiydi.

Ormanın içinde ilerledim biraz sinirimi atmak için aşağı yukarı gidip geldim ama içindeki öfkeyi atmak imkansızdı. Hatta öfke neyseydi ama kırgınlık işte o hatsafhadaydı.Beni bu kadar yıkan bir olayı hiç bir şey olarak mı görüyordu yani?

Hadi her şeyi geçtimde insanın kal demesi için gözünün içine baktığı birinin git demesi baya bir zoruna gidiyordu.

💚🖤

İfadesiz bakışlarla önünde duran taşlara bakmaya devam etti Semih.

Pazar antrenmanından sonra okey oynama fikri ortaya atılınca Talha'ların evine gelmişlerdi. Hemen okey masası kurulmuş üstüne birde Necip'in Talha'ya iddiada kaybettiği PlayStation kurulmuştu. Onlar için klasik bir oyun gecesi iken Semih için durum normalden farklıydı zira şuan aklında oyun moyun değil bir saat önce Aylin'in attığı mesaj dönüyordu.

Asya'nın uçağı iki saat sonra kalkıyor

Sen dersen duru Semih

Eğer sen gitme dersen kalır.

Geç kalma Semih

Hangisi olduğuna bakmadan eline geçirdiği bir taşı attı.

Talha önüne konulan yeşil 9'a ışıldayan gözlerle baktı. Bitimine az kala önüne atılan okey taşı ilaç gibi gelecekti o yüzden okey taşını çaktırmadan aldı. İşine yaramayacak taşlardan birini attı sıranın kendisine gelmesini sabırla bekledi.

Sıra tekrar Semih'e geçtiğinde yine rastgele bir taş attı. Talha önüne konan yeni bir yeşil 9'a bu iş bitti der gibi baktı ve taşı alıp son eksik yere yerleştirdi ve fazlalık olan taşlardan birini ortaya atıp zevkle geri kalan herkesin tahtasını devirdi.

"Yuh ne ara bittin?" Diye sordu Emir.

Talha zevkle bir kahkaha daha attı "iki okeyini veren salak kardeşim sağolsun" dedi ve Semih'i işaret etti.

Talha bir kahkaha daha atarken Semih'in boktan bir okeyden daha büyük dertleri vardı.

"Sikicem okeyini de taşını da siktirin gidin benden ötede oynayın" dedi ve balkona doğru ilerledi.

Balkona çıktığında gök yüzüne kaydı bakışları ışıldayan yızldızlarda Asya'nın bakışlarını görmesi pekte hoş olmamıştı. Her şey Asyaydı sanki her şeyde ondan bir parça vardı. Esen rüzgar onun kokusu getirmişti sanki. Hak mıydı bu yani reva mıydı Semih'e?

"Noldu lan yine cinler tepende?"diyej ses Talha'ya aitti.

Gök yüzünden bir yıldız kayarken aynı saniyelerde Semih'in gözlerinden de bir damla yaş süzüldü "Gidiyor lan gidiyor" derken sesi hayatında ilk kez bu kadar titrek ve çaresizdi.

"Günaydın birader. Oğlun sen harbi salaksın haa." Diye bir çıkarımda bulundu kendince. "Kız iki gün önce gideceğim dedi sen onca vakittir kal demek için neyi bekledin hala neyi bekliyorsun?"diye sordu Talha.

"Anlamıyorsun abi anlamıyorsun. Sen benim yaşadığımı yaşamadın çünkü haa şu siktiğimin çaresizliğini Allah düşmanımın başına vermesin orası ayrı."sıkkın bir nefes verdi oysa elinde olsa Asya'nın kokusunun olmadığı havayı soluyan bu ciğerleri söker atardı yapamadı tabi onun yerine sinirle yumdu gözlerini "Geç kaldım Talha ben ona çok geç kaldım" derken sesi iyice kısılmıştı " Ben ona olan aşkımı anlarken de geç kalmıştım. Ben anlayana kadar iki yakın arkadaş olmuştuk biz o saatten sonra söylemezdim arkadaşlığını, güvenini her şeyi kaybederdim"

"Bak kendinde diyorsun sen yıllarca söyleyememişsin sevdiğini yetmedi mi bu kadar beklemek?. Gidiyor Semih Asya gidiyor. Yıllar sonra geri döndü çünkü siz yarım kalmıştınız son sözlerinizi söyleyememiştiniz,son kez sarılamamıştınız ne bileyim birlikte yaptığınız şeyleri son kez yapamamıştınız bu tam olarak bir yarım kalmışlık hissiydi ama bu kez farklı Semih o geri döndü sana geri döndü yine gidiyorum dedi kal demeni umarak. Sen demedin üstüne bir de git dedin anla artık be kardeşim bu sefer kal demezsen bu defter burda kapanır."

"Talha öyle çaresiz bir haldeyim ki bok bataklığına saplanmış gibiyim. Çıkmak için çırpınıyorum çırpındıkça daha da dibe batıyorum ben ne bok yiyeceğim ya"

"Güneşin doğmasını sağlayacaksın kardeşim öyle bir güneş doğacak ki bütün bataklığı kurutacak yoksa çıkamazsın"

"Öyle kolay değil be Talha. Hani kar yağar ya; böyle bir kar tanesi zarif, naif, dünyanın en masum şeyi gibi bembeyaz bir kar tanesi. O kadar kar tanesinin içinde bir tanesi çeker ya dikkatini. Senin olsun istersin hani ama tutsan eriyip gidecek avuçlarında bıraksan kaybolup gidecek dokunamayacaksın bir daha. N'apardın Talha sen olsan n'apardın yok olacağını bile bile bencilce yine kendine mi isterdin kar tanesini yoksa bırakıp senden sonsuza kadar gitmesini mi izlerdin?"

"Kal derdim Semih tüm riskleri göze almaya hazırım ben sen de varsan kal derdim gerisini de kar tanesine bırakırdım"

"Git anlat diyorsun yani"

"Gitmezsen bir ömür ağlayıp zırlayıp beynimi sikeceksin o yüzden siktir git geç kalma diyorum" dedi Talha gülümseyerek.

"Eyvallah lan valla eyvallah iyi ki varsın" Dedi Semih Talha'ya sıkı sıkı sarılırken.

"Sen de birader sen de iyi ki varsın ama harbi siktir git artık geç kalacaksın" dedi Talha yine gülerek ve Semih'i omuzlarında çevirip ileri doğru ittirdi yavaşça.

💚🖤

Asya elindeki küçük el bavulunun sapını sıktı iyice.

Gidiyordu... Yine...

Oysa bu sefer daha bir kırgındı zira artık bu şehirde Semihten başka dostları da vardı hepsine sırtını dönmek zor olmuştu. Ama en zoru bu sefer gidiyorum demişti ama Semih kal dememişti işte bu içini kor gibi yaktı kül etti.

Şimdi anlıyordu ki o sevilmek değil sadece Semih'in onu sevmesini istemişti. Zira sevgiyi başkalarında da bulurdu ama o bir sineyi yuvası bilmek ve öyle bilmesini sağlayacak koşulsuz ve sonsuz bir sevgi istiyordu. Sevgi açlığıysa bu evet açtı sevgiye çünkü kaybetmişti yuvam diyebileceği sineleri.

Zaten yuvam diyebileceği iki sine vardı biri annesinin öteki babasının ama o ikisini de kaybetmişti. İkisi de kara toprağın bağrındaydı. Bir tek Semih kalmıştı onu da Asya bu sefer geri dönmemecesine geride bırakıyordu.

"Değerli yolcularımız Amerika seferli uçağımızın kalkışı yaklaşmıştır lütfen biran önce yerlerinize geçiniz."

Duyduğu anonsla bir iki adım ilerledi.

Gidebilecek miydi tekrar hem de bu sefer temelli?

Gitmeliydi onu burda tutan bir şey kalmamıştı ki...

Ağır adımlarla biraz daha ilerlerken duyduğu sesle olduğu yere çakılıp kaldı.

"Asya gitme" diyen Semih'in sesiyle.

Kitabı beğeniyorsanız lütfen vote vermeden geçmeyin.😇😇😊😊😍😍

Neyse efenim ben şimdilik kacorottiiii 14. Bölümde görüşürüzzz😘😘😘💞💞💞💞

Bölüm sonu

1 yorum

  • Harbi bu işi biliyosun be kızım benim kitabımı da okumanızı tavsiye ederim (tamamlanmamış olanı)