İçeriğe geç

YEŞİLİN AGÜERO TONU

Bölüm 51 · 48 dk okuma

YEŞİLİN AGÜERO TONU

Bölüm 51

💚12.Bölüm💚

💔

Herkesin bir gideni vardır

Bir türlü uğurlayamadı

~Turgut Uyar~

Güneş hafif hafif dağları aşmaya başlarken beylerin derin derin alıp verdikleri nefes seslerine sonunda hocanın uzun ve tiz düdük sesi karışmıştı.

Herkes yorgunlukla kendini bir tarafa atarken rahatlamış bir iki nefes alıp verdiler.

Hoca kısa süre sonra tekrar düdüğünü çaldığında ise yeniden ayaklanıp hocanın etrafında toplandılar.

"İyi iş çıkardınız beyler bravo. Gün geçtikçe kondisyon eksiğinizi kapatıyoruz"

Bir yandan tercüman hocanın dediklerini çevirirken Arda yanında bulunan Emir'e döndü.

"Bir zahmet ilerlesin amına koyim, şafak operasyonuna çıkar gibi idmana geliyoruz. Götüm dondu soğuktan"

Emir hocanın bakışlarının onlara döndüğünü fark edince koluyla Arda'nın karnına doğu sertçe vurdu.

Arda aldığı darbenin etkisiyle "LAN!" diye yükseldiğinde ise artık bütün takımın bakışları onların üzerindeydi.

"Lam yani... Şey hocam lamba" dedi eliyle sahanın kenarındaki lambaları göstererek.

Herkes ne diyorsun oğlum der gibi bakarken onunda verecek bir cevabı yoktu.

Ne diyordu hakikaten?

Hocanın adımları tam önünde durduğunda kaşları da çatılmıştı.

Sabahın kör şafağında her şeyde yolundaydı maşallah.

Derince yutkundu. Nefesini başka yerlerden alırken sonunda sesini buldu ve söze girdi.

"Lambalar hocam. Yanıyorlar ya hani."

Arkdan "Hadi bee. Eee oğlum sen bütün büyüyü bozdun ama şimdi olmaz ki böyle" diye alayla yükselen Salih abisi hiç yardımcı olmuyordu.

"Eee Arda"dedi hocası bir elini omzuna atarken.

Psikolojik olarak yeterince baskı altındaydı zaten ne gerek vardı ki yani fiziki bir baskı da kurmaya.

"Yanmasalar mı acaba? Hani biz idmanı yapmak için güneşin doğmasını falan beklesek mesela"

"Hep demişimdir bu çocuk çok çalışıyor ama zeki değil maalesef" diye yükselen Salih abisi cidden hiç yardımcı olmuyordu.

Araya ufak bir kaç kıkırtı karşırken hocanın ters bakışları etrafı tarayınca hepsi susmuştu.

Arda da gayri ihtiyarı etrafına göz gezdirdiğinde gülmemek için yanaklarını ısıran ve gülme patlaması yaşamamak için itina ile birbirelinin suratına bakmayan Semih ve Talhayla göz göze geldi. Hemen yanlarındaki Cenk abisi ise nadir görülür şekilde sessiz ve bayık bayık bakıyordu etrafa, Necip ve Mert her zaman oldukları gibi sakince ortamı inceliyorken yüzlerinde hafif bir tebessüm vardı. Geri kalanların çoğu ise aynı Semih ve Talha gibi gülmemek için epey çabalıyorlardı.

Çok vefalı dostlar edinmişti gerçekten de.

Hocasının ters bakışları üzerindeyken hafifçe dudakları aralandığınfa tekrar derin bir nefes alıp telaşla önce o girdi lafa.

"Yani şey uzmanlar falan diyor ya hep internette falan enerji tasarrufu yapın, gelecek nesillere temiz bir dünya bırakalım falan diye ben ondan dedim hocam yoksa yani sen sabah altı değil beş de desen ben o satte de gelirim sıkıntı yok"

Hocasının ters bakışları düzelirken "Aferin" dedi oldukça sakin bir sesle.

"Hocam ben valla o anlamda deği... Anlamadım"dedi boş boş hocasına bakarken.

"Aferin aferin. Gelecek nesiller için sağlıklı bir gezegen bırakmak önemli tabi."

Deyip tekrar eski yerine dönerken Arda dakikalar sonra ilk kez rahatlamış bir nefes aldı.

"Semih son vuruşların gayet iyi ama biraz daha süratlenmen lazım. Ayrıca antrenman içinde bile sürekli geri dönüyorsun.Olmaz. Sen forvetsin. Görevin gol atmak. Sürekli orta sahaya hatta defansa dönmek seni yorar. Orayı oranın görevi korur zaten çok kritik bir şey olmadığı sürece sen görev alanından ayrılma."

"Tamamdır hocam daha dikkat ederim."

"Gedson. Müthiş bir hız,harika driplingler ama skor katkısı eksik. En sonki maçta da yaşadık bunu orta sahada aldığın topu tek başına ceza yayına kadar taşımışsın zaten artık o saatten sonra bekleme kendin vur. Cesaretli ol. Son vuruş çalışmaya ağırlık vermen lazım."

Tercümanın çevirdiği cümlelerin ardından Gedson sessiz bir onay gönderdi.

"Mustafa son vuruşlarda gelişme var ama kondisyon yüklenmesine ağırlık vermeye devam. Talha bazen çok sert oynayıp gereksiz kart görüyorsun. Dikkat et. Caydırıcı olayım derken oyundan atılacaksın. Bir de hislerine biraz daha güven. Ben şu altıncı his dedikleri şeye inanırım ve sendede bundan oldukça fazla var. O yüzden riske girmekten korkma biraz hislerine güven."

Mustafayla Talha da anladıklarını belirten ufak bir baş işareti gönderdikten sonra hoca kısaca takımdaki herkesin bireysel değerlendirmesini yapıp gitmek için tam hareketlenecekti ki son anda tekrar geri döndü.

"Haaa unutmadan Arda yarın takımdan bir saat önce burda ol."

Arda şaşkınlıkla "Ta-Tabi hocam ama niye?"

"Çevremize karşı duyarlı olan bir sen değilsin koçum. Geçen hafta verdiğimiz güneş panalleri gelecek yarın akşam sen idmandan önce gel onları indiriver kamyonlarda. Gün içinde ustalar gelip takacak onları"

"Hocam Arda kardeşimizi seçmenizin spesifik bir nedeni var mı acaba?sırf meraktan soruyorum"dedi Salih gayet eğlenen bir edatla kolunu Ardanın boynuna dolarken.

"Valla indirme işine karşmıyormuş adamlar benden rica ettiler hocam bizim delikanlılar bir el atsın diye ee Arda'nın doğaya karşı olan göz yaşartıcı duyarı da az önce gözler önüne serilince bu iş için ondan iyi aday olmaz diye düşündüm. Doğru muyum Arda?"

"Tabi hocam tabi. Ben hallederim. Her şey doğa için"

Arda'nın kelimenin tam anlamıyla yarım ağızla kurduğu bu cümlenin ardından hoca işaret parmağını tam olarak onun üstüne doğrultarak "Bravo. İşte yeni nesilden görmek istediğimiz hareketler aferin Arda" dedikten sonra ellerini cebine attı ve ekibiyle birlikte tesis binasına doğru hareketlendiler.

Hocanın ardından takım da yavaş yavaş dağılmaya başlamıştı.

Semih, Salih ve Talha Arda'nın az önceki hallerine gülerken. Cenk kocaman bir esnemenin ardından "Görüşürüz beyler ben eve kaçıyorum uyayacağım" deyip tam hareketleneceği sırada Semih'in sesiyle durdu.

"Kusura bakma abi bugün kardeşinizin işini göreceksiniz"

"Ne işi kardeşim hayırdır?"dedi Necip.

"Umrumda bile değil. Kusura bakma kardeşim beni pas geç. Dün bütün gece Alin gitar çalmaya çalıştı, dan dan dan din din din uyutmadı beni. O yüzden ben uyumaya gidiyorum kalktığımda işiniz bitmemiş olursa uğrarım"

"Olmaz abi ev taşıyacağız bu işin bu gün bitmesi lazım"

"Kimin evini taşıyacağız ki?" Diye sordu Salih.

"Ayıptır söylemesi Semih'e cillop gibi bir ev buldum da o taşınacak"dedi Talha büyük bir gururla.

"İyi taşıyın. Bu kadar adamsınız iki koltuk taşıyamayacak mısınız? Uykum var benim ya!"

"Ayıp ediyon ama abi haa"diye söylendi Semih.

"Ya oğlum eve taşımasına çağırılacak adamlar listesinde birinci sırada ben mi varım ya? İsviçre çakısı mıyım ben? Bensiz bir iş beceremiyor musunuz ya? Beni bi salın"

"Ooo mızıkçılık yok abi ya. Valla sen gitmezsen ben de gitmem"diyen Mustafaya atıp atabileceği en ters bakışları attı Cenk.

"Lan Musti senin göbeğin benimkine yapışık mı? Ayrıca yarın zaten deplasmana gideceğiz. Burda sabahın kör şafağında götümüz donmuyormuş gibi gidip bir tur da Sivas'ta donacağız. Benim bir tek bu günüm var ya. Bırakında uyuyayım."

"Cengo ne diyon birader sen? Biz de ayrı gayrı iş oluyor mu abiciğim? Mızıkma yürü hallederiz zaten bir iki saate sonra git zıbarıyor musun ne bok yiyorsan ye."

"Offff!!!" Dedi Cenk sinirle yüzünü iki eliyle birden ovuştururken.

"Tamam lan şöyle bir teklifim var. Siz gidin eşya mı taşıyorsunuz ne yapıyorsanız yapın ben iki saat sonra yanınıza geleyim. İşiniz bitmediyse yardım ederim bittiyse de yemekler benden. Kabul mü?"

Beyler cidden bu teklifi değerlendirirken şansını ilk zorlayan Mustafa oldu. "Ben kabul ediyorum abi. Ocak başı sınırsız dürüm ayran üstüne birde sınırsız künefeye bence tamam"

Mustafa'nın bu teklifine Cenkten

"Yuh!!!" Şeklinde bir karşılık geldi.

"Hakkaten Musti ha bu kadar ucuz mu lan bizim işçiliğimiz ? Bir dürüme sattın bizi"dedi Salih.

"Bir mi!?" Dedi Cenk şok içinde. "Lan en son yemeğe çıktığımızda bu var ya bu"derken ileriye doğru savurduğu işaret parmağının hedefi Mustafa ve doymak bilmeyen midesinin ta kendileriydi. "Bu tek başına dükkana kıtlık getirdi. O gün varya sadece bunun yüzünden iki tane inek fazladan kesildi. Adamlar o gün bana yemek fişi değil Manas Destanını yazıp verseler o fiş daha kısa olurdu.Hatta mekan sahibi en son bununla fotoğraf çekiliyordu"

"Abi onunla onun ne alakası var ya? Adam bizim taraftarmış ondan fotoğraf çekildi"diye kendini savunmaya çalıştı Mustafa.

"Yok ya. Valla bence hiçte öyle değil. Şimdi gitsek baksam adam girişteki duvara senin posterini astırmış hatta benim o gün ödediğim hesapla ikinci bir şube açıp adını MustafaSteak koymuş olabilir"

Herkes gülmeye başlarken Cenk gülmüyordu. Komik olan neydi tam olarak?

O gün sırf Mustafa'yı doyurabilmek adına çoluğunun çocuğunun rızkını orda bırakmıştı. Bu durum komik miydi yani?

"Abi MustafaSteak ne ya?" Dedi Arda kahkalarının arasında.

"Gülmeyin lan!"diye yükseldi Cenk.

Takan olmamıştı.

Sonunda herkes durulduğunda lafa ilk giren Semih oldu.

"Yemek işi ben de zaten abi. Senin taşımaya gelmen lazım birmiz hepimiz hepimiz birimiz hesabı"

"Valla teklifimi yaptım gerisi beni ilgilendirmiyor" dedi Cenk oldukça kararlı bir şekilde.

"Bundan başka seçeneğin yok yani" dedi Semih sorgular bir şekilde.

"Cık.Yok"

"Emin misin?"dedi Semih uyaran bir ses tonuna eş zamanlı olarak tek kaşı usulca havalandı.

"Evet" dedi Cenk kendinden emin bir duruşla.

"Şimdi Emirhan abi olsa 'Eeee abi ben senin adını Cenk diye biliyordum' derdi" dedi Mustafa gülerek.

Ondan başka gülen yoktu ama. Hatta an itibariyle ortamda bulunan herkesin yüzünde sanki buz gibi bir rüzgar esmiş gibi bir ifade belirmişti.

"Mustafa biz Emirhanla ikinize espri yapmayı yasaklamadık mı kardeşim hee?"diye sordu yılmış bir bakışla Salih.

"Yaa ama abi niye öyle dedin ki bence gayet komikti"

"Değildi Mustafacığım değildi.Zorlama güzel kardeşim herkes espri yapacak diye bir kural mı var? Siz de yapmayı verin."dedi Arda makul bir seçenek sunarak.

"Yenin ederim soğuktan mıdır nedir ortamın Iq seviyesi iyice düştü ben gidiyorum"

"Abi son kararın mı?Bak iyi düşün" diyen Semih'in sesiyle yeniden durdu.

"Lan Semih ben kim milyoner olmak ister yarışmasında mıyım oğlum Emin misin son karın mı diye sorup duruyorsun!"

"Yani şöyle söyleyeyim benim güzel abim eğer şuan gidersen emin ol kim milyoner olmak ister yarışmasına katılıp ilk sorudan elenenler kervanına katılmayı dilersin"

"Allah Allah" dedi Cenk sorgular bir bakışla.

"Allah Allahta kulları kul değil be abi"deyip tekrar gülen Mustafa'nın ensesine sonunda dayanamayıp sağlam bir şamarı indirdi Salih.

"Musti cidden komik değilsin. Sus lan artık!"

"Geri zekalı Musti senin bu salak şakaların yüzünden deplasmanda puan kaybedersek o zaman hocaya da taraftara da sen hesap verirsin söyleyeyim birader."dedi Talha." Ayrıca İt herif milyarlarca insanın inandığı din senin aptal esprilerinin dalga konusu mu lan!?"

"Talha abi ne bağırıyorsun yaa. Şaka yapmak istemiştim sadece dalga geçtiğim falan yok"diye kendini savunmaya geçti Mustafa. "Abi valla ya şöyle ters ters bakıp durma"

"Susun lan bir! Beynimi siktiniz sabah sabah! Hem sen açık açık konuş bakayım bir Semih ne demek istiyorsun sen?"diye yükseldi Cenk.

"Şöyle açıklayayım abi. Ben dün akşam Ece yengeyi aradım. 'Yenge ben ev taşıyacağım yardıma ihtiyaç var sen de Cenk abiyle gelir misin?' dedim o da sağolsun 'geliriz tabi' dedi. Yani o yüzden sen şimdi ben gelmiyorum diyorsan benim bu tatsız durumu Ece yengeye rapor etmem gerekiyor. Bu arada kendisi lise arkadaşlarıyla buluşmasını erteledi. Kral yengem benim. O yüzden sen şimdi eve gidip, devirip yatarsan o biraz sinirlenir gibi bence. Tabi sen bilirsin yine de"derken yüzünde istediğini elde edeceğinden şüphe duymayan çarpık bir gülüş vardı.

"Ece diyorsun hee?"

"Aynen abi. Ece yenge diyorum"dedi Semih yüzündeki gülüşü daha da büyütürken.

💚🖤

Kulaklarıma dolan telefon melodisinin dakikalardır yükselen sesine sonunda dayanamayarak gözlerimi araladım ve yattığım yerden doğruldum.

Gözlerimi ovuştururken nerde olduğumu algılamaya çalıştım.

Bizim evin salonundaydım. Hemen yanımda ise koltuğun bir kenarına kıvrılmış uyuyan Aylin önümüzdeki geniş sehpanın üzerinde ise dün geceden kalmış bir aburcubur dağı vardı.

Biz dün ne ara uyuyakalmıştık ya?

Ayrıca WHERE İS THE İREM???

SHİT!!!

İREM NERDEYDİ LAN?

EYVAHLARIM OLSUNDU İREMİ KAÇIRMIŞLARDI!!!!

SIÇMIŞTIK.

LAN BEN TALHA'YA NE DİYECEKTİM?

Bir dakika İrem'i kim niye kaçırsın?

Ya ben dün akşam tövbe ağzıma alkol falan da sürmemiştim o zaman benim beynim niye yine böyle sulanmıştı ve kendi kendine senaryolar üretiyordu ki?

Ankaralı Namık abinin hüzünlü oynak türkülerinin insanları sarhoş etmek gibi özellikleri olduğunu pek sanmıyordum.

Telefondan yükselen ses kesilirken bakışlarım sehpanın bir kösesinde duran kağıda ilişti.

İrem'in ayrılık mektubu bırakmış olma ihtimali neydi mesela?

Siz benden daha iyisine layıksınız şekerler. Sorun sizde değil bende.

İrem dün akşam burda olmasa Aylin'i nasıl toparlardım bilmiyordum. Tatlı kızdı İrem. Enerjisi yüksekti her şey bir tarafa gerçek bir kötü gün dostuydu.

Semihle olan durumlar nereye gider artık kestiremiyordum zira operasyon dağın tepesinden yuvarlanmaya başlayan bir kartopu gibi giderek büyüyordu artık sonuçların nereye varsacağından pek emin değildim.

Sanki zifiri karanlık bir tünelin içindeydim ne nerden girişi ne çıkışı göremiyordum. Karanlıklar içinde ise bir ateş böceği gibi hayatıma ufak bir ışık hüzmesi dahil etmişti İrem.

Ve bu işler nereye giderse gitsin benim onun arkadaşlığını kaybetmeye niyetim yoktu.

Sehpanın köşesinde duran kağıda uzandım. Daha doğrusu peçeteye.

Elime aldığım yumuşak zeminin üzerindeki kırmızı harflerin üzerinde gezindi gözlerim.

Acil çıkmam gerekti. Çok tatlı uyuyordunuz uyandırmakta istemedim. Neyse şekerler Semih'in evde görüşürüz zaten. Öptüümmm 💋

İremciğim her şey bir yere kadar anlarımda rujdan başka yazı yazacak başka hiç bir şey bulamadın mı evde ya?

O sondaki öpücük detayı zaten ayrı bir olaydı.

Kırmızı harflerin üzerinde bakışlarım gezinirken yüzüme yayılan tebessüme engel olamadım.

Yeni uyanan Asya Korkmaz'ın algılarını açmak için ne yapmam gerekiyordu tam olarak?

Hayır ne lazımsa yapacaktım çünkü uykudan yeni uyandığım anlarda yaşadığım alıklık seviyesi Barış malıyla kapışıyordu o derece yani.

TCH TCH TCH NE KADAR SALAK SALAK DAVRANIYORSUN YA!?BİR SAATTİR KAFAYI YİYORUM BURDA YA SENİN APTALLIĞINA BEN DAYANAMIYORUM SEN NASIL DAYANIYORSUN?

Semih'in evi yoktu ki? Ne demek istiyordu tam olarak?

Telefondan tekrar yükselmeye başlayan melodi sesiyle bu konuyu düşünmeyi sonraya erteledim.

Ekranda parlayan Ece'nin ismiyle karşılaşmayı pek beklediğim söylenemezdi.

Yine de daha fazla bekletmemek adına bir an önce telefonu elime aldım ve aramayı yanıtladım.

"Efendim Ece"

"Günaydınn kuzucuğumm. Ben şey demek için aramıştım. Şimdi evi yeni yerleştireceğiz ya çay falan içilir muhtemelen ama orda mutfak eşyası var mıdır bilemedim Semih sana bir şey demişmiydi?"

Ev taşımak derken?

Ece benim bildiğim kadarıyla senin nakliyecilik geçmişin yoktu ama?

Ayrıca tam olarak neden çoğul konuşuyorduk ki? Benim öğlen bire kadar uyumak gibi harika fikirlerim vardı oysa.

Asıl en önemlisi Semih ne bilsin elalemin mutfağında ne eksik ne fazla.

"Anlamadım Ece"dedim içimden geçenlerin bir kısmını sesli dillendirerek.

"Noldu sesim falan mı gitti?"

Yoo sesin gayet güzel maşallah. Hata sabahın köründe biraz fazla mı enerjik bilemedim ama asıl sorun bende sen üstüne alınma.

"YAA ECEE BİZ NİYE GİDİYORUZ YAA! O KADAR HERİF İKİ KOLTUĞU TAŞIYAMIYORLAR MI!!!?" Arkadan yükselen Cenk abinin isyan seslerini Ece'nin söylenme sesleri böldü.

"Sus Cenk ayıp. O çocuk az mı yardımcı oldu bize Şenol babam rahatsızlandığında şimdi ufacık bir yardım istedi sabahtan beri söylenip duruyorsun! Ayrıca abisi olarak görüyor onlar seni vallahi ayıp ediyorsun"

Ece'nin sesi epey boğuk gelmişti muhtemelen eliyle mikrofonu kapatmıştı ama pek başarılı olduğunu söyleyemeyecektim.

Duyduğum ve okuduğum şeyler yavaş yavaş birleşti kafamda.

Lan bu sarışın çılgın hamsi ev mi almıştı kendine.

Allah'ım umarım bu yaşanmıyordur zira Talha'nın ortada ne fol ne de yumurta yokken bile yaptığı dokundurmalar bu saatten sonra arş-ı âlâya çıkardı.

"Yarın zaten deplasmana gidiyoruz bir cumartesim var benim ya! Bir tanecik cumartesim var. Çoluğumla çoğumla evimde oturmak istiyorum çok mu şey istiyorum ya?" Cenk abinin boğuk sesli isyanları sonunda patlayan Ece'nin sesiyle son bulmuştu.

"CENK! Delirtme beni kalk şu yataktan. Üstünü başını giyin çocuklarıda uyandır onları Selma annemlere bırakalım"

Cenk abi başka bir şey dememişti zaten muhtemelen Ece'nin ismine yaptığı ölümcül vurgudan sonra kendini yataktan atmış olma ihtimali epey yüksekti zira hanımcı topçular kervanına dahildi kendisi.

"Ne diyorduk kuzucuğum? Kusura bakma yaa benim koca bebeğimin sabah huysuzlanmaları tuttu yine de akıl makıl bırakmadı bende" Ece'nin taylı isyanlarını dinlerken dudaklarımın arasından dökülen hafif kıkırtıya engel olamadım.

"Ayyy gülme gözünü seveyim ya. Yemin ederim yaşlandırdı beni bu adamın çocuk çocuk inatları"

Bu isyanına da gülerdim ama zorda olsa kendimi engellemeyi başarabilmiştim.

"Çayı nasıl yaparız diyorduk."

"Hah aynen. Şimdi ben diyorum ki termosla falan olmaz o iş. Malum takımın yarısı karadenizli olduğundan çay sudan çok tüketiliyor özellikle seninki ve ekürisi tarafından."

Benimki. Benimki çok içerdi doğrudur. Yani sıfır abartısız bu sarışın yakışıklımız kırk dakikalık derslerde bile çay krizine giriyordu. Maçlarda 90 dakika nasıl dayanıyordu hayret ediyordum. İlk yarıdan sonra soyunma odasında çay içmediği konusunda beni kimse ikna edemezdi.

"Ee ordada şimdi doğalgaz falan bağlımı belli değil. Bizim burda bir çay sobası vardı onu getirelim diyorum ne dersin?"

Ece'nin sesiyle kendime geldiğimde hızlıca cevapladım sorusunu "İyi olur. Çok iyi düşünmüşsün"

"Tamamdır o zaman çay sobasıdır bardaktır şekerdir onları ben hallediyorum."

Ufak bir veda konuşmasının ardından telefonu kapatmıştık.

💚🖤

Elimin üzerinde durduğu tuşa Aylin'in elimi bastırmasıyla dokunmuş bulunmuştum.

Mekanik kuş sesleri kulaklarımı doldururken şoke olmuş bir ifadehle Aylin'e döndüm.

"Gafi napıyorsun ya!"

"Napsaydım Asya senin basmanı beklesek vallahi burda kök salıp meyve verecektik"

Dediğinde tam yeni bir şey demek için söze girecektim ki önünde durduğum çelik kapı açılınca olduğum yerde çakılıp kaldım.

Bakışlarımı bir elimde tuttuğum cam tepsiden ayırıp karşımdaki zat-ı şahaneye çevirdim.

Dün gece az uyuduğu yine hafifçe şişmiş ve o yüzden kısılmış gözlerinden oldukça net belli oluyordu.

Gerçi şaşkınlıktan da olabilirdi. Zira ağzını kapatmak için yardıma ihtiyacı var gibi duruyordu.

Noldu yakışıklı beni karşında görmeyi beklemiyor muydun yoksa?

Eee beklemezsin tabi hiç haber etmiyorsun ev aldığını. Teesüflerimi bildirecektim ki aklıma benim ondan habersiz yediğim naneler geldiğinde susmayı tercih ettim.

"Ben onu alayım."derken elimdeki borcamı birden kapan Aylin benim yanımda kalan boşluktan içeriye dalacaktı ki Semih'in kürekçi omuzlarından dolayı giremeyeceğini anladığında durdu.

"Enişte bey biraz kaçılda içeri geçeyim sonra birbirinize aval aval bakmaya devam edersiniz."derken sesini sabit tutmaya çalışıyordu ama balkan çocğu bu numaraları yemiyordu be Aylin. Gülmemek için kendini ne kadar zor tuttuğu her halinden belliydi.

Semih geçmesi için yer açtığında ise içeri girdi.

Sonunda başbaşa kaldığımızda diyecek bir şey bulamıyordum.

Nutlumun tutulmasının sebebi ise kesinlikle düz gri bir eşofman ve üzerine giydiği sade düz bir siyah tişört değildi. Kesinlikle.

Bakışlarımı sağda solda döndürmekten vaz geçip yüzüne odaklandığımda gözlerime sol göğsünün üzerinde duran ufak bir Beşiktaş amblemi takıldı.

Ben bu çocuğa sarşın hamsi falan diyordum ama bakmayın siz bana bu çocuk bikdiğiniz kapkara bir kartaldı. Yakında kanatları çıksa şaşırmazdım mesela.

"Ece çağırdı beni. Seni aradım gerçi ama telefonu açmadın"

"Telefon sessizdeydi de duymamışımdır. Bu arada her şey çok ani gelişti ben ondan haber edemedim sana. Yanlış anlama yani"derken bakışları gözlerimden saçlarıma kaydığında hafifçe yüzüme doğru eğilmişti.

Kalbimin ritmi aramızdan çıkan ger milimde biraz daha hızlanıyordu.

Allah'ını seven defansa koşsun.

Atak oynayalım derken kontra atak yiyip defansta az adamla yakalanmıştık.

Gol geliyorum diyordu. Hemde gümbür gümbür.

Elininin biri usulca saçımın arasına girdiğinde haddinden fazla yakın duran yüzlerimiz hakikaten kalpten gitmeme neden olabilirdi.

Elli saçlarımın arasındayken gayri ihtiyari kapandı göz kapaklarım.

Ben tam kalpten gitmemek için nefesi nerden alıp nerden vermem gerektiğini sorgularken kulaklarıma dolan sesle gözlerim aralandı.

"Semih abi bunun kolunu kırık göndermişler sanırım. Valka benimle bir ilgisi yok"

Mustafa elinde tuttuğu ahşap bir parçayı bize doğru tutmuş onu gösteriyordu.

Musti sen forvetsin koçum defansa koşması gereken adam inan bana sen değilsin.

Semih'in eli saçlarımın arasından ayrılırken parmaklarının arasında ruttuğu uafak hir kuru ot parçasını kenara savurup Mustafaya döndü.

"Yürü Musti yürü gidip birlikte takalım. Anlaşıldı sana bıraksak eşyaların anasını ağlatacaksın" dedi ve Mustafa'nın ellerinin arasında duran tahtayı alıp içeri geçti.

Bende peşinden içeri girerken kapıyı kapattım arkamdan.

"Hoş geldin yenge"dedi Mustafa kocaman bir tebessümle.

"Hoşbulduk Musti" dedim ben de daha sade bir gülümsemeyle.

Son olarak ikimizde salona girdiğimizde tam olarak bir hengamenin arasına düşmüştük.

Cenk abi yere oturmuş bir şekilde yarı uyur yarı uyanık önündeki kılavuzu okumaya çalışırken Semihle Talha da onun talimatları sonucunda tahta parçaları birbirlerine sabitlemeye çalışıyorlardı.

Umurum Cenk abi ne okuduğunu biliyordur zira birleştirdikleri şeyin sağlamlığından epey şüphe duyuyordum.

Ece bir yandan camları siliyor,Necip abi diğer yandan perdeleri takıyor Nur ise Perdenin eteklerini kollarının arasına toplamış yukarıya doğru bakrken Necip abinin taktığı düğmeleri kontrol ediyordu.

"Necip düzgün tak şu perdeyi bak düğmelerin biri yanlış yere geçirmişsin yine"

"Napayım Nur elli metere perde yapmışlar.Yetmiyor gibi birde beşyüz bin tane düğme takmışlar tak tak bitmiyor. Kollarım koptu zaten"

"Söylenme Necip hiç söylenme bunları Emir'i markete yollarken düşünecektin" dedi alttan alttan ters bir bakış atıp.

Necip olduğu yerde sendelerken gayriihtiyari "Lan!"diye yükselmiş bulundu.

"Yağız düzgün tut şu merdiveni düşerecksin kocamı"diye yükselen Nur'a hafifçe kıkırdamadan edememiştim.

Şunların tatlışlığına bakar mısınız yaa? Yemin ederim tam olarak ideal çift bu değilse nedir?

Nur'un yükseldiği çocuk tek eliyle ufak bir okey işaretiyle karşılık vermişti vermesine ama aynı saniyelerde telefonundan gelen bildirim sesiyle merdiveni tutmayı bırakıp telefonunu eline aldığı için Necip abi önce olduğu yerde yine sendelemiş sonrası ise bir kaç saniye içinde gelişmişti. Merdiven Necip abinin denge kurma çabalarına müsade etmezken boş salonu bir gürültü sesi kapladı.

Batuhan "Ebeniiii" diyerek kaleye gelen şutu çıkartmaya çalışan Rüştü Reçber misali "Yağız senin yapacağın işiii"diyemeden kendini yerde buldu Necip abi.

Başta Nur olmak üzere herkes başına toplandığında bir şeyim yok minvalindeki homurtularla Semih'in kalkması için uzattığı elini kavrayıp yattığı yerden doğruldu.

"İyi misin aşkım?"diyen Nur'un telaş dolu bakışları vereceği cevabı önce yüzünden almak ister gibi dolandı yüzünde.

Necip abi dudaklarını birbirine bastırıp başını hafifçe sallayıp sessiz bir onay gönderdiğinde Nurda rahatlamış bir nefes verdi.

"Abi iyi misin gerçekten bir hastaneye falan gidelim mi?"diye soran Semih'in sesi doldu kulaklarıma.

"İyiyim iyiyim gerek yokda nereye kayboldu o Yağız"

Az önce Yağız dedikleri çocuğun çıktığı ve arkamda kalan kapıyı başparmağımla işaret ettim.

"Merdiveni bırakır bırakmaz kayboldu ortalıktan acildi heralde"

"Ya bırak me acil olacak yenge hangi karı kız yazdı kim bilir"diye homurdandı Talha.

"Ay noluyo burda ya neydi o gürültü? Mutafağa kadar geldi sesi"diye ortama giriş yapan Aylin ve İremle bakışlar onlara döndü.

"Yağız bildiğimiz gibi ekstra bir şey olduğu yok"diye söylenmeye devam etti Talha.

Aralarında ne var bilmiyordum ama Talha'nın çocuktan pek haz etmediği aşikardı.

"Ne yaptı yine geri zekalı?" Diyen İremin sesi buram buram yılmışlık kokuyordu.

Zaten bakışları Ay aman aman aman bıktım of aman aman aman bıktım demese demiş kadar oluyordu.

Az önceki olay mahalinin yaşandığı sürgülü cam kapı aralanırken ortama son giriş yapan Salih abiydi.

Salih abi şaşkın bakışlarla ayaklarının dibinde duran işaret ederken "Yeni moda mı bu?Perdenin ne işi var yerde?" Dedi.

"Yeter valla içim şişti. Çay olduysa bir çay molası verelim yoksa ben şimdi şuraya yığılacağım haa!" Çay sevdasının karadenizlilikle alakası yoktu sanırım zira şuan çay diye mızmızlanan kişi sarışın çılgın hamsimiz değil Almancı kaptanımızdı.

"Katılıyorum abi"

Bir kere de şaşırt be adam. Çay teklifi ondan çıkmasada bu fikre ilk atlayan tabiki kendisi olmuştu.

"Çaylar hazır,kızlar sofrayı da kurdu. Arayın Ardayla Emiri acele etsinler. Herifleri bir şeker alın diye gönderdik pancar mı hasat etmeye gittiler şeker almaya mı belli değil"

"Çıkalım biz bahçeye gelir şimdi onlarda"

Ece'nin önerisi herkese mantıklı gelmiş olacak ki salon yavaş yavaş boşalmaya başlamıştı.

Salonda son olarak Semih ben ve gafim ben kaldığımızda onları hala tanıştırmadığımı hatırladım.

"Ben sizi tanıştırmadım. Gaf.. Aylin yani"dedim elimle onu işaret ederek sonrada Semih'e dönüp onu işaret ettim"Semih"

"Memnun oldum Enişte Bey"dedi Aylin elini öne uzatarak.

"Ben de. Bu arada kimse yokken oyun oynamaya devam etmene gerek yok"dedi ima dolu bir sesle.

"Anlamadım"dedi Aylin.

"Otoparkta telefonla konuşurken Aylin, demişti Asya. Her şeyden haber olduğunu biliyorum yani o yüzden kasma kendini"

"N-ne? Asya?"

Aylinciğim inan böyle bir amatörlük yaptığımın farkında değildim ama ne yapayım hayatımda ilk kez böyle büyük bir işe kalkışıyordum ben.

Semih başka bir şey demeden bahçeye çıktığında ise baş başa kalmıştık.

"Laf arasında ağzımdan kaçmıştır vallahi kasıtlı değildi."

"Boş ver ben şaşırdım sadece. Ayrıca keşke bilmeseydi rahat rahat enişte derdim işte ağzım alışırdı fena mı?"

"Ne ağız alışmasından bahsediyorsun sen?"

"Dün baktığım falda gördüm bir şeyler"dedi muzipçe gülerek.

Hmm bir de bu vardı gecenin bir yarısı laf arasında Gafim iyi fal baktığını söyleyince İrem tutturmuştu benimkine de bak diye.

Hakikaten biz o kahvelere rağmen nasıl uyuyakalmıştık ki.

"Ne- ne demek o?Ne gördün?" Dedim boş boş suratına bakarken.

"Onu söyleyemiyoruz maalesef"

"Gafiiii" dedim uyaran bir sesle.

"Kusura bakma hayatım prensip meselesi. Gerçekleşmesini istediğim şeyleri söyleyemiyorum"

"Gafi uzatma istersen"

Kaçmaya fırsat arayan Gafim çaaln kapının sesiyle hemen ortamdan sıvıştı.

"Ben bakarım kapıya. Sen koş böreğini ye. Semih'e yedir ama bak. Neyse ben kaçtım"

"Kaç sen Aylin Hanım kaç anca. İnsanın aklını bulandır sonra da kaç. Böreği niye Semih'e yediriyorum ayrıca ne yaptın büyü mü yaptın böreğime?"

Çoktan salondan çıkan Gafim yinede sesimi duymuş olacak ki cevap olarak sadece gülmüştü bu da neydi şimdi? Bu deli cidden böyle bir şey yapmamıştır heralde dimi?

Ben bunu sorgulayacakken aynı saniyelerde çalan teelfonumla elimi cebime attım ve telefonu çıkarttım.

Arayan başkandı. Beşiktaş'ın başkanı ****.Görüntülü aramasını cevaplarken telefonu yüzümü kadraja alacak şekilde karşımda kaldırdım.

(Önemli bir açıklama: Kurgumuz 2030lu yıllarda geçtiği için Başkanlar ve Hakemler gibi karakterleri ismen vermiyorum malum Türkiye de heran her şey değişebiliyor.Keşke ligin düzenide degişse daha barışçıl bir ortamda sadece futbolumuzu güzel güzel izlesek , hakedenin şampiyon olduğu bir lig izlesek,gün sonunda aynı vatanın evlatları olduğumuzu unutmasak, birbirimizi kırıp incitmesek dediğinizi duyar gibiyim. Umarım bir gün ülkecek o bilinç seviyesine erişebilir ve futbol gibi tutkuyla bağlandığımız sporları kirletmekten vezgeçeriz. Bu arada takımdaki kadroyu daha iyi benimseyebilmeniz için değiştirmedim ancak kitabı okurken lütfen bunun bir kurgudan ibaret olduğunu unutmayın. Neyse benden şimdilik bu kadar. Asyacığımın sözünü böldüm onu daha fazla sinirlendirmeyelim. Bay bayyy)

"Efendim başkanım"

"Asya nasılsın kızım?"dedi kocaman bir tebessümle.

"İyiyim başkanım. Siz nasılsınız"dedim hafif bir tebessümle.

"İyiyim hem de çok iyiyim. Şu gazeteci kız neydi adı?"

"Sedef"

"Hah o. O öyle bir yazı yazmışkı. Taaa 90'lı yıllardan başlamış ligi araştırmaya. Ve o günlerden bu günlere gelene kadar kalem kalem tek tek yazmış ligde dönen şikeleri. Aldığım duyumlara göre TFFden istifa haberleri art arda gelecek. Tabi biz bırakmayacağız bu işin peşini. Hukuksal açıdan her türlü mücadeleye vereceğiz. Zaten bugünden tezi yok kulüp başkanlarıyla da tek tek görüşeceğim. Birlik olmadan bu kige dirlik gelmeyeceğini anlayacaktır onlarda."

"Baya mutlusunuz yani"dedim gülümseyerek zira yanlız yüzü değil sesi bile gülüyordu.

"Öyleyim. O kadar uğraştık ama az kaldı. Ligde her şey rayına oturacak. Artık hakemler ne yaptı, bu hafta kimi doğradı gibi konuları değil en iyi futbolu kim oynadı, transfer sezonunu en iyi kim kapattı, hocaların taktiksel analizleri nasıldı, en çok koşan futbolcu kim ve bunlar gibi sadece futbol konuşacağımız adil bir ortam olucak. O yüzden çok mutluyum"

"Bende. İnanın bende çok mutluyum. Bu arada şu lise kayıtlarını sildirebildiniz mi? Gerçi olerasyon bittiğine göre yakında dönerim ben heralde ama"Sona doğru kısılan sesim hiç beklemediğim kadar kırık çıkmıştı.

"Kayıtları halkettim merak etme. Özellikle Semih ve onunla irtibata geçebilecek kimsenin haberi olmaması için kayıtları silen arkadaşı da sıkı sıkı tembihledim. Şu gitme kalma işini de bir ara gel yanıma beraber konuşalım. Türk futbolu için kendini hiç korkmadan ateşin içine atan senin gibi bir kızımızı kolay kolay kaybetmek istemem. Türk futbolunun senin cesaretinden daha çok faydalanmaya ihtiyacı var"

Dudaklarımı tam bir şey demek için aralamıştım ki salona giren Arda Emir ve Gafimle telaşla konuştum"Benim şimdi kapatmam lazım. Bu konuları sonra konuşuruz"

Başkanın cevabını beklemeden telefonu kapattım.

Biraz ayıp etmiştim adama ama yapacak bir şey yoktu.

"Hoş geldin yenge"dedi Arda gülümseyerek.

"Asıl siz hoşgeldiniz beyler. Buyrun herkes sizi bekliyor bahçede" dedim kapıya doğru kolumu uzatarak.

Arda ve Emir bu oyuncu halime gülerek bahçeye yöneldiklerinde Aylin geldi yanıma. "Noldu sana?"diye sorduğunda donup kaldım. Bir şeyi de hemen anlama be kadın.

"İyiyim sorun yok"dedim sahte bir tebessümle ve koluna girip kendimle birlikte onuda çıkışa ilerlettim.

"Yemedim haberin olsun ama şimdilik yemiş gibi yapıyorum"

Sen böyle tatlı tatlı gülümsersen sen benim numaraları yemezsin belki ama ben senin yanaklarını bir güzel yerim haberin yok Aylinciğim.

Allahım birde saçlarını yukardan iki topuz bağlamıştı vallahi yanaklarını ısırıverecektim şimdi o olacaktı.

Bahçedeki geniş masanın önünde durduğumuzda bizim için boş bırakılan iki sandalyeye çöktük.

Masayı şöyle bir süzdüm vallahi bir kuş sütü eksikti.

Nur'un annesinin yaptığı reçeller masanın dört bir yanına döşenmişti tabi onlara birde İrem'in getirdiği peynirler,zeytinler,yeşillikler, domatesler derken masa dolmuştu baş kösede ise bizim getirdiğimiz börek tepsisi duruyordu.

Benim yaptığım kıymalı börek...

Zihnimden bir sandık açıldı fakat bu kez kötü sesler dökülmedi ortalığa aksine mutlu olduğum nadir anlardan birinin sesleri zihnimin her bir köşesini sardı.

"Asya bu çok güzel olmuş yaa"

"Heralde güzel olacak ben yaptım. Sen şaşırdın mı yoksa?"

"Cık. Aksine güzel olmasa şaşırırdım"

"Neyse sen şey yap. Çayları falan getir ya her şeyi illa benim mi yapmam gerekiyor ya hayret bir şey!"

"Sakin ol şampiyon getiririm şimdi. Ama sen önce bir su iç sıcakladın mı ne yanakların al al oldu"

"Boş yapma Semih boş yapma! Değil benim yanaklarım al mal!"

"Yanakları bilmem ama börek on numara. Yalnız ben bundan hep isterim artık ona göre"

"Bakarız"

"Bokoroz."

"Sen benim ağzımı mı yanlışladın?"

"Yoo alakası yok"

"Yok yoook sen baya benim ağzımı yanlışladın. Ver böreklerimi yok sana börek falan!"

"Hayatta vermem bunların hepsini ben gömeceğim. Hatta sana hayatta başarılar dilerim ben sevdiceğimle kaçıyorum ufaktan"

"Semih salak mısın sen? Getir şu tabağı geri! İnanamıyorum yaa millet kız kaçırır bu börek tabağı kaçırıyor. Ben hakikaten inanamıyorum bu çocuğa"

Dudaklarım benden bağımsız iki yana kıvrılırken dikatimi masanın ortasındaki boşluğa konan bir tava çekti.

Menemen tavası.

Menemen şefinin kim olduğunu söylememe gerek var mı?

Malum masamızda oturan sadece bir kişi Ümraniyedeki menemen partilerine katıldı.

"Uysal usulü sucuklu menemen. Off özlemişim valla"dedi Talha önündeki ekmekten büyük bir parça koparırken.

Beşiktaş jimnastik Kulübü yıllar geçsede özünde hep aynıydı işte.Yok Kanserjk olmasından bahsetmiyorum o zaten baki de benim bahsettiğim Menemenseverjk.

Beşiktaş'a futbolcu transfer edilirken sorulan ilk sorunun menemen sever misin olduğunu düşünmeye başlamıştım.

Zira kulübe adım atan herkes domates görünce yumurtayla soğan aramaya başlıyordu.

Misal İngiltere'nin bağrından kopup gelen Nathan Redmond da menemen aşığıydı.

Ayrıca ne bu Beşiktaş taraftarı olarak yengelerden çektiğimiz be. Biri gelir 150 milyonluk topçumuzu dağıtır gider, biri gelir lakabı hala Kadıköy Boğası olan adamı çocuk falan bahane edip İngilterelere geri götürür ayıp be. Taraftarın üstüne bu kadar da gidilmez ki be kardeşim.

Asıl şey diyeceğim. Beşiktaşlı Oğuzhan olarak anılmak istediğim için başka bir kulüpte oynamam söz konusu değil deyip 31 yaşında futbolu bırakan Oğuzhan Özyakup adamlığı halis mi be kardeşim?

Valla futbolculuğu son zamanlar 150 milyon etmiyordu belki ama kulübe bağlılığının taraftarlar olarak gönlümüzde 150 milyar ettiği kesindi.

Talha'nın tavaya giden elini servis kaşığını eline alan Salih abi hafifçe vurarak durdurdu.

"Yavaş gel gülüm. Servis edeceğiz işte iki saniye bekle"Salih abi biz çıkalım mı abi?

Gülüm falan İrem'in yanında ayıp oluyor sanki.

"Abi çabuk dağıt o zaman ya soğuyunca tadı gidiyor"diye mızırdandı Talha.

Bakar mısınız hiç 'hayırdır ne gülü?' de demiyor gayet kabullenmiş yani durumu.

"Her sabahta menemen yenmez ki abi yaağg" Cenk abinin sesiyle bakışlarım ona döndü.

Hadi herkesi anladım onlar mevzuyu anlamadılarda Talhacığım sen niye adamın suratına boş boş bakıyorsun ki alenen laf soktu sana.

Cenk Tosun ama deve kini tutanından.

"Vaaaayy abi sen onu hâlâ hatırlıyor musun ya?"dedim etkilenmiş bir sesle zira o olayın üzerinden yıllar geçmişti.

"Ee sen de hatırlıyorsun ama belli ki"dedi Cenk abi yarımca gülerken.

Olay dediğime de bakmayın bu arada. Sadece Beşiktaş'ın eski video içeriklerinden biri olan Türkçe'ye giriş 101 içeriğinde yabancı futbolculara Türkçe kelimeleri söyletmeye çalışıyor iki Türk futbolcuya da bu söyleyiş tarzını puanlatıyorlardı. İşte o videoların birinde Nathan Redmond Sıkışık kelimesini şöyledikten sonra "buna menemen demek istiyorum çünkü ateş ediyor" demişti. Talha da laf arasında "ama abi sürekli yiyor her sabahta yenilmez ki" demişti.

"Siz ne diyorsunuz ya?"

"Sikişik diyorlar Talhacığım. Şikir şikir diyorlar. Menemen gibi ateş ediyor diyorlar.İngiliz diyorlar. 2024 diyorlar"

Necip abi hangi gün yüklendi video onuda söyleyecek misin abi?

Bu arada Avurevür.

Necip abinin dedikleri Talha'nın kafasında bütünleşmiyor gibiydi.

"Türkçeye giriş 101 de her gün menemen mi yenir demiştin ya onu diyorlar"

Semih sende mi sarı ama kapkara kartalım?

Arkadaşlar tamam en kara kartal sizsiniz de siz ne yapıyorsunuz ya boş vakitleriniz de Beşiktaş YouTube kanalına girip eski videoları mı izliyorsunuz?

Beşiktaş iletişim ekibine sesleniyorum. ŞU KANALA YENİ VİDEOLAR ATIN ARTIK!!! ADAMLAR ESKİ VİDEOLARI DÖNDÜR DÖNDÜR İZLEYE İZLEYE EZBERLEMİŞLER BİRAZ DAHA ZORLASAM VİDEOLARIN YÜKLENME TARİHİNİ SÖYLEYECEKLER VALLAHİ.

"Haa?" Dedi Talha aydınlanmış bir şekilde. Hemen peşi sıra ise bu ifadesi yerini şaşkınlığa bıraktı "Yuh amınakoyayım. Abi siz onu nasıl hatırlıyorsunuz ya"

"Valla ben zaten o gün yanındaydım, Neco desen Feda'nın başından sonuna kadar ordaydı yani çok menemen yediği için o konuda takık sana ama bu ikisi ne ayak onu çözemedim"

Semih umursamaz bir tavırla omuz silkti. "Ne bileyim kalmış aklımda"

"Benimde işitsel hafızam iyidir duyduğum şey dikkatimi çektiyse kolay kolay unutmam"

"Nasıl yani?"diye sordu Emir.

"Baya. Yani işte en basitinden maçlarda atılan golleri falan spikerler sunuyor ya onalr mesela dikkatimi çekince kolay kolay unutmuyorum. Ya da şimdi bir şarkı mırıldan yanımda beğendiysem dinlememe falan gerek yok iki ay sonra gel ben ben geçen gün yanında ne mırıldanmıştım de söylerim.

Cenk abi işret parmağını öne doğru uzatıp"Test edebiliyor muyuz peki?" Dediğinde Salih abi de menemen sevisine çoktan baslamıştı.ilk önce kimin tabağından başladığını söylememe gerek yoktur sanıyorum.

Yine de ufak bir ip ucu vereyim kendisi Ademimerkeziyetçiliğin ne olduğunu bilmeyen bir futbolcu.

"Gönder gelsin abi"dedim yönümü tamen ona dönerek.

"Maç boyunca durdu şimdi attı"diyen Cenk abinin bakışları üzerimdeydi.

Gerçekten spiker yorumlarını tamamlama oyunu oynayacaktık dimi? Gerçekti yani bu yaşananlar.

Hayhay. Bana uyardı.

"Aboubakar attı. Aboubakar Aboubakar Aboubakar. Tahiri Benfica maçı. İlk golüde müthiş bir yan voleyle çok kıymetli bir abimiz atmıştı."dedim yan bir gülüşle.

"Eyvallah kardeşim" dedi o da aynı gülüşle.

"Afferin Rüştü"Oyunu sürdüren Necip abiydi.

"Aslanım Rüştü. Ellerinden öpüyorum Rüştü. Her yerinden öpüyorum her yerinden. 2009 Şampiyonlar ligi B grubu maçı Manchester United'ı Tello'nun golüyle 1-0 yemiştik."

"Gol gol gol. Sergen attı"

"Sergen attı şampiyonluk geldi. 2003 yüzüncü yıl şampiyonluğumuz tabiki. Bu kolay oldu ama Emir. Şöyle bir bilgi vereyim ama.Ercan abi bu anansu yaptıktan sonra daha maçın bitmesine 10 dakika falan olduğu için baya stres yapmış o zamanlar daha sonra katıldığı bir programda öyle demişti."

"Selçuk topun başında"dediğini varsaydığım kişi bir yandan ağzına tepiştirdiği menemeni yutmaya çalışan bir yanda konuşmadan duramayan Talhaydı.

"Selçuk topun gerisinde Selćuk geliyor vuruyor ve Gooolll Selçuk geliyor gol de geliyor bekle bizi Fransa.Dakika 89. 2016 Avrupa Futbol şampiyonasında İzlandaya attığımız gol"

Artık sözlü sorular bitmiş meydana telefonlar çıkmıştı.

Allah aşkına ne yazacaksınız ki internete?

Hatırlanması zor spiker sözleri ara.

Kafasını telefondan kaldıran ilk kişi Cenk abi oldu.

"Sergen koşuyor seker mi?"

Cenk abi elinin altında Google amca var daha zorunu bulabilirdin bence.

"Sekti.Sergen vurdu simdi bomboş Sergen vurdu ve gol.Sergeeeennn Gooollll. Beşiktaş Segenle uçuyor.Stamford Bridge'de Beşiktaş'ın kanat sesleri var. 2003-2004 şampiyonlar liginde Chelsea'ye attığımız gol"

"Nihat çıktı sahneye"

"Çekler yıkılıyor Türkiye çeyrek finale gidiyor.Çeyrek finale gidiyoruz. Viyana'ya gidiyoruz Viyana'ya. Euro 2008 Nihat kahveci'nin enfes golü"

Sözlerin hepsinde spikerleri taklit ederek söylemiştim ama şunu söylemek üzerinden yıllar geçmesine rağmen benim bile tüylerimi diken diken ediyordu. Malum serde Türlük var. Açın orda bir Eğer biraz daha yaşasaydı Hazreti Fatih ne Venedik kalacaktı ne Floransa hoşgeldin diyecekti bize Fransa& Mehteran Remix

"Arda kaleye baktı"

Bravo Arda.

"Arda Arda. Süper gol.Arda güler. Mükemmel bir gol atıyor Arda. Örümcek ağlarını harika alıyor Arda. Türkiye Gürcistan maçı 2024"

Arkadaşlar siz ne istiyorsunuz? Benim adım öyle Melis falan değil Asya benim adım Asya. Masaya çıkıp uluyayım mı istiyorsunuz? Nedir mevzu yani?

O değilde kendi elimizle maçı verip yarı finali elimizin tersiyle itmiştik ya. Harbi çok yazık olmuştu ya.

Konuşmanın başından beri sesi çıkmayan İrem ve Aylin birden bana dönüp "Sıra bizde" dediklerinde onlarda böyle bir hamle beklemediğim için epey afallamıştım açıkçası.

Aylin'in elinde tuttuğu telefon ekranından bakışlarını ayıran İrem yan bir gülüş attığında. Aylin gülmemek için yanaklarının içini ısırıyordu.

Buyrun cenaze namazına. Bakalım bu işin altından ne çıkacak.

Tek kaşım sorgular bir şekilde yukarı havalanırken bozuntuya vermedim yinede elimle onları işaret ederek "Buyrun efendim" deyip ne yumurtlayacaklarını beklemeye koyuldum.

"Semih çekti şutunu"

Buyrun ben demiştim demeyi sevmem ama ben demiştim. Belliydi bunların bir haltlar karıştırdıkları.

Benim sorgulayan bakışlarım onların üzerinde gezinmeye devam ederken. Bu sefer söze giren Aylinle Sezar'ın ne hissettiğini anlamış oldum.

"Aaa bunu hatırlayamadın galiba. Neyse ben başka bir şey sorayım o zaman. Beşiktaşın parlayan yıldızı"

"Durduralamıyor genç Semih Kılıçsoy"

"Hadi Asyaa bizimkileri niye tamamlamıyorsun"İrem'in ika dolu sesiyle artık yanaklarımın alev aldığını hissediyordum.

Gül sen Gafim gül. Evde paylaşacağız kozlarımızı merak etme.

Hayır ben anlamıyordum zaten arkadaş dün bir bu gün iki siz ne ara bana karşı koalisyon kurdunuz ya. Gerçi İrem'in ısrarla Aylin'i de getir dediğini şimdi anlıyordum.

Ayrıca kendimi birbiryle bağlantısı olmayan iki arkadaşını tanıştırıp sonrada üçlü arkadaş grubunda dışlanmışım gibi hissediyordum. Şimdi topuklarımı yere vura vura ağlasam ne yapabilirdiniz ki yani.

Neyseki imdadıma kaptanım yetişti.

"Kız dişi eros rahat bırak kızı. Dön önüne menemenini ye"

"Börek yiyin börek harika olmuş"

Sağol Emirciğim. Keşke şuan kızaran suratıma da bir çözüm bulabilseydik.

Tam önümde duran çaydan bir yudum almıştım ki kulaklarıma dolan Aylin'in sesiyle çay boğazımda kaldı.

"Aaa enişte sen niye yemiyorsun ama? Bak Asya sırf sizin için yaptı bunu"

Ben öksürmeye başlarken Gafim de bir yandan sırtıma vuruyordu.

Bakın hem öldürmeye teşebbüs ediyor hemde kurtarmaya çalışıyordu. Gafim de böyle bir modeldi işte naparsın.

"Asya sabah sabah yufkayı ne ara açtın"

Nefesimi sonunda toparlayabildiğimde Gafi'me ters bir bakış atıp Ece'ye döndüm.

"Dolaptan çıkardım zaten!"

Dip not: dondurucuya atılan gül böreği hayat kurtarır.

Konun senle ilgisi yok gülleringülü Talha börek olan gül bu.

Ani yükselen sesimle şuan şu yer yarılsada içine girsem diye içimden içinden dua ediyordum.

"Yani açarım tabi.Siz isteyin yeter ama sabah vaktim yoktu ya ondan dolapta vardı bu hemen verdim fırına biz hazırlanana kadar oldu"

Ece anlayışla gülümserken Aylin yanımda gülmemek için kendini zor tutuyordu.

Ben bu maçın rövanşını fena alırım ama Aylin Hanım.

Aylin'e attığım öldürücü bakışları bölense kulaklarıma dolan Ardanın sesi oldu.

"Lionel Messi"dedi elinde tuttuğu dereotlu peynirli poğaçayı kemirirken işte Arda vardı Arda vardı. Biri 18 yaşında Real Madrid'e gidiyordu biride 24 kusur yaşında benden kahinlik bekliyordu. Haa birde maçlara çıkarken giyeceği şortu karıştırıyordu falan.

Hakikaten Bravo Arda.

"Valla hafızam iyi dedim Arda kahin değilim yani sadece adamın adını söylüyorsun. Ama aklım ilk gelen Mesi Messi bu adam neyin nesi? Barcelona-Lyon maçı"

Ertem Şener çok mistik bir adamdı ya. Futbolcuların babalarının falan mesleklerini söylüyordu. Maç sunarken ama.

Ardacığım ağzını kapat canım sinek girer.

Ortama önce bir sessizlik çöktü. Sonra Arda yüzündeki şaşkın ifadeyi silmeden aynı şaşkınlığı ile iki elini birbirne vurmaya başladı.

Aa deliye bak alkışlıyor resmen.

Teşekürler Ardacığım bu ışıltılı hayatı ben seçmedim.

"Vallahi bildin." Dedi hala şok içindeyken.

Arda'nın alkışlarına menemen servisini bitiren Salih abi, telefonlarını ellerinden bırakan Cenk abi ve Necip abi de katıldığında dudağımın bir kenarının usulca kıvrılmasına engel olamamıştım.

Necip Uysal tarafından alkışlanıldığımı da gördüm ya şu saniye ölsem gam yemem.

💚🖤

Uykusuzluktan acımaya başlayan göz pınarlarıma işaret ve baş parmağımla bastırdım ama olacak gibi değildi.

Bir umut bu sefer önümde duran kahveden bir yudum aldım ama galiba 17. kahveden sonra bünyem bağışıklık kazanmıştı ya da kafein uyku açar muhabbeti tamamen bir uydurmaydı zira hiç bir etki etmiyordu.

Önümde duran kodları son kez kontrol edip bir sorun kalmadığına kanaat getirince. Bankanın gene müdürüne güvenlik sistemini yenilediğime ve artık herhangi bir sorun kalmadığına dair bir mail attım.

Laptopu kapatıp çalışma masasından kalktım ve kupayı elime alıp mutfağa ilerledim.

Kupanın içinde kalan kahveyi döküp yıkadıktan sonra yerine bıraktım.

Çingenem tepe taklak duruyordu ama kuruyana kadar elimden bir şey gelmiyordu be efsane kusura bakma.

Tekrar odama dönerken salondan Gafim seslenince durdum.

"Asya sen yatmadın mı daha?" Diye sordu koridora çıkarken.

"Yatacağım şiğmmdiğğ" dedim esneyerek "Seğğnnn nereyeğğ?" Diye sordum yine esneyerek

"Geçen Avm de tanıştık dediğim çocuk vardı ya onunla buluşacağım kahve içeceğiz"

"Acabağğ diyoruğmm sen bu çocuğktan hoşlanmışğ olabilir misin?"derken yine esnemiştim. Kusura bakılmasındı ama ben üç gündür hiç uyumamıştım.

Bakın altını üstünü sağılı solunu her bir tarafını çiziyorum HİÇ!Sıfır dakika ZERO yani NEVER.

"Ayy Asya sende hemen abartıyorsun haa altı üstü iki gün önce tanıştık şimdide basit bir kahve içeceğiz. Zaten asıl maksat çocuklar"

"Omuzlara dökülen iki örgülü saçlar, siyah kumaş pantolon,beyaz saten gömlek ve inci sallantılı küpeler Ayliiinğ balkan çocuğu bu numaraları yemez bu senin resmi ama samimi görünmek için yaptığın kombin. Dökül çabuğk" dedim cümlenin sonunda yine esnerken.

KİM DEDİ LAN KAHVE UYKU AÇAR DİYE ÇABUK ÇIKSIN KARŞIMA!

Üç günlük uykusuzluğu hiç bir şey kesemez boşuna millete yükleneme

Aman sen sakın bir şeyden eksik kalma diye başımın belasına göz devirmek isterdim ama yapamadım zira Aylin harbi kafayı üşüttüğümü bilsin istemezdim.

"Bir şey yok dediğim gibi çocuklar için buluşacağız. O gün elimdeki pasta düştüğünde üzülmüş baya tutturdu buluşalım bir yerde çocuklara hediye almak istiyorum bende bana yardım et diye. Biliyorsun işte mesele çocuklar olunca hayır diyemiyorum"

"O kadar yani?" Dedim sorgular bir şekilde tek kaşımı kaldırarak.

"Offf" dedi yanaklarına doldurduğu havayı üflerken.

Güzel sonunda inatından vazgeçmişti adıl meseleyi dökülecekti.

"Hoş çocuk. Kibar, nazik,eğlenceli öyle yani."

"Yeni bir sevgili için erken değil mi? Barıştan ayrılalığın daha iki hafta oldu"

"Ne yapayım Asya kırkının çıkmasını mı bekleyeyim? Ayrıca o şeref yoksununa iki hafta çok bile. Tekrar Ayrıca sadece kahve içmeye gidiyorum bak altını çiziyorum sadece ufak masum bir kahve. Ben ilk kez Barış'a açmıştım kalbimi ama o salak n'aptı paramparça etti kalbimi. Bir daha birine öyle kolay güvenemem zaten. Yani sadece iyi vakit geçiriyoruz ve ufak bir kahve içeceğiz bu kadar"

Yeme beni dercesine bir bakış attım kocam bir esneme eşliğinde ama o mesajı almıştı zannımca "Off Asya tamam belki ufak bir flört başlangıcı olabilir ama valla o kadar"derken tekrar kendi odasına yöneldi.

Hadi inşallah dedim kendi kendime. Zira Barıştan sonra yeni bir sevgili yapacağım triplerine girip daha da yaralanmasını istemezdim.

Şuan o kadar uykuluydum ki bunu bile yeterince düşünemeden odama girdim. Tam kendimi yatağa bıraktığım saniyelerde içerden Gafi'min sesi yükseldi "BEN ÇIKIYORUUUMM. BEN GELMEDEN UYANIRSAN DOLAPTA DÜNDEN YEMEK VAR ISITIP YERSİN"

"TAMAMMM NERİMAN SULTAN" Diye bağırdığım da içerden bir kahkaha sesi geldi hemen peşi sıra ise kapı kapanma sesi.

Uymak istiyordum. Göz kapaklarımda çok büyük bir yük vardı sanki açık tutmakta zorlanıyordum ama kafamdaki düşünceler bir türlü fırsat vermiyordu uyumama.

O sabahın üstünden tam iki hafta geçmişti. Bu süre zarfında magazini sevgililiğimize baya ikna etmiştik hele benim Semih'in kucağında mekandan ayrılmamız baya bir gündem yaratmıştı.

O gün Semih'in evindeki işleri hallettikten sonra Semih güzel bir mekanda hepimizi yemeğe çıkarmıştı.

Mustafa'nın yediği tabakları sayamayacağımı ise göz açıp kapayana kadar biten aperatiflerle anlamıştım. Çok yiyeceğini tahmin ediyordum ama o kadarını ben de beklemiyordum. Hatta öyleki bir ara pideninbarasına içli köfte sarıp teklerken görmüştüm.

Bol sohbetli geçen güzel bir akşam yemeğinin ardından Mustafa mekana kıtlık getirmeden ayrılmıştık.

Benim dikkatimi çeken ise o gün Semih'in bütün gün sessiz sessiz oturması olmuştu. Üstelik sadece bu da değil sabah kızların yaptığı imalardan beri gün boyu ara ara bakışlarını kendi üzerimde yakalamıştım.

Ortada bir gariplik olduğu kesindi ama ne olduğunu bilmiyordum.

O akşamdan sonra da sadece bir kere İremle Talha film gecesi yapalım deyip gençlerin hepsini Talhaların evinde topladığında görüşmüştük.Ama Semih o gece de bir garipti sürekli bir acayip konuşuyordu bir acayip davranıyordu ne olduğunu zerre çözememiştim ama kesinlikle bir sikler dönüyordu.

Bunlar neyseydi belki de ben kafamda kuruyordum zira kesinlikle şunu yaptı diyebileceğim bir şey yoktu ortada sadece bakışları sesi mesi bir garip geliyordu o kadar. Dediğim gibi belkide ben kafamda kuruyordum sadece bilemiyorum.

Zira iki gündür asıl kafa patlattığım çok daha başka sik meseleler vardı.

Birinci meselemizi az önce halletmiştim ama ikinci mesele o aşağılık pislik öyle bir kurt düşürmüştü ki içime tarifi bende yoktu.

Birinci mesele bankanın siber güvenlik sisteminde bir aksaklık olmuştu onun için yeni bir güvenlik ağı kurmam gerekmişti bu süreçte baya bir babaannem ağlamıştı ama hallolmuştu. Asıl mesele ikinci konuydu.

İki gün önce gizli ve asla konum dahil hiç bir bilgiye ulaşamdığım bir numaradan bir mesaj gelmişti.

"Satranç uzun soluklu bir oyundur Bonie hemen rahatlamamalısın."

İmza:Clyde

Evet işte bu aşağılık pislik içime feci bir kurt düşürmüştübbuda neydi şimdi?

İki gündür bir yandan kodlarla uğraşmak bir yandan bunu düşünmekten kafayı yemek üzereydim.

Kim olabilirdi?

Barış olabilir miydi?

Olamazdı onda beni tehdit edecek yürek yoktu.

Filip olabilir miydi çünkü bana Bonie diyen sadece o vardı ama o da yapmazdı.

Eee kimdi o zaman düşünmeye devam etmek istedim ama olmadı zihnimi toparlamakta zorlanıyordum. Acaba şey olabilir miydi? Şey...

Gerisi karanlıktı...

💚🖤

Çalan telefonun sesiyle uyandım.

Telrfonu elime alıp arayanın kim olduğuna bakamdan açmıştım çünkü neden olmasındı? İşime gelmezse kapatırdım.

"Alo" dedim uykulu bir sesle ve karşıdan gelen sesi dinledim.

Sesin sahibini tanıyınca doğruldum hemen yatakta ve ufak bir öksürükle temizledim boğazımı

"Tabi tabi olur Başkanım zaten konuşmamız gereken bir mesele de vardı."

"Tamamdır bir saate orda buluşalım" dedim ve kapattım telefonu.

Hızla yataktan çıktım saat 16.54 tü hızla giyindim ve mutfağa girdim dolabı açıp ne yemek var diye bakacaktım ama duyduğum sesle durdum.

Dikkat et şu yediklerine zaten 23 gram fazlan var

Derin ve sinirli bir nefes verip mutfaktan çıktım.

Telefonu unuttuğumu hatırlayınca odama geri döndüm ve telefonu aldım. Tam odadan çıkacakken kapı çalınca kapıya bakmaya gittim. Önce kapı deliğinden baktım ama kimse yoktu bu da neydi şimdi?

Kapıyı açtım ama kimse yoktu ayaklarımın dibinde duran satranç seti hariç. Eğilip yerden aldım. Tekrar etrafa bakındım ama kimse yoktu. İçeri girip salona ilerledim ve kutunun kapağını açtım. İçinde taş maş yoktu sadece bir vezir ve satranç matı vardı. İkisini de çıkardım dışarı. Kutunun dibinde birde bir kağıt ilişti gözüme onu da çıkarttım.

Önce bir önümde duranlara baktım boş boş. Sonra kağıdı aldım elime ve açıp okudum.

"Taşlar yeniden dağıtılıyor Bonie dikkat et yoksa mat olucaksın"

İmza:Clyde

Bu neydi şimdi amına koyayım haa?

Kimdi bu Clyde denen it!

Sinirden kafayı yememe ramak vardı.

Sinirimi yatıştırmak adına derin bir nefes verip hızla çıktım evden.

💚🖤

Denize baktım uzuuun uzzuunn. Lakin olmadı.

HANİ DENİZ İNSANI SAKİNLEŞTİRİYORDU LAN!!!

BUDA MI YALANDI YANİ!!!

Sende mi Brütüs şeklinde bir bakış attım denize ve elimdeki sigaradan derin bir nefes çektim.

Sigara çok içmezdim normalde hatta neredeyse hiç içmezdim ama şu sıralar her şey o kadar çok geliyordu ki üstüme ben bir çıkış yolu bulamıyordum

Özellikle son günlerde annemi çok sık görmeye başlamıştım rüyamda.

Çalan telefonun ekranında gördüğüm isimle sıkkın bir nefes verdim.

Şimdi değil be Neriman Sultan.

Telefonu kapatıp cebime attım.

Şu sinir yumağına dönmüş haline deniz ne yapabilir acaba?

Duyduğum sesle sakinliğimi korumak adına elimdeki sigaradan yine derin bir nefes çektim.Bu sırada arkamdan gelen bir arabanın motor sesini iştince arkama döndüm. İşte beklediğim araba tam olarak buydu.

Elimdeki sigaradan son bir nefes alıp kalan kısmını yanında durduğum metal çöp kutusunun tepesinde söndürdüm ve izmariti metal kutuya attım.Bu sırada tam karşımdaki araba durdu.

Şoför kapısı açıldı ve arabadan Beşiktaş'ın başkanı indi.

"Güzel haberler getirdim sana" dedi hafif bir tebbüsümle.

"Haber getirmesi gereken taraf benim sanıyordum oysa" dedim ben de hafif bir tebessümle

"Kulağım kesiktir bilirsin. Bazı haberler senden önce geliyor"dedi yüzündeki tebessümü bozmadan

"Dinliyorum o halde"

"TFF Başkanı istifasını vermiş akşam bir basın toplantısıyla da herkese duyuracak durumu. Diğer kulüp başkanlarıyla görüşmem iyi geçmişti prüz çıkaran bir iki takım başkanı oldu ama genel olarak her şey yolunda. Şu istifa haberleri kamuoyuna sızdığı zaman acil bir seçime gidilecektir zaten"

"Adaylar kim?"

"Şimdilik net değil ama etrafta dolaşan isimler iç açıcı diyebilirim. Zaten bu saatten sonra öyle şike işlerine falan girebilecek cesaretini göstereceklerini sanmıyorum. Malum kafasına takmış güçlü bir kadına bakıyor iplerinin çekilmesi"

Güzel iltifatları beni mahçup ederken ister istemez gözlerimi kaçırmıştım.

"Abartıyorsunuz"

"Aksine az bile söylüyorum. Yıllar sonra senin hakkında ne diyecekler biliyor musun?"

Bakışlarım tekrar onu bulurken benim bir şey dememe fırsat vermeden o girdi söze "Türk futbol tarihinin kırılma noktasını bu kadın yazdı diyecekler,o gelmeden önce maç değil tiyatro izliyormuşuz diyecekler, Nazlı'nın istediği adil ligi o sağladı diyecekler, yüzlerce kız çocuğuna örnek diye seni gösterecekler. Bir kadının kafasına koyduğu her şeyi yapabileceğini herkese gösterdin sen. Mütavazılık etme. İftihar et kendinle. Sen bu spordaki cinsiyetçi zihniyeti tek başına yıktın"

"Tek değildimki bana yardım eden,arkama bakmadan güvenle bu yolda yürümemi sağlayan, her şeyden önce bana güvenen pek çok kişi vardı taşın altına elini koyan. En başta da siz hep inandınız bana hep güvendiniz siz olmasanız tek başıma yapamazdım"

"Yapardın" dedi bir an bile düşünmeden "Sen çok güçlü bir kadınsın Asya sen istedikten sonra her şeyi yaparsın"

"Beni mahçup ediyorsunuz zira benim size getirdiğim haberler pek iç açıcı değil maalesef"

"Nedir?"

"Yaptığımız şeylerden haberdar olan birisi var galiba"

"Nasıl yani?"

"Geçen biri bilimeyen hir numaradan mesaj gönderdi."

"Kim olabilir?Var mı aklında biri?"

"Yok şimdilik ama bulacağım" dedim kendimden emin bir şekilde.

"Eminim ondan bir şüphem yok"dedi hafif bir tebessümle.

Bu nokta da telefonum çalmaya başlayınca ekrana baktım arayan Nurdu.

Telefonu açıp kulağıma götürdüm.

"Efendim Nur"

"Asya acil bize gelmen lazım"

"N'oldu?"

"Burda konuşuruz ama acil gel yoksa hiç iyi şeyler olmayacak"

"Tamam yarım saate ordayım" dedim ve telefonu kapattık.

Başkana döndüm "Benim gitmem lazım başka bir şey yoksa"

"Yok. Dikkat et kendine şu işi de çöz biran önce haberlerini bekliyorum"

"Merak etmeyin burdan sonra yakayı ele vermeye pek niyetim yok" dedim kendimden emin bir şekilde.

İkimizde kendi arabalarımıza ilerledik ve yolun belli bir noktasında ayrıldı yollarımız. Ben Nurlara sürdüm. Çok geçmeden varmıştım zaten. Zile basıp kapının açılmasını bekledim.

Kısa bir süre sonra kapıyı Duru açtı.

Bana baktı önce ve memnuniyetsizce yüzünü ekşitti.

"Hoş geldin Asya abla" derken defol git dese aynı etkiyi yaratırdı.

"Geldiğime sevinmediysen gideyim" dedim ciddi manada üzgün bir sesle.

"Hayıırrr. sevindim de ben şey geldi sanmıştım ondan"dedi dudak büzerek.

"Ney gel..." Diyecek oldum lakin cevabı tahmin etmek zor değildi.

"Arden" diye aklımdan geçen düşünceleri onayladı.Ve sağolsun içimi rahatlattı bir tık. "Ama valla sana da sevindim." Dedi ve anında bacaklarıma yapıştı ama peşi sıra tamir ettiği her şeyi tekrar yıktı. "Sen olmasan kim Arden'e götürecek beni?"

Umutsuzca kafa salladım.

Bacaklarıma hala yapışmış bir haldeyken bir yandan da alttan alttan yüzüme bakan Duru'yu anından kucakladım. "Beni bu kadar sevmen gözlerimi yaşarttı Duru sağol"Dediğimde kıkırdadı.

Ben bu çocuğu ciddi manada bir gün ısıracaktım. Bu ne tatlılık arkadaş.

"Sen n'apıyordun bakalım? Annen nerde?"derken salona ilerliyorduk.

"Satranç oynuyorduk"

"Kaptan ve satranç" dedim gülerek

"Babamla değil ama niye güldüğğn?"

"Hiç sadece kaptanı daha çok satranç oynarken değilde ne bileyim okeyde ya da piştide falan hayal edebiliyorum"

"Onlar ne?" Dedi düşünceli düşünceli.

Buyur burdan yak. Alin bahis oynuyordu Duru'yu da ben kumarbaz yapacaktım.

"Boş ver büyüklerin oynadığı bir oyun. Ee satrançı kiminle oynuyordun Nurla mı?"Diye sorarken salona girmiş bulunuyorduk.

Karşımda yemek masasınada ki satranç matının başından sırıtarak bize bakan suretle kan beynime sıçradı.Duruyu yavaşça kucağımdan indirip sakin kalmaya çalışarak konuştum.

"Duru koş bak bakim Arden gelmiş mi?"

Duru bunu duyar duymaz ışık hızında ortamdan kayboldu tabi.

Eveeet çocukları savaş alanının dışına ittiysek kemerlerini takın millet zira büyük bir harp başlamak üzere...

💚🖤

Sinirden delirmek neydi?

Sinirden delirmek emekti ve beni delirtmek uğruna baya emek harcanıyordu. Şekil bir a ise hala sırıtarak bana bakmaktaydı.

Şeytan al kaşığı oy gözünü diyordu.

(O sırada şeytan:Ben ne alaka amk)

Tüm öfkeme rağmen sakin kalmaya çalıştım. Ve gayet hanımefendi bir şekilde tüm asaletimle konuştum.

"Senin ne işin var lan burda!?" Derken sesim olabildiğine alçak ama öfke doluydu.

"Senden ayrı duramıyorum"diye oldukça saçma bir bahane sundu gevşek gevşek gülerken.

"Poyraz" dedim öldürücü bir sesle

"Bir daha söyle bakim. Adımı senden duymak hoşuma gidiyor" derken hala sırıtması ise itfaye hortumundan tazikle fırlayan su misali kanı beynime fışkırtıyordu.

Öfkeyle dişlerimi alt dudağıma geçirdim. Hatta öyle bir sıkmıştım ki dudağımın kenarından kan sızdığını hissedebiliyordum lakin önemseyecek durumda değildim.

Öfkeyle gözlerimde kapanırken bir nefes hissettim anlıma vuran. Lakin rahatsız eden,içimi soğutan bir nefes. Aynı saniyelerde dudaklarıma değen parmakla gözlerim alev alev geri açıldı. Belasını siktiğimin Poyraz'ı dudağımın kenarından sızan kanı baş parmağıyla silmiş öylece kanı dibimde izliyordu.

İçimde köpüren öfke öyle büyüktü ki daha fazla hakim olamadım kendime. Duru girer yanlış bir şey duyar diye düşünecek durumu çoktan geçmiştim.

"O EL BİR DAHA BANA DOKUNURSA"Dedim kelimeleri bastıra bastıra ve parmağımı sertçe sol yanındaki boşluğa bastırdım. "O ELİ SENİN GÖTÜNE SOKARIM SÜRAHİ GİBİ DOLAŞIRSIN. BENİM SABRIMI ZORLAMA" Derken parmağımla bir iki kez vurdum en tehtitkarından.

O ne mi yaptı? Öfkelendi mi? Kızdı mı? Gücüne gitti mi? Bir adım gerileyeyim dedi mi?Artık akıllanayım belli ki kız rahatsız oluyor dedi mi?

HAYIR MAALESEF Kİ KOCAMAN BİR HAYIRRRR!!!

Üstüne bir de en umursamazından güldü.

Hatta yetmedi "Sinirliyken daha sesksi olduğunu söylemiş miydim?"diye sordu.

Öfkem katlanıyordu.

"BEN SANA BİRAZ DAHA BU EVDE KALMAYA DEVAM EDERSEN SENİ ÖYLE BİR SİKERİMKİ BOŞ OTOBÜSTE AYAKTA GİDERSİN DEMİŞ MİYDİM?"Derken sinir yüzünden beyin kanaması geçirerek ölen ilk insan olabilecek bir sesim vardı.

O ise tekrar güldü.En geveşeğinden.

Öleyim istiyordu galiba. Sinirden şuraya yığılıp kalayım istiyordu. Bu niyetini ise onaylatacak bir gevşeklikle devam etti konuşmaya.

"Çok yaratıcı bir hayal gücün var."

"Sinirimi tepeme çıkararak ufkumu açanlar sağolsun" diye solurken sinirle saçlarımı geri savurdum.

"Rica ederim. Her zaman hizmetindeyim" dedi gülerek.

"Poyraz belanı harbi büyük si..."

Sözlerimi bölen Durunun sesi oldu.

"Yaağğ Arden gelmemiş kiiğğ beni niye kandırdınnn?" dedi ters olmaya çalışıyordu ama daha bir tatlı oluyordu.

"Bana sesini duydum gibi gelmişti"diye bir yalan salladım.

Harp alevliydi,ateşliydi tam ortasında ise ben sinirden infilak etmeden ara verilmişti. Şükürdü. Yoksa ben harbi harbi sinirden ölen ilk insan falan olacaktım galiba.

"Rüzgar abiiğğ hadiğğ devağm edeliğm o zamağnn Arden gelince onunlanda oynarız"

Poyraz yavaş yavaş aşağı yukarı salladı başını onaylayan bir şekilde.Duru bu hareket karşısında sevinçle masaya koşarken Poyrazda peşinden gitti ve tekrar ilk geldiğimdeki yerine geçti.

"Asya abla sen de gelsene" dedi Duru tatlı tatlı.

"Evet Asya ablası sen de gelsene"dedi Poyraz oldukça sinir bozucu bir şekilde gülerken.

"Çocuğun yanında ağzımı bozmayayım diyorum beni zorlama"dedim sakin kalmaya çalışarak.

Bu sırada tahminen mutfaktan Nur'un sesi geldi

"Asya bir gelir misin?"diyordu sesimizi duymuştu galiba.

Poyraz hala sırıtırken müthiş bir göz devirme eşliğinden salondan çıkıp sesin geldiği yere gittim veee bingo Nur mutfak tezgahına sırtını dayamış bir şekilde parmaklarıyla oynuyordu. Şu iki üç haftalık süreçte ise fark ettiğim kadarıyla Nur stresli ve panik olduğunda oynuyordu parmaklarıyla yani şuan ortada büyük bir sorun olmalıydı. Gerçi içerde sorunların en önde bayarak sallayanı satranç oynuyordu ama başka bir şey mi vardı?

EVREKAA!!!!

"İçerde... Satranç oynuyor" diye mırıldandım kendi kendimi teyit eder gibi. Lakin sesim öyle kısıktı ki ben bile zor duymuştum.

Ama bir nokta da takıldı kaldı zihnim.

POYRAZ İÇERDE SATRANÇ OYNUYOR

OYNUYOR SATRANÇ İÇERDE POYRAZ

İÇERDE OYNUYOR SATRANÇ POYRAZ

Aynı kelimeler art arda döndü durdu zihnimde. Olabilir miydi? Şu Clyde denen it Poyraz olabilir miydi?

Bir tarafım saçmlama dedi.

Bir tarafın niye olmasın.

Bir tarafım seni tehdit etmez dedi.

Bir tarafım edebilir dedi.

Kafam iyice arap aşı çorbasına dönerken Nur'un sesi biraz olsun sakinleştirdi zihnimi.

"Asya şunu acil gönder."

"Allah aşkına zaten ne işi var bunun burda!" Diye yükseldim.

"Bu çocuk senle ciddi manada kafayı bozmuş"dedi.

Bakın işte artık bir şahitim daha var. Kesinlikle abartma falan yok yani dediklerimde bu çocuk ciddi manada manyak.

"Bu gün Duru'nun okul gezisi vardı piknik yapmaya gittiler. Duru ortadan kaybolmuş birden.Öğretmeni aradı beni Duru yok haberiniz var mı? diye. Aklımı yitirecektim az kalsın. Necip antrenmana gitti bir başıma nerde ararım çocuğu diyorum evin içinde ne yapacağımı şaşırdım. Sonra kapı çalınca kapıya koştum hemen. Kapıda bir baktım benim zilli kızımla içerdeki manyak. Duru'nun canı sıkılmış piknikte de bu almış gezdirmiş biraz sonrada eve getirmiş. Birde gevşek gevşek gülerek anlatıyor ya yemin ediyorum boğuvericektim. Git şurdan Necip gelirse fena olacak diyorum yok tutturdu Asya gelmeden gitmem diye. Kusura bakma ben de seni apar topar çağırdım ama Necip gelecek birazdan ben n'apacağımı şaşırdım.Duru korkmasın diye bir şey de diyemiyorum. Allah aşkına Asya gönder şunu yoksa Necip valla boğar bunu"

Sinrili bir nefes verdim. Benim başıma bela olduğu yetmiyordu bir de milletin evinin huzurunu kaçırıyordu adi.

"Bence bir kusur yok."

"Ne" dedi anlmadığını belli ederek.

"Necip abinin şu manyağı boğmasında yani bence bir kusur yok. Kainattan bir tane psikopat eksilir işte fena mı?"

"Oldu canım sonra benim kocam hapise girsin.Çocuğum babasız ben kocasız mı kalayım yani haa?"

"Abartma Nur" dedim göz devirerek ve Mutfak kapısına yöneldim "Gönderirim şimdi onun anladığı dili bilirim ben" dedim lakin bilmez olaydım o dili. Hatta o dili kopartabilseydim keşke zira şuan daha makuldü bence.

Salona girdiğimde Duru yoktu.Poyraz kendi kendine oturmuş satranç matının üzerinde devrilmiş bir veziri bir sağa bir sola iteleyip dikkatle onu izliyordu.

Al işte kesin bu adi manyak yapmıştı.

Karşısındaki sandalyeyi çekip oturdum.

Bakışlarını vezirden koparıp bana baktı sırıtarak.

"Ne gülüp duruyorsun be" dedim ters ters.

Arkadaşlar ben Smlie filminin etkisini bir ay atlatamamıştım ne diye sırıtıp duruyordu bu şuan benim karşımda -ki korku filmlerinden deli gibi korkup gece gece korku filmi izlemek gibi acayip fantezilerim olduğu gerçeğinin altını konudan bağımsız çiziyorum.-

Caitlin Stasey işine bak ablacım bu çocuk seni işsiz bırakır.

"İlk defa sen bana geldin niye gülmeyeyim?"

"Seni KOVMAYA geldim" dedim sesimle kovmaya kelimesini en parlak fosforlu kalemlerle çizerek.

"Olsun geldin ya bugün kovmaya gel yarın sevmeye gelirsin" derken hala gülmesi ise artık bir tık ürkütücü geliyordu.

Niye gülüp duruyordu?Hayır yani amaç neydi tam olarak?

"Poyraz salak salak konuşup durma. Necip abi gelmeden de siktir git şurdan"

"Sence satrançtaki en güçlü taş hangisi" diye saçma bir soru sorarak galiba beni cidden sinirden öldürecekti.

"Ben sana diyorum Çanakkale Boğazı sen bana diyorsun yandı götümün ağzı" diye sinirle çıkıştım.

O yine güldü.

ALLAHIM CİDDEN HELLLLPPPP!!!!

"Tamam şöyle yapalım seninle bir tur oynayalım hem sen oynarken bu sorunun cevabını verirsin hem ben seni biraz daha görmüş olurum hem de yenersen söz bir saniye durmadan siktir olur giderim"

"İyi lan iyi diz taşları" dedim sinirle.

Beni tehdit etmek, beni köşeye sıkıştırmaya çalışmak mı istiyordu?

Nah yapardı.

Oyun oynamak mı istiyordu?

İşte orda duracaktı çünkü ben bir oyuna dahilsem kuralları ben koyarım ayrıca kazanamadığım bir oyun ise şu dünyada görülmüş şey değildir yani oyun arkadaşı olarak çok yanlış birini seçmişti anlaması ise uzun sürmeyecekti.

Taşları dizerken tekrar sordu "Ee düşündün mü?"

"Önce sen söyle sence hangisi?"

Benimde ona soracağımı beklemiyordu zannımca zira şuan baya mal mal bakıyordu suratıma.Gerçi bende kendimden böyle bir şey beklemiyordum.

Kısa bir an sonra yine ufak bir tebessüm belirdi dudaklarında ve veziri işaret ve baş parmaklarının arasına alıp aramızda kaldırdı. "Vezir tabiki." Dedi kendinden emin bir şekilde ve devam etti " Bu güne kadar beni satrançta yenen olmadı çünkü hep yanlış taşı korudular. Şah dikkat dağıtmak adına koyulan bir taş.Öylesine göstermelik. Mesela Anadolu Selçuklu'nun son zamanları moğol egenenliği altına girilen ağır vergiler ödenen dönemler. Öyle bir şartta mesele kralı korumak mı yoksa sistemi korumak mı? Kral zaten bir kukla asıl mesele sistemi korumak. Sistemi de en güçlü olan korur."dedi ve Veziri aldığı yere geri bıraktı.

"Peki ya sorun sistemdeyse ya sistemi yıkmak gerekiyorsa" diye sorduğumda ilk hamleyi yapmıştım zira beyazlar bende siyahlar Poyrazdaydı.

"O zaman sistemden önce sistemi ayakta tutanı yıkman gerek. Asıl mesele buna cesaret edebilmek"derken oda bir hamle yapmıştı

Konu satrançtan çoktan çıkmıştı bence.

"Ya biri çoktan cesaret ettiyse o taşı yıkmaya"

"O zaman koca okyanusa ufak bir takayla kafa tutacak kadar delirmiştir o kişi. Lakin mesele yalnızca okyanusa yani sisteme kafa tutmak değil. Uçsuz bucaksız okyanusların acımasız haydutları,korsanlarıyla da mücadele etmek gerek o iş ise bir takayla olmaz. Herkes duracağı yeri bilmeli takayla okyanusa çıkılmaz çıkılsa dahi hayatta kalınmaz"

Arada kaç tane olduğunu saymadığım sayıda hamle geçmişti. Kurduğu cümleyle gözlerimiz kesişti. Siyahtı gözleri simsiyah, evime gelen satranç kutusundaki vezir gibi siyah önünde duran vezir gibi siyah.

Hamle sırası bendeydi. Yavaşça önümde duran piyonu bir kare ileri iteledim.

Dudaklarım yavaşça iki yana kıvrılırken dudaklarımdan yalnızca iki kelime döküldü "Şah Mat"

İnanamadı bir süre mata bakıp durdu.

"İmkansız"dedi en sonunda "Bu imkansız"

"Mesele taşta da değil Poyraz, mesele güçte değil, mesele yalnızca cesarette. Seni bugüne kadar yenen olmadı çünkü kralı açıkta bırakacak cesaretleri yoktu."

Dedim matın üstünde bir başına kalan Şahıma bakıp " Ben korkmam Poyraz. Ben bir sistemi yıkmak istiyorsam varımı yoğunu açıkta bırakmaktan korkmam vezirmiş,kralmış, oymuş,buymuş bilmem."dedim gözlerine baka baka "Ben bir sistemi yıkmak istiyorsam üstünde durduğu masayı deviririm hepsini yıkar yeniden toplarım. Bir daha veziri açıkta bırakacak cesaretin yoksa yoluma çıkma. Hele ki bir sistemin, benim yıkmak istediğim bir sistemin parçasıysan işte o zaman kaç Poyraz yoksa benim devirdiğim masanın altında ezilirsin."

Selamın Helllooooğğğ biliyorum bölüm gecikti ama bölümün çoğuny en baştan yazdığım için uzun sürdü biraz neyseeee lütfen bol bol yorum yapıp beğenmeyi unutmayınnnnn💞💞💞💞

Ben 13.Bölüme kaçorotttiiiii💞💞💞💞

💚E🖤N🤘🏻D

Bölüm sonu

4 yorum