💔
Sana bir şiirler olmuş sevgilim
Yüzün gözün söz içinde
Hangi imla kılavuzuna baksam
Benden ayrı yazılıyorsun
~Özdemir Asaf~
Gözlerime vuran gün ışığı ne kadar rahatsız etse de o kadar uykum vardı ki uyanamadım.
Uykuyla uyanıklık arasında ki o ince çizgide ne kadar gezindiğimi bilemedim.
Gözlerime ince ince iğnelerin battığını hissederken. Takrar uykuya dalamayacağımı kabullenerek gözlerimi araladım.
Bir kaç saniye boş boş beyaz tavanla bakıştım.
Başım çatlayacak gibi ağrıyordu. Kendimi bu hale nasıl getirdiğimi düşündüm kısa bir an.
Gözümün önüne art arda devirdiğim şarap şişeleri geldiğinde kendi kendimi ayakta alkışlayabilirdim.
Afferin sana Asya. Magazincilerle dolup taşan mekanda cebinde kalan son iki rublesiyle ekmek değil şarap alan rus edebiyatı roman karakterleri gibi davran tamam mı? Aklı başında hareket edersin yanlışlıkla falan aman haa! Zaten bir ayyaş damgası yemediğimiz kaldı o da eksik kalmasın.
Elimi anlıma vururken sıkıntıyla yumdum gözlerimi. Tam o anda ise bir şey dank etti.
Peki ben nasıl geri gelmiştim ki?
Telaşla art arda kırpıştırdığım gözlerim birden yataktan doğrulmamla odanın dört bir yanında gezindi.
LAN BURA BENİM ODAM DEĞİLDİ Kİ.
SİKTİRLER OLSUNDU.
LAN BEN NERDEYDİM?
Telaşla oturduğum yataktan doğrulup hemen çıktım odadan.
VALLAHİ BİZİM EV DEĞİLDİ BURA!!!
PEKİ KİMİN EVİYDİ O ZAMAN!?
SİKTİRLER OLSUNDU!
KAÇIRILMIŞTIM GALİBA!!!!
İMDAAATTTT!!!
Bir dakika beni kim niye kaçırsın Allah aşkına?
Beynim dün gece devirdiğim şarap şişeleriyle içine etmiş olabilirim ama bu kadar ağır hasar alamış olamazsın KENDİNE GEL!!
LAN!
LAN!
LAN!
BİR DAKİKA BEN ARTIK SADECE ASYA DEĞİLDİM Kİ.
BEN İKİ GÜNDÜR SEMİH'İN SEVGİLİSİYDİM. EN AZINDAN HERKES ÖYLE SANIYORDU.
BENİ SEMİH'İ TRANFER ETMEK İÇİN PUSUDA BEKLEYEN ARSENEL YETKİLELERİNİN KAÇIRTMIŞ OLMA İHTİMALİ NEYDİ MESELA?
BENCE YÜKSEKTİ!!!
EYVAHLAR OLSUNDUU!!!
Kenan Özer'i hava korsanlarından kurtaran Saffet Sancaklı beni de kurtarır mıydı acaba?
SAFFET BAŞKANIM BENİ BU CENDEREDEN ÇIKART SÖZ BİR SONRAKİ MİLLETVEKİLİ SEÇİMİNDE OYUM SANA.
Tam Saffet Sancaklı'nın artık İstanbulspor başkanı olmaması ve benim de Beşiktaştan İstanbulspor'a bonservissiz giden bir forvet olmamam gibi küçük detaylara saydıracakken salonun kenarında duran L koltukta uyuyan bir beden seçmemle duraksadım.
Sırtı bana dönük yatan kişinin saçlarındaki sarı tonları seçememem imkansızdı.
Rahatlamış bir nefes verirken temkinli adımlarım yerini daha gevşek adımlara bıraktı.
Üstünden yere düşen pikeyi farkettiğimde ona doğru ilerledim.
Babaannem uyuyan insanın üstüne kar yağar derdi hep.
Pikeyi yerden alıp uyandırmamaya özen göstererek yavaşça örttüm üstüne.
Üşümesindi.
Hafif eğili durduğum yerde mışıl mışıl uyuyan çehresini izlerken buldum kendimi.
Pencereden süzülen saf gün ışığı yüzünü parlatıyor,sarı ve kıvrık kiprikleri daha bir hacimli gözüküyordu.
Her bir kiprik tanesi kalbimi ok gibi delerken bir insanın kalbime bu kadar zarar olmasının ne kadar büyük bir haksızlık olduğunu düşünüyordum.
Şuracıkta eriyip gitsem kim ne yapabilirdi ki yani?
Ansızın zihnime dün geceden bir kaç parça düştü.
"Nereye götüreyim o zaman"
"Seeeniin eviğinee"
"Benim evim yok"
"Neee demeek beğnim eviğmm yoooğk?"
"Benim evim yok demek, benim evim yok demek"
"Seniiiign eviğğnnn yoğk?"
"Benim evim yok" dedi Semih tane tane.
"Seniign eviiğn yooğgk"
"Benim evim yok"
"Araaabağğ nergdegg?"
"Ne?"
Cidden mi ya?
Araban nerde mi?
Cidden bunu demiş olamazdım değil mi?
Gafim bana zorla iki milyon kere izlettiği o organize işler'in hesabını soracağım birtanem.
SHİT!!!
BİR DAKİKA!
BİR DAKİKA!
BİR DAKİKA!
LAN! SEMİH DÜN EVİM YOK DEDİYSE Kİ BUNDAN EMİN DEĞİLİM MALUM SARHOŞTUM AMA EĞER GERÇEKTEN ÖYLE DEDİYSE BURA NEREYDİ LAN!!!
Ben ne olduğunu anlamlandıramaz bir ifadeyle olduğum yerden doğrularken kulaklarıma dolan alarm sesiyle tüm sorularımın cevabını alabileciğimin farkına vardım.
Alrm sesi giderek yükselirken Semihte yavaş yavaş araladı gözlerini.
Uyku mahmuru bir şekilde oturduğu yerde dikleşirken avuçlarının içini gözlerine bastırdı ve ovuştururken bir yandan söyleniyordu.
"Ne ara sabah oldu be?" Telefondan yükselen alar sesini kapatmak için yan tarafına dönmesiyle başında dikilen benimle kesişti bakışları.
İkimizde ne diyeceğimizi kestiremiyorduk besbelli. Zira odanın duvarlarında yankılan tek ses nefes alış verişlerimize karışan tiz alrm melodisiydi.
Bakışlarını üzerinden kopartıp telefonuna uzandı ve alrmı kapattı
Ne diyeceğimi kestiremiyorken "Günaydın" diyebildim.
Harika bir baslangıçtı biliyorum.
Sabahın köründe başında dikilmiş beklerken dudaklarımdan dökülen ilk kelime her şey olağanmış gibi günaydın olmuştu.
Aferin bana.
Nerde benim alkışlarım?
Oturduğu yerden bakışlarını tekrar yüzüme kaldırdığında "Günaydın" dedi.
"Şey ben alarm sesine şey etmiştim de.. ondan yani..."
Şey mi etmiştim?
Beşiktaş iletişim ekibi Türkçeye giriş 101 içeriğinize gönüllü olarak yabancı kontenjanından dahil olabilirim.
Zira şu saniyelerde canlı yayında Ne amına koyim diyen Rosierden daha anlaşılmaz konuştuğumun farkındayım.
Semih ise anladığını belirten bir mırıltı çıkararak ayaklandı oturduğu yerden.
En azından birimizin beni anlıyor olması güzeldi. Zira ben kendimi anlayamıyordum.
Az önce üstüne örttüğüm pikeyi eline alıp sakin hareketlerle katlayıp tek eline aldı ve koltuğun üstünde duran yastığı da diğer eline alırken bakışları kısa bir yüzüme değdi.
"Ben bunları bırakayım sonra çıkalım. Sen otur istersen ben hemen geliyorum"
Yanımdan geçerken "Tamam" dedim kısaca.
Az önce kalktığı koltuğa kendimi bırakırken kısa süre sonra tekrar geri dönmüştü.
Yüzündeki ifade daha normal bir hale dönmüşken yüzüne dökülen bir kaç tutam saçı hafifçe koyulaşmıştı. Nevresimleri bırakmaya gittiğinde yüzünü de yıkamış olmalıydı.
Daha yeni uyandın be adam. Sabahın köründe, muhtemelen benim yüzümden dün epey olaylı geçen ve şuanda bir tık şiş olduğu için kısık duran gözlerle bile nasıl bu kadar yakışıklı olabilirsin ya.
Ben mi?
Yüzümü yıkamayı bırakın dün gece ki makyajımın ne hale geldiğine bile bakmadan telaşla aşağıya inmiştim.
Yani büyük ihtimal dağılmış makyajım,göz altlarıma bulaşan maskaralarım,dağılan saçlarım ve içtiğim şaraplarında etkisiyle kelimenin tam manasıyla yıkılmış bir tiple karşısında duruyordum.
YARIN ŞU YERİ DİBİNE GİRMEK İSTİYORUM.
"Çantan arabadaydı telefonun falan hepsi içindeydi. Yavaştan çıkalım istersen"
Dediğinde sessiz bir mırıltıyla onayladım teklifini.
Birlikte kapının ağzına geldiğimizde ayakkabılarıma bakındım ama yoktu.
"Ayakkabılarım yok?" Dedim ayakkabılarını giyen Semih'e bakarak.
"Arabada kalmıştır getireyim hemen"dedi ayakkabısını giyip hızlıca arabaya gitti ve ellerine aldığı ayakkabılarımı getirdiğinde alelade yere atmamış son derece özenle ayaklarımın önüne bırakmıştı.
İyi de yapmıştı. Çağla'nın beni kesmesini istemezdim zira.
Ayakkabılarımı kapının yanındaki vestiyerin önünde duran pufun üstüne oturarak hızlıca giyerken üzerimde hissettiğim bakışlarla bakışlarımı siyah bağlardan ayırıp Semih'e çevirdiğimde bakışlarını bağları bileğime dolayan ellerimin üzerinde yakaladım.
Benim ona baktığımı farkettiğinde elini ensesine atarken bakışlarını arkasında bir noktaya çevirdi.
Bu da neydi şimdi?
Sorgulayan bakışlarım bir süre üzerinde gezinirken sormaya korktum.
Zira benim içimde benim bile kendilerinden korktuğum bir çok Asya vardı. Bunlardan en dizginlenemez olanı ise kesinlikle sarhoş Asyaydı.
Hiç bir dur durağı olmazdı. Dün geceye dair neredeyse hiç bir şey hatırlamam ise beni fevkalade ürkütüyordu. Her şeyi demiş her şeyi yapmış olabilirdim.
Yahu biliyorsun huyunu şu zıkkımı içeceksin bari ağzınla iç dimi. O kadar içilir mi be kadın?
Semih'in telefonundan yükselen sesle kendime saydırmayı sonraya erteleyip öteki ayakkabımın iplerini bağlamaya başladım.
"Efendim Talha"dedi telefonu kulağına götürürken.
"Oooo kardeşim uyanmışsın" diyen Talha'nın neşeyle yükselen sesi telefon hoparlörde olmasa bile kısık bir şekilde doldu kulaklarıma.
"Talha tesislere geliyorum kardeşim karın ağrın neyse gelince yumutlarsın"
"Sen tesislere de mi geleceksin? Vay bee kardeşim şu çalışma azmi bir sen de bir de puding yapmak için okul okuyan Dr. Oetkerde var helal olsun size."
Kaşlarım ne olduğunu çözemeyem bir ifadeyle çatılırken.
Semih sabır dileyen bir nefes verdi.
"Talha sabah sabah sen ne anlatıyorsun be birader"
"Akşamdan yorgunsunuzdur falan diye dedim ben kardeşim." Devasa bir kahkaha ile kurduğu cümleden sonra donup kaldım.
Ney diyordu bu be!?
"LAN MAL! Salak salak konuşma! kapat telefonu gelince yoracağım ben seni" diye dişlerini sıka sıka konuşan Semih telefonu bir hışımla kapattı.
Ayyakkabılarımı bağlama işim bittiği için usulca ayağa kalktığımda Semih'in bakışları bir anlık suratıma kaydı mahçup bir ifade yakaladım gözlerimde. O da benim ifademi tartıyir gibiydi.
Ne diyeceğine karar veremedi sanki bir an.
En sonunda derin bir nefes verdi.
"Gidelim mi artık?" Dedi lakin sesindeki ton söylemek istediği bir şeyleri yuttuğunu olabildiğince net belli ediyordu.
İçerden dışarı attım kendimi.
Kapıyı kitledikten sonra anahtarı cebine attı arabya doğru ilerledik birlikte.
Arabanın önünde durduğumuzda bakışlarım yüzünü buldu.
"Sen git istersen ben taksiyle dönerim antrenmanına geç kalma"dediğimde adımları şoför kısmına geçmek için kaputun önüne ilerlerken bsna dönmeden konuştu.
"Seni bırakacak vaktim var uğraşma taksiyle" dedi kilidini açtığı kapının koluna uzanırken.
"Emin misin? Sorun yaratacaksam senin için gerçekten taksiyle gidebilirim"
"Atla dedim uzatma"Yorgun çıkan sesi dün gece epey uğraştırdığıma işaret gibiydi. Bir de inat yapıp sinir uçlarıyla oynamak istemedim.
Usulca kendi tarafındaki kapının kolunu tuttum ve yavaşça araladım kapıyı.
Emniyet kemerimi taktıktan kısa bir süre sonra araba harekete başlamıştı.
Yol akıp giderken arabayı dolduran tek şey nefes seslerimizdi.
Zihnimi zorladım bir süre ama yoktu. Dün geceye kadar sabahki konuşma hariç aklıma gelen en ufak bir şey bile yoktu.
Bilinmezlik gerçekten şu hayattaki en sikik şey olabilirdi.
Düzenli nefses seslerimizi bölen sıkkınla verdiğim derin bir nefes oldu.
Konuşmak istoyordum ama nerden başlayacağıma dair en ufak bir fikrim yoktu.
Az önceki içli nefesimden sonra saniyelik bakışlarını kendi üzerimde yakaladım.
Bu bakışlardan sonra artık gerçekten bir şey deme isteğim zorunlu hir hale dönmüştü sanki.
Hafifçe boğazımı temizleyerek kazandığım o iki saniyelik süreçte ise nerden başlamam gerektiğine dair hala pek bir fikrim yoktu ama "Dün gece..." diye vira bismillah deyip dan diye konuj tam ortasından daldım.
"Yani ben dün geceye dair pek bir şey hatırlamıyorum ve bu kendime dair olan derin bilgilerimden yola çıkarak beni epey tedirgin ediyor. Umarım çok saçmalamamışımdır."
Bakışlarını yoldan ayırmazken başını hafifçe geri attıp milli hayır cavabımızı verdi:Cık
"Öyle düşündüğün kadar vahim değildi durum merak etme."
Dese de açıkçası pek tatmin olmamıştım bu açıklamadan.
Yine de fazla uzatmadım zira biraz daha üsteleyip eğer varsa rezilliklerimi duymak istemedim.
Tam yeniden sahoşluğuma saydıracakken aklıma takılan soru bir anlık bilincim uçup gitmiş gibi benden izinsiz döküldü dudaklarımdan.
"Ev peki... Yani az önceki ev senin miydi? Çünkü eğer sahoşlukla kafamda kurmadıysam dün evim yok demiştin sanki ama dediğim gibi bu kısmı tamamen kafamda kurmuşta olabilirim"
"Doğru hatırlıyorsun. Dün demiştim evim yok diye. O ev Talhaların evi. Dün seni nereye götüreceğimi bilemeyince... en makul yer orasıydı.
Anladığımı belirten ufak bir mırıltı çıkarıp aklıma takılan ufak hir noktayı sormadan edemedim.
"Talhalar dedin ya Talhayla İrem'in miydi o ev?"
"Yok Talhayla Emirhan'ın."
Dediğinde yine mırıltı şeklinde bir onay daha gönderdim.
Onun dışında eve varıncaya kadar başka bir şey konuşmadık.
Sessizlikten hoşlanmazdım normalde çünkü sessizliği dolduran zihnimden yükselen ritmik sesler vardı.
Ama şuan konuşmuyor oluşumuz zihnimden o seslerin yükselmesini yije de engelliyordu zira arabayı dolduran nefes seslerimiz vardı. Her zamanki gibi iyi geldi. Bir şey demeden hiç hir şey yapmadan sadece varlığıyla iyi geldi.
Arabanın durduğunu hissettiğimde inmek istemedim arabadan. Ayrılmak istemedim ondan. Ama bazı şeyler yarım kalıyordu özellikle de hep güzel olanlar yarım kalıyordu.
Güzel çocukluk anıları gibi,anne şefkati, baba sevgisi gibi, kendini güvende hissetme hissi gibi, ilk sevda gibi,GÜZEL OLAN, ELZEM OLAN HER ŞEY GİBİ...
Derin bir nefes alırken mefesimi düzenleyip ona doğru döndüm.
Ellerim kemeri çıkarmak için metal yüzeyi kavradığında odağım yandan görebildiğim çehresiydi.
Ellerim metal yüzeyin üzerinde oyalanırken son kez çaktırmadan kokusunu iyice çektim ve hapsettim ciğerlerime.
"Teşekkür ederim. Her şey için. Beni orda tek bırakmadığın başına bu kaadr dert açmışken birde sarhoşluğumla uğraştığın için."
Kırmızı tuşa basıp kemeri çıkartırken son kez yandan baktım yüzüne.
Yönünü bana dönmesiyle zümrütleriyle şefrelendim.
Bir bakışı tekletti kalbimi.
Kesik bir nefes verirken kendimi toparlamaya çalıştım.
"Sağol yani"diyebildim yarım bir tebessümle.
"Önemli değil. Madem girdik bu işe birbirimize karşı kartları açık oynamamız birbirimize destek çıkmamız lazım"
"Öyle" derken sesim ondan sakladıklarımdan mütevellit olsa gerek kısılırken aceleci hareketlerle arka koltukta duran çantamı aldım ve arabdan indikten sonra son kez teşekkür edip kapıyı kapattım.
Ben gitmesini bekledim kısa bir süre ama gitmedi. Eliyle önce sen gir tarzında bir işaret verdiğinde soğuğa daha fazla dayanamayıp kendimi attım apartmandan içeri.
Asansörün önünde durup düğmeye tıkladım. Tizli bir sesle açılan kapıdan içeri girip kat düğmesine basıp kolumun birini duvara yaslayıp tüm ağırlığımı oraya verdim.
Sonunda gelmek istediğim kata geldiğimde asansör durdu sonra da yavaşça kapı aralandığında kapıdan çıkıp tembel adımlarla bizim dairenin kapısının önünde durdum.
Anahtarı bulmak için elimi çantamın içine daldırdım ve parmaklarımın ucuna değen metal yüzeyle anahtarı çamtamdan çıkardım ama kapıyı açmadan hemen önce telefonumu da çıkardım çantamdan ve saati kontrol ettim.
10.05
Barış malı çoktan gitmiş olmalıydı.
Aylin ne haldeydi düşünmek bile istemiyordum ama sonuç kaçınılmazdı.
Telefonu tekrar çantama atıp ellerimin içinde sımsıkı tuttuğum anahtarı kapıya taktım ve bir tur çevirdim.
Boş koridorda kapıdan gelen mekanik sese zorlukla alıp verdiğim nefes sesleri karıştı.
Açılan kapıyı hafifçe ittim içeri ve kapı eşiğini aşıp kendimi içeri attım.
Kapı önünde ayyakabılarımı çıkarıp sakin adımlarla salona ilerledim.
Boştu ayrıca dağınık falan değildi.
Garipti.
Mutafağa gittim seri adımlarla.
Eee bura da boştu.
Hızlı adımlarla mutfaktan çıkıp Aylin'in odasına gittim. Kapıyı tıklattım.
Bir süre bekledim ama içerden ses gekmeyince yavaşça kapıyı açıp içeri girdim.
İnanır mısınız bura da boştu?
Lan nerdeydi bu kız?
SHİT!!!
YA BARIŞ BUNDAN AYRILMAK İSTEYİNCE BARIŞ'I 99 FARKLI YERİNDEN BIÇAKLAYIP ÖLDÜRDÜKTEN SONRA CESETTEN KURTULMAK İÇİN ORMANA GİTTİYSE!!!!😱😱😱
Tamam biraz uçuk bir ihtimalden bahsediyoruz farkındayım yani sonuçta o Aylin. Bizim Aylin. Gafimm benim. O bir karıncayı bile incitemezki.
EEEE AMA NERDE O ZAMAN?
Elime hızla telefonu alıp numarasını buldum ve üzerine tıklayıp aramayı başlattım.
Kısa bir süre içerisinde karşıdan duymayı beklediğim ses yükseldi.
-Eğer bu ses kaydını dinliyorsanız muhtemelen ya canım sıkkındır ya da sadece kafa dinlemek istiyorumdur her iki durumda da kimsenin sesini duymayı istemeyeceğimi kendimi yakından tanıyan biri olarak tahmin ediyorum o yüzden bu durumu şahsi algılayıp gücenmeyin. Eğer derdiniz önemliyse ses kaydı bırakın ben geri dönerim. Anlayışınız için şimdiden teşekür ederim.
Duymayı istediğim ses bu olsa da duymak isetidiğim şey kesinlikle bu değildi.
Yıkılmış olmalıydı anlayabiliyordum. Sonuçta benim gibi sevilmemeye alışkın, kıyasla Aylin'e göre daha sert biri bile bu kadar dağıldığına göre Aylin gibi hassas ve kırılgan bir kızın ne hale geldiğini tahmin bile edemiyordum.
Yalnız kalmak istemesini de anlıyordum. Düşünmeye hatta düşmeye ihtiyacı vardı. Dibi görmeye...
Şimdilik yalnız kalabilir,düşünebilir hatta düşebilirdi...
Düşmesini engelleyemezdim sonuçta hayat güllük gülistanlık değildi sevgini bu acı yüzünü de tatması gerekiyordu.
Dibi görmeliydi... Dibi görmeliydiki o dipten ayaklarından güç alıp zirveye daha kolay ama daha güçlü tekrar çıkabilsindi.
Buraya kadar evet biraz kendi kendiyle kalmaya ihtiyacı vardı ve ona bu alanı tanımalıydım ama asla yıkılmasına müsade etmeyecektim.
Odasının kapısını yavaşça kapatıp çıktım ordan. Kendi odama gittim ve üzerimdeki fazlalıklardan kurtulup kendimi direkt duşa attım.
Duşakabine ilerlerken önünden geçtiğim lavobonun aynasında seçtiğim suratla ise bir tık irkildim.
KİMDİ LAN BU!?
Yani şu surat kiminse Allah kolaylık versindi. Bu dağlmış makyaj,mormarmış göz altları bir duşla düzelecek gibi durmuyordu.
Sabah aynaya bakmadan paldır küldür aşağı inen aklımı ayrı, dün gece art arda diktiğim kadehleri dudaklarıma götüren elimi kolu ayrı, o kadar içen aklımı yeniden apayrı bir güzel küfür bonbardımanına tutarken kendimi duşa attım.
Saçlarımdan başlayıp ayaklarıma kadar akan ılık su bütün sinir stresimi alıp götürdü sanki...
Uzun sayılabilecek bir duşun ardından önce saçlarımı havluya doladım sonra da bornozumu giyip odama döndüm.
💚🖤
Beyler kendilerini zor zulüm dinlenme alanına attıklarında tabiri caizse hepsi koltuklara yığılmıştı.
Oldukça ağır geçen bir kondisyon yüklemesinin ardından hocaları insaf edip dinlenmeleri için salmıştı.
Yazın yeterince verimli geçmeyen kampın acısını ligin başından yeni gelen hocaları çıkartacak gibi duruyordu. Antrenman programları gün geçtikçe ağırlaşıyordu sanki.
Talha ise Semih yüzünden fazladan çektiği 100 sınavın hesabını sormak için Semih'e bakındı ama son bir kaç set daha mekik atmak için fitness salonunda kaldığını hatırlayınca içinden içinden sövmekle yetindi.
Oldukça vefalı bir dost olarak dün büyük kıyak geçmişti Semih'e karşılığı bu muydu yani?
Sabah kahvaltıda yediği waffle'ı hocaya şikayet etmek mi?Hakketiyse eyvallahtı.
Kendini Sezar gibi hissediyordu. Brütüsler yargılanmalıydı.
Semih'in de karadeniz damarının pis olduğu bilgisini zihnine kırmızı ve büyük harflerle işlemeliydi.
İnsan vücudunun %70'i sudan BeşiktaşJk'nün %70'inin ise karadenizlilerden heleki en inat,en aksi ce en çekilmez adamlardan oluşuyor olması hoş değildi. Hiç biri şakaya gelmiyordu. İşte bu cidden hiç hoş değildi.
Etrafa aksi bakışlar arttığı yaklaşık yarım saatlik bir periyodun ardından kas ağrıları biraz daha azalmış yorgunluğunu üzerinden atabilmişti.
Tam o saniyelerde karşıdan saçları ıslak bir şekilde çarpık bir gülûmseme eşliğinde gelen zat-ı muhteremle gözlerini devirmeden edemedi.
Semih adımlarını tam Talha'nın karşısında durdurduğunda ellerini boynunun iki yanından sarkıttığı havluya atıp havluyu iki ucundanda kavrarken yüzündeki tebessüm iyice yamulmuştu.
"Naber çiçeğim yorgunluğunu attın mı bari?"dedi büyük bir zevkle.
"Semih bir siktir git yoksa kalbini fena kıracağım"dedi Talha huysuzca.
"Ben sana dedim ben seni gelince yoracağım diye sen kendin kaşındın." Dedi yüzündeki çarpık gülümseme yerli yerinde dururken.
"Hainsin lan sen!Sen cidden tam bir hainsin"dedi Talha sinirle arkasında duran bir krelnti Semih'in kafasına fırlatarak.
Semih bu yastıktan sert bir kahkaha esliğinde hafifçe eğilerek kurtulmuş ardından kendini koltuğa bırakırken "Ee öğrenmişsindir burnunu her yere sokmaman gerektiğini kardeşim. Bundan sonra kendine ona göre dikkat edersin işte fena mı?"demişti.
Talha Semih'i boğmamak için kendine zor hakim olurken şükür ki yanlarından geçen alt yapıdan çocuklar dikkatler onlara dönmüş ateşini harlayan olmamıştı. Aksi taktirde elini arkadaş kanına bulaması kaçınılmaz gibiydi.
"Hişt" diye oturduğu yerden geçen çocuklara seslendi Semih. Bir yandan duştan çıktığı için ıslak olan saçlarını boynundaki havluyla kuruluyordu.
Sesiyle birlikte çocukların bakışı onu bulunca yalandan bir terslikle "Selam sabah vermeden nereye la bebe?"derken başıyla bir hayırdır işareti göndermeyi ihmal etmemişti.
Mirza başkentin bağrından kopup gelen angaralı bir kartal olarak kendisine yapılan göndermeyi anından yakalayıp yanındaki iki arkadaşıyla birlikte Semihlerin yanına ilerledi.
"Cümleten selamün aleyküm abilerim. N'abıyonuz?" Dedi kocaman bir tebessümle.
"Hayırdır gardaş sesimizi çıkarmasak kaçıp gidecektiniz"dedi Arda yanına oturan Kayra'nın boynuna kolunu dolarken bakışları Mirzadaydı.
"Bu laf benim galbimi gırar ama Arda abim ayıp ediyon biz hiç size selam vermeden gider miyiz? İki dagga revire uğrayacaktım ondan şey ettig"
"Revirde ne işin var oğlum hayırdır?" Dedi Semih kaşını gözünü kontrol ederek ama görünürde bir şey yoktu.
"Önemli bir şey değil abi bahçede bir kedi vardı onu seveyim dedim de namussuz bir cırmakladı etimi koparacagtı nerdeyse."
"N'aptı n'aptı?"diye sordu Salih oturduğu yerde dikleşirken şeker kız Candy'yi bir kenara bırakıp zira bu muhabbetin eğlenceli yerlere gideceğini hissediyordu.
"Salih abiyi şeker patlatma oyunundan ayıran bir tarzı var bu çocuğun yemin ediyorum ayaklı olay makinesi"dedi Arda yanında oturan Kayra'nın arkasından Kayra'nın diğer tarafında oturan Emir'e doğru.
Emir hafifçe gülerek tekrar önüne döndüğünde ikiside yeniden odaklarını Mirza'nın üzerinde topladılar.
"Cırmakladı işte bunu başka nasıl anlatayım gurban olduğum abim?" Dedi Mirza oldukça boş boş göz kırpıştırırken.
"Kedi bir ufak elini çizdi de bu da kuduz muduz olurum diye evhamlandı onu demeye çalışıyor"diye arkadaşının Türkçe söylediklerini yine Türkçeye tercüme etti Yaman.
An itibariyle ortama ikiside Türkçe bilmesine rağmen Türkçe anlaşamayıp İngilizce anlaşan Adanalı ve Kastamonulu abilerin ruh hali sirayet etmişti.
Gardaş anarya anarya gelüyün.Cıncık gibi arabayı çizecen ayükün mü?
Güzide memleketimizin güzide şehri 01 ve her mistik olaya dahil olan onun güzide insanları iyiki varsınızz.
Bu arada Yaman'ın Kastamonulu olması traji komik başka bir detaydı. Neyseki onlar Türkçe de anlaşabiliyorlardı.
Aha dayıya sor:)
"O değilde lan Kayra sen kondisyon antremanının sonuna doğru nereye kayboldun?"
Diye soran Salih Uçan ortamdan yeterli kaos malzemesi toplayamayınca kendi kaosunu yaratmaya karar vermiş gibiydi. Vaziyetler Kayra için karışıyordu mevzi almalıydı ama aşırı hazırlıksız yakalanmıştı.
"Dimi abi benim de dikkatimi çekti o.Biz barfiks çekerken Kayra vın turizm yolcusuydu sanki" diye üzerine Talha da Salih'in atağına dahil olduğunda bir kez daha anladı.
Çömezlik gaddardı, çömezlik zalımdı, çömezlik iğrenç bir şeydi.
"Salih abi sen Fenerbahçe alt yapısından çıktığında eski zamanların genç Semih'i Semih Şentürk abi kıpkıvırcık bonus saçlarını kazımasın diye buz gibi havada tesisten kaçıp bankta uyumuş adamsın biraz merhametli davran be abi" diye savaşamayacağını anlayınca Salih Uçan'ın vicdan karnına attığı yavru köpek bakışlarıyla art arda indirdi kroşeleri.
Ama ne yazık ki onun gittiği yollardan Salih çok gidip gelmişti haliyle yemedi bu numaraları.
"Yavrucuğum korkma bir şey yapmayacağız ki. Sen kondisyonundan geri kalma diye bak abilerin olarak seni özel olarak çalıştıracağız ne tansiyon yükseltiyorsun"
"Çok sağolun ama benim vallahi ihtiyacım yok zaten tam o sırada hoca bana taktiksel bir şeyler anlatıyordu ben ondan yoktum yanınızda vallahi bak"diye Kayra son çırpınışlarını sunarken Arda yanından ayaklanırken kendisiyle birlikte kolundan kavradığı Kayra'yı da ayaklandırdı.
"Hadi Kayracığım hadi. Uzatma güzel kardeşim"dedi Talha Arda'nın ayaklandırdığı Kayra'nın yanına gidip kolunu boynuna dolarken.
Kayra bu kıskaçtan kurtulmaya çalışırken diğer yanından Arda da kolunu boynuna doladığında bu ikilinin çift kıskacından kurtulamayacağını anladığında kabullenmişlikle omuzları çöktü.
En önde zevkle ilerleyen son çömez bükücü Salih Uçan onun arkasında ise bitik bir adet Kayra ve onun gadiyanlığı görevini üstlenen Talha ve Arda dörtlüsü hemen onların arkalarında ise Kayra'nın eziyeti bittikten sonra onu toplamak için Yaman ve tüm bu olanları çamur kendilerine sıçramadan günlük gırgır dozlarını karşılamak için sessiz sessiz ilerleyen Emir ve Mustafa ağır ağır fitness salonuna gitmek için gözden kaybolurken geride sadece Semih ve Mirza kalmıştı.
"Hayırdır gardaş nesi var Kayra'nın bu sıralar aklı pek bi savruk?"
"En yapmaması gerekeni yaptı abi. Manticalık işlerine girişti. Ee malum alışık olmayan götte don durmuyo. Kız bizimkine yol verince kafası oraya takık iki gündür falan.Ama sorun yok toparlayacak toparlattıracağız"
"Hayırdır Angara'nın pavyonlarına mı götürecen gardaşını"dedi Semih gülerek bi yandan Mirza'nın saçlarını karıştırmayı ihmal etmemişti.
Mirza, Semih'in boynuna doladığı kolla birlikte onada yön vermesine sessiz kalırken ikili birlikte revir yolunu tutmuştu.
"Yok abi. Gardaşımın yaşı daha yetmiyor oralara girmeye" derken çarpık bir şekilde gülüp alttan alttan Semih'in yüzüne baktı "Ben seni götüreceğim oralara"
Semih duyduğu şeyle sağlam bir kahkaha atıp "Bak bak lafralara bak büyümüşte abisini ortamlara da sokarmış. Dingil prens" dedi Mirza'nın boynuna sarılı duran kolunu çözüp ensesine orta sertlikte bir şamar indirerek.
Mirza aldığı bu darbeye zerre aldırmadan"Öyle deme abi benim dayım kırk yıllık pavyoncu valla seni bir mekanlara sokar aralığın ortasında Angara'nın ayazı işlemez öyle bir yanarsın"dedi abartılı bir ses tonuyla.
"Sana senin anlayacağın dilden cevap vereyim o zaman Angaralı yavru kartal. Ben vaktinde öyle bir ayaz yedim ki ısınmak için şu gönlü ateşe verdim o ateş yaktı kül etti beni. O yüzden ayaz işlemiyor zaten bana.Sağol yine de düşünmen yeter"cümlenin sonuna doğru çapkın bir göz kırpma eşliğinde bosta kalan eliyle Mirza'nın saçlarını yeniden karıştırmayı ihmal etmemişti.
Mirza bu hamleye bir tepki germezken etkilenmiş bir bakış eşliğinde "lafa bah la" demeden edememiş ardındansa her zamanki zevzekliğiyle devam etmişti.
"Benim abimin gönlünü mü gırmış gızlar? Aga bee Semih Kılıçsoy'a aşk acısı çektiren hayat bize neler yapmaz?"
Semih'in sen adam olmazsın Mirza bakışları ve bu konudaki serzenişleri eşliğinde revir kapısının yanına kadar gelmişlerdi.
Mirza revire girmek için hareketleneceği sırada ilerden gelen Talha'yı görünce durdu.
"Abi Kayra'mı saldınız mı sonunda?"
"Şöyle söyleyeyim gardaşım Kayra kardeşim yirmi beş kez dördüncü barfiksini çekti sonra Salih abi Arda'ya kaç tane kaldı kardeşim diye sordu Arda abi daha bir yeni oldu dedi sonra Kayra bir on kere de ikinciyi çekti. Normalde on tane çektirip salacaklardı ama o ona kaç on daha eklenir o Salih abinin insafına kalmış"diyerek durumu oldukça net özetledi Talha.
"Salih abimin insafına kaldıysa işi iş gardaşımın"dedi oldukça efkarlı bir şekilde Mirza.
"Tabii kardeşim tabi. Necip Uysal'ın tedrisatından geçmeyenlere konuşmak kolay. Angara'nın ayazını görmeyene Norveç soğuk gelirmiş hesaabı hee"dedi Talha oldukça abartılı bir sesle.
"Tabi abi. Norveç Morveç güzel memleketler Allah var. Hatunları falan etişiyorda serde Türklük var o yüzden gurban olsun onlar benim Angarama."
"Aha. Görüyon mu lan sen bizim Mirza'yı. Oğlum biz çocuğa Angaralı Yavru Kartal diyorduk çocuk Türk balası Kurt olur mottusuyla yaşıyormuş. Yürü be Mirza!"dedi Talha coşkulu bir sesle Mirza'nın omzuna art arda sert darbeler indirirken
"Eyvallah abide şey" dedi güçlükle Mirza omzuna inen sert darbelerin arasında "Abi! Allah'ına gurban olduğum o cigerler bana lazım"
Talha'nın vuruşları sona ererken Mirza ciğerleri yerinden sökülmeden kurtulduğu için şükretmeden duramıyordu.
Semih ayrı ayrı iki deli gibi duran bir araya geldiklerindeyse iki zırdeliye dönüşen bu ikiliye bakarken umutsuzca başını iki yana sallasa da gülümsemeden edememişti.
"Bu arada Talha abi sen niye öyle dedin abi Necip abi n'aptı ki size?"
Talha anlık onlarak aklına düşen anılarla.
KAN GÖRÜYORUM HOCAM VAHŞET GÖRÜYORUM HOCAM ŞAKAK KEMİĞİNDEN GİREN LEVYE GÖRÜYORUM HOCAM.
Demese de bakışlarıyla demiş kadar olmuştu.
"Saçımı kazıdılar lan benim! Oğlum ben bu takımın alt yapısından da çıkmadım lan! Ben Adanadan geldiğimde 23 yaşındaydım 23 çömez mömezde değildim ona rağmen saçımı kazıdılar lan benim! Ne anlatıyorsun sen?"
Yaz ortasında bereyle gezdiği günler aklına geldiğinde Nihal gibi birden yere yığılsa kim ne yapabilirdi ki?
"Saç kazıma derken abi onlar eski de kaldı ama dimi?"dedi Mirza jöleli saçlarının az önce Semih'in dağıttığı kısımlarını korkuyla ama büyük bir özenle düzeltirken.
Talha en yamuğundan gülerken cevapladı bu soruyu "Yani Necip abi artık o çömezler uğraşma işini Salih abiye devretti o yüzden Salih abinin insafına kaldınız"
"Abi kestirmem ben saçlarımı ya! Kafamı kesin ama saçlarıma dokunmayın abi!"diye yükseldi birden Mirza.
Talha neyse de Mirza cidden her an yere yığılacak gibi durduğundan devreye Semih girdi.
"Talha tamam lan uzatma. Sen de ne biçim bir modelsin la saç da saç saç da saç yeter da"diye isyan bayraklarını çekti Semih.
"Abi napiyim ya! Herkesin takık olduğu bir konu oluyor bu hayatta benimki de saçlarım işte"derken saçlarını yine parmaklarıyla özenle geriye doğru taradı.
"Aman aman tamam demedim bir şey. Zaten bu saçlara sen bu kadar jöle sürmeye devam edersen bunlar kendiliğinden dökülecek"derken ani bir hamleyle öne atılıp Mirza'nın yeni düzelttiği saçlarını bir güzel karıştırdı Talha.
Mirza zorlukla Talha'nın ellerinin arasından kurtulduktan sonra saçlarını yeniden düzeltirken"Abi napıyon gurban olayım ya" diye söylendi.
Talha hiç oralı olmazken Semih'e döndü.
"Haa ben asıl şeyi haber vermek için geldim kardeşim. Sen hain bir Brütüs olabilirsin ama ben yine Sezarlığımı yapıp büyüklüğümü konuşturdum ve senin işi çözdüm"
"Ne işini lan?"
"Dedin ya ev bakalım bana diye. Benim Adanadan bir arkadaşın arkadaşının bir emlakçı tanıdığı varmış. İşte tanıdık yani o halletti"
"Oğlum ben bu bağlamdan bakarsan zaten dünya üzerindeki herkesle akraba oluyorum o nasıl tanışıklık lan"
"Ha ha ha"derken zerre gülmüyordu Talha "Hatırlatta bir ara güleyim ben buna şimdi gülecek yerlerim ağrıyor"
"İyi iyi demedim bir şey. Nerde bu ev durumu falan nasıl Talha bak ilk depremde yıkılıp gitmesin"
"Ben çocukla konuştum bina yeni sayılır 6 yıllık falanmış, suyu doğal gazı, elektriği inciği cıncığı her şeyi bağlıymış yalnız eşyaları yenilemişler hepsi sıfırmış o yüzden kurulumu yapılacak mobilyaları işte koltuktur yataktır falan onları kendiniz halledersiniz dedi.Haa bir de konum olarak buraya yakın gelip giderken rahat eder dedi. Öyle yani. İşte şimdi gidip bir bakalım sen okey verirsen fiyat konuşacağız ama onda da yaparız bir güzellik forvetimizi üzmeyiz o bizim yüzümüzü güldürüyor dedi."
"Ee güzelmiş gidip bir bakalım o zaman. Yalnız sen benim kızı otoparktan çıkarakoy benim bu Angaralıyla konusacaklarım var" derken cebindeki araba anahtarını Talha'ya doğru fırlattı.
"Eyvallah kardeşim" dedi Talha kendisine fırlatılan anahtarı kaparak "Hişt jöleli prens az sür o jöleleri az" derken yine Mirza'nın saçlarına bir hamle yapacak olduysa da Mirza bu kez hazırlıklı olduğu için bu hamleyi savuşturmayı başardığında Talha anlık bir şekilde "Lan!" Diye yükselmiş bulundu.
"Gel lan buraya"
"Abi" derken bir adım daha geriledi Mirza
"Gelsene lan!"diye yükseldi olduğu yerde Talha.
"Ama abi"
"Mirza gel dediysem gel! Gel sana la bebe ne bakıyon!"
Miraz yavaş ve temkinli bir iki adımla Talha'ya yaklaştığında ne yapacağını kestiremiyordu.
Talha öne doğru büyük bir adım atıp aralarındaki mesafeyi iyice kısaltıp ani bir hamleyle ellerini Mirza'nın ensesinde bağlarken alınlarını bir birine yasladı.
"Afferin sana. Bu gün idmanda çok iyiydin koçum afferin sana böyle devam et ipleri koyvermek yok anlaştık mı la?"
Mirza ufak bir tebessümle yanında sarkık duran ellerini Talha'nın bileklerine atarken başıyla onaylamakla yetindi.
"Öyle kedilere medilere de çok yaklaşma görüyorsun ekürinin halini bu arada konun kediyle alakası olmadığını söylememe gerek var mı?" derken göz kırparken alnını Mirza'nın alnına iki kere vurup ger çekildi ve eliyle ufak bir veda işareti yapıp ardından otoparka doğru yol alırken gözden kayboldu.
"Ee abi sen ne diyecektin?"
"Kafanı kıracağım Mirzacığım onu diyecektim de Talha'nın yanında demiyim dedim"dedi Semih ters ters.
"Niye abi ne yaptım yine?"
"La dingil ben sana bir derdin olursa ilk bana geleceksin dedim mi demedim mi?"
"Dedin abi"
"Madem dedim de sen niye haber vermiyorsun lan o zaman bana"
"Neyi abi?"
"Mirzaaa! Salağa yatma Mirza. Doktorun reçeteye yeni ilaç eklediğini diyorum niye haber vermiyorsun bana?"
"Abi ben sana diyecektim de işte şey olunca o da şey oldu sonra şey olunca tabi o öyle. Kaldı yani"
"Gevemele lan lafı ağzında"
"Abi gözünü seveyim sen elinden geleni yapıyorsun zaten annem için hastane masraflarından ilaçlarına kadar hepsini sen hallediyorsun bırakta bir kutu hapını da ben halledeyim"
"Bırakmıyorum la bırakmıyorum. Geceleri öyle uçup kaçıp kafelere barmenlik yapmaya da bırakmıyorum seni. Gece yatıp dinleneceksin sabahta paşa paşa antrenmenına geleceksin. Paraydı puldu bunları dert etmeyeceksin. Derin teyzenin tek oğlu sen misin lan?Haa dingil" dedi Semih Talha gibi elini Mirza'nın ensesine atarken önceden ayarladığı parayı Mirza'nın cebine kattı.
"Ama abi olmuyor böyle valla ya"diye Mirza itiraz etse de aldırmadı.
"Sus la." Derken eliyle yavaşça bir iki kere vurdu yanağına.
"Abi sen çok yaşa la. Valla bak sen çok yaşa" deyip birden sarılan Mirzayla hafifçe gülümseyerek bu sarılışa karşılık verdi Semih.
"Tamam la uzatma bebe. İyice duygu yumağı bir şey oldun sen haa"derken hafifçe gülüp geri çekildi Semih "gir hadi gir şu revire kuduz olcan başımıza. Kuduz Anagarlı Yavru Kurt"
💚🖤
Aylin'i muhtemelen 500. arayışımda da aynı ses kaydıyla karşılaşınca kafayî yemek üzereydim artık.
Allah aşkına nerdeydi bu kız?
Yok ben daha fazla evde bekleyemeyecektim nerdeyse hava kararıyordu ama Aylinden hala ses seda yoktu.
Hızla vestiyere ilerledim tam ceketimi elime almıştım ki önünde durduğum kapı aralandı ve saatler sonra görmek istediğim sima ortama çökük ve yıkık bir giriş yaptı.
Rahatlamış bir nefes vermek istedim ama yapamadım nefesim boğazımda düğümlenip kaldı sanki.
Elimdeki ceketi kenara bırakıp anında sarıldım boynuna. Sımsıkı sarıldım ama en içteninden.Öyle kolay kolay diyemezdim seni seviyorum diye ama bu tam olarak öyle bir sarılmaydı. Anlarmıydı? Ben demesem de bilir miydi onu ne kadar sevdiğimi? Bilirdi
Bilmeliydi.
"Aklımı çıkardın Gafi" dedim boğuk bir sesle.
Hiç bir tepki vermedi. Öyle dümdüz bakmaya devam etti yüzüme.Bu benim tanıdığım kız olamazdı. Aylin böyle değildi. O gülerdi hep hafif tatlı bir tebessüm hep dururdu dudağının bir kenarında. Şimdi ise kaybolmuştu o gülücük. Gözlerinde bir ışık yanardı hep. Baktım. Yoktu.
Hızla elinin birini tutup biraz daha içeri çekip ardından kapattım kapıyı.
"Neyse hadi gel içeri geçelim bir an önce ellerin buz gibi olmuş zaten"
Hala bir şey demeden öylece dikiliyordu karşımda.
"Gafim,bir tanem hadi ama yapma böyle bak vallahi üzülüyorum. Çıkar montunu ayakkabını salona gel sıcacık tavuk suyuna çorba yaptım sen seversin diye onu bir iç için ısınsın."
Sonunda kapı önünde dikilmek ona da saçma gelmiş olacak ki ayyakabılarını ve montunu çıkarıp vestiyere astı.
Koluna girip sesimin enerjik çıkmasını umarak konuştum "Aaa bu arada seni biriyle tanıştıracağım"
Kiminle diye sormadı. Çok umrundaymış gibi de görünmüyordu. Yine de konuşmaya devam ettim. Gülsün istiyordum. Somurtmak hiç ona göre değildi.
"İrem gelecek birazdan birlikte laflarız hee nasıl olur? İremi hatırlıyorsun dimi? Sana anlatmıştım ya deli dolu bir kız var demiştim hani o. Semihle arkadaşlarmış biliyor musun? Yani İrem Talhayla sevgili olmadan önce de arkadaşlarmış o yüzden yenge demiyormuş Semih ona hani bana herkes yenge deyip duruyor demiştim ya sana İrem'e Semih ondan demiyormuş. Garip biliyorum ama onlarda düzen böyle galiba."
Tek taraflı sohbetim İrem'in önünde durduğumuz kanepeye kelimenin tam anlamıyla yığılmasıyla son buldu.
Hala bir tepki vermemesi artık korkmama neden oluyordu.
"Neyse sen otur burda ben hemen çorbayı getireyim."
Saatler sonra o telefondaki kayıt dışında ilk kez duydum sesini. Bu sesin onun olduğuna dair ise bin şahit talep edebilirdim. Onu sesini hiç bu kadar yorgun ve kırgın duymamıştım.
"Karnım tok" dedi varla yok arası bir sesle.
Yediği kazıkları kastediyor olma ihtimali neydi mesela?
Yönümü ona döndüğümde hiçte yemek yemiş bir hali yoktu. Ay benim bir tanemin yüzü ilk günden kaşık kadar mı kalmıştı bana mı öyle geliyordu?
"Ne demek tokum? Olmaz öyle iki lokma bir şey ye gözümün önünde yoksa vallahi içim rahat etmez"deyip tam mutfağa yönelmişken tekrar konuştu tabi ona konuşmak denirse.
"Aldatmış"bir insanın sesi nasıl ağlayabilirdi? Onun sesi ağlıyordu. Yüzümü tekrar ona dönmeye,buğulanan gözleriyle, titreyen sesiyle karşılaşmaya korktum.
Ellerim benden bağımsız yumruk olurken öyle bir sıkıyordum ki tırnaklarımın avuç içlerime battığını hissettim. Acı yoktu zira öfkem öyle büyüktü ki acıyı Pec-Man misali yuttu.
Geriye dönmeye cesaretimi toplayamazken kulaklarıma dolan iç çekişkere kayıtsız kalamadım saniyeler içinde yanına döndüm tekrar ve kendimi yanına bırakıp sımsıkı sarıldım.
💚🖤
Kanepede bağdaş kurmuş otururken başını kucağıma koyan Aylin'in kızıla çalan turuncu saçlarını okşadım usul usul.
Aylin ağlarken bir yandan konuşuyor bir yandan da göz pınarlarına peçete bastırarak akan yaşları engellemeye çalışıyordu.
"Nasıl yapar ya? Beni nasıl aldatır Asya? Ortada hiç bir sorun yokken niye ya niye?"
"Aylinciğim,Gafimm,birtanem senlik değil ki mesele o hayvanın bok yemesi. Allah aşkına o salak yüzünden ağlama daha fazla"dedim alnına bir öpücük bırakarak.
Yanakları yeni akan göz yaşlarının etkisiyle yine kapanırken salona elindeki abur cubur kaseleriyle dengede durmakta zorlanır gibi seke seke giren İremle bakışlarım onu buldu.
"İrem dur yardım edeyim" dedim oturduğum yerde hafifçe öne çıkarken.
"Yok yok kuşum hallettim ben otur sen" dedi itiraz ederek ve elindeki kaseleri salonun ortasında duran geniş sehpaya bıraktı.
"Eee Aylin sen hala ağlıyorsun ama olmaz ki böyle" dedi kendini yamızdaki koltuğa bırakırken.
"İrem sen de bu kadar masraf etmissin falan ama benim canım hiç bir şey istemiyor. Bu kadar zaman baya fazla kazık yemişim zaten inan midem artık bir şey almıyor"
Dediği sırada telefonum çalmaya başlayınca hemen yanımda olan telefonu aldım elime.
Çağla görüntülü arıyordu. Telefonu açıp yüzüme doğru tuttum.
"Napıyorsunuz aşkolar" dedi neşe dolu bir sesle.
Ayy Çağla sende de ne oyunculuk varmış be. Bildiğini bilmesem ben bile haberin yok sanırdım.
"Kötü" diyen Aylin'in sesi dolunca kulaklarıma sustum. Çağla'nın oyunculuk performansını sonra övecektim.
"Noldu bebeğim?"
"Barış beni aldatmış Çağla"dedi yanağına bir iki damla yaş süzülürken.
Ulan Barış ulan Barış! Sen benim Gafim'i böyle ağlattın ya ahtım olsun ben de seni Aylin'in şu iki damla göz yaşında boğmazsam bana da Asya demesinler.
"Asya şu telefonu bir Aylin'e verir misin aşkım?"
Telefonu Aylin'in suratına doğru tuttuğumda Çağla'nın sesi yükseldi telefondan.
"Aylin inanamıyorum sana. Ağlamışsın resmen"
"N'apmamı bekliyorsun Çağla horon mu tepeyim"
"Horon tepilmez vurulur ama neyse bunun konumuzla bir alakası yok"dedi İrem oturduğu yerden telefonun üzerinde gezinen parmakları ve yuzündeki hafif tebessüm Talha'nın karadenizle ilgili yeterince bilgiyi sevgilisine aşıladığını gösteriyordu.
İremciğim Karadenizlilerin uzaydan gelmediğini, normal istanbul ağzıyla konuştuğumuzda da anlayabildiklerini her cümlenin sonuna da dememize gerek olmadığını ayrıca düzgün yaplılamayan Karadeniz ağzının acayip itici geldiğini de söyleyecek miydin mesela?
Telefondan gelen sesle odağım yine kızlara döndü.
"Allah aşkına seni aldatan toksik bir erko için kendini üzdügune değmez be Aylin. Bana bak hemen şimdi kalkıyorsun şu akıttığın makyajını silip onun yerine fıstık gibi bir makyaj yapıyorsun, üstüne şık bir elbise giyiyorsun"
"Valla ben bu saatten sonra bara falan gidemem Çağla"dedim anında malum dün gece alkolün dozunu baya bir kaçırmıştım ve uzunca bir süre kendime bu konuda güvenemeyecektim.
"Ayy siz baya odun olmuşsunuz yaa! Aşkım sadece dışarı gitmek için mi süslenilir. Önce aynadaki kadın için süslenmelisiniz."dedi yüzündeki kağıt maskenin sağını solunu düzeltirken.
İrem elindeki telefonu kenara bırakırken Çağlaya destek attı. "Kim bu arkadaşın bilmiyorum ama çok haklı"
"Asya kim o konuşan bebeğim"
Telefon kamerasını arka kameraya çevirerek İremi kadraja aldım.
"Tanıştırayım Çağlacığım süslenme konusunda senin İstanbul şuben diyebileciğim bir arkadaşım İrem"
Dediğimde İrem elinin birini çenesinin altına koyup hemen ardından tatlı bir tebessümle bay bay yaptı.
Çağla kadar abartmasa da oda şu süs püs işlerinde gayet sağlamdı. Mesela dünkü yemekte makyajı o kadar şıktı ki. Abartılı kesinlikle değildi ama çok profesyonelceydi.
Çağla'nın çok kutsal bir sözü vardı ve o söz derdi ki;
Eyeliner gibiyim aşko kimse beni çekemiyor💅🏻
Valla İrem çekiyordu be Çağla. Hemde ne çekmek ucunun kıyısına köşesine yıldızlar bir çizmişti daha ne yapsındı?
Vallahi ben elime alsam muhtemelen kaş yaparken değil eyeliner çekerken göz çıkaran ilk insan olurdum ve atasözümüze bir glow up yaşatırdım.
Eyeliner çekeyim derken göz çıkarmak.
"Beni de döndürsene kıza" diyen Çağla'nın sesiyle telefon kamerasını tekrar ön kameraya çevirip komple telefonu İreme çevirdim.
"İremciğim merhaba tatlım Çağla ben tanıştığımıza çok memnun oldum."
"Bende memnun oldum şekerim. Vallahi arkadaslarını sana şikayet etmek gibi olmasın bana bunlar ölmüş gömenleri yok yani ortamın dişil enerjisi derbi günü Tüpraş parkın dişil enerjisinden hallice. Umarım birazdan nargile kafeye gidelim demezler"
Aşk olsun İremciğim yani ne bu ilk günden aşko koalisyonu mu kurdunuz?
"Bu arkadaşlarımız uzun zamandır flört falan yapmadıkları için"
Tam şu noktada es vermemesi hayrımıza olmuştu zira kendisinin stat olaylarından hala haberi yoktu haliyle Semihle sevgili olduğumuz haberlerinden de.
Çağlacığım,futbolu barbar oyunu olarak gören ve futbolun f'sinden bile birhaber takılan canım görüşleri iyi ki varsınız.
"o Barış hayvanını insandan saymadığımı belirterek iyice kütüğe bağlamışlar sana güveniyorum lütfen şunları süsle püsle malum makyaj en iyi depresyon terapisidir sonra arayın yine beni şimdi bir müvekkilim ile face time görüşme yapmam gerekiyor kaçtım o yüzdeeeenn"
"Görüşürüz şekerim kontrol bende merak etme"dedi göz kırparak.
Ben bu koalisyona eyvah yandı gebçliğim temalı bakışlarımı atarken Aylin hala içli içli ağlıyordu.
Ay vallahi çıldıracağım ama yani!
Telefondan aramanın sonlandırıldığına dair sesler gelirken İrem ellerini birbirine kuvvetlice vurarak oturduğu yerden doğruldu.
"Haydi kızlar Çağlayı duydunuz kalkın" derken ellerini birbirine sürtmeye başladı ve en neşeli sesiyle konustu "Makyaj yapacağızz"
İremciğim ne bu lisede sınıfa arama için gelen gıcık edebiyat hocası hallerin. Onlar öğrenci düşmanı biz değiliz dimi hayatım.Hayretde bir şey.
"İrem ciddi misin?" Dedim oturduğum koltuğa daha da yayılarak.
"Ay delirtmeyin beni! Kalkın çabuk hadi bekliyorum!!!" Dedi gayet itoriter bir tonda kollarını göğsünün altında bağlarken.
Ellerimize cetvelle de vuracak mısın hayatım? Yemin ederim şu rearkanasyon şeyi gerçekse İrem bundan önceki hayatlarının hepsinde gıcık ve öğrenciden nefret eden öğrenciyi de okuldan nefret ettiren bir öğretnemenmiştir.
"İremmm yaaa"dedim sıkkın bir sesle.
"Ne bu evcilik'in yeni versiyonu mu?"dedi Aylin de huysuzlanarak.
"Ayy Asya içimi kararttınız yeminle. Bana bakın birazdan Çağla aradığında sizi hala depresyonda bulursa valla döver ikinizide. Kalkın çabuk şu ölü toprağını da atın üstünüzden"
El mecbur kalktık yerimizden ve Aylin'in odasına doğru yol aldık. B
Sonunda odaya girdiğimiz gibi İrem aynı hevesli haliyle bize döndü "Hadi çıkarın bakalım makyaj malzemelerinizi"
Beklentiyle bize bakan İrem biraz hayal kırıklığına uğrayacak gibi hissediyordum zira ben maskarayla rimelin arasında ne gibi bir fark olduğunu bile bilmeyen bir insan evladıydım.
Aylinse yüzde yüz orijinal ve bu makyaj işlerinden falan hoşlanmayan bir insan evladıydı.
Odamdan geri döndüğümde Aylin yatağında cenin pozisyonu almış sweatshirt'ünün kapüşonunu kafasına geçirip alttan düğümlemiş baygın baygın etrafa bakıyor İremse tepesine dikilmiş salak Barış'ın arkasından ağıt yakmasının ne kadar saçma bir hareket olduğunu kabul ettirmeye çalışıyordu
ama "Ölünün arkasından ağıt yakılmaz günah" gibi söylemleri Aylin'i şoka uğratmıştı.
"İyi de çocuk ölmedi ki"dedi Gafim saf saf göz kırpıştırırken.
"Seni aldattıysa bizim için öldü şekerim" şeklinde bir cevap geldi İremden.
İremciğim toprakta kokar mı cefakar anaların elleri hee bir tanem?
Ayrıca ne bu böyle be 2020 deki boyun kırmalı salak saçma tiktok videolarına eklenen sözler gibi.
Beni görünce bir anda İrem'e Herkül'ün
gücü mü sirayet etti ne olduysa birden Aylini kolundan kavradığı gibi yatakta oturur bir pozisyona getirdi.
"Hah gel Asya gel. Ver şu makyaj malzemelerini de bu saf aşığı toparlayalım artık yeter be sabahtan beri ağlayıp duruyor. Hayır hak eden birisi olsa vallahi ağzımı açmayacağım ama o şerefsiz için ağlaması yemin ederim bana fena koyuyor yaa. Daraldım artık İMDAAAĞĞT DİYE BAĞIRACAĞIM BİRAZDAN"
Bizim evimiz büyülü olabilir miydi acaba?
Çünkü bu eve girenin sinir sistemi çöküyordu.
Garip.
Bu evde cidden muska arattıracaktım bir hocaya gidip ama inşallah dolandırılmazdık.
İrem'in sabırsız bakışları eşliğinde bu konuyu sonraya erteleyip avucumun içinde bulunan bir adet maskarayı ve bir adet açık tonlarda bir ruju İrem'e uzattım.
Hevesli bakışları yerini sorgulayan bir hale bıraktı.
Bir kaç saniye boş boş birbirimizin suratına baktık.
Durum o kadar garipti ki Aylin b3ild depresyon modundan bir kaç dakikalık çıkıp ortamda ki gerginliği anlamlandırmaya çalışıyor gibiydi.
"Eeeee?" Dedi en sonunda İrem.
Boş boş suratına baktım ve oldukça makul bir karşılık verdim "Ne eee?"
Elimdeki maskarama ve rujuma boka bakar gibi bir bakış attı "Şekerim ben sana makyaj malzemelerinin hepsini topla gel dedim sen niye sadece rimelle ruj alıp geldin? Nerde bunun devamı?"
Rimelmiymiş buu eee ben bunu maskara diye almıştım?
Dolandırılmıştım!!!
Bim'e dava açsam kazanır mıydım?
Alacağın olsun be Bim senden böyle bir kahpelik beklemezdim.
Evreka diye bağıran Arşimet amca gibi bağırmasam da en az öyle bir bakış atıp cebimden Çağla'nın aldığı ve maskara olduğunu düşündüğüm zamazingoyu da çıkarıp uzattım İrem'e "Bir de bu var ama olur mu?"
Kendisine uzattığım şeyle boş boş göz kırpıştırdı.
Bakışları benimle elimdeki zımbırtı arasında gitti geldi bir kaç kez.
En sonunda büyük bir şokla "Sen ciddi misin?" Diye sordu.
"Olmamalı mıyım?"diye sordum tedirginlikle.
"Allah aşkına senin tüm makyaj malzemen bundan mı ibaret ibaret maskara,rimel ve ruj"dedi daha da büyük bir şokla "Cidden mi?"
"Ee-Evet"
"Başka yok yani"
"Hayır"
"Hiç mi?"
"Cık. Hiç yok"
"Fondöten,kapatıcı,pudra,allık,lipgloss,
far, kontür,baz,makyaj sabitleyici sprey,
eyeliner,highlighter,eyeliner kalemi,bronzer, kaş sabitleyici,takma kirpik, makyaj fırçaları. LAN PUDRA PEMBE FONDÖTEN SÜNGERİNDE Mİ YOK?"dedi omuzlarımdan tutup şok içinde sallarken.
"Yuh! O kadar çok şeyin nereye uygulandığını,hangi sırayla uygulandığını geçtim isimlerini nasıl aklında tutuyorsun ya"dedim ben de büyük hir şaşkınlıkla.
"Çağla'nın niye üç valizle gezdiği belli oldu birini zaten ful bu zamazingolar dolduruyordur"dedim Aylin'e.
"Muhtemelen"dedi yine depresyon moduna geri dönmüştü sanırım zira şuan ortamda dönen muhabbet pek sikinde değil gibiydi.
"Sen?"dedi İrem bu kez Aylin'e dönerek.
"Valla çoğunun ismini bile bilmiyorum"
"Nasıl ya? Kızım hiç instada, keşfette falan da mı görmüyorsunuz yaa? Nasıl olabilir böyle bir şey dağda mı yaşıyorsunuz siz?"
"Valla ben öyle infulicer falan takip etmiyorum. Aylin zaten direkt sosyal medya kullanmıyor ayrıca arkadaşım diye söylemiyorum yüzde yüz orijinaldir kendisi öyle yapma şeyleri de sevmez"
"Yüzde yüz derken? Senin saçlarda mı boya değil?"dedi İrem daha da büyük bir şokla.
Aylin"Yoo kendi hali bu" dediğinde İrem'in şaşkınlığı daha da arttı.
"Oha.Nasıl yani şekerim sen İskoçyalı mısın?"
"Yoo Denizliliyim. Bildiğim kadarıyla İskoçyayla bir bağlantımız da yok"
İrem sanki dahası mümkünmüş gibi biraz daha fazla şaşırdı.
"Nasıl ya? Şekerim Denizli'nin neresinden buldun kızıl genini Allah aşkına horozdan falan mı aldın? Nasıl aldın yani tam olarak?"
İrem'in bu haline daha fazla dayanamayarak patlattım kahkahayı.
Aylin de dayanamamış olacak ki hafifçe tebessüm etti.
Şükür en azından yüzünü güldürebilmiştik.
İrem şok olmuş ifadesini bozmadan ve bir şey demeden odadan çıktığında boş boş arkasından baktık bir süre.
Sonunda kendimi Aylin'in yanına bıraktım.
Baktım ki o konuşmayacak yine ilk konuşan ben oldum.
"Yurda mı gittin bu gün?"
"Hıhımm"
"Sana iyi geliyor dimi çocuklarla ilgilenmek falan" dedim yüzüme hafif bir tebssüm yayılırken bakışlarım onu buldu.
"Onların yanında bütün yüklerimden kurtuluyorum sanki ama bugün ilk kez atamadım içimdeki sıkıntıyı biliyor musun? Ne bileyim ilkti ya ondan heralde çok dokundu be aldatılmak. Ne yapayım ben güçlü değilim senin gibi"
"Gaf..."
"Yoo bir şey söylemene itiraz falan etmene gerek yok. Biliyorum çünkü öyle olduğunu. Fazla kırgılganım ben hatta sulu göz. Çoğu zaman kırıldığımı bile belli edemiyorum kimseye.Kendi kendilerine anlamalarını bekliyorum çünkü beni kıran insanları bile kaybetmek korkuyorum ben. Güçsüzüm korkağım"
"Değilsin"dedi yönümü tamamen ona dönerek değildi çünkü. "Sen benim hayatta gördüğüm en güçlü kadınlardan birisin. Niye biliyor musun çünkü sen şu amına koyduğumun dünyasının bütün kötülüklerini, bütün çirkinliklerini göğüslüyorsun o çocuklar yaralanmasın diye hepsini sen tek başına göğüslüyorsun. Sen her şeye rağmen o çocuklara umut aşılıyorsun." Elimi kucağında duram elinin üzerine kapatırken gözlerinin en içine baktım.
"Sen o kadar güçlüsün ki yüzlerce çocuğu hayata bağlıyorsun. İçinde savaşların dolup taştığı, çocukların, bebeklerin öldürüldüğü,insanların açlıktan öldüğü, adaletin parası çok olana göre dağıtıldığı şu siktiğimin dünyası dönüyorsa eğer bütün hu kötülüklere rağmen bütün iyi niyeti ve saflığıyla yaşamaya devam eden senin gibi kırgılgan ama çok güçlü insanların yüzü suyu hürmetine dönüyor. Bizim sikip attığımız şu dünyayı senin gibi insanlar ayakta tutuyor. Sen çok güçlüsün.Evet kırılgansın çünkü gücünü aldığın o merhametin o kadar büyük ki senin herkesi sen gibi sanıyorsun. Değil. Herkes senin gibi değil be Gafim. Hekesin gücü yetmiyor o kadar kötülüğe göğüs germeye bazısı korkak oluyor işte o kötülüklerin karşısında durmaya gücü yetmeyince o kötülüklerin arasına karışıyor"
Gözleri dolu dolu oldu. Dakikalardır kurumayan yanaklarına gözlerini kırpmasıyla birlikte yine usum usul iki samla süzülürken bu kez o göz yaşlarına en içten tebessümler eklendi.
Sımsıkı sarıldı boynuma. Sarılışına aynı şekilde karşılık verirken sırtını sıvazladım.
"İyi ki varsın"dedi dolu dolu.
Geri çekildiğinde yanaklarını avuç içimi kullanarak sildim ve kocaman sulu sulu iki öpücük bıraktım.
"Ağlama artık"dediğimde hafif bir tebessümle başını aşağı yukarı sallayarak onayladı dediğimi.
Aynı saniyelerde elinde kocaman bir makyaj çantası ile İrem girdi odaya.
"Hepsi yanımda değil ama bunlarla da hallederiz şekerler merak etmeyin" dedi kocaman bir gülümseme ile.
İrem önce Aylin'in makyajını yapmaya başladı.
İrem makyajın sonuna gelirken eyeliner'a son şeklini veriyordu.
Bu işin başından beri yaptığım gibi elimd yine bir şey alıp İrem'in gözünün önüne soktum "Peki bu ne İrem?"
Hoş geldin 0-3 yaş Asya.
Kızımız soru sorma çağında da o yüzden eline aldığı her şeyi soruyor ablası kusuruna bakma.
"Highlighter hayatım o onunla işimiz yok suan yerine bırakır mısın? Bak eyeliner bozulacak lütfen" dedi tane tane.
"Peki bu ne?"
"UFO ASYA! Ay görmüyor musun fırça işte!"
"Tamam ya ne bağırıyorsun"
"Şekerim bağırtıyorsun ama. Bak dikkatimi dağıttın al iste bak bozuldu kuyruğu" dedi parmağıyla çizdiği eğimli çizginin alt tarafını biraz silerek.
"Yaa iki saattir bir altını bir üstünü silip duruyorsun incecik çizginin bir rahat mı bıraksan artık şu çizgiyi gayet güzel işte " diye isyan bayrağını çektim sonunda.
"Eyeliner çekmek bir sanattır hayatım öyle aceleye gelmez"
Aylin'in kaşının üstüne de benim çatlamak üzere olan sabır taşımı çizelim mi İremciğim?Sen ressam Bob Ross musun be kadın?
Rahmetli evet demeyi çok severdi.
Koskoca iki saatin sonunda hepimizin makyajı tamamlanmıştı. Ama İrem'in üstün elbise de giyelim ısrarlarını dakikalar süren uğraşlarımız sonunda iptal ettirmeyi başarıp tekrar salona döndük.
Salona döndükten sonra Çağla'yı tekrar görüntülü aradık. Çağla ekrandan makyajlarımızı görünce İrem'in yukarıdaki şokunun biraz azını geçirmiş ve dakikalarca makyajlarımızı övmüştü. İremse tüm bu iltifatları çocuğu takdir alan bir anne gibi gururla dinlemiş ara ara "ay abartmayın ya" gibi tepkiler vermişti.
Gecenin sonuna doğru ise Çağla'nın o taraftan açtığı müzikler eşliğinde salak saçma danslar edip eğlendik.
Aylin ilk başta baya Ters yüzdeki üzüntü gibi somurtsa da Çağla'nın oynak müziklerinin ritmine daha fazla dayanamamıştı.
"Aylin aç ağzını şekerim" diyen İrem'in sesi kulaklarıma dolduğunda karşımdaki telefon ekranındaki kendi usulüyle ankara havası oynayan Çağladan kopardım bakışlarımı ve İremler'e döndüm.
Karşımda dizlerini hafifçe kırıp karnı yukarda kalacak şekilde yere paralel eğilen Aylin'in kıvraklığına mı şaşırayım kırk yıllık pavyoncu gibi onun ağzına cips tutan İrem'e mi şaşırayım bilememiştim.
İrem'in bu sefer uzattığı gofteti gerdan kırara kıra ona yaklaşıp alan Aylin'i görünce kahkahayı patlatmadan duramamıştım.
Deliydi bunlar be?
Aman Çağlacığım sakın ordan karabiberim falan açma çünkü bunların cidden bir sonraki hamlesini tahmin edemiyorum ben.
Bu sefer de beni masaya yatırıp göveğimden zeytin yemeye kalkabilirler.
Bu arada yanınızda aşk acısı çeken bir arkadaşınız varken ki onunda aşk acısı çeken bir hali kalmadı ya neyse.
Ankaralı Namık abiye baya bir haksızlık yapıldığını anlıyordunuz.
Adamın Şaziyesi Osman'a kaçmıştı, Namık abiye Ankara dar geliyordu. Ve biz adamın aşk acısını anlattığı bu şarkıda güle oynaya eğleniyorduk.
Sorry Namık abi.
Hüzünlü ama oynak Ankara havalarında sergilediğimiz üstün perfosmanlar sonlara yaklaşırken Aylin de meseleye uyanmış olacak ki hem ağlamaya başlamıştı hem de oynamaya devam ediyordu.İrem bu kez elinde çubuk krekerle bana geldiğinde tekte almak istemiştim ama hanîmefendi Aylin gibi kıvrak figürler bekliyordu.
Hale bak Aylin'e moral gecesi yapacaktık sözde ama şuan eve biri gelse yarın ben seni pezevenklerin elinden kurtarmadım mı diyebilirdi öyle bir ortamdı.
Telefonun öbür ucundan gelen kahkaha sesleri bir an olsun kesilmezken ben de uydum bu delillere ve cidden aylin gibi eğilerek aldım İrem'in elinden krekeri. Birde elleriyle beslemesi yok mu? Yerdim.
Aylin birden önünde durduğu koltuğa oturup kahkahalarla gülmeye başladığında arkadaşımı akli melekelerinin terk etme ihtimalini düşündüm kısa bir an.
Garip bir psikoloji içine girmişti.
Umarım yerli ve milli bir Harley Quinnimiz olmazdı.
Allah'ım sen konuyu biliyorsun. Amin.
Selamınnn Helllooooğğğ
Bölüm biraz gecikti kusura bakmayın çünkü bu bölüm düzeltme değilde sıfırdan yazılan bir bölüm oldu o yüzden tektar kusura bakmayın.
Neyse efenim benden şimdilik bu kadar ben 12. Bölümd kaçarottiii ama siz lütfen Vote ve yorum atmadan kaçmayınnnn 💞 💞 💞 💞 💞 💞 💞
E🖤N💚D🤘🏻
