İçeriğe geç

YEŞİLİN AGÜERO TONU

Bölüm 49 · 48 dk okuma

YEŞİLİN AGÜERO TONU

Bölüm 49

💚10 Bölüm

💔

Gitmek mümkün olsada gitsem uzaklara

Sevmesem seni bir daha

Paramparça etsem yüreğimi cam gibi

Sonra yaksam

Savursam küllerini karlı dağlardan Açık denizlerden

Yine seni severdim toz toz

~Ümit Yaşar Oğuzcan~

Çift kanatlı kapıyı iterek kapıdan içeri girdiğimizde ortamı incelemeye koyuldumm

Geniş salonda masalar etraflara yerleştirilmiş ortada küçük bir alan ise boş kalmıştı.

"Füüfüüü"kulaklarıma dolan ıslık sesiyle bakışlarımı sesin geldiği tarafa çevirdim.

Arda gözünü seveyim taksi miyiz biz? Niye ıslık çalıyorsun?El kol yap ya da ne bileyim yanımıza gel mesela ama niye ıslık çalıyorsun Arda?

Topçular harbi yoruyorsunuz yaa.

"Salak bu çocuk yaa. Allah aşkına tanımıyormuş gibi davranıp başka masaya geçelim haa? Bak şurda Barışlar oturuyo Allah aşkına onların yanına gidelim"Dedi Semih isyan dolu bir sesle.

Birde kollarını kaldırıp iki yanına aç istersen Semih.

Hafifçe gülerken Ardaların oturduğu masaya ilerlemeye başladım. "Saçmalama Semih Necip abilere ayıp olur. Bir ara uğrarsın Barış'ın yanına"dediğimde oflayıp poflasa da Necip abilerin masasına hareketlendi o da.

Masanın önünde durduğumuzda kısa bir hoş geldin beş gittin faslından sonra masada ki boş bırakılan sandalyelere oturduk.

Biz oturduktan kısa bir süre sonra İremle Talha da yanımıza geldiler.

"Ooo barışılmış bakıyorumda abi"diyen Mustafayla Talha ve İrem'in bakışları onu buldu.

Talha muzip bir tebessümle göz kırparken "Yaptık bir şeyler"dediğinde.

Masadan Arda önderliğinde kocaman bir "Oooooo" sesi yükselmişti.

Hemen peşi sıra ise Necip abi aynen şöyle devam ettirdi:"Çok kritik"

Masadan yükselen gülme sesiyle birlikte İremle Talha da boş yerlere geçmişlerdi.

Necip Uysal esprinin de kralını yapıyor her masa da varsın be reis.

Herkes ufak gruplar şeklinde kendi halinde konuşurken ben Aylin'i aramamak için zor duruyordum.

Off be Gafimmm. Nerden buldun şu salağı Allah aşkına ya?

Dalgın bakışlarımın dışardan belli olmamasını umarken hayat bana koca bir nah çekti. Bunu ispat için İrem'in kulaklarıma dolan sesini delil gösterebilirdim.

"Asya n'oluyor?"

Daldığım derin düşünceler arasında birden duyduğum sesiyle hafifçe irkilmiştim.

Elimi göğsüme bastırıp kısa zamanda nefesimi toparlayıp İrem'e döndüm.

"Yok bir şey" dedim ufak bir tebessümle.

"Emin misin? Çok dalgın duruyorsun da"

"Çok sevdiğim bir arkadaşımı üzecek bir şey öğrendim buraya gelmeden önce de bu işin içinden nasıl sıyrılırız onu düşünüyordum?"

"Nasıl bir mesele ki bu? Hastalık falan mı Allah korusun? Öyleyse bizim tanıdık doktor var bir kaç tane konuşuruz onlarla. Didoyla konuş hatta sen direkt o bir şey bilir belki."

"Dido?"dedim sorgular bir şekilde hemen peşi sıra ise jeton düştü. Semih'in kız kardeşi Didem tıp okuyordu. Ama İremciğim kız daha ikinci sınıf bunun için hiraz daha zamana ihtiyacı vardır.

Semih'in kız kardeşin tıp okuduğunu bilmemin nedeni tabiki manyak gibi Semih'i stalklayıp durmam falan değil. Come on Ryne.

"Yani Didemle konuşmamıza gerek yok çünkü meselenin sağlıkla alakası yok"dedim cümlemi toparlayarak.

"Ee ne o zaman?"

Aylin'in özeliydi bu İremle paylaşmam doğru olur muydu? Bilemedim. Ama bildiğim bir şey varsa o da şuan benim aklıma hiç bir şey gelmediğiydi. Belki İrem bir akıl verirdi.

Affet beni Gafim senin için tüm bunlar.

"Salak bir sevgilisi vardı. Şerefsiz piç aldatıyormuş kızı. Şimdi ne yapayım ne diyeyim ben zerre fikrim yok. Offf" dedim yüzümü sıkıntı ile sıvazlayıp tekrar açtım yüzümü.

"Hakikaten zor durum keşke böyle konuşmana gerek kalmadan öğrense. Hatta öğrenmeden ayrılmalarını sağlayamaz mısın? Kızı biraz doldursan falan"

"Ayrılacaklar zaten. O şerefsizin vardı bir açığı ordan sıkıştırdım yarın ben yürütemiyorum deyip bitirecek ama sonrasında ben ne yapacağım işte onu bilmiyorum.Aylin yıkılacak"

"Yapılacak şey basit bebeğim. Akşam güzel bir ekse siktiri çekme gecesi düzenleyip bütün negatifliğini attıracağız. Sonra da yoluna o şerefsiz hiç hayatına girmemiş gibi devam edecek"

"Attıracağız?"dedim sorgular bir sesle. İşaret parmağımı ikimizin arasında git gel yaptırarak "İkimiz mi?"diye sordum.

"Ece'nin yarın bir arkadaşı nişanlanıyor oraya gidecek Nurlarda Nedred teyzelere gidecekler. Nedred teyze tutturmuş Necip bana torunumu getir diye de onlarda akşam yemeği yiyecekler."

Taraftar:Necip takımı buraya getir

Nedred Uysal:Necip Duruyu buraya getir.

Ne yapsın bu adam be?

Herkesin ağzında bir Necip. Hayır birde o kadar şeye rağmen hala Kaptana laf edenler var.

Onlar var ya onlar. Onlar sınıftaki her şeyi hocaya ispitleyen gıcık öğrencilerdir. Onlar Ocak ayında hala yazın gittiği tatilden deniz kum güneş fotoğrafı atanlardır. Onlar ja kusen biz de gelecez Türkiyeye ama Deutschland da kurulu düzen var diyen almancılardır. Onlar var ya onlar. Onlar 'Dün test kitabı almaya çıktım giderken karşıma gelinlikçi çıktı dedim git evlen ne yapacaksın okuyupta. Gelinliği üzerimde hayal ettim sonra dedim ki lan Berk kendine gel mk mal mısın' diyen Berklerdir onlar.

Onlar bu hayatta hiç bir iyiliği haketmezler. Nankördür onlar. Kötü günlerinde siz yanında durursunuz ama iyi gününde yanına geleni size tercih ederler.

İYİ GÜNDE YANINIZDA TALİSCA İSTERSİNİZ AMA KÖTÜ GÜNÜNÜZDE YANINIZA SADECE NECİP UYSAL GELİR UYANDIRAYIM.

İrem'in sesiyle kendime geldim.

"Yarın akşam sizdeyim o zaman. O vakte kadar arkadaşın biraz ağlasın siz dertleşin içini döksün. Akşamda siktiri çeker bir şeyi kalmaz."

Dediğinde hafifçe tebessüm ettim.

Talha İremle tanışırken umarım hayatının bütün şansını kullanmamışsındır çünkü bu kız melek gibi bir şey.

Herkes kendi aleminde sohbet ederken Necip abinin derdi ise aynıydı.

Ben tam Nurla İrem'in ortasında oturuyordum. Haliyle Nur'un karşısında oturan Necip abi de çaprazımda kalıyordu. O yüzden Necip abinin gecenin başından beri Nur'u darlamalarının hepsine en yakından şahit oluyordum.

"Nur Selma teyzeyi arasana bir tekrar"

"Yahu daha yarım saat önce aradım ya zaten"diye yükseldi Nur.

Necip abi bu yükselişe çok makul bir cevap verdi."Tamam işte olmuş baya."

"Necip delirtme beni!!! Kadını kabul ettiğine yeterince pişman ettik zaten. Sakin ol artık biraz"diye yükselirken elindeki çatalı iyice sıkan Nur beni tedirgin ediyordu.

Nur sakin ol bir tanem. Necip Uysal'ın başına bir şey gelirse seni taraftarın elinden kurtaramam. O yüzden sakince o çatalı yerine bırak.

Necip abi hala oldukça gevşekti.

"Bir şey demez Selma teyze ayrıca ben gayet sakinim sadece kızımın sesini duymak istiyorum suç mu?"

Necip abiciğim acaba diyorum can güvenliğin için biraz sussan mı haa benim güzel abim?

Nur sesli bir nefes verirken sonunda elindeki çatalı sakince yerine bıraktı ve daha sakin bir sesle konuştu.

"Suç değil tabiki ama kadını rahatsız edip duruyoruz. Biraz rahat mı bıraksak?diye sorarken ortama karışan sesle bakışlarım fal taşı misali büyüdü.

"Nur haklı rahat bırak lan anamı"

Cenk abinin bu yükselişinden sonra masaya derin bir sessizlik çöktü.Ölüm sessizliği.

Hepimiz birbirimize baktık boş boş.Sonra hepimiz birden bastık kahkahayı. Necip abi kahkahalarının arasında konuştu "O nasıl laf lan duyanda bir şey var sanacak tövbe yarabbim"

"Cenk aman şu yükselişlerine dikkat et. Şenol babamın Necip'i vurmasını istemeyiz" Dedi Ece bir kahkaha daha atarken.

Eceyle birlikte hepimiz gülüyorduk ama kapıdan giren kişiyle hepimizin gülüşü bıçak değmiş gibi kesildi.

Zira içeri giren kişi pek kıymetli(!) TFF başkanımızdı.

"Bunun ne işi var burda?"şeklinde oldukça makul bir soru yöneltti Semih.

"Bir bilsem"Derken Salih abi de en az onun kadar gergindi.

Ben ayaklanırken masadaki bakışların bana döndüğünü hissedince "lavaboya kadar gideceğim" diye açıklamada bulunup çantamı da aldım ve masadan ayrıldım.

Tam lavaboların olduğu alana dönmek istediğimde Başkanla çarpıştık.

Ayağımdaki topuklulara rağmen düşmediğim için bence bir tebriği haketmiştim.

Ben bir kaç adım gerilerken"Kusura bakmayın farketmedim"dedim.

"Asıl siz benim kusuruma bakmayın çünkü böyle bir güzelliği farketmemem inanın çok daha büyük bir kusur" dediğinde zerre samimi olmasamda oldukça samimi olmasını umduğum bir tebessüm kondurdum dudaklarıma.

Tam olarak nereye kusabilirim?

Tam yanından geçip lavabolara yöneldiğimde"Semih'e selamınızı iletirim"dedim ama bir adım sonra tekrar ona döndüm "Bu arada güzel organizasyon keşke daha önceden haberimiz olsaydı"derken yüzümde samimiyetten uzak ima dolu bir tebessüm vardı.

"Sürprizlere bayılırım"Dedi ama oda zerre samimi olmayan bir şekilde gülmüştü.

"Ben de sürprizleri çok severim"Dedim ve tekrar geri lavabolara yönelmişken duyabileceği şekilde devam ettim"ama ben yaptığımda"

Başka bir şey demeden gitmek kararındaydım ama bana seslenmesiyle durdum.

"Asya Korkmaz" dedi tok bir sesle.

Adımı duyunca tekrar ona döndüm.

"Sendin dimi"diye tamamladı cümlesini.

"Ta kendisiyim. Ancak sizinle tanıştığımızı hatırlamıyorum"derken yalandan bir sorgu ifadesi vardı sesimde.

"Çok sevdiğim bir dostumdan duydum adını"diye açıklama yaptığında yüzüme buram buram ima kokan bir gülümseme yayıldı. "İyi mi kötü mü?"

"Oldukça iyi"

Yüzümdeki gülümseme büyüdü " O halde Savcı Bey'e benim de selamlarımı iletin. Güzel iltifatlarının tamamını kendisine aynen geri iade ettiğimi de söylemeyi unutmayın sakın"

"Adını Savcı Beyden duyduğumu nerden çıkardın?"dedi sorgulayan bakışları yüzümde gezinirken.

"Semih'in karokoldan çıktığı gün savcı Beyi makamında ziyaret etmediniz mi?"derken yüzümde zerre mimik oynamadı sesimse ortamı donduracak kadar soğuktu.

"Bunu nerden biliyorsun?"diye sorduğunda en laubalisinden gülümsedim.

"Kuşlar fısıldadı diyelim"

Meydan okur bir şekilde tebessüm etti "Kuşlar bana da bir şeyler fısıldadı"dediğinde sesimi çıkarmadım.

Bir süre sessizlik çöktü aramıza "Ee söylemeyecek misiniz kuşlarınızın havadisini?"

"Oyun oynamayı çok severmişsin doğru mu?"Derken sesindeki ima fark edilmeyecek gibi değildi.

"Bayılırım" derken sesim oldukça soğuk ama meydan okuyan cinstendi. "Ama siz yine de benim peşime kuş salmayın zira ben kuş avlamayı oyun oynamaktan daha çok severim mazallah kazaya falan kurban giderler kuşlarınız üzülürüm"

"Ne o benim kuşlarımı da avlayacaksın?"

"Yok küçük kuşları avlamak keyif vermiyor o yüzden uğraşmayı sevmiyorum. Bir belgeselde izlemiştim bilmem siz de izlediniz mi? Ben kısaca anlatıyım izlemediyseniz mutlaka izleyin" dedim bir adım daha yaklaşıp devam ettim " Belgesel buya bir karga Kartalın ensesine kuruluyor. Kartal asil hayvan,vahşi hayvan kafasını biraz arkasına çevirse karganın kafasını koparır ama Kartal akıllı hayvanda aynı zamanda. Yav karganın kafasını koparır koprmasına da gagası kirlenir, o parıl parıl parlayan tüyleri batar. Eee ne yapsın o zaman Kartal? Gagam kirlenir deyip müsade mi etsin asalak karganın ensesinde yaşamasına?" Sakin bir nefes verdim "Etmez tabi. Eee napıyor o zaman diye merak ediyorsunuzdur veriyim hemen cevabını. İşte o yüzden Kartal en iyi bildiği şeyi yaparmış: YÜKSELİRMİŞ,YÜKSELİRMİŞ, YÜKSELİRMİŞ...

Belli bir yükseklikteki oksijen miktarı kargaya göre değilmiiiiş. Ee karga ufak kuş,çapsız hayvan hiç o kadar yükseğe çıkmamış ki...

İşte oksijensiz kalan karga kendi kendine ölüp Kartalın ensesinden düşermiiiiiş."

"Elimi kirletmeden hallederim mi demek istiyorsun?"

"Karga oksijensizliğe dayanabilseydi ölmezdi. Ben yükselirim karga ölür ölmez orasına karışmam ama siz yine de peşime kuş salmayın bence hem beklmek sizide sıkar siz gelin ne merak ediyorsanız bana sorun ben yanıtlayayım sorularınızı"

"Ben beklemekten sıkılmam.Madem avcılık dedik ben de kendi avlanma yöntemimden bahsedeyim.Ben kurarım tuzağımı yatarım pusuya sonra beklerim.Avımın kendi güvende hissetmesini,özgür hissetmesini sağlarım. O kendini çok akıllı hiç bir tuzağa yakalanmam özgürüm sanıyo ya hah işte o zaman en büyük hatayı yapar. Rahatlar,gevşer, yemeğini yer,suyunu içer,iyice semirir tam benim istediğim ayara geldiğinde ise kendi ayaklarıyla benim kurduğum tuzağa düşer"

"Aslan gibi avlanırsınız yani öyle mi?"

"Öyle"dedi kendinden emin bir şekilde

"Yalnız aslanlarda dişiler avlanır diye biliyorum ben"Dedim ben de kendimden emin bir şekilde.Sonra devam ettim "ama siz bakmayın bana ben aslan belgeseli izlemeyi sevmem.Zaten ben aslanı pek sevmem bütün yük tek bir bireyde saçma bir ilişki.Neyse ben gidiyim müsadenizle sevgilimi çok beklettim zaten size iyi akşamlar" dedim ve cevap beklemeden lavaboların olduğu koridorda ilerledim ve kadınlar tuvaletine girdim.

"Yavşak herif"dedim öfkeyle çantamı lavobonun üzerine bırakıp aynadan kendime baktım "kurduğu tuzağa düşermiş avı o tuzaklarda sikicem ben seni gevşek yavşak"Derin bir nefes verdim sakinleşmek adına ve çantamdan az önce çarpıştığımızda cebinden aldığım telefonu çıkardım.

Telefonu açtım ve ekran kilidini kırdım.

Kendi tefonumdan Filip'i aradım.

(Konuşmaları ingilizce hayal edin😊😘)

"Alo Filip hallettin mi?"

"Hallediyoruuumm"Dedi harfleri uzatarak "telefona bir kod gelecek onu söylemen lazım"

"Hah geldi"dedim ekrana düşen bildirimle ve mesajlar kısmına girip kodu kontrol ettim "9010733" diye okudum kodu.

"Tamamdır hallettim.Sen de şu telefonu kopyala biran önce sıkıntı çıkmasın"

"Hallediyorum.Hadi görüşürüz" dedim ve kapattık telefonu.

Çantamdaki kopyalama aygıtını çıkardım ve telefona takıp kopyalamaya başladım.

💚🖤

Dün Sabaha Karşı

Baş ucumda duran telefon titremeye başlayınca elimi atıp telefonu aldım elime. Ama gözlerimi aralayamadım bir türlü. Zira Aylin yaklaşık kırk dakika falan önce odasına gitmişti yani sabah olmak üzereydi ama ben hiç uyumamıştım.

Gözlerimi aralayaamayınca daha fazla çabalamadım ve gözlerim kapalı sağ yanağım hala yastığın üzerindeyken telefonu sol elimin baş parmağıyla açıp kulağıma götürdüm.

"Alo?"dedim uyku mahmuru bir sesle mırıldayarak.

"Asya nerdesin sen sesin niye kısık geliyor?"

Delirmiştim galiba. Niye telefonumdan ingilizce sesler geliyordu LAN?

Ben ne olduğunu hala algılayamazken karşıdan tekrar bir ses geldi.

"Uyuyor musun sen?"

"Yoo ne alakası var ya saat 5 niye uyuyayım"Dedim ters bir sesle.

Karşıdaki kişi İngilizce konuşurken Türkçe karşılık vermekte zaten anca uykulu Asya Korkmaz'ın yani benim yapabileceğim bir eylemdi.

Keşke şuan yataktan doğrulabilecek enerjiyi kendimde bulabilseydim. Zira anlıma avuç içimi vurarak mallığıma yakılacak bir kaç ufak ağıtım var.

"Asya ne diyorsun anlamıyorum ama şimdi tüm dikkatini bana ver önemli bir bilgi vermem lazım. Semihle ilgili"

Göz kapaklarım duyduğum isimle yaklaşık bir salise içinde fal taşı misali açıldılar.

Az önce iki saat uğraştım açılın diye neden şuan açılıyorsunuz ki?

Ayrıca SEMİHLE Mİ İLGİLİ!?

Yüzümü yastıktan ayırıp kalktım ve oturur konuma geldim.

Malum Semih deyince akan sular durulur.

"Dinliyorum"dedim sonunda İngilizce olarak.

"Şu Semih'i kurtarmak için savcının yanına gittiğin gün masanın altına yerleştirdiğin böcek vardı ya onunla ilgili bir gelişme var."

"N'oldu?"

"Siz karakoldan ayrıldıktan sonra TFF Başkanı savcıyı ziyarete gitmiş"

"Şaşırmadım. Semih'i nasıl bırakırsınız diye azar çekmeye gitmiştir pezevenk"

"Pezevenk ne bilmiyorum ama olay aynen öyle oldu ayrıca bir durum daha var."

Yani gece saat beşte sana pezevenk nedir onu mu anlatayım Filip?

Klasik bir Türk geleneği olarak Ronaldo'ya orospu çocuğu demeyi öğreten Merih Demiral idolümsün.

Ama şuan gerçekten sırası değil.

"Nedir?"Dedim asıl mevzuya geçmesi için.

"Sabahtan bir yemek ayarlamışlar futbolcular için"

"Haberim var da o yemeği onlar mı ayarlamış?"

"Evet"

"Ne bok çıkıcak acaba altından anlat dinliyorum"

"Yemeğe davet edilenlerin listesine baktım şu geçen maçta kavga eden futbolcular vardı ya onlar listede yoktu"

"Bizimkilerin organizasyonu o pezevenkin yaptığından haberi yok çünkü herkes gelsin istiyorlar o futbolcular hariç.Çünkü asıl amaç federasyon futbolculara taraf alıyor diye haber yaptırıp ortalığı karıştırmaktı bu olay bir iki gün konuşulacak ardından Tff Başkanı bu oyuncuları özel bir yemekte ağırlayıp gönüllerini alacaktı tabi o gece boy boy mutlu mesut fotoğrafta çektirilecekti bu sayede iki kuşu birden vuracaklardı hem dayak yiyen taraftara bak o futbolcuları yemeğe davet etmedik diyecekler hem futbolculara biz sizin yanınızdayız diyeceklerdi hem de skor tabelası olayının üstünü kapatılacaktı zaten kurban da hazırdı Semih'i içeri tıkıp kökten hallediceklerdi bütün sorunları doğru muyum?"

"Aynen öyle ama olmadı"

"Çünkü Semih serbest kaldı ve aleyhine delil bulamadılar.Eee yemek niye iptal olmadı o zaman?"

"Teknoloji bir bizim için ilerlemedi. Beşiktaş Başkanı'nın ve Semih'in sesiyle oynayıp bir itiraf ses kaydı oluşturmuşlar yarın yemekte bakın delilimiz var deyip onu verecekler hem Semih'i hem de Başkanı aradan çıkaracaklar bu sayede"

"Planın var mı?"

"Ben haber vermek için aradım işin organizasyon tarafı sende"dedi gülerek

"Öyle olsun"dedim ben de hafifçe gülerek ve devasa bir esnemenin ardından devam ettim "aklımda var bir şeyler ama senin yardımına ihtiyacım var"

"Ederim.Peki Aylinle Semih onlara haber verecek misin?"

"Hayır"

"Niye?"

"İkisini de yeterince çekmedim mi zaten ateşe daha fazla kimseye zarar vermek istemiyorum"

"Ben n'olucam peki"Dedi yine gülerek

"Sen yok musun seeen.Sen beni yakarsın kendin yanmazsın"dedim gayet ciddi bir şekilde.

"Ee ben yanarsam sen bana bakmazsın ama sen yanarsan ben sana bakarım"

"Hadi lan ordan dingil"Dedim gülerek "sen yağmurlu havada bir bardak su vermezsin bana"

"Kalbimi kırıyorsun ama ben öyle bir insan mıyım? Evet tam olarak öyle bir insanım.Neyse bu vefakar dostunun gidip halletmesi gereken işleri var dikkat et kendine yakayı ele verme sakın Bonnie" dedi gülerek

"Sen de dikkat et" dedim ve kapattık telefonu.

Madem savaş boyarını sürme vakti gelmişti o halde aramam gereken biri daha vardı.

Ama bu saatte değildi. Şimdi uykuma geri dönmeliydim.

Telefonu tekrar komodinin üzerine bırakıp kendimi uykunun kollarına teslim ettim.

💚🖤

Telefon kopyalama işi bitmek üzereyken az önce kilitlediğim kapı çalmaya başladı.

%90...

Kapının ardında bekleyen kişi kapıyı çalmaya devam ettiğinde telaşla elimdeki alete baktım.

%94...

Kapıyı çalan kişi hızlandı.Neyseki yükleme bitmek üzereydi

%95...

"Asya"dedi kapının ardındaki kişi. İremdi bu.

İremciğim şimdi sırası mı birtanem

%96...

"Asya iyi misin?"dedi tekrar.

Eğer gidersen yakın zamanda çok iyi olacağım İremciğim ama şuan senin bunu bilmene gerek yok.

%97...

"İyiyim"diye bağırdım.

Bir yandan da suyu açtım.

%98

"Açsana kapıyı niye kitledin?"diye sorduğunda cevap vermedim zira lavobonun dış kapısını kilitlememin nasıl bir izahı olabilirdi ki?

Yani varsa da ben şuan bulamıyordum.

%99...

"Asya bir şey desene endişeleniyorum" diye sorduğunda sessizliğimi korudum bir süre.

%100

Oh be sonunda!

Hemen aceleyle başkanın telefonunu ve aleti çantama attım ve kendi telefonumdan arama yaptım.

Telefon çaldı çaldı ve açıldı.

"Her şey kontrolüm altında mekana giriş yapabilirsiniz."dedim ve telefonu kapattım.

"Asyaaa"diye bağıran İremin sesi kulaklarıma dolduğunda kapıya ilerledim ve kapının kilidini açtığımda

"Asya niye hiç bir şey demiyorsun merak ettim seni" dedi telaşla.

"İyiyim canım merak etme. Biraz üşüttüm heralde midem bulandı da o yüzden işim uzun sürdü"diye bir açıklama yaptım. Yalan cidden iyi ki parayla satılmıyordu.

Benim şahsi servetçiğim bu yalanları karşılamaya yetmezdi çünkü.

"Neyse neyse sen iyiysen sorun yok"dedi tebessümle.

"İyiyim"dedim aynı tebessümle karşılık verirken.

"Ee hadi gidelim o zaman bizimkiler de kalkalım diyor zaten"dedi koluma girerken.

"Tamam gidelim"dedim ve birlikte yürümeye başladık.

Koridorda ilerlerken kulaklarıma dolan sesle beynimden vurulmuşa döndüm.

"Vay be gerçekten benden sonra bir futbolcuya kadar düştün öyle mi?"

Siktir ama yaa harbi siktir burda da bulmuş olamazdı yaa.

Karıncayla cırcır böceği hikayesini bilir misiniz?

Hani karınca yaz boyunca çalışırken cırcır böceği hiç çalışmaz ve bütün yaz saz çalıp durur.

Kış geldiğinde ise yazın çalışmadığı için cırcır böceği aç kalır ve karıncadan yemek istemeye gider ama orospu çocuğu karınca "Sendo çalişsoydon eveevveveev" diye saçmalayıp cırcır böceğine hiç bir şey vermez ve cırcır böceği ölür.

İşte bizim senelerce tembeldi o yüzden çalışmadı ve öldü dediğimiz tarla cırcır böceklerinin aslında sadece üç ay yaşayabildiği ortaya çıkmış. Yani cırcır böceği bütün yaz çalışıp didinse hatta afedersiniz götünü yırtsa bile zaten kışın yaşayamayacaktı.

Bunu bize niye anlatıyorsun demeyin bilin yani ne olmuş? O gariban cırcır böceğine yüklenip duracağınıza birazda karıncaya paylaşımcı olmayı öğretin.

Hey gidi Ezop amca senin yüzünden yıllarca gariban cırcır böceğinin hakkına girdik. Ne bilip bilmeden yazıyorsun beee!!!

Evet çünkü benim şuan hiç bir derdim yokmuş gibi cırcır böceğinin hakkını savunuyorum çünkü acayip aklı başında bir insanım.

Alkışa hiç gerek yok.

O değilde keşke bende bir cırcır böceği olsaydım. Tam şuan ama bir saniye sonra değil. Böyle bütün yaz saz çalsam valla sonra götüm dona dona ölmeye razıyım ya da ne bileyim tam şuan yok olsam mesela.

ALLAH'IM HELPPP!!!

YARABBİM LÜTFEN BENİ ŞUAN ACİLEN YANINA AL KURBAN OLDUĞUM NOOOLUUURRRR!!!

BEN BENDE DEĞİLEM BUGÜN!!!

BEN ASYA OLMAYAYIM ŞUAN NOLUUURRR!!!

IŞINLANAYIM!

YOOOK OLAYIMMM HATTA!

AMA NOLUR ŞUAN BEN ASYA OLMAYAYIMM!!

HAA OLMAZ MI???

NOOOOLUUUURRRR!!!

YA DA

NİYE BEN YOK OLUYORUM LAAN!!!!

BU DİNGİL YOK OLSUN!!!

BEN DAHA GENCİM, ÇITIRIM NİYE BEN GİDİYOM.

ALLAHIM KUDRETİ RAHMETİ YERİ GÖĞÜ SARAN RABBİM NOLUUURR ŞU POYRAZ DENEN TIRT RÜZGAR KULUNU YANINA AL HAA KURBAN OLDUĞUM NOLUUURRR!!!!

Dua kapıları mı kapalıydı niye gitmiyordu bu dingil hee?

Niye hala karşımda tip tip suratıma bakıyorduu niyeeeeee????

"Sen ciddi misin yaa?"dedim sitem dolu bir sesle. "Altı yıl oldu Poyraz koskoca altı yıl. Bir düş artık yakamdan be"

"Sana yıllardır aynı şeyi söylüyorum Asya ben senden vazgeçmem. Ben sana hala deliler gibi aşığım" dedi bir kaç adım daha atıp önümde dikilirken.

"Senin aşkını sikeyim ben."dedim sinirle

"Çekil şu gözümün önünden yoksa çok kötü olacak bak"

"Niye futbolcu sevgilin döver mi yoksa?" Dedi aşağılayıcı bir sesle.

"Hayır! Ben şimdi şu topuklu ayakabının topuğunu geçiricem kafana kafana o yüzden" dedim daha da sinirli bir sesle.

"Senin elinden gelecekse ölümüm başım gözüm üstüne"dedi gülerek

"Manyaksın lan sen. Harbi saplantılı ruh hastasının tekisin. Allah belanı versin senin çekil şurdan"dedim ve yanından geçmek için hareketlendiğimde bileğimden tuttu ve derin bir nefes çekti içine.

"Özlemişim kokunu. İki ay ölüm gibi geçti"

"Siktir git lan her adımımı izlettiğini bilmiyorum mu sanıyorsun?

Güldü harbi harbi gevşek gevşek güldü.

"Ben de onu sorucam yaa sen ne ara sevgili yaptın benim haberim olmadan"

"İtlerini iyi seçememişsin demek ki"dedim ve devam ettim "Sen benim hakkımda ben neye ne kadar izin verirsem o kadarını bilebilirsin. Şu kadar fazlasını değil" dedim işaret parmağının ucunu baş parmağımla gösterirken gözüne gözüne sokrarak.

Parmağımın ucunu öptü Allah'ın piskopatı.

"Ulan şu asabi hallerinin hastasıyım beee " dedi iç çekerek

Sinirle elimi geri çektim ve göğsünden ittirdim.

"Bana bak içerde insan çok rezillik çıkmasın diye olay çıkarmayayım diyorum ama sen çok ileri gidiyorsun delirtme beni çekil şurdan"dedim dişlerimi sıka sıka.

Yavaşça kenara çekilir gibi oldu ama sonra tekrar dikildi önüme.

"Son bir şey soracağım"

"Sorunca siktir olup gidicek misin?" Diye sordum yine sinirle

"Öyle bir şey mümkün değil"

"Sormadan çekilecek misin?"

Başını biraz geriye atarken kaşlarını havalandırdı ve milli hayır cevabımızı verdi "çık"

"Sor Allah'ın cezası sor"dedim dişlerimi sıka sıka.

"Sem beni kıskandırmak için mi böyle yalandan sevgili yaptın"

Boş boş baktım suratına gerçekten bu kadar manyak olamazdı heralde.

"Salak mısın amına koyayım? Seninle hiç bir ilgisi yok tabi ki"

"Eee..."

"Neee Eee!!!!"

"Cidden sevgilisiniz yani öyle mi?"

"EVET ÇOK AŞIĞIM ÖLÜYORUM AŞKIMDAN OLDU MU?"Diye bağırdım en sonunda dayanamayarak.

"Kırıcı oluyorsun ama kalbim kırılıyor" dedi zerre üzgün olmayan bir sesle.

"SİKİMDE BİLE DEĞİL. DEFOL GİT O ZAMAN!!!"

"Sinirliyken daha cezvedici oluyorsun" dedi salak salak gülerken.

Çantanın sapını boğazına dolaya dolaya boğma fikri çık aklımdan kardeşim there is the door.

Topklu ayakkabının topuğunu kafasına vura vura öldürme fikri hadi güzel kardeşim sen de bekleme yapma there is the door.

Ben bu düşünceleri kafamdan kovmaya çalışırken en son duyulması gereken ses ortama ihtişamlı bir giriş yaptı.

Uğruna kurşun sıkıp kurşun yiyeceğim tek ses. Tek bir söz.Adım en manalı şekilde yankılandı koridorun duvarlarında.

"Asya"Dedi Semih koridorun başından bize bakarke.

Evet, ben, saplantılı psikopat eski sevgilim ve sevgili takliti yaptığımız ama benim plotonik olarak aşık olduğum eski lise arkadaşım biz kocaman bir aile olduk.

Poyraz'ın yanından geçtim ve Semih'in yanına gittim.

"Semih n'oldu?"dedim yanına vardığımda.

"İkiniz birden gelmeyince merak ettik" dedi ama bunu derken bana değil başımın yanından Poyraz'a bakıyordu.

"Geldik geldik sorun yok"dedim gayet geniş bir şekilde ve kolundan tutup içeri yönelmesi için hafifçe çekiştirdim.

Sağolsun zorlamadan bu çekistirmeme ayak uydurdu.Hep birlikte masalara ilerlerken diğer yanımda duran İrem'in sesi doldu kulaklarıma "Ben bu kokuyu nerde alsam tanırım. Burası buram buram dedikodu malzemesi kokuyor dökül hemen"

Şaşkın bakışlarım İrem'e kaydığında bakışlarımız kesişti.

Yok bir şey desem yer miydi? Hiç sanmıyorum.

Çabalamak,salağa yatmak boşa kürek çekmek gibiydi asla işe yarayacak gibi durmuyordu.

"Uygun bir zamanda anlatayım olur mu?"dedim teslim olmuş bir şekilde.

"Yarın akşam nasıl fikir?"

İtiraz şansımın olmadığı bir soru olduğunun gayet farkındaydım "Peki" dedim kabullenmişlikle.

Tam köşeyi dönerken bir garsonla çarpıştık. Elindeki tepsi yere düşerken benim de çantam yere düşmüştü.

Garson eğilip yerden hem tepsiyi hem de çantamı alıp ikisini de uzattı sağolsun. Çantayı verirken "kusura bakmayın" dedi kısaca.

"Önemli değil ben de farkedemedim" dedim gülümseyerek ve çantamı aldım.

Garson giderken "İyi misin?" Diye sordu Semih "Bir şeyin var mı?"

"Yok yok iyiyim" dedim.

Sonunda masaya geldiğimizde hepimiz kendi yerlerimize geçerken Salih abi ve Necip abinin bakışları tam çaprazımızda kalan başkandaydı ikisi de bıraksan bir kaşık su da boğacaktı sanki.

Eee haklılardı geldi geleli kaç şampiyonluk saçma sapan hakem hatalarından gitmişti.

Bize döndü Cenk abi "Nerde kaldın kızım yaa!? Hadi gidelim biran önce"

"Bence de kardeşim" dedi Necip abi gözlerinde ise hala bir ateş parlıyordu.

Masada duran kadehe uzandım ve umursamazca bir yudum aldım.

"Asyaa kime diyoruz hadi" dedi Salih abi

"Abi tamam bir sakin olun."dedim gayet sakin bir şekilde.

"Sakiniz biz zaten"dedi Semih ama zerre sakin değildi.

"Siz bu yemeği bu itin verdiğini bilmiyordunuz dimi?"dedim teyit etmek ister gibi.

"Bilsek gelir miydik sence?" Diye sordu Semih o da en az Necip abiler kadar sinirliydi.

"O zaman bence gitmeyelim"dedim kadehi masaya bırakırken.

"Niye?" dedi Arda.

"Burda olmamızı mı istiyor?"diye sordu İrem.

"Bence evet yoksa niye saklasınlar ki"diye makul bir çıkarımda bulundum.

"Eeee ne yapacak ki biz burda olsak neee olmasak ne? Sanki çok umurunda"dedi Mustafa.

"İşte o yüzden diyorum kalalım diye hem kalıp görmekten ne çıkar?"dediğimde bakışlarım masadakilerin üzerinde gezind

"Bence de kalalım"dedi İrem

"Kalalım ula pilavdan dönenin kaşığı kırılsın"dedi Semih.

Allahım sinirden Karadeniz genlerinin kendini birden belli etmesi yok mu? ERİYORUUUGĞĞHMMM.

Ben süblimleşmeden Necip abinin sesiyle odağımı ona vermeye çalıştım.

YAPTIM BE!

YAPAMAZ DEDİNİZ HATTA BİRİ BANA OROSPU ÇOCUĞU DEDİ AMA YAPTIM.

BAŞARDIMM!!!

"Eee iyi madem ama baştan söylüyorum sinirimi bozacak en ufak bir şey olursa kalkar giderim siz de ister gelin ister kalın karışmam"dedi Necip abi

Bir süre masada öyle sessizce oturduk. Kimsenin konuşucak bir şeyi yoktu galiba.Talha bile sessizce telefonuyla ilgileniyordu.

Sessizliğimiz bir anons sesiyle bölündü. Oysa bu şekilde bölüneceğine böyle sabaha kadar sessiz sessiz oturmaya razıydım ben.

Poyraz gerizekalsı eline bir mikrofon almış ve mekanın tam ortasında kalan boş alanda durmuştu.

"Evet sevgili konuklar öncelikle hepinize iyi akşamlar dilerim" dedi ve yavaş yavaş etrafta gezinirken bizim masanın önünde durdu.

"Voooaaavvv son günlerin popüler çifti Asya ve Semihh napıyorsunuz çifte kumrular"dedi gevşek gevşek gülerek.

"Bana bak daha fazla zırvalama kendini de beni de rezil etme!" dedim dişlerimi sıka sıka.

Şeytan diyor al mikrofonu münasip bir yerine monte et.

"Asya sakin mi olsan biraz burda yeni sevgilinle tanışmaya çalışıyorum." Dedi ve Semih'e elini uzattı "Semihti dimi?Semih Kılıçsoy yoksa taraftarlar gibi mi diyeyim?Semih kun Agüero haa?"Dedi aşağılayıcı bir sesle "Gerçekten Agüerodan iyi olduğunu düşünüyor musun?"

"Semih demen kafi"Dedi Semih delici bakışları Poyrazdayken ve kendisine uzattığı elini sıktı.

"Agüerodan iyi olduğumu iddia etmedim hiç bir zaman ayrıca onun prime dönemindeki futbolla şimdiki futbol oldukça farklı ikisini karşılaştıramazsın"derken Poyraz'ın elindeki sıkışı giderek daha da sıklaşıyor gibiydi.

"Daha iyi değilsin yani. Ben de öyle düşünüyorum"

"İlla iyi olduğumu duymak istiyorsun anlaşılan.Fakat yanlış kişiyle dans ediyorsun yerinde olsam benimle dans etmeye kalkmazdım zira ben Arjantinli değilim ama Marodonadan daha iyi tango yaparım" Derken bakışların alev atıyor gibi duruyordu. Ayrıca Poyraz'ın elini biraz daha sıkarsa kıracağından hiç şüphem yoktu zira Poyraz bir şey demiyordu ama beti benzi atmıştı.

"Dans etmeyi sevmem ben ama Asya bayılır hele tango en sevdiğidir. Ama sen sevgilisi olduğun için zaten biliyorsundur bunu heralde"dedi meydan okurcasına gülmdüğünü düşünüyor olabilirdi ama bunun için kendini zorladığı yüzünün her zerresinden okunuyordu.

Semih şükür ki Poyraz'ın elini kırmadan bırakmaya karar vermiş olacakki Poyraz'ın elini azaat ettiğinde Poyraz tekrar ortadaki boş alana geçti.

Gözlerindeki öfke fark edilmeyecek gibi değildi. Sinirle bize bakarken mikrofona konuştu yine"O zaman oturmaya mı geldik millet hadi bakalım sahneye" Dedi samimi gibi duran ama asla öyle olmayan bir tebessümle.

Hemen peşi sıra ise devam etti konuşmaya "ama ilk dansı en taze çiftimizden alalım Asya ve Semih buyrun şöyle bir tango yapında millet çift görsün. Zaten laf aramızda Semihte tangoda çok iddialıdır öyle dimi?" Dedi bize bakarken hafifçe sırıtıyordu

Sadece psikopat bir takıntılı değil aynı zamanda malın önde gideniydi. Semih'in tango bilmediğini sanıyordu galiba.Ama Semih'in bunun seviyesine inip dans etmeyi kabul edeceğini sanmıyordum o yüzden ben de ayaklanmadım.

"Hadi ama Semih sizi bekliyoruz"Dedi Poyraz ve etrafındaki insanlara döndü

"Utandılar utandılar bir moral alkışı verelim o zaman" dedi ve başta o olmak üzere salondan alkış sesleri yükseldi.

Tam o sırada biraz evvel çarpıştığımızda çantamdaki Başkanın telefonu alan garson telefonu Başkan'a çaktırmadan tekrar ona teslim etmek adına başkanın oturduğu masaya ilerliyordu ancak tepsinin altında tuttuğu telefon ve tepsi kendisine çarpan bir kadınla yere düştü.

Tüm gözler ona dönmek üzereyken dikkat dağıtmak adına ayaklandım ve yüksek sesle konuştum "Tamam geliyoruz sus artık" yükselen sesimle dikkatleri kendi üzerimde toplamayı başarmıştım ama Semih kalkmazsa ne yapardım işte o konu hakkında hiç bir fikrim yoktu.

Bakışlarım Semih'e kaydı kendisinin ise bakışları Poyrazda kitlenmişti sanki.

Bakışları hala ondayken yavaşça ayaklandı ve yanıma gelip elimi tuttu.

Allah'ım söz ilk fırsatta sadaka dağıtacağım.

Oturduğum sandalyeden kalktım ve parmaklarımız birbirine kenetlendiğinde müzik başlarken orta alana ilerliyorduk.

"Kusura bakma ama eski sevgilini göt etmekten acayip zevk alacağım"Dedi sinirle.

Tam orta alana geldiğimizde elini,elimi içine koymam için avuç içi yukarıda kalacak şekilde havaya kaldırdı.

Elimi elinin içine bırakırken "İnan bana benim kadar zevk alamazsın"dedim bakışlarımı tekrar garsona çevirdiğimde telefonu masaya bıraktığını ve benden işaret beklediğini gördüm ve başımla ufak bir işaret verdim gidebilirsin tarzında. O mekandan uzaklaşırken biz dans etmeye başlamıştık.

Kolunu sırtıma doladı Semih dokunduğu yer alev aldı sanki cayır cayır yandım. Ama asla geri çekilmedim bu benim dokuz yıllık hayalimdi şimdi kaçacak değildim. İyice sokuldum dibine yanağımı yanağına yasladım hatta.

Müzikle birlikte orta alanda dönerken öyle bir ahenk içiresindeydik ki adeta tek bir bedene sahiptik.

Sarhoş olmuştum sanki aklım başımdan uçup gitmişti. Kendimi tamamen kollarına bıraktım.

O an her şeyi geride bıraktım. Bizi izleyen insanlar yok oldu, sesler sustu, operasyon falan filan umrumda bile değildi o an sikerlerdi. Ben de insandım be yıllar sonra ilk kez mutluydum. Harbi her şeyi sikerlerdi bana neydi lan şuan dünya yansa o ateşle sigara yakacak moddaydım. Hatta mahalle yansa oturup saç tarayan malum kişi gibiydim şuan.

Ben zaten bir hoştum ama o durmadı bedenimi havalandırdı ve döndürdü.

Ayaklarım yerle buluştu mu tekrar anlayamadım zira gözlerine bu kadar yakınken zaten ayaklarım yerden kesiliyordu.

Gider gibi adımladım bir kaç ufak adımla tam kafamı çevirdiğim yerde harbi baya büyük göt olmuş bir Poyraz görmemle kahkahayı basmak isterdim ama şuan olmazdı zira aşk ve şehvet dolu bir dans etmekle meşguldüm. Semih'in kolumdan geri çekmesiyle kendi etrafımda bir kaç tur döndüğümde aramızdaki mesafe sıfırlandı. Gözlerinde kayboldum yeniden.Her zerresini ezbere bildiğim bu gözlerde nasıl kayboluyordum akıl alır değildi ama her defasında yaşanıyordu işte.

Kokusu saniyelik ciğerlerime doldu. Not alınmalıydı bu gün çünkü bugün ciğerlerim için dini, resmi, hatta gayri resmi her şekilde bayramdı.Bu gün her yıl kutlanmalıydı. Bu gün onların hasretlerinin sona erdiği gündü.

Bu sefer Semih gider gibi döndüğünde ben kolundan çektim kendime gidemezdi. Şuan hiç bir yere gidemezdi. Bir takım şehvetli dans işlerimiz vardı. Hop biraderdi.Hiç bir yere gidemezsindi. Hatta ilmek ilmek işlenmişti yüreğime nereyedi böyleydi SÖYLEYDİ. BIRAKMAZDIMDI...

Kollarımı önümde çapraz duracak şekilde bağladığında harbi harbi aramizdaki mesafe sıfırlanmıştı zaman şuan durmalı mıydı?

HAYIR zira şuan ben manzaramdan mahrumdum o gözleri görmeliydim önce sonra durmalıydı zaman.

Yine olmadı tabi kollarımdan tutup sırtımla zemin parelel kalacak şekilde bıraktım kendimi yere. Kollarımdan tuttu işte şuandı.

TAM ZAMANIYDI.ZAMAN GERİ AKMAMALI TAM ŞUAN DURMALIYDI DUDU PERİ.

OLMADI AMA...

LANET GELEYDİ...

SİKTİRLER OLSUNDU...

SOKAK RÖPORTAJI VEREN DAYI GİBİ TEKMELER SAVURUP ÇIKASIM GELMİŞTİ ŞUAN MEKANDAN O KADAR SİNİRLİYDİM.

BU AN BİTMEMELİYDİ...

AMA BİTMİŞTİ...

Şarkı biterken Semih kollarımdan tutup kaldırdı.

Sesler,insanlar geri geldi.Salonda büyük bir alkış koparken flaşlar patladı yüzüme. Bu ışıkların flaş olmasına ise hiç hu kadar sevineceğimi düşünmezdim zira az önce aşk sarhoşuyken bu ışıkları görünce beyaz ışığa yürüdüğümü düşünmüştüm. Arkadaşlar lütfen dikkat edin şu flaşlara ömrümün en güzel anlarında kalpten gitsem hoş olur muydu yani hee? Bence olmazdı.

Poyraz bir şey demeden sinirle mekandan çıkarken arkasından parmaklarımı hafifçe oynatarak bye bye yaptım kendimce. Semihle tekrar masamıza ilerledik ve oturduk.

"Noldu lan az önce?"diye çok makul bir soru yöneltti Talha.

"Hiç bir fikrim yok ama harikaydınız" dedi Ece.

"Gerçekten yani dilim tutuldu sizi izlerken"dedi Nur.

"Söyleyecek bir şey bulamıyorum"dedi İrem.

Arda,Emir ve Mustafa alkış ve ıslık sesleriyle ufak çaplı bir kıyamet kopardılar.

Ne diyeceğimi bilemedim ne diyebilirdim ki zaten. Tebessüm ettim sadece yeterli bir cevaptı bence.

"O it kimdi?"diye sordu Salih abi

"Valla benim sorguma giren polisti Asya'nın da eski sevgilisi galiba"diye bur açıklamada bulundu Semih.

+Seni bizim evimizde bizim yatağımızda başka bir kadınla gördüm.

-ve seni aldattığımı düşündü öyle mi?

Diye savunma yapan koca yürekli Selim Arhan ve 'Eğer o kadınla beraber olurken bile seni düşünebiliyorsam bu nasıl aldatma olabilir ki?" Diye savunma yapan üstün zekalı Doktor Burak.

Şükür ki sizin gibi arsız değilim.

Evet altı yıl kadar önce yaklaşık bir hafta kadar Poyrazla sevgili olmuştuk.

Ama ben hayatımda ilk kez Semih'e aşık olmuştum lakin o beni öyle çok kırmıştı ki dağılmıştım. Yavaş yavaş kendimi toparladığım süreçte ansızın Poyrazla kesişmişti yollarımız. Öyle çok ısar etmişti ki, ben her ittiğimde tekrar geri gelmiş aylarca bir an olsun ayrılmamıştı peşimden. Ne yalan söyleyeyim hoşuma gitmişti bu ilgisi en sonunda ise belki Semih'i unutturur çektiğim acıya bir son verdirir diye teklifini kabul etmiştim.

Sonuç ise beklediğim gibi olmamıştı. Semih'i unutamamıştım.Poyaraza karşı hiç bir zaman hislerim Semih'e karşı olduğu gibi olmamıştı zaten en sonunda bir hafta dolmadan ayrılmıştık.

Ama Poyraz kelimenin tam manasıyla bildiğiniz takıntılı çıkmıştı yıllardır peşimi bırakmıyordu.Son üç yıla kadar sadece arayıp mesaj atıyordu ama son üç yıldır bildiğiniz peşimden ayrılmıyor sürekli karşıma çıkıyordu.Benin takmayı bırakalığım ise çok olmuştu o yüzden kendisinden ne Çağlaya me de Aylin'e bahsetmemiştim.

Zaten Çağla Makedonya da Aylin ise iki yıldır İstanbulda yaşıyordu. Ama bu böyle olacak gibi değildi en kısa zamanda başına alıp alabileceği en büyük belayı yani Çağla Bilgiç'i saracaktım. Onun hakkından ancak Çağla gelirdi.

"Önemli bir şey değil. Gerizekalı saplantılının teki. Yıllardır düşmedi yakamdan"dedim bıkkınlıkla. Saklamanın bir manası yoktu nasılsa yakında Aylinlerde öğrenecekti.

"Ee bir polise falan git o zaman bu ne böyle?"

"Denedim ama her seferinde şikayetim bir şekilde kayboluyor ortadan. Ben de takmayı bıraktım artık. Geliyor iki havlayıyor ağzının payını alınca da gidiyor işte takmıyorum artık"dedim hale bak Allah'ın manyağı bunu bukadar rahat söyletiyor işte

"Halledeceğim ben merak etme"Dedi Semih ve önünde duran kadehe uzandı.

Tam bu sırada kapıdan içeri Beşiktaş'ın başkanı girdi. Bizi görünce yanımıza geldi.

"İyi akşamlar çocuklar napıyorsunuz?" Diye sordu

"İyiyiz başkanım şu yemek işinin altından ne çıkacak onu bekliyoruz" dedi Cenk abi

"Siz biliyor musunuz?"diye sordu Semih

"Hayır yemeği kimin organize ettiğini az önce öğrendim açıkcası ben de altından ne çıkacağını merak ediyorum" dedi Başkan.

Merak etme Semihimm şimdi sorunun cevabını öğreneceksin zira TFF Başkanı eline bir miktofon almıştı ve konuşmaya başladı.

"Öncelikle hepiniz hoş geldiniz" dedi ama salondan bir kaç kişi hariç alkışlayan falan olmadı

"Biliyorsunuz ki iki gün önce Beşiktaş'ın stadında tatsız olaylar yaşandı. Kesinlikle gerçeklikle alakası olmayan son derece manipüle edici ve ülkenin futbol severlerini bölüp ayrıştırıcı son derece art niyetle hazırlanmış bir video skor tabelasına verildi. Hatta o gece yine Beşiktaş'ın bir futbolcusu hepimizin yetenekleri konusunda aynı fikirde olduğumuz Semih bu olaydan dolayı göz altına alındı. Daha sonra ise delil yetersizliğinden serbest bırakıldığında hepiniz gibi ben de son derece sevinmiştim"

Dediği şey sövmeden edemedim "siktir git lan yok bölücü mölücü işi gücü manipülasyon" dedim sinirle ama kısık bir sesle zira birazdan kendi ipini çekecekti zaten ve bende kendi ellerimle kurduğum dar ağacında kendi ipini çekmesini büyük bir zevkle izleyecektim.

"Ancak üzülerek söylüyorum ki dün akşam asla duymak istemeyeciğim bir ses kaydı ulaştı elime işte sizi buraya bu yüzden davet ettim. Bu ses kaydını hep birlikte dinleyelim ve bu gibi tatsız olaylar tekrar edilmesin diye "dedi ve telefonunu eline aldı bir şeylere tıkladığında bir ses kaydı başladı.

Kendi kurguladığı ses olduğunu sanıyordu çünkü gözlerindeki şeytani gülüş fark edilmeyecek gibi değildi ama hoporlörlerden yükselen robotik,hırıltılı ve oldukça ürkütücü sesle yüzündeki gülüş sağlam bir Osmanlı tokadı yiyerek yerle yeksan oldu.

Asya Korkmaz beş kişinin içinden çıkmayı başardı. KALE BOŞ ÇEKTİ SOLUNA VURDU TOP AĞLARI HAVALANDIRDI SAYIN SEYİRCİLER GOOOOOOOOOOOOLLLLLLLLL!!!

ASYA KORKMAZ FÜZE ATTI FÜZEEE!!!

ERSİNİ BİLMEM AMA BAŞKAN ÜZGÜN!!!

"O stadda verilen video herhangi bir takımla değil çürümüş bir lobiyle ölçüsü tamamen şaşmız bir adelet terazisiyle ilgiliydi."

Salonda bukunan herkes şaşkın bakışlarla etrafını süzüyordu.kimse ne olduğunu anlamamış gibiydi.

Başkanın(!) ayaklarının altındaki tabure yıkıldı, benim boynuna geçirdiğim yağlı idam urganı boynunu sıktıkça sıktı.Çaresizce kapatmaya çalıştı ses kaydını ama başaramadı. Bunlar son çırpınışların *** efendi. Az kaldı az bitereceğim seni.

"Konu Beşiktaş, fenerbahçe, galatasaray, tranzonspor yahut başka bir takım değildi konu emeği çöp olan onlarca inandı,konu dünyaya rezil olan çürümüş bir ligdi,konu bu tiyatroyu izlemeye mahkum edilen cefakar taraftarlardı"

Önümde duran kadehe uzandın ve çaresiz hallerini zevkle izlerken şaraptan bir yudum aldım.

Bu hayatımda içtiğim en iyi şarpmıydı yoksa anın mutluluğu mu bu şarabı bu kadar güzel kıldı bilemedim. Ama umursamadım da zira yıllardır çektiğim ızdırabın acısını çıkaracak acayip intikam dolu bir andaydım bu anı bozamazdım... Bozmadım da..

"Şimdi hesap vakti geldi başkan şimdi açıklama zamanı şimdi hesap verme zamanı başkan"diyen ses dahada korkutucu ve yüksek bir hale geldi.

Yerli korku filmi yapımcıları Filiple iletişeme geçmenize yardımcı olabilirim.

"ZAMAN HESAP VERME VAKTİ. HESAP VER BAŞKAN... YILLARDIR HAYALLERİNİ ÇALDIĞIN, UMUTLARINI KURSAKLARINDA BIRAKTIĞIN, PARALARINI İZLETTİĞİN SAÇMA SAPAN ŞEYLERLE GASP ETTİĞİN TARAFTARLARA HESAP VER... YILLARDIR SAÇMA KADROLARLA MAHVETTİĞİN DÜNYAYA REZİL ETTİĞİN MİLLİ TAKIMIN HESABINI VER... FORMAYA KÜSTÜRDÜĞÜN GENCECİK ÇOCUKLARIN HESABINI VER, HAKKINI SAVUNMADIĞIN MİLLİ TAKIM OYUNCULARININ HESABINI VER... DOLARLAR, EUROLAR UĞRUNA SATTIĞIN MİLLİ DEĞERLERİMİZİN HESABINI VER... ATAMIZA HAKARET EDENLERLE,BAYRAĞIMIZI AŞAĞILAYANLARLA AYNI MASADA PAZARLIK YAPMANIN HESABINI VERR BAŞKANNNNN"

Ses kaydı sonlanırken bütün kameramanlar başkana ilerlerken o hiç bir açıklama yapmadan hızla çıktı mekandan. Zaten diyebileceği bir şeyde yoktu belki kurduğum tuzaklarda siktiler beni diyebilirdi ama onu da diyemeden pancara dönen bir suratla topuklarını vura vura çıktı gitti.

Arkasında ise tamamen sessiz bir ortam kalmıştı. Kimseden ses çıkmadı ilk başta herkes amaçsızca bir birine bakarken ilk kahkahayı basan kişi Salih abi oldu. Onunla birlikte hepimiz gülmeye başladık.

"İşte buna içilir"dedi Semih büyük bir zevkle ve önünde duran kadehe uzandı.

"Ne içilmesi oğlum oynanır buna oynanır" dedi Necip abi de büyük bir zevkle.

"DJ uyuma oğlum aç bakayım ordan bir ankara havası şöyle bir oynayalım" Diye bağırdı Talha.

Talha ve Necip abi ayaklanırken onlara gırgır şamataya dünden razı olan Salih abi,Cenk abi ve Emir de katıldığında Talha masada kalan bize döndü.

"Hadi hadi daha ne otururyorsunuz bu gün oynamayacaksak ne zaman oynayacağız" Dedi ve önce İrem'e ilerleyip İrem'i kaldırdı oturduğu sandalyeden. Benim zaten canıma minnetti.

Cidden hepimiz sahneye çıkıp oynadık hemde öyle böyle değil bacaklarım ağrıyana kadar oynadım. Hatta bir ara Eceyi ayakkabıkarını çıkarıp öyle roman havası oynarken görmüştüm. Talha ise kravatı başına bağlamıştı. Bir gün daha ne kadar güzel olabilirdi ki...

💚🖤

İrem bakışları hala denizdeyken başını yanında oturan Talha'nın omzuna yasladı.

Üç yıl önceye kadar asla anlam veremezdi ama içinde bir his vardı. Garip bir his.En mutlu olduğu anlarda bile içinde hep bir tam olmayan bir şeylerin eksik olduğunu düşünürdü.

Talha hayatına girdiğinden beri ise bu his kaybolmuştu.

Burnuna Talha'nın kokusu dolarken insanı insan tamamlar diyen kişinin anlı öpülesi biri olduğuna emindi.

Hayatta karşılaşacağınız insanları seçemezdiniz belki ama seveceğiniz kişiyi bal gibi de seçebilirdiniz.

Talha'yı seçmişti o da. Talha ise bir an olsun pişman etmemişti. Ara ara tartışır kavga ederlerdi belki ama gece uymudan önce son konuştukları yine birbirleri olurdu.

Sevgi,Aşk karışık bir duygu değildi aslında onu karmakarışık kılan insanlardı.

Zaman kıymetliydi ve mutlaka değeri bilinmeliydi.

Onlarsa zamanın kıymetini biliyorlardı. Anı yaşıyor bunu yaparken birbirleri haricindeki her şeyi siliyorlardı.

Yine tam olarak öyle bir andı. Gecenin karanlığı üzerlerini örtmüşken bu sahil kenarında onlardan başka kimse yoktu. Varsa bile onlar için yoktu.

Onlar kendi kücük dünyalarında kendi alemlerinde takılıyorlardı.

İrem'in yüzündeki huzurlu tebessüm dahada genişlerken içtiği son kadehi biraz fazla kaçırdığının farkına hafif dönen başıyla vardı ama aldırış etmedi.

"Talha"

"Hmm?"

"Semih sence niye sevgilisi olduğunu söylemedi bize?"

Talha hafifçe omuz çekti.

"Bilmem"

Bakışlarını denizden koparıp Talha'nın gözlerine odaklamaya çalıştı. Bu noktadan biraz zorlanıyordu ama neyseki Talha bakışlarını üzerinde hissedince kendisine döndüğünde işi kolaylaşmıştı.

"Asya iyi kız,tatlı kız ama Semih acaba biz onu biraz salalım diye numara yapıyor olmasın"

"Sanmam"dedi Talha yüzüne hafif bir tebessüm yayılırken "Semih Asya'ya bir başka bakıyor,böyle bir güzel bakıyor. Belli seviyor."Bu noktada elini İrem'in yanağına yerleştirip hafif hafif okşadı "Aklındaki soruları ben de merak ediyorum ama şuan dedektiflik yapmanın sırası değil sevgilim. Semih yıllardır ilk kez böyle bırakalım hayat kendi halinde aksın. Mutlu olacaklar eminim bak göreceksin"

"Olsunlar valla. Yoksa Semih biraz daha ortalıkta patlamaya hazır bomba gibi gezerse ondan önce ben patlayacağım"hafifçe gülerek kurduğu bu cümleden sonra Talha da gülmüştü.

Talha saçlarının arasına minik bir öpücük bıraktığında kıkırdadı hafifçe.

"O değilde asıl helal olsun Semih'e"

"Olsun olsun kardeşime de niye?"

"Ne demek niye? İlk günden nasıl hiç utanıp sıkılmadan kaldırdı Asya'yı dansa hemde o kadar kişinin içinde valla helal olsun. Biz de anca elli kişinin katıldığı halay sırasında serçe parmak kenetleyelim bir birine"

İrem'in bu tatlı isyanına Talha ufak bir kahkaha ile karşılık verdi.

"Sen biraz"derken İrem'in burnunu işaret ve orta parmağının arasına alıp hafifçe tutup bırakmış sonra da devam etmişti "Asya'yı kıskanıyor olabilir misin acaba?"

"Yooo niye kıskanayım ama hani insanın sevgilisyle yaptığı tek dansın halay olması da hoş değil yani."

"Aşk olsun İremciğim erik dalı da oynadık ya karşılıklı"

İrem aldığı bu cevaptan sonra hiddetle ayağa kalktı. "Salaksın Talha. Aynen halay romantik değil ama erik baya romantik haklısın"

"Allah Allah kolları kaldırıp indirirken hiç romantizm derdinde değildiniz ama İrem Hanım"dedi gülme isteğini dudaklarını birbirine bastırarak engellemeye çalışırken.

İrem tip bir bakış atıp başka bir şey demeden bir iki adım atmaya meyletmişti ki Talha bileğinden son anda yakalayıp kendine çekince kendini birden önünde bulduğu bedenle afalladı.

"Nefesim bir dur ya cellaleniyorsun hemen." Dedi Talha kollarını İrem'in etrafına sararken.

İrem ciğerlerine dolan kokuyla biranlık afallamasının geçmesi için başını sallayarak kendine gelmeye çalıştı ama bir hayli zordu.

"Sinirlendirme o zaman ben ne diyorum sen ne diyorsun?"

"Tamam tamam."Dedi Talha uysal uysal "Bak bırakıyorum seni ama hemen kaçıp gitmek yok tamam mı?"

"Talha kuş muyum ben sen bırakınca kaçayım"diye İrem söylenirken Talha cebinden telefonunu çıkartı ve İrem'in ne yaptığını çözmeye çalışan bakışları üzerinde gezinirken ceketini çıkarttı ve telefonun ekranına sonkez tıkladıktan sonra ceketiyle birlikte yere bıraktı.

İrem'in yüzüne hafif bir tebessüm yayılırken telefondan hafif bir şarkı yükselmeye başlamıştı.

Talha elinin birinin tersini sırtına atıp boşta kalan elini İrem'e uzattırken hafifçe eğildi.

"Hanımefendi bu dansı bana lütfeder misiniz?"

İrem'in yüzündeki tebessüm derinleşirken kendisine uzatılan elin içine kendi elini bıraktı "Memnuniyetle beyfendi"

Talha doğrulup boşta kalan elini İrem'in bel oyuğuna doladığında Figen Genç şarkıya girmişti.

Değdi saçlarıma bahar küleği

Nazende sevdiğim yâdıma düştü

Her erin bahtına bir güzel düşer

Sen de tek menim yâdıma düştün

Nazende sevdiğim, yâdıma düştün

Sen de tek menim yâdıma düştün

Nazende sevdiğim, yâdıma düştün

Müziğin ritmiyle ikisi de hafif hafif sallanırken Figen Genç şarkısına devam ediyordu.

Sensiz dağ döşüne çıktım bu seher

Öttü kumru kibi gülşen laleler

"Bes niye yalgızsın?" sordular eller

Böyledir, üzgünüm, yâdıma düştün

Nazende sevdiğim, yâdıma düştün

Böyledir, üzgünüm, yâdıma düştün

Nazende sevdiğim, yâdıma düştün

Hafif esen bir meltem İrem'in ufak bir tutam saçını önüne dökünce Talha elinin birini İrem'in belinden çekip önüne dökülen tutamı yavaşça kulağının arkasına kıstırırken ikisinin bakışları da birbirlerinin yüzünde dolaşıyordu.

"Kusura bakma artık Nefesim ben öyle tangodan falan anlamam bunla idare edeceksin. Ama halay çekelim dersen kralını çekerim"Dedi kocaman bir tebessümle.

Elini tekrar İrem'in beline dolarken İrem'in yüzüne de kocaman bir gülümseme yayılmıştı.

"Talha bir şey demiyorum ben sana artık valla. Hala halay diyorsun pes yani pes"

Talha bir şey demeden gülerken İrem de içindeki gülme isteğine engel olamayarak ona uyup güldü.

Onlar kendi dünyalarında Figen Genç'in sesi eşliğinde usul usul salınırken mekanın çatı katında Asya da kendi dünyasındaydı.

Bakışları sahil kenarında dans eden ikilideyken yüzüne yayılan buruk tebessüm kısa bir an sonra silindi.

Düz bir ifadeyle bakışlarını gökyüzüne çevirdiğinde genzinin sızladığını hissetti.

Bu sızıyı dindirmenin tek yolunu ise dibine geldiği şarap şişesinde buldu.

Şişeyı kavrayıp dudaklarına götürdü. Dudaklarına değen soğuk cam yüzey ürpermesine neden olsa da aldırmadan şişenin dibinde kalan ne varsa içti.

Boğazından yavaş yavaş süzülen sıvı genzini yaksa da içindeki hisleri bastırmaya yetmiyordu.

Çok bir beklentisi yoktu hayattan. Semih olsa yanında yeterdi ona ama olmuyordu. Olmayacaktı. Farkındaydı. Semih onu sevmeyecekti. Bu kabullenmişlikle diğer şişeye uzanmak istedi.

Yavaş ve sallanan adımlarla öteki şişeyi almak için ilerledi ve şişeyi almak için duvara biraz daha yaklaşıp hafifçe öne eğildiğinde dönen başıyla ayaklarının altından zeminin çekildiğini hissetti.

Tutunma ihtiyacıyla önünde durduğu göğüs hizasına kadar gelen yarım duvara tutunmaya gayret etti ama duvarda kayıp gidiyordu sanki.

Her an yere yığılacağının farkındaydı elleri duvarın üzerini kaplayan mermer zeminden sıyrılırken kendini düşmeye çoktan hazırlamıştı. Karşı koymadı.

Asya Korkmazdı o feleğin okkalı şamarlarını yiye yiye büyümüştü. En iyi bildiği şey ise buydu: Düşmek.Karşı koymaya yeltenmemişti yeltenememeişti çünkü ilk silleyi yediğinde daha 5 yaşındaydı. Babasını kaybettiğinde henüz daha 5 yaşında bir çocuktu ilk darbeydi bu feleğin ona vurduğu ama en ağırıydı.Onun ise nerden geldiğini anlayamadığı bu darbeye karşı koymaya gücü yoktu.

O daha yerden kalkmayı öğrenemeden ise felek onu ordan oraya savurmuştu.

Fırtına ortasında kalmış kuru bir ağaç yaprağı gibi ordan oraya savrulurken çok kırılmıştı. Kalkmayı öğrenemeden ne zaman bunun için çabalamak istese hep yeni bir darbe yemiş bir türlü kalkamamıştı. En son denediği zaman lisedeydi. Sevmeyi denemişti. Çünkü sevgi iyileştirirdi en azından kitaplarda öyle diyordu. Semih'in okuduğu kitaplarda.

Oysa onun düştüğü yerden kalkabileceğine olan o minicik umudunu kırıp atan,hayatındaki en büyük darbelerden birini vuran o sevgiydi. Sevgi her zaman iyilestirmezdi belki de bilemedi.

Bazı acılar ne yapsan kapanmazdı belki de onu da bilemedi.

Güçlü dururdu o dışardan,sert,aksi,inat, dilinin kemiği yokmuş gibiydi mesela ama içine bakan görürdü yerde dizleri param parça olmuş kanyan o kız çocuğunu. Çoğu görmezdi lakin. Göstermezdi kimseye çünkü öyle güçsüzdü ki artık bir darbe daha almaya cesareti yoktu.

Yalnızdı o. Alışmıştı öyle olmaya. Yalnızsa düşman da yoktu ortalıkta, onu kıracak,üzecek kimsede yoktu. Güzel değildi yalnızlık ama güvenliydi en azından.

Bedenini bir kaç saniye içinde yerde bulacağının bilincindeyken beklediği gibi olmadı. Kollarını arkasından gelen güçlü ellerin sardığını hissetti. Burda, bu çatı katında biri daha vardı. Yalnız değildi. Düşmesine seyirci kalmamış, düşerken bir çelme daha takmamıştı bu kişi.

Kimdi peki bu gece karanlığında onu bulan kişi?

Sorusunun cevabını almak için kafasını sağ tarafından hafif geri çevirmesiyle yanındaki kişinin ilk önce kokusuyla çarpıştı. Sert bir erkek kokusuydu bu. Semih'in parfümüydü. Yolda arabadayken ciğerlerine doldurduğu depolamak için elinden gelini yaptığı kokuydu. Bakışlarını biraz daha yüzüne çıkardığında ise önce keskin elmacık kemikleriyle sonra da gecenin karanlığı delecek bir parlaklığı olan zümrüt yeşili gözlerle karşılaştı.

Hiç acele etmeden yavaş yavaş nefes alıp verirken yüzünün her zerresini inceledi.Bu kokuyu ciğerlerine doldurmayı ise asla ihmal etmedi.

"Kafayı mı yedin sen Allah aşkına bu kaadr içilir mi?" Diye çıkşan Semih kollarını Asyanın bedeninden çözüp yönünü hafifçe kendine döndürdü.

Asya bir tepki vermeden alttan alttan suratına bakmaya devam ederken elinin birini omzundan çekip hafifçe eğildi göz göze gelebilmek için ve çektiği elini bir kaç kez şıklattı Asya'nın gözünün önünde.

Asya'nın boş bakışları yüzünde dolanırken yılmış bir nefes verdi.

"Ohooo çoktan kafa uçmuş senin"

Asya hala bir tepki vermiyordu. Aslında çok şey varfı demek istediği ama kelimeler öyle ağır düşünceleri öyle karmaşıktı ki hepsi düğün olup kaldılar içinde.

Semih Asya'nın dengede tutmakta bile zorlandığı başı sağa sola düşüp dururken yürüyemeceğine heleki merdivenlerden asla inemeyeceğine kanaat getirdiğinde kollarından birini beline sarıp ötekini bacaklarının altından geçirip Asya'yı tek hamlede zorlanmadan kucakladı.

Kaç kiloydu bu kız Allah aşkına? Pazardan mandalina alsa taşıması daha zor olurdu.Kollarının arasında ufacık bir kuş yavrusu gibi kalan kadına bakarken gayriihtiyari içli bir nefes vermeden edememişti.

Kafasından geçen düşünceleri dağıtıp geriye döndüğünde Asya'nın dudaklarının arasından mırıltı gibi çıkan kelimerle duraksadı.

"Neeredyegg giidiyoiruz"

Başı hala kendi aleminde sağa sola savrulurken kelimelerin kayık çıkmasına şaşırmasa da söylenmeden edemedi.

"İçtiğin şişelerin dibine!"

Asya hafif bir sarhoş kıkırtısıyla "Oluuurrgg" dediğinde ise Semih sabır sınavı verip vermediğini düşünüyordu.

Sakinleşmek adına derin bir nefes verdiğinde verdiği nefesi Asya'nın yüzüne vurunca gülmeden duramamıştı Asya.

"Evine götüreceğim tabiki"

Asya'nın gülen ifadesi dağılıp yerine kaşları çatıldığında "Olmaz" dedi en net şekilde.

"Niye?"diye oldukça makul bir cevap aldığında ise hiçte makul olmayan bir cevap aldı. "Eveees gideeerseggm kaaatiiil oluruuum"

Semih makul sorularına devam ederken "Sebep" diye sorduğunda ise Asyadan Semih için makul olmayan cevaplar gelmeye devam ediyordu "Sabaahhh ooo gerrrrzeeek Barıış geleeceek yaa"

Semih kolları dolu olduğu için ellerini semaya açamasada başını kaldırmadan edememiş ardındansa yumurtaya can veren rabbinden bol miktarda sabır rica etmişti aksi taktirde bu gece işi zor gibiydi.

"Nereye götüreyim o zaman"

"Seeeniin eviğinee"

"Benim evim yok"

"Neee demeek beğnim eviğmm yoooğk?"

"Benim evim yok demek, benim evim yok demek"

"Seniiiign eviğğnnn yoğk?"

"Benim evim yok" dedi Semih tane tane.

"Seniign eviiğn yooğgk"

"Benim evim yok"

"Araaabağğ nergdegg?"

"Ne?"

"Oogg başka şeydii pardoğğn ben karıştırdığm"

Semih sabrının sonuna yaklaşırken dişlerini alt dudağına geçirmeden edemedi "Ya sabır ya selamet"

"Yaağğ bağna negğ beğn eve gitğmeğmm beniğ indir oğzağmağn"

"Asya yavrum saçmalama ne yapayım seni bitki örtüsü erkek olan Nevzat Demire mi sokayım gece gece! Bir Nevzat Demir'in güvenliği Sait abi kaldı zaten kaçmadığımız bir de ondan kaçalım anasını satayım!!?"

Semih sabrının sonunu ekmekle sünnetlemekle meşgulken Asya "Semih" dediğinde ona döndü.

"Efendim" dedi sakin tutmaya çalıştığı sesiyle.

"İndiirrğ beğnii bu ayyakkabılaar ayağımı sıkttığğ çığkaracağmm"derken sarkan dudağıyla kaşı da hafifçe çatılmıştı.

Semih attığı bir kaç büyük adımla bir sandalyenin önünde durduğunda Asya'yı yavaşça o sandalyeye bıraktı.

Asya oldukça yorgun bir şekilde kollarını iki yanına bıraktığında ayakkabıları bu kafayla çıkarmasının mümkün olmadığını anladı Semih.

Asya yorgunlukla gözlerini yumduğunda Semih yavaşça önünde diz çöküp ayak bileklerinden birine uzandı.

Bacaklarına doğru dolanan ipin ucunu açmaya çalıştı ama ipler öyle ince ve kaygandıki bu iş için iri yapılı olan parmaklarının arasından ipler kayıp gidiyorlardı.

Asya huzursuzca olduğu yerde kıpırdanırken ipleri hafifçe gevsettiğinde bacaklarına kadar iplerin bıraktıği izi farketti.

"Bu ne anasını satayım! Bu şey ayakkabı değil ki bu bildiğin çin işkencesi aleti. Bunun içinde sabahtan beri nasıl durdun sen?"

Asya anlamsız mırıltılar çıkarırken o sonunda ipleri açmayı başarmıştı. Ama açtıktan sonra ipleri çekiştirdiği için düğümlenen iplerle kısaca bakıştı.

Bunun ne sikko bir şey olduğunu düşündü kısa bir an. Bu şey cidden bir ayakkabı olamazdı onun için. Bu şey olsa olsa insanı yavaş yavaş delirten bir alet olmalıydı. Dış mihraklar bu sefer büyük oyun oynuyorlardı.

"Bu şeyi koparıp atsak olmaz mı? Hem ipsiz bacağını kangren etme ihtimalini de sıfırlamış oluruz ne dersin?"diye kendince oldukça makul bir seçenek sundu.

"Sakığn. Oğnu bana ayağklı Barbieğm aldığğ koparırsağğnn senii onuğnn elinden ben bileğ kurtarağmam"

Ayaklı mı Barbie? Diye sorsa çok mu abes olurdu bilemiyordu.

"Lan Barbie'nin ayaksızı mı var?"diue sordu şok içinde.

"Yaa öyleğ değil lakap."

Böyle biraz daha akla yatkın bir hale gelsede iplerle cebelleşmesi hala sona ermiyordu.

Uzun bir uğraşın ardından sonunda zafere ulaşmıştı.

Ayakkabıyı çıkarıp usulca kenarı bırakırken ikincisinde ne yapacağına daha hakim olduğu için bu sefer diğerine kıyasla işini daha kolay halledebilmişti.

Sonunda yerden doğrulduğunda belinin hafifçe sızladığını hissetti.

Bu şey kesinlikle bir ayakkabı olamazdı. Bu şey tam olarak bir zaman hırsızıydı ve fiziki olarak yarım saatini ruhsal olaraksa berdeyse bir yılını çalmıştı. Dış mihraklar harbi büyük oynuyordu.

"Semih seeğn giğtt beğn bugrdaağ kağlacağım"diye varla yok arası mırıldanan Asya'nın sesiyle sıkıntılı bir nefes verdi.

"Cidden bu kadar inat olmak yormuyor mu ya seni?"

"Cık"

"Fesuphanallahh"

Diye söylenirken elini cebine attı ve aynı saniyelerde telefonunu cebinden çıkartıp Talha'yı aradı.

Telefon uzun uzun çalıp kapanırken üst üste iki kez daha aradı. Sonunda telefon açıldığında.

"Ne var kardeşim zır zır arayıp duruyorsun?" Diyen Talha'nın sesi doldu kulaklarına.

"Talha burdan tesislere geçsene sen. Ev bu gece bana lazım"

"Eyvallah kardeşim"diyen Talha'nın düz sesi onu uzun zamandır tanıyan Semih için pekte düz değildi buram buram ima dolu bir gülümseme kokuyordu ama aldırmadı.

"Sağol." Dediğinde Talha görebilecekmiş gibi bir eyvallah baş isareti de yapmıştı. "Kapatmam lazım şimdi sabah tesiste görüşürüz"

"Tamamdır kardeşim."derken Talha'nın sesindeki ima yerli yerindeydi.

Semih hala aldırmazken telefonu kapatıp cebine attı.

Az önce kenara bıraktığı ayakkabıları tek eline alırken Asya'ya seslendi "Asya kalk hadi"

"Eveğ giğtmek isteğmiyoğrum dediğm yaa"diye mızmızlanandı Asya.

"Tamam başka bir yere götüreceğim. Ama şimdi kalkman lazım hadi güzelim"

Asya kulaklarına dolan son sesle gardını anında indirirken başını sallayıp usulca "Tamağmm" deyip ayaklandı. Başı biraz daha az dönsede hala dengede durmakta bir hayli zorlanıyordu.

Semih topkluları da çıktığı için boyu biraz daha kısalan kadına doğru hafiça eğildi "Kollarını dola boynuma ama sıkı tut tamam mı gece gece sakatlık çıkmasın" dediğinde Asya kulaklarına dolan sesi düşünce süzgecinden geçirmeyi az önce bırakmıştı. Zaten sorgulayamayacak kadar da yorgun ve sarhoştu.

Kollarını sıkı sıkı kendisine doğru eğilen Semih'in boynuna doladığında Semih ayakkabıları tutmadığı kolunu bacaklarının altından geçirip zorlanmadan kaldırdı.

Asya'ya rüzgarlı havalarda kesinlikle bayan Peregrienin tuhaf çocuklarındaki

uçan kızın giydiği demir ayakkabılardan giydirmeyi zihninin bir köşesine not almalıydı yoksa Asya'nın rüzgardan uçup gitmesi işten bile değildi.

Asansörün önüne geldiklerinde asansörün tiz sesiyle Asya başını dayadığı Semih'in omzundan ayırdığında kısa bir an ne olduğunu çözmeye çalıştı.

"Asağnsöğrr olmağzz Semih. Baksağnaa heryerğğ nasılğ sağllanıyoğrr düşeriizz"Derken iyice kayan bakışlarını Semih'in yüzünde netlemeye çalışıyordu.

"Ona da peki" dedi Semih ve el mahkum

merdivenlere yöneldi.

Merdivenlerden inerken. Asya'nın tutuşu bir an gevşer gibi olduğunda "Asya" dedi Semih telaşla "Sıkı tutun düşeceksin"

Ne vardı yani şu ayakkabı demeye bin şahit gerektiren zaman hırsızlarını bıraksalarda güzel güzel güvenli inselerdi. Asya düşmezdi belii zira Semih sıkı sıkı tutuyordu ama Asya'nın boynuna dolalı olan kolları azıcık gevşediğinde içini bir korku kaplıyordu.

"Uykuğm vaağr"

"İçersen o kadar olur tabi. Şimdiye kadar sızmaman bile mucize zaten"

"Bağırıp durmağ beeğ! Başığm çatlıyoğr zateğn"

"Bağırmıyorum zaten" dedi Semih oldukça sakin bir sesle.

Asya ise çok farklı dalgaladaydı.

"O zamağn bağna şarkığ söyleğ"

"Neden?"

"Cağnım öyleğ iştiyoğr bağk valla söylemezsen bırağkırığm boynunuğ ikimiğzde düşeriğz"

Sarhoş diye,Semih kıyamıyor diyd her dediğini yaptırması hoş muydu yani?

Semih için hiçte değildi ama Asya'nın hafif gevşeyen kollarıyla dudaklarından ondan bağımsız dökülen melodilere hakim olamadı.

"Fikrimin ince gülü

Kalbimin şen bülbülü

O gün ki gördüm seni

Yaktın ah yaktın beni"

Asya'nın tutuşu sıkılaşırken son kata iniyorlardı.

"Devağm etseğnee yaağğ" Asya'nın çatık kaşları ve koyu kahve gözleri zümrütleriyle kesince derin bir nefes verip devam etti.

"Gördüğüm günden beri

Olmuşum inan deli

O gün ki gördüm seni

Yaktın ah yaktın beni

Ateşli dudakların

Gamzeli yanakların

O gün ki gördüm seni

Yaktın ah yaktın beni"

Asya başını omzuna gömerken son kata gelmişlerdi. "Oldu mu?" Diye söylenmeden edemedi yinede.

"Hıhığmm" diye mırıldanan Asya başının yavaşça olduğu yere sürtmüştü.

Derin bir nefes verme isteğine son anda dizgin vuran Semih dertli başını hangi duvarlara vuracağını düşündü kısa bir süre.

Semih kucağında sızmak üzere olan Asyayla mekanın ön girişinde hâlâ gazetecilerin olduğunu tahmin ettiğinden arka kapıdan çıkıp arabayı park ettiği yere ilerledi.

Arabanın yanına geldiğinde ayakkabıları dikkatlice kaputun üzerine bırakıp cebinden araba anahtarını çıkardı ve kapının kilidini açtı. Tam kapıyı açmak için elini kapı koluna atmıştı ki kulaklarına dolan sesle durdu.

"Semih abi"

Duyduğu sesle usulca arkasına döndüğünde koyu kahve saçları ve masmavi gözleriyle kendisine bakan yumuşak çehreli genç bir çocuk görmeyi beklemiyordu.

Çocuk elinde tuttuğu ses kayıt cihazını sallayarak tatlıca tebessüm ederken "Şey ufacık bir röportaj yapabilir miyiz?"diye sordu çekinerek.

Semih,kollarının tutuşu tamamen gevşeyen Asyayla sızdığını anladığında boşta kalan elini sırtına dolayıp iki Asya'yı iki koluyla daha güvenli hir şskilde kucaklarken durumu oldukça net özetledi "Kardeşim şuan mı?"

Çocuğun tatlı tebessümü solarken bakışları Semihle kucağındaki Asya arasında gidip geldi.

"Hiç mi yapamayız? Bu benim son çıkış kapım da ondan ısrar ediyorum. Yoksa kovulacağım"dedi az öncekinden daha kısık ve çekingen bir sesle.

Semih sıkkın bir nefes verdi.

"Şuan gerçekten müsait değilim."

Çocuk el mecbur "Peki teşekkür ederim yinede" deyip buğulu gözleriyle arkasına döndüğünde.

"Ama şöyle yapalım" diyen Semih'in sesiyle olduğu yerde durdu. "Yarın öğlen birde tesise gel orda yaparız röportajını. Hem antrenmandan video alman için hocayla da konuşurum. Öyle herkese izin vermezler normalde ama ben senin için ayarlarım. Senin röportaj da baya ilgi görür o yüzden. Ne dersin?"

Dediğinde çocuk öyle bir hışımla geri dönmüştü ki. Gözlerinin en içine kadar işleyen tebessüm fark edilmeyecek gibi değildi. Asya olmasa Semihin boynuna atlayacağı kesindi ama yapamadı.

"Ne diyeyim abi? ALLAHHH DERİM ALLLAH"Coşkuyla yükseldiğinde yükselişlerini bölen Semih oldu "LAN SUS! Milleti toplayacaksın başımıza.Gazeteci olmanın ilk kuralı ağzını sıkı tutmaktır oğlum. Ağzını sıkı tutamazsan senin haberini senden önce yaparlar. O yüzden kapa çeneni!"diye hafifçe yükseldiğinde çocuğun yüzündeki tebessüm silinmemiş üstüne daha da genişlemişti.

Semih başka bir şey demeden arabanın kapısını açtı ve Asya'yı dikkatle ön koltuğa yerlestirip kemerini taktıktan sonra ayakkabılarını önündeki boşluğa bıraktı.

Kendisi de şoför koltuğuna geçtiğinde arabayı çalıştırdı ve arabayı yavaşça hareket ettirdiğinde az önce durduğu yerden hala ayrılmayan çocuğun tam yanından geçecekken durdu ve camını indirip çocuğa döndü.

"Napıyorsun?"diye oldukça makul bir soru sordu.

"Senin gitmeni bekliyorum abi"

"Niye?"

Çocuk bilmem manasında omuzlarını çekip "N'apiyim gideyim mi?"diye sorduğunda Semih boş boş baktı suratına "Bana ne oğlum benden mi izin alıyorun? Git nereye gidiyorsan."

"Son bir şey sorsam" dedi çocuk tatlı ama utangaç bir tebessümle parmağıyla gerçekten bir yaparak.

Semih sabrının dibin dibini sıyırırken sakin bir sesle "Tabi" dedi.

"Burdan otobüs geçer mi?"

Semih yılmış bir nefes verirken bakışları bir anlık Asya'ya kaymıştı.

"İçimden bir ses başıma büyük bela aldığımı söylüyor ama neyse..." Diye sessizce söylenip çocuğa döndü "Atla uygun bir yerde bırakırım seni de"

"Harbi mi!?"

"Oğlum mal mısın sen? Biniyorsan bin hadi işim gücüm var."

"Sen davet edersin de ben gelmemezlik yapar mıyım be abim! Geliyorum hemen. Hem yolda bir iki soru da sorarım"Heyecanla arka arkaya sıraladığı cümleler Semih'in uyarı dolu sesiyle yarım kaldı.

"Sakın. Geleceksen sessiz olacaksın. Ne soracaksan yarın sor"

"Tamam abim sen nasıl diyorsan öyle olsun"

Şuan kendini neden Caner Erkin gibi hissediyordu ki? Tamam bu gece o da biraz gergindi ama Corona zamanı samandıraya gidip kendisiyle fotoğraf çekilmek isteyen taraftara Coronoysan amına koyarım deyip çocuğa hayatının şokunu yaşatan ya da Münih deplasman mağlubiyetinden sonra fotoğraf çckilmek için takım otobüsünün yanına gidip abi bir fotoğraf çekilebilirimiyiz taa İstanbuldan geldik diyen başka bir taraftara biz de İstanbuldan geldik kardeşim marifet mi diyen Caner Erkin kadar da gergin olamazdı heralde.

Olabilir miydi yoksa?

Çocuk zerre bozulmayarak yüzünde kocaman bir tebbesümle arka koltuğa bindiğinde Semih arabayı hareket ettirdi ve yol öylece akıp gitti.

Gazeteci çocuk ilerde bir taksi durağı gördüğünde "Abi sağol ben şu ikerdeki taksi durağında ineyim" dediğinde Semih arabayı yavaşlattı ve taksi durağının önünde durdurdu.

Çocuk tam inip gidecekken "Nereye?" Dediğinde çocuk afallayarak tekrar koltuğa çöktü.

"Nasıl yani abi?"diye sordu şaşkınlıkla

Semih ellerinin arasına telefonu tutuşturduğunda ise şaşkınlığı katlanıyordu.

"Oğlum ne bakıyorsun boş boş girsene numaranı. Yarın kapıya gelince ara orda buluşuruz"

Çocuğun yüzünde aydınlanmış bir tebessüm belirdiğinde beklemeden numarasını girip kendi telefonunu çaldırdı ve minnet dolu kocaman bir tebessüm eşliğinde teşekkür edip indi arabadan.

Semih tekrar arabayı çalıştırdığında kafasına dolul taşan düşünceler öyle yoğundu ki Talhaların evine nasıl geldiklerini bile anlayamamıştı.

Evin bahçesine girdikten sonra arabayı durdurdu ve hızla arabdan inip evin çelik kapısına ilerledi.

Kapının yanında sıralı duran saksılardan ilk baştakini kaldırdı.

"Emirhan anahtar hala burdardır inşallah" derken elini saksının altına soktuğunda parmaklarının ucuna değen metal yüzeyle Emirhan'ı ilk gördüğü yerde anlından öpebilirdi.

"Afferin lan Emo kıryılın başı hir işe yaradın" dedi hafif bir tebessümle ve anahtarla kapıyı açıp tekrar geri arabaya döndü.

Asya'nın kemerini açıp yine zerre zorlanmadan tek hamlede kucakladı ve eve geri döndüler.

Asya'yı evin üst katındaki misafir odasına bırakacağı için. Ayakkabılarını çıkarıp direkt merdivenlere yöneldi.

Misafir odasının önüne geldiklerinde yavaşça kapıyı araladı ve sakin adımlarla odanın ortasında duran yatağa ilerleyip Asya'yı yavaşça yatağa bıraktı.

Aynı sakin adımlarla yatağın ucunda duran yorgana uzandı ve yorganı yavaş yavaş üzerne çekip güzelce örttü Asya'nın üstünü.

Asya'nın dağınık saçlarından bir kaç tutam yüzüne döküldüğü için uyku sersemi bir ifadeyle yüzünü buruşturduğunu farkettiğinde yavaşça o tutamları kulağın arkasına doğru itelerken Asya'nın dudaklarından dökülen içli bir nefes kendi dudaklarını sıyırıp geçmişti. Ok gibi kirpikler kalbind acımasızca batarken yavaşça geri çekilmeye meylettiğinde Asya'nın eli bileğini kavradığında durdu.

"Semih"son hecesi hafifçe uzun ve uykulu mahmur bir sesle mırıltı gibi dökülen adıyla olduğu yere çakılıp kaldı.

Semih Kılıçsoydu o. Mücadele, hırs,azim,kan,ter,yaş gözü(!) hepsinin ne olduğunu dibine kadar bilirdi. Futbol oynamayı sokakta düşe kalka öğrenmiş şuan bukunduğu konuma gelmek için dizleri parçalana parçalana koşmuştu,durmamış,dinlenmemiş,pes etmemişti. En iyi bildiği iki şey vardı bu hayatta biri futbol öbürü sevda. Futbol oynarken ciğerinde kalan son oksijen kırıntılarını bile değerlendirip kilometrelerce koşan Semih Kılıçsoy şimdi bir adım dahi atamıyordu.

Hayat gerçekten garipti. Kaderse bir hayli cilveli.Aşktan nefrette doğururdu,nefretten aşkta. Bu hayatta fazla olan hiç bir seye yer yoktu. Fazla büyük sözler gibi...



(TFF Başkanı delirirken Asyayla Semih'in aldığı minimum keyif temsili andjajnasjnsjdndj)



(Asya ve Semih temsili)

Kitabın nasıl gittiğiyle ilgili görüşlerinizi çok merak ediyorum lütfen yorum atmayı unutmayınnnn💞💞💞💞💞💞

Ben 11. Bölûme kacarotttiiii ;)

💚E🖤N🤘🏻D

Bölüm sonu

13 yorum