Gökçen üstündeki tişörtü çıkartınca Mir telaşla camlara baktı. Onun bu telaşını anlayan Gökçen tebessüm etti. Çenesinden tutarak Mir’in başını kaldırdı ve bakışlarını buluşturdu.
“Merak etme camlar filmli”
Bunu duyan Mir rahat bir nefes aldı ve arzu dolu bakışlarını sadece siyah dantelli sütyeniyle kalan Gökçen’de gezdirdi. Ela gözleri git gide koyulaşırken onun gözlerinde ki arzu Gökçen’i ıslatmaya yetmişti.
Gökçen daha fazla dayanamayarak ellerini Mir’in gömleğine attı ve hızla düğmeleri açmaya başladı.
Onlar birbirlerinin teninde nefeslenirken hayatın onlar için çok farklı planları vardı.
Onların bulunduğu arabayı uzaktan izleyen adam o sırada zaferle sırıtıyordu. Sonunda Gökçen’in bir zaafını bulduğunu düşünüyordu. Halbuki bilmiyordu...
Kiminin zaafı aynı zamanda gücü olurdu.
&&&
Güneşin ilk ışıkları arabanın camlarından içeriye süzülürken Gökçen gözlerini kırpıştırarak açtı. Başı çıplak bir göğse yaslıydı. Gözlerini hala uyuyan çıplak adamda gezdirdi.
Cidden yakışıklı bir adamdı Mir. Elini uzattı ve parmak uçlarıyla Mir’in alnına düşen saç tutamlarını geriye doğru taradı. Ardından parmak uçlarını yüz hatlarında gezdirmeye başladı.
Mir ise yüzünde hissettiği dokunuşlarla çoktan uyanmıştı. Kadının ne yapacağını merak ettiği için uyandığını belli etmemeye çalışıyordu. Gökçen parmaklarının adamın dolgun dudaklarını bulmasıyla kırmızı ve dolgun dudaklara daha fazla dayanamayarak dudaklarını adamın dudaklarına yasladı.
Mir hissettiği dudaklarla kendini tutamayarak anında karşılık verdi. Gökçen adamın dayanamayarak uyanık olduğunu belli etmesiyle öpüşürken tebessüm etti. Beline dolanan kolla kendini adamın kucağında buldu.
Sonunda ayrıldıklarında Mir konuştu.
“Korunmadık?”
Gökçen hiç beklemeden cevap verdi.
“Eczaneden hap alırım”
İkiside birbirinden uzaklaştı ve arabanın içinde dağılan kıyafetleri toparlayıp giyinmeye başladı. Mir kendini tutamayıp konuştu.
“Tekrar görüşebilecek miyiz?”
“Sanmıyorum”
Mir’in canı sıkıldı bu cevaba. Yinede belli etmemeye çalıştı.
İkiside giyindiğinde arabadan çıktılar. Gökçen kapıyı açıp sürücü koltuğuna oturacaktı ki duraksayıp Mir’e döndü.
“Gideceğin yere bırakabilirim?”
Mir başını salladı.
“Eyvallah arabam burda”
Gökçen başını eğerek onayladı ve arabasına binerek oradan uzaklaştı. Mir bir süre arkasından baktı. Ardından kendini toparlayarak arkasını döndü ve kendi arabasına ilerledi.
Bir yandan ise kafası düşüncelerle doluydu. Arkadaşı kadın için ‘kadın baya sert ve soğuk bir kadın’ demişti. Ancak Mir dün gece yaşananlardan sonra acaba o da benden mi hoşlandı diye düşünüyordu. Gerçi bunu düşünmesine gerek yoktu. Eğer ki hoşlanmış olmasaydı dün gece yaşanmazdı. Kadının ondan hoşlandığı düşüncesiyle yüzünde ki sırıtmayı bastıramadı.
Gökçen ise hızlıca evine gidip duş almış ve hastaneye gitmek için tekrar evden çıkmıştı. Giderken eczaneye de uğramış ertesi gün hapı almıştı. Kesinlikle aklını kaybetmiş olmalıydı. Dün gecenin başka bir açıklaması olamazdı. Ancak bunları düşünmeyi daha sonraya erteledi. Çünkü şuan daha ciddi bir durum vardı.
İkizi aramış ve bir an önce hastaneye gelmesini istemişti. Başta canının yarısına bir şey olduğunu sanarak endişelense de daha sonra öyle bir şey olmadığını anlayarak rahatlamıştı. Çünkü eğer ikizinin başına bir şey gelseydi daha o aramadan haberi olurdu.
Sonunda hastaneye gelmesiyle hızlıca arabasını park etti ve hastaneye girip merdivenlerden çıktı. Kız kardeşi bu hastanenin genel cerrahı olduğu için hastaneyi biliyordu. Şuanda da direk onun odasına gidiyordu. Kapının önüne gelince durdu ve danışmaya döndü.
“İçerde hasta var mı?”
“Yok Gökçen hanım”
İkizinden dolayı insanların onu tanıdığını biliyordu. O yüzden kadının ismini bilmesine şaşırmadı. Hemen kapı tık tıkladı ve içeriden gelen ‘gel’ komuduyla içeriye girdi. İlk gördüğü ikizi Gökçe’nin dolu gözlerle ona bakması oldu. Kaşları anında çatıldı ve sert adımlarla ikizine yaklaşıp onu kendine çekti. Ardından sert sesiyle konuştu.
“Neyin var Gökçe? Kim ne yaptı?!”
Bir yandan da ikizini sinesine çekmiş sarıp sarmalıyordu. Titrek sesiyle konuştu Gökçe.
“Yok. Yok bir şeyim canımın içi. Kimse bir şey yapmadı.”
Gökçen daha yumuşak bir sesle konuştu.
“Ne bu halin o zaman güzelim?”
İçi rahatlamıştı kimsenin bir şey yapmadığını duyunca. O sırada onları izleyen gözü yaşlı bir kadın ve kocasını gördü. Ne olduğunu anlamayarak tekrar kaşlarını çattı.
“Biri bana burada ne döndüğünü anlatsın!”
Gökçen ikizini de ilerleterek yaşlı çiftin karşısında ki ikili koltuğa oturdu. Gökçe o sırada başını ikizinin boynuna yaslamış yüzünü gizliyordu. Gökçen ikizinin ağlamadığını ancak sakinleşmek için buna ihtiyacı olduğunu biliyordu. Gökçe kimsenin yanında ağlamaz ağlamayı da sevmezdi. Bir tek kendisinin yanında ağlardı.
Karşılarında ki adam yorgun bir bakış attı Gökçen’e ve derin bir nefes alarak konuştu.
“28 yıl önce siz doğduğunuzda hastanede olan karışıklıkla başka bir aileye verilmişsiniz. Dosyalarda ki eksik bilgiler ve kan uyuşmazlıklarından dolayı şüphelenip aradılar bizi. 1 haftadır sizi arıyorduk DNA testi için.”
Gökçe’yi saran kolları sıkılaştı ve kaşları derince çatıldı.
“Siz bizimle dalga mı geçiyorsunuz? Çorap mıyız da bizi başkalarıyla karıştırıyorlar?”
Adam tekrar konuştu.
“Kızım biliyorum kulağa fazlasıyla saçma geliyor ama yapabileceğimiz bir şey yok olan olmuş artık. Önemli olan bundan sonra ne yapacağımız.”
Gözleri yaşlı olan kadın birden konuştu titrek bir sesle.
“Ben sizin benim kızlarım olduğunuzu biliyorum. Eminim. İzin verin yıllarca geç kaldığım kızlarımla hasret gidereyim. Biliyorum yetişkin birer kadınsınız sizi hiçbir şeye de zorlayacak halimiz yok ama bari kızlarımı tanımama vakit geçirmeme izin verin”
Gökçe’ye döndü bakışları Gökçen’in. ‘Ne yapalım?’ dercesine baktı ikizine. Gökçe omuz silkti ‘sen bilirsin’ dercesine. Aldığı cevapla adam ve eşine döndü Gökçen.
“Önce bir DNA testini yapalım. Sonrasına bakarız”
Kadının gözleri yaşlarla parladı.
“Siz nasıl isterseniz öyle olsun kızım”
