Çalan telefonu açtı Mir.
"Kardeşim mekandayım bekliyorum seni"
"Geliyorum kardeşim geliyorum"
Telefon yüzüne kapanınca sabır dileyerek başını iki yana salladı. Sakin adımlarla şirketten çıktı ve arabasına ilerledi.
Milan Mir Erbaş, 29 yaşında bilgisayar mühendisiydi. Yaklaşık 5 yıl önce yakın bir arkadaşıyla ortak bir şirket kurmuş bu 5 yılda pek çok başarı elde etmişti.
Ailesiyle beraber nezih bir mahallede yaşıyordu. Şimdiye kadar karşısına pek çok kadın çıkmış ancak biri bile gönlüne girememişti. Yıllardır bekardı annesinin ısrarlarına rağmen.
Mir'in adımları arabasının yanına gelince duraksadı. Siyah passatı ona göz kırpıyordu. Arabası onun göz bebeğiydi. Her gün vakit buldukça özenle bakımını yapıyordu.
Kapıyı açtı ve eğilerek arabasına bindi. Arabayı çalıştırdı. Bir eli direksiyonda bir eli vitesteyken arkadaşının çağırdığı mekanına doğru sürmeye başladı.
Mekana geldiğinde arabayı park etti ve kapıya ilerledi.
Kapıda ki adamlar Mir'i görünce tanıdıkları için selam vererek kenara çekildiler ve yol verdiler.
&&&
İçeri giren adama takıldı gözleri Gökçen'in. Kumral, ela gözlü kalıplı bir adamdı. Neden dikkatini çektiği konusundaysa hiçbir fikri yoktu. Şimdilik bunu ve içinde kıpırdanan tuhaf hisleri görmezden geldi. Dikkatini dağıtmamalıydı. Sahneye çıkması gerekiyordu. Üstüne burada bulabildiği en usturuplu kapalı kıyafeti geçirdi. Bu dansöz kıyafetlerini giymek zorunda olmaktan nefret ediyordu.
Mir kendisine dönen yeşil gözlerle bir an yutkunamadığını hissetti. O yeşillerde çözemediği bir şeyler vardı. Çok güzeldi gözleri. Hem de gereğinden fazla. Ancak gözlerini kadında gezdirdiğinde yanına gitmekten vazgeçti ve gözlerini kaçırarak arkadaşının yanına ilerlemeye devam etti.
O sırada da o yeşil gözleri aklından çıkarmaya çalışıyordu. Kadın dansözdü. Onlardan olmazdı. Elbette dansöz olmasını yargıladığından değildi. Tabi ki beraber olacağı kadının dansöz olmasını istemezdi. Ancak asıl sebebi bu değildi. Yaşadıkları mahallede herkes herkesi tanırdı. Mahallede iyi insanların olduğu kadar kötü insanlar da vardı. Kadının adını çıkarır kalbini kırarlardı. Mir bu yükü üstlenmek bu vebali almak istemiyordu.
Gökçen kendinden gözlerini kaçıran adama şaşkınca baktı. Ardından gözlerini kırpıştırarak sahneye ilerledi. Bugünü de olay çıkmadan atlatması gerekiyordu. Kafasında ki düşünceleri kenara iteledi bu yüzden.
Mir onu bekleyen arkadaşına sarıldı ve sertçe sırtını patpatlayarak yanına oturdu. Bir yandan da o kadının zehir yeşili gözlerini düşünüyordu. Bir kadının gözlerini görür görmez vurulması inanılır gibi değildi.
Arkadaşının yanına attı kendini. Elini kaldırıp genç garsonu çağırdı.
"Koçum ben bir ****** alayım"
"Hemen abi"
Başını eyvallah dercesine eğdi. Arkadaşı kendisine bir şeyler anlatırken çalmaya başlayan müzikle meraklı bakışları sahneyi buldu ve nefesi tekledi.
Çalmaya başlayan müzikle o kadında dans etmeye başlamıştı. Ancak bir dansöz gibi kıvırmıyor bir kuğu misali süzülüyordu resmen.
Serkan arkadaşının gözünün ayrılmadığı yere döndürdü bakışlarını. İzlediği kadını görünce dudakları kıvrıldı. Demek ki sonunda kardeşi bir kadınla ilgileniyordu. Kadın esaslı bir kadındı. Mekanın sahibi olduğu için tanıyordu her çalışanı Serkan. Bu kadın işe girdiğinden beri kimseyle herhangi bir iletişime girmemiş sadece işini yapıp gitmişti. Eyvallahı yoktu kimseye. Kadının oldukça sert ve soğuk bir yapısı vardı.
Elini kardeşi gibi gördüğü arkadaşının omzuna koydu.
"İşin biraz zor gibi kardeşim"
Mir gözlerini kadından ayırmadan konuştu.
"Farkındayım kardeşim"
Arkadaşının ilgisini biraz olsun gidermek isteyen Serkan konuştu.
"Gökçen Kurt. 28 yaşında. Daha bu hafta başladı işe. Oldukça soğuk ve sert bir yapısı var"
Mir dudaklarında oluşan tebessümün farkında olmadan büyülenmişçesine kadını izlemeye devam etti. Serkan ise ailesinden başka kimseye gülmeyen bu adamın tebessüm ettiğini görünce şaşırdı. Sanırım kardeşi çoktan kendini kadına kaptırmaya başlamıştı hemde daha tanımadan. Bütün kalbiyle arkadaşı için en hayırlısını diledi.
Mir ve Gökçen ise farklı düşüncelere dalmıştı. Bakışları buluştuğunda Mir gözlerini gözlerinden çekmeden elinde ki içkisini kafasına dikti.
Gökçen ifadesiz kalmakta zorlandı. Bu adamın her hareketinin etkileyici olması kalbini titretiyordu. Ancak olmazdı. Gökçen kendini bildi bileli tek amacı çalışmak olmuştu. Başta ikiziyle hayatta kalabilmek için şimdi ise tüm benliğini mesleğine adamıştı. Hiç böyle şeyler düşünmemişti bile. Ne yapacağını bile bilemezdi ki. Yapamazdı.
Mir ise kaç bardak daha içersem bu zehir yeşili gözleri aklımdan silerim diye düşünüyordu. Cevabı biliyorduda ancak bilmek istemedi.
Saatler artık gece yarısını bulmuştu. Serkan diğer mekanında çıkan soruna bakmak için arkadaşını yalnız bırakmak zorunda kalmıştı. Mir ise saatlerdir hiç durmadan içiyordu. Neyse ki bünyesi oldukça sağlamdı. Gözü ise asla Gökçen'den ayrılmamıştı.
Artık eve gitmeliydi. Saat geç olmuştu. Hem zaten Gökçen'in mesaisi de bitmişti. Bir sonraki mesaisinede geleceğini çoktan planlamıştı Mir. Hatta belki de her mesaisine.
Yalpalayarak kalktı yerinden. Tabi kalkmadan önce masaya yüklü miktarda para bırakmıştı. Her ne kadar Serkan ona ödetmese de Mir bulduğu her fırsatta para bırakıyordu.
Mekandan yalpalayarak çıkarken arkasından gelen Gökçen'i fark etmemişti. Ayağı takılınca sendeledi. Tam o sırada kolunun altına bir beden girdi. Kaşlarını çatarak merakla gözlerini kırpıştırdı ve kim olduğuna baktı. Kolunun altına giren kişinin Gökçen olduğunu görünce ise şaşkınca kaşları havalandı.
Gökçen ise bunu neden yaptığını bilmiyordu. Sadece adamı o şekilde görünce içi rahat etmemişti.
“Ne diye bu kadar içersin ki?”
Gökçen sinirle söylenirken Mir hiç düşünmeden cevap verdi.
“Gözlerini aklımdan çıkarmak için”
“İşe yaradı mı bari?”
Mir duraksayıp gözlerini Gökçen’in zehir yeşili gözlerine dikti. Büyülenmiş bir sesle konuştu.
“Asla”
Gökçen Mir’in yoğun sesiyle yutkundu. Ardından umursamamaya çalışıp ilerlemeye çalıştı. Ancak bir anda sırtını yanlarında ki arabaya yaslı bir halde buldu. Mir ellerini Gökçen’nin başının iki yanından arabaya yasladı.
“Bugünden sonra ölsem unutamam o gözleri”
Burnunu Gökçen’in burnuna sürterek kısık sesle söylemişti bu sözleri. Gökçen kapanmak isteyen gözlerine direnerek kırpıştırdı.
“Bizden olmaz Milan Mir Erbaş”
“Biliyorum Gökçen Kurt”
Mir daha fazla dayanamayarak başını biraz daha eğdi ve dudaklarını kadının dudaklarına bastırdı. Gökçen elini Mir’in göğsüne yasladı itmek için ama itemedi. İçinden gelmedi.
Mir geri çekilerek konuştu.
“Sadece bu gece. Bırak sadece bu gece huzur bulalım birbirimizde. Bırak sadece bu gece biraz olsun nefes alayım”
Buna Gökçen’in de ihtiyacı vardı. Bu yüzden hiç konuşmadan Mir’in yakalarına tutundu ve parmak uçlarında yükselerek dudaklarını adamın dudaklarına yasladı.
Mir aldığı olumlu karşılıkla kendini daha fazla tutmadı ve dudaklarını aralayarak vahşice dudaklarına saldırdı Gökçen’in.
Ruhları nefes aldı. Birbirlerinin dudaklarında can buldular.
Mir’in elleri beline dolandı. Vücutlarını birbirlerine yasladılar iyice. Gökçen başını yana eğerek öpücüğü derinleştirdi. Bir eli de Mir’in ensesine ilerlemiş saçlarına karışmıştı.
Bir süre sonra Gökçen dudaklarını Mir’in dudaklarından ayırdı ve yaslandığı arabadan doğrularak cebinden çıkardığı anahtarla arabanın kilidini açtı. Mir nefes nefese onun ne yaptığını izliyordu.
Gökçen arabanın arka kapısını açarak Mir’i arabanın içine itekledi. Mir ona ayak uydurarak arka koltuğa geçerek oturdu. Gökçen bacaklarını Mir’in iki yanına atarak kucağına oturdu ve arabanın kapısını kapattı. Mir onu gözlerinde yanan arzu ateşiyle izliyordu. Bir kadının onu yönetmesinden bu denli zevk alabileceğini hiç düşünmemişti. Aslında burda konu herhangi bir kadın da değildi. Burda konu Gökçen’di ve Mir bu kadın ne isterse yapacağını boyun eğeceğini çok iyi biliyordu.
“Bu geceyi muhtemelen sabah hatırlamayacaksın ama bu da senin ayıbın olsun”
Halbuki Mir bu gecenin bir saniyesini bile unutmayacağına yemin edebilirdi. Yine de bir şey demedi.
Tekrar dudaklarını buluşturduklarında ise onlar için unutulmayacak olan o gece başlamıştı.