Sabahın ilk saatleri Hogwarts'ın soğuk taş duvarlarını sararken, Amine sessizce yatağından kalktı. Gryffindor yatakhanesinde herkes hala uyku mahmurluğundayken, o kıyafetlerini giydi.Bazen sabahlara kadar uyumazdi geceyi seviyordu ama kafasındaki sesler de dinmiyordu. kahvaltıya gitmedi; ders saatini kaçırmak istemiyordu. Kitabını ve asasını kaptığı gibi Bitki Bilimi dersinin yapılacağı büyük sera binasına doğru yola koyuldu.
Seranın içinde, yoğun bitki kokusu ve hafif nemli hava vardı. Profesör Elvin dersi başlatmadan önce çeşitli bitkilerle dolu tezgahların etrafına sırayla oturmalarını istemişti. Amine, ön sırada tek başına oturmayı tercih etti. Ediz'in orada olmaması içini bir nebze rahatlatmıştı.
Ancak kısa bir süre sonra, derse geç kalan birkaç öğrenci kapıdan içeri girdi. Ediz de onların arasındaydı. Gözleriyle hemen Amine'yi aradı ve işte oradaydı. Fakat Amine'nin onunla konuşmaktan kaçındığını hemen anlamıştı. Hatta görmezden geliyordu.
Ders boyunca Ediz, birkaç kez Amine'nin dikkatini çekmeye çalıştı. Ama Amine, yüzünü kitaptan ayırmadı. İçten içe öfkeyle dolan Ediz, sonunda profesöre odaklanmaya karar verdi.
Dersin sonunda Amine çantasını alıp hızlıca sınıftan çıktı.
Ediz derin bir nefes alarak kendini tutmaya çalıştı. "Evet böyle yaparak beni fazlaca sinirlendiriyorsun" diye mırıldandı kendi kendine.
---
Ediz, sınıfın dağılmasını izlerken bir an yerinde kalakaldı. Amine'nin uzaklaşan siluetine bakarken dişlerini sıktı. Onun kendisine bu kadar soğuk davranmasının nedenini anlamasa da, bu durumu sindiremiyordu. Çantasını omzuna atıp hızlıca seradan çıktı. Amine'nin peşinden gitmek istiyordu, ama bir yandan da bu kadar önemsenmemek gururunu zedeliyordu.
Amine, koridorun diğer ucunda, büyük bahçe kapısına doğru ilerliyordu. Ediz adımlarını hızlandırdı. Bahçeye çıktığında, havada taze çimen kokusu vardı ve hafif bir esinti Hogwarts'ın taş duvarlarına çarpıyordu. Amine'nin yalnız bir köşeye doğru yürüdüğünü fark etti.
"Zaten sadece izlemem yeterdi. Değil mi?"diye geçirdi içinden.
Ediz sadece bu kadarını yapmak istemiyordu onun neden böyle yaptığını anlamak istiyordu merak ediyordu. Önemsiyordu.
Amine, yüzünde soğuk bir ifadeyle Ediz'e doğru baktı.
Ediz Ardından alaycı bir şekilde gülümseyerek, “Sen gerçekten ne yaptığını sanıyorsun? Herkesle böyle mesafeli mi olacaksın, yoksa bu bana özel bir tavır mı?” diye sordu uzaktan.
“Evet, bu sana özel,” dedi Amine soğukkanlı bir şekilde.
Ediz, sinirle derin bir nefes aldı. “Sana sadece yardım etmeye çalışıyorum, Amine. Ama sen bu şekilde davranmaya devam edersen yalnız kalırsın. Ve şunu bil ki, yalnızlık burada senin için özellikle çok daha zor.”
Amine, bu sözlerin kendisini nasıl etkilediğini belli etmemek için gözlerini ondan kaçırdı. “Yalnızlıkla başa çıkmayı senin öğütlerinle öğrenmeye ihtiyacım yok,” dedi ve hızla arkasını dönüp yürümeye başladı. Sadece durdu Ediz bir şeyden emindi: Bu kızın peşini bırakamazdi.
---
Amine bahçenin bir köşesinde, büyük bir ağacın altına oturdu. Kendini sakinleştirmeye çalışıyordu. Ama Ediz'in söyledikleri kafasının içinde dönüp duruyordu.
"Yalnızlık burada senin için daha zor."
Kendi kendine derin bir nefes aldı. Annesiyle geçirdiği yılları hatırladı. Yalnızlığın ne olduğunu en iyi o biliyordu.
---
Amine, bahçedeki düşüncelerini bir kenara bırakmaya karar verdi. Öğrenci kalabalığı tekrar sınıflara doğru akarken, o da ders programını çıkardı ve bir sonraki ders için hazırlanmak üzere hızlı adımlarla Gryffindor Kulesi’ne yöneldi. Öğle yemeği vaktine kadar bir süre boşluk vardı. Ediz'le tartışmasını aklından çıkarmaya çalışarak kitaplarına gömüldü.
Bir süre sonra zil çaldı ve tüm öğrenciler dersliklere doğru hareketlenmeye başladı. Amine’nin sıradaki dersi, Büyü Tarihi’ydi. Eski, ağır tahta masaların sıralandığı, büyükçe bir salondaydılar. Profesör Ender ruhani varlığıyla sınıfa süzülerek girdi ve konuşmaya başladı.
"Bugünkü konumuz, Hogwarts'ın kuruluş yılları ve dört büyük kurucunun hikayesidir," dedi yavaşça, sanki her kelimeyi tartmak istermiş gibi.
Amine, dersin başında not tutmaya çalıştıysa da Profesör Ender’in monoton sesi sınıftaki birçok öğrenciyi esnetmeye başlamıştı. Ediz, Amine’nin birkaç sıra önünde oturuyordu ve ara sıra ona bakıyordu. Amine ise tüm dikkatiyle defterine bir şeyler karalıyor gibi görünüyordu.
Sınıfta dikkatini çekmeyen bir sessizlik hâkimken, profesör birden ismini çağırdı:
“Genç hanım, Gryffindor’un kurucusunun ismini bize söyleyebilir misiniz?”
Amine hafifçe irkildi. Ama hızlı toparlanarak cevap verdi: “Godric Gryffindor, profesör.”
“Doğru,” dedi Ender, ama sesinde ne bir onay ne de bir memnuniyet belirtisi vardı. Konuya devam etti.
Ders, çoğu öğrenci için yavaş ve sıkıcı geçmişti, ancak Amine, ders sonunda hem bir şeyler öğrenmiş hem de Ediz’le göz göze gelmeden günü geçirdiği için memnundu.
---
Öğleden sonra dersleri: İksirler
Bir sonraki durak, zindanların derinliklerindeki soğuk İksirler sınıfıydı. Profesör Kerem yerine bu yıl dersleri Profesör Selen yönetiyordu. Uzun boylu, ince yapılı ve yüzünde sürekli gizemli bir gülümseme taşıyan Selen, öğrencilere girişte, “Bugün doğru bir iksir yapmak için sabrın ne kadar önemli olduğunu göreceksiniz,” diyerek onları masalarına yönlendirdi.
Amine, iksir yapmak için malzemeleri toplamaya başladığında, Ediz’in hemen yanına geçtiğini fark etti.
"Burada mı oturuyorsun?" diye sordu Ediz, alaycı bir tonla.
“Hayır, burası boştu ve sen gelmeden önce daha huzurluydu,” dedi Amine soğukça.
Ediz, bu sözler karşısında sırıtarak omuz silkti ve malzemelerini çıkarmaya başladı. Ders boyunca Amine, Ediz’in yanındayken bile onu görmezden gelmeye devam etti. Ancak Profesör Selen, sınıfta dolanırken Amine’nin masasını inceledi.
“Ah, güzel! Fesleğen köklerini doğrayışın oldukça düzgün. Ama unutma, doğru sırayı izlemek kadar doğru zamanı beklemek de önemli,” dedi hafifçe gülümseyerek.
Ediz, Profesör’ün sözlerini fırsat bilerek, “Yani bazen sabırlı olmak gerekiyor, değil mi?” dedi alaycı bir tonda, Amine’ye göz ucuyla bakarak.
Amine ise yalnızca dudaklarını sıktı ve dersin bitmesini bekledi.
---
Son Ders: Büyüsel Savunma Sanatları
Günün son dersinde, tüm öğrenciler biraz daha hareketliydi. Profesör Akın Hogwarts’ın en genç ve en karizmatik profesörlerinden biriydi. Yüksek enerjisi ve öğrencilerle kurduğu samimi ilişki sayesinde, sınıf hemen canlanmıştı.
“Bugün, basit ama etkili bir savunma büyüsü öğreneceğiz: Expelliarmus. Bu büyü, rakibinizin silahını ya da asasını etkisiz hale getirmek için kullanılır. Herkes bir partner seçsin!” dedi Profesör Akın.
Amine hızlıca etrafına baktı, ama herkes çoktan eşleşmişti. Tam o sırada Ediz, kolunu kaldırdı. “Benimle çalışacak kimse yok gibi,” dedi gülerek.
Profesör, Amine’ye bakarak, “Siz çift olun,” dedi. Amine, çaresiz bir şekilde gözlerini devirdi ve istemeye istemeye Ediz’in karşısına geçti.
“Demek sonunda bana mecbur kaldın,” dedi Ediz, hafif bir alayla.
“Evet, ama bu sadece derse odaklanmamı sağlıyor. Seni alt etmek eğlenceli olacak ayrıca kazanan diğerine kessinlikle cevaplayacagi bir soru soracak” dedi Amine hırslı bir sesle. Ediz Amine'nin aslında kafasını kurcalayan şeyin gizlediği şeyler olduğunu anladı.
"tamam".
İkili büyü pratiğine başladığında, Amine’nin yeteneği herkesi şaşırtmıştı. Expelliarmus büyüsünü birkaç denemeden sonra başarıyla gerçekleştirmişti. Ediz’in asası elinden uçtuğunda, Amine’nin yüzünde hafif bir gülümseme belirdi.
“Sanırım sabır ve yetenek kombinasyonu işe yaradı,” dedi alaycı bir şekilde.
Ediz, asası için eğilirken, "Evet, ama oyunun sonunda kim kazanır, asıl mesele bu," diye fısıldadı.
-
“Hazır mısın” diye sordu.
Amine, gözlerini kıstı. “Sana ne kadar hazır olduğumu göstereceğim."büyüyü neredeyse kusursuz bir şekilde gerçekleştirdi. Amine’nin elindeki asa havaya uçtu ve yere düştü.
“İşte bu kadar,” dedi Ediz, hafif bir zafer edasıyla. “Sanırım sabır ve yetenek kombinasyonundan kim galip geliyormuş, gördük.
Profesör Akın, öğrencilerin arasında dolaşıp başarılarını gözlemlerken, Ediz ve Amine’nin arasındaki gerginliği fark etti. Ancak bu rekabetten hoşnut gibiydi.
“Harika bir çaba gösterdiniz,” dedi. “Ancak unutmayın, bu büyü yalnızca bir teknik değil, aynı zamanda zihinsel bir uyum gerektirir. İkiniz de iyi iş çıkardınız. Bir dahaki derste bu enerjiyi daha ileri taşımayı öğrenelim.”
...
Gryffindor Kulesi’nde saat ilerlemişti. Çoğu öğrenci yatakhaneye çekilmişti. Ortak salonun şöminesindeki ateş cılız bir şekilde yanmaya devam ediyordu, odada yalnızca birkaç mum ışığı titriyordu. Amine, günün yorgunluğunu üzerinden atmak için bir köşeye çekilmişti. Elinde bir büyü tarihi kitabı vardı, ama zihni tamamen dağınıktı. Gözleri sayfaların üzerinde dolaşıyor, ancak okuduğu hiçbir şeyi anlamıyordu.
Koridorlardan uzak bir uğultu duyuluyordu; gece yarısına yaklaştıkça okul daha da sessizleşmişti. Amine’nin içinde, açıklayamadığı bir huzursuzluk vardı. Sanki etrafındaki sessizlik, bir fırtına öncesinin habercisiydi.
Bir süre sonra yerinden kalktı ve cam kenarına doğru yürüdü. Karanlık gökyüzüne bakarak derin bir nefes aldı. Hogwarts arazisi, ay ışığında huzurlu görünüyor gibiydi, ama bu huzur onu rahatlatmak yerine daha da rahatsız ediyordu. Tam o sırada arkasından bir ses duydu:
“Yalnız mısın?”
Ediz’di. Gryffindor yatakhanesinden çıkmış, sessizce ona yaklaşmıştı. Üzerinde kalın bir hırka vardı ve yüzünde alışılmadık bir ciddiyet ifadesi vardı.
Amine, gözlerini devirdi. “ay ben de diyorum niye üstümde sanki karabasan var gibi ne istiyorsun, Ediz?”
“sadece merak ettim. Bu saatte burada ne yapıyorsun?”
Amine, ona bakmadan konuştu. “Sence ne yapıyorum? Düşünmeye çalışıyorum. İnsan bir an bile yalnız kalamayacak mı?”
Ediz, hafifçe gülümseyerek şöminenin yanına oturdu. “Bunu söyledikçe yalnız kalmayacağını biliyorsun, değil mi?” dedi, ama sesinde alay yoktu.
"Sen sözünü unuttun galiba"
"Yo unutmadım sor."
Ediz biraz düşünmüş gibi yaptı.
"Hukuk bölümü okumak istiyor muydun?"
Amine bu soruyu gerçekten de beklemiyordu. Edizle bunu konuşacak vakitleri olduğunda bu kadarını söylememişti. "Hayır çok da istememiştim. Ailem bana hep onu yakistiriyordu ve beni ancak öyle adam yerine koyacaklarını söylediler ben de yaptım."
"Herseyi daha önce bırakmaya çalıştın mı?"
"Evet ikinci soru oldu olduğuna göre ben gidiyorum." Tam kalkıyordu ki Ediz "AA tamam tamam tamm çok inatçısın ne yapcam ben senle."
"Bir soru sorucam doğru cevap ver barışalım."Ediz ilk başta kaygılandi fakat "ne soracagina bağli" dedi. "Beni hogwartsa getirme işini niye sana verdiler?"
Ediz bu soruyu duyunca hafifçe gülümsedi çünkü sen ve ben bir çiftiz. Benim annemde bir büyücü olduğunu biliyorsun. Ve ben hogwarsta büyüdüm eğitimimi burada yaptım büyücülük okulunda değil tabi ilk olarak ilk okul, orta okul ve liseyi burada bitirdim. Benden de seni cagirmam istedi sana yardımcı olmam için hepsi bu"
"Peki sizin Leyla ile aranızda ne var" Ediz başını yana eğdi "eski sevgilim". Amine bu cevabı bekliyordu gülümseyerek"wow işte senin için şimdi daha çok üzüldüm." Dedi.
Ediz biraz durdu kaşlarını çattı ve ifadesini değiştirdi "evet barıştık öyle değil mi yoksa ben sabır dileniyim mi daha?"
Amine mahçup bir ifadeyle"Tamam tamam özür dilerim sorun yok ama gerçekten o kızı bir daha tutarsan olacaklardan ben sorumlu değilim."
Ediz üsten bir tavırla "Pekâlâ, sonra okuldan kovul sonra rahatlarsınız. Neyse bunu sonra konuşuruz ben uyuyumaya gidiyorum kızgın civciv iyi geceler."
Amine gözlerini kapatıp iyi geceler diledi.