Akşam Yemeği ve Puanlar
Akşam yemeği boyunca herkes keyifle yemeklerini yerken, Amine sadece bir çorba içmişti. Yemeğe pek iştahı yoktu. Ediz, ona dönüp neden içli köftenin tadına bakmadığını sordu. "Canım istemiyor," dedi Amine, dikkatini başka şeylere vererek.
Yemekler bitip tatlı zamanına geldiğinde, Amine’nin gözleri tatlıda parladı. "Ben en çok meyveli pastayı severim," dedi Ediz’e, tatlıları konuşurken. Ediz, tatlı sevmediğini söyleyerek dikkatini başka yere verdi.
Tam o sırada, Profesör McGonagall büyük salona girdi. "Hoş geldiniz, ilk akşam yemeğimize!" diyerek sesiyle herkesi susturdu. "Bugün okulun bazı kurallarından bahsedeceğim."
Profesör, büyük bir küpü masanın üzerine yerleştirerek, "Bu küp, bulunduğunuz klanın puan durumunu gösteriyor," diye ekledi. Küpün içinde dört renkli kum vardı ve her renk, bir klanı simgeliyordu.
"Bugün en çok puan toplayan ev Ravenclaw," dedi profesör. "Slytherin ve Hufflepuff ise başabaş gitmişti. Gryffindor ise onlardan sadece beş puan eksik."
Bu bilgi Amine’yi düşündürmüştü. Gryffindor’un diğer evlere göre bu kadar az puan alması onu rahatsız etti. Hırslı bir kızdı ve başarı her şeyden önemliydi. Bu farkı kapatmak için ne gerekiyorsa yapmaya kararlıydı.
Kütüphanedeki Gizem
Akşam yemeğinden sonra herkes eğlence alanlarını keşfe çıkarken, Amine kendini biraz yalnız bırakmaya karar verdi. Ediz’den uzaklaşmak istiyordu. Büyük Hogwarts’ta bowling odaları, PlayStation odaları gibi pek çok gençler için eğlenceli yer vardı, ama Amine kütüphaneye gitmeye karar verdi. Orada yalnız kalmak, derslere odaklanmak, kafasını toparlamak istiyordu.
Kütüphaneye gittiğinde, ders kitaplarının ilk bölümünü bile bitirmişti. Karakteriyle çelişircesine, karanlık sanatlara karşı savunma dersinin ona çok ilginç geldiğini fark etti. "Bu karanlık sanatlar ne olabilir ki?" diye düşündü. Leyla gibi kötü kızlar tarafından mı kullanılıyordu acaba? Bu düşüncelerle gülümsemeye başladı, ama hemen fark etti ve gülüşünü kapattı.
Ders çalışırken, Amine fark etmeden birinin oturduğu sandalyeye yaklaştı. Sandalyenin arkası dönüktü. "Ediz mi?" diye düşündü, ama kalkar kalkmaz garip bir güç sanki onu geri oturtmuştu. Birden her şey çok yavaş hareket ediyormuş gibi hissetti. Hareketsizdi, kalbi hızla atıyordu ama bedeni neredeyse felç olmuş gibiydi.
Siyah cüppeli adam birden kalkıp, yüzünü göstermeden hızla oradan uzaklaştı. Amine’nin şah damarında bir sertlik oluştu, vücudu kıpırdamıyordu. Sanki bayılacak gibiydi.
Uyandığında, gözlerini açmadan önce, yüzüne bir bezin değdiğini hissetti. Ediz'in nazik elleriyle bunu yaptığını fark etti. Yavaşça gözlerini açtığında, Ediz’in ona bakarken elini yanağına koyduğunu gördü.
Amine, "Bana ne oldu?" diyerek başını kaldırdı.
Ediz, "Bilmiyorum," dedi.
Amine, başına gelenleri anlatırken, Ediz’in sırrını ve düşündüğü her şeyin ona acı verdiğini fark etti. Zihninde büyük bir yük vardı. Ediz'in sırları, her an daha fazla acı vermeye başlıyordu ve Amine, bundan daha fazlasının olacağını hissetti.
---
Geceyi Bitirirken
Amine ve Ediz, kütüphaneden birlikte çıktılar. İkisi de sessizdi, her ikisi de kafasında farklı düşüncelerle yürüyordu. Ortak salona doğru ilerlerken, Ediz birden konuştu.
"Amine, uyuman lazım. Kendine iyi bakmalısın" dedi ve nazik bir şekilde ona göz ucuyla bakarak, "Yarın yeni bir gün, bolca dinlenmeye ihtiyacın olacak."
Amine, hafifçe başını sallayarak, "Tamam, Ediz." dedi. Ediz, kollarını sıvazlayarak bir an duraksadı, sonra başını hafifçe eğerek ona veda etti.
Amine, Ediz’in uzaklaştığını görünce kendi odasına doğru ilerledi. Odaya girdiğinde bir rahatlama hissetti. Hogwarts’taki ilk günü biraz garip geçmişti, ama bu ilk gün, hayallerinin gerçekleştiği gündü. Her şey bu kadar gerçek olamazdı, ama işte buradaydı.
Yatakta rahatça uzandı. Ediz’in tavırları ve garip olaylar kafasını karıştırıyordu.
Ve sonunda, yavaşça gözlerini kapattı.
---
Ediz
Profosör Adiyan’ın odasında geçen kısa konuşmadan sonra, Ediz sessizce kapıyı kapattı ve koridora doğru yürüdü. Her adımında, içindeki karanlık duygular daha da yoğunlaşarak onu sardı. Bunu yapmamalıydı. Ancak ailesinin beklentileri ve geçmişin gölgesinden kaçmak, her zaman en kolay yol değildi.
Koridordan geçtiği sırada, ışıklar kararmıştı. O an her şey ne kadar da sessizdi… Ama Ediz bu sessizliği, yaşadığı içsel karmaşadan farklı olarak çok daha gürültülü hissediyordu. Derin bir nefes alarak odasına doğru ilerledi.
Odasına girdiğinde, kapıyı kapatırken, üzerinde hissettiği soğukluk bir anda kayboldu. Yavaşça odasında ilerledi, tüm vücudu gergindi. Yatakta uzanıp tavana bakarak bir süre düşündü. Amine, onun için hala bir muamma olarak kalıyordu. Onunla olan her an, hem bir tehlike hem de bir fırsattı. Ama sonrasında ona zarar verecek olması, Ediz’in içinde bir boşluk yaratıyordu.
Gözlerini kapatıp içindeki karmaşayı bastırmaya çalıştı. Karanlıkta yalnız kalmak, düşüncelerinin cılız yankılarına bile tahammül edememek… Ama her şey bir şekilde devam etmek zorundaydı. Gelecek için çok fazla şey vardı, ve Amine, tüm bu planların bir parçasıydı.
"Yavaşça," diye fısıldadı kendi kendine. "Yavaşça... Her şey sırasıyla olacak."
Bu gece, Ediz'in için hem bir başlangıç hem de sonun bir işaretiydi.
---
Sabahın erken saatleri, Hogwarts’ta daha fazla heyecan ve gerilim barındıran bir gündü. Amine, biraz geç uyanmıştı, ama sabahın serin havası onu bu kadar erken kalkmaya zorlamadı. Kahvaltıya indiğinde, herkes masalarına yerleşmişti. Gözleri her zamanki gibi, günün enerjisini yansıtan, gülümseyen insanlara baktı. Ediz’i ise tek başına, boş bir masada kahvesini içerken gördü.
Amine ona doğru yürürken, Ediz başını kaldırıp ona bakarak sadece gülümsedi. Gözlerinde her zamanki o anlam vardı.
"Günaydın," dedi Amine, aralarındaki sessizliğe bir dokunuş gibi. Ediz de aynen cevap verdi.
Ama tam o sırada, profesör Elvin’in sesini duydular.
"Merhaba canım kızım, ne kadar da erkencisin. On dakikaya dersim başlıyor, kahvaltı yapmak için biraz acele edersen iyi edersin," dedi profesör Elvin, gülümsemesi Amine'nin pek hoşuna gitmedi.
Amine, sahte gülümsemesinin ardındaki anlamı sezerek, sadece başını salladı. "Sanırım bir profösör bana gıcık oldu buna gayet müsaitler." diye geçirdi içinden Masaya oturdu, ve kahvaltısına başlamadan önce kısa bir süre Ediz’i izledi. Ediz, bir şeyler okuyordu; Amine, onu rahatsız etmek istemedi ama bir şeyler söyleme ihtiyacı hissetti.
Birkaç yudum aldıktan sonra, Ediz ona dönerek, "Resim çizmeyi sever misin?" diye aniden sordu.
Amine ağzındaki lokma ile birlikte heyecanla cevap verdi, "Evet!" Ama sonra bunun için biraz utandı, çünkü sesinin heyecanlı çıkması hoş değildi. Fakat Ediz’in gülümsemesi, her şeyi doğru hale getirmişti. İkisi de gülümsedi.
Sonrasında kahvaltılarını bitirdiler ve sınıfa doğru ilerlediler. Ders bitki bilimiydi.
Amine kitabını açtı.
Adamotu Nedir?
Botanik Özellikler: Adamotu, kökü insan formunda olan bir bitkidir. Çıkardığı çığlık, ölümcül olabileceği kadar sadece bayıltıcı da olabilir, yaşına ve gücüne bağlıdır.
Büyüsel Kullanımı: Genellikle büyü iksirlerinde kullanılır ve taşa dönme gibi etkilerden kurtulmak için iyileştirici özelliklere sahiptir.
Profesör Serpil genç bir botanikçiydi, bitkinin ne kadar tehlikeli olduğunu ve doğru tekniklerle nasıl güvenle topraklanması gerektiğini öğretti.
Amine ve diğer öğrenciler, serada dikkatlice adamotlarıyla ilgileniyordu. Herkes gibi Amine de kulaklıklarını takmış, bitkinin çığlıklarını duymamak için sıkıca yerleştirmişti. Kökleri yavaşça topraktan çıkarmaya çalışırken, birden kulaklarında yankılanan net bir sesle irkildi:
“o taç benim hakkım..”
Amine’nin elleri titredi, kazma düşecek gibi oldu. Adamotu, sanki bir şey hissetmiş gibi çırpınmaya başladı. Ses, kulaklıkların dışından gelmiş olamazdı; bu, bir şekilde doğrudan zihninde yankılanıyordu. Çevresine baktı; herkes kendi işiyle meşguldü. Fakat Amine’nin yüzü bembeyaz olmuştu.
Ses tekrar duyuldu, bu kez daha tehditkâr bir tonda:
“direnme..”
Amine, başını çevirip Ediz’e baktı. Ediz ise kendi adamotuyla ilgileniyor gibi görünüyordu ama bakışları bir an Amine’nin gözlerine kilitlendi. Ediz’in yüzündeki soğuk ifade, Amine’nin içinde bir ürpertiye yol açtı.
Bu bir kadın sesiydi. Adını bilmese de bu kadınla ilgili rüyasında gördüğü karanlık figürlerden bir şekilde tanıyordu. O olabilir diye düşündü. Ama nasıl olurdu? Bu ses, onun zihnine nasıl ulaşabilmişti?
Amine’nin kafası karmakarışık olmuştu. Kulaklıklarını çıkaracak gibi oldu ama kendini toparlayarak yeniden adamotuyla ilgilenmeye çalıştı. Derin bir nefes aldı. Ancak bir şeyden emindi: Bu olay, basit bir andan çok daha fazlasını ifade ediyordu.
---
Karanlık Sanatlara Karşı Savunma
Hogwarts’ın büyük dersliklerinden biri, Karanlık Sanatlara Karşı Savunma dersinin başlamasına hazırdı. Amine, sabahın erken saatlerinden beri merakla beklediği bu dersi heyecanla düşünüyordu. Dün kütüphanede geçirdiği zaman, bu derste öğreneceği büyüler ve teknikler hakkında kafasında pek çok soru yaratmıştı. Bugün, gerçek bir uygulama yapmak, öğrenmek için sabırsızlanıyordu.
Bir an, sınıftaki herkesin fısıldadığını duydu ve kapının hafifçe gıcırdamasıyla, profesör Serkan sınıfa adım attı. Koyu renkli cübbesi, odanın ışığının azalmasına neden olurken, profesör Serkan’ın kendi kendine mırıldandığı büyü sözleri sınıfta bir tedirginlik oluşturdu. Herkes susmuş, dikkatle onu izliyordu. Serkan, tam sınıfa girdiğinde, arka planda söylenen sihirli kelimeler, Amine'nin içini hafifçe ürpertti. Profesör, tüm dikkatleri üzerine çektikten sonra, yerine oturdu.
"Herkes kitaplarının 9. sayfasını açsın." diye seslendi profesör Serkan, kısa bir duraklamanın ardından.
Amine, kitabını açtı ve sayfayı buldu. Dün kütüphanede biraz gözden geçirdiği için bu sayfa ona tanıdık geliyordu. Aklından bir türlü o ses cikmiyordu odaklamaya çalıştı.
Prof. Serkan, ilk olarak büyü dünyasında savunmanın önemli olduğunu ve karşı tarafın kendini koruması için gerekli büyülerin bilinmesi gerektiğini vurguladı. Amine, söylenen her kelimeyi dikkatle dinlerken öğrenilecek çok şey olduğunu biliyordu.
"Bu ders uygulamalıdır. Herkes kendine bir eş seçsin ve ilk büyüyü yapacağız." dedi profesör Serkan.
Sınıfın havası değişti, herkes birbirine bakarak uygun bir partner seçmeye başladı. Amine, Ediz’in gözlerini buldu. Aralarındaki sessizlik, birlikte büyü yapmanın getireceği duygusal gerilimi hissettiriyordu. Birbirlerine doğru ilerlerken, sınıftaki diğer öğrenciler de yavaşça eşlerini seçmeye başlamışlardı.
“Hazır mısın?” diye sordu Ediz, hafifçe gülümsedi.
Amine, gözlerini kısıp ona bakarak sadece başını salladı. Şimdi, bu büyü yapma zamanıydı.
Akşam Yemeği ve Puanlar
Akşam yemeği boyunca herkes keyifle yemeklerini yerken, Amine sadece bir çorba içmişti. Yemeğe pek iştahı yoktu. Ediz, ona dönüp neden içli köftenin tadına bakmadığını sordu. "Canım istemiyor," dedi Amine, dikkatini başka şeylere vererek.
Yemekler bitip tatlı zamanına geldiğinde, Amine’nin gözleri tatlıda parladı. "Ben en çok meyveli pastayı severim," dedi Ediz’e, tatlıları konuşurken. Ediz, tatlı sevmediğini söyleyerek dikkatini başka yere verdi.
Tam o sırada, Profesör McGonagall büyük salona girdi. "Hoş geldiniz, ilk akşam yemeğimize!" diyerek sesiyle herkesi susturdu. "Bugün okulun bazı kurallarından bahsedeceğim."
Profesör, büyük bir küpü masanın üzerine yerleştirerek, "Bu küp, bulunduğunuz klanın puan durumunu gösteriyor," diye ekledi. Küpün içinde dört renkli kum vardı ve her renk, bir klanı simgeliyordu.
"Bugün en çok puan toplayan ev Ravenclaw," dedi profesör. "Slytherin ve Hufflepuff ise başabaş gitmişti. Gryffindor ise onlardan sadece beş puan eksik."
Bu bilgi Amine’yi düşündürmüştü. Gryffindor’un diğer evlere göre bu kadar az puan alması onu rahatsız etti. Hırslı bir kızdı ve başarı her şeyden önemliydi. Bu farkı kapatmak için ne gerekiyorsa yapmaya kararlıydı.
Kütüphanedeki Gizem
Akşam yemeğinden sonra herkes eğlence alanlarını keşfe çıkarken, Amine kendini biraz yalnız bırakmaya karar verdi. Ediz’den uzaklaşmak istiyordu. Büyük Hogwarts’ta bowling odaları, PlayStation odaları gibi pek çok gençler için eğlenceli yer vardı, ama Amine kütüphaneye gitmeye karar verdi. Orada yalnız kalmak, derslere odaklanmak, kafasını toparlamak istiyordu.
Kütüphaneye gittiğinde, ders kitaplarının ilk bölümünü bile bitirmişti. Karakteriyle çelişircesine, karanlık sanatlara karşı savunma dersinin ona çok ilginç geldiğini fark etti. "Bu karanlık sanatlar ne olabilir ki?" diye düşündü. Leyla gibi kötü kızlar tarafından mı kullanılıyordu acaba? Bu düşüncelerle gülümsemeye başladı, ama hemen fark etti ve gülüşünü kapattı.
Ders çalışırken, Amine fark etmeden birinin oturduğu sandalyeye yaklaştı. Sandalyenin arkası dönüktü. "Ediz mi?" diye düşündü, ama kalkar kalkmaz garip bir güç sanki onu geri oturtmuştu. Birden her şey çok yavaş hareket ediyormuş gibi hissetti. Hareketsizdi, kalbi hızla atıyordu ama bedeni neredeyse felç olmuş gibiydi.
Siyah cüppeli adam birden kalkıp, yüzünü göstermeden hızla oradan uzaklaştı. Amine’nin şah damarında bir sertlik oluştu, vücudu kıpırdamıyordu. Sanki bayılacak gibiydi.
Uyandığında, gözlerini açmadan önce, yüzüne bir bezin değdiğini hissetti. Ediz'in nazik elleriyle bunu yaptığını fark etti. Yavaşça gözlerini açtığında, Ediz’in ona bakarken elini yanağına koyduğunu gördü.
Amine, "Bana ne oldu?" diyerek başını kaldırdı.
Ediz, "Bilmiyorum," dedi.
Amine, başına gelenleri anlatırken, Ediz’in sırrını ve düşündüğü her şeyin ona acı verdiğini fark etti. Zihninde büyük bir yük vardı. Ediz'in sırları, her an daha fazla acı vermeye başlıyordu ve Amine, bundan daha fazlasının olacağını hissetti.
---
Geceyi Bitirirken
Amine ve Ediz, kütüphaneden birlikte çıktılar. İkisi de sessizdi, her ikisi de kafasında farklı düşüncelerle yürüyordu. Ortak salona doğru ilerlerken, Ediz birden konuştu.
"Amine, uyuman lazım. Kendine iyi bakmalısın" dedi ve nazik bir şekilde ona göz ucuyla bakarak, "Yarın yeni bir gün, bolca dinlenmeye ihtiyacın olacak."
Amine, hafifçe başını sallayarak, "Tamam, Ediz." dedi. Ediz, kollarını sıvazlayarak bir an duraksadı, sonra başını hafifçe eğerek ona veda etti.
Amine, Ediz’in uzaklaştığını görünce kendi odasına doğru ilerledi. Odaya girdiğinde bir rahatlama hissetti. Hogwarts’taki ilk günü biraz garip geçmişti, ama bu ilk gün, hayallerinin gerçekleştiği gündü. Her şey bu kadar gerçek olamazdı, ama işte buradaydı.
Yatakta rahatça uzandı. Ediz’in tavırları ve garip olaylar kafasını karıştırıyordu.
Ve sonunda, yavaşça gözlerini kapattı.
---
Ediz
Profosör Adiyan’ın odasında geçen kısa konuşmadan sonra, Ediz sessizce kapıyı kapattı ve koridora doğru yürüdü. Her adımında, içindeki karanlık duygular daha da yoğunlaşarak onu sardı. Bunu yapmamalıydı. Ancak ailesinin beklentileri ve geçmişin gölgesinden kaçmak, her zaman en kolay yol değildi.
Koridordan geçtiği sırada, ışıklar kararmıştı. O an her şey ne kadar da sessizdi… Ama Ediz bu sessizliği, yaşadığı içsel karmaşadan farklı olarak çok daha gürültülü hissediyordu. Derin bir nefes alarak odasına doğru ilerledi.
Odasına girdiğinde, kapıyı kapatırken, üzerinde hissettiği soğukluk bir anda kayboldu. Yavaşça odasında ilerledi, tüm vücudu gergindi. Yatakta uzanıp tavana bakarak bir süre düşündü. Amine, onun için hala bir muamma olarak kalıyordu. Onunla olan her an, hem bir tehlike hem de bir fırsattı. Ama sonrasında ona zarar verecek olması, Ediz’in içinde bir boşluk yaratıyordu.
Gözlerini kapatıp içindeki karmaşayı bastırmaya çalıştı. Karanlıkta yalnız kalmak, düşüncelerinin cılız yankılarına bile tahammül edememek… Ama her şey bir şekilde devam etmek zorundaydı. Gelecek için çok fazla şey vardı, ve Amine, tüm bu planların bir parçasıydı.
"Yavaşça," diye fısıldadı kendi kendine. "Yavaşça... Her şey sırasıyla olacak."
Bu gece, Ediz'in için hem bir başlangıç hem de sonun bir işaretiydi.
---
Sabahın erken saatleri, Hogwarts’ta daha fazla heyecan ve gerilim barındıran bir gündü. Amine, biraz geç uyanmıştı, ama sabahın serin havası onu bu kadar erken kalkmaya zorlamadı. Kahvaltıya indiğinde, herkes masalarına yerleşmişti. Gözleri her zamanki gibi, günün enerjisini yansıtan, gülümseyen insanlara baktı. Ediz’i ise tek başına, boş bir masada kahvesini içerken gördü.
Amine ona doğru yürürken, Ediz başını kaldırıp ona bakarak sadece gülümsedi. Gözlerinde her zamanki o anlam vardı.
"Günaydın," dedi Amine, aralarındaki sessizliğe bir dokunuş gibi. Ediz de aynen cevap verdi.
Ama tam o sırada, profesör Elvin’in sesini duydular.
"Merhaba canım kızım, ne kadar da erkencisin. On dakikaya dersim başlıyor, kahvaltı yapmak için biraz acele edersen iyi edersin," dedi profesör Elvin, gülümsemesi Amine'nin pek hoşuna gitmedi.
Amine, sahte gülümsemesinin ardındaki anlamı sezerek, sadece başını salladı. "Sanırım bir profösör bana gıcık oldu buna gayet müsaitler." diye geçirdi içinden Masaya oturdu, ve kahvaltısına başlamadan önce kısa bir süre Ediz’i izledi. Ediz, bir şeyler okuyordu; Amine, onu rahatsız etmek istemedi ama bir şeyler söyleme ihtiyacı hissetti.
Birkaç yudum aldıktan sonra, Ediz ona dönerek, "Resim çizmeyi sever misin?" diye aniden sordu.
Amine ağzındaki lokma ile birlikte heyecanla cevap verdi, "Evet!" Ama sonra bunun için biraz utandı, çünkü sesinin heyecanlı çıkması hoş değildi. Fakat Ediz’in gülümsemesi, her şeyi doğru hale getirmişti. İkisi de gülümsedi.
Sonrasında kahvaltılarını bitirdiler ve sınıfa doğru ilerlediler. Ders bitki bilimiydi.
Amine kitabını açtı.
Adamotu Nedir?
Botanik Özellikler: Adamotu, kökü insan formunda olan bir bitkidir. Çıkardığı çığlık, ölümcül olabileceği kadar sadece bayıltıcı da olabilir, yaşına ve gücüne bağlıdır.
Büyüsel Kullanımı: Genellikle büyü iksirlerinde kullanılır ve taşa dönme gibi etkilerden kurtulmak için iyileştirici özelliklere sahiptir.
Profesör Serpil genç bir botanikçiydi, bitkinin ne kadar tehlikeli olduğunu ve doğru tekniklerle nasıl güvenle topraklanması gerektiğini öğretti.
Amine ve diğer öğrenciler, serada dikkatlice adamotlarıyla ilgileniyordu. Herkes gibi Amine de kulaklıklarını takmış, bitkinin çığlıklarını duymamak için sıkıca yerleştirmişti. Kökleri yavaşça topraktan çıkarmaya çalışırken, birden kulaklarında yankılanan net bir sesle irkildi:
“o taç benim hakkım..”
Amine’nin elleri titredi, kazma düşecek gibi oldu. Adamotu, sanki bir şey hissetmiş gibi çırpınmaya başladı. Ses, kulaklıkların dışından gelmiş olamazdı; bu, bir şekilde doğrudan zihninde yankılanıyordu. Çevresine baktı; herkes kendi işiyle meşguldü. Fakat Amine’nin yüzü bembeyaz olmuştu.
Ses tekrar duyuldu, bu kez daha tehditkâr bir tonda:
“direnme..”
Amine, başını çevirip Ediz’e baktı. Ediz ise kendi adamotuyla ilgileniyor gibi görünüyordu ama bakışları bir an Amine’nin gözlerine kilitlendi. Ediz’in yüzündeki soğuk ifade, Amine’nin içinde bir ürpertiye yol açtı.
Bu bir kadın sesiydi. Adını bilmese de bu kadınla ilgili rüyasında gördüğü karanlık figürlerden bir şekilde tanıyordu. O olabilir diye düşündü. Ama nasıl olurdu? Bu ses, onun zihnine nasıl ulaşabilmişti?
Amine’nin kafası karmakarışık olmuştu. Kulaklıklarını çıkaracak gibi oldu ama kendini toparlayarak yeniden adamotuyla ilgilenmeye çalıştı. Derin bir nefes aldı. Ancak bir şeyden emindi: Bu olay, basit bir andan çok daha fazlasını ifade ediyordu.
---
Karanlık Sanatlara Karşı Savunma
Hogwarts’ın büyük dersliklerinden biri, Karanlık Sanatlara Karşı Savunma dersinin başlamasına hazırdı. Amine, sabahın erken saatlerinden beri merakla beklediği bu dersi heyecanla düşünüyordu. Dün kütüphanede geçirdiği zaman, bu derste öğreneceği büyüler ve teknikler hakkında kafasında pek çok soru yaratmıştı. Bugün, gerçek bir uygulama yapmak, öğrenmek için sabırsızlanıyordu.
Bir an, sınıftaki herkesin fısıldadığını duydu ve kapının hafifçe gıcırdamasıyla, profesör Serkan sınıfa adım attı. Koyu renkli cübbesi, odanın ışığının azalmasına neden olurken, profesör Serkan’ın kendi kendine mırıldandığı büyü sözleri sınıfta bir tedirginlik oluşturdu. Herkes susmuş, dikkatle onu izliyordu. Serkan, tam sınıfa girdiğinde, arka planda söylenen sihirli kelimeler, Amine'nin içini hafifçe ürpertti. Profesör, tüm dikkatleri üzerine çektikten sonra, yerine oturdu.
"Herkes kitaplarının 9. sayfasını açsın." diye seslendi profesör Serkan, kısa bir duraklamanın ardından.
Amine, kitabını açtı ve sayfayı buldu. Dün kütüphanede biraz gözden geçirdiği için bu sayfa ona tanıdık geliyordu. Aklından bir türlü o ses cikmiyordu odaklamaya çalıştı.
Prof. Serkan, ilk olarak büyü dünyasında savunmanın önemli olduğunu ve karşı tarafın kendini koruması için gerekli büyülerin bilinmesi gerektiğini vurguladı. Amine, söylenen her kelimeyi dikkatle dinlerken öğrenilecek çok şey olduğunu biliyordu.
"Bu ders uygulamalıdır. Herkes kendine bir eş seçsin ve ilk büyüyü yapacağız." dedi profesör Serkan.
Sınıfın havası değişti, herkes birbirine bakarak uygun bir partner seçmeye başladı. Amine, Ediz’in gözlerini buldu. Aralarındaki sessizlik, birlikte büyü yapmanın getireceği duygusal gerilimi hissettiriyordu. Birbirlerine doğru ilerlerken, sınıftaki diğer öğrenciler de yavaşça eşlerini seçmeye başlamışlardı.
“Hazır mısın?”
diye sordu Ediz, hafifçe gülümsedi.
Amine, gözlerini kısıp ona bakarak sadece başını salladı. Şimdi, bu büyü yapma zamanıydı.