11. BÖLÜM (BİR KARMAŞIK GÜN)
Muhteşem sayılabilecek bir pazar sabahında hafif esen rüzgar ile birlikte uçmayı bırakan kuşlar sürüsüyle dallara konmaya başlamıştı, cıvıltıları banyonun açık penceresinden bile çok net duyuluyordu, nitekim Özgür'ün akşamdan kaldığı apaçık ortadaydı.
Bar'da grubuyla müzik yaptıktan sonra, bolca içmiş kendini sabaha karşı eve atabilmişti, babası sessizce içeri sokmaya çalışmış ama o banyoya kendini zor atmış ve bolca kustuktan sonra klozetin başında uyuya kalmıştı.
"Aymadın mı daha? Kahvaltı edeceğiz."
Annesinin mutfak kapısından banyodaki Özgür’ün kulaklarına kadar ulaşan sesiyle zorla klozete dayanarak kalkmayı başarabilmişti, lavabonun üstündeki aynaya bakarak akşamdan kalma halini inceledi bir süre.
"Geliyorum, bağırma yeter! Zaten başım yetiyor." Özgür ise annesine sitemkar biçimde karşılık verdi, aynadaki aksini izlemeyi bırakıp ayaklarını sürüyerek mutfağa ulaştı. Babasının sakin tavrına karşı annesi fazlaca tehditkar bir bakış atıyordu.
"Bu evde kimse sana içme demiyor ama sen kendini kaybedene kadar içiyorsun, ikinizde arkamdan iş çevirdiğinizi sanıyorsunuz gece kaçta geldiğini bilmiyor muyum ben..." Annesini daha fazla dinlemek istemediğinden önündeki kahvaltılıklara odaklanmaya başladı, çayından büyükçe bir yudum aldı ağzı alkolden kupkuruydu.
"Daha fazla büyütme be hatun, seni duyduğu bile yok." Kadir bey fazlaca sakin biriydi Kübra Hanım ise her zaman tepkilerini abartı ve dışavurum verendi, haliyle Özgür kimden destek alacağını şaşırmıştı, annesine yaranmaya çalışsa tersleyecekti o da Kadir Beye bakmaya başladı yeterince kollamıştı bu seferde kollayabilirdi diye düşünürken babasının attığı;
'ben sana artık yardım edemem'
bakışıyla bu fikirden de sıyrıldı, sanırım tek başına kalmıştı.
"Hala suratıma boş boş bakmaya devam ediyorsun, iş başa düştü."
Kübra Hanım dilimlediği domatesleri de masaya bıraktıktan sonra Özgür'ün yanında bitti, işaret parmağıyla' bana doğru dön' işareti yaptı, Özgür annesini ikiletmeden ona doğru döndü. Uzunca bir öğüt yağmuru beklerken tam aksine hiç konuşmadan eğildi ve 2 elini üst üstte Özgür'ün göğsünün hemen altına koydu.
"Biz kirlettik sen temizlersin, yararsız olan her şey şu anda bu bedeni terk etmeli."
Dediği gibi ellerini geri çekti, Özgür ise daha ne olduğunu anlayamadan midesinden boğazına doğru gelen yumru yüzünden banyoya koşmak zorunda kalmıştı. Kusmaya çalıştı fakat boğazından gelenler tam olarak beklediği şeyler değildi fakat ciğerleri kafesine baskılayarak canını yakmaya başlamıştı, içinden gelen tek şey artık temiz hava alma isteğiydi.
Kendini banyodan mutfağa attı oradan da balkona, Kadir ve Kübra çifti gayet sakin tavırlarla kahvaltılarını ediyorlardı ne yaptıklarını bilirler gibi, Özgür ebeveynlerinin anormal derecedeki rahat tavırlarına şaşırsa da rahatlama ihtiyacını bastıramıyordu, derinde bir nefes çekti içine, dışarıya çıkan her bir hava zerresi kırmızı ışık huzmeleri şeklinde çıkıyordu, yoldan geçen insanlar olduğunu fark ettiğinde köşeye oturdu, bir şekilde konuşmak
'neler oluyor'
dercesine sitem etmek istiyordu fakat kendisinden çıkan garip ışıklar dikkatini tamamen dağıtmıştı.
Her nefes alışverişinde daha da rahatlıyor gibiydi, o küçük küçük milyonlarca ışık huzmeleri çıktığında daha da kendini iyi hissediyordu, sanki mucizevi şekilde alkolün etkisi geçiyordu, annesinin neler yaptığına anlam yüklemek bir tarafa dursun nasıl yaptığına kadar aklından geçiriyor sorularına bir cevap bulamıyordu. Artık o ışıklar kaybolmaya başlamış sanki bunların hiçbiri 5 dakika önce yaşanmamış gibi ortadan kaybolmuşlardı.
Yerden kalktığı gibi balkondan dışarı çıktı, mutfakta hala yerlerinde oturup hiçbir şey olmamış gibi kahvaltılarına devam eden ailesine dehşet saçan gözlerle bakıyordu. "Aaa .....az önce olan şeyleri biri bana açıklasın?"
Kübra hanım gayet sakin ve kendinden emin bir şekilde cevap verdi.
"Rahatladın mı bari?" Özgür’ün istediği cevap bu değildi ve şaşkınlığın yerini öfkeye bırakmıştı.
"Çok rahatladım ya, sorma anlatamam, anne ben ne diyorum sen ne diyorsun ne yaptın sen bana az önce neler oluyor diyorum sağır mısınız? Baba, alo, muhatabım var mı?"
"Sen önce otur bir sakinleş zaten her şeyi anlatacağız." Kadir bey de direktifini verdiğinde Özgür daha birkaç dakika önce baş ağrısı ve uyku mahmurluğu ile oturduğu sandalyeye bu sefer dinç ve sanki bebekler gibi uyumuş şekilde oturuyordu ve haliyle fazlasıyla da şaşkındı.
"Sana bunca zamandır söylemedik çünkü bir gün karşına çıkabileceğini düşünmedik, meslekten ihraç edilmiştik ve..." Özgür bir anda annesinin sözünü kesti. "Anne ne diyorsun sen pardon, hala sorumun cevabını alamadım."
Kadir Bey ikisi arasında göz gezdiriyordu, eşinin tam olarak kendini doğru ifade edemeyişini izledi bir süre, oğlunun annesinin sözünü hiddetle kesişi Kadir Bey’in devreye girmesini sağladı. "Özgür, oğlum biz yeryüzü koruyucularıyız." Uzatmadan tek seferde kurmuştu fakat bu durum Özgür’ün kafasını daha çok karıştırmışa benziyordu.
"Yer...neyi? Siz benimle kafa mı buluyorsunuz?" Gergin ve endişeli Özgür'ün aksine Kadir Bey ve Kübra Hanım hala sakinliğini koruyordu, elinde kalan çatalı kenara bırakan Kübra oğluna şefkatle bakmaya başladı işte bu Özgür'ün daha da şaşırmasına vesile olmuştu.
"Bak oğlum, dünya senin bildiğin daha doğrusu bütün insanlara kabul ettirilenden çok farklı. Biz de bu farklı olan taraf ile bu taraf arasındayız, daha doğrusu farklı evrimleşmiş bir insan türüyüz. Babanın yeryüzü koruyucuları dediği sınıftayız ve tabi ki sende öylesin." Kübra Hanım tüm konuşma boyunca Özgür’den gözlerini ayırmamış hatta telkin etmek ve rahatlatmak amacıyla bir elini Özgür'ün omzuna atmıştı.
Sonrasında konuşmayı Kadir Bey devraldı. "Medya ve insanların uzaylı, reptilian ve birçok çeşit komplo teorilerinin kurulduğu varlıklara benzetildiğimiz doğrudur, sıradanlar bilmedikleri şeyler hakkında yalan yanlış konuşmaya meraklıdırlar."
Bir annesine, bir babasına bakan Özgür hala konuşmalara bir anlam veremiyordu, aklından geçen tonla düşünce bir araya toplanıyor ve sonrasında işin içinden daha da çıkılmaz hale geliyordu. "Anne, Baba siz kafayı mı yediniz? Yoksa bana mı kafayı yedirdiniz? Ne diyorsunuz siz Allah aşkına."
Özgür gerçekten elle tutulur bir cevap istiyordu, ailesinin bu tarz komplo teorileri hakkında yorumlarda bulunması ve akabinde adını dahi duymadığı varlık grubundan olduklarını söylemelerini tahmin bile edememişti, biraz korku fazlaca şaşkındı.
"Anlaşıldı sana bunu daha farklı anlatmalıyız." Kadir Bey masadan kalktı, hızlıca mutfaktan çıktı Özgür ise göz ucuyla mutfaktan çıkana kadar babasını göz odağına almıştı tam o sırada annesi yeniden omzuna dokundu.
"Biliyorum canım anlattıklarımız şu an sana peri masalı gibi geliyor olabilir ama sanırım baban iyi bir çözüm buldu." Kadir Bey o anda yeniden mutfak kapısında belirdi elinde küreye benzer bir obje vardı.
"Ne yani sözde sihirli kürenizle sihirli annemdeki Perihan teyzeyi mi çağıracaksınız?" Alaycı şekilde kurduğu cümleyle anne ve babasına inanmadığını göstermeye çalışıyordu fakat Kadir beyde Kübra Hanım da gülmüyorlardı, Özgür’ün açısından gerçekten bir terslik olduğu belliydi.
"Şaka yapmadığımızı şimdi öğreneceksin." Kadir bey son sözünü de söyleyip getirdiği küreyi masanın kenarına koydu, sol avuç içi kürenin tam ortasına gelecek şekilde küreye değmeden uzattı, sonrasında Kübra Hanım da eşinin tam üstüne sol elini uzattı. "Özgür bizim yaptığımızı yapmalısın." Kübra Hanım oğlunu yönlendirdiğinde Özgür de sol elini annesinin elinin üstüne koydu. İçten içe yaptıkları şeyin aptallık olduğunu düşünüyordu.
Oda bir anda aydınlandı, o kadar aydınlandı ki artık evlerinin mutfağında olduğundan bile şüpheliydi Özgür, sonunda aydınlık onları karanlığa doğru çektiğinde artık ne altlarında oturduğu sandalyeleri ne de mutfakları vardı, mağara gibi bir yere geldiklerinden tamamen emindi. "Oha! biz neredeyiz böyle?"
"Yeraltı Dünyasına hoş geldin Özgür." Kübra Hanım memnundu, artık oğullarından bir şeyler saklamadan onların yanında saf tutacak ve bir düzen savaşçısı olacaktı, bunun olmasına çok sevinmişti, Kadir Bey ise emin değildi yaptığı tercihin doğruluğunu sorguluyordu.
O anda yanlarından gece halkının sakinlerinden biri geçtiğinde Özgür şaşkınlıkla ailesine döndü. "Biz bu yaratıklarla aynı evreni mi paylaşıyoruz yani?" Ve cevap gecikmemişti.
"Onlar yaratık değiller Özgür, onlara gece halkı veya yeraltı sakinleri diyoruz." Anladım dercesine kafasını yere eğdi, hala geldiği yere ve buraya nasıl geldiğine şaşkındı sabahtan beri yaşanan olayların tümüne şaşkındı.
"Burada olduğumuz koruyucular tarafından bilinmemeli, tılsımlı eşyalar yanında de bana." Kadir Bey etrafı kolaçan ediyordu, gece halkının onları görmesi sorun değildi fakat koruyucu gardiyanlar burada olduklarını kesinlikle öğrenmemeliydi, ilk seferinde sadece ihraç edilmişlerdi, eğer yakalanırlarsa zindanlarda ömür boyu hapis yatabilirlerdi.
"Getirmez olur muyum bir an bile yanımdan ayırmıyorum onları, ayrıca Özgür için de bir tane var." Kübra hanım tılsımlı eşyalarını kocasına ve oğluna verdiğinde takmaları için bekledi, Özgür biraz çekingen davransa da yaşananlara kolay uyum sağlıyordu.
İçleri rahat bir şekilde uçsuz bucaksız gibi görünen koridorda yürümeye başladılar, koridorun sonu büyük bir açıklığa bağlanırken Özgür gördüğü manzara karşısında hayran kalmıştı. O kadar geniş bir yere gelmişlerdi ki 'sanki burası yeraltı değil' izlenimini veriyordu. Tavan denilen şey neredeyse yoktu, gerçek gibi görünen yapay bir güneş, seyrekte olsa düzenli konumlanmış dikili ağaçlar, geniş bir meydan, meydan etrafında birçok pazar tezgahı, etrafta bir sürü insan ve yapay Gölet’in etrafında koşup oynayan çocuklar vardı. Her şey güzeldi onun için, endişe verici olan tek şey halkın görünümünün farklı olmasıydı ama bu Özgürü rahatsız etmemiş aksine hoşuna gitmişti. "Burası muhteşem." Diye ağzından kaçırması da cabasıydı.
"Biz bunu zaten biliyoruz, senin de bizimle hemfikir olman güzel bir şey, şuradakileri görüyor musun?" Özgür babasının gösterdiği yere baktığında insan olduklarını doğruladığı iki kişi ellerinde uzun renkli sopalarla pazar tezgahlarının önünde yürürken birbiriyle konuştuklarını gördü, tam bunlar kim? diye soracak iken annesi yanıtlamak için önce davrandı. "Bunlarda sana bahsetmeye çalıştığımız yeryüzü koruyucuları işte."
Özgür hala pazar tezgahlarında dolanan kişilerden gözlerini ayırmamıştı, karşıdaki iki koruyucu tezgahlardan birinin önünde durdu ve satıcısıyla konuşmaya başladılar, aralarında bir gerginlik oluşmaya başlamış olmalı ki koruyucular ellerindeki değnekleri adama doğru uzatmışlardı, Özgür bundan rahatsız olmuştu, gözlerini karşıdaki koruyuculardan ayırıp ailesine baktı. "Adamın bir suçu yok gibi duruyor neden ellerindeki sopaları ona karşı doğrulttular?"
"Daha önce de bahsettiğimiz gibi yeryüzü koruyucuları olan bizler bu halkın ve insanların ortak meleziyiz ama maalesef gece halkının soyundan geldiklerini unuttular, onlara zulmederek bir nevi gözdağı veriyorlar insanları gece halkından üstün tutuyorlar." Özgür bir şekilde anlamaya başlıyordu, sonuçta uzaylı denen şeylerin var olmayacağı anlamına gelmezdi ama farklı bir türe bu kadar yakın olacağını tahmin bile edememişti.
"Sanırım ben göreceğimi gördüm." Özgür’ün son sözü ailesinin derin bir oh çekmesine yetmişti, yeraltı dünyasında fazla kalmamaları gerekiyordu burada oldukları her dakika yakalanma riski taşıyordu, Kadir Bey elindeki küreye tekrar sol avuç içini uzattığında Özgür artık ne yapması gerektiğini biliyordu. Bütün aile ellerini küreye yerleştirdiğinde meydanın yerini yeniden bembeyaz bir aydınlık aldı, bu aydınlık sadece 30 saniye kadar sürmüştü yeniden evlerinin mutfağındaydılar.
"Böyle bir şeyin içinde olduğunuzu ben neden bilmiyorum?" Mutfaktaki sessizlik çığ gibi büyürken Özgür artık birinin konuşması gerektiğini düşünüyordu, çok geçmeden de Kadir Bey ilk sözü almak isteyen kişi oldu.
"Gece halkının yanında saf tutmak istediğimizi açıkça ifade ettik fakat koruyucular bunun yanlış olduğunu söylediler, ilk başlarda ciddiye alınmadık fakat bizim gibi düşünen ve sadece koruyuculardan oluşan bir direniş grubuna rastladık, başta iyimser bir şekilde protesto ediyorduk ama olaylar büyüdü direnişin ileri gelenleri yeraltı halkıyla birlik olup isyan başlattılar ve bizimde yanlarında saf tutmamızı istediler, yanlarında olduk olmasına ama yenileceklerini anladıklarında kaçtılar, olan bize oldu anlayacağın koruyucu mahkemelerinde yargılandık ve koruyuculuk mesleğinden atıldık, gerçekleri öğrendiğimizde seni bu dünyadan uzak tutmak istedik, hiçbir ırk bir diğerinden üstün değildir bunun kararını sadece yüce rabbimiz verir, koruyucular değil."
Hepsi Kadir Bey’i sükunetle dinlemişlerdi, Kübra Hanım eşinin elini tutarak her söylediği şeyde destek verdiğini göstermişti, Özgür babasının tüm söylediklerini düşünmek için kendine zaman tanıdı, yeraltı dünyasında koruyucuların hiçbir suçu olmayan birine gösterdikleri şiddeti görmüştü bu bile başlı başına haksızlıktı, insanlar dünyanın nimetlerinden faydalanırken yeni tanıştığı farklı bir tür yapay bir dünyada günlerini geçirmeye çalışıyordu içten içe haksızlığa uğradıklarını düşünüyordu.
"Artık içinde olmadığınız o dünyanın bir parçası olmadığınıza seviniyorum ama bunları bana daha erken açıklamış olsaydınız işlerin daha farklı yürüyebileceğini de düşünmeden edemiyorum, başka ne demeliyim bilmiyorum ama size inanıyorum ayrıca sabah yaptığın o güç şeyi çok iyiydi anne." Kübra hanım oğluna sarıldı, artık koruyucu olduğunu saklamak zorunda değildi dahası onlarla aynı fikirde oluşuna da ayrıca sevinmişti.
Mutfaklarında yaşanan aile saadetini aniden çalan bir kapı sesi bozmuştu, Kübra Hanım homurdanarak oğlunu bıraktı. "Kapıya bakıp geliyorum." Gelen misafirin davetsiz olduğu belliydi, kız kardeşiyle daha dün görüşmüşlerdi, kargocular dışında da evlerinin zilini pek çalan olmazdı bu yüzden gelecek kişiyi tahmin etmekte zorlanmıştı.
Tabi ki kapıyı açtığında gelen kişilerin koruyucu olduğunu tahmin edemezdi, gelenlerden biri; "Özgür Kasım'ın evi burası mı?" dediğinde Kübra Hanım daha da çok şaşırmıştı, sadece "Evet burası" diyebilmişti.
"Baş koruyucudan bir bildiri getirdim ve bunu insanların yoğun yaşadığı bölgede açıkça okuyamam, biliyorsunuz. İçeri davet etmenizi tavsiye edebilir miyim?" Koruyuculardan biri içeri davet edilmek istediğini söylediğinde Kübra Hanım ikiletmeden kapıyı ardına kadar açtı, biliyordu ki koruyucular sıradanların arasında önemli bildirileri anlatamazlardı, sıradanların ve koruyucuların en bilinen ortak kanunlarıydı.
Koruyucular içeri girdiğinde Kübra hanımda kapıyı kapatıp onlara salona kadar eşlik etti, Kadir Bey ve Özgür de geleni merak ettikleri için salona geldiler ve koltuklara yerleştiler. " Baş koruyucu Ömer Arslan adına konuşmaya geldik, oğlunuz Özgür Kasım’ın koruyucu eğitimi almadığını tespit ettik, onun gibi eğitim alamamış birkaç koruyucu ile birlikte eğitimlerine başlaması kararı alındı fakat yaşı itibariyle kendisinin koruyucu kaydı için karargaha gelip bizzat imza atması gerekiyor. Ayrıca kabul etmesi dahilinde Baş Koruyucu Ömer Bey meslekten ihraç durumunuzu yeniden gözden geçireceklerini söylediler."
Kasım ailesi koruyucuları sükunetle dinlemişlerdi fakat Özgür’ün söyleyecek birkaç şeyi var gibiydi, sinirli bir şekilde ayağa kalktı. "Evimize gelip anlattınız iyi güzel de ailem ile beni nasıl zan altında bırakabilirsiniz, buna siz mi karar veriyorsunuz?"
Odadaki koruyucular şaşkındı, ailesi ise gergin. Tekrar odaya dolan bir sessizlik sonrasında Kadir Bey konuşmayı devraldı. "İhraç kararını yine o dönemde de başkanlık yapan Ömer Bey vermişti şimdi niye kararından caymak istiyor, koruyucular bize detaylı bir açıklama yapmalı."
Eve gelen koruyuculardan biri yanında getirdiği kağıtlardan birkaçını salondaki orta sehpaya bıraktığında Kasım ailesi alıp incelemeye başladılar. Kübra hanımın tuttuğu kağıttaki yazılanları okuduktan sonra masaya bıraktı. "Burada sadece protesto ettiğimiz isyana karışmadığımız bilgisi yer alıyor, peki neden ihraç kararıyla yargılandık?"
"Biliyorsunuz ki bu konuda söyleyebileceğimiz hiçbir şey yok, Özgür Bey kabul ettiği taktirde karargaha girişleriniz onaylanacak o zaman Ömer Bey’e sorabilirsiniz." Koruyucuların da bir şeylerden haberdar olmadıkları anlaşılıyordu, sonuçta ihraç kararının geri çekilmesi gibi bir durum da vardı fakat Özgür yeraltında gördükleri karşısında uslu duracağını zannetmiyordu, koruyuculara iki çift sözünün olduğunu gayet iyi biliyordu.
"Ailemi karışmadığı bir isyan girişimi yüzünden atmışsınız bana da yapmayacağınız ne malum, sizin gibi piç kurularının benim evimde işi yok, masaya fırlattığınız kağıt parçalarını da alıp gidin." Koruyuculardan biri sehpaya bırakılan kağıtları topladı, tam salondan çıkıyorlardı ki içlerinden biri; "Piç kurusuymuş, sanki kendi çok düzgün." demesiyle Özgür’ün az da olsa yatışan sinirleri tekrar alevlendi, cümleyi kuran koruyucuyu dönüp burnuna doğru bir yumruk attı.
Özgür ile koruyucu arasındaki gerginlik sonunda kavgayla sonuçlanmıştı, olaya diğer koruyucu ve ailesi de dahil olduğunda daha da büyümüştü. Diğer koruyucu onları ayıramayacağını fark ettiğinde arkadaşını çekip çıkaracağını düşündüğünden bir portal yarattı fakat arkadaşını portal’a çektiği an Özgür de yanlarındaydı karargaha kavga eden iki kişi getirmişti. Meraklı bakışlar sonunda kavga edenlere yardım ederek ayırdılar, karargâhtaki koruyucular güç bela Özgür’ü zapt etmeyi başarabilmişlerdi kollarından tutarak sürüklemeye başladılar.
"Sen var ya sen bittin, ölümün benim ellerimden olacak, bittin!" Özgür koruyucuların kollarında sürüklenerek gidedursun Liya annesiyle karşıdan yaşanan olayı seyrediyordu, fazlasıyla gerilmişti çünkü. Karargah denen yerin böyle olaylarla hararetli geçeceğini tahmin edemediğinden merakla annesine döndü.
"Burası hep böyle barbar insanlarla mı dolu?" Cemile hanım gözlerini iki koruyucu arasındaki gençten ayırıp kızına döndü. "Hayır tabi ki hep böyle geçmiyor ama işte arada sırada sorun çıkaranlar olur, hem sen emin misin yoksa baban ısrar etti diye mi buraya gelmek istedin?"
Liya düşünmek için kendine zaman tanıdı, biraz babasının da payı vardı elbette. "Biliyorsun anne ben tam olarak gece halkı gibi değilim, buna ihtiyacım vardı ayrıca babam da biraz ısrar etti onu kırmak istemedim." Cemile hanım anladım manasında kafasını eğdi, Sargun Bey ile yeraltında gardiyanlık yaptığı zamanlarda tanışmışlardı zamanla yakınlıkları arkadaşlıktan ortaklığa, ortaklıktan aşka dönüşmüştü iki topluluk onaylamasa da evlenmişlerdi sonrasında zamanla bu evliliğe alışmışlar ve kuralları onlar için esnetmişlerdi.
Karşıdan yanlarına doğru gelen biri vardı bu yüzden ikisi de kendilerini düzeltip konuşmalarını yarıda kestiler. Alin, Gahte ailesinin iki üyesini baş koruyucuya götürmek için direktif almıştı. "Siz Cemile Hanım ve Liya olmalısınız, baş koruyucumuz Ömer Bey gönderiler beni odasına kakar eşlik edeceğim size."
Gahte ailesi ikiletmeden Alin’i takip etmeye başladılar, ana kumanda odasından geniş bir koridora girdiler biraz ilerledikten sonraki merdivenleri çıkıp ilk odanın önünde durduklarında Alin kapıyı çaldı içeriden 'girin!' komutunu aldıklarında Cemile Hanım ve Liya içeri girerek baş koruyucunun önündeki tekli koltuklara oturdular.
"Müsaade ederseniz ben çıkayım efendim." Alin çıkmak için ayaklanmıştı ki Ömer Bey onu durdurdu. "Burada kalmanda bir sakınca yok Alin, sen stajyer asistanımsın, bu tarz konuşmalar ile çok karşılaşacaksın." Alin başını sallayarak sağ duvardaki camın peteklerine yaslandı.
"Karargahta eğitim almak için başvuruda bulunmuşsun ama zaten hali hazırda gece halkı ile birlikte eğitim görmeye devam ediyor görünüyorsun, seni karargaha yönelten nedir?" Liya tabi ki olayların bütün gerçeklerini söylemeyecekti birazcık çarpıtmaktan kimseye zarar gelmezdi.
"Efendim siz de çok iyi biliyorsunuz ki ben tam olarak bir gece insanı değilim, tam olarak bir koruyucu da değilim, savaş eğitimlerine geçtiğimde ayinlerde yaşadığım değnek yoksunluğu beni eğitime devam edemez bir hale getirdi, koruyucu yanım galip geldi anlayacağınız."
Liya konuşmasını bitirdiğinde odadaki herkes durumu kendince yorumluyordu. Alin bu yeni gelen kızı az çok anlıyordu, kendisi de sıradan bir ailede büyümüştü. Anne ve babası hatta ailesindeki bir sürü kişi koruyucu değildi, 2 kuşak önceki ninesinin mirasıydı ona bahşedilen, ilkokul yıllarında tesadüfen fark edildiğinde ona yapılanlar çektiği zorluklar aklına gelivermişti, eski anılarından sıyrılıp ana döndü.
"Size olası bir darbe olduğunda uygulanacak yasanın bir kısmını getirdik, koruyuculara olan sadakatimizin bir delili olabileceğini düşünüyoruz." Cemile Hanım haklı bir eminlikle Ömer Bey’in masasına belgeleri bıraktı.
Kağıtlarda yazan maddelere iyice odaklandı Ömer Bey, birkaç dakika sessizlikten sonra yüzü güler halde kağıtları masaya geri bıraktı. "Sadakatinizin doğruluğu konusunda bir şüphem yok Cemile Hanım, yıllarca yeraltında gösterdiğiniz üstün hizmetler zaten yeterli bir kanıttır. Kızınızın eğitimi konusunda da bir endişeniz olmasın, karargaha başvurmuş eğitimlerinde aksama olan birkaç koruyucumuz daha var onlar için ayrı bir sınıf açılması kararı alınmıştı Liya da onlar ile birkaç gün içinde eğitimlerine başlayabilir, şimdiden hayırlı olsun diyorum."
Cemile Hanım ayağa kalktığında Ömer Bey de ayağa kalktı, birbirlerinin elini sıktılar, Liya da ayağa kalkarak gece halkına özel selamı verdiğinde Ömer Bey gülerek Liya’ya döndü. "karargahta kimseye gece halkının selamını vermene gerek yok, burada kimse kimseden üstün değildir." Ömer Bey, Liya’ya da elini uzattığında çekinerek sıktı.
"Alin, misafirlerimize etrafı gezdirebilir misin, Liya karargahımızı tanısın?" Alin önce Gahte ailesine sonra Ömer Bey’e baktı. "Tabi efendim, buyurun." Alin, Liya ve Cemile Hanıma kapıyı gösterdiğinde onların çıkmasını bekledi.
Birlikte koridora çıktıklarında gidecekleri yolu gösterdi. "Ana kumanda odasından başlayabiliriz sanırım." Ana kumanda odasına varana kadar sessizce yürümeyi seçtiler bir grup bilgisayarların ve geniş ekranların olduğu hole gelmişlerdi bile. "Buradaki haritalar sürekli tarama yaparlar, gece yaratıkları geldiğinde aynı şuradaki ekranda gördüğünüz gibi kırmızı alarm ve gece yaratığının seviyesi ve hangi bölgede olduğu bilgisi gelir."
O sırada koruyuculardan biri alarm veren ekranın yanındaki masa mikrofonunu aktifleştirdi. "4. Seviye gece yaratığı için görevlendirilen Taşra Takımı, görev için hazırlık odasına gitmeniz gerekmektedir." Aynı şekilde tekrar anonsu tekrar etti, ileride birkaç insan ana kumanda odasından ilerideki koridora gittiler.
Liya hala etrafı tanımadığından biraz fazla temkinliydi, yanından geçerken ona bakarak gülen iki kıza umursamadığını belli edercesine gözlerini devirdi, görünüşünün farklı olması dalga geçebilecekleri anlamına gelmezdi. Esra, Liya’nın gözlerini onlara karşı devirdiğini gördüğünde kardeşine döndü. "Biz ona gülmedik ki, yanlış anladı herhalde." Neşe kardeşinin kolundan tutarak kafeterya tarafına döndürdü. "Verdiği kararı sorgular gibi bir hali vardı, ona yanlış bir karar verdirmedik ki."
Karaman kardeşler ana kumanda odasından çıkıp kendilerini kafeteryaya giden koridora attı. "Yeni bir yere alışmak zor geliyor olabilir, yanlışlık yapmadığımıza eminim yoksa o zamana geri gitmek zorda kalırdık." Koridordan sağa saptıklarında kafeteryaya gelmişlerdi bile Esra kendine bir çay söylemiş Neşe ise meyveli soda içmek istemişti, kendilerini boş masalardan birine attıklarında ikisi de içeceklerinden bir yudum almışlardı ki o his ikisinin de oflamasına yetmişti.
"Başka bir zamanda." Dedi Neşe, "Başka bir yerde" Dedi Esra, Zaman gezginliği için giriş cümlelerini söylediklerinde el ele tutuştular. "Gidelim!" Dediklerinde bulundukları zaman diliminden ayrıldılar, kendilerini koruyucu odalarının olduğu koridorda bulduklarında birkaç dakika sonra burada yaşanması gereken olayların gidişatına yardım etmeleri gerektiğini anladılar.
Birbirinden ayrı yöne giden kardeşlerin tek istediği işlerini hızlıca bitirip biraz dinlenebilmekti, Neşe koridordaki ikinci odaya kendini attığında iki koruyucu birleşme ayini yapıyorlardı. "Uzay ne oldu şimdi?"
"Bu yaptığımız sana küçük bir kanıttı aslında, senin yanına gönderilmemin her zaman bir nedeni vardı, enerji ikizim sen olduğun için annen ve baban benim sana çok iyi bir rehber olabileceğimi söylediler şu kıvrımları görebiliyor musun?"
"Evet görebiliyorum." Neşe karşısındaki çifte baktığında enerji yoğunluğu Evrin’in üstündeydi, 'sanırım yardım etmem gereken kişi bu' diye düşündü içinden.
"Birleştiklerinde şu an olduğundan daha güçlü oluyor aslında, hesap basit enerji ikizi iki melez eşittir bir aşağı dünyalı ediyor."
"Yani diyorsun ki biz birleştiğimizde onlardan biri kadar güçlüyüz."
"Aynen bu işi kapıyorsun." Uzay lafını bitirir bitirmez kapı çaldı, içeri Alya girdiğinde Neşe kızın üstündeki enerji yoğunluğunun daha da arttığını hissetti, müdahale etmesi gereken zaman dilimi yaklaşıyor olmalıydı.
"Ah meleğim! Seninle tekrar kavuşmanın hayalini ne kadar kurdum bilemezsin, şuraya bak tam bir genç kız olmuşsun." Alya ve Evrin birbirlerine sarılırken Neşe kızın üstündeki yoğun enerjinin öfke hissiyatı olduğundan tamamen emin oldu, koridorda yaşanması gereken olayı başlatacak duyguyu Evrin’e geri yansıttı.
"23 yıldır hayattayım ve şimdi tanışıyoruz."
"Biliyorum bebeğim bu senin iyiliğin içindi." Bir sorun vardı! Neşe’nin yansıttığı öfke hissiyatı Evrin’in sevgi hissiyatıyla savaşıyordu, Evrin’in kulağına eğildi; "Yalnız kalıp düşünmeye ihtiyacın var!" Öfke duygusunu yeniden alevlendirip Evrin’e geri yansıttı.
"Yanına verdiğiniz annemi Erdi şerefsizi öldürdü peki ondan sonra neredeydiniz, yıllarca yalnız yaşadım Uzay olmasa delirebilirdim bile, ya en basitinden başkasına vermeyelim kendimiz koruyalım biz bir aile olarak daha güçlüyüz diyemediniz mi? Bana masal okumayın eğer gerçekten önemseseydin beni şu an burada bu konuşmaları yapıyor olmazdık."
Evrin hızlıca dışarı çıktığında Neşe de arkasından yetişti koridorda hızlıca yürüyordu nereye gideceğini bilemiyor gibiydi, koridorun sonundaki sol köşeden kardeşini gördüğünde Evrin’in kulağına tekrar fısıldadı; "Sola dön!" Evrin koridorda ilerledikten sonra tam sola dönecek iken Toprağa çarptı. "Önüne baksana yavşak, dozer misin?"
Esra gülerek kardeşinin koluna girdi. "Sanırım bu ikisini karşılaştırmamız gerekiyormuş ama seni çok bekledim bir sorun çıkmadı değil mi?"
"Yok ya, hadi zamanımıza dönelim orada konuşuruz." Yeniden el ele tutuştular artık kendi zamanlarına dönmeleri gerekiyordu.
"Var olduğumuz zamana." Dedi Neşe, "Var olduğumuz yere." Dedi Esra, zaman gezginliği bitmiş kafeteryaya masalarına dönmüşlerdi bile. İkisinin de yüzü gülüyordu, masada hala onları bekleyen içeceklerinden birer yudum alıp gülüştüler.
"Şimdiye öğrenmişlerdir birbirlerinin enerji ikizi olduklarını, acaba nasıl karşılayacaklar?" Esra dayanamamıştı yine, zaman gezgini oldukları için onları tanımayan kişilerin bile hayatlarındaki önemli detayları onlar daha yaşamadan görüyorlardı fakat bunlar hakkında zamanı gelmeden konuşmaları zamanda sapmalara ol açabilirdi, iki kardeş de bu riski bilmesine rağmen Esra her seferinde bunu unutup boş boğazlık ediyordu, Neşe sıkıntıyla iç geçirdi.
"Yine unutuyorsun, bari sesini azalt aşkım." Esra yaptığı hatanın farkına vardığında şirin bir yüz ifadesi takınıp çayından bir yudum aldığında Neşe de ona gülmeden edemedi.
"Sesinizi alçaltın da garipliğiniz sırıtmasın." Furkan alaycı tavrıyla kızların yanında bitmişti bile, masalarına bir sandalye çekip ters oturdu.
"Garip hallerimizden rahatsız oluyorsan niye yanımızdasın, gitsene madem?" Neşe sinirle söylediği sözlerden sonra gözlerini Furkan'a dikti, bundan hoşlanmadığını çok iyi biliyordu.
"Aha! atışma geliyor yine." Esra ise onların bu hallerinden sürekli yararlanıp didişmelerinin fitilini ateşleyen taraf oluyordu.
"Belki gitmeyip seninle uğraşmak istiyorumdur, olamaz mı?" Furkan ile Karaman kardeşler karargahta ilk eğitim almaya başladıkları zamanlardan beridir tanışıyorlardı, kızlar miras yetenekleri yüzünden eğitimlerini yarım bırakmış olsalar da Furkan onlarla uğraşmayı bırakmamıştı.
Neşe ile enerji ikizi olmaları da üstüne tuz biber ekiyordu, 15-16'lı yaşlarında tesadüfen fark etmeleri bile aralarındaki buzları eritmelerine yetmemişti, Furkan yıllardır enerjilerini birleştirmek istediği için onun peşinde koşuyordu fakat kardeşler aynı zamanda birbirlerinin de enerji ikiziydi, Neşe seçimini kardeşi Esra'dan yana kullanmıştı.
"Sırf birleşme ayinini kabul etmedim diye yapıyorsun tüm bunları, değil mi? seni kararından caydırmak için bir sürü teste girdim, doktor raporuna kadar aldım. Adam ayin riskli diyor, ölebilirsiniz diyor ama sen anlamak istemiyorsun. Hem seni sevgilin özlemiştir benim yanımda görürse kavga edersiniz yine, hiç çekemeyeceğim Özge’nin kıskançlık krizini."
Neşe yine sinirlerine hakim olamamış ağzına ne geliyorsa söylemişti, Furkan da her zamanki gibi bir ton laf işittiğinle kalmıştı. "Görüşürüz Esra." deyip yanlarından ayrılmıştı.
"Aranızda istemeden de olsa engel olduğum için özür dilerim kardeşim, bende enerji ikizimi bulabilseydim bu tatsız olaylar hiç yaşanmıyor olurdu." Esra'nın üzüldüğü her halinden anlaşılıyordu, Neşe kardeşini teselli edebilmek adına oturduğu sandalyeyi Esra'nın yanına çekti sımsıkı sarıldı.
"Karşına çıkması senin elinde olan bir şey değil ki, lütfen üzülme zamana bırak elbet karşına çıkacak, işte o zaman dörtlü olarak birleşme ayinini tamamlayabiliriz, hem değerini bil sırf senin için Furkan'dan onu sevdiğimi onunla birleşmek istediğimi gizliyorum."
İki kardeş birbirine sımsıkı sarıldığında o his tekrar onları ele geçiriyordu, zaman gezginliği öncesinde kardeşler arasında bir his köprüsü kurulur ve iki beden ayrı olmasına rağmen tek bir beyin ile düşünüyormuşçasına irkilirlerdi. "AH! Daha yeni gelmiştik ama." İkisi de aynı anda cümleyi kurarak el ele tutuştular. "Başka bir zamanda." Dedi Neşe, "Başka bir yerde." Dedi Esra. Beraber "Gidelim!" Dediklerinde bulundukları zaman diliminden ayrıldılar.
Hastane kokusu Karaman kardeşlerin burnuna dolduğunda doktorun odasında olduklarını anladılar. "Doktorun üstündeki enerjiyi görebiliyorum." Dedi Neşe, Esra sağ sola bakındığında kardeşine döndü. "Ben daha enerji yoğunluğu almıyorum ama içimden bir ses bu odada kalmamı söylüyor." dedi.
Sessizce geçen birkaç dakikanın sonunda kapı çaldı, içeriye Uzay girdiğinde doktor masasının oradaki koltuklardan birine oturmasını işaret etti. "Bende seni bekliyordum.
"Test sonuçlarının bu kadar erken çıkacağını bilmiyordum." Uzay fazlasıyla gergindi ellerini sıkıntıyla ovuştururken derin bir nefes çekti içine, Esra gözlerini Uzay’dan ayırıp kardeşine döndürdü. "Uzay’dan yoğun bir endişe hissiyatı alıyorum sanırım ama bu yanlış."
"Doktor gerçekleri söyleyip söylememek arasında kararsız, sen de düşünüyorsun kardeşim?" Neşe bu sefer ne yapacağını bilmiyordu çabuk karar vermeliydiler, enerji yoğunluğu git gide artıyordu Esra kardeşinin elini tuttu. "Sanırım gerçekleri öğrenmeli."
Neşe doktorun yanına yaklaştı ve kulağına eğildi. "Raporda yazan her detayı açıkla." Esra ise Uzay’ın kulağına doğru eğildi. "Doktor doğruları söyleyecek, ona inan." Kardeşler direktif verdikleri insanlardan ayrıldıklarında enerji yoğunluğunun düştüğünü görmek için beklemek zorundaydılar yoksa geri dönmek bir yana dursun o zamanda sıkışıp kalabiliyorlardı.
"Biliyorsun Toprak ve Evrin’in durumu ciddi kısa sürede ne olduğunu çözebilirsek o kadar iyi olur diye düşündüm. Genellikle bu tarz vakalarda hastaların ailelerinin de medikal kayıtlarının incelenmesi gerekir, bu yüzden iki hastanın da aile fertlerinin kayıtlarına baktım. Her şey normal görünüyordu fakat Alya hanımın tıbbi kayıtlarını incelediğimde bir anormallik fark ettim.
"Ne gibi doktor bey?" Uzay biraz da olsun gerginliğini üzerinden atmıştı, sorunun ondan kaynaklanmadığını duyduğuna da sevinmişti.
"Alya Hanım hamileliğinin ilk haftalarında ikiz bebek bekliyormuş, bundan haberiniz var mıydı?" Uzay 'hayır!' anlamında kafasını salladı."
"Tabi sonrasında doktorunun teşhis raporunu gördüm, sanırım Evrin ikizini yemiş bu da çift enerji özü ve çift enerji ikizi durumunu açıklıyor. Önümde senin test raporunda duruyor, aslında sana söylemem gereken durum tam da burada başlıyor."
Uzay'ın gerginliği yeniden üst safalara çıktığında Karaman kardeşler birbirlerine baktılar. "Sanırım asıl müdahale etmemiz gereken yer bu anmış." Dedi Neşe, kardeşler yeniden olaya müdahale etmek için ayrıldılar. Esra, Uzay’ın yanına yaklaştı yoğun enerjisinin hüzün hissiyatı olduğuna kanaat getirdi ve geri yansıttı. "Sorun ne doktor bey?"
"Üzülerek sana söylemek zorundayım Uzay, Evrin’in asıl enerji ikizi Toprak. Seninle olan enerji bağı doğmamış olan ikizinden gelmiş, sizin birleştirme ayininiz bu yüzden onları öldürüyor eğer enerji özlerinizi gerçekten birleştirmek istiyorsanız bunu sadece üçünüz birlikte yapmalısınız."