İçeriğe geç

YERYÜZÜ KORUYUCULARI

Bölüm 11 · 24 dk okuma

YERYÜZÜ KORUYUCULARI

Bölüm 11

10. BÖLÜM (BÜYÜK TOPLANTI)

10. BÖLÜM (BÜYÜK TOPLANTI)

Karargahta ummalı bir hazırlık vardı, etrafta bir sürü insan koşuşturuyordu. Meraklı gözlerle etrafı incelerken Toprağın omzumdan tutmasıyla irkildim. "Millete böyle bakmaya devam edersen yanlış bir şey olduğunu düşünecekler."

Ve tabi ki Toprak’tan cevap gecikmemişti.

Uzay ile geçen akşamki kavgamızdan sonra benimle hiçbir şekilde iletişime geçmemişti, bir yanım onu düşünmeden edemiyordu bu sabah Toprak eğitimlerine başlamalısın deyip beni apar topar karargâha getirmişti, birkaç evrak imzalanacak falan vesaire şeylerden bahsetmişti. Fakat etraftaki anormal koşuşturmalar daha çok dikkatimi çekiyordu, daha az önce kızın biri yanımızdan parti süslemeleriyle geçmişti.

"Bu hazırlıklar neden?" Diye bir soru yönelttim Toprağa, cevabı gayet iyi biliyordu, elinin biri hala omzumdaydı, istemsizce rahatsız olmuştum hala Uzay dışında başka birinin bana dokunmasına alışkın değildim.

"Mezunlar partisiyle gece halkının partisi aynı akşama denk geldi maalesef, bir yandan deneyimli takımlar ek güvenlik için yeraltına gidiyorlar bir kısmı burada görevde kalacaklar. İlk dersinden sonra belki mezunların partisine gidebiliriz hem kafan dağılır."

"Ha?" Kafam gerçekten bambaşka yerdeydi, dediklerinin yarısını bile duyamamıştım çünkü. Elini sonunda omzumdan kurtardığına sevinirken bu sefer de iki eliyle de omuzlarımdan tutarak kendine doğru çevirdi, tuhaf duygular tüm vücudumu ele geçirmeye yetmişti. İstemsizce yutkundum, Toprak ise sadece halime gülmekle yetinmişti.

"Gerçekten anlatmak istemezsen seni anlayabilirim ama düşüncelerin susmak bilmiyor bir türlü, Uzay biraz dengesizdir ani karar değiştirir sana dediği her cümleyi aklından geçiriyorsun düşüncelerinde onları başka şekillerde anlamlandırıyorsun, sana güzel bir dost tavsiyesi; düşünmeye devam ettikçe gerçeğinden sapacaksın aklın farklı senaryolar üretip kafanı karıştıracak, istersen düşüncelerini bulanıklaştırabilirim."

Toprak güzel bir öneriyle gelmişti, eğer biraz daha düşünmeye devam edersem beni öldürmek istediğini bile düşünebilirdim, kısaca tamam anlamında kafa salladım.

Değneğinin şekilli ucunu sol şakağıma koydu.

"Karışık düşünceler, köşeye saklanın, duru düşünceyi öne çıkarın, bu aciz bedeni rahat bırakın."

Toprak eski dilden hoşlanmıyordu sanırım, ayinlerini sürekli Türkçe tekrarlıyordu, sanırım bende öğrendiğimde böyle yapacaktım, yani böyle mi düşünüyorum?

Kafam karışıyor, beynimin içi karıncalanıyor gibiydi ama tarifsiz bir mutluluk vermişti bazı şeyleri düşünmemek çok iyi bir hismiş gerçekten.

Toprak değneğini alnımdan çektiğinde, elinden alıp incelemek istedim. Sapının ucunda şimşeğe benzer kabartmalı bir figür vardı, ucundaki şekli ağaç dalları sarmalıyordu, iç kısmında kanatlar ve göze benzettiğim tuhaf bir şekil vardı.

"Seninki Uzayınkine benzemiyor, neden?"

Beynim uyuşmuş gibiydi, nasıl yayık ağız konuştuysam Toprak kahkahasına hakim olamamıştı.

"Her koruyucunun değneği farklıdır çünkü koruyucuyu yansıtır bak mesela değneğin içinde gibi görünen kanat figürü benim özgür ruhlu olduğumu yansıtıyor."

Toprak elinde değneğindeki şekli göstererek tarif ediyordu, istemsizce oraya dikkat kesildim.

"Yani bende kendi değneğimi aldığımda o da beni mi yansıtacak."

Gülerek değneğini arka cebine sıkıştırdı.

"Aynen öyle, hızlı öğreniyorsun. Şimdi şu evrak ve imza işini halledelim formalite şeyler aradan çıksın."

Elini kibarca uzattığında geri çevirmedim sonuçta bazıları gibi kaba davranmıyordu, yine o berbat sıkıcı koridorlar. Buranın mimari çizimlerini yapan arkadaşı bulup yüzüne tüküresim gelmişti çünkü bok gibiydi, bulunduğumuz koridordan sağa saptık burası biraz daha geniş bir koridordu, hayır hayır! Burası toprakla ilk tanıştığım yerdi gerçi babamın öngörüsüne göre çocukken tanışmam gerekiyordu ama.

"Ne? Sadi amca beni mi görmüş?"

Ah şimdi sıçtım!

Orantısız aklıma doluşan düşüncelerimi dizginleyememiş ve olan olmuştu yürümeyi bırakıp meraklı gözlerle beni süzdüğünde ne diyeceğimi bilemedim.

"Öyle aslında ilk seni görmüş ama bu çok uzun bir konu şu evrak işlerini halletsek sana düzgün bir şekilde anlatsam?"

Bu onu biraz olsun yatıştırmıştı, artık geri dönülemez bir yoldaydım ona anlatmasam da düşüncelerime engel olamayacaktım şu bulanıklaştırma olayını benimde öğrenmem gerekiyordu.

"Tamam madem, gel hadi şu odaya gireceğiz."

İlerde 1 kapıyı gösterdiğinde içeri girmek için benden önce davrandı, formalite birkaç şeyi halledip gerçekleri duymak istiyordu, hay ben düşünen aklıma sıçayım.

İçerideki birkaç kişi önlerinde normal insan yapımı bilgisayarlar yanlarında bir sürü kağıt arkalarındaki dolaplarda belgelerin olduğunu tahmin ettiğim bir sürü dosya vardı.

"Koruyucu kaydı için gelmiştik, eğer acele edersek ilk dersine yetişmesi gerekiyor."

Karşımdaki kadın boncuklu ipi olan dikdörtgen gözlükleri ardından bana dik bir bakış attı.

"Toplama sınıfı için mi?" Bir dakika! Yanlış duymuyordum değil mi? Bireysel eğitim alacaksın demişlerdi bana her seferinde, tekrar okul sıralarını özlememiş olan bünyeme büyük bir darbeydi bu, kesinlikle.

"Evet acele edelim lütfen."

Toprağa doğru garip bir bakış attım, onun için bu durum gayet normal gibiydi bir de ayrıca ne o toplama kampı gibi, esir miyim ben be. Bunları sonra sormak için kenara attım çünkü açıklamam gereken garip bir durum vardı. Kadın bilgisayarda hızlıca bir şeyler yazıp çıktıya verdi kağıt yığınını zımbalayıp önüme koydu.

"Şu, şu ve şu imzalanacak."

İmzalarken de biraz incelemiştim, hazine ve maliye bakanlığından ödeme mi alacaktım, hem de eğitim seviyesinde olduğum için 30.000tl. İster istemez bir gülümseme sarmıştı yüzümü, en azından telefonumu artık yenisiyle değiştirebilirdim Nermin annemden kalan emeklilik maaşı ancak evin masraflarına gidiyordu gerçi artık gerçek ailemle yaşıyordum ama sonuçta kendi evim diyebileceğim bir yerimde vardı.

İmza işleri bittikten sonra, parmak izlerimi aldılar, tuhaf bir şeyin önünde durdum gözlerimi sisteme kaydettiler, biraz tuhaftı bu durum sonuçta kapalı cezaevine girmiyordum değil mi?

"Kaydınız tamamlandı, artık resmi bir yeryüzü koruyucusunuz."

Kadın öyle bir konuşmuştu ki tüm duygularını yitirmiş acı dahi hissetmeyen biri gibi ama onları da anlayabiliyordum bütün bir günleri normal memur gibi 4 duvar arasında belgelerle geçiyordu insan tabi duygusuz olurdu.

Odadan çıktığımız gibi meraklı bir adet Toprak beni gözlerinin odağına aldı.

"Hadi anlat meraktan çatlamak üzereyim." Tabi ki tepkisi de gecikmemişti.

"Öyle ulu orta anlatılacak şeyler değil, geçen konuştuğumuz ağaçlığa gidelim."

Bende öyle her yerde anlatamazdım, sonuçta babam birine anlatmayacağıma güvenmişti, evet güvenmişti fakat ben 2 gün bile tutamamıştım, resmen bir sır saklama abidesiydim.

Karargahtan çıkıp ağaçlık alana gidene kadar tek kelime etmemiştim, o da nasıl olsa anlatacağım için ses etmemişti, onu zorla yanımdan kovmaya çalıştığım ağacın dibine geldiğimizde içindeki meraklı velet dışarı çıktı, meraklı velet diyorum çünkü küçük bir çocuk gibi yerinde zıplıyor, hareketlerini savurgan bir şekilde ifade ediyordu, istemsizce güldüm.

"Çocuklaşma tamam, otur şöyle de anlatayım."

Hemen söylediğimi yaptı ve ağacın dibine çöktü, bağdaş kurdu, ellerini dizlerine yerleştirdi.

"Evet seni dinliyorum."

Hareketlerine istemsizce kahkaha attım, içindeki çocuğu öldürmemek için direniyordu ama bu haliyle fazla şirindi kabul etmeliydim, bende yanına çöktüm ve bağdaş kurdum.

"Geçen gece babam anlattı Uzay ile kavga ettikten sonra, aslında babam Uzay’ı değil seni görmüş benim yanıma vermişler seni aynı Uzay’ı verdikleri gibi ama babası olacak o şerefsiz erdi kendi öz oğlu üzerinde deneyler yapmış ve sadece koruyucu dünyasını değil masum insanları da öldürürken görmüş, sadece olacaklardan korktuğu için Uzay’ın ismini vermiş onunda benim enerji ikizim olacağını tahmin etmemiş."

Yarım yamalak bir şeyler anlatmıştım inşallah kendi aklında toparlayabilmiştir diye düşünürken karşımda tam anlamıyla ağzı beş karış açık Toprağı gördüm, benim de ilk duyuşumda böyle açılmıştı sanırım ikimizde tepkilerimizi abartı veren taraftaydık.

"Yani eğer senin yanına gönderilen ben olsaydım, Erdi şeytanca bir projeyi kendi oğlu üzerinde hayata geçirecek ve bütün düzeni yıkacaktı doğru mu anlamışım?"

'Evet' anlamında kafa salladım, ne diyecektim ki başka.

"O zaman isabetli bir karar olmuş, Erdi yeterince koruyucu dünyasının başını ağrıtıyor zaten birde bunlar yaşanmış olsaydı neler olabilirdi tahmin bile edemiyorum."

Oturuşunu bozup bana döndü, ellerimi ellerinin arasına alıp sıkıca tuttuğunda ne yapacağımı bilemedim, bir yanım ellerimi kurtarmamı söylerken bir diğer yanım keyfine bakıyordu.

"Kader yine de bizi ayrı tutamadı sonuçta yüce rabbimiz ne derse o değil mi, ha yıllar önce ha yıllar sonra ne fark etti ki, Evrin peki sen ne düşünüyorsun bu konu hakkında?"

Ben mi?

Ben biraz karışıktım, bir yanım Toprağa hak veriyordu, tanışmamız alnımızda yazılıydı ve babamın öngörüsü dahil bunu hiçbir şey engelleyememişti.

"Olacakların önüne hiçbirimiz geçemeyiz, olacağı varsa olur yani ayrıca seninle tanıştığım için, şu an burada konuşuyor olduğum için zerre pişman değilim, bana iyi gelen insanlardan birisin hatta çoğu zaman sana baktığımda kendimi görmüş gibi oluyorum, hani aynada kendi yansımana bakarsın ya aynı öyle, sen benim aynadaki yansımamsın."

Ov ov ov!

Her şeyi ağzından kaçırmış bir çocuk gibi elimin birini ondan kurtarıp ağzıma bastırdım, Toprak öyle iştahlı kahkaha atıyordu ki istemsizce bir tane koluna vurmuştum.

"Acıdı ya!" Diğer elini de benden çektiğinde sanki çok acımış gibi vurduğum kolunu sıvazladı, bu sefer de ben ağız dolusu kahkahalar atıyordum.

"Yanlış bir şey söylemedin ki bende sana aynı şeyleri söyleyecektim, ama bu normal bir şey ruh eşimsin aynı zamanda zaten derslerde detaylıca öğreneceksin, ha ders demişken koruyucu tarihi dersini ben veriyorum o yüzden seninle ilk dersimi kaçıramam gidelim."

Hızlıca zıplayarak ayaklanmış elini kalkmam için bana doğru uzatmıştı bile, daveti geri çevirmedim ayrıca şu toplama olayını da sormayı unutmuştum bir ara sorarım diyerek kenara attım, sanırım büyük gün gelmişti eğitimlerime başlayacak ve herkesin olmamı istediği biri olacaktım, işte bir büyük soru daha kafamda dolaşıyordu.

'Onların hayal ettiği bir koruyucu olabilecek miydim?'

---

Toprakla dersin yapılacağı kapının önündeydik, nedense ona olanları anlatmak beni acayip rahatlatmıştı sır tutmak benim en iyi yaptığım şeylerden biriydi aslında fakat birde keşke düşüncelerime engel olabilseydim.

Kapıyı açtı içeri hızlı adımlarla girip büyük masada kendime bir sandalye kaptım, içeride fazla insan yoktu benimle beraber 5 kız, Toprakla beraber sadece 2 erkek vardı. Kızlardan birinin ten rengi gece insanlarına fazlaca benziyordu, albinoda olabilir diye düşündüm ama saçları siyaha dönük koyu bir kahveydi albino olması fikrini direkt çöpe atmıştım.

"Evet saygıdeğer koruyucu adayları, koruyucu tarihi dersinize ben gireceğim, adım Toprak Özyavuz. Hepiniz eğitim alamamanız veyahut yarım kalmış olmasından dolayı buradasınız, başta hepiniz için bireysel eğitim için karar alınmıştı fakat sayınızın fazla olmasından kaynaklı ani bir kararla 'toplama sınıf' açılma kararı alındı. İsterseniz derse birbirimizi tanıyarak başlayabiliriz, kızlar isterseniz siz başlayın baya bir istekli görünüyorsunuz."

Toprak beni büyük bir sorudan kurtarıp sormadan cevaplayan taraf olmuştu, büyük masada tam karşıma oturmuş birbirine bakıp gülüşen iki kıza takıldım, biri gözlük takıyordu uzun simsiyah saçları vardı, gözleri hafif çekik ve kısıktı gülümsediğinde yanağında belli olan gamzesi onu pek bir şirin gösteriyordu. Diğerinin saçları biraz daha kahveye dönük bir renkti, kendinden emin bakışları ortama 'buranın sahibi benim' dermiş gibi bakıyordu, birde dikkatimi çenesindeki ufak gamzesi çekmişti.

"Ben Esra"

"Ben de Neşe"

"Koruyucular arasında tuhaf ikizler olarak anılırız."

"Çünkü birbiri ardına konuşup cümlelerimizi tamamlıyoruz."

"İnsanlar biraz tuhaf karşılıyorlar haliyle."

"Atalarımızdan kalma özel miras yeteneği paylaşıyoruz."

"Zaman koruyucularıyız aynı zamanda."

"Benim enerji özüm su grubu."

"Benim enerji özüm de toprak grubu."

"Memnun olduk."

Birbiri ardına konuşmuşlar son cümleyi de beraber söylemişlerdi teklemeden aynı anda, bu hâlleri beni fazlasıyla korkutmuştu ama onların hoşuna gidiyor gibiydi.

"Sıra bende sanırım. Benim adım Liya."

Albinoya benzettiğim kız gayet kibar bir şekilde ayağa kalkmış ve ismini söyleyerek tanıtmaya başlamıştı kendini. Yanımda oturan garip bakışlı çocuk Liya’nın sözünü keserek olaya el atmak istemişti sanırım.

"Liya mı? Ne tuhaf isim kendin gibi, anlamı da bir o kadar tuhaftır kesin."

Ne kadar kaba bir çocuktu, şu an Liya’nın yerinde ben olsaydım suratına bir tane geçirip; ' sana mı kaldı sorgulamak!' diye laf sokmuştum bile ama o hiç duruşunu, tavrını bozmadan pervasızca konuşan çocuğa döndü.

"Liya; beyaz tenli kadın demek, yani karşında durduğum halim gibi. Babam gece halkından annemse bir koruyucu, ilk eğitimlerimi gece halkının arasında aldım fakat bir yanım koruyucu olduğundan eğitimlerimde değneğe ihtiyaç duymama sebep oldu, karargahın kararıyla sizinle beraber eğitim almam önerildi bende kabul ettim, enerji grubum hava fakat beyaz grup ile karışık, kaba arkadaşın müdahalelerine rağmen beni sükunetle dinlediğiniz için teşekkür ederim, memnun oldum."

Kibar bir dille nasıl adam gırtlaklanır Liya bize en iyi şekilde göstermişti, içten içe tebrik etmiştim kendini.

"Ben kaba biri değilim, sadece ismin tuhaf dedim. Bu arada adım Özgür, mümkün olmadıkça konuşmam yani sık boğaz etmezseniz minnettar olurum, enerji gurubumu bilmiyorum hatta enerji grubu ne onu da bilmiyorum. Ailem meslekten yıllar önce ihraç edilmişler bende eğitim göremedim, zorla görevliler aldılar getirdiler gerçekten yaka paça getirilmemin amacı ne bana bir anlatın öğretmen bey? Onun dışında memnun oldum."

Özgür de benim gibi koruyucu dünyasından uzak büyümüş biriydi, boşu boşuna toplama sınıf demiyorlardı, buraya gerçekten oradan buradan toplanıp getirilmiştik.

"Duyduğuma göre seni getiren koruyuculardan birine yumruk atmışsın ondan olabilir sanırım, evet Evrin seni de dinleyelim sonra derse geçelim."

Sıra ne çabuk bana gelmişti ya!

Bu tarz tanıtma olaylarından hiç hoşlanmıyordum, şimdi herkes kendini tanıtmıştı ayıp olmasın bari, hiç acele etmeden oturduğum sandalyeden kalktım.

"Adım Evrin, ailem yıllar önce beni insan olan birine verdikleri için koruyucu dünyasını bilmeden büyüdüm o yüzden eğitim almak için buradayım enerji grubum bronz, yani hem hava hem de ateş grubuna aitim, memnun oldum."

Şu kendini tanıtma olayının bitişine sevineceğim aklıma gelmezdi, birilerinin göz odağı olmayı sevmiyordum her zaman elim ayağım titrerdi, normal eğitim hayatımda bile şiir okumaya çıkarsalar kendimi tutamaz sahneden kaçardım öğretmenler bile bir süre sonra bu tarz görevleri vermekten kaçınmışlardı.

"Evet koruyucu adayları, insanoğlu ve gece halkı arasındaki ilk hikayeyi bildiğinizi varsayıyorum ama içimizde hiçbir bilgisi olmayanlar için kısa bir özet geçmemde fayda var."

Toprak, Uzay’ın bana anlattığı hikayeyi anlatıyordu. Birkaç önemli detay ve gece halkının ne kadar aç gözlü olduklarından bahsediyordu, dersin son yarım saati detaylı anlatım tarih bilgisiyle geçti, birde özet geçeceğim demişti. Çoğu bildiğim şeylerdi bu yüzden sıkılmaya başlamıştım, elimin birini suratıma yaslayıp dirseğimi masaya koydum.

"Antlaşmayı imzalayan taraflardan bahsedelim şimdi de burada önemli 3 isim dikkatimizi çekiyor. Adal, Tolun ve Erki. Bu isimler koruyucuların yaratılması fikrinin de öncüleri aynı zamanda, fikri bulan ve gelişmesi için öncülük eden isimler hepimiz onlara borçluyuz sanırım."

Sadece ben değil herkesin dersten tadı kaçmıştı anlaşılan, çünkü hepsinin gözleri boş boş bakıyordu. Toprak durumu anlamış olacak ki konuşmayı kesti ve kısaca öksürdü.

"Biliyorum, biliyorum tarih sizi sıktı anlaşılan ilk gün için dersi burada bitirebiliriz, yarın aynı saatte burada olalım şimdilik görüşürüz."

Herkeste bariz bir sevinç vardı hızlıca toparlanıp gitmek için ayaklandım fakat ikizler beni durdurdular.

Adının Neşe olduğunu öğrendiğim kız; "Aslında dünyadaki çoğu kişiyi tanıyoruz."

Sonra da adının Esra olduğunu öğrendiğim kız; "Tabi seni de." El ele tutuşmuşlar, karşımda aniden seni de tanıyoruz dedikleri için ürkmem ve bir adım geri çekilmeme sebep olmuşlardı.

"Nasıl yani önceden mi?" Kızların birbiri ardına konuşması git gide canımı sıkmaya başlamıştı, korku filmimdeki; 'Oyun oynayalım mı?' Diyen küçük kızlara benziyorlardı.

"Biz zaman gezginiyiz"

"Sen de astral gezginisin."

"Bizim gibi önemli olay nerde olsa kendini orda buluyorsun değil mi?"

"Biz de olayların tam zamanına olmasına yardım ediyoruz."

İşler daha da garipleşmeye başlamıştı, Toprak konuşmuş olduğumuz konuyu duymuş ve dahil olmak istemişti anlaşılan.

"Neler oluyor kızlar?"

Esra da Neşe de gayet neşeli insanlardı, fakat garip halleri bu yönlerini fazlasıyla bastırıyordu.

"Toprağın enerji ikizin olduğunu öğrendin mi?"

Sonrasında Esra işaret parmağıyla ikimizi gösterdi. "Sizi koridorda karşılaştıran bizdik çünkü."

"Nasıl yani?" Toprak da şaşırmış görünüyordu, haliyle bende. Hangi karşılaşmamızdan bahsettiklerini anlayamamıştım ilki miydi yoksa ikincisi mi? Tabi ki ikizlerden biri yine konuşmayı devraldı.

"Annen ile kavga ettiğiniz gündü sen ağlayarak odadan çıkmıştın."

"Bense Toprağı o koridora yönlendirmek için direktif verdim karşılaştınız mı?"

Yok artık diyordum içimden çünkü bunları bilmeleri için tam yanımda olmalılardı.

"Siz nasıl bilebiliyorsunuz bunları, ben sizi hayatımda ilk kez burada görüyorum."

Hala şu anda yaşanan olayları anlamlandırmaya çalışırken gözüm Toprağa kaydı, o da en az benim kadar şaşkındı.

"Özür dilerim benim hatam söylemeyi unuttum, zaman gezginliği yaptığımızda boyut değiştiriyoruz."

"Bizi görmemeniz çok normal."

"Demek ki öğrenmişsiniz."

"Görüşürüz" aynı anda veda edip yanımızdan ayrıldılar, arkalarında şaşkın iki insan bırakarak elbette.

"İçimden bir ses odana gitmelisin diyordu, o kadar yoğun bir şeydi ki nasıl oraya gittim ve sana çarptım bilmiyorum aklım yerinde değildi."

Hızlıca peşi sıra cümlelerini sıralamıştı, ben suçlu değilim gibi. Suçlu olmadığını zaten biliyordum, benzer bir his bana da olmuştu yalnız kalma hissimi bastıramamış aklıma ne gelirse söyleyip odadan çıkmıştım, sadece o gün ki karşılaşmanızı tesadüf sanıyordum, demek ki değilmiş.

"Onların sayesinde ölüyorduk, tebrikler gerçekten."

Gözlerimi devirerek konuşmuştum çünkü haklıydım, onların yüzünden enerji özlerimiz zorla birbirine çekilmek istemiş ve 2 günümü hastanede geçirmek zorunda kalmıştım. Tabi bunlar yaşanmamış olsaydı Toprağın enerji ikizim olduğunu bilmeyecektim aileler barışmayacaktı, iyilik yapmak isterken kötülükte yapmışlardı onlara kızmak istemiyordum sonuçta bunların olacağını onlar bile bilemezdi.

"Aman olan oldu değil mi? Hadi mezunlar partisine gidelim, hem yardımcı seremonisi de var görmek isteyebileceğin türden."

---

Piyanist sevdiğine dokunuyormuşçasına yumuşak hareketlerle piyanonun tuşlarına basıyordu, sakin bir armoni tüm salonda yankılanırken davetliler ellerindeki kadehleri tokuşturarak eğleniyor, muhabbetler ediliyordu. Gece insanları büyük toplantının gölgesinde, paravan etkinlik adı altında konuşmalar yapıyor, seminerler veriyordu.

Uzay partideki atmosferin farkındaydı. Bu kadar büyük bir etkinlik için sıradan bir bahaneydi,

'iki dünya arasındaki barış'. Hafif bir gülümseme eşliğinde etrafı seyrederken annesinin omzuna dokunmasıyla düşüncelerinden sıyrıldı.

"Seni bilmem oğlum ama bu kadar şamata barış ve iletişim seminerleri için çok fazla." Annesinin oğlu olduğunu tabi ki de biliyordu fakat aynı düşünceye sahip olmak için kan bağına gerek bile olmadığının farkındaydı, karargahlar da ters bir şey olduğunu seziyorlardı ama her şey normal seyrinde ilerliyordu.

"Al benden de o kadar."

Ufak konuşmalarını çekirdek ailesinin yanına doğru gelen Erdi bozmuştu, partinin yapıldığı alana girişindeki rahat tavırları ailesini endişelendirmiş olsa da deneyimli gece halkı tarafından yapılan ayinle gardiyan koruyucular tarafından görülmesini imkansız kılıyordu, sadece kendisi değil büyük toplantıya katılacak birçok isim bu sayede korunuyorlardı.

"Dehşete düşmeyin, ben asla yakalanmam."

Tabi ki ailesinin gergin tavırlarından büyük eğlence çıkarıyordu.

"Sizin de korunma tılsımınız tamam, değil mi?"

Uzay ve Aydan şekilli yüzüklerini Erdiye gösterdiler, şimdi Erdi’nin gergin haliyle dalga geçme sırası onlardaydı. "Davete gelmeden kendim hallettim, baba!"

Her zaman ki gibi hoşnut değilmişçesine 'baba' sözcüğünü vurgulamıştı fakat tam tersi Erdi’nin hoşuna gidiyor gibiydi.

"Aile saadetinizi bozmuyoruz, değil mi?"

Farklı bir erkek sesinin gelmesiyle herkes nereden geldiğini merak ettikleri için o yöne baktılar.

"Vay! Kadir ve Kübra, yıllardır ortalarda yoktunuz. En son kutsal koruyucu mesleğinden ihraç edildiniz diye duymuştum."

Kadir ve Kübra çifti Aksu ailesine karşı kahkahayla kadehlerini kaldırdılar, yanlarına çocukları da dahil olduğunda meraklı gözleri buraların yabancısı olduğunu gösterir nitelikteydi.

"Özgür, en son gördüğümde ilkokula bile gitmiyordun kocaman olmuşsun."

Aydan da aileyi tanıyor gibiydi, Uzay’ın olaylara Fransız kalmış olduğunu gören Aydan yarım kalmış cümlesini Uzay’ın omzuna dokunarak tamamlama kararı aldı.

"Oğlum seni Özgürle tanıştırayım, küçükken beraber oyun oynardınız." Aydan hanım sevecenliğinden ödün vermiyordu, Erdi ufak bir öksürükle samimi muhabbete ciddiyet getirdi.

"Eskidendi o Aydanım, ikisi de koca adam oldular artık yeni düzen için hazır askerler." Sohbetlerini gece halkından olan garsonlardan biri böldü, herkesin içeceğini tazelerken kulaklarına sırasıyla 'toplantının 3 dakikaya başlayacağını'

fısıldayıp yanlarından ayrılmıştı.

"Demek bunun için buradayız."

Özgür boşboğazlık edip ağzından kaçırsa da Uzay'ın kafasında bin bir türlü senaryo üretmeye yetmişti bile, karargahlara gönderilen sahte evraklar, sonrasın da barış adı altında verilen parti saçmalığı, kesinlikle beklenildiğinden de büyük şeylerin döndüğü kesindi.

Toplantı haberi gelen herkes salondan yavaş yavaş ayrılırken gece halkından garsonlar usulca gardiyan koruyuculara yaklaşıp ayin kelimeleri fısıldıyor, koruyucular anında transa giriyordu.

Büyük holden ayrılan Aksu ailesi toplantının yapılacağı alana geldiklerinde gece halkının başı Omay’a selam verdiler, hepsi adının yazdığı koltuklara oturdular, sessizce toplantıya katılacak kişileri beklediler, son kişi de salona giriş yaptığında Gece insanları kapıları kapatıp ayrıldılar.

"Yeni düzen savaşçılarına selam olsun."

Omay ayağa kalkmış yeni düzenin oluşmasına yardımcı olacak kemik kadroya selam vermişti, herkes kadehlerini kaldırıp karşılık vermişlerdi, Omay sözcüsüne devamını teslim etti, sağında oturan sözcü ayağa kalktı.

"Toplantıyı huzurunuzda açıyorum, ilk maddemiz; son 50 yılda karargahlara yerleştirilen düzen savaşçılarımız ve aramıza yeni katılanlar."

Adı söylenen ayağa kalktı ve Omay’a selam verdiler.

"Halihazır da casusluk faaliyetlerine devam edenler, aramıza yeni katılanlara yardımcı olacaklar."

Sözcü konuşurken herkes sessizdi, daha sonra yeraltı komite üyesi Sargun Gahte toplantıdaki konuşmayı devraldı.

"Sakın basit bir görev olarak düşünmeyin, yeni düzen savaşçıları olarak bu projenin omurgasını oluşturuyorsunuz, kızım Liya’yı bile yeni bir geleceğe hazırlamak için karargahlara yolladım, burada koruyucu destekçilerimizin çabasına dikkat çekmek istiyorum, bu uğurda canımızı ortaya koyuyoruz, elinizden gelenin en iyisini bekliyoruz."

"Yeni düzeni selamlayın." Aynı anda tüm odadakiler ellerini yukarı kaldırarak selamladılar. Sözcü konuşmayı yeniden devraldı.

"İkinci madde; Gizli yürütülen faaliyetler. 7. Nesil Gece yaratığının hazırlıkları sürüyor, 51. Bölge bizler için hala güvenli üs fakat sıradanlardan dışarıya bilgi sızdırılma girişimlerinin artması söz konusu."

Sözcü toplantının ikinci ana maddesini de kurula sunduğunda sessizleşen ortamı kuruldan başka bir katılımcı bozdu.

"Dastof üssünün yöneticisi olarak, sadece gece halkı ve koruyucuların çalışmalarını sürdürdüğü yeni bir projeyi sizlere sunmaktan onur duyuyorum."

Salonun kapıları açıldığında tekerlekli kafesin içinde getirilen tuhaf yaratık toplantıdaki herkesin irkilmesine neden olmuştu. "Gördüğünüz; deney 3680, Kendisinin bir adı yok fakat ben taklit demeyi tercih ediyorum, çünkü tamamen karşısına çıkan kişinin güçlerini taklit edebiliyor."

Toplantıya katılanlardan birini kaldırdı ve yaratığın tam karşısına getirdi.

"Sadece sizin yapabildiğiniz bir ayini yapmanızı istiyorum sizden."

Adamın gözlerinden dehşete kapıldığı görülüyordu ve istemsizce yutkunmuştu, onun gerginliğinden faydalanan tuhaf yaratık;

"Korkak, korkak!" diye bağırmaya başladı, küçümsendiğini iliklerine kadar yaşayan adam saldırı için özel olarak geliştirdiği taktiğini uygulamaya koyulduğunda yaratıkta karşı atak adamı taklit etmeye başladı, güçlü bir yapay kasırgayı yaratığa saldığında, yaratıkta aynısını yaptı, çarpışan kasırgalar adamı toplantı masalarının ortasına savurdu, gardiyan gece insanları ellerinde deriden sedyeyle gelerek hasar alan katılımcıyı toplantı salonundan çıkardılar. Yaratığa baktıklarında hiçbir sorun yok gibi görünüyordu, toplantıda bulunan herkes alkışlıyordu.

"Adı yok madem, kurul onayına sunuyorum, Taklit ismi gayet iyi duruyor." Konuşmayı Omay devraldı, ismi fazlaca beğenmişti toplantıda prosedür gereği sunmak istemişti fakat biliyordu ki kimse karşı çıkmayacaktı. Oy çokluğu alan fikrine eklemek isteyen de çıkmadığından yüzünde büyük bir gülümseme olmuştu.

"Saygıdeğer lordum, sizin de onayınızla proje en kısa zaman da hayata geçirilecektir sadece birkaç test daha yapmak istiyorum, tamamen hazır olması için elimden geleni yapacağım."

---

Uzay ile eğitim için geldiğimiz odadaydık, bembeyaz olan değneklerden gözümü alamamıştım hala da alamıyordum ya o ayrı konuydu, yardımcı seremonisi dedikleri değneklermiş meğer, en fazla 9-10 yaşında çocuklar tek sıra halinde dizilmişler açılış konuşmasını bekliyorlardı.

"Teorik eğitimlerini tamamlayan koruyucu adayları yol arkadaşlarını seçmek için çok çalıştılar, hepimiz bugün burada onların yanında olmak için buradayız."

Herkes ıslık ve alkışlarla çocuklara destek oluyordu, sıradaki küçük kız annesi olduğunu düşündüğüm kadına el sallıyordu, annesi de gülümsemenin yanında ufak bir selam vererek karşılık verdi, küçük kızına desteğini esirgemiyordu.

"Şimdi herkes sırayla değneklerine kavuşacaklar." Sıranın en solundaki çocuk değneklerin olduğu upuzun boydan duvara döndü, ellerini yukarı bakacak şekilde uzattı. Enerji özünü ortaya çıkardığında tek eline aldı ve yukarı kaldırdığı anda elips olan özü elinde dolanarak parmak uçlarına kadar geldi.

"Ben seni değil,

sen beni seçiyorsun. Aydınlattığın yol, yolum olsun. Sen ruhumdan bir parçasın

Benimle beraber yaşlanacaksın."

Çocuk sözleri söylemeye başlar başlamaz parmak uçlarında toplanan enerji özü milyonlarca parçaya ayrıldı ve her değneğe dokunmaya çalıştılar, tam bir görsel şölendi.

Sonunda parçacığın biri yıldıza benzeyen etrafında yaprak desenli bir değneğe düştüğünde diğer tüm parçacıklar ışığa doğru giden sinekler gibi o değneğe üşüştüler, her tanecik değneğe değdiğinde çocuğun kahverengi özünü alıyor ve yerinden çıkıp havada süzülüyordu, parçacıkların tamamı değneğe dokunduğunda çocuğun havada beklettiği elinde yerini aldı.

Bir anda alkışlar ıslıklar yeniden odayı doldurduğunda ağzım açık olanlara bakmaya devam ediyordum.

"Çok güzel değil mi? Ben de ilk izlediğimde hayran kalmıştım, insan zamanla alışıyor tabi."

Toprak haklı mı bilemiyordum fakat bu görsel şölen her fırsatta beni şaşırtmaya devam edecekti.

Bütün çocuklar sırasıyla değneklerine kavuştuklarında daha önce açılış konuşmasını yapan koruyucu çocukları ailelerinin yanına uğurladı, sonrasında büyük sınıf olduklarını tahmin ettiğim 2. grup sırayla kürsüye çıktı.

"Teorik ve savaş eğitimlerini tamamlayan koruyucu adayları sonunda mezun olacaklar, eğitimleri tabi ki tam olarak bitmedi mezun olan kardeşlerimiz hayatları boyunca öğrenecekler fakat yapmak istedikleri şeyleri sorduk ve bir sürü muhteşem meslek planları olduğunu öğrendik.

Tüm koruyucularımıza hayatları boyunca başarılar dilerim."

Konuşan koruyucunun yanında 2 kişi elinde rulo halinde diploma ve çiçeklerle bekleyenler koruyuculara teker teker takdim etti, alkış ve ıslıklar odayı doldururken bende toprağa döndüm. "Mezun oldular ama yaşları daha çok küçük, kendilerini nasıl koruyabilirler?"

Alkış ve ıslıklardan Toprağın kahkahasını sadece ben duyabilmiştim, fakat haklıydım. En fazla 12-13 yaşlarındalar bırak kendilerini korumayı başkalarını nasıl koruyacaklardı?

"Daha öğrenecek o kadar çok şeyin var ki, mezun töreninden önce koruyucu adaylarına meslek testi yapılır; beceri, zeka, yatkınlık ve ilgi alanlarının analiz edilmesiyle ve rehber öğretmen yardımıyla ileride hangi mesleği yapabileceği ile ilgili tavsiye listesi oluşturulur, koruyucu adaylarının da istekleri doğrultusunda herhangi bir mesleğe yönlendirilir ve bu mezuniyetten sonra seçtikleri meslekler üzerinden eğitim görmeye devam edecekler."

Anladığımı gösterircesine kafamı eğdim, son koruyucu adayına da diploma ve çiçeği verildiğinde değneklerin olduğu yerdeki topluluk odadan çıkmak için ayaklandılar. Kalabalığın geçmesi için Toprağı durdurdum, kalabalığın tamamı odadan ayrıldığında Toprak elimi tutmaya yeltendi. "Hadi herkes gitti, bizde çıkalım."

Elimi tutmasına izin vermedim, ağır adımlarla değneklerin olduğu duvara yöneldim.

"Hanginiz gücümü benimle paylaşmak istiyor?"

İçimden gelen arsız soruyla sahipsiz değneklere göz gezdiriyordum.

"Sorunun cevabını böyle alabileceğini sanmıyorum Evrin, henüz zamanı değil."

Sinirim her seferinde hayal kırıklığına dönüyordu, herkes bir şekilde henüz zamanı gelmedi diye diye 23 yıl bekletmişleri beni, sinir oluyordum. Sonrasında buna mecbur oldukları aklıma geldikçe de hayal kırıklığı. Gözümü değneklerden ayırıp Toprağa döndüm, yüzündeki bakışı anlamlandıramıyordum bir türlü, usulca yanına döndüm daha önce izin vermediğim elini ben tuttum.

"Bu akşam önemli olan her şeyi, bana yük olan her şeyi bir kenara bırakıp sadece iyi vakit geçirmek istiyorum, beni anlıyor musun?"

Ne ara bu kadar duygusal ve derin bir insan olduğumu hatırlamıyordum fakat şu an yaşananların duygusallık veya derinlikle hiçbir alakası yoktu. Ellerimiz birbirine kenetliydi ve acayip bir öpme hissiyle savaşıyordum.

Ve beklenen oldu, aynı hissin Toprak tarafından da vuku bulması ve akabinde yanağımdan öpmesi üstüne şımarık çocuklar gibi;

"kaptım ki, kaptım ki." Diye bağırması üstümdeki şoku atlatıp gülmeme sebep olmuştu.

"Sen gel gel! Kaçmakla olmaz öyle, elime bir geçireyim de seni."

Sinirli söylememe rağmen bunu eğlenceye çevireceği belliydi, ısrarla kovalamaya çalışıyorduk birbirimizi boş koridorda gülüşmelerimiz yankılanırken partinin yapılacağı alana geldiğimizi bile fark etmemiştim.

Karargahın böyle güzel büyük bir salonu olduğunu bilmiyordum, devasa irili ufaklı şamdanlardan yayılan altın sarısı ışıklar odanın dört bir tarafını aydınlatıyor ortamın ambiyansını tamamlıyordu, salonun ortasındaki büyük avize etrafındaki renkli ışıklar ise yeni eklenmiş gibi duruyordu çünkü bu yüzyıla aittiler. Toprak kaçmayı bırakmış elimi sımsıkı tutmuş beni dans pistine çekmeye çalışıyordu.

"İyi vakit geçirmenin ilk kuralı; çılgınlar gibi dans etmektir, hadi!"

Karşı koymadım, pistteki gençlerin arasına karıştık. İşin iyi yanıysa dans etmeyi çok seviyor olduğumdu, hareketli müziğin ritmine kendimi nasıl kaptırdığımı bilmiyordum ama bildiğim ve karşımda kanıt gibi duran şeyse Toprağın da iyi dans ettiğiydi, aslında iyi demek hafif kaçardı çocuk doğuştan yetenekliydi.

Hareketli birkaç müziğin ardından Rock’n tarzı hafif slow esintili bir şarkı çalmaya başladı, herkes yavaş yavaş kendine bir eş bulmuş baş başa sallanarak dans ediyorlardı.

"Bu dansı bana lütfeder misin sayın ruh eşim?"

Bu tarz salon danslarında pek iyi olmasam da geri çevirmenin büyük kabalık olduğunu bilecek kadar bilgiliydim. Sol elimi omzuna attığımda o da rahatsız etmemek adına belimin 3 parmak yukarısına elini koydu, sağ elimi Toprağın boşta kalan eline kenetledim.

Ritme uydurmaya çalışsak da sünnet düğünlerinde küçük çocukları zorla dans ettirdikleri gibi göründüğümüzün farkındaydım, Toprak da fark etmiş olacak ki birleşmiş ellerimizi ayırdı. Boşta kalan elini belimdeki elinin yanına yerleştirdi, benimde en iyi yapacağım şey boynuna dolamaktı sanırım.

"Böylesi çok daha iyi." Deyiverdim.

Dudaklarına yansıyan kısa bir gülümseme, kafasını eğdi sonra, tekrar bana baktığında resmen gözleri parlıyordu. Utandığı ve farklı duyguların onu esir aldığı belliydi çünkü bende tamda aynı hisleri taşıyordum fakat bir sorun vardı, mantığım geçekliğini sorguluyordu, konuyu farklı bir tarafa çekmem gerekiyordu.

"Sana bir şey sorabilir miyim?" Duygularını fazlaca karıştırmış olmalıydım, sorduğum şeyle bağlantı kurup cevap vermesi beklediğimden uzun sürmüştü.

"Tabi, istediğini sorabilirsin." Yavaş müzik durup yerini hareketli müziğe bıraktığında cevap vermeden önce rahat bir yere oturmak istedim, kelimenin tam anlamıyla pistte tepinip durduktan sonra oldukça yorulmuştum, Toprak benden önce davranıp piste biraz uzak boş bir masa gözüne kestirmişti bile, oturmak için yeltendiğim sandalyeyi centilmenlik yaparak oturmam için çekti.

"Hastanede yaşadığımız şu ruhu dışarı çıkarma olayı vardı ya, aklım ne zamandır ona takıldı. Bir şey buldum diyerek söze başladın ama ben dışında kimseyle iletişime geçemediğini de söylemiştin, nasıl bulabildin? Ya da şöyle sormalıyım sanırım, zaten daha önceden bildiğin bir şey miydi?"

Ailemle yaşadığımdan bu yana başıma gelen her olayı analiz etmiş kendimce akla sığar mantıklı bir neden bulmuştum ta ki konuyu değiştirmek adına bahane olarak bunu bulana kadar. Toprak elini çenesinde gezdiriyordu, sanırım o anları kendine tekrar hatırlatıyordu.

"Özür dilerim sanırım sana söylemek aklıma gelmedi ya da unuttum bilmiyorum, benim miras yeteneğim seninkine benziyor ama biraz farklı, bu zamana kadar vefat etmiş koruyucularla iletişime geçip yeteneklerini ödünç olarak kullanabiliyorum ama o gün iletişimi geçebildiğim tek kişi sen değildin, seninle konuştuktan kısa bir süre sonra aynı senin sesine benzer bir ses daha duydum adının Evren olduğunu söyledi, sonradan öğrendim ki senin atalarından biriymiş."

"Ha o söyledi, yani nasıl yapılacağına dair direktif verdi öyle mi?"

Artık hiçbir şeye şaşırmayacağım desem de her seferinde daha çok şaşırıyordum, ölü koruyucularla konuşup güçlerini ödünç kullanmak mı? Resmen havalı duruyordu.

"Kesinlikle öyle, tekrar ziyaret etmek isterse teşekkür edeceğim."

Birden aklıma ruhunu çektiğimde üstüme yığıldığı ve tuhaf bir pozisyonda kaldığımız geldiğinde ellerimi yüzüme kapatma isteğini bastırmak zorunda kaldım yoksa Toprak acayip dalga geçerdi, bundan adımın Evrin olduğu kadar emindim üstelik.

"Ne yani istediğinde gelmiyorlar mı?"

Diye bir soru yönelttim, sanırım durumu aynı benimkine benziyordu, astral gezginliğine ne zaman çıkacağımı bende kontrol edemiyordum.

"Maalesef."

Kafasını iki yana salladı.

"Enerji ikizlerinin miras yeteneklerin de birbirine benzer olduğunu okumuştum, biliyorsun senden önce buna baya kafayı takmıştım."

İkimizde gülüştük, içten içe bu durumu atlattığına seviniyor gibiydi. Masada öylece açılmamış duran üç çeşit kola şişelerinden siyah olanı aldım, önümdeki ters çevrilmiş temiz bardaklardan ikisini yüzüne çevirdim, kendime koyduktan sonra 'sende ister misin?' der gibi şişeyi ona doğru uzattım, kafasını olumlu anlamda salladığında ona da koydum, büyükçe bir yudum aldığımda yeni açılmış bir kolanın ne kadar asitli olacağını tahmin edemediğimden resmen ciğerim parçalanmıştı.

"Artık yalnız ve sahipsiz olduğun yıllar geride kaldı, eskiyi düşünüp sakın kendini üzme, sadece benim ve senin için değil hepimiz için güzel günler geldi."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.