Sabahın sıcaklığı yerini hafif esen bir rüzgâra bırakmıştı. Emir ve Laren, sahil boyunca yan yana yürüyordu. Dalgaların kıyıya vuruşu, martıların sesine karışıyor; yazın o huzurlu havası her yeri sarıyordu.
"Bu yazın son yaz tatili gibi hissediyorum." dedi Laren.
Emir ona baktı.
"Neden öyle dedin?"
"Çünkü üniversite başlayınca hiçbir şey eskisi gibi olmayacak."
Emir cevap vermedi.
Haklıydı.
Belki aynı üniversiteyi kazanacaklardı, belki farklı şehirlerde okuyacaklardı. Bunu henüz bilmiyorlardı. Ama bildikleri tek şey, hayatlarının değişmek üzere olduğuydu.
Bir süre sessizce yürüdüler.
Sessizlik onları hiç rahatsız etmiyordu. Çünkü yıllardır birbirlerini kelimelere ihtiyaç duymadan anlayabiliyorlardı.
Bir ara Laren aniden durdu.
"Gel."
"Nereye?"
"Yarış yapacağız."
Emir güldü.
"Yine mi?"
"Kaybedersen dondurmayı sen ısmarlarsın."
"Ya kazanırsam?"
Laren omuz silkti.
"O zaman yine ben yerim."
Emir kahkaha attı.
"Bu hiç adil değil."
"Hayat da değil."
Laren bunu söyler söylemez koşmaya başladı.
"Hey! Hile yapıyorsun!"
Emir de arkasından koştu.
İkisi de çocuklar gibi gülüyor, sahildeki insanların şaşkın bakışlarına aldırmadan koşuyorlardı. Sonunda Emir son anda Laren'i geçmeyi başardı.
"Nefes... nefes alamıyorum..." dedi Emir gülerek.
Laren ellerini dizlerine koydu.
"Tamam... bu sefer sen kazandın."
"Demek dondurma ısmarlıyorsun."
Laren gözlerini kıstı.
"Ben öyle bir şey demedim."
"Dedin."
"Kanıtla."
İkisi de aynı anda gülmeye başladı.
Bir süre sonra dondurmalarını alıp sahile bakan eski tahta iskeleye oturdular.
Güneş yavaş yavaş batmaya başlıyordu.
Laren denizi izlerken sessizce konuştu.
"Emir..."
"Hı?"
"Ne olursa olsun... arkadaş kalacağız, değil mi?"
Emir hiç düşünmeden cevap verdi.
"Her zaman."
Laren hafifçe başını salladı.
İçinde tarif edemediği bir his vardı.
Sanki yaklaşan bir şey, her şeyi değiştirecekti.