Yaz güneşi odanın perdelerinden içeri süzülürken Emir, telefonunun durmadan çalan alarmını sonunda susturdu.
Saat 10.42.
Yatağından doğrulup camı açtı. Dışarıdan kuş sesleri, çocukların kahkahaları ve uzaktan gelen dondurmacının zili duyuluyordu. Hava, insanı dışarı çıkmaya zorlayacak kadar güzeldi.
Tam o sırada telefonu titreşti.
Laren
"Uyandın mı, yoksa yine bütün yazı uyuyarak mı geçireceksin?"
Emir istemsizce gülümsedi.
"Beş dakikaya hazırım."
Laren'ın cevabı bir saniye içinde geldi.
"Yalan söyleme. Seni tanıyorum. On beş dakika."
Emir başını iki yana salladı.
Onu gerçekten tanıyordu.
Çünkü birbirlerini tam on üç yıldır tanıyorlardı.
Mahallede başlayan çocukluk arkadaşlıkları, ilkokul, ortaokul ve lise boyunca hiç kopmamıştı. Ne kavga edebilmişlerdi ne de birbirlerinden uzun süre uzak kalabilmişlerdi.
Şimdi ise ikisi de on sekiz yaşındaydı.
Üniversite sonuçlarının açıklanmasına haftalar kalmıştı ve önlerinde koskoca bir yaz vardı.
Emir hızlıca hazırlanıp evden çıktı.
Mahallenin köşesindeki küçük kafeye vardığında Laren çoktan gelmişti.
Beyaz tişörtü, açık mavi kot pantolonu ve dağınık toplanmış saçlarıyla her zamanki gibiydi.
Elindeki buzlu kahveden bir yudum aldı.
"Tam on altı dakika," dedi gülümseyerek.
"Sadece bir dakika geç kaldım."
"Hayır. Senin 'beş dakikan', normal insanların on beş dakikası."
Emir güldü.
"Özlemişim seni."
Laren gözlerini devirdi.
"Daha dün beraberdik."
"Biliyorum."
"İnsan bir günde özler mi?"
"Seni özlüyorum işte."
Laren istemsizce gülümsedi.
Belki de Emir'in en sevdiği şey buydu.
Laren ne kadar ciddi görünmeye çalışsa da sonunda mutlaka gülümserdi.
İkili kahvelerini alıp sahile doğru yürümeye başladı.
Deniz sakin, gökyüzü masmaviydi.
Yazın ilk gerçek tatil günüydü.
Henüz ikisi de bilmiyordu.
Bu yaz, hayatlarının en güzel anılarını da en zor kararlarını da içinde saklıyordu.
Belki de yıllardır sadece "çocukluk arkadaşı" olarak gördükleri bağ, artık ikisinin de görmezden gelemeyeceği kadar değişecekti.
Ama bugün...
Bugün sadece yazın tadını çıkaracaklardı.
En azından öyle sanıyorlardı.