Aradan bir hafta geçmişti.
Emir ve Laren üniversite hayatına yavaş yavaş alışıyordu. Dersler, yeni arkadaşlar ve kampüs artık yabancı gelmiyordu.
Fakat Emir için değişen tek şey bu değildi.
Laren, son günlerde sık sık Aras'la konuşuyordu. Ders aralarında sohbet ediyor, bazen birlikte kantine gidiyorlardı.
Emir bunu her gördüğünde içinde aynı huzursuzluk oluşuyordu.
Bir gün kantinde otururlarken Aras masaya geldi.
"Laren, kütüphaneye geliyor musun? Bir ödev için kaynak bakacağım."
Laren gülümsedi.
"Olur."
Aras, Emir'e de döndü.
"Sen de gelsene."
Emir başını salladı.
"Bugünlük pas geçeceğim."
"Tamam, görüşürüz."
Aras ve Laren kantinden ayrıldı.
Emir ise kahvesinden bir yudum aldı ama tadını bile alamıyordu.
Tam o sırada yanına sınıftan bir kız oturdu.
"Boş mu?"
"Değil... yani, oturabilirsin."
Kız gülümsedi.
"Ben Ece."
"Emir."
Ece, Emir'in baktığı yöne baktı.
"Çocukluk arkadaşın mı?"
Emir şaşkınlıkla başını çevirdi.
"Nereden anladın?"
"Bir insanın birine bakışından."
Emir sessiz kaldı.
Ece hafifçe gülümsedi.
"Hoşlanıyorsun."
Emir hemen itiraz etti.
"Yok öyle bir şey."
"Emin misin?"
Emir cevap veremedi.
Çünkü ilk kez biri, onun kendisinden bile sakladığı gerçeği yüzüne söylemişti.
O akşam yurda döndüğünde yatağına uzandı.
Telefonunu açtı.
Galerisinde Laren'le yıllar boyunca çektirdikleri fotoğraflar vardı.
Çocukken parkta...
Ortaokul mezuniyetinde...
Lise balosunda...
Ve en son üniversitenin ilk günü.
Fotoğraflara bakarken istemsizce gülümsedi.
Sonra içinden tek bir cümle geçti.
"Galiba... ben Laren'e âşığım."
O sırada telefonu titreşti.
Mesaj Laren'dendi.
Laren: "Yarın sabah erkenden kahve içmeye gidelim mi? Sana anlatmak istediğim bir şey var."
Emir'in kalbi hızlandı.
Hiç düşünmeden cevap yazdı.
Emir: "Olur. Saat kaçta?"
Laren anında cevap verdi.
Laren: "09.00. Geç kalma."
Emir telefonunu kapattı.