Yemek için 'ailecek' masada toplanmıştık.
Babam ve ben.
Hala kafamı kaldırıp ona bakamıyordum. Ya korkuyordum ya da işime gelmiyordu. Sessizce özel şefler tarafından yapılan biftekleri yiyorduk.
Kulaklığım olmayınca kafamdan müzik çalmak işkence gibiydi.
Hala ikimizden de çıt yoktu.
'Yemin ederim hepiniz çok sıkıcısınız. Kaos yok mu ya.'
Kafamdaki sesler susmadan kafamda müzik çalamazdım!
Ofladım. Babam kafasını kaldırıp bana baktı. Hala bana karşı ifadesizdi. Onca şeyden sonra bile...
Yarım Saat Önce...
Ağlamamak için kendimi zor tutuyordum. Ceza ağır gelmişti.
Babamın işkence yöntemleri psikolojiye dayalıydı. Kendi kızı göz önünde olacağı için ona fiziki bir hasar vermezdi. Cesaret edemezdi en azından yoksa konumu sarsılırdı.
Yaklaşık 20-25 dakikadır bu karanlık odada tek başımaydım. Alışmıştım ama çoktandır kuralların dışına çıkmadığım için ceza almıyordum.
Rüzgarın uğultusu kulaklarımı teğet geçerken yağmurun ıslaklığı tenime değerek bana yaşadığımı hatırlatıyordu.
Artık kafayı yemek üzereydim ve sona geldiğimizi biliyordum.
Hep öyle olurdu.
Sıyırmama ramak kala babam beni çıkarır ve odama yollardı. Hiç sekmez.
Kapının iki üç dakika sonra açıldığını duydum ve içeri sızan ışıktan gözlerimi korudum. Kör olmak istemiyordum.
Kapı ağır ağır açıldı. Ama orada babamı görmeyi beklemiyordum. Genelde bir görevli falan yollardı.
Onun benimle kişisel olarak ilgilenmesi gururunu okşadı doğrusu.
Kendi kendime söylediğim şeye güldüm.
Babam bana anlamaz şekilde bakarken ayağa kalktım ve üstümdeki tozları silkeledim.
"Sonunda..." Derin bir nefes alarak temiz havanın ciğerlerimi doldurmasını bekledim.
"Bir an beni unuttun sandım,"
Yavaş adımlarla odadan çıkarken babamı geride bırakmıştım ki bana seslenince durmak zorunda kaldım.
"Yarın bir yemeğe katılacağız. İyi hazırlan ve bizi rezil etme."
Yemek mi? Ben mi? Babamla? Yarın? NE!?
Az önce beni şok olmuş bir sekilde bırakan haberi başımdan savmak için acele adımlarla odama çıktım. Bunu hiç beklemiyordum.
"Tamam, sakin ol. Alt tarafı bir yemek. Hah! Ne kadar zor olabilir ki?"
'Çok veya aşırı zor mesela Lizan?'
"Sus, seni dinleyecek vaktim yok."
'Bana vakit ayırsan şaşardım zaten Lizan. Bir kez kulak versen hayatın kurtulur.'
"Yok öyle bir şey, seni lanet olası pislik!"
'Kendine hakaret etmen onursuz bir davranış Lizan. Kendine çeki düzen ver.'
"Sen hiç birşeyim değilsin!"
'Ama içten içe hep haklı olduğumu biliyorsun.'
"Ben...."
'Ben hep haklıyım Lizan. Söyle. Hemen.'
"Sen..."
'Hadi Lizan, her kavgamız böyle bitmiyor mu? Kabullen artık.'
"Sen hep haklısın..."
'Aferim sana Lizan, aklını kullanmaya başladın. Bana karşı asla kazanamazsın çünkü ben senim. Sen bensin. Senin içini biliyorum.'
"Evet..."
'Böyle devam et, bu gidişle hayatını yaşarsın.'
Çaresizce kendi iç sesimle yaptığım kavgayı kaybettiğimi kabullenirken lavaboya ilerledim.
Neden hep böyle bitiyordu?
Offf.
Aynada kendime baktım. Hayır. Artık kırılmak yoktu, zayıf biri değildim. Hiç değildim.
Şimdiki Zaman...
Babama baktım. Derin bir nefes almadan önce söyleyeceklerimi zihnimde toparladım ve konuştum.
"Baba. Beni yemeğe götürdüğün için minnettarım. Ama... Bunun hakkında bir kaç bilgi edinmemin sakıncası yoktur umarım."
Kural 1: Demir Karayel ile saygılı konuş. Yoksa ceza.
Babam konuşmadan önce bifteğinden bir ısırık aldı ve şarabından bir yudum içti. Onu beklerken yemeğime devam ettim.
"Büyük bir yemek düzenlendi."
Benimle yemek hakkında bilgi paylaşması beni şaşırttı ama ona içimden teşekkürlerimi ilettim.
"Bütün yüksek firmalar ve şirket sahipleri orada olacak. Düşman şirketler de öyle."
Duraksadı.
"Orada benimle olup hala ayakta olduğumuzu herkese göstermeni istiyorum. Beni haksız çıkarma." Dedi ve peçetesi ile ağzını temizleyip kalktı.
Büyük bir görev üstlenmiştim ve babam benimle gurur duysun diye herşeyi yapmaya hazırdım.
---------------------------------------------------------------
Selamlarr🌸
Aktiflik için üzgünüm aşklar umarım beğenirsiniz 3. Bölümde ufak değişiklikler yaptim ama hikayeyi etkilemiyor.
İyi okumalarrrr 🥱