"Galileo Akademi Gemisi," Dünya yörüngesinde, Ay'a giden rotanın hemen kenarında süzülen, devasa gümüşi bir simitti. Geminin koridorları, 2165 yılının tipik lise telaşıyla doluydu; tek fark, dolaplara yaslanıp dedikodu yapan öğrencilerin bazılarının mavi tenli, bazılarının sivri kulaklı olmasıydı.
11-B sınıfından Ege, sırt çantasını omzundan düşürmeden koşarak laboratuvara girdi. Nefes nefeseydi. Gözleri sınıfı taradı ve en arka sırada, laboratuvar önlüğünü dört kolundan ikisine sarmaya çalışan Centaurili arkadaşı Kael'i buldu.
Ege, Kael'in yanına kendini attı. "Abi, son beş dakika! Anti-madde reaksiyonlarının formülünü ezberledin mi? Vulcan fiziği beni bitirecek."
Kael, devasa mor yüzüyle Ege'ye dönüp gülümsedi. "Sakin ol Ege. Bizim Centauri hafızamız iyidir. Sana kopya veririm." Kael'in kalın, gürleyen sesi Ege'nin kulak çipinde pürüzsüz bir Türkçe'ye çevriliyordu ama hala çok gürültülüydü.
"Sağ ol kardeşim," dedi Ege, "Ama T'Zia Hoca'ya yakalanırsak bizi asteroit kuşağına sürgün eder, biliyorsun değil mi?"
Sınıfın kapısı tıslayarak açıldı ve içeri T'Zia Hoca girdi. Vulkorlu bir öğretmendi; duygusuz yüzü, sivri kulakları ve dimdik duruşuyla tam bir otorite simgesiydi. Sınıftaki uğultu bir anda kesildi.
"Günaydın Sektör B öğrencileri," dedi T'Zia Hoca monoton bir sesle. "Bugünkü sınavımız 'İleri Kuantum Dinamikleri ve Geleneksel Dünya Fiziğinin Sentezi' üzerine. V-Babel çeviri çiplerinizi 'Sınav Modu'na alın. Telepatik türler için sinyal kesiciler aktifleştirilmiştir."
T'Zia'nın bakışları, ön sırada oturan yarı saydam Aetheronlu kız öğrenci Lyra'ya kaydı. Lyra hafifçe parlıyor, kafasının içinde "Sadece bir sınav, fotonlarımı sakin tutmalıyım" diyerek kendini yatıştırıyordu.
"Lyra, lüften ışımanı yüzde otuzun altına indir, arkadaki öğrencilerin ekranlarını kamaştırıyorsun," dedi T'Zia. Lyra utangaç bir şekilde titreşerek parlaklığını azalttı.
Sınav başladığında laboratuvar sadece dijital kalemlerin ekranlara sürtünme sesiyle doldu. Ege, onuncu soruya geldiğinde tamamen tıkanmıştı. Konu, "Jupiter'in çekim alanında ışık hızına yaklaşan bir geminin zaman sapması" idi.
Ege, çaktırmadan yanındaki Kael'e baktı. Kael, iki eliyle sınav ekranına yazıyor, diğer iki eliyle de stres topu niyetine sıktığı bir parça titanyum alışımını yoğuruyordu. Ege öksürdü ve masanın altından Kael'in mor bacağına hafifçe vurdu.
Kael başını çevirmeden, alt kollarından biriyle Ege'nin ekranına uzandı. Parmağının ucuyla ekranda küçük bir hareket yaptı ve Ege'nin "t" değişkeninin yerine "t-prime" yazması gerektiğini işaret etti.
Ege rahat bir nefes aldı ve yazmaya başladı. Tam o sırada sınıfta tiz bir ses yankılandı.
"Bzzzzt! Telepatik dalgalanma tespit edildi! Bzzzzt!"
Tüm gözler Lyra'ya döndü. Aetheronlu kızın yüzü (daha doğrusu enerji silüeti) kıpkırmızı parlıyordu.
T'Zia Hoca masasına yaklaştı. "Lyra? Ne oluyor?"
Lyra, elleriyle yüzünü kapattı. "Özür dilerim hocam! Annem... Annem Aetheron'dan telepatik 'iyi şanslar' mesajı yolladı. Kalkanı aşacak kadar güçlü bir sinyal göndermiş. Çok utanç verici!"
Sınıfta kıkırdamalar yükseldi. Ege, "Uzaylı da olsan anne annedir," diye fısıldadı Kael'e. Kael sessizce güldü, devasa omuzları sarsılıyordu.
T'Zia Hoca bile, o buz gibi Vulkorlu yüzüyle hafifçe iç çekti. "Annenize, sınav saatlerinde telepatik iletişim kanallarının acil durumlar dışında kullanılmaması gerektiğini hatırlatın Lyra. Sinyal kesiciyi yeniden kalibre ediyorum."
Sınav bittiğinde Ege ve Kael, geminin panoramik pencerelerinden devasa mavi Dünya'ya bakarak kantine doğru yürüyorlardı.
"Ege, eğer o sınavdan geçersem..." dedi Kael, elindeki protein barını açarken.
"Geçersin, geçersin," dedi Ege. "Cuma akşamı Dünya'ya iniyoruz değil mi? Kadıköy'de yeni bir lahmacuncu açılmış. Centauri midesi dayanır mı bilmem ama efsaneymiş."
Kael'in gözleri parladı. "Lahmacun? Acılı mı? Tabii ki geliyorum. Bizim gezegende acı yok, Dünya'ya bunun için bile göç edilir!"
Galileo Akademi Gemisi, etrafında dönen uydular ve uzak yıldızların ışığı altında yörüngesine devam etti. Kuantum fiziği zordu, anti-madde tehlikeliydi ama hiçbiri bir lise öğrencisinin cuma akşamı planlarından daha önemli değildi.