Yıl 2158, Yeni Bursa kolonisi. Sektör 4'teki "Huzur Apartmanı"nın hidroponik kış bahçesinde gergin bir bekleyiş vardı.
Apartman yöneticisi Hüseyin Bey, elindeki ince belli çay bardağına çay kaşığını vurarak "Çın çın çın" diye ses çıkardı. İki yüz yıldır değişmeyen bu gelenek, galaksinin dört bir yanından gelmiş komşuların dikkatini çekmek için hala en etkili yöntemdi.
"Evet komşular, lütfen yerlerimizi alalım. 4 numaranın kedisi Lazer'i yakalamaya çalışmayı bırakalım lütfen, toplantıya geçiyoruz," dedi Hüseyin Bey, gözlüğünü burnunun ucuna indirerek.
Bahçedeki sandalyelerde oldukça renkli bir grup oturuyordu. Birinci katta oturan emekli öğretmen Sevim Hanım, üçüncü kattan Centauri sisteminden gelen ve dört kollu, mor derili devasa bir canlı olan K'Varn ve beşinci katın yeni kiracısı, sivri kulaklı ve oldukça mantık odaklı T'Zia oradaydı.
"Gündemimizin ilk maddesi," diyerek elindeki dijital tableti salladı Hüseyin Bey. "Şu asansörün anti-yerçekimi motorunun bakımı ve tabii ki... biriken aidatlar." Göz ucuyla doğrudan K'Varn'a baktı.
K'Varn, devasa vücuduna pek de uymayan mahcup bir tavırla iki kolunu göğsünde kavuşturup diğer iki koluyla dizlerini dövdü. "Hüseyin Amca, inan bana galaktik döviz kuru bu aralar çok dalgalı. Memleketten, Centauri Prime'dan kredilerin transfer edilmesi ışık hızıyla bile üç hafta sürüyor. Merkez bankası sağ olsun..."
"K'Varncığım, aslanım," dedi Hüseyin Bey, sesini yumuşatmaya çalışarak. "Ben sana güveniyorum, adamın dibisin. Ama asansör şirketindeki robotlar veresiye yazmıyor. Bak, Sevim Hanım geçen gün birinci kata uçarak çıkmak zorunda kaldı."
Sevim Hanım araya girdi, "Ay yok Hüseyincim, aslında eklemlerime iyi geldi yerçekimsizlik. Ama K'Varn evladım, sen yine de öde. Ayrıca o senin gönderdiğin o mavi reçelli kurabiyelerden de bir daha yap, torunlar çok sevdi."
K'Varn'ın yüzündeki mor ton hafifçe pembeye döndü, gülümsüyordu. "Zaurium meyvesi o Sevim Teyze. Yaparım tabii, ne demek."
Hüseyin Bey boğazını temizledi. "İkinci maddeye geçiyorum ve bu biraz hassas. Gürültü şikayetleri..." Bu sefer bakışları 5. katın yeni kiracısı T'Zia'ya döndü.
T'Zia, sırtı dimdik, duygusuz bir ifadeyle karşılık verdi. "Hüseyin Bey, bizim türümüzün biyolojik döngüsü gereği, gece saat 03:00'te meditasyon amaçlı düşük frekanslı titreşim yaymamız gerekiyor. Bunun apartman kurallarının 14. maddesindeki 'makul yaşamsal faaliyetler' kapsamına girdiğini düşünüyordum."
"Kızım," dedi Hüseyin Bey iç çekerek. "Makul yaşamsal faaliyet dediğin duş almaktır, tuvalete gitmektir. Senin o düşük frekanslı titreşim dediğin şey yüzünden dün gece vitrindeki kristal takımlarım zangır zangır titredi! Hanım uyanıp 'Deprem mi oluyor, kalkanlar mı çöktü?' diye sığınağa koşuyordu az kalsın."
T'Zia kaşlarını hafifçe çattı; bu onun için büyük bir şaşkınlık belirtisiydi. "Sizin gezegeninizin cam işçiliğinin rezonans frekansının bu kadar düşük olduğunu hesaplayamadım. Özür dilerim. Titreşim emici halılardan sipariş edeceğim."
"Hah, şöyle yola gel," dedi Hüseyin Bey rahatlayarak. "Bak, biz burada bir aileyiz. Centaurilisi, Dünyalısı, Orionlusu... Kapını çekip içeri girdiğinde kendi dünyandasın ama şu merdiven boşluğuna adım attığında hepimiz Yeni Bursalıyız. Çöp tüplerine sıvı atık dökmeyin, aidatları ayın 15'ine kadar yatırın, gece geç saatte de zangırdamayın. Başka bir şey istemiyorum."
Toplantı salonunda bir sessizlik oldu. Farklı gezegenlerden, farklı kültürlerden gelen bu varlıklar, başlarını sallayarak bu yaşlı Dünyalı adamı onayladılar.
O sırada K'Varn'ın dört elinden biri cebine gitti ve parlak, gümüş bir termos çıkardı. "Hüseyin Amca, sinirlenme. Bak, bizim gezegene özgü, sinirleri yatıştıran bir çay demledim. 'Yıldız Anasonu' diyorlar sanırım sizde benzerine. Herkese birer bardak ikram edeyim, aidatı da yarın hallediyorum, söz."
Hüseyin Bey'in yüzündeki o sert apartman yöneticisi maskesi düştü, yerine babacan bir gülümseme yerleşti. İnce belli bardağını uzattı. "Doldur bakalım şu uzay çayından K'Varn usta. Ama bak, demini iyi almamışsa karışmam!"
Kış bahçesinin sentetik yıldız ışıkları altında, biri dört kollu, diğeri sivri kulaklı, diğeri emekli bir Dünya öğretmeni olan komşular; çaylarını yudumlayıp kolonideki yeni metro inşaatının trafiği nasıl felç ettiğinden şikayet etmeye başladılar. Evren uçsuz bucaksız olabilirdi ama iyi bir komşunun ve birlikte içilen bir bardak çayın yerini hiçbir galaksi tutamazdı.